Succession — 2. Sezon Bölüm 2
Kelimeler ve anlamları
1012 kelime
Seviye
büyük
Sahnedeboyut veya miktar olarak çok olan
She has a large family
Onun büyük bir ailesi var
büyük
boyut olarak geniş
I want a large coffee
Büyük bir kahve istiyorum
binlik
bin Amerikan dolarını ifade eden argo terim
He won five large in the game
Oyunda beş bin dolar kazandı
insanlar
Sahnedebir grup insan, özellikle aile veya arkadaşlar
My folks are coming to visit
Ailem ziyarete geliyor
aile
aile bireyleri
I am visiting my folks this weekend
Bu hafta sonu ailemi ziyarete gidiyorum
halk
sıradan insanların geleneksel kültürüyle ilgili
She likes to listen to folk music
O halk müziği dinlemeyi sever
vay be
Sahnedeşaşkınlık veya hayranlık belirten ünlem
Wow, this is beautiful
Vay be, bu çok güzel
Vay
Sahnedeşaşkınlık veya hayranlık ifade eden söz
Wow, what a nice view
Vay, ne kadar güzel bir manzara
hayran bırakmak
birini çok etkilemek
Her performance wowed the audience
Performansı izleyicileri hayran bıraktı
ayaklar
Sahnedevücudun üzerinde durulan kısımları
My feet are cold
Ayaklarım soğuk
fit
Sahnede12 inç değerindeki uzunluk ölçü birimi
The wall is ten feet high
Duvar on fit yüksekliğinde
fit
12 inç uzunluğa eşit ölçü birimi
The room is 10 feet wide
Oda 10 fit genişliğindedir
yürümek
Sahnedebir ayağını diğerinin önüne koyarak ilerlemek
She likes to walk in the park
O parkta yürümeyi sever
yürüyüş yolu
insanların üzerinde yürümesi için yapılmış yol
The park has a nice walk for visitors
Parkta ziyaretçiler için güzel bir yürüyüş yolu var
eşlik etmek
bir yere giderken birine eşlik etmek
I will walk you to the station
Seni istasyona kadar yürüyerek götüreceğim
adım adım anlatmak
bir süreci aşama aşama tarif etmek
Let me walk you through the process
Süreci sana adım adım anlatayım
pahalı
Sahnedeçok paraya mal olan
This new phone is hundred dollar
Bu yeni telefon çok pahalı
yüz dolar
yüz dolar değerinde olan para
I have a hundred dollar bill
Yüz dolarlık bir banknotum var
yüz dolarlık
yüz dolar değerinde olan
He received a hundred-dollar bill
Yüz dolarlık bir banknot aldı
büyük olay
Sahnedeçok önemli olan durum
This is a big deal
Bu büyük bir olay
abartılacak bir şey
pek önem taşımayan durum
It is no big deal
Abartılacak bir şey değil
önemli mesele
çok ciddi veya mühim olan bir konu
It is not a big deal
Bu önemli bir mesele değil
genel merkez
Sahnedebir şirketin veya kuruluşun yönetildiği ana bina
The company has a headquarter in London
Şirketin Londra'da bir genel merkezi var
uygun
Sahnedebir durum için doğru veya yerinde olan
This dress is appropriate for the party
Bu elbise parti için uygun
el koymak
bir şeyi izinsiz olarak almak
He appropriated the company funds for personal use
Şirket fonlarına kişisel kullanım için el koydu
el koymak
bir şeyi kendi kullanımı için izinsiz almak
He appropriated the money
Paraya el koydu
penthouse
Sahnedebir binanın en üst katında bulunan lüks daire
He lives in a penthouse
Bir penthouse'da yaşıyor
çatı katı
bir binanın en üst katında bulunan lüks daire
They live in a luxurious penthouse
Lüks bir çatı katında yaşıyorlar
defol
Sahnedebirine kaba şekilde gitmesini söylemek
Just fuck off and leave me alone
Sadece defol ve beni yalnız bırak
defolup gitmek
bir yerden ayrılmak veya birisiyle uğraşmayı bırakmak
I told him to fuck off
Ona defolup gitmesini söyledim
ortaklaşa
Sahnedeiki veya daha fazla kişi ya da grup tarafından yapılan
They decided to work jointly on the project
Proje üzerinde ortaklaşa çalışmaya karar verdiler
iyileşme dönemine girmek
Sahnedezor bir dönemden sonra daha iyi bir duruma gelmek
He was very sick but he finally turned the corner
Çok hastaydı ama nihayet iyileşme dönemine girdi
kullanışlı
Sahnedekullanımı kolay veya faydalı
This tool is very handy
Bu alet çok kullanışlı
el altında
kolayca ulaşılabilecek bir yerde olan
Keep your tools handy
Aletlerini el altında tut
becerikli
onarım veya yapım işlerinde yetenekli olan
He is very handy around the house
Ev işlerinde çok beceriklidir
Allah aşkına
Sahnedeşaşkınlık veya güçlü vurgu belirtmek için kullanılan ifade
What on earth are you doing
Allah aşkına ne yapıyorsun
dünyada
bir soruya vurgu yapmak için kullanılan ifade
What on earth are you doing
Dünyada ne yapıyorsun sen
saat
Sahnedebir günün yirmi dört parçasından biri
We will leave in one hour
Bir saat içinde ayrılacağız
saat
60 dakikaya eşit süre
I will be there in one hour
Bir saat içinde orada olacağım
saat
60 dakikalık zaman dilimi
I will be there in an hour
Bir saat içinde orada olacağım
dişler
Sahnedeısırmak için kullanılan ağızdaki sert beyaz parçalar
Brush your teeth
Dişlerini fırçala
diş
çiğnemek için kullanılan ağızdaki sert beyaz nesne
He lost a tooth
Bir dişini kaybetti
doğru yolda
Sahnedebir hedefe ulaşmak için iyi bir ilerleme kaydetmek
We are right on track to finish the project
Projeyi bitirmek için doğru yoldayız
yola koyulmak
Sahnedebir yere gitmek üzere harekete geçmek
He marched off to school
Okula gitmek üzere yola koyuldu
dikmek
Sahnedetohumları veya genç bitkileri toprağa ekmek
We plant seeds in spring
Baharda tohum dikeriz
tesis
endüstriyel veya teknik bir sürecin gerçekleştiği yer
He works at a power plant
Enerji santralinde çalışıyor
bitki
genellikle toprakta yetişen canlı bir varlık
I bought a new plant
Yeni bir bitki aldım
gizlice yerleştirmek
bir şeyi gizli veya yasadışı yollarla bir yere koymak
The criminal planted evidence
Suçlu kanıt yerleştirdi
hayatta
Sahnedeyaşayan ve ölü olmayan
He is still alive
O hâlâ hayatta
canlı
hayatı ve deneyimleri olan
She is happy to be alive
O hayatta olduğu için mutlu
davet etmek
Sahnedebirini gelmeye veya katılmaya çağırmak
I will invite him to join us
Onu bize katılmaya davet edeceğim
davet etmek
birini bir yere veya etkinliğe çağırmak
I will invite my friends to the party
Arkadaşlarımı partiye davet edeceğim
davet
bir yere gitmek veya bir şey yapmak için yapılan sözlü veya yazılı istek
I received an invite to the wedding
Düğüne bir davet aldım
boş
Sahnedeiçinde hiçbir şey bulunmayan
The room is empty
Oda boş
boşaltmak
Sahnedebir kabın içindekileri dışarı çıkarmak
Please empty the trash
Lütfen çöpü boşalt
boş
amaçtan veya değerden yoksun
These are empty promises
Bunlar boş vaatler
dökülmek
bir akarsuyun daha büyük bir su kütlesine boşalması
The river empties into the sea
Nehir denize dökülür
oturmak
Sahnedebir yerde bulunmak veya kalmak
Please sit on that chair
Lütfen o sandalyeye otur
oturmak
ağırlığı kalçaya vererek sandalye veya zemin üzerinde durma eylemi
Please sit on this chair
Lütfen bu sandalyeye otur
oturtmak
birinin oturmasını sağlamak
I will seat the guests
Misafirleri oturtacağım
poz vermek
bir sanatçıya veya fotoğrafçıya çizilmesi için hareketsiz durmak
I sat for a portrait
Bir portre için poz verdim
oturmak
vücudun ağırlığını kalçalar üzerinde dinlendirme pozisyonunda olmak
Please sit in that chair
Lütfen o sandalyeye otur
doğrudan
Sahnedearada hiçbir şey olmadan
This is a direct flight
Bu doğrudan bir uçuş
yönetmek
bir şeyi yönetmekten sorumlu olmak
She directs the movie
Filmi yönetiyor
açık sözlü
nazik olmaya çalışmadan tam olarak düşündüğünü söyleyen
She is very direct with her feedback
Geri bildirimlerinde çok açık sözlüdür
yöneltmek
bir şeyi belirli bir yöne çevirmek
He directed the light at the wall
O ışığı duvara yöneltti
sonsuza kadar
Sahnedetüm zamanlar boyunca
I will love you forever
Seni sonsuza kadar seveceğim
sonsuza dek
çok uzun bir süre
I will remember this day forever
Bu günü sonsuza dek hatırlayacağım
kaçmak
Sahnedebir yerden uzaklaşmak veya kurtulmak
He managed to get away with the bag
Çantayı alıp kaçmayı başardı
yanına kâr kalmak
yanlış veya yasa dışı bir şey yaptıktan sonra ceza almamak
He managed to get away with the crime
Suç onun yanına kâr kaldı
yanına kâr kalmak
yanlış bir şey yapıp ceza almamak
He thought he would get away with it
Bunun yanına kâr kalacağını düşündü
cezasız kalmak
bir suçu veya hatayı ceza almadan yapmak
He cheated on the test and got away with it
Sınavda kopya çekti ve cezasız kaldı
kabul etmek
Sahnedesunulan bir şeyi almak
I will take it
Onu kabul edeceğim
öyle varsaymak
kanıt olmadan bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I take it you agree
Katıldığını varsayıyorum
başa çıkmak
bir sorunla veya durumla mücadele etmek
Can you take it
Bununla başa çıkabilir misin
taşımak
bir şeyi bir yerden başka bir yere yer değiştirmek
Please take it to the kitchen
Lütfen bunu mutfağa taşı
kabul etmek
kendisine sunulanı almak
You should take it as a gift
Onu bir hediye olarak kabul etmelisin
dayanmak
zor bir duruma katlanmak
I cannot take it anymore
Artık buna dayanamıyorum
kabullenmek
bir durumu olduğu gibi kabul etmek
You have to take it as it is
Onu olduğu gibi kabullenmelisin
almak
bir şeyi tutup yanına götürmek
Take it with you
Onu yanına al
olmadan
Sahnedebir şeyin veya birinin dahil edilmediği durum
You cannot go without a ticket
Bilet olmadan gidemezsin
olmadan
bir şeye sahip olmadan
I cannot see without my glasses
Gözlüklerim olmadan göremem
dışında
bir şeyin dış tarafında
He stood without the door
Kapının dışında duruyordu
verimli
Sahnedeçok sonuç elde eden
I had a productive day
Verimli bir gün geçirdim
göz
Sahnedegörmeyi sağlayan vücut bölümü
I have two eyes
İki gözüm var
yetenek
bir şeyi fark etme veya ona dikkat etme becerisi
She has a good eye for art
Sanat konusunda iyi bir yeteneği var
merkez
fırtınanın tam ortasındaki sakin bölge
The eye of the storm is calm
Fırtınanın merkezi çok sakindir
gözlemek
birine veya bir şeye dikkatlice bakmak
He eyed the stranger suspiciously
Yabancıyı şüpheyle gözledi
imalat
Sahnedeürünlerin yapılması işlemi
The company is expanding its manufacturing
Şirket imalatını genişletiyor
izleyici
Sahnedebir şeyi izleyen kişi
The show has millions of viewers
Programın milyonlarca izleyicisi var
sunucular
Sahnedediğer bilgisayarlara veri sağlayan güçlü bilgisayarlar
The company stores data on its servers
Şirket verilerini sunucularında saklıyor
garsonlar
restoranda müşterilere yiyecek ve içecek getiren kişiler
The servers were very polite today
Garsonlar bugün çok nazikti
ateş etme
Sahnedesilahla ateş etme eylemi
He is shooting a target
Bir hedefe ateş ediyor
deneme
bir şeyi başarmaya çalışmak
He is shooting for a promotion
O terfi etmeye çalışıyor
çekim
film veya reklam için video kaydetmek
They are shooting a new movie
Yeni bir film çekiyorlar
silahlı saldırı
birinin insanlara ateş açtığı olay
The news reported a shooting yesterday
Haberlerde dün bir silahlı saldırı olduğu bildirildi
ateş etmek
bir silahtan mermi fırlatmak
He is shooting at the target
Hedefe ateş ediyor
ateş açmak
bir hedefe yönelik silah kullanmak
They started shooting at the invaders
İşgalcilere ateş açmaya başladılar
ateş etme
silah kullanma eylemi
The shooting continued for hours
Ateş etme saatlerce sürdü
silah atışı
silahların ateşlenmesi durumu
We heard loud shooting nearby
Yakınlarda güçlü bir silah atışı duyduk
atıcılık
hedef vurmayı içeren spor dalı
She practices shooting every day
Her gün atıcılık çalışıyor
silahlı saldırı
birinin birçok kişiye zarar vermek için ateş açması
There was a shooting at the school
Okulda bir silahlı saldırı oldu
vurulma
bir kişinin ateşli silahla vurulduğu olay
He was injured in a shooting
Vurulma olayında yaralandı
ateş etme
silahla mermi atma eylemi
The soldiers began shooting
Askerler ateş etmeye başladı
silah kullanma
birini veya bir şeyi vurmak için silah kullanma işi
He is practicing shooting at the target
Hedefe silah kullanma çalışması yapıyor
silahlı saldırı
birinin silahla vurulduğu olay
Police are investigating the shooting
Polis silahlı saldırıyı araştırıyor
çekim
bir kamera ile görüntü kaydetme etkinliği
The shooting of the film ended yesterday
Filmin çekimi dün bitti
hızlı
Sahnedeyüksek hızda
He runs very fast
O çok hızlı koşar
oruç tutmak
belirli bir süre boyunca yemek yememek
He decided to fast for a day
Bir gün boyunca oruç tutmaya karar verdi
ileri
saatin gerçek zamandan daha ileride olması
My watch is five minutes fast
Saatim beş dakika ileri
derince
genellikle uyku için kullanılan derin bir şekilde
The baby is fast asleep
Bebek derin uykuda
çatışma
Sahnedeciddi bir kavga veya anlaşmazlık
They have a conflict
Onların bir çatışması var
çelişmek
farklı olmak veya uyuşmamak
These two reports conflict
Bu iki rapor çelişiyor
çakışma
iki şeyin aynı anda gerçekleşememe durumu
We have a schedule conflict
Bir zamanlama çakışmamız var
daha düşük
Sahnededaha az yüksek olan
This is a lower price
Bu daha düşük bir fiyat
düşürmek
miktarını veya seviyesini azaltmak
Lower the price
Fiyatı düşürün
indirmek
bir şeyi daha alçak bir konuma getirmek
Please lower the flag
Lütfen bayrağı indirin
kısmak
bir sesin seviyesini azaltmak
Please lower the volume
Lütfen sesi kıs
alçaltmak
bir şeyi daha az yüksek bir seviyeye getirmek
Please lower the flag
Lütfen bayrağı alçaltın
kısmak
bir sesin seviyesini azaltmak
Please lower the music
Lütfen müziğin sesini kısın
sesi azaltmak
bir sesin şiddetini düşürmek
Can you lower the volume
Ses seviyesini azaltabilir misin
daha alçak
daha az yükseklikte olan
He lives on a lower floor
O daha alçak bir katta yaşıyor
düşük
miktar veya seviye bakımından yüksek olmayan
Prices are lower today
Fiyatlar bugün daha düşük
kısık
yüksek olmayan ses
Speak in a lower voice
Daha kısık bir sesle konuş
yine de
Sahnedebuna rağmen
It was delicious though
Yine de lezzetliydi
rağmen
bir durumun tersine rağmen
Though it was raining we went out
Yağmur yağmasına rağmen dışarı çıktık
her ne kadar
karşıt bir durumu ifade etmek için kullanılır
Though he was tired he kept working
Her ne kadar yorgun olsa da çalışmaya devam etti
yine de
bir cümlede karşıt bir fikir belirtmek için kullanılır
It is a bit expensive though
Yine de biraz pahalı
olup olmadığı
Sahnedeiki olasılığı belirtmek için kullanılır
I don't know whether he will come
Gelip gelmeyeceğini bilmiyorum
ip-medigi
iki olasılık arasında seçim veya belirsizlik belirtmek için kullanılan bağlaç
I do not know whether he is coming
Onun gelip gelmeyeceğini bilmiyorum
şampanya
SahnedeFransa'nın Champagne bölgesinde üretilen köpüklü şarap
They drank champagne to celebrate
Kutlamak için şampanya içtiler
şampanya
Fransa'dan gelen pahalı ve köpüklü beyaz şarap
We celebrated with a glass of champagne
Bir kadeh şampanya ile kutlama yaptık
şampanya
pahalı bir beyaz köpüklü şarap
They served champagne at the party
Partide şampanya ikram ettiler
köpüklü şarap
kutlamalarda içilen bir tür gazlı beyaz şarap
Many people enjoy sparkling wine
Birçok insan köpüklü şaraptan hoşlanır
tüm gece boyunca
Sahnedegecenin tamamı boyunca
I studied all night long
Tüm gece boyunca ders çalıştım
randevu
Sahnedeönceden kararlaştırılmış görüşme veya buluşma
I have an appointment with the doctor
Doktorla bir randevum var
randevu
önceden belirlenmiş bir buluşma veya ziyaret
I have a doctor's appointment
Doktor randevum var
randevu
belirli bir zamanda birisiyle buluşma planı
I have a doctor's appointment tomorrow
Yarın doktor randevum var
terim
Sahnedebelirli bir bağlamda kullanılan kelime veya ifade
This is a technical term
Bu teknik bir terimdir
şart
bir anlaşmanın kuralı veya parçası
The terms of the contract are fair
Sözleşmenin şartları adildir
dönem
belirli bir görev süresi veya zaman dilimi
His term in office ends soon
Görev süresi yakında doluyor
boktan
Sahnedeçok kötü veya kalitesiz
This is a shitty movie
Bu boktan bir film
kalitesiz
Sahnedeçok kötü veya düşük nitelikli
That was a shitty movie
O çok kalitesiz bir filmdi
berbat
çok kötü veya nahoş
I had a shitty day
Bugün berbat bir gün geçirdim
gazeteci
Sahnedehaber makaleleri veya raporlar yazan kişi
He is a famous journalist
O ünlü bir gazetecidir
gazeteci
haber hikayeleri yazan kişi
The journalist wrote a story about the city
Gazeteci şehir hakkında bir haber yazdı
uğramak
Sahnedebir yere veya kişiye kısa ve plansız bir ziyarette bulunmak
Feel free to drop in anytime
İstediğin zaman uğrayabilirsin
uğramak
kısa ve resmi olmayan bir ziyaret yapmak
Please drop in if you are near my house
Evimin yakınındaysan lütfen uğra
uğramak
plan yapmadan ansızın ziyaret etmek
Feel free to drop in anytime
İstediğin zaman uğrayabilirsin
bonus
Sahnedeek bir avantaj veya ödül
We received a bonus at work
İş yerinde bir bonus aldık
prim
ödül olarak verilen ekstra para
He received a year-end bonus
Yıl sonu primi aldı
bekle
Sahnedekısa bir süre beklemek
Hang on a minute
Bir dakika bekle
bağlı olmak
bir durumun veya sonucun başka bir şeye dayalı olması
Success hangs on your hard work
Başarı senin sıkı çalışmana bağlı
asmak
bir şeyi bir yere sabitlemek
Hang on the poster here
Posteri buraya as
elinde tutmak
bir şeyi kaybetmeden saklamak
Please hang on to this receipt
Lütfen bu fişi elinde tut
ay
Sahnedeotuz gün civarındaki zaman dilimi
There are twelve months in a year
Bir yılda on iki ay vardır
ay
Sahnedeyılın on iki bölümünden biri
February is the second month of the year
Şubat yılın ikinci ayıdır
aylık
bir ay süren veya kapsayan
It was a six-month project
Bu altı aylık bir projeydi
ay
yılın on iki bölümünden her biri
There are twelve months in a year
Bir yılda on iki ay vardır
kendini şımartmak
Sahnedehoşuna giden bir şeyi yapmaya izin vermek
I decided to indulge in a piece of chocolate
Bir parça çikolata ile kendimi şımartmaya karar verdim
şımartmak
birine karşı aşırı nazik davranmak veya özel ilgi göstermek
She likes to indulge her grandchildren
Torunlarını şımartmayı sever
şımartmak
birinin istediği şeyi yapmasına izin vererek onu hoşnut etmek
She often indulges her child
Çocuğunu sık sık şımartır
hadi
Sahnedebirini bir şeyi yapmaya teşvik etmek
Come on, you can do it
Hadi, yapabilirsin
üstüne gitmek
çok baskıcı veya aşırı davranmak
Don't come on so strong
Çok üstüme gelme
hadi canım
inanmamayı veya karşı çıkmayı ifade etmek
Come on, that is not true
Hadi canım, bu doğru değil
hadi ama
öfke veya hayal kırıklığını ifade eden söz
Come on, stop wasting my time
Hadi ama, zamanımı boşa harcamayı bırak
kur
birini cezbetmek için yapılan hamle
She gave him a come-on to start a conversation
Sohbet başlatmak için ona kur yaptı
belirmek
görünmeye veya olmaya başlamak
A smile came on his face
Yüzünde bir gülümseme belirdi
yaklaşmak
bir şeye doğru veya daha yakınına hareket etmek
He came on toward the house
Eve doğru yaklaştı
katılmak
bir etkinlikte veya faaliyette yer almak
Do you want to come on the trip with us
Bizimle geziye katılmak ister misin
haydi
birine acele etmesini veya daha fazla çaba göstermesini söylemek için kullanılır
Come on we are going to be late
Haydi geç kalacağız
hadi
birini acele etmeye veya denemeye teşvik etmek
Come on we will be late
Hadi geç kalacağız
sözleşme
Sahnedeher iki tarafın da uyması gereken kuralları içeren resmi belge
They signed the agreement
Sözleşmeyi imzaladılar
fikir birliği
aynı görüşe sahip olma durumu
We are in agreement
Fikir birliği içindeyiz
anlaşma
insanlar arasındaki resmi uzlaşı
They signed the agreement
Onlar anlaşmayı imzaladılar
yaramazlık yapmak
Sahnedeşakacı bir şekilde yaramazlık veya hile yapmak
He likes to shenaniganize at work
İş yerinde yaramazlık yapmayı sever
çok azgın
Sahnedegüçlü bir cinsel istek duyan
I am feeling very horny
Kendimi çok azgın hissediyorum
azgın
cinsel istek duyan
He feels horny
Kendini azgın hissediyor
azgın
güçlü cinsel istek duyma durumu
He was feeling very horny
Çok azgın hissediyordu
muz
Sahnedeuzun ve sarı bir meyve
I like to eat bananas
Muz yemeyi severim
kaçık
aklı başında olmayan veya saçma
He is acting a bit banana
Biraz kaçık davranıyor
muz
uzun sarı bir meyve
I eat a banana every day
Her gün bir muz yerim
incelemek
Sahnedebir şeyi kullanmaya veya satın almaya karar vermeden önce dikkatlice kontrol etmek
I want to kick the tires before I buy this car
Bu arabayı satın almadan önce detaylı incelemek istiyorum
temizlikçi
Sahnedeişi bir yerleri temizlemek olan kişi
The cleaner comes every Friday
Temizlikçi her Cuma gelir
temizleyici
bir şeyi temizlemek için kullanılan makine veya ürün
Use a glass cleaner for the windows
Camlar için cam temizleyici kullan
daha temiz
kir veya lekelerden daha arınmış
This room is cleaner than the other
Bu oda diğerinden daha temiz
kuru temizlemeci
kıyafetlerin temizlendiği iş yeri
I need to take this suit to the cleaner
Bu takımı kuru temizlemeciye götürmem gerekiyor
borç azaltma
Sahnedeborç miktarını düşürme süreci
Many firms use deleveraging to reduce financial risk
Birçok firma finansal riski düşürmek için borç azaltma yoluna gidiyor
ilginç
Sahnedemerak uyandıran
The book is very interesting
Kitap çok ilginç
ilgi çekici
bir şeyi merak etme veya öğrenme isteği uyandıran
This book is very interesting
Bu kitap çok ilgi çekici
ilgi çekici
merak veya dikkat uyandıran
This is an interesting story
Bu ilgi çekici bir hikaye
uğramak
Sahnedebir yeri ziyaret etmek
Come over to my place later
Daha sonra bize uğra
aniden hissetmek
ani bir fiziksel veya duygusal durum yaşamak
I came over faint in the heat
Sıcaktan aniden başım döndü
gibi görünmek
başkalarına belirli bir izlenim vermek
She comes over as a very kind person
Çok kibar biri gibi görünüyor
uğramak
birini evinde ziyaret etmek
Please come over to my house tonight
Lütfen bu akşam evime uğra
rutin
Sahnedebir şeylerin yapılışındaki düzenli yol
I have a morning routine
Bir sabah rutinim var
hareket dizisi
spor veya gösterilerde düzenli olarak uygulanan hareketler bütünü
The gymnast practiced her routine
Jimnastikçi hareket dizisini çalıştı
hızlı atış
Sahnedebeyzbolda yüksek hızla fırlatılan bir atış
The pitcher threw a fastball
Atıcı hızlı bir atış yaptı
hızlı atış
beyzbolda yapılan çok hızlı atış
The pitcher threw a fastball
Atıcı hızlı bir top attı
getirmek
Sahnedebir şeyi bir yere taşımak
Please bring me some water
Lütfen bana biraz su getir
beraberinde getirmek
Sahnedebir durumun yaşanmasına neden olmak
Spring brings warm weather
Bahar sıcak havaları beraberinde getirir
peşinden gelmek
birinin arkasından yakın bir şekilde yürümek
The dog likes to bring behind me
Köpek peşimden gelmeyi sever
suçlamak
birinin yasa dışı bir şey yaptığını resmen ifade etmek
The police decided to bring charges against him
Polis ona karşı suçlamada bulunmaya karar verdi
bölmek
Sahnedeparçalara ayırmak
We split the apple
Elmayı böldük
şpagat
bacakların zıt yönlere açıldığı jimnastik hareketi
She can do the splits
Şpagat yapabiliyor
ayrılmak
bir yerden hızla uzaklaşmak
We need to split now
Hemen gitmemiz gerekiyor
muzlu split
dondurma ve soslarla servis edilen tatlı
I ate a banana split for dessert
Tatlı olarak muzlu split yedim
yürümeye başlayan çocuk
Sahnedeyürümeyi yeni öğrenen çok küçük çocuk
The toddler is playing
Küçük çocuk oynuyor
erkeksi
Sahnedegeleneksel olarak erkeklerle ilişkilendirilen özelliklere sahip olan
He has a manly voice
Erkeksi bir sesi var
ilkeler
Sahnedeinanılan temel kural veya fikir
She has strong principles
Onun güçlü ilkeleri var
ilkeler
bir şeyin nasıl çalıştığını açıklayan temel fikirler veya kurallar
We learned the basic principles of physics
Fiziğin temel ilkelerini öğrendik
ilkeler
bir şeyin nasıl çalıştığını açıklayan temel kural veya fikir
We follow these basic principles
Bu temel ilkelere uyarız
bir ara
Sahnedebelirlenmemiş bir zamanda
Let's meet sometime next week
Gelecek hafta bir ara buluşalım
eski
geçmişte bir dönem olan
He is a sometime actor
O eski bir oyuncudur
ara sıra
sadece belirli zamanlarda gerçekleşen
We visit them sometime
Onları ara sıra ziyaret ederiz
bir ara
belirli olmayan bir zaman
Let's meet for coffee sometime
Bir ara kahve içmek için buluşalım
doğal
Sahnedebeklenen veya alışılmış olan
It is natural to feel nervous
Gergin hissetmek doğaldır
doğuştan yetenekli
bir konuda doğuştan yeteneği olan kimse
He is a natural at playing piano
O piyano çalmakta doğuştan yetenekli
doğal
doğada kendiliğinden var olan ve insan yapımı olmayan
We prefer natural food
Biz doğal yiyecekleri tercih ederiz
hızlı
Sahnedekısa sürede gerçekleşen veya yapılan
She gave a quick answer
Hızlı bir cevap verdi
tırnak eti
tırnakların altındaki hassas deri dokusu
He cut his nail too short and reached the quick
Tırnağını çok kısa kesti ve tırnak etine ulaştı
kavrayışlı
bir şeyleri hızlı düşünebilen veya anlayabilen
She has a quick mind
O hızlı kavrayan bir zihne sahip
gevşek yağ
Sahnedevücuttaki yumuşak ve sarkık deri veya yağ
He wants to lose the flab around his waist
Belinin etrafındaki gevşek yağları vermek istiyor
bir şey
Sahnedetek bir neden veya örnek vermek için kullanılır
One thing I like about this house is the garden
Bu evle ilgili sevdiğim bir şey bahçesidir
vesaire
Sahnedebir listenin benzer şekilde devam ettiğini belirtmek için kullanılır
We need bread milk et cetera
Ekmek süt vesaireye ihtiyacımız var
domuz
Sahnedehortumlu ve kıvrık kuyruklu bir çiftlik hayvanı
The pig is pink
Domuz pembedir
domuz
çok dağınık olan veya çok yemek yiyen kişi
Stop eating like a pig
Domuz gibi yemek yemeyi bırak
obur
çok fazla yemek yiyen veya açgözlü kimse
You are such a pig for eating the whole cake
Tüm pastayı yediğin için tam bir obursun
polis
polislere yönelik kullanılan hakaret içerikli bir söz
Calling an officer a pig is disrespectful
Bir memura bu şekilde hitap etmek saygısızlıktır
memnun etmek
Sahnedebirini mutlu etmek
I want to please my parents
Ailemi memnun etmek istiyorum
lütfen
Sahnedenazik bir ricada bulunmak için kullanılır
Please help me
Lütfen bana yardım et
istediğini yapmak
birinin kendi keyfine göre hareket etmesi
You can do as you please
İstediğini yapabilirsin
neler oluyor
Sahnedeneler olduğunu sormak için kullanılan argo ifade
What's poppin
Neler oluyor
çok hareketli
heyecan verici ve canlı olan
The party is poppin
Parti çok hareketli
belirmek
aniden ortaya çıkmak
New ideas keep poppin up
Yeni fikirler sürekli ortaya çıkıyor
popüler
çok popüler veya başarılı olan
The new club is totally poppin
Yeni gece kulübü gerçekten çok popüler
korkarım ki
Sahnedekötü bir durumdan dolayı üzüntü veya endişe duyma
I am afraid I cannot help you
Korkarım ki size yardım edemem
korkmuş
korku hissetme
She is afraid of spiders
O örümceklerden korkar
korkarım
kötü bir durumdan dolayı üzgün veya kaygılı hissetmek
I am afraid that we are late
Korkarım geç kaldık
Görüşürüz
Sahnedebirine veda ederken kullanılan ifade
See you tomorrow
Yarın görüşürüz
oda servisi
Sahnedeotel odasına yemek getirme hizmeti
I ordered room service for breakfast
Kahvaltı için oda servisi sipariş ettim
oda servisi
otellerde yiyecek ve içeceklerin odaya getirilmesi hizmeti
I ordered breakfast from room service
Oda servisinden kahvaltı söyledim