

Sherlock — 3. Sezon Bölüm 2
Kelimeler ve anlamları
1188 kelime
Seviye
bilgisiz
Sahnedebir konu hakkında bilgi sahibi olmayan
He is ignorant of the rules
Kurallar hakkında bilgisiz
fikrini belirtmek
Sahnedebir düşünceyi ifade etmek
She says it is a good idea
O bunun iyi bir fikir olduğunu söylüyor
dile getirmek
Sahnedesözle veya yazıyla aktarmak
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
göstermek
Sahnedebilgi veya rakam belirtmek
The sign says stop
Tabela durmayı gösteriyor
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
son an
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesinden önceki mümkün olan en son zaman
He changed his mind at the eleventh hour
Fikrini son anda değiştirdi
saçma
Sahnedemantıksız veya saçma
That is a ridiculous idea
Bu saçma bir fikir
akıl almaz
aşırı derecede saçma veya mantıksız
The price is ridiculous
Fiyat akıl almaz
gülünç
çok saçma veya komik
You look ridiculous in that hat
O şapkayla gülünç görünüyorsun
saçma
çok aptalca veya mantıksız olan
Your idea is completely ridiculous
Senin fikrin tamamen saçma
sarılmak
Sahnedebirine sevgiyle sıkıca sarılmak
I want to cuddle with you
Sana sarılmak istiyorum
kucaklaşmak
Sahnedeteselli veya sevgi için birini yakın tutmak
The baby cuddled with its mother
Bebek annesine sarıldı
sokulmak
sevgiyle birine iyice yakınlaşmak
The cat likes to cuddle
Kedi sokulmayı sever
her zaman
Sahnedeher zaman, her seferinde
I always wake up early
Her zaman erken uyanırım
düzen
Sahnedeşeylerin yerleştirilme veya birbirini takip etme şekli
Put the books in alphabetical order
Kitapları alfabetik sıraya koy
emir
Sahnedebir şeyi yapılması için verilen talimat
The captain gave a strict order
Kaptan kesin bir emir verdi
tarikat
aynı dini kurallara bağlı topluluk
He joined a religious order
Dini bir tarikata katıldı
sipariş etmek
bir restoranda yemek ya da içecek istemek
I want to order a pizza
Bir pizza sipariş etmek istiyorum
yığın
Sahnedeüst üste yığılmış çok sayıda şey
There is a heap of clothes on the bed
Yatağın üzerinde bir kıyafet yığını var
sabitlik
Sahnedeaynı kalma durumu
The constancy of the signal is important
Sinyalin sabitliği önemlidir
bıçak
Sahnedebir şeyleri kesmek için kullanılan keskin araç
He sharpened his knife before cutting the rope
İpi kesmeden önce bıçağını biledi
bıçak
Sahnedekesmek için keskin kenarı olan bir alet
I use a knife to cut bread
Ekmek kesmek için bir bıçak kullanırım
bıçaklamak
birine kesici aletle saldırmak
He was afraid that someone would knife him
Birinin onu bıçaklamasından korkuyordu
bıçak
kesme işlerinde kullanılan keskin alet
Use a knife to cut the apple
Elmayı kesmek için bir bıçak kullan
kutlama
Sahnedemutlu bir olayı anmak için düzenlenen özel etkinlik
We had a celebration for her birthday
Doğum günü için bir kutlama yaptık
kutlama
mutluluğu göstermek için yapılan özel etkinlik
We had a celebration for his birthday
Doğum günü için bir kutlama yaptık
kutlama
özel bir durumu anmak için düzenlenen sosyal etkinlik
They held a big celebration for his birthday
Doğum günü için büyük bir kutlama yaptılar
uzun
Sahnedesüresi fazla olan
The meeting was long
Toplantı uzundu
arzulamak
bir şeyi çok istemek
I long to see you
Seni görmeyi çok arzuluyorum
uzun
bir uçtan diğer uca mesafesi fazla olan
The snake is very long
Yılan çok uzun
uzun süre
fazla miktarda
We did not wait long
Uzun süre beklemedik
geçit töreninde
Sahnedehalkın önünde askeri veya resmi geçiş yaparken
The soldiers were on parade today
Askerler bugün geçit törenindeydi
düzeni değiştirmek
Sahnedemevcut durumu önemli ölçüde değiştirmek
We need to shake things up
Bir şeyleri değiştirmemiz gerekiyor
kılıf
Sahnedeeşyaları saklamak veya taşımak için kullanılan kutu veya çanta
He put the phone in its case
Telefonu kılıfına koydu
durum
Sahnedebelirli bir durum veya örnek
This is a special case
Bu özel bir durum
vaka
Sahnedepolisin araştırdığı olay
The police are working on the case
Polis vaka üzerinde çalışıyor
yetim veya öksüz
Sahnedeanne ve babası ölmüş çocuk
He became an orphan at a young age
Genç yaşta yetim kaldı
yetim veya öksüz bırakmak
birini bakımsız veya desteksiz bırakmak
The war orphaned many children
Savaş birçok çocuğu yetim bıraktı
yetim bırakmak
bir çocuğu anne ve babasız bırakmak
The war orphaned many children
Savaş birçok çocuğu yetim bıraktı
emin
Sahnedeşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
elbette
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
tamam
bir öneriyi veya fikri onaylamak için kullanılan ifade
We can meet later. Sure.
Daha sonra buluşabiliriz. Tamam.
anlam bulmak
Sahnedehayata bir amaç katan şeyde anlam aramak
She lives for her work
O çalışmasında anlam buluyor
sürmek
bir süre daha var olmaya devam etmek
His music will live for many years
Onun müziği uzun yıllar sürecek
uğruna yaşamak
bir şeye diğer her şeyden daha fazla önem vermek
He lives for his children
O çocukları uğruna yaşıyor
çok sevmek
bir şeyi onu sevdiğin için yapmak
She lives for the weekend
O hafta sonunu çok seviyor
merkez
Sahnedebir şeyin tam orta noktası veya kısmı
They met in the centre of the town
Şehrin merkezinde buluştular
merkez
belirli bir faaliyet için kullanılan bina veya yer
The shopping centre is open
Alışveriş merkezi açık
iyi
Sahnedeyüksek kalitede veya tatmin edici
This is a good book
Bu iyi bir kitap
mal
alınıp satılan ürünler
These are luxury goods
Bunlar lüks mallardır
epey
bir miktarı veya dereceyi vurgulayan söz
It took a good ten minutes
Epey bir on dakika sürdü
özellik
Sahnedebir şeyin ayırt edici niteliği
This car has a safety feature
Bu arabanın bir güvenlik özelliği var
özel yazı
gazete veya dergideki özel haber
The magazine has a feature on art
Derginin sanat üzerine özel bir yazısı var
uzun metrajlı film
sinemada gösterilen tam uzunlukta film
The feature begins at 8 PM
Uzun metrajlı film saat 20.00'de başlıyor
yer vermek
bir performansta öne çıkarmak
The movie features a great actor
Film harika bir oyuncuya yer veriyor
bahçıvan
Sahnedebahçeyle ilgilenen kişi
The gardener waters the plants every day
Bahçıvan her gün bitkileri sular
bahçıvan
bahçe işleriyle uğraşan kimse
The gardener is watering the flowers
Bahçıvan çiçekleri suluyor
Bahçıvan
bahçede çalışan kişi
The gardener waters the flowers every day
Bahçıvan her gün çiçekleri sular
yerine
Sahnedebir şeyin yerine başka bir şey geçmesi
I drank tea instead of coffee
Kahve yerine çay içtim
yerine
bir şeyin yerine başka birini veya bir şeyi tercih etmek
I drank water instead of coffee
Kahve yerine su içtim
yerine
bir şeyden ziyade başka bir şey
You should study instead of sleeping
Uyumak yerine ders çalışmalısın
yerini almak
bir şeyin yerine geçmek
I used butter instead of oil
Yağ yerine tereyağı kullandım
yerine
bir şeyin yerine başkasını koymak
I drank tea instead of coffee
Kahve yerine çay içtim
tırmalayıcı
Sahnedekulağı rahatsız eden ses
Her voice is very grating
Sesi çok tırmalayıcı
rendeleme
yiyeceği küçük parçalara ayırmak için pürüzlü bir yüzeye sürtme
I am grating cheese for the pasta
Makarna için peynir rendeliyorum
yapmak
Sahnedebir aktiviteyle meşgul olmak
What did you get up to last night
Dün gece neler yaptın
işler karıştırmak
genellikle gizli veya kötü bir şeyler yapmak
What have you been getting up to lately
Son zamanlarda ne işler karıştırıyorsun
varmak
belirli bir sayıya veya seviyeye ulaşmak
We got up to page fifty
Ellinci sayfaya kadar geldik
varmak
bir yere ulaşmak
We will get up to London by noon
Öğlene kadar Londra'ya varacağız
özel
Sahnedesıradan olmayan durum
Today is a special day
Bugün özel bir gün
özel
sınırlı süreliğine sunulan ürün veya hizmet
The lunch special is very cheap
Öğle yemeği menüsü çok ucuz
özel ikram
zevk veren bir şey
Getting ice cream was a special treat
Dondurma yemek özel bir ikramdı
özel
alışılmış olandan farklı
Today is a very special day
Bugün çok özel bir gün
tema
Sahnedebir eserdeki ana konu veya fikir
The theme of the movie is love
Filmin teması aşk
tema
bir eserdeki ana konu veya fikir
The theme of the book is love
Kitabın teması aşk
tema
bir tartışma veya etkinliğin ana konusu
The theme of the conference is climate change
Konferansın teması iklim değişikliğidir
tema
bir müzik eserinin ana melodisi
The movie has a catchy musical theme
Filmin akılda kalıcı bir müzik teması var
tahmin etmek
Sahnedebir şeyin miktarını veya değerini yaklaşık olarak hesaplamak
Can you estimate how long it will take
Ne kadar süreceğini tahmin edebilir misin
tahmin
kaba bir hesaplama veya yargı
This is just a rough estimate
Bu sadece kaba bir tahmin
tahmin etmek
bir miktarı veya değeri yaklaşık olarak hesaplamak
I estimate the cost will be fifty dollars
Maliyetin elli dolar olacağını tahmin ediyorum
fiziksel olarak
Sahnedebedenle ilgili olarak
He is physically strong
O fiziksel olarak güçlüdür
utandırmak
Sahnedebirini utangaç veya rahatsız hissettirmek
Don't embarrass me
Beni utandırma
utanmak
utangaç veya rahatsız hissetmek
I felt embarrassed
Utandım
utandırmak
birini mahcup etmek veya kendini kötü hissettirmek
Don't embarrass me in front of my friends
Arkadaşlarımın önünde beni utandırma
belki
Sahnedebir şeyin doğru olabileceğini belirtmek için kullanılır
This is possibly the best way
Bu muhtemelen en iyi yol
görevler
Sahnedeyapılması gereken şeyler
I have many duties at work
İşte birçok görevim var
damat
Sahnedeevlenen erkek
The groom looked very happy
Damat çok mutlu görünüyordu
bakım yapmak
bir kişiyi veya hayvanı temiz ve düzenli hale getirmek
She groomed her horse
Atının bakımını yaptı
yetiştirmek
birini bir görev veya iş için hazırlamak
The manager is grooming her for the position
Müdür onu pozisyon için yetiştiriyor
damat
evlenmekte olan erkek
The groom wore a black suit
Damat siyah bir takım elbise giydi
aramak
Sahnedebir şeyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
aramak
bir şeyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
beklemek
bir şeyin olacağını ummak ya da tahmin etmek
You are looking for trouble
Bela arıyorsun
aramak
kayıp bir şeyi ya da kişiyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
aramak
bir şeyi bulmaya veya elde etmeye çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
hileci
Sahnedeavantaj elde etmek için dürüst olmayan davranışlarda bulunan kimse
He is a known cheat
O bilinen bir hilecidir
hile yapmak
avantaj sağlamak amacıyla dürüst olmayan bir şekilde davranmak
Do not cheat on the exam
Sınavda hile yapma
kurtulmak
kötü bir durumdan kaçınmak
He managed to cheat death
Ölümden kurtulmayı başardı
aldatmak
ilişki içindeyken başkasıyla gizli romantik veya cinsel ilişki kurmak
He cheated on his wife
O karısını aldattı
çözmek
Sahnedebir şeyin cevabını bulmak
I can solve this puzzle
Bu bulmacayı çözebilirim
çözmek
Sahnedebir sorunun cevabını bulmak
I can solve this math problem
Bu matematik problemini çözebilirim
çözmek
bir soruna çözüm bulmak
They solved the problem
Sorunu çözdüler
çözmek
bir sorunun cevabını bulmak
She can solve this puzzle
Bu bulmacayı çözebilir
dikkatini dağıtmak
Sahnedebirinin dikkatini başka yöne çekmek
Don't distract me while I am working
Ben çalışırken dikkatimi dağıtma
müşteri
Sahnedebir hizmet için ödeme yapan kişi
The lawyer met with his client
Avukat müşterisiyle buluştu
hadi
Sahnedebirini bir şeyi yapmaya teşvik etmek
Come on, you can do it
Hadi, yapabilirsin
üstüne gitmek
çok baskıcı veya aşırı davranmak
Don't come on so strong
Çok üstüme gelme
hadi canım
inanmamayı veya karşı çıkmayı ifade etmek
Come on, that is not true
Hadi canım, bu doğru değil
hadi ama
öfke veya hayal kırıklığını ifade eden söz
Come on, stop wasting my time
Hadi ama, zamanımı boşa harcamayı bırak
kur
birini cezbetmek için yapılan hamle
She gave him a come-on to start a conversation
Sohbet başlatmak için ona kur yaptı
belirmek
görünmeye veya olmaya başlamak
A smile came on his face
Yüzünde bir gülümseme belirdi
yaklaşmak
bir şeye doğru veya daha yakınına hareket etmek
He came on toward the house
Eve doğru yaklaştı
katılmak
bir etkinlikte veya faaliyette yer almak
Do you want to come on the trip with us
Bizimle geziye katılmak ister misin
haydi
birine acele etmesini veya daha fazla çaba göstermesini söylemek için kullanılır
Come on we are going to be late
Haydi geç kalacağız
hadi
birini acele etmeye veya denemeye teşvik etmek
Come on we will be late
Hadi geç kalacağız
arkadaşlık
Sahnedearkadaşla veya refakatle birlikte olma durumu
Dogs provide great companionship
Köpekler harika bir arkadaşlık sunar
niyetinde olmak
Sahnedene yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
gitmek
Sahnedebir yere varmak veya bir etkinliğe katılmak
We go to school every morning
Her sabah okula gideriz
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
ilk tercih
birinin en sık kullandığı veya seçtiği şey ya da kişi
Pizza is my go-to meal on Fridays
Pizza cumaları ilk tercihim olan yemektir
gitmek
bir yere veya kişiye ulaşmak
The letter goes to the manager
Mektup müdüre gidiyor
gitmek
bir okulda öğrenci olmak
She goes to university in London
O Londra'da üniversiteye gidiyor
yönelmek
bir yerin doğrultusunda hareket etmek
The road goes to the city center
Yol şehir merkezine yöneliyor
uğramak
bir yeri ziyaret etmek
I will go to the library today
Bugün kütüphaneye uğrayacağım
gitmek
belirli bir yere doğru hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
gitmek
birine ulaşmak ya da teslim edilmek
This award will go to the best student
Bu ödül en iyi öğrenciye gidecek
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
He finally came to the city
Sonunda şehre vardı
farkına varmak
bir şeyi yavaşça anlamak
I slowly came to realize the truth
Yavaş yavaş gerçeğin farkına vardım
varmak
belirli bir sonuca veya duruma ulaşmak
They finally came to an agreement
Sonunda bir anlaşmaya vardılar
kanaatine varmak
bir kişi ya da durum hakkında belirli bir görüşe sahip olmak
I have come to believe that he is honest
Onun dürüst olduğu kanaatine vardım
değinmek
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
We will come to that topic later
O konuya sonra değineceğiz
gelmek
belirli bir yere ulaşmak
Please come to my office
Lütfen ofisime gel
ziyaret etmek
birinin yanına gidip vakit geçirmek
Please come to see me
Lütfen beni ziyarete gel
kendine gelmek
baygınlıktan sonra tekrar bilincini kazanmak
He came to after the accident
Kazadan sonra kendine geldi
başlamak
bir şeyi yapmaya girişmek
I come to like this song
Bu şarkıyı sevmeye başlıyorum
varmak
bir yere ulaşmak
We will come to the city soon
Şehre yakında varacağız
ilgili olmak
bir konu hakkında olmak
When it comes to cooking he is an expert
Yemek pişirmek söz konusu olduğunda o bir uzmandır
gelmek
bir noktaya veya duruma ulaşmak
We have come to a difficult decision
Zor bir karara geldik
ayılmak
tekrar bilinci yerine gelmek
The patient started to come to after the surgery
Hasta ameliyattan sonra ayılmaya başladı
kendine gelmek
baygınlıktan sonra bilincin geri dönmesi
She finally came to after the accident
Kazadan sonra nihayet kendine geldi
sonuçlanmak
belirli bir duruma yol açmak
The total bill came to fifty dollars
Toplam fatura elli dolar ile sonuçlandı
uğramak
birini görmek için bir yere gitmek
Please come to my house this evening
Lütfen bu akşam evime uğra
aklına gelmek
bir fikrin veya düşüncenin zihinde belirmesi
The idea came to me suddenly
Fikir aniden aklıma geldi
başvurmak
yardım veya destek için birine gitmek
You can come to me for help
Yardım için bana başvurabilirsin
varmak
belirli bir duruma ulaşmak
The situation has come to an end
Durum sona erdi
eskiden yapmak
Sahnedegeçmişte düzenli olarak yapılan ama artık yapılmayan eylemler için kullanılır
I used to swim every day
Eskiden her gün yüzerdim
alışkın
Sahnedebir durumu önceden deneyimlediği için ona aşina olma
I am used to the cold weather
Soğuk havaya alışkınım
daha önce
Sahnedeşimdiden daha önceki bir zamanda
I finished the work earlier today
İşi bugün daha önce bitirdim
daha erken
beklenenden önce gerçekleşen veya gelen
The plane arrived earlier than expected
Uçak beklenenden daha erken vardı
daha önce
belirli bir zamandan önce gerçekleşen
We arrived earlier than our friends
Arkadaşlarımızdan daha önce geldik
sözü getirmek
Sahnedebir konuşmada konuyu başka bir noktaya taşımak
The conversation led on to the topic of work
Sohbet iş konusuna geldi
ayrı
Sahnedediğerlerinden farklı veya birleşmemiş olan
They have separate rooms
Onların ayrı odaları var
ayırmak
nesneleri birbirinden uzaklaştırmak
Please separate the red and white clothes
Lütfen kırmızı ve beyaz kıyafetleri ayırın
ayrılmak
romantik veya evlilik ilişkisini sonlandırmak
They decided to separate last year
Geçen yıl ayrılmaya karar verdiler
ayırmak
birbirine bağlı olan şeyleri birbirinden uzaklaştırmak
You should separate the red socks from the white ones
Kırmızı çorapları beyazlardan ayırmalısın
ek
Sahnedeeklenmiş veya fazladan olan
Do you need additional time?
Ek süreye ihtiyacınız var mı?
zorunda olmak
Sahnedebir şeyi yapmak gerekmek
I have got to leave now
Şimdi gitmek zorundayım
varmak
bir yere ulaşmak
I got to school late
Okula geç vardım
fırsat bulmak
bir şey yapma şansı elde etmek
I got to see the concert
Konseri görme fırsatı buldum
etkilemek
birinin duygularını etkilemek
His words really got to me
Söyledikleri beni gerçekten etkiledi
zorunda olmak
bir şeyi yapmak gerektiğini ifade eder
I have got to go home now
Şimdi eve gitmek zorundayım
tahammül etmek
Sahnedehoş olmayan bir durumu kabul edebilmek
I can stand the noise
Gürültüye tahammül edebiliyorum
durumda olmak
Sahnedebelirli bir konumda veya durumda bulunmak
How do things stand now
Şu an durumlar nasıl
dik durmak
vücudun dik olacak şekilde ayaklarının üzerinde bulunmak
She stood straight to show respect
Saygı göstermek için dik durdu
destek
bir şeyi tutmak için kullanılan yapı
The camera is on a stand
Kamera bir desteğin üzerinde
silahlandırmak
Sahnedesilah veya araç gereç sağlamak
The soldiers were armed
Askerler silahlandırıldı
kol
omuzdan ele kadar olan vücut bölümü
My arm hurts
Kolum ağrıyor
silah
savaşta kullanılan ateşli veya kesici araç
He had to drop his arm
Silahını bırakmak zorunda kaldı
kol
büyük bir organizasyonun belirli bir iş alanıyla ilgilenen bölümü
This is the research arm of the company
Bu şirketin araştırma koludur
seçenek
Sahnedeen uygun veya yararlı olan tercih
Taking the train is your best bet
Trene binmek en iyi seçeneğin
bahse girmek
bir şeyden çok emin olmak
I bet he is late
Bahse girerim geç kalmıştır
bahis oynamak
bir oyun veya yarış için para riske atmak
He bet on the red car
Kırmızı arabaya bahis oynadı
bahse girmek
bir şeyin doğru olacağına dair iddiaya girmek
I bet he will arrive late
Onun geç geleceğine bahse girerim
ölüm saati böceği
Sahnedeahşaba zarar veren küçük bir böcek türü
The deathwatch beetle damaged the wooden beam
Ölüm saati böceği ahşap kirişe zarar verdi
zamanında
Sahnedeplanlanan zamanda gerçekleşen
The train arrived on schedule
Tren zamanında vardı
zamanında
planlanan zamanda gerçekleşen
The train arrived on schedule
Tren zamanında geldi
öyle bir şey
Sahnedeadını tam olarak hatırlayamadığınız bir şeyi belirtmek için kullanılan ifade
I need to buy something or other for dinner
Akşam yemeği için öyle bir şey almam lazım
vay
Sahnedeşaşkınlık veya hayranlık belirten ünlem
Whoa, look at that!
Vay, şuna bak!
denizci
Sahnedegemide veya teknede çalışan kişi
He is a brave sailor
O cesur bir denizcidir
denizci
gemide çalışan kimse
The sailor works on a large ship
Denizci büyük bir gemide çalışıyor
trajik
Sahnedeçok üzücü ve genellikle ölüm veya acı içeren
The accident was a tragic event
Kaza trajik bir olaydı
trajik
büyük üzüntüye yol açan
It was a tragic accident
Trajik bir kazaydı
kendi adına konuşmak
Sahnedebir şeyin niteliklerini veya karakterini ortaya koymak
The results speak for themselves
Sonuçlar kendi adına konuşuyor
talep etmek
bir şeyi kendisi için ayırmasını istemek
I want to speak for that room
O odayı kendim için ayırmak istiyorum
ayrılmış
başkası tarafından önceden alınmış veya rezerve edilmiş
This seat is already spoken for
Bu koltuk çoktan ayrılmış
ilişkisi olmak
biriyle romantik bir birliktelik içinde bulunmak
He is spoken for and not available
Onun bir ilişkisi var ve müsait değil
anlamına gelmek
Sahnedebelirli bir anlama sahip olmak
What does this word mean
Bu kelime ne anlama geliyor
niyetlenmek
Sahnedebir şey yapmayı planlamak veya istemek
I meant to call you earlier
Seni daha önce aramaya niyetlenmiştim
araç
bir şeyi yapma yolu
This is a means of communication
Bu bir iletişim aracıdır
kaba
nazik olmayan veya zalim
He is very mean to me
Bana karşı çok kaba
demek istemek
konuşurken bir şeyi açıklamak için kullanılan ifade
I mean to say that we are late
Geç kaldığımızı demek istiyorum
müthiş
çok iyi veya yetenekli
She plays a mean tennis match
O müthiş bir tenis maçı çıkarıyor
yani
konuşurken duraksamak veya açıklık getirmek için kullanılan söz
I mean it is not raining today
Yani bugün yağmur yağmıyor
anlamına gelmek
bir şeyin ne olduğunu belirtmek
A red light means stop
Kırmızı ışık dur anlamına gelir
yöntem
bir işi yapmanın yolu
They used a simple mean to fix it
Bunu düzeltmek için basit bir yöntem kullandılar
temsil etmek
bir fikri ifade etmek veya göstermek
The flag means our country
Bayrak ülkemizi temsil eder
tarif etmek
Sahnedebir şeyin nasıl olduğunu anlatmak
Can you describe your house?
Evini tarif edebilir misin?
tarif etmek
birinin veya bir şeyin nasıl olduğunu anlatmak
Can you describe him
Onu tarif edebilir misin
tarif etmek
bir şeyin neye benzediğini söylemek
Can you describe your house
Evini tarif edebilir misin
betimlemek
bir şeyi ayrıntılarıyla anlatmak
The author describes the scene well
Yazar manzarayı güzel betimliyor
başarmak
Sahnedebir şeyi başarıyla tamamlamak
I want to accomplish my goals
Hedeflerimi başarmak istiyorum
an
Sahnedeçok kısa bir zaman dilimi
I will be there in a moment
Bir an içinde orada olacağım
idare etmek
Sahnedeeldeki imkanlarla yetinmek
We will make do with what we have
Elimizdekilerle idare edeceğiz
son
Sahnedediğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
geçen
Sahnedeşimdiki zamandan hemen önce gelen
I saw him last night
Onu geçen gece gördüm
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
sürmek
bir süre devam etmek
The meeting will last one hour
Toplantı bir saat sürecek
sağlamak
Sahnedebirinin ihtiyacı olan bir şeyi vermek
The company provides free food
Şirket ücretsiz yemek sağlıyor
sağlamak
ihtiyaç duyulan bir şeyi vermek
The company provides free water
Şirket ücretsiz su sağlıyor
şartıyla
bir durumun gerçekleşmesi için gereken koşulu belirtir
You can go out provided you finish your homework
Ödevini bitirmen şartıyla dışarı çıkabilirsin
sağlamak
ihtiyaç duyulan bir şeyi vermek veya sunmak
The hotel provides free breakfast
Otel ücretsiz kahvaltı sağlıyor
gönüllü olmak
Sahnedebir şeyi ücret almadan yapmayı teklif etmek
I will volunteer to help
Yardım etmek için gönüllü olacağım
gönüllü
ücret almadan çalışan kişi
He is a volunteer
O bir gönüllüdür
gizlice takip etmek
Sahnedebirini gizlice veya takıntılı bir şekilde takip etmek
He began to stalk her
Onu gizlice takip etmeye başladı
sap
bir bitkinin ana gövdesi
The celery stalk is green
Kereviz sapı yeşildir
takip etmek
birini gizlice izlemek
He stalked his target through the park
Hedefini park boyunca gizlice takip etti
bestelemek
Sahnedebir sanat eseri veya müzik parçası üretmek
She is composing a song
O bir şarkı besteliyor
oluşturmak
bir şeyin temel parçalarını meydana getirmek
Different gases are composing the atmosphere
Farklı gazlar atmosferi oluşturuyor
peçete
Sahnedeyemek yerken ağzı silmek için kullanılan kumaş veya kağıt parçası
She used a serviette to wipe her mouth
Ağzını silmek için bir peçete kullandı
değiştirmek
Sahnedebir şeyi farklı hale getirmek
He is changing the plan
Planı değiştiriyor
kıyafet değiştirme
kıyafetleri çıkarıp yenilerini giyme eylemi
He is changing his clothes now
O şu an kıyafetlerini değiştiriyor
almak
Sahnedebir şeye sahip olmak
I am getting a gift
Bir hediye alıyorum
olmak
belirli bir duruma girmeye başlamak
It is getting late
Geç oluyor
çıkma
bir yerden dışarıya doğru gitme
He is getting out of the car
O arabadan çıkıyor
yaptırmak
bir şeyin gerçekleşmesini sağlamak
I will get him to help
Ona yardım ettireceğim
elde etmek
bir şeyi almak veya kazanmak
I am getting a new phone
Yeni bir telefon alıyorum
özel
Sahnedebelirli bir kişiye ait olan
This is a personal matter
Bu özel bir mesele
şahsi
Sahnedebelirli bir kişiyle ilgili olan
I have a personal opinion
Şahsi bir fikrim var
kişisel
birinin karakterine yönelik ve kırıcı olan
His comments were too personal
Yorumları çok kişiseldi
de değil
Sahnedeolumsuz bir ifadenin başkası için de geçerli olduğunu belirtir
I don't like it. Neither do I
Sevmiyorum. Ben de sevmiyorum
ikisi de değil
Sahnedeiki durumdan hiçbiri
The box is neither big nor small
Kutu ne büyük ne de küçük
hiçbiri
iki seçenekten hiçbirini değil
Neither book is good
İki kitap da iyi değil
hiçbiri
iki kişiden veya şeyden hiçbiri
Neither of the students is here
Öğrencilerin hiçbiri burada
suçla ilgili
Sahnedesuçla veya yasalara aykırı olan
Criminal activities are illegal
Suç faaliyetleri yasa dışıdır
suçlu
Sahnedesuç işleyen kişi
The police caught the criminal
Polis suçluyu yakaladı
suçlu
bir suç işleyen kimse
The criminal was arrested
Suçlu tutuklandı
işe gidip gelmek
Sahnedeev ile iş arasında düzenli olarak seyahat etmek
It takes an hour to commute to work
İşe gidip gelmem bir saat sürüyor
hafifletmek
bir suç için verilen cezayı azaltmak veya değiştirmek
The governor decided to commute the sentence
Vali cezayı hafifletmeye karar verdi
hafifletmek
bir cezanın şiddetini azaltmak
The governor decided to commute the sentence
Vali cezayı hafifletmeye karar verdi
işe gidiş geliş
ev ile iş arasındaki düzenli yolculuk
My daily commute takes one hour.
Günlük işe gidiş geliş yolculuğum bir saat sürüyor.
katılımcı
Sahnedebir etkinliğe katılan kişi
There are ten participants in the meeting
Toplantıda on katılımcı var
toplum
Sahnedebirlikte yaşayan insan grubu
We live in a multicultural society
Çok kültürlü bir toplumda yaşıyoruz
dernek
ortak ilgi veya hedefleri olan insan grubu
She is a member of a historical society
O bir tarih derneğinin üyesi
topluluk
ortak ilgi alanlarına sahip insan grubu
He is a member of a historical society
O bir tarih topluluğunun üyesi
birlikte yaşamak
Sahnedebiriyle aynı evde yaşamak
They live together in a small apartment
Küçük bir dairede birlikte yaşıyorlar
aynı evde yaşamak
iki veya daha fazla kişinin aynı konutu paylaşması
They live together in a small house
Onlar küçük bir evde aynı evde yaşıyorlar
sade
Sahnedesüslemesi olmayan
She wore a plain white dress
Sade beyaz bir elbise giydi
ova
geniş ve ağaçsız düzlük
The cattle graze on the plain
Sığırlar ovada otluyor
açık
herkesin kolayca anlayabileceği şekilde
It is plain to see that she is happy
Mutlu olduğu çok açık
tamamen
bütünüyle veya kesinlikle
That was plain wrong
Bu tamamen yanlıştı
yine de
Sahnedeher durumda
It's raining, but I'll go anyway
Yağmur yağıyor ama yine de gideceğim
neyse
konuyu değiştirmek veya bir duraksamadan sonra devam etmek için kullanılan söz
Anyway let us continue with the lesson
Neyse derse devam edelim