Succession — 1. Sezon Bölüm 9
Kelimeler ve anlamları
816 kelime
Seviye
artırmak
Sahnedebir şeyi daha büyük veya daha yoğun hale getirmek
We need to ramp up production
Üretimi artırmamız gerekiyor
rampa
iki farklı seviyeyi birbirine bağlayan eğimli yüzey
The wheelchair went up the ramp
Tekerlekli sandalye rampadan yukarı çıktı
eşiğinde
Sahnedebir şeyi yapmaya veya yaşamaya çok yakın olmak
He was on the verge of tears
Gözyaşlarının eşiğindeydi
eşiğinde
bir şeyin gerçekleşmesine çok yakın olmak
He was on the verge of crying
Ağlamanın eşiğindeydi
hey
Sahnededikkat çekmek veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
Hey, look at this!
Hey, şuna bak!
zorunda
Sahnedebir şeyi yapmak zorunda olmak
I gotta go now
Şimdi gitmem lazım
zorunda olmak
Sahnedebir şeyi yapma gerekliliği
I gotta go now
Şimdi gitmem gerek
çamaşır
Sahnedeyıkanması gereken veya yıkanmış giysiler
I need to fold the laundry
Çamaşırları katlamam gerekiyor
kirli çamaşırlar
yıkanması gereken kirli giysiler
Put your laundry in the basket
Kirli çamaşırlarını sepete koy
çamaşır
yıkanması gereken giysiler
I need to do the laundry
Çamaşır yıkamam gerekiyor
çamaşırhane
giysilerin yıkandığı ve kurutulduğu yer
The laundry is on the first floor
Çamaşırhane birinci kattadır
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anlayıp anlamadığını kontrol etmek veya duraksamak için kullanılır
It is a bit expensive, you know
Biraz pahalı, biliyorsun
hani
konuşurken dikkat çekmek veya düşünürken kullanılan bir ifade
You know, I am not sure about this
Hani, bu konuda emin değilim
bilmek
bir şey hakkında bilgi sahibi olmak
Do you know the answer
Cevabı biliyor musun
denemek
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
bir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
mahkemede suçlu olup olmadığına karar vermek için delilleri incelemek
They will try the suspect in court
Şüpheliyi mahkemede yargılayacaklar
çok çalışmak
Sahnedeyoğun bir şekilde çaba harcamak
He is busting to get his work done
İşini bitirmek için çok çalışıyor
kırmak
bir şeyi parçalara ayırmak
The police are busting the door down
Polis kapıyı kırıyor
prezervatif
Sahnedehamileliği veya hastalığı önlemek için cinsel ilişki sırasında takılan ince kılıf
They used a rubber for protection
Korunmak için prezervatif kullandılar
kauçuk
ağaçlardan veya yapay olarak üretilen esnek madde
The tires are made of rubber
Lastikler kauçuktan yapılır
silgi
kurşun kalem izlerini silmek için kullanılan yumuşak malzeme
I need a rubber to erase this
Bunu silmek için bir silgiye ihtiyacım var
fikir
Sahnedebir şey hakkındaki bilgi veya anlayış
I have no idea where he is
Onun nerede olduğu hakkında hiçbir fikrim yok
fikir
zihindeki bir düşünce veya plan
That is a great idea
Bu harika bir fikir
çok
Sahnedebüyük bir sayı veya miktar
I have a lot of friends
Çok arkadaşım var
sık sık
birçok kez veya sıklıkla
He travels a lot
O sık sık seyahat eder
çok
birçok kez veya büyük ölçüde
I read a lot
Çok okurum
çok
büyük ölçüde
I miss you a lot
Seni çok özlüyorum
kokusunu almak
Sahnedebir kokuyu fark etmek veya tanımak
I can smell smoke
Duman kokusunu alabiliyorum
kokmak
bir koku yaymak
The fish smells bad
Balık kötü kokuyor
koku
burunla algılanan özellik
I love the smell of rain
Yağmurun kokusunu seviyorum
geri dönmek
eski bir konuma veya popülariteye yeniden kavuşmak
The trend began to smell again
Moda tekrar geri dönmeye başladı
sahici
Sahnedegerçek ve doğru olan
This product is the real deal
Bu ürün sahici
tekne
Sahnedesuda seyahat etmek için kullanılan araç
The boat is on the water
Tekne suyun üzerinde
bot
suda seyahat etmek için kullanılan küçük araç
I have a small boat
Küçük bir botum var
tekne
su üzerinde seyahat etmek için kullanılan küçük araç
We took a boat to the island
Adaya tekneyle gittik
bot
su üzerinde yolculuk yapmak için kullanılan küçük taşıt
They use a small boat for fishing
Balık tutmak için küçük bir bot kullanıyorlar
ne
Sahnedebilgi istemek için kullanılır
What is your name?
Adın ne?
ne
bilgi istemek için kullanılan soru sözcüğü
What is your name
Adın ne
beyin
Sahnededüşünce ve duyguları kontrol eden, kafanın içindeki yumuşak organ
The brain controls the body
Beyin vücudu kontrol eder
zeka
düşünme ve öğrenme yeteneği
He has a great brain
Onun harika bir zekası var
muayene
bir sağlık durumunu kontrol etme işlemi
The doctor performed a medical examination
Doktor bir muayene yaptı
kafasına vurmak
birinin kafasına çok sert şekilde vurmak
He threatened to brain his enemy with a club
Düşmanının kafasına sopayla vurmakla tehdit etti
ya da
Sahnedeiki seçenekten biri veya diğeri
Either you stay or I go
Ya sen kalırsın ya da ben giderim
da
Sahnedeolumsuz cümlelerde benzer bir durumu belirtmek için kullanılır
I do not like apples and she does not either
Elma sevmiyorum ve o da sevmiyor
de
olumsuz cümlelerde de anlamı katar
I don't like it either
Ben de sevmiyorum
harika iş çıkarmak
Sahnedebir şeyi son derece başarılı bir şekilde yapmak
He knocked the presentation out of the park
O sunumda harika bir iş çıkardı
halka açık
Sahnedeherkesin kullanımına açık olan
This park is public
Bu park halka açık
halk
Sahnedesıradan insanlardan oluşan grup
The public loves the new law
Halk yeni yasayı sevdi
halka açık
herkesin kullanımına sunulmuş olan
This is a public park
Bu halka açık bir park
topluluk önünde
birçok insanın görüp duyabileceği bir ortam
She spoke in public about the problem
O sorun hakkında topluluk önünde konuştu
kutsal
SahnedeTanrı veya din ile ilgili olan
This is a holy place
Burası kutsal bir yer
aman
öfke veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
Holy cow, look at that
Vay canına, şuna bak
acil durum
Sahnedebeklenmedik ve acil müdahale gerektiren durum
I have a family emergency
Ailevi bir acil durumum var
acil durum
derhal müdahale gerektiren ciddi durum
This is an emergency
Bu bir acil durum
acil servis
hastanelerin acil tıbbi bakım sağlayan bölümü
He is in the emergency
O acil serviste
irtibatta kalmak
Sahnedebiriyle haberleşmeye devam etmek
We will be in touch soon
Yakında irtibatta olacağız
iletişime geçmek
birisiyle irtibat kurmak
I will be in touch with you tomorrow
Yarın seninle iletişime geçeceğim
yara
Sahnedevücudun hasar görmüş kısmı
The wound is healing
Yara iyileşiyor
yaralamak
birine veya bir şeye fiziksel zarar vermek
The soldier was wounded
Asker yaralandı
gergin
çok endişeli veya stresli hissetme
He was wound tight after the meeting
Toplantıdan sonra çok gergindi
düşünmek
Sahnedefikir oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think about it
Bunu düşünmem gerekiyor
üzerinde düşünmek
bir konuyu dikkatle zihninden geçirmek
I need to think about your offer
Teklifin üzerinde düşünmem gerekiyor
üzerinde düşünmek
bir şeyi dikkatlice değerlendirmek
I need to think about your offer
Teklifin üzerinde düşünmem gerekiyor
istekli
Sahnedebir şeyi yapmaya hazır olan
I am willing to help
Yardım etmeye istekliyim
istekli
bir şeyi yapmaya hazır veya hevesli olma durumu
She is willing to help
O bize yardım etmeye istekli
istekli
bir şeyi yapmaya hazır veya razı olan
She is willing to help us
O bize yardım etmeye istekli
istekli
bir şeyi yapmaya hazır veya hevesli olma
He is willing to help
O yardım etmeye istekli
istekli
bir şeyi yapmaya hazır olan
She is willing to help us
O bize yardım etmeye istekli
rol
Sahnedebir durum veya performansta üstlenilen görev
She played an important role in the project
Projede önemli bir rol oynadı
rol
film veya tiyatro oyununda oyuncunun canlandırdığı karakter
She played a lead role in the movie
O filmde başrolü oynadı
görev
bir durum içinde sahip olunan işlev veya konum
Everyone has a specific role in the project
Projede herkesin belirli bir görevi var
hava
Sahnedebir yerdeki genel duygu veya ortam
The restaurant has a romantic atmosphere
Restoranın romantik bir havası var
atmosfer
bir ortamın yarattığı ruh hali
The atmosphere at the party was tense
Partideki atmosfer gergindi
atmosfer
dünyayı çevreleyen gaz tabakası
The atmosphere protects the earth
Atmosfer dünyayı korur
meme ucu
Sahnedegöğüs üzerindeki süt üreten küçük çıkıntı
The baby is nursing at the nipple
Bebek meme ucundan emiyor
ısrarcı
Sahnedekendi fikirlerini başkalarına dayatan
He is too pushy with his ideas
Fikirleri konusunda çok ısrarcı
ciddi
Sahnedeşaka yapmayan, söylediklerinde samimi olan
Are you serious?
Ciddi misin?
ciddi
dikkatli düşünme veya eylem gerektiren
This is a serious problem
Bu ciddi bir problem
ciddi
zarar veya tehlikeye neden olan
He had a serious accident
O ciddi bir kaza geçirdi
ciddi
miktarı veya derecesi yüksek olan
It is a serious problem
Bu ciddi bir problem
düşünmek
Sahnedebir konu hakkında görüş sahibi olmak veya bir eylemi değerlendirmek
What do you think of this movie
Bu film hakkında ne düşünüyorsun
aklına gelmek
bir fikir üretmek ya da bir şeyi hatırlamak
I can think of a better name
Daha iyi bir isim aklıma geliyor
akla getirmek
bir konudan bahsetmeye başlamak
Can you think of any good movies
Aklına iyi bir film geliyor mu
düşünmek
birini veya bir şeyi zihninde tutmak
I am thinking of my friends
Arkadaşlarımı düşünüyorum
düşünmek
bir konu hakkında fikir veya görüş sahibi olmak
What do you think of this book
Bu kitap hakkında ne düşünüyorsun
savunma
Sahnedesaldırıya karşı koruma eylemi
The city has a strong defense
Şehrin güçlü bir savunması var
savunma
mahkemede sanığı temsil eden avukatlar
The defense argued that he was innocent
Savunma onun masum olduğunu iddia etti
savunma
suçlandığında kendini korumak için yapılan açıklama
He had no defense for his actions
Yaptıkları için hiçbir savunması yoktu
savunma
kişinin eylemlerini açıklayan veya haklı çıkaran ifade
He offered a strong defense for his actions
Eylemleri için güçlü bir savunma sundu
mastürbasyon yapmak
Sahnedekendi cinsel organını uyararak zevk almak
He jerked off in his bedroom
Yatak odasında mastürbasyon yaptı
mastürbasyon
kişinin kendini cinsel olarak uyarması eylemi
Jerking off is a normal human behavior
Mastürbasyon normal bir insan davranışıdır
zaman kaybı
anlamsız veya verimsiz bir uğraş
This project was a total jerk off
Bu proje tam bir zaman kaybıydı
ahmak
aptal veya sinir bozucu kimse
Do not listen to that jerk off
O ahmağı dinleme
otuzbirci
mastürbasyon yapan kişi
Don't act like a jerk-off
Otuzbirci gibi davranma
beceri
Sahnedepratik bilgi veya yetenek
He has the know-how to fix the car
Arabayı tamir edecek becerisi var
kentsel
Sahnedeşehirle ilgili
He lives in an urban area
Kentsel bir bölgede yaşıyor
ölmek
Sahnedeyaşamın kalıcı olarak sona ermesi
Everyone will die one day
Herkes bir gün ölecek
zar
oyunlarda kullanılan üzerinde sayılar olan küçük küp
Roll the die
Zarı at
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am dying for a coffee
Bir kahve için can atıyorum
ölmek üzere
ölüme çok yakın olmak
The plant is going to die soon
Bitki yakında ölmek üzere
çok istemek
bir şeyi yapmayı çok arzulamak
I am dying to see the show
Gösteriyi görmeyi çok istiyorum
tecrübesiz kişi
belirli bir aktiviteyi daha önce hiç yapmamış kimse
He is still a die here
O burada hala tecrübesiz biri
ölmek
yaşamın sona ermesi
The old tree died yesterday
Yaşlı ağaç dün öldü
bozulmak
çalışmayı veya işlemeyi bırakmak
My laptop died suddenly
Dizüstü bilgisayarım aniden bozuldu
ölmek
canlılığın sona ermesi
All living things will eventually die
Tüm canlılar sonunda ölecek
uygun
Sahnedebelirli bir durum için doğru olan
He is not fit for the job
Bu iş için uygun değil
uymak
Sahnedebir şeyin bir yere girecek doğru boyutta veya şekilde olması
The key fits the lock perfectly
Anahtar kilide tam uyuyor
formda
güçlü ve fiziksel olarak sağlıklı
She exercises to stay fit
Formda kalmak için egzersiz yapıyor
nöbet
aniden gelen güçlü bir duygu veya davranış
He had a fit of anger
Bir öfke nöbeti geçirdi
sonunda
Sahnedeuzun bir zaman veya çabadan sonra
I finally finished my homework
Ödevimi sonunda bitirdim
sonunda
uzun bir süre sonra veya nihayet
He finally arrived home
Sonunda eve vardı
sonunda
uzun bir süre veya gecikmeden sonra
He finally finished the project
Projeyi sonunda bitirdi
son olarak
bir listenin veya konuşmanın sonunu belirtmek için
Finally we will look at the budget
Son olarak bütçeye bakacağız
yumruk savurmak
Sahnedebirine elinizle veya bir nesneyle vurmaya çalışmak
He took a swing at his attacker
Saldırganına yumruk savurdu
şansını denemek
bir şeyi yapmaya çalışmak
I will take a swing at this problem
Bu problemi çözmeyi deneyeceğim
asker
Sahnedeorduda savaşan kişi
He is a brave soldier
O cesur bir askerdir
asker
orduda görev yapan kişi
The soldier is guarding the camp
Asker kampı koruyor
ücret
Sahnedebir hizmet için ödenen para
You have to pay an entry fee
Giriş ücretini ödemeniz gerekiyor
ücret
bir hizmet karşılığında ödenen para
The entrance fee is ten dollars
Giriş ücreti on dolardır
habersiz
Sahnedeen son gelişmelerden veya haberlerden bilgisi olmamak
I have been out of the loop since I started my vacation
Tatile çıktığımdan beri gelişmelerden habersizim
devam etmek
Sahnedebir şeyi yapmaya devam etmek
Please go on with your story
Lütfen hikayene devam et
hissetmek
bir şeyin doğru olduğuna dair güçlü bir his
I have a feeling that something is go on
Bir şeylerin döndüğüne dair bir hissim var
konmak
bir yüzeyin üzerine yerleşmek
The lid goes on the jar
Kapak kavanoza konar
sürülmek
bir maddenin bir yüzeye uygulanması
The paint goes on easily
Boya kolayca sürülür
yayınlanmak
radyo veya televizyonda gösterilmek
The show will go on tonight
Gösteri bu gece yayınlanacak
çıkmak
biriyle romantik bir randevuya gitmek
Are you going on a date tonight
Bu gece bir randevuya mı çıkıyorsun
katılmak
bir gezi veya etkinliğe iştirak etmek
Are you going on the tour
Tura katılıyor musun
konuşup durmak
bir konu hakkında uzun süre konuşmak
Don't go on about it anymore
Artık bu konuda konuşup durma
yayına çıkmak
bir televizyon veya radyo programında yer almak
The actor will go on the show tonight
Oyuncu bu gece programa çıkacak
katılmak
bir etkinlik veya faaliyete dahil olmak
She will go on the trip with us
O bizimle geziye katılacak
olmak
gerçekleşmek veya meydana gelmek
Tell me what is going on here
Burada neler olduğunu bana söyle
devam etmek
sürmek veya ilerlemek
We must go on with our work
İşimizi yapmaya devam etmeliyiz
başlamak
bir faaliyete girişmek
I will go on a diet tomorrow
Yarın diyete başlayacağım
uzun uzun konuşmak
bir konu hakkında uzun süre konuşmak
He went on about his old job
Eski işi hakkında uzun uzun konuştu
girmek
bir web sitesini veya hizmeti kullanmak
I go on the internet every day
Her gün internete girerim
görmek
Sahnedegözleri kullanarak bir şeye bakmak
I am seeing the mountains from here
Buradan dağları görüyorum
madem
bir durumu açıklamak için kullanılan ifade
Seeing that you are busy I will leave
Madem meşgulsün gideceğim
görüşmek
birisiyle vakit geçirmek
I am seeing my friend today
Bugün arkadaşımla görüşüyorum
görmek
bir şeyin gerçekleştiğini izlemek
I am seeing the movie
Filmi görüyorum
bakmak
bir şeyi gözlemlemek
She is seeing the stars
O yıldızlara bakıyor
izlemek
bir şeyi dikkatle takip etmek
We are seeing the birds
Kuşları izliyoruz
çorba
Sahnedesebzelerin veya etin pişirilmesiyle yapılan sıcak sıvı yiyecek
The soup is hot
Çorba sıcak
çorba
et, balık veya sebzelerin suda kaynatılmasıyla yapılan sıcak sıvı yiyecek
I like chicken soup
Tavuk çorbasını severim
çorba
sebzelerin veya etin suda pişirilmesiyle hazırlanan sıvı yiyecek
This soup is tasty
Bu çorba lezzetli
son
Sahnedediğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
sürmek
bir süre devam etmek
The meeting will last one hour
Toplantı bir saat sürecek
geçen
şimdiki zamandan hemen önce gelen
I saw him last night
Onu geçen gece gördüm
uğruna
Sahnedebir amaç veya fayda için
I did it for her sake
Bunu onun uğruna yaptım
sake
pirinçten yapılan Japon alkollü içeceği
I ordered a glass of sake
Bir bardak sake sipariş ettim
uğruna
bir şeyin yapılması için olan amaç veya neden
I did it for the sake of peace
Barış uğruna bunu yaptım
lütfen
Sahnedenazik bir ricada bulunmak için kullanılır
Please help me
Lütfen bana yardım et
memnun etmek
birini mutlu etmek
I want to please my parents
Ailemi memnun etmek istiyorum
istediğini yapmak
birinin kendi keyfine göre hareket etmesi
You can do as you please
İstediğini yapabilirsin
ata binmek
Sahnedeata binmek için hazırlanmak ve üzerine çıkmak
Let's saddle up
Hadi ata binelim
eğerlemek
bir atı binmeye hazır hale getirmek için eyer takmak
We need to saddle up before we ride
Binmeden önce atı eğerlememiz gerekiyor
hazırlanmak
bir yolculuk veya etkinlik için hazır hale gelmek
You should saddle up for the long trip
Uzun yolculuk için hazırlanmalısın
korkarım ki
Sahnedekötü bir durumdan dolayı üzüntü veya endişe duyma
I am afraid I cannot help you
Korkarım ki size yardım edemem
korkmuş
Sahnedekorku hissetme
She is afraid of spiders
O örümceklerden korkar
korkarım
kötü bir durumdan dolayı üzgün veya kaygılı hissetmek
I am afraid that we are late
Korkarım geç kaldık
kıyı açıklarında
Sahnedekıyıdan uzak bir konumda bulunan
There is an off shore oil rig
Kıyı açıklarında bir petrol platformu var
denizaşırı
başka bir ülkede bulunan veya gerçekleşen
The company moved its production offshore
Şirket üretimini denizaşırıya taşıdı
kıyıdan uzakta
karadan veya kıyıdan belli bir mesafe ötede
They swam off shore
Kıyıdan uzakta yüzdüler
yer saati
Sahnedezemine konulan uzun ve sarkaçlı saat
The grandfather clock stands in the living room
Yer saati oturma odasında duruyor
müsabaka
Sahnedeboks karşılaşması
He won the boxing bout
Boks müsabakasını kazandı
nöbet
hastalık veya durumun kısa süreli dönemi
She had a bout of flu
Kısa bir grip nöbeti geçirdi
atak
kısa süreli ve yoğun yaşanan durum
He suffered a bout of sneezing
Kısa bir hapşırma atağı geçirdi
karşılaşma
güreş maçı
It was a tough wrestling bout
Çekişmeli bir güreş karşılaşmasıydı
koşturmak
Sahnedehızlıca veya meşgul bir şekilde bir yerlerde dolaşmak
The children are running around in the garden
Çocuklar bahçede koşturuyorlar
koşturmak
bir sürü işle uğraşmak
I have been running around all day
Bütün gün koşturdum
neredeyse emin
Sahnedebir şeyin doğruluğundan oldukça emin olma durumu
I am pretty sure I locked the door
Kapıyı kilitlediğimden neredeyse eminim
sır
Sahnedebaşkalarına söylemediğiniz bilgi
I have a secret to tell you
Sana söyleyecek bir sırrım var
gizli
başkaları tarafından bilinmeyen
I have a secret plan
Gizli bir planım var
baskı altında
Sahnedetalepler nedeniyle endişeli hissetmek
I work well under pressure
Baskı altında iyi çalışırım
endişeler
Sahnedeinsanı kaygılandıran şeyler
She has many worries about her future
Geleceği hakkında birçok endişesi var
hafta sonu
Sahnedecumartesi ve pazar günleri
I will go to the park this weekend
Bu hafta sonu parka gideceğim
hafta sonu tatili
Cuma akşamından pazar gecesine kadar olan zaman
We are going on a trip for the weekend
Hafta sonu tatili için bir geziye çıkıyoruz
cinsel
Sahnedeseks ile ilgili olan
Sexual health is important
Cinsel sağlık önemlidir
cinsel
fiziksel veya romantik yakınlık ile ilgili
They share a sexual attraction
Birbirlerine karşı cinsel çekim duyuyorlar
cinsel
doğrudan cinsel aktivite ile bağlantılı
He was asked about his sexual history
Ona cinsel geçmişi soruldu
cinsel
cinsel arzu veya yönelim ile ilgili olan
Sexual attraction is a natural feeling
Cinsel çekim doğal bir duygudur
sohbet
Sahnedekişiler arasındaki karşılıklı konuşma
We had a long conversation
Uzun bir sohbet ettik
uzak durmak
Sahnedebir şeyden kaçınmak veya yaklaşmamak
Stay away from the fire
Ateşten uzak dur
uzakta
birinden veya bir şeyden mesafeli olmak
He lives away from the city
Şehirden uzakta yaşıyor
az kalmış
belirli bir duruma ulaşmaya çok yakın
It is weeks away from being ready
Hazır olmasına haftalar kaldı
uzakta
bir yerden belli bir mesafede olma durumu
He is away from home
O evden uzakta
müstakbel eş
Sahnedenişanlı olduğu ve yakında evleneceği erkek
She is buying a gift for her husband to be
Müstakbel eşi için bir hediye alıyor
nişanlı
evlenmek üzere olan erkek
She introduced her husband to be to me
Bana nişanlısını tanıştırdı
çenesiz
Sahnedegörünür bir çenesi olmayan
He looks chinless
Çenesiz görünüyor
buyurun
Sahnedebir şeyi verirken veya bir işi tamamlarken kullanılır
Here is your coffee. There you go.
İşte kahveniz. Buyurun.
tamamdır
bir işin bittiğini veya tamamlandığını ifade etmek için kullanılır
There you go the job is finished
Tamamdır iş bitti
tekel
Sahnedebir piyasanın kontrolünün tek bir yerde toplanması
The company has a monopoly on the market
Şirketin pazar üzerinde bir tekeli var
Monopoly
oyuncuların mülk alıp satarak para kazanmaya çalıştığı bir kutu oyunu
We played Monopoly with our friends
Arkadaşlarımızla Monopoly oynadık
tekel
bir ürün veya hizmetin tek bir firma tarafından kontrol edilmesi
No one can compete with their monopoly on this service
Kimse onların bu hizmet üzerindeki tekeliyle rekabet edemez
meraklı
Sahnedeyeni şeyler öğrenmeye istekli
He is a curious student
O, meraklı bir öğrencidir
ebeveyn
Sahnedebir kişinin annesi veya babası
I love my parents
Ebeveynlerimi seviyorum
ana şirket
başka bir şirketin sahibi olan şirket
The parent company owns several smaller businesses
Ana şirket birkaç küçük işletmeye sahip
ebeveynlik yapmak
bir çocuğun bakımını üstlenip onu büyütmek
They are parenting their children with love
Çocuklarını sevgiyle yetiştiriyorlar
ebeveyn
bir çocuğun annesi veya babası
My parent is very kind
Ebeveynim çok nazik
göl
Sahnedekara ile çevrili geniş su kütlesi
The lake is very blue
Göl çok mavi
orospu çocukları
Sahnedeinsanlar için kullanılan çok kaba ve hakaret içerikli bir söz
He yelled at those motherfuckers
O orospu çocuklarına bağırdı
orospu çocuğu
bir kişi için kullanılan çok kaba ve hakaret içerikli söz
That guy is a motherfucker
O adam tam bir orospu çocuğu
toplamak
Sahnedeinsanları veya nesneleri bir araya getirmek
The farmer rounded up the sheep
Çiftçi koyunları topladı
yukarı yuvarlamak
bir sayıyı en yakın tam sayıya yükseltmek
Please round up the total amount
Lütfen toplam tutarı yukarı yuvarlayın
toplamak
insanları veya hayvanları bir araya getirmek
The farmer will round up the sheep
Çiftçi koyunları toplayacak
dijital
Sahnedeanalog yerine dijital teknoloji kullanan
I have a digital watch
Dijital bir saatim var
fark etmek
Sahnedebir şeyi anlamak veya farkına varmak
I realized my mistake
Hatamı fark ettim
gerçekleştirmek
bir şeyi gerçek hale getirmek veya hayata geçirmek
She realized her dream
Hayalini gerçekleştirdi
idrak etmek
bir durumun önemini veya gerçekliğini kavramak
He finally realized the truth
Sonunda gerçeği idrak etti
başlatmak
Sahnedebir şeye başlangıç yapmak
They will launch the new product tomorrow
Yeni ürünü yarın piyasaya sürecekler
fırlatmak
bir şeyi güç kullanarak bir yere göndermek
They will launch the rocket today
Bugün roketi fırlatacaklar
atmak
bir şeyi havaya doğru şiddetle göndermek
He tried to launch the javelin
Cirit atmayı denedi
fırlatmak
bir uzay aracını veya roketi uzaya göndermek
They will launch the rocket tomorrow
Roketi yarın fırlatacaklar
gazeteci
Sahnedehaber makaleleri veya raporlar yazan kişi
He is a famous journalist
O ünlü bir gazetecidir
gazeteci
haber hikayeleri yazan kişi
The journalist wrote a story about the city
Gazeteci şehir hakkında bir haber yazdı
kötü muamele etmek
Sahnedebirine kötü davranmak veya zarar vermek
He abused the animal
Hayvana kötü davrandı
istismar
zararlı veya adaletsiz davranış
Child abuse is a crime
Çocuk istismarı bir suçtur
kötüye kullanmak
bir şeyi yanlış veya zararlı bir şekilde kullanmak
He abused his position
Mevkisini kötüye kullandı
kötü davranmak
birine veya bir şeye kötü muamele etmek
She does not abuse her cat
O kedisine kötü davranmaz
pislik
Sahnedeaşağılık veya değersiz görülen kişi
He is absolute scum
O tam bir pislik
emin
Sahnedeşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
elbette
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
tamam
bir öneriyi veya fikri onaylamak için kullanılan ifade
We can meet later. Sure.
Daha sonra buluşabiliriz. Tamam.
kurmak
Sahnedebir şeyi kullanıma hazır hale getirmek
I will set up the computer
Bilgisayarı kuracağım
tuzak kurmak
birini suçlu göstermek için plan yapmak
They set him up
Ona tuzak kurdular
ayarlamak
bir durumun meydana gelmesini sağlamak
He set up a meeting for tomorrow
Yarın için bir toplantı ayarladı
ayarlamak
birine bir şey sağlamak veya birini biriyle tanıştırmak
We set up a meeting for them
Onlar için bir toplantı ayarladık
kurulum
bir sistemin veya ekipmanın düzenlenme biçimi
The computer set-up is very simple
Bilgisayar kurulumu çok basit
kumpas
birini suçlu göstermek için tasarlanan hileli plan
He realized that the arrest was a set-up
Tutuklanmanın bir kumpas olduğunu anladı
düzenlemek
bir şeyi belirli bir sıraya veya konuma koymak
Please set up the chairs for the meeting
Lütfen toplantı için sandalyeleri düzenleyin
kurmak
bir şeyi yerine yerleştirip kullanıma hazır hale getirmek
They set up the new computer system
Yeni bilgisayar sistemini kurdular
hazırlamak
bir şeyi başlaması için uygun duruma getirmek
We need to set up the agenda for today
Bugünün gündemini hazırlamamız gerekiyor
hazırlamak
bir şeyi kullanıma hazır hale getirmek
I set up the new computer
Yeni bilgisayarı hazırladım
güvence vermek
Sahnedebirine bir şeyin doğru olduğu konusunda güvence vermek
I assure you that everything will be fine
Sana her şeyin yolunda gideceğine dair güvence veriyorum
güvence vermek
birine bir şeyin kesin olduğunu söyleyerek rahatlatmak
She assured me that the task was done
İşin bittiği konusunda bana güvence verdi