Succession — 1. Sezon Bölüm 2
Kelimeler ve anlamları
761 kelime
Seviye
tamam
Sahnededinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
tamam
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
tamam
onay veya kabullenme belirtmek için kullanılan ifade
All right I will go to the store
Tamam markete gideceğim
iyi
kabul edilebilir veya sorunsuz durum
Everything is all right
Her şey yolunda
görünmek
Sahnedebir şeymiş izlenimi vermek
You seem happy today
Bugün mutlu görünüyorsun
en kötü senaryo
Sahnedeolabilecek en kötü durum
In the worst case we will cancel the trip
En kötü durumda geziyi iptal edeceğiz
en kötü durum
olabilecek en ciddi veya kötü durum
We should plan for the worst-case scenario
En kötü durum senaryosu için plan yapmalıyız
kıkırdamak
Sahnedesessiz ve yumuşak bir şekilde gülmek
He gave a little chuckle
Hafifçe kıkırdadı
kıkırdamak
Sahnedesessizce gülmek
He chuckled at the joke
Şakaya kıkırdadı
kıkırdamak
alçak sesle gülmek
She chuckled at the joke
Şakaya kıkırdayarak güldü
kıkırdamak
kısa ve sessiz sesler çıkararak gülmek
He started to chuckle at the funny video
Komik videoya kıkırdamaya başladı
başa çıkmak
Sahnedebir durumla veya sorunla ilgilenmek
I can handle this problem
Bu sorunla başa çıkabilirim
takma ad
kimlik belirlemek için kullanılan isim veya lakap
What is your Twitter handle
Twitter kullanıcı adın nedir
uzatmak
bir şeyi elden ele teslim etmek
Handle the book to your friend
Kitabı arkadaşına uzat
kulp
bir nesneyi tutmaya veya taşımaya yarayan kısım
Please hold the handle of the door
Lütfen kapının kulpunu tut
felaket
Sahnedebüyük zarara veya sıkıntıya yol açan ani olay
The earthquake was a disaster
Deprem bir felaketti
felaket
çok kötü veya başarısız olan durum
The event was a total disaster
Etkinlik tam bir felaketti
hissedar
Sahnedebir şirketin hisselerine sahip olan kişi
He is a majority shareholder
O, çoğunluk hissedarıdır
hissedar
bir şirkette payı bulunan kişi
The shareholder attended the meeting
Hissedar toplantıya katıldı
ölüm
Sahnedeyaşamın sona ermesi
His sudden demise shocked everyone
Ani ölümü herkesi şaşırttı
son
bir şeyin sona ermesi veya bitişi
The demise of the project was sudden
Projenin sonu ani oldu
tuvalet
Sahnedetuvalet ve lavabosu olan oda
Where is the bathroom?
Tuvalet nerede?
banyo
tuvalet ve lavabosu olan oda
The bathroom is upstairs
Banyo üst katta
sahne
Sahnedebir oyun, film veya hikayenin bir bölümü
The first scene of the movie was sad
Filmin ilk sahnesi üzücüydü
olay yeri
bir olayın gerçekleştiği yer
Police arrived at the scene
Polis olay yerine ulaştı
rezalet
toplum içinde gösterilen öfkeli davranış
Please do not make a scene
Lütfen rezalet çıkarma
çevre
kişinin ilgi duyduğu sosyal ortam veya grup
She is part of the local art scene
O yerel sanat çevresinin bir parçası
tamamen
Sahnedebütünüyle veya kesin olarak
It was a stone cold lie
Bu tamamen bir yalandı
buz gibi
çok soğuk
The water was stone cold
Su buz gibiydi
duygusuz
sevgi veya şefkat göstermeyen
He looked at me with a stone cold expression
Bana duygusuz bir ifadeyle baktı
buz gibi
tamamen soğuk olan
The coffee is stone cold
Kahve buz gibi olmuş
romantik
Sahnedesevgi gösteren veya ifade eden
He is a romantic man
O romantik bir adamdır
romantik
sevgi veya güçlü duygusal bağlılık ile ilgili
They had a romantic dinner
Onlar romantik bir akşam yemeği yediler
minnettar olmak
Sahnedebir şey için teşekkür hissetmek
I appreciate your help
Yardımınız için minnettarım
rahatsız olmak
bir durumdan dolayı hoşnutsuzluk duymak
I would appreciate it if you stopped bothering me
Beni rahatsız etmeyi bırakırsan sevinirim
takdir etmek
bir şeyin önemini veya değerini anlamak
I appreciate the effort you put into this
Bunun için harcadığın çabayı takdir ediyorum
takdir etmek
bir şeyin değerini anlamak
I appreciate your help
Yardımını takdir ediyorum
bayat
Sahnedeartık taze olmayan
The bread is stale
Ekmek bayat
özür dilemek
Sahnedebir hata yaptığında üzgün olduğunu söylemek
I apologize for being late
Geç kaldığım için özür dilerim
özür dilemek
bir hata için pişmanlık belirtmek
I apologize for being late
Geç kaldığım için özür dilerim
özür dilemek
bir hata yaptığını kabul etme eylemi
You should apologize for being late
Geç kaldığın için özür dilemelisin
özür dilemek
yanlış bir şey yaptığını kabul edip üzgün olduğunu belirtmek
I apologize for being late
Geç kaldığım için özür dilerim
şaka yapmak
Sahnedeciddi olmayan bir şey söylemek
I am just kidding
Sadece şaka yapıyorum
çocuk
genç bir kişi
The kid is playing
Çocuk oyun oynuyor
ciddi
Sahnedeşaka yapmayan, söylediklerinde samimi olan
Are you serious?
Ciddi misin?
ciddi
Sahnedezarar veya tehlikeye neden olan
He had a serious accident
O ciddi bir kaza geçirdi
ciddi
dikkatli düşünme veya eylem gerektiren
This is a serious problem
Bu ciddi bir problem
ciddi
miktarı veya derecesi yüksek olan
It is a serious problem
Bu ciddi bir problem
ölüm ilanı
Sahnedebir gazetede yayınlanan ve birinin ölüm haberini veren yazı
I read the obituary in the newspaper
Gazetedeki ölüm ilanını okudum
tıbbi
Sahnedehastalık veya yaralanmanın tedavisi ile ilgili olan
She needs medical help
Tıbbi yardıma ihtiyacı var
tıbbi
hastalık veya yaralanma tedavisi ile ilgili
He needs medical attention
Tıbbi yardıma ihtiyacı var
durum
Sahnedebir durumu etkileyen koşullar
It was a difficult circumstance
Zor bir durumdu
çığlık atmak
Sahnedeyüksek sesle ve tiz bir şekilde bağırmak
She started to scream
Çığlık atmaya başladı
çığlık atmak
yüksek sesle bağırmak
She started to scream
O çığlık atmaya başladı
haykırmak
bir şeyi çok açık bir şekilde ifade etmek
His behavior screams guilt
Davranışları suçluluk haykırıyor
gibi gelmek
Sahnedebir şeyin öyle olduğu izlenimini vermek
That sounds like a good idea
Bu kulağa iyi bir fikir gibi geliyor
gibi gelmek
bir şeyin benzeri gibi görünmek
That sounds like a great plan
Bu harika bir plan gibi geliyor
sesini andırmak
bir şeyle benzer ses çıkarmak
The wind sounds like a whistle
Rüzgar bir ıslık sesini andırıyor
sesi benzemek
başka birinin sesine benzer sese sahip olmak
You sound like your mother
Sesin annene benziyor
komite
Sahnedebelirli bir görevi yürütmek için seçilmiş kişi grubu
The committee met yesterday
Komite dün toplandı
kanıt
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu gösteren bilgi
There is no evidence for this claim
Bu iddia için hiçbir kanıt yok
çok
Sahnedebüyük bir miktar veya sayı
I have a lot of books
Çok kitabım var
çok
büyük bir miktar veya sayı
There are a lot of people here
Burada çok insan var
büyülü
Sahnedesihirli veya büyü güçlerine sahip olan
The forest looked magical in the moonlight
Orman ay ışığında büyülü görünüyordu
sihirli
büyüleyici veya sihirle ilgili
It was a magical moment
Sihirli bir andı
büyülü
büyü veya doğaüstü olaylarla ilgili olan
The fairy tale had a magical ending
Masalın büyülü bir sonu vardı
sihirli
büyü gücüne sahip olan veya büyüyle ilgili
The magician performed a magical trick
Sihirbaz sihirli bir numara yaptı
rahatlamak
Sahnededinlenmek ve sakinleşmek
I just want to chill tonight
Bu gece sadece rahatlamak istiyorum
ürperti
soğuktan veya korkudan kaynaklanan titreme hissi
I felt a chill in the air
Havada bir ürperti hissettim
sükunet
sinirlenmeden sakin kalabilme durumu
He keeps his chill during arguments
Tartışmalar sırasında sükunetini korur
soğutmak
bir şeyi çok soğuk hale getirmek
You should chill the wine before dinner
Akşam yemeğinden önce şarabı soğutmalısın
taş gibi
Sahnedeçok hızlı ve aniden
The anchor sank like a stone
Çapa taş gibi battı
taş gibi
hiç kıpırdamadan tamamen hareketsiz
He sat there like a stone
O orada taş gibi oturdu
önemli
Sahnedemiktar veya boyut olarak büyük olan
The company made a considerable profit last year
Şirket geçen yıl önemli miktarda kâr elde etti
karışık
Sahnededurumu veya çözümü zor olan
Their relationship is complicated
Onların ilişkisi karışık
karmaşık
anlaşılması veya çözülmesi zor olan
This machine is very complicated
Bu makine çok karmaşık
karmaşık
anlaşılması veya uğraşılması güç olan
This math problem is very complicated
Bu matematik problemi çok karmaşık
karmaşık
anlaşılması veya çözülmesi zor olan
This math problem is too complicated
Bu matematik problemi çok karmaşık
çok miktarda
Sahnedebir şeyden çok miktarda olması
I have a good deal of work to do
Yapacak çok işim var
iyi anlaşma
avantajlı bir teklif veya düzenleme
We made a good deal today
Bugün iyi bir anlaşma yaptık
pislik
Sahnedeçok kaba veya kötü niyetli kişi
He is such an asshole
O tam bir pislik
makat
vücuttan dışkının atıldığı açıklık
He felt pain in his asshole
Makatında ağrı hissetti
pislik
çok kaba veya kötü niyetli kimse
Don't be an asshole to your friends
Arkadaşlarına karşı pislik olma
pislik
çok kaba veya sevimsiz insan
Don't be such an asshole
Bu kadar pislik olma
sabah
Sahnedegünün güneş doğuşundan öğlene kadar olan kısmı
I wake up early in the morning
Sabahları erken uyanırım
günaydın
iyi sabahlar anlamında kullanılan kısa selamlama
Morning, how are you?
Günaydın, nasılsın?
sabah
günün öğleden önceki erken kısmı
I drink coffee in the morning
Sabahları kahve içerim
sabah
günün erken saatleri
I drink coffee in the morning
Sabahları kahve içerim
beyin sapı
Sahnedebeyni omuriliğe bağlayan beyin bölümü
The brain stem controls basic body functions
Beyin sapı temel vücut fonksiyonlarını kontrol eder
beyin sapı
beyni omuriliğe bağlayan kısım
The brain stem controls basic body functions
Beyin sapı temel vücut fonksiyonlarını kontrol eder
masada
Sahnedetartışılmaya veya değerlendirilmeye hazır
All options are still on the table
Tüm seçenekler hâlâ masada
masada
görüşülmekte veya değerlendirilmekte olan bir seçenek
The new offer is on the table
Yeni teklif masada
randevu
Sahnedeönceden kararlaştırılmış görüşme veya buluşma
I have an appointment with the doctor
Doktorla bir randevum var
randevu
önceden belirlenmiş bir buluşma veya ziyaret
I have a doctor's appointment
Doktor randevum var
randevu
belirli bir zamanda birisiyle buluşma planı
I have a doctor's appointment tomorrow
Yarın doktor randevum var
tutmak
Sahnedeelinde veya kollarında bir şeyi bulundurmak
She held the baby in her arms
Bebeği kollarında tuttu
düzenlemek
bir etkinlik organize etmek
They held a meeting last week
Geçen hafta bir toplantı düzenlediler
alıkonulmak
polis veya yetkililer tarafından bir yerde tutulmak
The suspect was held by police
Şüpheli polis tarafından alıkonuldu
kin beslemek
birine karşı geçmişte yapılan bir şeyden dolayı kötü duygular hissetmek
He held a grudge against his boss
Patronuna karşı kin besledi
alıkoymak
birini bir yerde tutarak gitmesini engellemek
The police held the suspect for questioning
Polis şüpheliyi sorgulamak için alıkoydu
belirsizlik
Sahnedebir şey hakkında emin olmama durumu
There is a lot of uncertainty about the future
Gelecekle ilgili çok fazla belirsizlik var
beklemek
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesini beklemek
Please wait for me
Lütfen beni bekle
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
sabırsızlanmak
bir şeyin olması için heyecan duymak
I can't wait for summer
Yaz için sabırsızlanıyorum
beklemek
kısa bir süreliğine durmak
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
beklemek
bir şeyin olmasını ya da birinin gelmesini umarak durmak
Please wait for me
Lütfen beni bekle
milyon
Sahnedebin tane binlikten oluşan sayı
A million people live here
Burada bir milyon insan yaşıyor
kıkırdamak
Sahnedesessizce ve hafifçe gülmek
He chuckles at the joke
Şakaya kıkırdıyor
kıkırdamak
sessizce gülmek
He chuckles at the joke
O şakaya kıkırdıyor
olmak
Sahnedemeydana gelmek veya gerçekleşmek
What happened?
Ne oldu?
meydana gelmek
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesi
Something strange happened
Tuhaf bir şey oldu
başına gelmek
bir olayın birinin başına gelmesi
That happened to my friend
Bu arkadaşımın başına geldi
yumuşakça
Sahnedesessiz ve nazik bir şekilde
She spoke softly
Yumuşakça konuştu
tabii ki
Sahnedeonaylamak veya evet demek için kullanılır
Of course I will help you
Tabii ki sana yardım edeceğim
elbette
birini onaylamak veya beklendik bir durumu belirtmek için kullanılan ifade
Can you help me? Of course
Bana yardım edebilir misin? Elbette
elbette
bir şeyin beklendiğini veya aşikar olduğunu belirtmek için kullanılır
Of course I will help you
Elbette sana yardım edeceğim
değiştirmek
Sahnedebir şeyi başka bir hale getirmek
He needs to change his clothes
Kıyafetlerini değiştirmesi gerekiyor
para üstü
Sahnedeödemeden sonra geri alınan miktar
You forgot your change
Para üstünü unuttun
konu değişimi
konuşulan temayı başka bir şeye çevirme
It is time for a change of topic
Konu değişimi zamanı geldi
değişim
bir şeyin başkalaşmasıyla ortaya çıkan yeni durum
There was a big change in the weather
Havada büyük bir değişim oldu
değiştirmek
bir şeyi farklı hale getirmek
I need to change the plan
Planı değiştirmem gerekiyor
değişmek
farklı hale gelmek
The weather is starting to change
Hava değişmeye başlıyor
üstünü değiştirmek
farklı kıyafetler giymek
Please change before we leave
Gitmeden önce lütfen üstünü değiştir
bozuk para
küçük metal para şeklindeki para
I have some change in my pocket
Cebimde biraz bozuk para var
aktarma yapmak
bir araçtan diğerine geçmek
I have to change trains there
Orada tren değiştirmem gerekiyor
değişiklik
yeni bir durum veya farklılık
This is a big change for us
Bu bizim için büyük bir değişiklik
kıyafet değiştirmek
kendine farklı kıyafetler giymek
She went to change for the party
Partiye gitmek için kıyafet değiştirdi
yenisiyle değiştirmek
eski bir eşyayı yenisiyle yenilemek
I need to change the battery
Pili değiştirmem gerekiyor
müzikal
şarkı ve dans içeren oyun veya film
We saw a change at the theater
Tiyatroda bir müzikal izledik
değiştirmek
bir şeyi farklı hale getirmek
Please change the color of the wall
Lütfen duvarın rengini değiştir
koca
Sahnedeevli olunan erkek
My husband is a doctor
Kocam bir doktordur
kova
Sahnedeeşya taşımak için kullanılan kulplu ve ağzı açık kap
Fill the bucket with water
Kovayı suyla doldur
boğazını temizlemek
Sahnedekonuşmaya hazırlanmak için hafifçe öksürmek
He cleared his throat
Boğazını temizledi
karma
Sahnedefarklı türlerin bir arada olduğu
This is a mixed team
Bu karma bir takım
karışık
farklı şeylerin bir arada bulunduğu
The soup has a mixed flavor
Çorbanın karışık bir tadı var
karışık
farklı maddelerin bir araya getirilmesiyle oluşan
I ate a mixed salad for lunch
Öğle yemeğinde karışık salata yedim
etkinlik
Sahnedeplanlanmış toplumsal veya sosyal bir organizasyon
The music event was great
Müzik etkinliği harikaydı
olay
Sahnedegerçekleşen herhangi bir şey özellikle önemli bir durum
This event changed my life
Bu olay hayatımı değiştirdi
dahil olmak
Sahnedebir şeye katılmak
He got involved in the project
Projeye dahil oldu
karmaşık
birçok parçası veya detayı birbirine bağlı olan
This is an involved process
Bu karmaşık bir süreç
içeren
bir parça veya özellik olarak sahip olmak
The job involved a lot of hard work
İş çok fazla zorlu çalışma gerektirdi
ilişkili
romantik bir ilişki içerisinde olmak
They are involved with each other
Birbirleriyle romantik bir ilişki içerisindeler
vay be
Sahnedeşaşkınlık veya hayranlık belirten ünlem
Wow, this is beautiful
Vay be, bu çok güzel
hayran bırakmak
birini çok etkilemek
Her performance wowed the audience
Performansı izleyicileri hayran bıraktı
Vay
şaşkınlık veya hayranlık ifade eden söz
Wow, what a nice view
Vay, ne kadar güzel bir manzara
bölüm
Sahnedebir şeyin parçası veya ayrılmış kısmı
This section is very long
Bu bölüm çok uzun
steril
Sahnedebakteri veya mikroplardan arındırılmış
The surgeon used sterile tools
Cerrah steril aletler kullandı
kısır
çocuk sahibi olamayan
They found out they are sterile
Kısır olduklarını öğrendiler
gömmek
Sahnedebir şeyle tamamen örtmek
The house was buried in snow
Ev kara gömüldü
ezmek
bir takımı büyük bir farkla yenmek
They buried the other team 5-0
Diğer takımı 5-0 ile ezdiler
gömmek
bir şeyi bulunamayacak bir yere koymak
The dog likes to bury its bone
Köpek kemiğini gömmeyi sever
gömmek
bir ölüyü toprağa koymak
They buried the body
Cesedi gömdüler
yeterince iyi
Sahnedekalite bakımından tatmin edici veya kabul edilebilir
He found a decent job
Makul bir iş buldu
hamle
Sahnedeyapılan bir eylem veya adım
It was a smart move
Akıllıca bir hamleydi
hareket etmek
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
Please move your car
Lütfen arabanızı hareket ettirin
duygulandırmak
birini güçlü duygular hissetmeye yöneltmek
Her story really moved me
Hikayesi beni gerçekten duygulandırdı
hızla satılmak
genellikle düşük fiyata hızlıca elden çıkarılmak
These cheap goods move very fast
Bu ucuz ürünler hızla satılıyor
hareket etmek
bir yerini değiştirmek veya yeni bir yere gitmek
We will move to a new house
Yeni bir eve taşınacağız
taşınmak
yaşanılan yeri değiştirmek
We will move to a new house next month
Gelecek ay yeni bir eve taşınacağız
öneri
Sahnededeğerlendirilmesi için sunulan fikir veya plan
Do you have any suggestions
Hiç öneriniz var mı
öneri
yapılması veya seçilmesi gereken şey hakkında sunulan fikir
I have a good suggestion
İyi bir önerim var
tavsiye
yapılması veya seçilmesi gereken şey hakkında verilen öğüt
Please follow my suggestion
Lütfen tavsiyeme uy
rahatsız etmek
Sahnedebirini huzursuz etmek veya sıkıntı vermek
Please don't bother me
Lütfen beni rahatsız etme
zahmet etmek
bir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
Don't bother to call him
Onu aramak için zahmet etme
zahmet
bir işin gerektirdiği uğraş veya zorluk
It is a lot of bother to move these boxes
Tüm bu kutuları taşımak büyük bir zahmet
beceri
Sahnedepratik bilgi veya yetenek
He has the know-how to fix the car
Arabayı tamir edecek becerisi var
geçmek
Sahnedebir taraftan diğer tarafa hareket etmek
We will go through the tunnel
Tünelden geçeceğiz
yaşamak
zor bir durumla başa çıkmak veya deneyimlemek
She went through a hard time
Zor bir zaman geçirdi
onaylanmak
bir işlemin veya anlaşmanın resmen kabul edilmesi ya da sonuçlanması
The trade agreement went through yesterday
Ticaret anlaşması dün onaylandı
incelemek
bir şeyi başından sonuna kadar dikkatlice okumak veya kontrol etmek
Please go through these documents
Lütfen bu belgeleri inceleyin
onaylanmak
resmi olarak kabul edilmek veya tamamlanmak
The contract finally went through
Sözleşme sonunda onaylandı
yaşamak
zor bir durumla karşılaşmak
She went through a difficult time
Zor bir dönem yaşadı
güçlü
Sahnedebüyük güce veya etkiye sahip olan
He is a powerful leader
O güçlü bir lider
holding şirketi
Sahnedediğer şirketlerin hisselerini elinde bulunduran işletme
They formed a holding company
Bir holding şirketi kurdular
holding
diğer şirketlerin hisselerini elinde bulunduran kurum
The holding company owns several subsidiaries
Holding şirketi birçok yan kuruluşa sahip
ana şirket
başka şirketlerin kontrolüne sahip olan şirket
The parent company makes decisions
Ana şirket kararları alır
üst kuruluş
iştirakleri bulunan ticari kuruluş
This is a large parent firm
Bu büyük bir üst kuruluş
yüzünden
Sahnedebir şeyin sonucu olarak
We stayed home because of the rain
Yağmur yüzünden evde kaldık
-den dolayı
bir şeyin sonucu olarak
We stayed at home because of the rain
Yağmurdan dolayı evde kaldık
yüzünden
bir şeyin sebep olduğu durum
The game was canceled because of the rain
Maç yağmur yüzünden iptal edildi
yüzünden
bir durumun nedeni olarak
We stayed home because of the rain
Yağmur yüzünden evde kaldık
yol açmak
Sahnedebir şeyin olmasına neden olmak
The noise gave me a headache
Bu gürültü baş ağrısına yol açtı
söylemek
birine bilgi veya cevap iletmek
Please give me your answer
Lütfen bana cevabını söyle
vermek
bir şeyi birinin eline ulaştırmak
He gave me his book
O bana kitabını verdi
acısız
Sahnedeherhangi bir acı veya ağrıya neden olmayan
The procedure was painless
İşlem acısızdı
kıta
SahnedeDünya üzerindeki yedi büyük kara parçasından her biri
Asia is the largest continent
Asya en büyük kıtadır
kask
Sahnedebaşı koruyan sert şapka
Wear your helmet
Kaskını tak
kask
başı korumak için takılan sert şapka
Always wear a helmet when riding a bike
Bisiklet sürerken her zaman kask tak
metin
Sahnedeyazılı bir eser veya içerik
Please read this text carefully
Lütfen bu metni dikkatlice oku
mesaj atmak
telefonla yazılı mesaj göndermek
Please text me later
Daha sonra bana mesaj at
mesaj
telefondan gönderilen yazılı ileti
I sent him a text
Ona bir mesaj gönderdim
mesajlaşmak
telefondan yazılı bir ileti göndermek
I will text you later
Seni sonra mesajlayacağım
çekinmeyin
Sahnedebir şeyi yapmakta özgür olduğunu belirtmek için kullanılır
Feel free to call me
Beni aramaktan çekinmeyin
boş olmak
yapılacak bir işi veya sorumluluğu olmamak
I am free this afternoon to help you
Size yardım etmek için bu öğleden sonra boşum
zorunlu hissetmemek
bir şeyi yapmaya mecbur olmadığını düşünmek
You do not need to feel obligated to help
Yardım etmek için zorunlu hissetmemelisin
bilgilendirmek
Sahnedebirine bilgi vermek
Please inform us about the changes
Lütfen değişiklikler hakkında bizi bilgilendirin
ihbar etmek
yetkili makamlara suç bildirmek
He informed on his accomplice to the police
Suç ortağını polise ihbar etti
uygun zaman
Sahnedebir şey için elverişli veya yerinde olan an
Is this a good time to talk
Konuşmak için uygun zaman mı
keyifli vakit
eğlenceli veya mutlu geçirilen zaman
We had a good time at the party
Partide keyifli vakit geçirdik
eğlence düşkünü
sosyal etkinliklerden ve eğlenmekten hoşlanan
He is a good time person
O eğlence düşkünü bir insan
iyi vakit
keyifli veya eğlenceli geçen bir zaman dilimi
We had a good time at the party
Partide iyi vakit geçirdik
daha önce
Sahnedeşimdiden daha önceki bir zamanda
I finished the work earlier today
İşi bugün daha önce bitirdim
daha erken
beklenenden önce gerçekleşen veya gelen
The plane arrived earlier than expected
Uçak beklenenden daha erken vardı
daha önce
belirli bir zamandan önce gerçekleşen
We arrived earlier than our friends
Arkadaşlarımızdan daha önce geldik
kanıt
Sahnedebir gerçeğin doğru olduğunu gösteren şey
Do you have any proof
Hiç kanıtın var mı
geçirmez
bir şeye karşı dayanıklı olan
This watch is waterproof
Bu saat su geçirmez
düzeltmek
hataları bulmak için dikkatlice okumak
You should proof your essay
Kompozisyonunu gözden geçirmelisin
yeter
Sahnedeartık daha fazlasına gerek yok
That is enough
Bu kadar yeter
yeterli
Sahnedeistenilen ya da gereken miktarda
Do you have enough water
Yeterli suyun var mı
yeterli
ihtiyaç kadar olan
I have enough money
Yeterince param var
yeterli
gerektiği kadar
This is enough for me
Bu benim için yeterli
harika
Sahnedeçok iyi
You did a great job
Harika bir iş çıkardın
büyük
boyut veya derece olarak çok büyük
It was a great success
Büyük bir başarıydı
büyük
soy ağacında bir kuşak öncesi
He is my great-grandfather
O benim büyük büyükbabam
davet etmek
Sahnedebirini gelmeye veya katılmaya çağırmak
I will invite him to join us
Onu bize katılmaya davet edeceğim
davet etmek
birini bir yere veya etkinliğe çağırmak
I will invite my friends to the party
Arkadaşlarımı partiye davet edeceğim
davet
bir yere gitmek veya bir şey yapmak için yapılan sözlü veya yazılı istek
I received an invite to the wedding
Düğüne bir davet aldım
anlamlı
Sahnedebüyük önemi veya amacı olan
We had a meaningful conversation
Anlamlı bir konuşma yaptık
çalışmak
Sahnedebir şeyin amaçlandığı gibi işlemesi
The machine does not function
Makine çalışmıyor
resmî davet
sosyal bir toplantı veya parti
It was a formal function
Bu resmî bir davetti
işlev
bir şeyin doğal veya amaçlanan kullanımı
What is the function of this button
Bu düğmenin işlevi nedir
çalışmak
bir şeyin amaçlandığı gibi iş görmesi
The machine does not function anymore
Makine artık çalışmıyor
hırçınlaşmak
Sahnededuygularını kötü davranarak belli etmek
The child acted out in class
Çocuk sınıfta hırçınlaştı
canlandırmak
bir hikayeyi veya rolü sergilemek
We acted out the scene
Sahneyi canlandırdık