

Stranger Things — 3. Sezon Bölüm 8
Kelimeler ve anlamları
568 kelime
Seviye
katılmak
Sahnedebir grubun parçası olmak
I want to join the club
Kulübe katılmak istiyorum
eşlik etmek
birinin yanına gitmek
Join us for lunch
Öğle yemeği için bize katılın
evlendirmek
evlilik yoluyla birleştirmek
The priest joined them in marriage
Rahip onları evlilikle birleştirdi
birleştirmek
iki şeyi birbirine bağlamak
Please join these two pieces of rope
Lütfen bu iki ip parçasını birleştirin
yok etmek
Sahnedebir şeyi tamamen ortadan kaldırmak veya silmek
The bomb obliterated the building
Bomba binayı tamamen yok etti
zihin
Sahnedekişinin düşünen ve hisseden kısmı
He has a brilliant mind
Parlak bir zihni var
rahatsız olmak
Sahnedebir şeyden rahatsızlık duymak
I don't mind the cold
Soğuktan rahatsız olmam
dikkat etmek
bir şeye odaklanmak veya özen göstermek
Please mind your step on the stairs
Lütfen merdivenlerde adımına dikkat et
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I mind to help him
Ona yardım etmeye niyetlendim
başını çevirmek
Sahnedebakmamak için yüzünü başka yöne çevirmek
He turned away from the light
Işıktan başını çevirdi
içeri almamak
birinin içeri girmesine izin vermemek
They turned the fans away at the door
Kapıdaki hayranları içeri almadılar
geri çevirmek
birini kabul etmeyi veya ona yardım etmeyi reddetmek
We cannot turn away those in need
Yardıma ihtiyacı olanları geri çeviremeyiz
geri çevirmek
birinin girmesine veya katılmasına izin vermemek
The club turned them away at the door
Kulüp onları kapıdan geri çevirdi
sol
Sahnedesağın karşı tarafı
Turn left here
Buradan sola dön
kalmak
Sahnedediğerleri gittikten sonra orada olmaya devam etmek
Only two cookies are left
Sadece iki kurabiye kaldı
ayrılmak
bir yerden veya birinden uzaklaşmak
She left the office at five
Ofisten saat beşte ayrıldı
bırakmak
bir şeyin belirli bir durumda olmasını sağlamak
He left the door open
Kapıyı açık bıraktı
lütfen
Sahnedenazik bir ricada bulunmak için kullanılır
Please help me
Lütfen bana yardım et
memnun etmek
birini mutlu etmek
I want to please my parents
Ailemi memnun etmek istiyorum
istediğini yapmak
birinin kendi keyfine göre hareket etmesi
You can do as you please
İstediğini yapabilirsin
hazır
Sahnedehazırlanmış durumda olan
I am ready to go
Gitmeye hazırım
bağlamak
Sahnedeiki şeyi birbirine bağlamak veya birleştirmek
The bridge links the two cities
Köprü iki şehri birbirine bağlıyor
bağlantı
iki veya daha fazla şeyi birbirine bağlayan şey
There is a link between the two events
İki olay arasında bir bağlantı var
hatırlamak
Sahnedebir şeyi yapmayı unutmamak
Remember to lock the door
Kapıyı kilitlemeyi hatırla
hatırlamak
Sahnedegeçmişteki bir anıyı zihne geri getirmek
I remember my childhood
Çocukluğumu hatırlıyorum
zihin avcısı
SahnedeDungeons and Dragons evreninden kurgusal bir canavar
The mind flayer is a dangerous monster
Zihin avcısı tehlikeli bir canavardır
görünüş
Sahnedebirinin veya bir şeyin nasıl göründüğü
She has a professional appearance
Profesyonel bir görünüşü var
görünme
bir kişinin belirli bir yerde olma durumu
She made a brief appearance at the party
Partide kısa bir süre göründü
harika
Sahnedeçok iyi veya etkileyici olan
It was a wonderful day
Harika bir gündü
kopya
Sahnedebaşka bir şeyin aynısı olarak yapılan şey
I made a copy of the document
Belgenin bir kopyasını çıkardım
anlaşıldı
Sahnedebir radyo mesajını almak ve anlamak
Copy that, loud and clear
Anlaşıldı, yüksek ve net
taklit etmek
bir başkasının yaptığı bir şeyi aynı şekilde yapmak
She tries to copy her sister
Kız kardeşini taklit etmeye çalışıyor
metin
basılacak veya yayınlanacak yazılı içerik
Please proofread the advertising copy
Lütfen reklam metnini düzeltin
tekrar etmek
Sahnedebir şeyi yeniden yapmak
Can you repeat that please?
Lütfen bunu tekrar edebilir misiniz?
tekrarlamak
Sahnedebir şeyi yeniden söylemek
Please repeat the question
Lütfen soruyu tekrarla
tekrar yayınlamak
bir televizyon programını ilk gösteriminden sonra yeniden yayınlamak
They will repeat the show tonight
Diziyi bu akşam tekrar yayınlayacaklar
en sevilen
Sahnedediğerlerinden daha çok sevilen
Blue is my favorite color
Mavi benim en sevdiğim renktir
favori
en çok tercih edilen
This is my favorite song
Bu benim favori şarkım
arkasında
Sahnedebir şeyin arka kısmında
The cat is behind the sofa
Kedi kanepenin arkasında
gerisinde
zaman olarak daha sonra
He is behind schedule
Programın gerisinde kaldı
arkasında
birini desteklemek
We are behind you
Senin arkandayız
popo
vücudun üzerine oturulan arka kısmı
He fell on his behind
Poposunun üzerine düştü
arkasında
bir şeyin arka tarafındaki yer
The ball is behind the chair
Top sandalyenin arkasında
arkasındaki
bir olayın gerçekleşmesine sebep olan kişi veya şey
She is the force behind this project
O bu projenin arkasındaki güç
gizlice
birinin haberi olmadan
He did it behind my back
Bunu benim arkamdan yaptı
geride
bir yerden ayrılırken bir yerde bırakılan
He left his keys behind
Anahtarlarını geride bıraktı
beni almaya gelmek
Sahnedebirini araçla bir yerden almak
Can you pick me up at six?
Beni saat altıda alabilir misin?
canlandırıcı
insanı daha uyanık veya mutlu hissettiren şey
This coffee is a great pick-me-up
Bu kahve harika bir canlandırıcı
enerji kaynağı
insana enerji veya mutluluk veren şey
I need a quick pick-me-up
Hızlıca enerji verecek bir şeye ihtiyacım var
bodrum
Sahnedebinanın zemin seviyesinin altındaki kat veya oda
The washing machine is in the basement
Çamaşır makinesi bodrumda
bodrum
bir binanın ana katının altındaki oda
We keep old boxes in the basement
Eski kutuları bodrumda saklıyoruz
bodrum
binanın zemin seviyesinin altında bulunan oda
We keep old boxes in the basement
Eski kutuları bodrumda tutuyoruz
önlem
Sahnedeolası bir zararı veya tehlikeyi önlemek için alınan adım
Wear a helmet as a precaution
Önlem olarak kask takın
çadır
Sahnedekumaş ve direklerden yapılan taşınabilir barınak
We slept in a tent
Bir çadırda uyuduk
çadır gibi örtmek
bir şeyi çadır veya benzeri bir yapı ile kapatmak
The spider tented the leaves with its web
Örümcek yaprakları ağıyla çadır gibi örttü
uzun zaman
Sahnedeolayların gerçekleştiği ölçülen süre
I have waited for a long time
Uzun zaman bekledim
uzun süre
uzun bir süre devam eden
I have lived here for a long time
Uzun süredir burada yaşıyorum
uzun süreli
uzun bir süre boyunca devam eden
This is a long time project
Bu uzun süreli bir proje
uzun süreli
bir durumda veya ilişkide uzun süredir bulunan
She is a long-time member of this club
O bu kulübün uzun süreli bir üyesi
uzun süre
uzun bir zaman dilimi
I have not seen you for a long time
Seni uzun süredir görmedim
çözmek
Sahnedebir çözüm bulmak
They settled the argument
Tartışmayı çözdüler
yerleşmek
yeni bir yerde yaşamaya başlamak
They decided to settle in London
Londra'ya yerleşmeye karar verdiler
yerleşmek
hareket etmeyi bırakıp bir yerde kalmak
The dust began to settle
Toz yerleşmeye başladı
ödemek
borçlanılan parayı vermek
We need to settle the bill today
Bugün hesabı ödememiz gerekiyor
dondurulmuş waffle
Sahnededondurulmuş bir waffle markası
I toasted an Eggo for breakfast
Kahvaltı için bir Eggo kızarttım
rağmen
Sahnedebir durumun etkisine rağmen
Despite the rain, we went for a walk
Yağmura rağmen yürüyüşe çıktık
on yedi
Sahnede17 sayısı
I am seventeen years old
On yedi yaşındayım
saat
Sahnede60 dakikaya eşit süre
I will be there in one hour
Bir saat içinde orada olacağım
saat
bir günün yirmi dört parçasından biri
We will leave in one hour
Bir saat içinde ayrılacağız
saat
60 dakikalık zaman dilimi
I will be there in an hour
Bir saat içinde orada olacağım
dün gece
Sahnedebugünden önceki gece
I went to the cinema last night
Dün gece sinemaya gittim
dün gece
bugünden önceki gece
I slept well last night
Dün gece iyi uyudum
büyük ihtimalle
Sahnedegerçekleşmesi çok muhtemel olan
It will most likely rain tomorrow
Yarın büyük ihtimalle yağmur yağacak
muhtemelen
bir şeyin olma ihtimalinin çok yüksek olması
He will most likely arrive on time
O büyük ihtimalle zamanında gelecek
üçüncü
Sahnedebir seride ikinciden sonra gelen
He is the third person in line
Sıradaki üçüncü kişi o
üçüncü
ikinciden sonra gelen
March is the third month
Mart üçüncü aydır
üçte bir
bir şeyin üç eşit parçasından biri
I ate a third of the pizza
Pizzanın üçte birini yedim
trajedi
Sahnedeçok üzücü veya korkunç bir olay
The car accident was a tragedy
Araba kazası bir trajediydi
trajedi
büyük acı veren korkunç bir olay
It was a great tragedy
Büyük bir trajediydi
trajedi
ciddi ve üzücü olayları konu alan bir tür
Shakespeare wrote many tragedies
Shakespeare birçok trajedi yazdı
hükümet
Sahnedebir ülkeyi kontrol eden grup
The government passed a new law
Hükümet yeni bir yasa çıkardı
yönetim
bir ülkeyi veya bölgeyi yöneten kişiler grubu
Local government manages the city
Yerel yönetim şehri idare eder
neredeyse
Sahnedetam olarak değil ama çok yakın
I almost missed the bus
Neredeyse otobüsü kaçırıyordum
üç katlı
Sahnedeüç tabakası veya katı olan şey
I ate a triple decker sandwich for lunch
Öğle yemeğinde üç katlı bir sandviç yedim
net
Sahnedeanlaşılması kolay
The answer is clear
Cevap net
aklamak
birinin bir suçtan suçsuz olduğuna karar vermek
The evidence helped to clear him of the crime
Kanıtlar onu suçtan aklamaya yardımcı oldu
şeffaf
ışığın geçmesine izin vererek arkasındakilerin görünmesini sağlayan
The water in the lake is clear
Göldeki su çok şeffaf
açık
önünde engel veya sorun bulunmayan
The road ahead is clear
İlerideki yol açık
tam olarak
Sahnedekesin veya eksiksiz bir şekilde
It is exactly ten o'clock
Saat tam olarak on
kur yapmak
Sahnedebirinin sevgisini kazanmaya çalışmak
He tried to woo her with flowers
Çiçeklerle ona kur yaptı
uyuyakalmak
Sahnedehafif bir uykuya dalmak
I dozed off during the meeting
Toplantı sırasında uyuyakaldım
uyuyakalmak
kısa süreli hafif bir uykuya dalmak
I dozed off during the movie
Film sırasında uyuyakaldım
bir günlük
Sahnedesadece bir gün süren
This was a one day trip
Bu bir günlük bir geziydi
bir gün
tek bir günü kapsayan
I will stay there for one day
Orada bir gün kalacağım
bir gün
gelecekteki belirsiz bir zamanda
One day I will visit Japan
Bir gün Japonya'yı ziyaret edeceğim
bir gün
gelecekte belli olmayan bir zaman
I will visit Japan one day
Bir gün Japonya'yı ziyaret edeceğim
bir günlük
sadece bir gün süren
This is a one day trip
Bu bir günlük bir gezi
iletmek
Sahnedebilgiyi başka birine göndermek
Please relay the message to him
Lütfen mesajı ona ilet
röle
elektrik devresindeki akımı kontrol eden aygıt
The relay controls the circuit
Röle devreyi kontrol ediyor
bayrak yarışı
takım üyelerinin sırayla koştuğu yarış
Our team won the relay race
Takımımız bayrak yarışını kazandı
inç
Sahnedeuzunluk ölçü birimi
The screen is ten inches wide
Ekran on inç genişliğinde
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anlayıp anlamadığını kontrol etmek veya duraksamak için kullanılır
It is a bit expensive, you know
Biraz pahalı, biliyorsun
hani
konuşurken dikkat çekmek veya düşünürken kullanılan bir ifade
You know, I am not sure about this
Hani, bu konuda emin değilim
bilmek
bir şey hakkında bilgi sahibi olmak
Do you know the answer
Cevabı biliyor musun
takip etmek
Sahnedebir yayını izlemeye veya dinlemeye başlamak
Tune in to the news at 8 PM
Saat 20.00'deki haberleri takip edin
ayarlamak
radyo veya televizyonu yayını alacak şekilde düzenlemek
Tune in to the radio for the news
Haberler için radyoyu ayarlayın
odaklanmak
bir konuya dikkatini vermek veya anlamaya çalışmak
You should tune in to the lecture
Derse odaklanmalısın
ayarlamak
bir cihazı yayın alacak şekilde değiştirmek
Please tune in to the radio station
Lütfen radyo istasyonunu ayarlayın
boğmak
Sahnedenefes almayı zorlaştırmak
The heat started to suffocate me
Sıcaklık beni boğmaya başladı
boğulmak
yeterince nefes alamamak
He felt like he was suffocating
Boğuluyormuş gibi hissetti
boğmak
birinin nefes almasını güçleştirmek
Thick smoke can suffocate a person
Yoğun duman bir insanı boğabilir
bir yere koşmak
Sahnedebir yere hızlıca gitmek
He runs to the door
Kapıya koşar
varmak
belirli bir fiyat miktar veya toplam seviyeye ulaşmak
The costs run to ten dollars
Masraflar on dolara varıyor
sığınmak
zor durumdayken destek veya teselli için birine gitmek
Children run to their parents
Çocuklar ebeveynlerine sığınır
koşmak
bir yere veya kişiye doğru hızlıca gitmek
The child ran to his mother
Çocuk annesine koştu
koşmak
bir yere doğru ayakları üzerinde hızlıca hareket etmek
The children run to the playground
Çocuklar oyun alanına koşuyor
sızdırmak
Sahnedebir delikten sıvı veya gazın dışarı çıkması
The pipe is leaking
Boru sızdırıyor
sızdırmak
gizli bilgiyi açığa çıkarmak
He leaked the secret report
Gizli raporu sızdırdı
idrar kaçırmak
vücuttan istemsiz bir şekilde sıvı atılması
He was embarrassed because he started to leak
İdrar kaçırmaya başladığı için utandı
herkes
Sahnedetüm insanlar
Everybody is here
Herkes burada
herkes
her bir kişi
Everybody likes pizza
Herkes pizzayı sever
lanetlemek
Sahnedesihir kullanarak zarar vermek
He cursed his enemy
Düşmanını lanetledi
belâ
sıkıntı veya zarar veren şey
This addiction is a curse
Bu bağımlılık bir beladır
lanet
kötü şans getiren sihirli büyü
The curse lasted for years
Lanet yıllarca sürdü
küfretmek
kaba veya saldırgan bir dil kullanmak
Stop cursing now
Şimdi küfretmeyi bırak
paylaşmak
Sahnedebir şeyi başkalarıyla kullanmak ya da onlara vermek
I will share my food with you
Yemeğimi seninle paylaşacağım
pay
bir şeyin bir parçası veya bölümü
This is your share
Bu senin payın
paylaşmak
bir özelliği başkasıyla aynı şekilde taşımak
We share the same hobby
Aynı hobiyi paylaşıyoruz
ortak kullanmak
bir nesneyi başkalarıyla birlikte kullanmak
I share a room with him
Odamı onunla ortak kullanıyorum
paylaşmak
bir şeyi başkalarıyla aynı anda birlikte kullanmak
We share the same office
Aynı ofisi paylaşıyoruz
aile
Sahnedekan veya evlilikle birbirine bağlı kişiler
I love my family
Ailemi seviyorum
yemek tarifi
yemek hazırlamak için gerekli talimatlar
Please follow the family for this dish
Lütfen bu yemek için tarifi izle
bölüm
bir televizyon dizisinin parçası
I watched the first family of the show
Dizinin ilk bölümünü izledim
ısırmak
Sahnedebir şeyi dişlerinle sıkıca kavramak
Please bite down on this bandage
Lütfen bu bandajın üzerine dişlerini sık
açıklama
Sahnedebir konuyu daha anlaşılır kılma işlemi
I need some clarification on this rule
Bu kural hakkında biraz açıklamaya ihtiyacım var
kahramanca
Sahnedeçok cesur ve takdir edilen
He made a heroic effort
Kahramanca bir çaba sarf etti
merkez bölge
Sahnedebir ülkenin veya bölgenin en önemli orta kısmı
The industrial heartland is the center of production
Endüstriyel merkez bölgesi üretimin merkezidir
sistem
Sahnedebirbiriyle bağlantılı parçalar veya prosedürler bütünü
The school has a new system
Okulun yeni bir sistemi var
vücut sistemi
insan vücudu ve işleyişi
Her immune system is very strong
Bağışıklık sistemi çok güçlü
sistem
bir şeyi yapma yöntemi
We need a better system to organize our files
Dosyalarımızı düzenlemek için daha iyi bir sisteme ihtiyacımız var
dışarı çıkmak
Sahnedebir yerden ayrılmak veya görünür olmak
He came out of the house
Evden dışarı çıktı
doğmak
bir olaydan veya süreçten kaynaklanmak
Nothing good came out of that meeting
O toplantıdan iyi bir şey çıkmadı
açıkça söylemek
bir şeyi dürüst ve doğrudan ifade etmek
You should come out of it and be honest
Gerçekleri açıkça söylemelisin
atlatmak
zor bir durumdan iyileşerek veya kurtularak çıkmak
She came out of the crisis safely
Krizi güvenli bir şekilde atlattı
çıkmak
bir yerin içerisinden dışarıya doğru hareket etmek
The dog will come out of the house
Köpek evin dışına çıkacak
sunmak
Sahnedebirine bir şey vermek veya teklif etmek
She presented him with a gift
Ona bir hediye sundu
şimdiki zaman
şu an gerçekleşmekte olan zaman
Focus on the present
Şimdiki zamana odaklan
ortaya çıkarmak
bir şeyin olmasına neden olmak
This situation presents a problem
Bu durum bir sorun ortaya çıkarıyor
hediye
birine verilen nesne
I bought a present for my friend
Arkadaşım için bir hediye aldım
gölge
Sahnedeışığın engellenmesiyle oluşan karanlık alan
The tree casts a long shadow
Ağaç uzun bir gölge oluşturur
far
göz kapaklarına sürülen renkli toz makyaj malzemesi
She is wearing blue eye shadow
Mavi göz farı sürüyor
takip etmek
birinin yaptığı işi öğrenmek için onu yakından izlemek
I will shadow the manager to learn the job
İşi öğrenmek için müdürü takip edeceğim
ne dersin
Sahnedebir öneride bulunmak için kullanılır
What do you say to a movie?
Bir filme ne dersin?
haberleşme cihazları
Sahnedehaberleşmek için kullanılan ekipmanlar
We lost contact when our comms failed
Haberleşme cihazlarımız bozulduğunda bağlantımız koptu
iletişim departmanı
bir organizasyonun halkla ilişkiler ve şirket içi iletişimi yürüten bölümü
I contacted the comms team for help
Yardım için iletişim departmanıyla görüştüm
yapma
Sahnedebir şeyi üretmek veya oluşturmak
She is making a cake
O bir pasta yapıyor
kazanmak
bir işten para elde etmek
She is making a lot of money
O çok para kazanıyor
nitelik
bir şeye katkıda bulunan özellik
He has the making of a champion
O şampiyon olma niteliğine sahip
yaptırmak
birini bir işi yapmaya neden olmak
She is making me clean the room
O bana odayı temizletiyor
teşekkür
Sahnedeminnettarlık ifadesi
He sent his thanks
Teşekkürlerini gönderdi
teşekkürler
birine minnettar olduğunu söylemek
Thanks for the help
Yardım için teşekkürler
teşekkürler
minnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan kısa bir ifade
Thanks for your help
Yardımın için teşekkürler
derisini yüzmek
Sahnedebir canlının derisini üzerinden çıkarmak
The hunter flayed the animal
Avcı hayvanın derisini yüzdü
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
ahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
yanlış
doğru olmayan bir biçimde
You answered the question wrong
Soruyu yanlış cevapladın
yanlış
doğru olmayan veya düzgün çalışmayan
Something is wrong with my car
Arabamda bir sorun var
şeyler
Sahnedebir nesne, fikir veya durum
Some things are hard to explain
Bazı şeyler açıklanması zordur
şey
nesne veya eşya
This is a useful thing
Bu yararlı bir şey
işler
insanların yaptığı eylemler veya olaylar
We have many things to do today
Bugün yapacak çok işimiz var
şeyler
türü ne olursa olsun nesneler veya durumlar
I have many things in my bag
Çantamda birçok şey var
durumlar
genel olaylar veya faaliyetler
Things are going well
Durumlar iyi gidiyor
eşyalar
nesneler veya maddeler
Please put your things away
Lütfen eşyalarını yerine koy
çörek
Sahnedeküçük yuvarlak ekmek türü
I ate a fresh bun for breakfast
Kahvaltıda taze bir çörek yedim
çörek
küçük ve yuvarlak ekmek
I ate a cinnamon bun
Tarçınlı çörek yedim
topuz
saçın döndürülerek yapıldığı yuvarlak şekil
She wears her hair in a bun
Saçını topuz yapıyor
popo
vücudun arka kısmındaki etli bölge
He fell and hurt his bun
Düştü ve poposunu incitti
ölmek
Sahnedeyaşamın kalıcı olarak sona ermesi
Everyone will die one day
Herkes bir gün ölecek
zar
oyunlarda kullanılan üzerinde sayılar olan küçük küp
Roll the die
Zarı at
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am dying for a coffee
Bir kahve için can atıyorum
ölmek üzere
ölüme çok yakın olmak
The plant is going to die soon
Bitki yakında ölmek üzere
çok istemek
bir şeyi yapmayı çok arzulamak
I am dying to see the show
Gösteriyi görmeyi çok istiyorum
tecrübesiz kişi
belirli bir aktiviteyi daha önce hiç yapmamış kimse
He is still a die here
O burada hala tecrübesiz biri
ölmek
yaşamın sona ermesi
The old tree died yesterday
Yaşlı ağaç dün öldü
bozulmak
çalışmayı veya işlemeyi bırakmak
My laptop died suddenly
Dizüstü bilgisayarım aniden bozuldu
ölmek
canlılığın sona ermesi
All living things will eventually die
Tüm canlılar sonunda ölecek
sevgililer
Sahnederomantik bir ilişki yaşayan çift
Look at those two lovebirds holding hands
El ele tutuşan şu sevgililere bir bak
cennet papağanı
genellikle evcil hayvan olarak beslenen küçük ve renkli bir kuş türü
The lovebird is very colorful
Cennet papağanı çok renklidir
örtbas etme
Sahnedebir hata veya suçun gizlenme girişimi
The scandal was a huge cover up
Skandal büyük bir örtbas etme girişimiydi
örtbas etmek
bir şey hakkındaki gerçeği gizlemek
They tried to cover up the truth
Gerçeği örtbas etmeye çalıştılar
kapatıcı
ciltteki lekeleri gizlemek için kullanılan kozmetik ürün
She used some cover up for the bruise
Morluk için biraz kapatıcı kullandı
örtbas
bir gerçeği gizleme girişimi
The company attempted a cover-up
Şirket bir örtbas girişiminde bulundu
güvenlik
Sahnedetehlike veya zarar görme durumunda olmama hali
Please prioritize your safety
Lütfen güvenliğinizi ön planda tutun
savunma oyuncusu
Amerikan futbolunda savunma yapan oyuncu
The safety tackled the runner
Savunma oyuncusu koşucuyu durdurdu
emniyet kilidi
bir aletin çalışmasını veya ateşlenmesini engelleyen mekanizma
Always check the safety before handling the gun
Silahı kullanmadan önce her zaman emniyeti kontrol edin
emniyet
silahın ateş etmesini engelleyen mekanizma
He clicked the safety on
Emniyeti açtı
görkemli gösteri
Sahnededetaylı ve gösterişli bir etkinlik
The carnival was a colorful extravaganza
Karnaval renkli ve görkemli bir gösteriydi
önce gelmek
Sahnedebir şeyden daha önce olmak veya meydana gelmek
A comes before B in the alphabet
Alfabede A, B'den önce gelir
önce gelmek
bir şeyin başka bir şeyden daha önemli olması
Family should come before work
Aile işten önce gelmelidir
kutu
Sahnededüz kenarları olan bir kap
Put the books in the box
Kitapları kutuya koy
sınıflandırmak
birini belirli bir kategoriye koymak
They try to box people into categories
İnsanları kategorilere ayırmaya çalışıyorlar
boks yapmak
yumruklarla dövüşmek
They like to box on weekends
Hafta sonları boks yapmayı severler
paketlemek
bir şeyi kutunun içine koymak
Please box the items carefully
Lütfen eşyaları dikkatlice paketleyin
güvenli
Sahnedetehlikeli veya riskli olmayan
You are safe here
Burada güvendesin
çelik kasa
değerli eşyaları korumak için kullanılan metal kutu
The documents are in the safe
Belgeler çelik kasada
güvenilir
bir işi iyi yapacağına inanılan
She is a safe choice for the job
O bu iş için güvenilir bir seçenek
kesin
bir şeyden emin olma durumu
It is a safe bet
Bu kesin bir bahis
kontrol altında
Sahnedeyönetilen veya düzenli bir durumda olma
The situation is under control
Durum kontrol altında
kontrol altında
bir şeyi yönetebilmek veya kontrol edebilmek
The situation is under control
Durum kontrol altında
düşünmek
Sahnedebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
Sahnedefikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
düşünmek
bir konu üzerinde zihinsel işlem yapmak
I think he is coming
Onun geldiğini düşünüyorum
zorlamak
Sahnedebirini bir şey yapmaya teşvik etmek
My parents push me to study
Ailem beni ders çalışmaya zorluyor
bastırmak
bir şeyi hareket ettirmek için baskı uygulamak
Push the button
Düğmeye bas
uyuşturucu satmak
yasadışı uyuşturucu maddeleri insanlara satmaya çalışmak
He was caught pushing drugs on the street
Sokakta uyuşturucu satarken yakalandı
yabani ot
Sahnedeistenmediği yerlerde yetişen yabani bitki
There are weeds in the garden
Bahçede yabani otlar var
ot
marihuana için kullanılan yaygın isim
He smokes weed
O ot içiyor
yabani ot
bahçede istenmeden büyüyen bitki
There is a weed in the garden
Bahçede bir yabani ot var
esrar
yasadışı uyuşturucu olarak kullanılan bir bitki
They found some weed in his bag
Çantasında biraz esrar buldular
çıkmak
Sahnedebir yerden veya binadan ayrılmak
You should get out of the house
Evden çıkmalısın
çıkarmak
bir şeyi üretmek veya yayınlamak
They get out a new magazine
Yeni bir dergi çıkarıyorlar
çıkarmak
bir şeyi bir yerin içinden almak
Get the key out of the lock
Anahtarı kilitten çıkar
duyulmak
birçok kişi tarafından öğrenilir hale gelmek
The news will get out eventually
Haber sonunda duyulacak
dışa vurmak
bir duygu veya hissi açığa çıkarmak
You should get out your anger
Öfkeni dışa vurmalısın
çıkmak
bir yerden ayrılmak
Please get out of the room
Lütfen odadan çık
gitmek
bir yerden uzaklaşmak
It is time for us to get out
Bizim gitme vaktimiz geldi
gizemli
Sahnedeanlaşılması veya açıklanması zor olan
The mysterious box was locked
Gizemli kutu kilitliydi
gizemli
anlaşılması veya açıklanması zor
The forest is mysterious
Orman gizemli
gizemli
açıklanması veya anlaşılması güç olan
The movie has a mysterious ending
Filmin gizemli bir sonu var
kulak
Sahnedeişitmemizi sağlayan organ
I have two ears
İki kulağım var
kulak
bir şeyi anlama veya ayırt etme yeteneği
She has a good ear for music
Müziğe iyi bir kulağı var
kulak
bir şeyi fark etme veya değerlendirme yeteneği
She has a good ear for music
Onun iyi bir müzik kulağı var
erişim
önemli bir kişiye ulaşma ve onu etkileme yetisi
She has the ear of the director
Onun müdüre doğrudan erişimi var