Succession — 3. Sezon Bölüm 5
Kelimeler ve anlamları
941 kelime
Seviye
her kim
Sahnedekim olduğu fark etmeksizin herhangi bir kişi
Whoever arrives first wins
İlk gelen her kimse kazanır
her kim
kim olursa olsun o kişi
Whoever knows the answer should raise their hand
Cevabı bilen her kimse elini kaldırmalı
saçmalık
Sahnedeaptalca veya gerçek dışı konuşma
That is total bullshit
Bu tamamen saçmalık
saçmalamak
Sahnededoğru olmayan şeyler söylemek
Stop bullshitting me and tell the truth
Bana saçmalamayı bırak ve doğruyu söyle
gevezelik etmek
rahat ve resmi olmayan bir şekilde sohbet etmek
We were just bullshitting in the kitchen
Mutfakta öylece gevezelik ediyorduk
düşünce
Sahnedezihinden geçen fikir veya inanış
He had a strange thought
Aklına tuhaf bir düşünce geldi
düşünme
dikkatli bir şekilde düşünme eylemi
He was lost in thought
Düşüncelere dalmıştı
bahsetmek
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
He thought to mention the new plan
O yeni plandan bahsetmeyi düşündü
düşünmek
bir konu hakkında görüşe sahip olmak
I thought you were busy
Meşgul olduğunu düşünmüştüm
muhtemelen
Sahnedebüyük olasılıkla veya beklendiği gibi
He is presumably at home right now
Şu anda muhtemelen evde
politikalar
Sahnedebir kurumun izlediği resmi kurallar veya planlar
The company has strict policies
Şirketin katı politikaları var
telaş
Sahnedegereksiz heyecan veya zahmet
Without further ado, let's start
Daha fazla uzatmadan başlayalım
tam
Sahnedeher şeyi kapsayan
It was a total failure
Tam bir başarısızlıktı
tamamen
bütünüyle bir şekilde
I totally agree with you
Sana tamamen katılıyorum
pert etmek
bir araca onarılamayacak kadar hasar vermek
He totaled his car
Arabasını pert etti
toplam
bütün miktar veya sayı
The total is fifty
Toplam elli ediyor
et kuklası
Sahnedezihin veya ruh için bir kap olarak görülen fiziksel beden
He felt like just a meat puppet controlled by his mind
Zihni tarafından kontrol edilen bir et kuklası gibi hissetti
geri getirmek
Sahnedeeski iyi durumuna getirmek
The medicine restored his health
İlaç sağlığını geri getirdi
onarmak
bir şeyi eski durumuna getirmek için düzeltmek
They want to restore the old painting
Eski tabloyu onarmak istiyorlar
eski haline getirmek
bir şeyi önceki durumuna döndürmek
They will restore the old building
Eski binayı eski haline getirecekler
mısır unlu sosis
Sahnedemısır unuyla kaplanıp kızartılmış çubuktaki sosis
I ate a corndog at the fair
Panayırda bir mısır unlu sosis yedim
birisi
Sahnedebilinmeyen veya belirtilmemiş bir kişi
Somebody is at the door
Kapıda biri var
biri
Sahnedebilinmeyen bir kişi
I need somebody to help me
Bana yardım edecek birine ihtiyacım var
önemli biri
önemli veya yüksek statüye sahip kimse
She acts like she is really somebody
Gerçekten önemli biriymiş gibi davranıyor
sona ermek
Sahnedebir sürenin veya bir durumun bitmesi
Your time is up
Süren doldu
ayakta olmak
yataktan kalkmış ve uyanık olmak
Are you up already?
Çoktan ayakta mısın?
artmak
bir şeyin seviyesinin veya miktarının çoğalması
Oil prices are up today
Bugün petrol fiyatları arttı
ayakta olmak
yataktan kalkmış veya uyanık durumda bulunmak
Are you up yet
Henüz ayakta mısın
şube
Sahnedebüyük bir kuruluşun parçası olan bölüm
Our bank has a branch in the city center
Bankamızın şehir merkezinde bir şubesi var
dal
ağacın gövdesinden çıkan kol
The bird sat on a branch
Kuş bir dala kondu
şube
büyük bir şirket veya kurumun yerel ofisi
The bank has a new branch in the city center
Bankanın şehir merkezinde yeni bir şubesi var
barfiks
Sahnedebir çubuğa asılarak vücudu yukarı çekme egzersizi
He does chin ups every morning
O her sabah barfiks çeker
fark etmek
Sahnedebir şeyi gözlemlemek veya anlamak
I picked up a strange smell in the room
Odaya girince tuhaf bir koku fark ettim
almak
Sahnedebir nesneyi yerden kaldırmak veya birini bir yerden almak
I will pick up my friend from the airport
Arkadaşımı havaalanından alacağım
iyileşmek
daha iyi hale gelmek veya artmak
The economy is starting to pick up
Ekonomi canlanmaya başlıyor
tavlamak
birini romantik olarak etkilemeye çalışmak
He always tries to pick up women
Her zaman kadınları tavlamaya çalışır
gidip getirmek
birini veya bir şeyi bulunduğu yerden almak
I will pick you up at seven
Seni saat yedide alacağım
tavlama
birini etkileyerek romantik bir ilişki başlatma girişimi
He is very good at the pick-up
O tavlama konusunda çok başarılıdır
teslim alma
birini veya bir şeyi bulunduğu yerden alma işlemi
The package pick-up is at the front desk
Paket teslim alma yeri resepsiyondadır
kaldığı yerden devam etmek
bir işe ara verdikten sonra tekrar başlamak
We will pick up the lesson tomorrow
Derse yarın kaldığımız yerden devam edeceğiz
almak
birini veya bir şeyi gidip getirmek
I will pick up my sister from school
Kız kardeşimi okuldan alacağım
kaldırmak
bir şeyi eline almak veya yerden yukarı kaldırmak
Please pick up the pen from the floor
Lütfen yerdeki kalemi kaldır
açmak
çalan telefona cevap vermek
Please pick up the phone
Lütfen telefonu aç
açmak
çaldığında telefona cevap vermek
Please pick up the phone
Lütfen telefonu aç
öğrenmek
bir bilgi veya beceri edinmek
She picked up Spanish quickly
İspanyolcayı hızlıca öğrendi
hamle
Sahnedeyapılan bir eylem veya adım
It was a smart move
Akıllıca bir hamleydi
hareket etmek
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
Please move your car
Lütfen arabanızı hareket ettirin
duygulandırmak
birini güçlü duygular hissetmeye yöneltmek
Her story really moved me
Hikayesi beni gerçekten duygulandırdı
hızla satılmak
genellikle düşük fiyata hızlıca elden çıkarılmak
These cheap goods move very fast
Bu ucuz ürünler hızla satılıyor
hareket etmek
bir yerini değiştirmek veya yeni bir yere gitmek
We will move to a new house
Yeni bir eve taşınacağız
taşınmak
yaşanılan yeri değiştirmek
We will move to a new house next month
Gelecek ay yeni bir eve taşınacağız
oluşturma
Sahnedeyeni bir şey yapma eylemi
The creation of the project took time
Projenin oluşturulması zaman aldı
eser
birinin yaptığı veya yarattığı şey
This painting is her latest creation
Bu tablo onun son eseri
evren
var olan her şeyin bütünü
He believes in the beauty of all creation
O tüm evrenin güzelliğine inanıyor
güçlü
Sahnedebüyük güce veya etkiye sahip olan
He is a powerful leader
O güçlü bir lider
tavuk
Sahnedeetinden ve yumurtasından faydalanılan bir çiftlik hayvanı
The chicken is eating corn
Tavuk mısır yiyor
cesaret oyunu
iki kişinin birbirini geri çekilmeye zorladığı bir durum
We played a game of chicken
Bir cesaret oyununa giriştik
korkak
cesur olmayan
Do not be such a chicken
Bu kadar korkak olma
o kadar
Sahnedebelirtilen miktarda veya derecede
I did not think it would hurt that much
O kadar acıyacağını düşünmemiştim
iyi haber
Sahnedesevindirici bir bilgi
I have some good news for you
Senin için iyi bir haberim var
seçmek
Sahnedebir şeyi tercih etmek veya seçmek
Pick a color
Bir renk seç
pena
telli çalgıları çalmak için kullanılan küçük alet
He lost his guitar pick
Gitar penasını kaybetti
almak
bir nesneyi elinize almak veya kaldırmak
Pick up your book
Kitabını al
temizlemek
küçük bir boşluktan bir şeyi çıkarmak
Use a toothpick to pick your teeth
Dişlerini temizlemek için kürdan kullan
gerçek
Sahnededoğru olduğu bilinen şey
This is a known fact
Bu bilinen bir gerçektir
aslında
bir şeyin doğru olduğunu vurgulamak veya ek bilgi vermek için kullanılır
In fact, it is very cold
Aslında hava çok soğuk
gerçek
doğru veya gerçek olan bir şey
It is a fact that the earth is round
Dünyanın yuvarlak olduğu bir gerçektir
gerçek
doğru olan bir şey
It is a fact that the earth is round
Dünyanın yuvarlak olması bir gerçektir
çok eski
Sahnedeoldukça yaşlı veya eski
This building is ancient
Bu bina çok eski
antik
Sahnedeçok eski zamanlara ait
I love ancient history
Antik tarihi seviyorum
durum görüşmesi
Sahnedegüncellemeleri paylaşmak için yapılan kısa toplantı
We had a quick check in this morning
Bu sabah kısa bir durum görüşmesi yaptık
giriş işlemleri
otel veya havaalanındaki kayıt işlemi
The check in was very fast
Giriş işlemleri çok hızlıydı
uğramak
birinin halini hatırını sormak için ziyaret etmek
I checked in on my sick friend today
Bugün hasta arkadaşımın durumuna bakmak için uğradım
giriş yapmak
bir yere varışta kayıt yaptırmak
We need to check in at the airport
Havaalanında giriş yapmamız gerekiyor
hal hatır sormak
birinin durumunu öğrenmek için iletişim kurmak
I called to check in on you
Nasıl olduğunu öğrenmek için seni aradım
giriş yapmak
bir yere vardığını bildirmek
We will check in at the hotel
Otele giriş yapacağız
tehdit
Sahnedezarar verebilecek kişi veya şey
The storm is a threat to the city
Fırtına şehir için bir tehdit
tehdit
birine istediğini yapmazsa zarar vereceğini söyleme
He made a threat against his rival
Rakibine karşı bir tehditte bulundu
merhaba
Sahnedeselam vermek için kullanılır
Hello, how are you
Merhaba, nasılsın
yahu
şaşkınlık veya inanmazlık belirtmek için kullanılır
Hello? Are you kidding
Yahu, şaka mı yapıyorsun
sürmek
Sahnedehareket halindeki bir aracı kontrol ederek kullanmak
She wants to ride her new bike
Yeni bisikletini sürmek istiyor
lunapark aracı
eğlence parklarında insanların keyif için bindiği mekanik araç
The roller coaster is a fun ride
Hız treni eğlenceli bir lunapark aracıdır
araç yolculuğu
bir vasıta ile yapılan seyahat
The ride to the airport was long
Havaalanına araç yolculuğu uzundu
sürekli eleştirmek
birini sürekli rahatsız etmek veya eleştirmek
Stop riding me about my mistakes
Hatalarım hakkında beni sürekli eleştirmeyi bırak
binmek
bir aracın üzerine oturup gitmek
I like to ride my bike
Bisikletime binmeyi seviyorum
sürmek
bir hayvanın üzerine oturup onu yönlendirmek
She loves to ride horses
O at sürmeyi seviyor
yolculuk yapmak
bir taşıtla yolculuk etmek
We ride the bus to school
Okula otobüsle gidiyoruz
gezinti
bir araca binerek yapılan kısa süreli yolculuk
They went for a ride
Bir gezintiye çıktılar
tamir etmek
Sahnedebozulan bir şeyi yeniden çalışır hale getirmek
Can you fix my bike?
Bisikletimi tamir edebilir misin?
zor durum
zor veya nahoş bir durum
They are in a real fix
Onlar gerçekten zor bir durumda
hile karıştırmak
bir yarışma veya oylama sonucunu önceden haksız yere belirlemek
They tried to fix the election
Seçime hile karıştırmaya çalıştılar
sabitlemek
bir şeyi belli bir yerde duracak şekilde tutturmak
Please fix the shelf to the wall
Lütfen rafı duvara sabitleyin
hissedar
Sahnedebir şirketin hisselerine sahip olan kişi
He is a majority shareholder
O, çoğunluk hissedarıdır
hissedar
bir şirkette payı bulunan kişi
The shareholder attended the meeting
Hissedar toplantıya katıldı
biraz
Sahnedeaz miktarda veya bir dereceye kadar
I am kind of tired
Biraz yorgunum
tür
benzer nitelikleri olan grup
What kind of book do you want
Ne tür bir kitap istiyorsun
tür
belirli bir çeşit veya tip
This is a new kind of fruit
Bu yeni bir tür meyve
defol
Sahnedebirine kaba şekilde gitmesini söylemek
Just fuck off and leave me alone
Sadece defol ve beni yalnız bırak
defolup gitmek
bir yerden ayrılmak veya birisiyle uğraşmayı bırakmak
I told him to fuck off
Ona defolup gitmesini söyledim
ortaya atmak
Sahnedebir düşünceyi veya fikri açıkça belirtmek
I am just putting it out there that we need more money
Daha fazla paraya ihtiyacımız olduğunu ortaya atıyorum
ek
Sahnedeolağan veya gerekli olandan daha fazla
I need extra time
Ek zamana ihtiyacım var
figüran
film veya şovda görünen ancak konuşma rolü olmayan kişi
He worked as an extra in the movie
Filmde figüran olarak çalıştı
aşırı
yüksek derecede veya abartılı bir şekilde
Her outfit is so extra
Kıyafeti çok abartılı
abartılı
gerekenden fazla dramatik veya dikkat çekici davranma
Stop being so extra about everything
Her şeyi bu kadar abartmayı bırak
düşünme
Sahnedezihni bir şey üzerinde kullanma veya akıl yürütme eylemi
Deep thinking helps us learn
Derin düşünme öğrenmemize yardımcı olur
sanma
bir görüşe veya fikre sahip olma
I am thinking it will rain
Yakında yağmur yağacağını sanıyorum
düşünmek
zihinde fikirler barındırmak
I am thinking about the answer
Cevap hakkında düşünüyorum
sanmak
bir fikir veya görüşe sahip olmak
I am thinking he is tired
Onun yorgun olduğunu sanıyorum
düşünme
zihni kullanma eylemi
Deep thinking helps solve problems
Derin düşünme sorunları çözmeye yardımcı olur
eylem
Sahnedeyapılan veya gerçekleşen bir şey
Take action now
Şimdi harekete geç
motor
başlamak için verilen işaret
The director shouted action
Yönetmen motor diye bağırdı
mekanizma
bir silahın doldurmasını ve ateşlemesini sağlayan hareketli parçalar
The gun's action is smooth
Silahın mekanizması düzgün çalışıyor
üzmek
Sahnedebirini üzgün veya endişeli hissettirmek
Please do not upset her
Lütfen onu üzme
sürpriz galibiyet
daha güçlü bir rakibe karşı kazanılan beklenmedik zafer
The small team caused a major upset
Küçük takım büyük bir sürpriz galibiyet elde etti
üzgün
mutsuz veya endişeli hissetme durumu
She felt upset after the argument
Tartışmadan sonra üzgün hissetti
bozmak
bir şeyin düzenini veya işleyişini aksatmak
The rain upset our plans
Yağmur planlarımızı bozdu
kurnazca elde etmeye çalışmak
Sahnedebir şeyi kurnazca veya dolaylı yollardan elde etmeye çalışmak
He is angling for a promotion at work
İş yerinde terfi almak için kurnazca fırsat kolluyor
ton
Sahnedeağırlık ölçü birimi ya da çok fazla miktar
I have a ton of homework
Tonla ödevim var
istisna
genel kurala dahil olmayan şey
There is a ton to every rule
Her kuralın bir istisnası vardır
kalabalık
çok sayıda insan veya miktar
A ton of people arrived
Bir kalabalık insan geldi
sosyete
İngiliz toplumundaki moda üst sınıf
She belongs to the ton
O sosyete kesiminden
geri dönmek
Sahnedebir yere veya bir konuya yeniden dönmek
I will come back to this topic later
Bu konuya daha sonra geri döneceğim
hatırlamak
bir şeyi tekrar anımsamak
The answer came back to me
Cevap aklıma geldi
hatırlatmak
birinin bir şeyi yeniden aklına getirmesini sağlamak
This photo comes back to my mind
Bu fotoğraf aklıma geliyor
geri dönmek
daha önce bulunulan bir yere veya kişiye gitmek
I will come back to the house later
Eve daha sonra geri döneceğim
akla gelmek
bir şeyin zihinde yeniden belirmesi
The song's name will come back to me
Şarkının adı aklıma gelecek
tekrar ele almak
bir konuyu yeniden düşünmeye başlamak
Let us come back to the main topic
Hadi ana konuyu tekrar ele alalım
istemek
Sahnedebir şeyi arzulamak
He wants an apple
O bir elma istiyor
yön
Sahnedebir şeyin hareket ettiği yol veya hat
The wind changed direction
Rüzgar yön değiştirdi
yönetim
bir işi veya projeyi idare etme süreci
The project needed strong direction
Projenin güçlü bir yönetime ihtiyacı vardı
oralarda bir yerlerde
Sahnededünyada veya bir yerde mevcut olan
There are many opportunities out there
Oralarda bir yerlerde birçok fırsat var
sıra dışı
tuhaf veya alışılmadık
His ideas are a bit out there
Fikirleri biraz sıra dışı
orada
konuşmacıdan uzak bir yerde
Look at the birds out there
Şuradaki kuşlara bak
dışarıda
bulunulan yerin uzağında bir yerde
He is out there waiting for you
O dışarıda seni bekliyor
orada
mevcut durumda veya belli bir alanda
There are many people out there
Orada pek çok insan var
cumhurbaşkanı
Sahnedebir ülkenin lideri
He is the president of the country
O, ülkenin cumhurbaşkanıdır
başkan
bir kuruluşun başındaki kişi
She is the president of the club
O, kulübün başkanıdır
hoş karşılanan
Sahnedememnuniyetle karşılanan veya istenen
You are welcome here
Burada isteniyorsunuz
karşılamak
Sahnedevaran birini selamlamak
They welcomed the guests
Misafirleri karşıladılar
serbest
bir şeyi yapmasına izin verilen
Questions are welcome
Sorular serbesttir
muhtemelen
Sahnedebüyük olasılıkla
It will probably rain today
Bugün muhtemelen yağmur yağacak
vermek
Sahnedebir şeyi birinin eline ulaştırmak
He gave me his book
O bana kitabını verdi
yol açmak
bir şeyin olmasına neden olmak
The noise gave me a headache
Bu gürültü baş ağrısına yol açtı
söylemek
birine bilgi veya cevap iletmek
Please give me your answer
Lütfen bana cevabını söyle
yol
Sahnedebir şeyin hareket ettiği hat
The train is on the track
Tren rayın üzerinde
avantaj
Sahnedebaşarıya ulaşmaya yardımcı olan özel bir imkan
He has the inside track for the job
O bu iş için öncelikli konuma sahip
parça
bir albümde yer alan kayıtlı müzik eseri
This is my favorite track on the album
Bu albümdeki en sevdiğim parça
takip etmek
bir şeyin hareketini veya gelişimini izlemek
The police are tracking the suspect
Polis şüpheliyi takip ediyor
tutarlı olmak
bilinen bilgilerle mantıklı veya uyumlu olmak
This story tracks with the facts
Bu hikaye gerçeklerle tutarlı
kayıt
bir şeyi hatırlamak için tutulan yazılı bilgi
I keep a track of my expenses
Harcamalarımın kaydını tutuyorum
atletizm
insanların koşu pistinde yarıştığı bir spor dalı
She runs track at school
O okulda atletizm yapıyor
hoş
Sahnedekeyifli veya zevkli
We had a nice day
Hoş bir gün geçirdik
güzel
göze hitap eden
That is a nice dress
O güzel bir elbise
iyi
nazik veya dost canlısı
She is a nice person
O iyi bir insan
çekilmek
Sahnedebir etkinlikten ayrılmaya karar vermek
She pulled out of the project
Projeden çekildi
çıkarmak
bir şeyi bir yerden dışarı çekmek veya çıkarmak
He pulled out his phone
Telefonunu çıkardı
açılır
çekilerek genişletilebilen
This sofa is a pull out bed
Bu kanepe açılır bir yataktır
varını yoğunu ortaya koymak
bir şeyi başarmak için tüm imkanları seferber etmek
We pulled out all the stops to finish the work
İşi bitirmek için varımızı yoğumuzu ortaya koyduk
açılır
kullanım için dışarı doğru çekilebilen
This desk has a pull-out shelf
Bu masanın açılır bir rafı var
geçici
Sahnedeiki durum arasında kısa bir süre devam eden
He was appointed as the interim manager
O geçici müdür olarak atandı
iletmek
Sahnedebir duygu veya düşünceyi ifade etmek
Please convey my message to him
Lütfen mesajımı ona ilet
taşımak
bir şeyi veya birini bir yerden başka bir yere götürmek
The trucks convey goods to the market
Kamyonlar malları pazara taşır
kabul etmek
Sahnedebir şeye onay vermek
She accepted the invitation
Daveti kabul etti
kabul etmek
bir şeyi doğru veya geçerli olarak tanımak
I accept the truth
Gerçeği kabul ediyorum
kabul etmek
sunulan bir şeyi almak
He accepted the award
Ödülü kabul etti
kabul etmek
bir şeyi almaya veya onaylamaya razı olmak
I accept your offer
Teklifi kabul ediyorum
bildirmek
Sahnedebir konu hakkında bilgi vermek
She reported the news to her boss
Haberleri patronuna bildirdi
rapor
bir olay veya durum hakkındaki anlatım
She gave a detailed report
Detaylı bir rapor verdi
bildirmek
talimat üzerine bir yere gitmek
Report to the manager immediately
Derhal müdüre başvurun
rapor
bilgi veya bulguların yazılı açıklaması
I wrote a report for school
Okul için bir rapor yazdım
tamamen
Sahnedehiçbir şarta veya kısıtlamaya bağlı olmadan, tam anlamıyla
He rejected the offer outright
Teklifi tamamen reddetti
geç
Sahnedezamanında olmayan
I am late for work
İşe geç kaldım
son
Sahnedeyakın zamanda gerçekleşen veya yapılan
These are late reports
Bunlar son raporlar
merhum
artık hayatta olmayan
His late father was a doctor
Merhum babası doktordu
geç
belirlenen zamandan sonra olan
I am late for work
İşe geç kaldım
bir yerde
Sahnedebelirlenmemiş veya bilinmeyen bir yer
I left my keys somewhere
Anahtarlarımı bir yere bıraktım
bir yer
bilinmeyen veya belirtilmemiş bir konum
I left my keys somewhere
Anahtarlarımı bir yerde bıraktım
bir yer
bilinmeyen veya belirtilmemiş bir mekan
I left my keys somewhere
Anahtarlarımı bir yerde bıraktım
değerlendirme
Sahnedebir şey üzerine dikkatlice düşünme
This project requires careful consideration
Bu proje dikkatli bir değerlendirme gerektiriyor
bir süre daha kalmak
Sahnedebir yerde ayrılmadan kalmaya devam etmek
Please stick around for a few minutes
Lütfen birkaç dakika daha burada kalın
ayrılmamak
bir yerde bir süre daha kalmak
Please stick around after the meeting
Lütfen toplantıdan sonra ayrılmayın
beklemek
bir süre bir yerde kalmak
You should stick around after the meeting
Toplantıdan sonra bir süre beklemelisin
fikir
Sahnedezihindeki bir düşünce veya plan
That is a great idea
Bu harika bir fikir
fikir
bir şey hakkındaki bilgi veya anlayış
I have no idea where he is
Onun nerede olduğu hakkında hiçbir fikrim yok
gelişme
Sahnedeyeni ve ilginç bir olay
There is a new development in the case
Davada yeni bir gelişme oldu
gelişim
büyüme veya iyileşme süreci
The city has seen rapid development
Şehir hızlı bir gelişim gösterdi
inşaat projesi
bir arazi üzerine yeni binalar veya dükkanlar inşa etme süreci
They are building a new housing development
Yeni bir konut projesi inşa ediyorlar
gelişme
büyüme veya iyileşme süreci
The country is showing economic development
Ülke ekonomik gelişme gösteriyor
durum
Sahnedebelirli bir durum veya örnek
This is a special case
Bu özel bir durum
kılıf
eşyaları saklamak veya taşımak için kullanılan kutu veya çanta
He put the phone in its case
Telefonu kılıfına koydu
vaka
polisin araştırdığı olay
The police are working on the case
Polis vaka üzerinde çalışıyor
şu anda
Sahnedeşu an veya şimdi
I am currently at home
Şu anda evdeyim
otomatik arama
Sahnedeotomatik bir sistem tarafından yapılan telefon araması
I keep getting a robocall on my phone
Telefonuma sürekli otomatik arama geliyor
fırsat
Sahnedeuygun bir zaman veya durum
This is a great opportunity
Bu harika bir fırsat
fırsat
bir şeyi yapabilme imkanı sağlayan iyi durum
This job is a great opportunity
Bu iş harika bir fırsat
üye
Sahnedebir gruba dahil olan kişi
He is a member of the club
O kulübün bir üyesidir
anımsamak
bir şeyi zihne geri getirmek
I try to recall the answer
Cevabı anımsamaya çalışıyorum
mümkün
Sahnedeyapılabilen veya gerçekleşebilen durum
It is possible to finish the work today
İşi bugün bitirmek mümkün
aday
seçilme ihtimali olan kişi
She is a possible for the role
O bu rol için bir aday
kesinlikle
Sahnedehiçbir şüphe olmadan veya tamamen
I absolutely agree with you
Sana kesinlikle katılıyorum
kalmak
Sahnedebir yerde bulunmaya devam etmek
Please stay here
Lütfen burada kal
uyanık kalmak
tamamen uyanık ve net düşünebilir durumda olmak
I need to stay awake
Uyanık kalmam gerekiyor
kalmak
bir yerde belirli bir süre konaklamak
We will stay in a hotel
Bir otelde kalacağız
kalış
bir yerde geçirilen süre
We enjoyed our stay in London
Londra'daki kalışımızdan keyif aldık
hayatta
Sahnedeyaşayan ve ölü olmayan
He is still alive
O hâlâ hayatta
canlı
hayatı ve deneyimleri olan
She is happy to be alive
O hayatta olduğu için mutlu
her tarafa
Sahnedeher yere veya yöne doğru
I looked all around the room
Odanın her tarafına baktım
etrafında
bir yerin her yanını kuşatan
There are hills all around the village
Köyün etrafında tepeler var
çok yönlü
birçok farklı beceriye sahip
She is an all around athlete
O çok yönlü bir sporcu
her bakımdan
her yönüyle veya bütün açılardan
She is an all around athlete
O her bakımdan yetenekli bir sporcu
çabalamak
Sahnedebir şeyi başarmak için büyük çaba sarf etmek
I strive to do my best
Elimden gelenin en iyisini yapmaya çabalıyorum
çabalamak
bir şeyi başarmak için büyük gayret göstermek
She strives to be the best in her class
Sınıfının en iyisi olmak için çabalıyor
meslekler
Sahnedebir kişinin para kazanmak için yaptığı iş
They have different jobs
Onların farklı meslekleri var
işler
para kazanmak için yapılan çalışmalar
There are many jobs in this city
Bu şehirde çok fazla iş var
işler
insanların para karşılığı çalıştığı pozisyonlar
He applied for several jobs today
Bugün birkaç işe başvurdu
işler
düzenli olarak ücret karşılığında yapılan çalışma
Many people have important jobs
Birçok insanın önemli işleri var
arzu uyandıran
Sahnedecinsel birliktelik arzusu uyandıracak kadar çekici olan
Some people use the term breedable to describe someone as highly attractive
Bazı insanlar çok çekici birini tanımlamak için breedable terimini kullanır
gücü yetmek
Sahnedebir şeyi yapabilmek için gereken enerjiye sahip olmak
I am not up to going out today
Bugün dışarı çıkmaya gücüm yetmiyor
-e kadar
belli bir sınıra veya miktara kadar
It can take up to ten days
On güne kadar sürebilir
yapmak
bir aktiviteyle meşgul olmak
What are you up to
Ne yapıyorsun
-e kadar
belirli bir yere kadar
He walked up to the door
Kapıya kadar yürüdü
e kadar
belirli bir sınıra kadar olan
The room holds up to ten people
Oda on kişiye kadar insan alabiliyor
sorumluluk
bir kişinin seçim yapma görevi
The choice is up to you
Seçim senin sorumluluğunda
bağlı
birinin tercihine veya kararına göre hareket etmek
It is up to you
Bu sana bağlı
kadar
bir miktarın ulaşabileceği en üst sınır
Up to five people can sit here
Buraya beş kişiye kadar oturabilir
peşinde
bir işle meşgul olmak
What have you been up to lately
Son zamanlarda neler peşindesin
minimum
Sahnedeolabilecek en düşük miktar
The minimum age is 18
Minimum yaş 18'dir
minimum
mümkün olan en küçük miktar veya derece
The job requires a minimum of five years experience
İş en az beş yıl deneyim gerektiriyor
kanamak
Sahnedebir yaradan kan kaybetmek
Your finger is bleeding
Parmağın kanıyor
birbirine karışmak
renklerin veya sıvıların yavaşça birbirine geçmesi
The colors began to bleed together
Renkler birbirine karışmaya başladı
gönülden desteklemek
bir takımı veya grubu çok güçlü bir bağlılıkla savunmak
He bleeds for his team
O takımını gönülden destekliyor
para kaybetmek
çok miktarda para kaybetmek
The company is bleeding money
Şirket sürekli para kaybediyor
tam
Sahnedetüm parçaları içeren
Please write your full name
Lütfen tam adınızı yazın
dolu
mümkün olduğunca çok şeyle doldurulmuş
The glass is full of water
Bardak suyla dolu
tam
mümkün olan en yüksek derecede
He has full control
O tam kontrole sahip
tok
yeterince yemek yemiş olma durumu
I am full after that meal
O yemekten sonra tokum
olduğunda
Sahnedeolduğu zaman veya olur olmaz
Once you finish, we can go
Bitirdiğinde gidebiliriz
bir kez
tek bir sefer
I visited Paris once
Paris'i bir kez ziyaret ettim
bir zamanlar
geçmişte bir zamanda
I once lived here
Bir zamanlar burada yaşadım
derhal
hemen hiç gecikmeden
Do it at once
Bunu derhal yap
en iyi
Sahnedeen yüksek kalitede veya en uygun
This is the best book
Bu en iyi kitap
yenmek
bir yarışmada birini mağlup etmek
He bested his opponent
Rakibini yendi
iyi olur
birine güçlü bir tavsiye veya uyarı vermek için kullanılır
You had best leave now
Şimdi gitsen iyi olur
en iyi dilekler
birine sunulan iyi niyet ve güzel temenniler
Please give her my best
Lütfen ona en iyi dileklerimi ilet