

Stranger Things — 3. Sezon Bölüm 6
Kelimeler ve anlamları
590 kelime
Seviye
paramparça
Sahnedeçok küçük kırık parçalar
The vase shattered into smithereens
Vazo paramparça oldu
devasa
Sahnedeboyut veya miktar olarak çok büyük
The building is massive
Bina devasa
yok etmek
Sahnedebir şeyi tamir edilemeyecek kadar ağır hasara uğratmak
The storm destroyed the village
Fırtına köyü yok etti
ezip geçmek
bir oyunda veya yarışmada birini çok kolay bir şekilde yenmek
We destroyed the other team in the game
Oyunda diğer takımı ezip geçtik
yok etmek
bir şeyi tekrar kullanılamayacak hale getirmek
The storm destroyed the old house
Fırtına eski evi yok etti
öldürmek
bir canlının yaşamına son vermek
They had to destroy the sick dog
Hasta köpeği öldürmek zorunda kaldılar
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
ahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
yanlış
doğru olmayan bir biçimde
You answered the question wrong
Soruyu yanlış cevapladın
yanlış
doğru olmayan veya düzgün çalışmayan
Something is wrong with my car
Arabamda bir sorun var
düşman
Sahnedesavaştığınız veya rekabet ettiğiniz kişi
They are old enemies
Onlar eski düşmanlar
saat
Sahnede60 dakikaya eşit süre
I will be there in one hour
Bir saat içinde orada olacağım
saat
bir günün yirmi dört parçasından biri
We will leave in one hour
Bir saat içinde ayrılacağız
saat
60 dakikalık zaman dilimi
I will be there in an hour
Bir saat içinde orada olacağım
görmek
Sahnedebir şeyi fark etmek için gözlerini kullanmak
I can see you
Seni görebiliyorum
bak
birinin dikkatini çekmek için kullanılır
See here
Buraya bak
görüşmek
biriyle buluşmak veya ziyaret etmek
I will see you tomorrow
Yarın seninle görüşeceğim
anlamak
bir şeyi kavramak veya fark etmek
I see what you mean
Ne demek istediğini anlıyorum
lanet olsun
Sahnedeöfke veya hayal kırıklığı ifadesi
Damn, I forgot my keys
Lanet olsun, anahtarlarımı unuttum
önemsemek
bir şeyi önemsemek veya değer vermek
I don't give a damn about it
Bunu hiç umurumda değil
lanetlemek
birinin cezayı hak ettiğini söylemek
The priest damned the sinner
Rahip günahkarı lanetledi
çok
büyük bir derecede
It is damn hot today
Bugün hava feci sıcak
teslimat
Sahnedemalların bir kişiye veya yere ulaştırılması
Your delivery is here
Teslimatınız geldi
doğum
bir bebeğin dünyaya getirilmesi süreci
The delivery went smoothly
Doğum sorunsuz geçti
konuşma tarzı
bir kişinin topluluk önünde hitabet şekli
His delivery of the speech was excellent
Onun konuşma tarzı harikaydı
karar
Sahnededüşünerek yapılan seçim
It was a difficult decision
Zor bir karardı
karar
iki veya daha fazla olasılık arasından seçim yapma eylemi
He made a difficult decision
Zor bir karar verdi
değil mi
Sahnedekarşıdakinin katılıp katılmadığını sormak için kullanılır
It's hot, huh?
Hava sıcak, değil mi?
ha
kafa karışıklığını veya tekrar isteğini belirtir
Huh? Who is that?
Ha? O kim?
boş konuşma
Sahnedeilgi çekici veya anlamlı olmayan sözler
He just said blah blah blah
Sadece boş boş konuştu
boş laf
anlamsız veya önemsiz sözler
He filled his speech with blah
Konuşmasını boş laflarla doldurdu
zırva
anlamsız veya sıkıcı konuşma
Do not listen to that blah
O zırvayı dinleme
sıkıcı
ilgi çekici olmayan veya tekdüze
The movie was kind of blah
Film biraz sıkıcıydı
öldürme
Sahnedecanlı bir varlığın yaşamına son vermek
Killing animals for sport is wrong
Hayvanları spor için öldürmek yanlıştır
çok güldürme
birini çok güldürme durumu
Your jokes are killing me
Şakaların beni çok güldürüyor
büyük kazanç
kısa sürede elde edilen çok miktarda para
He made a killing on the stock market
Borsada büyük kazanç elde etti
beyin
Sahnededüşünce ve duyguları kontrol eden, kafanın içindeki yumuşak organ
The brain controls the body
Beyin vücudu kontrol eder
zeka
düşünme ve öğrenme yeteneği
He has a great brain
Onun harika bir zekası var
muayene
bir sağlık durumunu kontrol etme işlemi
The doctor performed a medical examination
Doktor bir muayene yaptı
kafasına vurmak
birinin kafasına çok sert şekilde vurmak
He threatened to brain his enemy with a club
Düşmanının kafasına sopayla vurmakla tehdit etti
el arabası
Sahnedeyük taşımak için kullanılan tek tekerlekli küçük araba
He used a wheelbarrow in the garden
Bahçede el arabası kullandı
el arabası
bir tekerleği ve iki kolu olan yük taşıma aracı
I used a wheelbarrow to carry the soil
Toprağı taşımak için bir el arabası kullandım
tünel
Sahnedeyollar veya trenler için yapılan uzun yeraltı geçidi
The train goes through the tunnel
Tren tünelden geçer
tünel kazmak
bir şeyin içinden uzun bir yol açmak
The workers tunneled through the hill
İşçiler tepenin içinden tünel kazdılar
tünel
yer altından geçen uzun geçit
The train went through a tunnel
Tren tünelden geçti
antika
Sahnedeeski zamanlarda yapılmış
This table is an antique
Bu masa antikadır
antika
eski ve değerli eşya
This shop sells antiques
Bu dükkan antika satıyor
demodog
SahnedeStranger Things dizisindeki hayali bir yaratık
The demodog chased the group in the woods
Demodog ormanda grubu kovaladı
orada yukarda
Sahnededaha yüksek bir yerde
The bird is up there
Kuş orada yukarda
yukarıda
daha önce belirtilen yer
The bird is up there in the tree
Kuş yukarıda ağaçta
yukarıda
yukarıdaki o yerde
Look at the bird up there
Yukarıdaki kuşa bak
ızdırap
Sahnedefiziksel veya duygusal hoş olmayan his
Love can cause pain
Aşk acı verebilir
baş belası
sinir bozucu kimse veya bir şey
Stop being a pain
Baş belası olmayı bırak
ekmek
un ve sudan yapılan pişmiş yiyecek
This pain is fresh
Bu ekmek taze
durup dururken
Sahnedehiç beklenmedik bir anda
He called me out of the blue
Beni durup dururken aradı
beklenmedik bir şekilde
önceden hiçbir işaret olmadan gerçekleşen
The idea came out of the blue
Fikir beklenmedik bir şekilde ortaya çıktı
fikir
Sahnedezihindeki bir düşünce veya plan
That is a great idea
Bu harika bir fikir
fikir
bir şey hakkındaki bilgi veya anlayış
I have no idea where he is
Onun nerede olduğu hakkında hiçbir fikrim yok
de değil
Sahnedeolumsuz bir ifadenin başkası için de geçerli olduğunu belirtir
I don't like it. Neither do I
Sevmiyorum. Ben de sevmiyorum
hiçbiri
iki seçenekten hiçbirini değil
Neither book is good
İki kitap da iyi değil
hiçbiri
iki kişiden veya şeyden hiçbiri
Neither of the students is here
Öğrencilerin hiçbiri burada
ikisi de değil
iki durumdan hiçbiri
The box is neither big nor small
Kutu ne büyük ne de küçük
bütün
Sahnedebir şeyin tamamı
I ate the whole pizza
Bütün pizzayı yedim
bütün
hiçbir parçası eksik veya hasarlı olmayan
I ate the whole apple
Bütün elmayı yedim
standart
Sahnedeolağan veya beklenen şey
This is the standard procedure
Bu standart prosedürdür
sancak
bir yönetici veya lider tarafından kullanılan bayrak
The king waved his royal standard
Kral kraliyet sancağını salladı
standart
kabul edilebilir sayılan bir kalite veya başarı düzeyi
The company has a high standard of quality
Şirketin yüksek bir kalite standardı var
batırmak
Sahnedebir işi kötü bir şekilde yapmak
I messed up the test
Sınavı batırdım
mahvetmek
Sahnedebir şeyi bozmak veya kötüleştirmek
Do not mess up this task
Bu görevi mahvetme
dağıtmak
bir yeri düzensiz hale getirmek
You messed up my room
Odamı dağıttın
karıştırmak
bir durumu içinden çıkılmaz hale getirmek veya düzensizliğe yol açmak
Do not mess up my plans
Planlarımı karıştırma
batırmak
bir şeyi kötü yapmak veya mahvetmek
Do not mess up this project
Bu projeyi batırma
alçakgönüllülük
Sahnedekendini başkalarından üstün görmeme durumu
He showed great humility when he accepted the award
Ödülü kabul ederken büyük bir alçakgönüllülük gösterdi
midilli
Sahnedeküçük bir at türü
The child rode a pony
Çocuk bir midilliye bindi
midilli
Sahnedeküçük bir at türü
I rode a pony at the farm
Çiftlikte bir midilliye bindim
midilli
Sahnedeküçük bir at türü
She rode a pony at the park
Parkta bir midilliye bindi
izini sürmek
Sahnedebir şeyin kökenini veya gelişimini bulmak
She traced the family history
Aile tarihinin izini sürdü
kopyalamak
Sahnedebir nesnenin şeklini takip ederek çizmek
I traced the flower on the paper
Kağıttaki çiçeği kopyaladım
iz
geride bırakılan küçük bir işaret veya belirti
There was no trace of the thief
Hırsızdan hiçbir iz yoktu
iz
bir şeyden geriye kalan çok küçük miktar
There is a trace of perfume on her
Üzerinde parfüm izi var
çözmek
Sahnedebir çözüm bulmak
They settled the argument
Tartışmayı çözdüler
yerleşmek
yeni bir yerde yaşamaya başlamak
They decided to settle in London
Londra'ya yerleşmeye karar verdiler
yerleşmek
hareket etmeyi bırakıp bir yerde kalmak
The dust began to settle
Toz yerleşmeye başladı
ödemek
borçlanılan parayı vermek
We need to settle the bill today
Bugün hesabı ödememiz gerekiyor
normal
Sahnedealışılmış, sıradan veya garip olmayan
It is normal to feel nervous
Gergin hissetmek normaldir
normal
alışılagelmiş veya tuhaf olmayan
It is normal to feel nervous
Gergin hissetmek normaldir
sol
Sahnedesağın karşı tarafı
Turn left here
Buradan sola dön
kalmak
Sahnedediğerleri gittikten sonra orada olmaya devam etmek
Only two cookies are left
Sadece iki kurabiye kaldı
ayrılmak
bir yerden veya birinden uzaklaşmak
She left the office at five
Ofisten saat beşte ayrıldı
bırakmak
bir şeyin belirli bir durumda olmasını sağlamak
He left the door open
Kapıyı açık bıraktı
amaca ulaşmak
Sahnedehedeflenen sonuca varmak
It took time but we finally got there
Zaman aldı ama sonunda amaca ulaştık
varmak
bir yere veya varış noktasına ulaşmak
We will get there by noon
Öğlene kadar oraya varacağız
ilerleme kaydetmek
bir hedefe doğru yol almak veya gelişme göstermek
We are slowly getting there with our project
Projemizde yavaş yavaş ilerleme kaydediyoruz
dürüstçe
Sahnededoğru ve samimi bir şekilde
Please answer honestly
Lütfen dürüstçe cevap ver
tesis
Sahnedebelirli bir faaliyet için kullanılan yer
This is a great sports facility
Bu harika bir spor tesisi
unutmak
Sahnedebir şeyi hatırlayamamak
I often forget my keys
Anahtarlarımı sık sık unuturum
hatırlamak
bir şeyi tekrar akla getirmek
I remember this song
Bu şarkıyı hatırlıyorum
unutmak
bir şeyi hatırlayamamak
I often forget where I put my keys
Anahtarlarımı nereye koyduğumu sık sık unuturum
boşvermek
bir şeyi düşünmeyi veya ona önem vermeyi bırakmak
Just forget the argument
Tartışmayı boşver
unutmak
bir şeyi hatırlayamamak
I always forget his name
Onun adını her zaman unutuyorum
biraz
Sahnedeaz miktarda veya bir dereceye kadar
I am kind of tired
Biraz yorgunum
tür
Sahnedebenzer nitelikleri olan grup
What kind of book do you want
Ne tür bir kitap istiyorsun
tür
belirli bir çeşit veya tip
This is a new kind of fruit
Bu yeni bir tür meyve
gerçek
Sahnedevar olan veya doğru olan
This is a real diamond
Bu gerçek bir elmas
gerçekten
çok veya samimi bir şekilde
He is real quiet
O gerçekten sessiz
sade
süslü veya karmaşık olmayan
He prefers a real and simple lifestyle
O sade ve basit bir yaşam tarzını tercih ediyor
sosyalist
üretim araçlarının topluma ait olduğu bir sisteme inanan kişi
He is a real who believes in common ownership
O ortak mülkiyete inanan bir sosyalisttir
sohbet etmek
Sahnedebiriyle vakit geçirip konuşmak
I like to visit with my neighbor
Komşumla sohbet etmeyi severim
sohbet etmek
biriyle sosyal olarak vakit geçirmek
I enjoy visiting with my friends
Arkadaşlarımla sohbet etmeyi seviyorum
askıya alınmış
Sahnedebir projenin veya işin bir süreliğine ertelenmesi
We put the project on ice until next year
Projeyi gelecek yıla kadar askıya aldık
buzlukta saklı
bozulmaması için soğuk bir yerde tutulan
I keep the fish on ice
Balığı buzlukta saklıyorum
yani
Sahnedesöylenenleri açıklamak veya duraksamak için kullanılır
I mean, it is a bit expensive
Yani, biraz pahalı
hayır
SahnedeRusçada hayır anlamına gelen sözcük
He said nyet to the plan
Plana hayır dedi
ortaya çıkmak
Sahnedeaniden görünür olmak
He popped up behind me
Aniden arkamda belirdi
açılır pencere
ekranda beliren küçük pencere
Close the pop up
Açılır pencereyi kapat
açılır kitap
açıldığında üç boyutlu şekiller çıkan kitap
I bought a pop up book
Bir açılır kitap satın aldım
geçici etkinlik
kısa süreli hizmet veren dükkan veya etkinlik
They opened a pop-up store for the weekend
Hafta sonu için geçici bir mağaza açtılar
geçici
kısa bir süre için var olan
They opened a pop-up shop in the city center
Şehir merkezinde geçici bir dükkan açtılar
ortaya çıkmak
aniden belirmek veya görünmek
A new window will pop up
Yeni bir pencere ortaya çıkacak
içeri girmek
Sahnedebir odaya veya binaya girmek
Please come in
Lütfen içeri girin
mevcut olmak
belirli bir formda satılmak veya bulunmak
This dress comes in red
Bu elbisenin kırmızısı var
gelmek
bir ürünün belirli seçenekleri veya çeşitleri ile sunulması
These shirts come in three sizes
Bu gömlekler üç bedende gelir
dereceye girmek
bir yarışmada belirli bir sırada bitirmek
She came in second in the race
Yarışta ikinci geldi
dahil olmak
bir durumda rol veya görev üstlenmek
Where does the expert come in
Uzman nerede devreye giriyor
gelmek
bir yere ulaşmak veya bir sırada yer almak
She came in first in the race
Yarışta birinci geldi
işe yaramak
bir durumda kullanışlı hale gelmek
This tool will come in handy later
Bu alet sonra işe yarayacak
dahil olmak
bir duruma katılmak veya rol almak
They asked me to come in on the project
Benden projeye dahil olmamı istediler
yeniden açmak
Sahnedekapanmış olan bir şeyi tekrar açmak
The shop will reopen tomorrow
Mağaza yarın yeniden açılacak
tüfek
Sahnedeuzun namlulu ateşli silah
The hunter aimed his gun
Avcı tüfeğini nişan aldı
silahlar
mermi atan alet
He has two guns
Onun iki silahı var
tabanca
mermi atan el tipi ateşli silah
He keeps a gun in the safe
Kasada bir tabanca tutuyor
silah
saldırı veya savunma amaçlı kullanılan araç
Police confiscated the guns
Polis silahları ele geçirdi
zihin avcısı
SahnedeDungeons and Dragons evreninden kurgusal bir canavar
The mind flayer is a dangerous monster
Zihin avcısı tehlikeli bir canavardır
ilaç veya uyuşturucu
Sahnedevücudu etkileyen kimyasal madde
This drug helps you sleep
Bu ilaç uyumanıza yardımcı olur
arkadaş
çok sevilen bir kişi
He is a good drug
O iyi bir arkadaş
ilaç vermek
birine vücudunu etkileyen bir madde vermek
They drug the patient
Hastaya ilaç veriyorlar
tamamen
Sahnedetam olarak veya bütünüyle
I fully agree with you
Sana tamamen katılıyorum
umutla
umutlu bir şekilde
He fully expects to succeed
Başarıyı umutla bekliyor
muhtemelen
Sahnedebüyük olasılıkla
It will probably rain today
Bugün muhtemelen yağmur yağacak
kişi
Sahnedeinsan olan varlık
He is a good person
O iyi bir kişidir
birey
Sahnedetek bir kişiyi ifade eden terim
Every person is different
Her birey farklıdır
insan
genel anlamda insan türü
A person needs sleep
Bir insanın uykuya ihtiyacı vardır
şahıs
belirli bir kimse
I know that person
O şahsı tanıyorum
üniforma
Sahnedebelirli bir grubun üyeleri tarafından giyilen özel kıyafet
He wears a school uniform
Okul üniforması giyer
tekdüze
her zaman veya her yerde aynı olan
The temperature is uniform in the room
Odadaki sıcaklık her yerde aynı
üniforma
bir grubun üyeleri tarafından giyilen kıyafetler
The police officer is wearing a uniform
Polis memuru üniforma giyiyor
çıkmak
Sahnedefiziksel bir yerden ayrılmak
Get out of the room right now
Hemen odadan çık
sıyrılmak
bir sorumluluktan veya işten kurtulmak
I want to get out of this meeting
Bu toplantıdan sıyrılmak istiyorum
verim almak
bir şeyden kazanç veya fayda sağlamak
What did you get out of that class
O dersten ne verim aldın
kaçmak
bir yerden uzaklaşmak
You should get out of the house
Evden kaçmalısın
çıkmak
bir yerden ayrılmak
Get out of my room
Odamdan çık
büyük hamburger
Sahnedefast food zincirlerinde satılan çok büyük bir hamburger
I bought a whopper for lunch
Öğle yemeği için büyük bir hamburger aldım
kocaman yalan
çok büyük veya abartılı bir yalan
He told a real whopper about his trip
Gezisi hakkında kocaman bir yalan söyledi
düşünce
Sahnedezihinden geçen fikir veya inanış
He had a strange thought
Aklına tuhaf bir düşünce geldi
düşünme
dikkatli bir şekilde düşünme eylemi
He was lost in thought
Düşüncelere dalmıştı
bahsetmek
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
He thought to mention the new plan
O yeni plandan bahsetmeyi düşündü
düşünmek
bir konu hakkında görüşe sahip olmak
I thought you were busy
Meşgul olduğunu düşünmüştüm
oyuncak
Sahnedeçocukların oynaması için yapılan nesne
This is a new toy
Bu yeni bir oyuncak
oyalanmak
bir şeyle ciddiyetsizce oynamak
He was toying with his food
Yemeğiyle oyalanıyordu
buluşmak
Sahnedebir yerde bir araya gelmek
Let's meet at the park
Parkta buluşalım
Buluşmak
Birisiyle veya bir şeyle bir araya gelmek
Let us meet at the park tomorrow
Yarın parkta buluşalım
müsabaka
insanların spor dallarında yarıştığı etkinlik
The swimming meet was exciting
Yüzme müsabakası heyecan vericiydi
karşılamak
bir ihtiyacı veya gerekliliği gidermek
This solution meets all requirements
Bu çözüm tüm gereksinimleri karşılıyor
müsabaka
sporcuların yarıştığı organizasyon
The swim meet is tomorrow
Yüzme müsabakası yarın
toplantı
insanların bir araya gelmek için planladığı görüşme
We have a meet at noon
Öğlen bir toplantımız var
tam
Sahnedeher şeyi kapsayan
It was a total failure
Tam bir başarısızlıktı
tamamen
bütünüyle bir şekilde
I totally agree with you
Sana tamamen katılıyorum
pert etmek
bir araca onarılamayacak kadar hasar vermek
He totaled his car
Arabasını pert etti
toplam
bütün miktar veya sayı
The total is fifty
Toplam elli ediyor
sınır
Sahnedeizin verilen en yüksek miktar veya en uzak nokta
There is a speed limit here
Burada bir hız sınırı var
sınırlamak
bir şeyi belirli bir miktarın altında tutmak
You should limit your sugar intake
Şeker tüketiminizi sınırlamalısınız
sınır
izin verilen en yüksek miktar veya seviye
There is a limit to how many people can enter
İçeri girebilecek insan sayısının bir sınırı var
bağırmak
Sahnedeyüksek sesle haykırmak
Don't yell at me
Bana bağırma
bağırmak
yüksek sesle haykırmak
He started to yell at his friend
Arkadaşına bağırmaya başladı
idrak etmek
Sahnedebir durumun önemini veya gerçekliğini kavramak
He finally realized the truth
Sonunda gerçeği idrak etti
fark etmek
bir şeyi anlamak veya farkına varmak
I realized my mistake
Hatamı fark ettim
gerçekleştirmek
bir şeyi gerçek hale getirmek veya hayata geçirmek
She realized her dream
Hayalini gerçekleştirdi
arka bahçe
Sahnedegenellikle çimlerin olduğu, evin arkasındaki alan
The kids are playing in the backyard
Çocuklar arka bahçede oynuyorlar
çöp
Sahnededüşük değerli veya kalitesiz şeyler
This movie is total crap
Bu film tamamen çöp
kaka
vücudun attığı katı atık
The dog left some crap on the carpet
Köpek halıya kaka yaptı
umursama
bir şeye gösterilen ilgi veya kaygı
I do not give a crap
Umurumda değil
kötülemek
birisi veya bir şey hakkında çok olumsuz konuşmak
Do not crap on my work
Çalışmamı kötüleme
aynı fikirde olmak
Sahnedebiriyle aynı görüşe sahip olmak
I agree with you
Sana katılıyorum
iyi gelmek
birinin sağlığına veya ruh haline iyi etkileri olmak
This climate doesn't agree with me
Bu iklim bana iyi gelmiyor
aynı fikirde olmak
biriyle aynı düşünceye sahip olmak
I have the same opinion as you
Seninle aynı fikirdeyim
katılmak
birinin düşüncesini kabul etmek
I support your idea
Fikrine katılıyorum
hemfikir olmak
biriyle aynı doğrultuda olmak
We are in accord with the decision
Karar konusunda hemfikiriz
iyi gelmek
birine yararlı veya uygun olmak
This climate suits me
Bu iklim bana iyi geliyor
onaylamak
birinin düşüncesini doğrulamak
She endorses the report
Raporu onaylıyor
aynı görüşü paylaşmak
bir başkasıyla aynı perspektife sahip olmak
I share his perspective
Onun bakış açısını paylaşıyorum
benzer düşünmek
birisi gibi düşünceye sahip olmak
They think the same as us
Bizim yaklaşımımız gibi benzer düşünüyorlar
mutabık kalmak
bir konuda ortak karara varmak
Both sides reached a consensus on the terms
İki taraf da şartlar üzerinde mutabık kaldı
desteklemek
birinin fikrini savunmak
I support his choice
Onun seçimini destekliyorum
uymak
bir şeye uygun veya tutarlı olmak
The evidence matches the facts
Kanıtlar gerçeklere uyuyor
fikir birliğine varmak
bir konu üzerinde birleşmek
We achieved a consensus on the final outcome
Sonuç konusunda fikir birliğine vardık
aynı fikirde olmak
birisiyle aynı görüşe sahip olmak
I agree with your idea
Senin fikrinle aynı fikirdeyim
aynı fikirde olmak
biriyle aynı düşünceye sahip olmak
I agree with you
Seninle aynı fikirdeyim
yoldayım
Sahnedebir yere gitmek üzere yolda olmak
I am on my way
Yoldayım
yoldayım
bir yere gitmekte olma durumu
I am on my way to work
İşe gitmek üzere yoldayım
anladım
Sahnedekarşıdakinin ne dediğini anladığını belirtmek
Gotcha, I will do it
Anladım, yapacağım
kur yapmak
Sahnedebirinin sevgisini kazanmaya çalışmak
He tried to woo her with flowers
Çiçeklerle ona kur yaptı
çıkıntı yapmak
Sahnedebir şeyin dışına doğru uzanmak
A nail sticks out from the wall
Duvardan bir çivi çıkıntı yapmış
pes etmemek
zor bir işi bitirene kadar bırakmamak
This task is difficult but I will stick it out
Bu görev zor ama pes etmeyeceğim
göze çarpmak
diğerlerinin arasında kolayca fark edilmek
His bright shirt sticks out
Onun parlak tişörtü göze çarpıyor
canı istemek
Sahnedebir şeyi yapma isteği duymak
I feel like going for a walk
Yürüyüşe çıkasım var
gibi hissetmek
bir durumda veya rolde olduğunu düşünmek
Sometimes I feel like a child
Bazen kendimi çocuk gibi hissediyorum
gibi gelmek
bir durumun gerçekleşeceği izlenimine kapılmak
It feels like it is going to snow
Kar yağacak gibi geliyor
isteyip canı çekmek
bir şeyi yapma arzusu duymak
I feel like eating pizza
Canım pizza yemek istiyor
korkmuş
Sahnedekorkuya kapılmış
He was scared of the dark
Karanlıktan korkuyordu
korkmuş
korku hisseden
I am scared of spiders
Örümceklerden korkuyorum
korkmuş
korku veya endişe hissetme durumu
She is scared of dogs
O köpeklerden korkuyor
hanımefendi
Sahnedebir kadın için kullanılan nazik sözcük
May I help you, ma'am
Size yardım edebilir miyim, hanımefendi
hanımefendi
saygılı bir hitap şekli
Yes, ma'am
Evet, hanımefendi
hanımefendi
Kadınlara hitap ederken kullanılan saygılı bir söz
How can I help you maam
Size nasıl yardımcı olabilirim hanımefendi
hanımefendi
bir kadına resmi ortamda veya hizmet verirken kullanılan saygı ifadesi
Excuse me ma'am
Affedersiniz hanımefendi
ağlamak
Sahnedegözden yaş akıtmak
The baby started to cry
Bebek ağlamaya başladı
yalvarmak
bir şeyi acil bir şekilde istemek
She cried for help
Yardım için yalvardı
bağırmak
yüksek ses çıkarmak
He cried out in pain
Acıyla bağırdı
meydan okuma
Sahnedecesaret göstermek için yapılan riskli eylem
I accepted the dare
Meydan okumayı kabul ettim
cesaret etmek
bir şeyi yapmaya cesareti olmak
He didn't dare to jump
Atlamaya cesaret edemedi
cesaret etmek
risk almaya veya yeni şeyler denemeye istekli olmak
She dared to sing on the stage
O sahnede şarkı söylemeye cesaret etti
tam olarak
Sahnedetam ve kesin bir şekilde
The meeting starts at 9:00 precisely
Toplantı tam olarak saat 9:00'da başlıyor
göz
Sahnedegörmeyi sağlayan vücut bölümü
I have two eyes
İki gözüm var
yetenek
Sahnedebir şeyi fark etme veya ona dikkat etme becerisi
She has a good eye for art
Sanat konusunda iyi bir yeteneği var
merkez
fırtınanın tam ortasındaki sakin bölge
The eye of the storm is calm
Fırtınanın merkezi çok sakindir
gözlemek
birine veya bir şeye dikkatlice bakmak
He eyed the stranger suspiciously
Yabancıyı şüpheyle gözledi
hayatta kalmak
Sahnedeyaşamaya devam etmek
Surviving in the wild is hard
Doğada hayatta kalmak zordur
şaşırmış
Sahnedebeklenmedik bir durum karşısında hayret hissetmek
I was surprised to see her
Onu gördüğüme şaşırdım
beklenmedik
önceden haber verilmeyen veya şaşırtmak amacıyla yapılan
The visit was a surprised event
Ziyaret beklenmedik bir etkinlikti
şaşırmış
bir şeye karşı duyulan hayret veya şaşkınlık hissi
I am surprised by your success
Başarına şaşırdım
çözmek
Sahnededüşünerek bir şeyi kavramak
I can't figure it out
Bunu çözemiyorum
rakam
bir sayıyı temsil eden sembol
The figure is written here
Rakam burada yazılı
şekil
bir kişinin veya şeyin biçimi
It is a strange figure
Bu tuhaf bir şekil
şahsiyet
önemli veya tanınan kişi
He is a leading figure in politics
O siyasette önde gelen bir şahsiyettir
yüzmek
Sahnedebir canlının derisini vücudundan ayırmak
He flayed the animal
Hayvanın derisini yüzdü
ortaya çıkmak
Sahnedebir durumun sonunda aslında nasıl olduğunun anlaşılması
It turned out to be true
Doğru olduğu ortaya çıktı
dönüşmek
gelişim göstererek bir şeye dönüşmek
He turned out to be a good student
İyi bir öğrenci oldu
ortaya çıkmak
gerçek durumun sonradan anlaşılması
It turned out that he was lying
Yalan söylediği ortaya çıktı
söndürmek
ışığı kapatmak
Turn out the lights
Işıkları söndür
boşaltmak
bir kabın veya cebin içindekileri dışarı çıkarmak
He turned out his pockets to find the coin
Bozuk parayı bulmak için ceplerini boşalttı
geri çevirmek
birini kabul etmeyi veya ona yardım etmeyi reddetmek
They turned out the man who asked for help
Yardım isteyen adamı geri çevirdiler
katılmak
bir topluluğa veya etkinliğe hazır bulunmak
Many people turned out for the concert
Konsere pek çok insan katıldı
sonuçlanmak
belirli bir şekilde gelişmek veya bitmek
The cake turned out delicious
Kek harika sonuçlandı
üretmek
büyük miktarlarda mal ortaya koymak
The factory turns out many toys
Fabrika çok sayıda oyuncak üretiyor
dışarı salmak
hayvanları açık bir alana bırakmak
The farmer turned out the cows
Çiftçi inekleri dışarı saldı
ortaya çıkmak
bir gerçeğin sonradan fark edilmesi
It turned out that the key was in the drawer
Anahtarın çekmecede olduğu ortaya çıktı
sonuçlanmak
bir durumun belirli bir şekilde bitmesi
The meeting turned out well
Toplantı iyi sonuçlandı
söndürmek
bir ışık kaynağını kapatmak
Please turn out the light before sleeping
Uyumadan önce lütfen ışığı söndür
toplanmak
bir olay için insanların bir araya gelmesi
Many people turned out for the protest
Protesto için birçok insan toplandı
gerçekleşmek
olayların belirli bir seyir izlemesi
The situation turned out quite complicated
Durum oldukça karmaşık bir şekilde gerçekleşti
anlaşılmak
bir şeyin aslında öyle olduğunun fark edilmesi
It turned out he was right all along
Onun başından beri haklı olduğu anlaşıldı
çıkmak
bir kişinin sonradan farklı bir karakterde görülmesi
The stranger turned out to be an old friend
Yabancı eski bir arkadaş çıktı
neticelenmek
bir durumun belli bir şekilde bitişe ulaşması
Their long search turned out in failure
Uzun aramaları başarısızlıkla neticelendi