Succession — 1. Sezon Bölüm 6
Kelimeler ve anlamları
840 kelime
Seviye
performans
Sahnedebir işin veya görevin ne kadar iyi yapıldığı
The team improved their performance last month
Takım geçen ay performansını geliştirdi
gösteri
bir oyun, konser veya diğer eğlence biçimlerini sunma eylemi
The performance was amazing
Gösteri harikaydı
gösteri
bir izleyici topluluğunu eğlendirme eylemi
The band gave a great performance
Grup harika bir gösteri yaptı
cumhuriyet
Sahnedekendi hükümeti olan devlet
Turkey is a republic
Türkiye bir cumhuriyettir
hoşça kal
Sahnedeayrılırken söylenen söz
He said goodbye to his friend
Arkadaşına hoşça kal dedi
birisi
Sahnedebilinmeyen veya belirtilmemiş bir kişi
Somebody is at the door
Kapıda biri var
biri
bilinmeyen bir kişi
I need somebody to help me
Bana yardım edecek birine ihtiyacım var
önemli biri
önemli veya yüksek statüye sahip kimse
She acts like she is really somebody
Gerçekten önemli biriymiş gibi davranıyor
ne kadar
Sahnedebir şeyin miktarı
How much is this
Bu ne kadar
çok
Sahnedebüyük ölçüde
I like it very much
Onu çok seviyorum
pek
küçük bir ölçüde
It did not help much
Pek yardımcı olmadı
fazla
geriye kalan miktar
Not much is left
Geriye fazla bir şey kalmadı
hı hı
Sahnedeevet demek veya dinlediğini göstermek için kullanılan bir ses
Uh huh I understand what you mean
Hı hı ne demek istediğini anlıyorum
hı hı
evet veya onay belirtmek için çıkarılan ses
Do you agree? Uh huh
Katılıyor musun? Hı hı
anlıyorum
dinleyicinin anladığını göstermek veya bir duraksama için kullanılan ses
Go on. Uh huh
Devam et. Anlıyorum
evet
onaylama veya dinlediğini belirtme amacıyla kullanılan gayriresmi ifade
Uh-huh I understand what you mean
Evet ne demek istediğini anlıyorum
hı hı
onay veya anlaşıldığını göstermek için kullanılan ifade
Uh huh I understand your point
Hı hı fikrini anlıyorum
rastlamak
Sahnedebirine tesadüfen rastlamak
I bumped into an old friend at the mall
Alışveriş merkezinde eski bir arkadaşıma rastladım
karşılaşmak
birisiyle tesadüfen bir araya gelmek
I bumped into my teacher yesterday
Dün öğretmenimle karşılaştım
rastlamak
birine beklenmedik bir şekilde denk gelmek
I bumped into her at the store
Mağazada ona rastladım
düşünce
Sahnedezihinden geçen fikir veya inanış
He had a strange thought
Aklına tuhaf bir düşünce geldi
düşünme
dikkatli bir şekilde düşünme eylemi
He was lost in thought
Düşüncelere dalmıştı
bahsetmek
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
He thought to mention the new plan
O yeni plandan bahsetmeyi düşündü
düşünmek
bir konu hakkında görüşe sahip olmak
I thought you were busy
Meşgul olduğunu düşünmüştüm
sadık kalmak
Sahnedebir şeyi yapmaya veya kullanmaya devam etmek
Stick with your plan
Planına sadık kal
ile kalakalmak
istenmeyen bir şeyden veya kişiden kurtulamamak
I have to stick with this broken computer all day
Tüm gün bu bozuk bilgisayarla kalakalmak zorundayım
yanında durmak
birine destek olmaya veya onunla kalmaya devam etmek
I decided to stick with my friend during the crisis
Kriz sırasında arkadaşımın yanında durmaya karar verdim
vazgeçmemek
bir şeyi yapmaya veya kullanmaya devam etmek
You should stick with your studies
Çalışmalarından vazgeçmemelisin
bağlı kalmak
bir şeyi kullanmaya veya seçmeye devam etmek
I will stick with my plan
Planıma bağlı kalacağım
mutlak
Sahnedetam veya sınırsız
He has absolute power
Onun mutlak gücü var
kazıklamak
Sahnedebirine haksızlık etmek ya da ihanet etmek
He fucked over his business partner
İş ortağını kazıkladı
mahvetmek
birini zor durumda bırakmak ya da zarar vermek
This mistake fucked over our plans
Bu hata planlarımızı mahvetti
kazık atmak
birine büyük haksızlık yapmak veya zarar vermek
They really fucked me over with this plan
Bu planla bana gerçekten kazık attılar
dudak
Sahnedeağzın kenarları
She has red lips
Onun kırmızı dudakları var
saygısızca konuşma
kaba veya saygısız laf etme
Don't give me any lip
Bana saygısızca konuşma
daha kolay
Sahnedeyapılması veya anlaşılması daha az güç olan
This math problem is easier than the last one
Bu matematik problemi sonuncusundan daha kolay
daha kolay
zorluğu daha az olan
This task is easier
Bu görev daha kolay
daha basit
zor olmayan ve uğraştırmayan
There is an easier way to solve this
Bunu çözmenin daha basit bir yolu var
piyano
Sahnedesiyah ve beyaz tuşları olan büyük bir müzik aleti
I can play the piano
Piyano çalabiliyorum
çok
Sahnedeçok sayıda olan
I have many books
Çok kitabım var
ısıtmak
Sahnedebir şeyi sıcak hale getirmek
I need to warm the milk
Sütü ısıtmam gerekiyor
sıcakkanlı
nazik ve ilgili
She is a warm person
O sıcakkanlı bir insandır
ılık
orta derecede sıcak
The weather is warm today
Bugün hava ılık
içki
Sahnedealkollü içecekler için kullanılan gayriresmi kelime
They bought some booze for the party
Parti için biraz içki aldılar
içki içmek
alkollü içecek tüketmek
They like to booze on the weekends
Hafta sonları içki içmeyi severler
içki
alkollü içecekler için kullanılan argo bir ifade
He brought some booze to the party
Partiye biraz içki getirdi
yağda kızarmış
Sahnedebol miktarda yağ içinde pişirilmiş
They served deep fried chicken for dinner
Akşam yemeği için yağda kızarmış tavuk servis ettiler
derin yağda kızarmış
bol sıcak yağda kızartılmış
I love deep fried chicken
Derin yağda kızarmış tavuğu severim
derin yağda kızarmış
bol miktarda kızgın yağ içinde pişmiş
We ate deep fried chicken for dinner
Akşam yemeği için derin yağda kızarmış tavuk yedik
yüksek sesle çalmak
Sahnedeçok yüksek ve rahatsız edici bir ses çıkarmak
The radio began to blare
Radyo yüksek sesle çalmaya başladı
gürlemek
çok yüksek ve rahatsız edici ses çıkarmak
The car horns began to blare
Araba kornaları gürlemeye başladı
hadi
Sahnedebirini bir şeyi yapmaya teşvik etmek
Come on, you can do it
Hadi, yapabilirsin
üstüne gitmek
çok baskıcı veya aşırı davranmak
Don't come on so strong
Çok üstüme gelme
hadi canım
inanmamayı veya karşı çıkmayı ifade etmek
Come on, that is not true
Hadi canım, bu doğru değil
hadi ama
öfke veya hayal kırıklığını ifade eden söz
Come on, stop wasting my time
Hadi ama, zamanımı boşa harcamayı bırak
kur
birini cezbetmek için yapılan hamle
She gave him a come-on to start a conversation
Sohbet başlatmak için ona kur yaptı
belirmek
görünmeye veya olmaya başlamak
A smile came on his face
Yüzünde bir gülümseme belirdi
yaklaşmak
bir şeye doğru veya daha yakınına hareket etmek
He came on toward the house
Eve doğru yaklaştı
katılmak
bir etkinlikte veya faaliyette yer almak
Do you want to come on the trip with us
Bizimle geziye katılmak ister misin
haydi
birine acele etmesini veya daha fazla çaba göstermesini söylemek için kullanılır
Come on we are going to be late
Haydi geç kalacağız
hadi
birini acele etmeye veya denemeye teşvik etmek
Come on we will be late
Hadi geç kalacağız
siktir
Sahnedeöfke veya şaşkınlık belirtmek için kullanılan kaba söz
fuck I missed the bus
siktir otobüsü kaçırdım
sikişmek
cinsel ilişkiye girmek
they decided to fuck
sikişmeye karar verdiler
artık değil
Sahnedebir şeyin geçerliliğini yitirdiğini ifade eder
This is no longer valid
Bu artık geçerli değil
artık
bir durumun sona erdiğini belirtir
He no longer lives here
O artık burada yaşamıyor
artık
bir eylemin artık yapılmadığını anlatır
I no longer smoke
Artık sigara içmiyorum
artık
bir durumun eskisi gibi devam etmemesi
He no longer works here
O artık burada çalışmıyor
önemli ölçüde
Sahnedeönemli bir miktarda
Prices have increased considerably
Fiyatlar önemli ölçüde arttı
reddetmek
Sahnedebir şeyi yapmayı veya kabul etmeyi istemediğini söylemek
He refused the offer
Teklifi reddetti
reddetmek
bir şeyi yapmayacağını belirtmek
He refused to help me
Bana yardım etmeyi reddetti
reddetmek
bir şeyi yapmayacağını veya kabul etmeyeceğini söylemek
He refused the offer
Teklifi reddetti
çöp
atılan atık malzeme
Please take out the refuse
Lütfen çöpü dışarı çıkar
gündem
Sahnedeyapılacak veya tartışılacak şeyler listesi
What is on the agenda for today
Bugünün gündeminde ne var
yapmacık
Sahnedesamimiyetsiz kişi
He is a phony
O yapmacık biridir
sahte
dürüst olmayan kişi
Stop being so phony
Bu kadar sahte olmayı bırak
yani
Sahnedesöylenenleri açıklamak veya duraksamak için kullanılır
I mean, it is a bit expensive
Yani, biraz pahalı
büyüme yokluğu
Sahnedebüyümenin veya artışın gerçekleşmemesi durumu
The company experienced non-growth this year
Şirket bu yıl büyüme yokluğu yaşadı
çok kızgın
Sahnedeçok öfkeli veya sinirli hissetmek
He is really pissed
O gerçekten çok kızgın
sarhoş
alkol etkisiyle kendinden geçmiş
He was completely pissed after the party
Partiden sonra tamamen sarhoştu
kızgın
birini sinirlendirmek
She was so pissed about the delay
Gecikmeden dolayı çok kızgındı
galip gelmek
Sahnedebir mücadelede veya durumda üstün gelmek
Justice will prevail
Adalet galip gelecek
yaygın olmak
bir şeyin en çok rastlanan veya yaygın olması
Optimism prevails in this town
Bu kasabada iyimserlik yaygındır
emin
Sahnedeşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
elbette
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
tamam
bir öneriyi veya fikri onaylamak için kullanılan ifade
We can meet later. Sure.
Daha sonra buluşabiliriz. Tamam.
kovmak
Sahnedebirini bir yerden zorla uzaklaştırmak
They kicked him out of the party
Onu partiden kovdular
çıkarmak
makineden bir şeyi dışarı itmek
The machine will kick out the disk
Makine diski dışarı çıkaracak
üretmek
bir şeyi ortaya koymak veya göndermek
The factory can kick out many items
Fabrika çok sayıda ürün üretebilir
kovmak
birini bir yerden zorla göndermek
They will kick out the noisy guests
Gürültülü misafirleri kovacaklar
kovmak
birinin bir yeri terk etmesini zorunlu tutmak
The landlord will kick out the noisy tenants
Ev sahibi gürültücü kiracıları kovacak
katılmak
Sahnedebir grubun parçası olmak
I want to join the club
Kulübe katılmak istiyorum
eşlik etmek
Sahnedebirinin yanına gitmek
Join us for lunch
Öğle yemeği için bize katılın
evlendirmek
evlilik yoluyla birleştirmek
The priest joined them in marriage
Rahip onları evlilikle birleştirdi
birleştirmek
iki şeyi birbirine bağlamak
Please join these two pieces of rope
Lütfen bu iki ip parçasını birleştirin
duygu
Sahnedeiçte yaşanan duygusal durum
Love is a strong feeling
Aşk güçlü bir duygudur
hava
bir yerin genel havası veya karakteri
The room has a cozy feeling
Odada rahat bir hava var
his
bir şeyin doğru olduğuna dair düşünce veya görüş
I have a feeling it will rain
Yağmur yağacak gibi bir hissim var
duygu
yoğun bir his veya heyecan durumu
Love is a powerful feeling
Aşk güçlü bir duygudur
hissetmek
fiziksel veya duygusal bir tecrübe yaşamak
I am feeling happy today
Bugün mutlu hissediyorum
duymak
fiziksel bir algıya sahip olmak
I can feel the wind
Rüzgarı duyabiliyorum
sezmek
bir şeyin olduğuna dair düşünceye sahip olmak
I feel that we are lost
Kaybolduğumuzu seziyorum
izlenim
bir şeyin doğru olduğuna dair inanç
I have a feeling he knows
Onun bildiğine dair bir izlenimim var
sezgi
kanıt olmadan bir şeyin doğru olduğuna inanmak
She trusts her intuition
Sezgilerine güveniyor
his
fiziksel veya duygusal bir duyu
I have a strange feeling
Garip bir hissim var
duygu
yoğun bir heyecan durumu
Anger is a strong feeling
Öfke güçlü bir duygudur
duygu
güçlü bir his
Joy is a happy feeling
Neşe mutlu bir duygudur
duygu
güçlü bir duygu hali
She is full of feeling
O duygu dolu biri
umut
iyi şeylerin gerçekleşmesini bekleme hissi
I have a hopeful feeling about this
Bunun hakkında umutlu bir hissim var
düşünce
bir konu hakkında fikir veya tutum sahibi olma
I have a feeling that we should go
Gitmemiz gerektiğine dair bir düşüncem var
yetişkin
Sahnedetamamen gelişmiş kişi
Ask a grownup for help
Yardım için bir yetişkine sor
rahatlamak
Sahnedestresi veya gerginliği azaltmak
I need time to decompress after work
İşten sonra rahatlamak için biraz zamana ihtiyacım var
çağırmak
Sahnedebir şeyi özellikle telefonla istemek
I will call for a taxi
Bir taksi çağıracağım
öngörmek
bir şeyin olacağını söylemek
The forecast calls for rain
Hava durumu yağmur öngörüyor
uğrayıp almak
birini veya bir şeyi bir yerden almak için oraya gitmek
I will call for you at eight
Seni saat sekizde uğrayıp alacağım
gerektirmek
bir şeyin gerekli olduğunu belirtmek
The situation calls for quick action
Durum hızlı hareket etmeyi gerektiriyor
gerektirmek
bir şeyin yapılması için ihtiyaç duyulması
This situation calls for patience
Bu durum sabır gerektirir
herhangi bir şey
Sahnedeherhangi bir nesne veya madde
I can eat anything
Herhangi bir şeyi yiyebilirim
hiçbir şey
herhangi bir nesne veya madde
I don't have anything
Hiçbir şeyim yok
yapacak olmak
Sahnedebir eylemi yapmayı planlamak
I am going to call him
Onu arayacağım
planlamak
bir işi yapma kararında olmak
We are going to visit the museum
Müzeyi ziyaret etmeyi planlıyoruz
olacak
gelecekte bir olayın gerçekleşmesi
It is going to rain
Yağmur yağacak
tutum
Sahnedebir şey hakkında düşünme veya hissetme biçimi
She has a positive attitude
Olumlu bir tutumu var
tutum
bir konu hakkındaki düşünce veya bakış açısı
He has a positive attitude towards his work
İşiyle ilgili pozitif bir tutumu var
boğazını temizlemek
Sahnedekonuşmaya hazırlanmak için hafifçe öksürmek
He cleared his throat
Boğazını temizledi
özel
Sahnedesadece belirli bir kişiye veya gruba açık olan
This is an exclusive club
Bu özel bir kulüp
özel
belirli bir kişi veya grupla sınırlı olan
They have an exclusive right to use the area
Bu alanı kullanmak için özel bir hakları var
özel haber
sadece tek bir yayın kuruluşunun erişebildiği haber
They published an exclusive report
Özel bir haber yayımladılar
uyarı
Sahnedesize tehlikeyi bildiren bir mesaj
I got a weather alert
Bir hava durumu uyarısı aldım
uyanık
tamamen uyanık ve net düşünebilen
He is very alert
O çok uyanık
uyarmak
birini bir tehlike veya durum hakkında haberdar etmek
The alarm alerted everyone to the fire
Alarm herkesi yangına karşı uyardı
gergin
Sahnedegergin veya kolayca sinirlenen
He felt edgy before the exam
Sınavdan önce gergin hissetti
sıradışı
alışılmışın dışında olan modern ve cüretkar tarz
She has an edgy fashion style
Onun sıradışı bir moda tarzı var
görmezden gelmek
Sahnedebirini görmezden gelerek kaba davranmak
She snubbed him at the party
Partide onu görmezden geldi
kitap
Sahnedeyazılı sayfaların ciltlenmiş hali
I read a book
Bir kitap okudum
rezervasyon yapmak
bir şeyi önceden ayırmak
I want to book a room
Bir oda ayırtmak istiyorum
kaydetmek
birinin tutuklanmasını polis kayıtlarına resmi olarak işlemek
The police decided to book the suspect
Polis şüpheliyi kaydetmeye karar verdi
kitap
sayfaları olan yazılı bir eser
I am reading a good book
İyi bir kitap okuyorum
parça
Sahnedebütünün bir kısmı
The engine has many parts
Motorun birçok parçası var
rol
film veya tiyatrodaki karakter
He played a small part
Küçük bir rol oynadı
ayrılmak
birbirinden uzaklaşmak
They parted at the airport
Havalimanında ayrıldılar
bak
Sahnededikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
şimdi
Sahnedeiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
bilgilendirmek
Sahnedebirine bilgi vermek
Please inform us about the changes
Lütfen değişiklikler hakkında bizi bilgilendirin
ihbar etmek
yetkili makamlara suç bildirmek
He informed on his accomplice to the police
Suç ortağını polise ihbar etti
nesnel olarak
Sahnedekişisel duygulardan etkilenmeden
We need to look at the facts objectively
Gerçeklere nesnel bir şekilde bakmamız gerekiyor
trafik
Sahnedeyoldaki araçlar
There is a lot of traffic today
Bugün çok trafik var
trafik
yoldaki araç veya insan akışı
There is a lot of traffic on the road
Yolda çok trafik var
kaçakçılık yapmak
yasa dışı malların alım satımını yapmak
Criminals traffic stolen goods
Suçlular çalıntı malların kaçakçılığını yapıyor
strateji
Sahnedebir amaca ulaşmak için izlenen yöntem
We need a new strategy
Yeni bir stratejiye ihtiyacımız var
doğru
Sahnedegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
tamam
Sahnedeanlaşma veya anlama belirtmek için kullanılır
Right, I will do it
Tamam, yapacağım
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
kalıcı olarak
Sahnedesonsuza dek, hiç değişmeden
The store is permanently closed
Mağaza kalıcı olarak kapandı
tünel
Sahnedeyollar veya trenler için yapılan uzun yeraltı geçidi
The train goes through the tunnel
Tren tünelden geçer
tünel kazmak
bir şeyin içinden uzun bir yol açmak
The workers tunneled through the hill
İşçiler tepenin içinden tünel kazdılar
tünel
yer altından geçen uzun geçit
The train went through a tunnel
Tren tünelden geçti
telefonda
Sahnedetelefona bağlı olma durumu
She is on the line right now
O şu an telefonda
risk altında
bir şeyin kaybedilme ihtimalinin olduğu durum
My job is on the line
İşim risk altında
üretim hattında
belirli bir iş alanında veya görevde
He has worked on the line for five years
Beş yıldır üretim hattında çalışıyor
telefonda
telefon görüşmesi sırasında veya görüşmeye hazır
The manager is on the line right now
Müdür şu anda telefonda
iyi
Sahnedeyüksek kalitede veya tatmin edici
This is a good book
Bu iyi bir kitap
mal
alınıp satılan ürünler
These are luxury goods
Bunlar lüks mallardır
epey
bir miktarı veya dereceyi vurgulayan söz
It took a good ten minutes
Epey bir on dakika sürdü
yahu
Sahnedeşaşkınlık veya heyecan belirten ünlem
Man that was fast
Yahu bu çok hızlıydı
adam
yetişkin erkek birey
He is a kind man
O iyi bir adam
erkek
yetişkin erkek insan
Every man needs food
Her erkek yemeğe ihtiyaç duyar
kornaya basmak
Sahnedekorna ile yüksek bir ses çıkarmak
Don't honk the horn
Kornaya basma
siktir git
Sahnedebirine kızgınlık göstermek için kullanılan kaba bir ifade
Don't say fuck you to me
Bana siktir git deme
geri
Sahnedeönceki yere veya konuma dönmek
Please come back
Lütfen geri gel
sırt
insan vücudunun arka kısmı
My back hurts
Sırtım ağrıyor
desteklemek
birini veya bir şeyi desteklemek
I will back you up
Seni destekleyeceğim
geri dönmek
birinin mesajına yanıt vermek
I will write back soon
Yakında geri döneceğim
sonsuza dek
Sahnedehiçbir zaman bitmeyecek şekilde
The contract remains valid in perpetuity
Sözleşme sonsuza dek geçerli kalır
uyanmak
Sahnedeuykudan çıkıp bilincin yerine gelmesi
I wake up at seven
Saat yedide uyanırım
uyandırmak
birini uykudan uyandırmak
Wake up your sister
Kız kardeşini uyandır
uyanma
uykudan uyanma eylemi
My early wake-up made me tired
Erken uyanmam beni yordu
uyanmak
uykudan uyanmak
I wake up early every morning
Her sabah erken uyanırım
uyanmak
uyumayı bırakıp bilinçli hale gelmek
I wake up early every day
Her gün erken uyanırım
uyanmak
uyumayı bırakıp gözlerini açmak
I wake up early every day
Her gün erken uyanırım
uyandırma
kişinin uyanmasını sağlayan sinyal veya zil sesi
The wake-up call is at seven
Uyandırma servisi saat yedide
boktan
Sahnedeçok kötü veya kalitesiz
This is a shitty movie
Bu boktan bir film
berbat
çok kötü veya nahoş
I had a shitty day
Bugün berbat bir gün geçirdim
kalitesiz
çok kötü veya düşük nitelikli
That was a shitty movie
O çok kalitesiz bir filmdi
nefes vermek
Sahnedeakciğerlerdeki havayı dışarı atmak
Inhale deeply and exhale slowly
Derin nefes al ve yavaşça nefes ver
izlemek
Sahnedebirinin faaliyetlerini dikkatle gözlemlemek
Follow the latest news
En son haberleri izle
peşinden gitmek
birinin veya bir şeyin ardından gitmek
The dog followed me home
Köpek eve kadar peşimden geldi
uymak
birinin söylediklerini yerine getirmek
You should follow the instructions
Talimatlara uymalısın
ardından gelmek
bir şeyden sonra meydana gelmek
Night follows day
Günden sonra gece gelir
anlamak
birinin ne dediğini veya ne yaptığını kavramak
Do you follow my instructions
Talimatlarımı anlıyor musun
netlik
Sahnedegörülmesinin veya anlaşılmasının kolay olması durumu
The explanation lacked clarity
Açıklamada netlik yoktu
yorgun
Sahnedeçok yorgun hissetme durumu
He felt weary after the long journey
Uzun yolculuktan sonra yorgun hissetti
yormak
birini çok yorgun hissettirmek
The long walk started to weary them
Uzun yürüyüş onları yormaya başladı
hata
Sahnedeyapılan yanlış hareket
His career was ruined by one misstep
Kariyeri tek bir hatayla mahvoldu
tükenmiş
Sahnedezaten kullanılmış veya tüketilmiş
The battery is spent
Pil tükenmiş
bitkin
çok yorgun veya enerjisi kalmamış
I am completely spent
Tamamen bitkinim
harcadı
bir şey karşılığında para verdi
He spent all his money
Bütün parasını harcadı
geçirdi
zamanı bir şeyi yaparak kullandı
She spent the day reading
Günü okuyarak geçirdi
dans etmek
Sahnedemüziğe göre vücudunu hareket ettirmek
They dance together
Birlikte dans ederler
isim
birini veya bir şeyi çağırmak için kullanılan sözcük
The station dance is Alpha
İstasyonun ismi Alfa
dans
müzik eşliğinde yapılan ritmik hareket sanatı
They performed a traditional dance
Geleneksel bir dans sergilediler
dans eşi
birlikte bir şeyler yaptığınız kişi
He was her dance for the night
O gece onun dans eşiydi
dans
insanların dans ettiği sosyal toplanma
We are going to a dance tonight
Bu akşam bir dansa gidiyoruz
dans etmek
vücudunu müzikle uyumlu hareket ettirmek
She likes to dance at parties
Partilerde dans etmeyi sever
bağlılık
Sahnedebir şeyi yapmaya yönelik verilen söz veya kesin karar
He has a strong commitment to his work
İşine karşı güçlü bir bağlılığı var
anlamak
Sahnedebir şeyi kavramak veya anlamak
I don't get it
Anlamıyorum
ceza almak
yanlış bir davranışın sonucunda cezalandırılmak
You will get it if you do that
Bunu yaparsan cezanı çekersin
elde etmek
bir şeye sahip olmak veya onu kazanmak
I hope I get it soon
Umarım onu yakında elde ederim
halletmek
bir işi tamamlamak
I will get it done today
Onu bugün halledeceğim
telefona bakmak
gelen bir çağrıyı yanıtlamak
Please get it when it rings
Çaldığında lütfen telefona bak
tamamlamak
bir işi veya görevi bitirmek
I will get it done by tomorrow
İşi yarına kadar tamamlayacağım
almak
bir şeyi elde etmek veya satın almak
I need to get it from the store
Onu mağazadan almam gerekiyor
kavuşmak
bahsi geçen nesneye sahip olmak
Did you get it in the mail
Onu postayla aldın mı
cezalandırılmak
azarlanmak veya bir yaptırıma uğramak
You will get it when dad comes home
Babam eve gelince cezanı çekeceksin
imparatorlukla ilgili
Sahnedebir imparatorlukla ilgili olan
The city had an imperial palace
Şehrin bir imparatorluk sarayı vardı
imparator
bir imparatorluğu yöneten kişi
The imperial sat on the throne
İmparator tahtta oturuyordu
imparatorluk
imparator veya imparatorluk ile ilgili
The imperial palace is very large
İmparatorluk sarayı çok büyüktür
hmm
Sahnededüşünürken veya tereddüt ederken çıkarılan ses
Hmm, let me think
Hmm, bir düşüneyim
sallanmak
Sahnedebir uçtan diğerine kavisli şekilde hareket etmek
The pendulum swings
Sarkaç sallanıyor
halletmek
bir şeyi yapmayı başarmak
I can swing it
Bunu halledebilirim
swing müzik
güçlü ritimli bir caz müzik tarzı
He likes swing music
O swing müziğini sever
savurmak
birine veya bir şeye vurmak için bir şeyi kuvvetlice hareket ettirmek
He swung his bat at the ball
Sopasını topa doğru savurdu
ayarlamak
bir şeyi ayarlamayı veya yapmayı başarmak
I can swing a meeting for Friday
Cuma günü için bir toplantı ayarlayabilirim
deneme
bir şeyi yapmaya çalışma çabası
He took a swing at the problem
Sorunu çözmek için bir deneme yaptı
yedek oyuncu
bir gösteride birden fazla rolü üstlenen oyuncu
The swing covered three roles tonight
Yedek oyuncu bu gece üç rolü üstlendi
etkilemek
bir durumun sonucunu değiştirmek
He tried to swing the vote
Oyların yönünü değiştirmeye çalıştı
teşekkür
Sahnedeminnet veya şükran ifadesi
Many thanks for the help
Yardım için çok teşekkürler
teşekkür etmek
birine minnettarlığını bildirmek
I want to thank you
Sana teşekkür etmek istiyorum
eşyalar
Sahnedebirinin sahip olduğu şeyler
She packed her belongings in a box
Eşyalarını bir kutuya koydu
eşyalar
sahip olunan şeyler
Please take your belongings with you
Lütfen eşyalarınızı yanınıza alın
çekmek
Sahnedebir şeyi kendine doğru hareket ettirmek
He pulled the door open
Kapıyı çekerek açtı
oyun oynamak
dürüst olmayan veya muzip bir şey yapmak
He tried to pull a trick on me
Bana bir oyun oynamaya çalıştı
geri çekmek
bir şeyi geri almak veya çıkarmak
He decided to pull his request
İsteğini geri çekmeye karar verdi
çekim
birine veya bir şeye gitme isteği uyandıran güçlü duygu
I felt a strong pull towards him
Ona karşı güçlü bir çekim hissettim
düşünmek
Sahnedefikir oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think about it
Bunu düşünmem gerekiyor
üzerinde düşünmek
bir konuyu dikkatle zihninden geçirmek
I need to think about your offer
Teklifin üzerinde düşünmem gerekiyor
üzerinde düşünmek
bir şeyi dikkatlice değerlendirmek
I need to think about your offer
Teklifin üzerinde düşünmem gerekiyor