

Stranger Things — 3. Sezon Bölüm 2
Kelimeler ve anlamları
525 kelime
Seviye
şişe
Sahnedesıvılar için kullanılan cam veya plastik kap
The water is in the bottle
Su şişenin içinde
şişelemek
bir şeyi şişenin içine koymak
They bottle the wine
Şarabı şişeliyorlar
doğru
Sahnedehaklı veya gerçek olan
Your answer is correct
Cevabın doğru
düzeltmek
Sahnedebir şeyi doğru hale getirmek
Please correct my mistakes
Lütfen hatalarımı düzeltin
telefonda
Sahnedetelefon aracılığıyla görüşen
She is on the phone right now
O şu anda telefonda
telefonda
telefonla konuşuyor olmak
He is on the phone
O telefonda
telefonda
telefon aracılığıyla konuşuyor olmak
He is on the phone right now
O şu an telefonda
telefonda
telefonla konuşma durumu
She is on the phone with her friend
Arkadaşıyla telefonda konuşuyor
kayıt
Sahnedesonradan kullanılmak üzere saklanan ses veya görüntü
I listened to the recording
Kaydı dinledim
kayıt
ses veya görüntü gibi verilerin daha sonra kullanılmak üzere saklanması
Please listen to this recording carefully
Lütfen bu kaydı dikkatlice dinleyin
plak
müzik veya ses depolayan düz disk
This is an old vinyl recording
Bu eski bir plak kaydı
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anlayıp anlamadığını kontrol etmek veya duraksamak için kullanılır
It is a bit expensive, you know
Biraz pahalı, biliyorsun
hani
konuşurken dikkat çekmek veya düşünürken kullanılan bir ifade
You know, I am not sure about this
Hani, bu konuda emin değilim
bilmek
bir şey hakkında bilgi sahibi olmak
Do you know the answer
Cevabı biliyor musun
ölmek
Sahnedeyaşamın kalıcı olarak sona ermesi
Everyone will die one day
Herkes bir gün ölecek
zar
oyunlarda kullanılan üzerinde sayılar olan küçük küp
Roll the die
Zarı at
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am dying for a coffee
Bir kahve için can atıyorum
ölmek üzere
ölüme çok yakın olmak
The plant is going to die soon
Bitki yakında ölmek üzere
çok istemek
bir şeyi yapmayı çok arzulamak
I am dying to see the show
Gösteriyi görmeyi çok istiyorum
tecrübesiz kişi
belirli bir aktiviteyi daha önce hiç yapmamış kimse
He is still a die here
O burada hala tecrübesiz biri
ölmek
yaşamın sona ermesi
The old tree died yesterday
Yaşlı ağaç dün öldü
bozulmak
çalışmayı veya işlemeyi bırakmak
My laptop died suddenly
Dizüstü bilgisayarım aniden bozuldu
ölmek
canlılığın sona ermesi
All living things will eventually die
Tüm canlılar sonunda ölecek
ciddiyetle
Sahnedeiçtenlikle veya ciddi bir tavırla
He spoke seriously about his future
Geleceği hakkında ciddiyetle konuştu
ciddi bir şekilde
çok ağır veya aşırı bir durumda
He was seriously injured in the accident
Kazada ciddi bir şekilde yaralandı
ciddiyetle
içten ve ciddi bir biçimde
He spoke seriously about his future
Geleceği hakkında ciddiyetle konuştu
emir
Sahnedebir şeyi yapılması için verilen talimat
The captain gave a strict order
Kaptan kesin bir emir verdi
düzen
şeylerin yerleştirilme veya birbirini takip etme şekli
Put the books in alphabetical order
Kitapları alfabetik sıraya koy
tarikat
aynı dini kurallara bağlı topluluk
He joined a religious order
Dini bir tarikata katıldı
sipariş etmek
bir restoranda yemek ya da içecek istemek
I want to order a pizza
Bir pizza sipariş etmek istiyorum
huzurevi
Sahnedeyaşlı insanların bakım gördüğü kurum
He lives in a nursing home
O bir huzurevinde yaşıyor
tamam
Sahnededinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
tamam
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
tamam
onay veya kabullenme belirtmek için kullanılan ifade
All right I will go to the store
Tamam markete gideceğim
iyi
kabul edilebilir veya sorunsuz durum
Everything is all right
Her şey yolunda
çeviri
Sahnedediller arasında kelimeleri değiştirme süreci
The translation is accurate
Çeviri doğru
çeviri
kelimelerin başka bir dile dönüştürülme süreci
This translation is very accurate
Bu çeviri çok doğru
tercüme
metinleri bir dilden diğerine aktarma işi
He works in translation
O tercüme alanında çalışıyor
tarih
Sahnedeayın veya yılın belirli bir günü
What is today's date?
Bugünün tarihi ne?
çıkmak
Sahnedebirisiyle romantik bir amaçla görüşmek
They have been dating for two months
İki aydır çıkıyorlar
hurma
palmiye ağacından yetişen tatlı kahverengi meyve
I like eating dates
Hurma yemeyi severim
bugüne kadar
şimdiki zamana kadar
We have learned a lot to date
Bugüne kadar çok şey öğrendik
bak
Sahnededikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
şimdi
Sahnedeiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
çok
Sahnedeçok yüksek bir derecede
He messed up big time
Çok büyük bir hata yaptı
en üst düzey
çok önemli veya başarılı
He finally made it to the big time
Sonunda en üst düzeye ulaştı
büyük başarı
büyük bir başarı veya ün seviyesi
She finally made it to the big time
Sonunda büyük başarıyı yakaladı
çok
büyük ölçüde veya fazlasıyla
You messed up big time
Bunu çok berbat ettin
çok
büyük bir ölçüde veya derecede
He messed up big time
O işi çok berbat etti
neyse
Sahnedekonuyu değiştirmek veya bir yorum eklemek için kullanılır
Anyways, I must go now
Neyse, artık gitmem lazım
kesinlikle
Sahnedekesin olarak
I will be there for sure
Kesinlikle orada olacağım
kesinlikle
bir teklifi veya durumu onaylamak
I will help you for sure
Sana kesinlikle yardım edeceğim
kesin
bir durum hakkında şüphe duymamak
I know for sure that it is true
Bunun doğru olduğunu kesin olarak biliyorum
karşı
Sahnedebir görüşe veya plana karşı olma durumu
He is against the plan
O bu plana karşı
karşı
Sahnedebir şeye veya birine muhalif olma durumu
He is against the new plan
O yeni plana karşı
dayalı
bir şeye temas eden veya yaslanmış durumda olan
He leaned against the wall
Duvara yaslandı
aykırı
bir duruma veya fikre zıt olan
It is against the rules
Bu kurallara aykırı
artmak
Sahnedebir şeyin miktarının veya sayısının çoğalması
The demand for goods continues to grow
Ürünlere olan talep artmaya devam ediyor
büyümek
yaşça büyümek
Children grow quickly
Çocuklar hızlı büyür
yetiştirmek
bitki veya saç gibi şeylerin gelişmesini sağlamak
They grow tomatoes in the garden
Bahçede domates yetiştiriyorlar
endişelenmek
bir durum karşısında kaygı duymaya başlamak
I began to grow worried about the weather
Hava durumu hakkında endişelenmeye başladım
büyümek
bir duruma gelmek veya gelişmeye başlamak
The plant started to grow
Bitki büyümeye başladı
gerçekten
Sahnedegerçek bir şekilde
I am literally exhausted today
Bugün gerçekten çok yorgunum
tam anlamıyla
kelimesi kelimesine veya tam olarak
I literally read every word of the book
Kitabın her kelimesini tam anlamıyla okudum
mağaza
Sahnedeürünlerin satıldığı yer
I am going to the store
Mağazaya gidiyorum
depolamak
bir şeyi sonra kullanmak için bir yere koymak
Store the grain in the barn
Tahılları ahıra depola
bekleyen
gelecekte olması beklenen
There is a surprise in store for you
Seni bir sürpriz bekliyor
mağaza
eşyaların satıldığı bir yer
I went to the store
Mağazaya gittim
civarında
Sahnedebir yerin yakınındaki alan
Many trees are around the school
Okulun civarında çok ağaç var
yaklaşık
yaklaşık bir miktarı belirtmek için kullanılır
I will arrive around 5 PM
Saat 5 civarında geleceğim
aşina
bir şeyi nasıl kullanacağını veya idare edeceğini bilmek
She knows her way around the office
Ofis konusunda bilgisi var
tersine
bir şeyin yönünü veya sonucunu değiştirmek
We must turn the situation around
Durumu tersine çevirmeliyiz
değiştirmek
Sahnedebir şeyi başka bir hale getirmek
He needs to change his clothes
Kıyafetlerini değiştirmesi gerekiyor
para üstü
Sahnedeödemeden sonra geri alınan miktar
You forgot your change
Para üstünü unuttun
konu değişimi
konuşulan temayı başka bir şeye çevirme
It is time for a change of topic
Konu değişimi zamanı geldi
değişim
bir şeyin başkalaşmasıyla ortaya çıkan yeni durum
There was a big change in the weather
Havada büyük bir değişim oldu
değiştirmek
bir şeyi farklı hale getirmek
I need to change the plan
Planı değiştirmem gerekiyor
değişmek
farklı hale gelmek
The weather is starting to change
Hava değişmeye başlıyor
üstünü değiştirmek
farklı kıyafetler giymek
Please change before we leave
Gitmeden önce lütfen üstünü değiştir
bozuk para
küçük metal para şeklindeki para
I have some change in my pocket
Cebimde biraz bozuk para var
aktarma yapmak
bir araçtan diğerine geçmek
I have to change trains there
Orada tren değiştirmem gerekiyor
değişiklik
yeni bir durum veya farklılık
This is a big change for us
Bu bizim için büyük bir değişiklik
kıyafet değiştirmek
kendine farklı kıyafetler giymek
She went to change for the party
Partiye gitmek için kıyafet değiştirdi
yenisiyle değiştirmek
eski bir eşyayı yenisiyle yenilemek
I need to change the battery
Pili değiştirmem gerekiyor
müzikal
şarkı ve dans içeren oyun veya film
We saw a change at the theater
Tiyatroda bir müzikal izledik
değiştirmek
bir şeyi farklı hale getirmek
Please change the color of the wall
Lütfen duvarın rengini değiştir
dil
Sahnedefikirleri ifade etmek için kullanılan kelime sistemi
I am learning a new language
Yeni bir dil öğreniyorum
dil
konuşurken kullanılan kelimeler
He speaks a foreign language
O yabancı bir dil konuşuyor
tamir etmek
Sahnedebozulan bir şeyi yeniden çalışır hale getirmek
Can you fix my bike?
Bisikletimi tamir edebilir misin?
zor durum
zor veya nahoş bir durum
They are in a real fix
Onlar gerçekten zor bir durumda
hile karıştırmak
bir yarışma veya oylama sonucunu önceden haksız yere belirlemek
They tried to fix the election
Seçime hile karıştırmaya çalıştılar
sabitlemek
bir şeyi belli bir yerde duracak şekilde tutturmak
Please fix the shelf to the wall
Lütfen rafı duvara sabitleyin
umutsuzluk
Sahnedetam bir çaresizlik hissi
She was in despair
Çaresizlik içindeydi
umutsuzluk
hiç umudunun kalmadığı duygu
She looked at him in despair
Ona umutsuzlukla baktı
kukla
Sahnedeel yardımıyla hareket ettirilen insan veya hayvan figürü
The child played with a puppet
Çocuk bir kukla ile oynadı
kukla
iplerle veya ellerle hareket ettirilen insan veya hayvan modeli
The puppet danced on the stage
Kukla sahnede dans etti
kukla gibi kullanmak
birini kendi istekleri doğrultusunda bir kukla gibi yönetmek
The manager puppets his staff
Müdür personelini kukla gibi kullanıyor
doğru
Sahnedegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
tamam
Sahnedeanlaşma veya anlama belirtmek için kullanılır
Right, I will do it
Tamam, yapacağım
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
istemek
Sahnedebir şeyi dilemek veya arzulamak
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
istemek
bir şeyi arzu etmek veya talep etmek
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
aramak
birini bulmaya veya yakalamaya çalışmak
The police want him for robbery
Polis onu soygun nedeniyle arıyor
komplo
Sahnedekötü bir şey yapmak için hazırlanan gizli plan
They discovered the plot against the king
Krallığa karşı kurulan komployu ortaya çıkardılar
arsa
toprağın küçük bir parçası
He bought a small plot of land
Küçük bir arsa satın aldı
olay örgüsü
bir hikayenin ana olayları
The plot of the movie is exciting
Filmin olay örgüsü heyecan verici
dolar
SahnedeABD ve bazı diğer ülkelerin temel para birimi
This book costs ten dollars
Bu kitap on dolar
dolar
ABD ve bazı ülkelerde kullanılan temel para birimi
This book costs ten dollars
Bu kitap on dolar
acil durum
Sahnedederhal müdahale gerektiren ciddi durum
This is an emergency
Bu bir acil durum
acil servis
hastanelerin acil tıbbi bakım sağlayan bölümü
He is in the emergency
O acil serviste
acil durum
beklenmedik ve acil müdahale gerektiren durum
I have a family emergency
Ailevi bir acil durumum var
sürpriz
Sahnedebeklenmedik şekilde gerçekleşen olay
That party was a big surprise
O parti büyük bir sürprizdi
sürpriz
beklenmedik bir durum anında söylenen söz
Surprise! I am here
Sürpriz! Buradayım
sürpriz
beklenmedik şekilde gerçekleşen
It was a surprise visit
Sürpriz bir ziyaretti
şaşırmak
beklenmedik bir durum karşısında hayrete düşmek
I am surprised by the gift
Hediyeye şaşırdım
affedersiniz
Sahnedeözür dilemek veya birinin dikkatini çekmek için kullanılan nazik bir ifade
Excuse me, where is the station?
Affedersiniz, istasyon nerede?
pardon
duyulmayan veya anlaşılmayan bir şeyi tekrar ettirmek için kullanılan ifade
Excuse me could you say that again
Pardon bunu tekrar söyleyebilir misiniz
affedersiniz
birinin dikkatini çekmek veya özür dilemek için kullanılan nazik bir ifade
Excuse me can you help me
Affedersiniz bana yardım edebilir misiniz
pardon
birinin dikkatini çekmek veya özür dilemek için söylenen söz
Excuse me I did not see you
Pardon sizi görmedim
gizli
Sahnedebaşkaları tarafından bilinmeyen
I have a secret plan
Gizli bir planım var
sır
Sahnedebaşkalarına söylemediğiniz bilgi
I have a secret to tell you
Sana söyleyecek bir sırrım var
fikir
Sahnedekişisel görüş veya yargı
What is your opinion?
Senin fikrin nedir?
görüş
bir konu hakkındaki kişisel düşünce veya yargı
What is your opinion on this topic
Bu konu hakkındaki görüşün nedir
buradan gitmek
Sahnedebir yerden ayrılmak
I need to get out of here
Buradan gitmem gerekiyor
buradan gitmek
şu an bulunduğum yerden ayrılmak
I am out of here
Buradan gidiyorum
olduğunda
Sahnedeolduğu zaman veya olur olmaz
Once you finish, we can go
Bitirdiğinde gidebiliriz
bir kez
tek bir sefer
I visited Paris once
Paris'i bir kez ziyaret ettim
bir zamanlar
geçmişte bir zamanda
I once lived here
Bir zamanlar burada yaşadım
derhal
hemen hiç gecikmeden
Do it at once
Bunu derhal yap
tek
Sahnedesadece bir tane olan
I need a single sheet of paper
Tek bir kağıda ihtiyacım var
tek banknot
bir dolarlık kağıt para
He paid with a single
Tek bir banknotla ödeme yaptı
tek vuruş
beyzbolda vurucunun birinci kaleye ulaşmasını sağlayan vuruş
The player hit a single
Oyuncu tek vuruş yaptı
bekar
evli olmayan
He is currently single
O şu anda bekar
tekli
bir albümü tanıtmak için yayınlanan kısa müzik kaydı
They released a new single yesterday
Dün yeni bir tekli yayınladılar
tek
yalnızca bir tane olan
I have a single dollar left
Geriye sadece tek bir dolarım kaldı
geçmek
Sahnedebir taraftan diğer tarafa gitmek
The train passes through the tunnel
Tren tünelden geçer
içinden geçmek
bir yerin bir ucundan diğerine hareket etmek
We will pass through the city tonight
Bu gece şehirden geçeceğiz
bir yerden geçmek
bir alanın içinden ilerleyerek gitmek
They had to pass through the forest
Ormandan geçmek zorunda kaldılar
gururlu
Sahnedebir başkasının başarısıyla mutlu olmak
I am proud of you
Seninle gurur duyuyorum
gururlu
kendi başarılarından tatmin olmak
He is proud of his work
İşiyle gurur duyuyor
gururlu
memnuniyet ve kıvanç gösteren
She has a proud expression
Gururlu bir ifadesi var
gururlu
kendinle veya başkasıyla memnuniyet duyma
I am proud of your success
Başarınla gurur duyuyorum
denemek
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
Sahnedebir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
mahkemede suçlu olup olmadığına karar vermek için delilleri incelemek
They will try the suspect in court
Şüpheliyi mahkemede yargılayacaklar
ıh ıh
Sahnedehayır demenin gayriresmi yolu
Do you want more? Uh uh
Daha ister misin? Ih ıh
hayır
hayır demek için kullanılan ses
He went uh-uh when I offered him some food
Ona yemek teklif ettiğimde hayır anlamında bir ses çıkardı
dışarıda olmak
Sahnedebir yerde bulunmamak
He is out at the moment
Şu an dışarıda
ortaya çıkmak
bilginin veya gerçeğin duyulması
The truth is finally out
Gerçek sonunda ortaya çıktı
modası geçmiş
artık moda olmayan veya stokta bulunmayan
Those wide pants are out
O bol pantolonların modası geçti
dışarıda
kapalı bir mekanın dışında bulunmak
The children are out playing
Çocuklar dışarıda oynuyor
dışarı çıkmak
bulunulan yerden ayrılmak
She is out for dinner
O akşam yemeği için dışarıda
gizlemek
Sahnedebir şeyi örtmek veya saklamak
She tried to mask her sadness
Üzüntüsünü gizlemeye çalıştı
gizlemek
Sahnedebir şeyi örtmek veya saklamak
He tried to mask his nervousness
Sinirini gizlemeye çalıştı
maske
yüzü örtmek için kullanılan araç
He is wearing a mask
O bir maske takıyor
Maske
1994 yapımı Amerikan komedi dram filmi
I really like the movie Mask
Maske filmini gerçekten seviyorum
kalıcı olarak
Sahnedesonsuza dek, hiç değişmeden
The store is permanently closed
Mağaza kalıcı olarak kapandı
neredeyse
Sahnedetam olarak değil ama çok yakın
I almost missed the bus
Neredeyse otobüsü kaçırıyordum
son derece
Sahnedeçok yüksek derecede
It is extremely hot today
Bugün hava son derece sıcak
koşmak
Sahnedeayaklarla hızlıca hareket etmek
She is running to school
Okula koşuyor
seyretmek
belli bir miktarda veya seviyede olmak
The fever is running high
Ateş yüksek seyrediyor
koşmak
ayakları kullanarak hızlıca hareket etmek
I am running to the park
Parka koşuyorum
kaçmak
tehlikeden kurtulmak için hızla uzaklaşmak
He was running from the police
Polisten kaçıyordu
mümkün
Sahnedeyapılabilen veya gerçekleşebilen durum
It is possible to finish the work today
İşi bugün bitirmek mümkün
aday
seçilme ihtimali olan kişi
She is a possible for the role
O bu rol için bir aday
eğlence olsun diye
Sahnedeeğlence veya heyecan için
He did it for kicks
Bunu eğlence olsun diye yaptı
eğlence olsun diye
keyif veya heyecan amacıyla yapılan şeyler
I did it for kicks
Bunu sadece eğlence olsun diye yaptım
tanıdık
Sahnededaha önceden bilinen veya tanınan
Your face looks familiar
Yüzün tanıdık geliyor
tanıdık
bir kişi veya durumu önceden tanıyor olmak
This melody sounds familiar to me
Bu melodi bana tanıdık geliyor
seçim kampanyası
Sahnedebir hedefe ulaşmak için yapılan organize çalışmalar
The candidate started his re-election campaign
Aday seçim kampanyasını başlattı
yeniden seçilme
bir kişinin bir göreve tekrar seçilmesi
He is running for re-election
Yeniden seçilmek için yarışıyor
yeniden seçilme
mevcut bir yetkilinin görevini korumak için girdiği seçim
The president is running for re-election
Başkan yeniden seçilme için yarışıyor
çok
Sahnedeçok sayıda olan
I have many books
Çok kitabım var
inşa etmek
Sahnedeparçaları bir araya getirerek bir şey yapmak
They build a new house
Yeni bir ev inşa ediyorlar
vücut yapısı
bir kişinin vücudunun şekli ve boyutu
He has a strong build
Güçlü bir vücut yapısı var
artmak
bir şeyin zamanla daha büyük veya güçlü hale gelmesi
The excitement began to build
Heyecan artmaya başladı
oluşturmak
zamanla bir şeyi meydana getirmek veya kurmak
We want to build a strong team
Güçlü bir ekip oluşturmak istiyoruz
değil mi
Sahnedekarşıdakinin katılıp katılmadığını sormak için kullanılır
It's hot, huh?
Hava sıcak, değil mi?
ha
Sahnedekafa karışıklığını veya tekrar isteğini belirtir
Huh? Who is that?
Ha? O kim?
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
fırsatı olmak
Sahnedebir şeyi yapma şansı bulmak
You get to meet the director
Yönetmenle tanışma fırsatın var
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
rahatsız etmek
birini kızdırmak veya üzmek
His constant talking really gets to me
Onun sürekli konuşması beni gerçekten rahatsız ediyor
başlamak
bir işe girişmek
We will get to the main topic soon
Ana konuya yakında başlayacağız
varmak
bir yere ulaşmak
We will get to the hotel soon
Otele yakında varacağız
fırsat bulmak
bir şey yapma şansı yakalamak
I get to travel for work
İş için seyahat etme fırsatı buluyorum
şans elde etmek
bir şey yapmak için imkanın olması
You get to meet the director
Yönetmenle tanışma şansı elde ediyorsun
izinli olmak
bir şeyi yapma yetkisine sahip olmak
I get to leave early today
Bugün erken çıkma iznim var
başarmak
bir şeyi yapma imkanı bulmak
We finally get to see the show
Sonunda gösteriyi izlemeyi başardık
zorunda olmak
bir şeyi yapmak durumunda kalmak
I have to get to the airport
Havaalanına gitmek zorundayım
ulaşmak
bir şeyle bağlantı kurabilmek
You can get to the main road from here
Buradan ana yola ulaşabilirsin
etkilemek
birinin duygularını sarsmak veya üzmek
Her bad mood started to get to me
Onun kötü ruh hali beni etkilemeye başladı
zorunda olmak
bir şeyi yapmaya mecbur kalmak
I get to clean my room today
Bugün odamı temizlemek zorundayım
fırsat bulmak
bir şeyi yapmaya izinli olmak
You get to stay up late tonight
Bu gece geç saate kadar ayakta kalmaya iznin var
fırsat yakalamak
bir şeyi yapma şansına sahip olmak
I get to meet the director tomorrow
Yarın yönetmenle tanışma fırsatım olacak
ilişkili olmak
bir şeyle bağlantı kurmak
Does this rule get to our project
Bu kural projemizle ilişkili mi
saçmalık
Sahnedemantıksız veya gerçek olmayan sözler veya fikirler
Stop talking nonsense
Saçmalamayı bırak
gevşek
Sahnedesıkıca tutturulmamış olan
The screw is loose
Vida gevşek
serbest bırakmak
bir şeyi tutmayı bırakıp serbest kalmasına izin vermek
He loosed the dog to run in the park
Parkta koşması için köpeği serbest bıraktı
gevşek
tam olmayan veya dikkatsiz
His definition is a bit loose
Onun tanımı biraz gevşek
gevşek
gergin olmayan rahat hal
He is feeling loose after the yoga class
Yoga dersinden sonra kendini gevşek hissediyor
tamam
Sahnedekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
Sahnedeiyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
Sahnedebir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
oo
Sahnedeşaşkınlık veya haz belirten bir ünlem
Ooh, look at that cake!
Oo, şu pastaya bak!
görmezden gelmek
Sahnedebir şeye dikkat etmemek
Ignore the warning signs
Uyarı işaretlerini görmezden gel
yok saymak
birini veya bir şeyi fark etmemezlikten gelmek
He ignored me at the party
Partide beni yok saydı
dikkate almamak
bir şeye bakmamak veya dinlememek
Just ignore the noise
Sadece gürültüyü dikkate alma
görmezden gelmek
birine veya bir şeye bilerek dikkat etmemek
He ignored my question
Sorumu görmezden geldi
savaş başlığı
Sahnedefüzenin patlayıcı madde taşıyan bölümü
The missile carries a nuclear warhead
Füze nükleer bir savaş başlığı taşıyor
erkek arkadaş
Sahnederomantik bir ilişki içinde olunan erkek
She went to the cinema with her boyfriend
O erkek arkadaşıyla sinemaya gitti
erkek arkadaş
romantik bir ilişki içinde olan erkek
He has a boyfriend
Onun bir erkek arkadaşı var
erkek arkadaş
düzenli romantik ilişki kurulan erkek
My boyfriend is a doctor
Erkek arkadaşım bir doktor
geç
Sahnedezamanında olmayan
I am late for work
İşe geç kaldım
merhum
artık hayatta olmayan
His late father was a doctor
Merhum babası doktordu
son
yakın zamanda gerçekleşen veya yapılan
These are late reports
Bunlar son raporlar
geç
belirlenen zamandan sonra olan
I am late for work
İşe geç kaldım
merak
Sahnedebir şeyi öğrenme veya bilme isteği
Her curiosity led her to travel the world
Merakı onu dünyayı gezmeye itti
ilginç nesne
insanların görmek veya öğrenmek istediği alışılmadık şey
The statue is a curiosity
Heykel ilginç bir nesnedir
tuhaflık
garip veya ilginç olan şey
The shop is full of curiosities
Dükkan tuhaflıklarla dolu
ilginç nesne
alışılmadık veya ilgi çekici olan şey
That old clock is a real curiosity
Bu eski saat gerçekten ilginç bir nesne
çalışmak
Sahnedebir işte maaş karşılığı görev almak
I work at a shop
Bir dükkanda çalışıyorum
üzerinde çalışmak
bir şeyi geliştirmek için çaba sarf etmek
You need to work at your tennis skills
Tenis becerilerin üzerinde çalışman gerekiyor
çalışmak
bir işte uğraşmak veya görev yapmak
She works at a hospital
O bir hastanede çalışıyor
çalışmak
bir şeyin amaçlandığı gibi işlemesi veya işlev görmesi
This machine does not work at high speeds
Bu makine yüksek hızlarda çalışmıyor
çalışmak
bir yerde iş sahibi olmak
I work at a big bank
Büyük bir bankada çalışıyorum
tatmak
Sahnedekalitesini anlamak için az miktarda denemek
Please taste the soup
Lütfen çorbayı tat
tat
bir şeyi yerken veya içerken hissedilen duygu
This cake has a sweet taste
Bu kekin tatlı bir tadı var
zevk
bir şeye karşı kişisel beğeni
We have the same taste in music
Müzik konusunda aynı zevke sahibiz
tat
bir şeyin kısa süreliğine yaşanması
She wanted a taste of success
Başarının tadına bakmak istedi
ilerleme
Sahnedeileriye doğru hareket veya gelişim
She is making progress in her studies
Çalışmalarında ilerleme kaydediyor
ilerlemek
bir hedef doğrultusunda ileri gitmek veya gelişmek
Science continues to progress
Bilim ilerlemeye devam ediyor
ilerleme
ileri doğru hareket veya gelişim
We are making good progress on this project
Bu projede iyi ilerleme kaydediyoruz
yürümek
SahnedeDüzenli adımlarla veya kararlı bir şekilde yürümek
The soldiers march together
Askerler birlikte yürürler
Mart
Yılın on ikinci ayından biri
My birthday is in March
Doğum günüm Mart'ta
protesto yürüyüşü
bir amaç için düzenlenen toplu gösteri
They participated in a protest march
Protesto yürüyüşüne katıldılar
marş
güçlü ve düzenli bir ritmi olan genellikle yürüyüş için kullanılan müzik parçası
They played a loud military march
Yüksek sesli bir askeri marş çaldılar
duygular
Sahnededuygusal durum veya tepki
It is important to express your feelings
Duygularını ifade etmek önemlidir
duygular
deneyimlediğiniz duygular
It is important to share your feelings
Duygularınızı paylaşmanız önemlidir
hadi canım
Sahnedeşaşkınlık veya kızgınlık belirten ünlem
Jeez, that is expensive
Hadi canım, bu çok pahalı
zımbırtı
Sahnedeadını bilmediğiniz veya hatırlayamadığınız nesne
Give me that metal thingy
Şu metal zımbırtıyı bana ver
şey
adını bilmediğimiz veya hatırlayamadığımız nesneler için kullanılan gayriresmi kelime
Can you hand me that thingy
Şu şeyi bana uzatır mısın
elektromanyetik
Sahnedehem elektrik hem de manyetizma ile ilgili
It is an electromagnetic wave
Bu bir elektromanyetik dalgadır
fark etmek
Sahnedebir şeyi anlamak veya farkına varmak
I realized my mistake
Hatamı fark ettim
gerçekleştirmek
bir şeyi gerçek hale getirmek veya hayata geçirmek
She realized her dream
Hayalini gerçekleştirdi
idrak etmek
bir durumun önemini veya gerçekliğini kavramak
He finally realized the truth
Sonunda gerçeği idrak etti
seçim
Sahnedebir şeyi seçme eylemi veya seçilen şey
It was a difficult choice
Zor bir seçimdi
seçkin
çok iyi kalitede olan
We were served choice wine
Bize seçkin bir şarap ikram edildi
seçim
birinin en çok tercih ettiği şey
This blue dress is my choice
Bu mavi elbise benim seçimim
son zamanlardaki
Sahnedekısa bir süre önce gerçekleşmiş olan
This is a recent photo
Bu yeni bir fotoğraf
yeni
kısa bir süre önce gerçekleşmiş veya yapılmış
This is a recent photo
Bu yeni bir fotoğraf
mıknatıs
Sahnededemir veya çeliği çeken nesne
The magnet sticks to the fridge
Mıknatıs buzdolabına yapışır
mıknatıs
demiri çeken metal parçası
I put a magnet on the fridge
Buzdolabına bir mıknatıs koydum
aynen
Sahnedetam olarak anlamında kullanılan argo bir ifade
You got it right exactamundo
Doğru bildin aynen
yardım etmek
Sahnedebirine destek olmak veya yardım sağlamak
Can you help me?
Bana yardım edebilir misin?
yardımcı
başkalarına yardım eden kişi
She is a great help
O harika bir yardımcıdır
kendini tutmak
bir şeyi yapmaktan kendini alıkoymak
I couldn't help laughing
Gülmekten kendimi alamadım
azaltmak
bir şeyi daha az miktarda kullanmak
This habit helps to use less water
Bu alışkanlık daha az su kullanmaya yardımcı olur
formda
Sahnedefiziksel olarak güçlü ve sağlıklı
I exercise to stay in shape
Formda kalmak için egzersiz yapıyorum
şekil
bir şeyin dış hatları veya biçimi
The cloud is in the shape of a heart
Bulut kalp şeklindedir