Succession — 3. Sezon Bölüm 6
Kelimeler ve anlamları
1069 kelime
Seviye
patavatsız
Sahnedesöylediklerine veya yaptıklarına dikkat etmeyen
He made an indiscreet remark during the meeting
Toplantı sırasında patavatsız bir yorum yaptı
somurtkan yüz
Sahnedemutsuzluk gösteren yüz ifadesi
He had a frowny face
Somurtkan bir yüzü vardı
özgürlük
Sahnedeistediği gibi davranma, konuşma veya düşünme gücü
Everyone deserves freedom
Herkes özgürlüğü hak eder
varsaymak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu kanıtsız kabul etmek
I suppose you are right
Haklı olduğunu varsayıyorum
sanmak
bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I suppose that you are right
Haklı olduğunu sanıyorum
niyetinde olmak
bir amaç veya plan taşımak
You are supposed to arrive by ten
Ona kadar varman gerekiyor
eksik olmak
Sahnedegerekli olan bir şeye sahip olmama
We lack the money to buy a car
Araba almak için paramız eksik
eksiklik
bir şeyin olmaması durumu
There is a lack of water
Su eksikliği var
eksiklik
bir şeyin yeterli miktarda bulunmaması
There is a lack of food
Yiyecek eksikliği var
korkutmak
Sahnedebirini korkutmak
Don't scare me
Beni korkutma
korku
ani korku hissi
It was a big scare
Büyük bir korkuydu
çırpmak
Sahnedebir şeyi hızla yukarı ve aşağı hareket ettirmek
The bird flapped its wings
Kuş kanatlarını çırptı
kapak
bir açıklığı kapatan parça
He opened the flap of the envelope
Zarfın kapağını açtı
teorik olarak
Sahnededeneyime değil teoriye dayalı olarak
Theoretically, this should work
Teorik olarak bunun çalışması gerekir
danışman
Sahnedeuzmanlık alanında tavsiye veren kişi
She is a business consultant
O bir iş danışmanıdır
danışman
profesyonel tavsiye veren kişi
She is a business consultant
O bir iş danışmanı
en sevilen
Sahnedediğerlerinden daha çok sevilen
Blue is my favorite color
Mavi benim en sevdiğim renktir
uğruna
Sahnedebir amaç veya fayda için
I did it for her sake
Bunu onun uğruna yaptım
sake
pirinçten yapılan Japon alkollü içeceği
I ordered a glass of sake
Bir bardak sake sipariş ettim
uğruna
bir şeyin yapılması için olan amaç veya neden
I did it for the sake of peace
Barış uğruna bunu yaptım
naçizane ben
Sahnedekişinin kendisinden mütevazı bir şekilde bahsetme biçimi
The cake was made by yours truly
Keki naçizane ben yaptım
harika
Sahnedeçok iyi veya etkileyici olmak
This song really slaps
Bu şarkı gerçekten harika
tokatlamak
elin ayasıyla birine vurmak
She slapped him on the cheek
Yanağına bir tokat attı
çarpmak
bir şeyi hızla veya dikkatsizce koymak
He slapped the book on the table
Kitabı masaya çarptı
özellikle
Sahnedeaçık ve kesin bir şekilde
I specifically told you not to go
Gitmemeni özellikle söylemiştim
terk etmek
Sahnedearkada bırakmak veya vazgeçmek
He had to abandon his car
Arabasını terk etmek zorunda kaldı
terk etmek
birini veya bir yeri bırakıp gitmek
They had to abandon the ship
Gemiyi terk etmek zorunda kaldılar
kendinden geçme
kısıtlanmış veya kontrol altında hissetmeme durumu
She danced with total abandon
O tamamen kendinden geçerek dans etti
zor
Sahnedeyapılması veya baş edilmesi kolay olmayan
This is a tough question
Bu zor bir soru
dayanıklı
Sahnedeçok güçlü veya cesur olan
He is a tough man
O dayanıklı bir adamdır
kötü şans
kötü bir durumu önemsemediklerini belirtmek için kullanılır
Tough luck for you
Senin için kötü şans
sert
insanlara karşı zorlayıcı veya katı olan
The teacher is very tough
Öğretmen çok sert
tartışma
Sahnedebir konu hakkında yapılan resmi tartışma
They had a long debate about the new law
Yeni yasa hakkında uzun bir tartışma yaptılar
tartışmak
farklı görüşlerle bir konuyu konuşmak
They debated the new laws for hours
Yeni yasaları saatlerce tartıştılar
yozlaşmış
Sahnedekişisel çıkar için kuralları çiğnemeye hazır
The government was corrupt
Hükümet yozlaşmıştı
bozmak
bir şeyi hatalı çalışacak şekilde kötü yönde değiştirmek
The virus corrupted the file
Virüs dosyayı bozdu
yoldan çıkarmak
birini dürüst olmayan veya ahlaksız davranmaya yöneltmek
The bad influence corrupted the young boy
Kötü etki küçük çocuğu yoldan çıkardı
ayakkabı boyama
Sahnedeayakkabıları temizleyip parlatma işlemi
I need a quick shoeshine
Hızlı bir ayakkabı boyamaya ihtiyacım var
ayakkabı boyacısı
ayakkabıları parlatmayı meslek edinen kişi
The shoeshine polished my shoes
Ayakkabı boyacısı ayakkabılarımı parlattı
ayakkabı boyama
ayakkabıların temizlenip parlatılması işi
I got a shoeshine at the station
İstasyonda ayakkabılarımı boyattım
fark etmek
Sahnedebir şeyi görmek veya dikkat etmek
I noticed a new sign
Yeni bir tabela fark ettim
duyuru
bilgi veya uyarı veren yazılı beyan
There is a notice on the wall
Duvarda bir duyuru var
dikkat
bir şeye dikkatini verme durumu
His new car caught my notice
Yeni arabası dikkatimi çekti
yaratık
Sahnedehayvan veya canlı varlık
The sea is full of strange creatures
Deniz tuhaf yaratıklarla doludur
yaratık
hayvan veya başka bir canlı varlık
The ocean is full of strange creatures
Okyanus garip yaratıklarla dolu
ay
Sahnedeotuz gün civarındaki zaman dilimi
There are twelve months in a year
Bir yılda on iki ay vardır
ay
Sahnedeyılın on iki bölümünden biri
February is the second month of the year
Şubat yılın ikinci ayıdır
aylık
bir ay süren veya kapsayan
It was a six-month project
Bu altı aylık bir projeydi
ay
yılın on iki bölümünden her biri
There are twelve months in a year
Bir yılda on iki ay vardır
Betamax
Sahnedeeski bir video kaset kayıt formatı
Betamax was a popular video format in the eighties
Betamax seksenlerde popüler bir video formatıydı
mağaracılık
Sahnedehobi olarak mağaraları keşfetme eylemi
They enjoy spelunking in their free time
Onlar boş zamanlarında mağaracılıktan hoşlanırlar
mağara keşfi
mağaraların içine girip araştırma yapma etkinliği
He is interested in spelunking
O mağara keşfi ile ilgileniyor
iptal etmek
Sahnedebir şeyin gerçekleşmeyeceğine karar vermek
I need to cancel my appointment
Randevumu iptal etmem gerekiyor
iptal etmek
Sahnedeplanlanmış bir etkinliğin gerçekleşmeyeceğine karar vermek
They had to cancel the meeting
Toplantıyı iptal etmek zorunda kaldılar
geçersiz kılmak
bir bilet veya pulun artık kullanılamayacağını belirtmek için işaretlemek
The machine will cancel your ticket
Makine biletinizi geçersiz kılacak
dışlamak
birine olan desteği veya onayı kamusal alanda durdurmak
People decided to cancel the actor
İnsanlar oyuncuyu dışlamaya karar verdi
bağışçı
Sahnedebaşkalarına yardım etmek için bir şeyler veren kişi
He is a blood donor
O bir kan bağışçısıdır
belki
Sahnedebir şeyin mümkün olduğunu ancak kesin olmadığını belirtmek için kullanılır
Maybe it will rain
Belki yağmur yağar
benziyor
Sahnedebir şeyin görünüşünün başka bir şeye benzemesi
That cloud looks like a rabbit
O bulut bir tavşana benziyor
benziyor
görünüş olarak benzer olmak
He looks like his father
Babasına benziyor
benzemek
bir şeyin dış görünüşüne sahip olmak
She looks like her mother
O annesine benziyor
gibi görünmek
bir durumun öyle olduğu izlenimini vermek
It looks like it will rain
Yağmur yağacak gibi görünüyor
davranmak
Sahnedebirine karşı belirli bir şekilde hareket etmek
She treats everyone with kindness
Herkese nezaketle davranır
ödül
haz veren şey
This chocolate is a special treat
Bu çikolata özel bir ödül
ısmarlamak
birinin yiyecek veya içecek masrafını karşılamak
I will treat you to lunch today
Bugün öğle yemeğini ben ısmarlayacağım
tedavi etmek
bir hastaya tıbbi bakım uygulamak
The doctor will treat the patient
Doktor hastayı tedavi edecek
ön seçim
Sahnedeseçmenlerin ana seçim için aday belirlediği ilk seçim
The party held a primary to choose a candidate
Parti bir aday belirlemek için ön seçim yaptı
temel
en önemli veya ilk olan
The primary goal is safety
Temel hedef güvenliktir
ilkokul
küçük çocukların gittiği okul
She started primary school last year
Geçen yıl ilkokula başladı
ön seçim
daha sonraki bir seçim için aday belirlemek amacıyla yapılan erken seçim
They held a primary to choose the party candidate
Parti adayını seçmek için bir ön seçim düzenlediler
kılcal çatlak
Sahnedekemikte meydana gelen çok ince çatlak
He has a hairline fracture in his toe
Ayak parmağında kılcal bir çatlak var
kocaman
Sahnedeboyut veya miktar olarak çok büyük
He lives in a huge house
Kocaman bir evde yaşıyor
büyük
son derece önemli veya etkili olan
This is a huge decision for us
Bu bizim için büyük bir karar
mevcut durum
Sahnedemevcut olan durum veya şartlar
They want to maintain the status quo
Mevcut durumu korumak istiyorlar
endişeli
Sahnedehuzursuz veya kaygılı hissetmek
I am worried about the exam
Sınav hakkında endişeliyim
savaşmak
Sahnedebir savaşta yer almak
The soldiers battle for the city
Askerler şehir için savaşıyor
savaşmak
birini veya bir şeyi yenmeye çalışmak
The soldiers battle for the city
Askerler şehir için savaşıyor
mücadele etmek
zor bir durumla başa çıkmak için çok çabalamak
They battle against the storm
Onlar fırtınaya karşı mücadele ediyor
hukuki mücadele
bir mahkemede yaşanan uzun ve zorlu anlaşmazlık
They fought a long battle in court
Mahkemede uzun bir hukuk mücadelesi verdiler
liberal
Sahnedeliberal siyasi görüşleri benimseyen kişi
He is a lib who supports social change
O değişimi destekleyen bir liberaldir
en azından
Sahnedeen azı ile
At least three people came
En az üç kişi geldi
en az
miktar veya derece olarak en küçük
This is the least expensive room
Bu en az pahalı oda
en azından
olumsuz bir duruma rağmen olumlu bir şeyi vurgulamak için kullanılır
It was cold but at least we had a heater
Hava soğuktu ama en azından bir ısıtıcımız vardı
en ufak
en küçük derece veya miktarda
I am not in the least bit worried
En ufak bir endişe duymuyorum
fırsatı olmak
Sahnedebir şeyi yapma şansı bulmak
You get to meet the director
Yönetmenle tanışma fırsatın var
varmak
bir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
rahatsız etmek
birini kızdırmak veya üzmek
His constant talking really gets to me
Onun sürekli konuşması beni gerçekten rahatsız ediyor
başlamak
bir işe girişmek
We will get to the main topic soon
Ana konuya yakında başlayacağız
varmak
bir yere ulaşmak
We will get to the hotel soon
Otele yakında varacağız
fırsat bulmak
bir şey yapma şansı yakalamak
I get to travel for work
İş için seyahat etme fırsatı buluyorum
şans elde etmek
bir şey yapmak için imkanın olması
You get to meet the director
Yönetmenle tanışma şansı elde ediyorsun
izinli olmak
bir şeyi yapma yetkisine sahip olmak
I get to leave early today
Bugün erken çıkma iznim var
başarmak
bir şeyi yapma imkanı bulmak
We finally get to see the show
Sonunda gösteriyi izlemeyi başardık
zorunda olmak
bir şeyi yapmak durumunda kalmak
I have to get to the airport
Havaalanına gitmek zorundayım
ulaşmak
bir şeyle bağlantı kurabilmek
You can get to the main road from here
Buradan ana yola ulaşabilirsin
etkilemek
birinin duygularını sarsmak veya üzmek
Her bad mood started to get to me
Onun kötü ruh hali beni etkilemeye başladı
zorunda olmak
bir şeyi yapmaya mecbur kalmak
I get to clean my room today
Bugün odamı temizlemek zorundayım
hayran
Sahnedebir şeye karşı çok coşkulu olan kimse
He is a total con head for movies
O tam bir film hayranı
destekçi
bir kişiyi veya grubu güçlü bir şekilde destekleyen kimse
The candidate addressed his con heads
Aday destekçilerine hitap etti
hapishane
Sahnedesuçluların tutulduğu yer
He ended up in the hoosegow after the fight
Kavga ettikten sonra kendini hapishanede buldu
olmak
Sahnedemeydana gelmek veya gerçekleşmek
What happened?
Ne oldu?
meydana gelmek
bir şeyin gerçekleşmesi
Something strange happened
Tuhaf bir şey oldu
başına gelmek
bir olayın birinin başına gelmesi
That happened to my friend
Bu arkadaşımın başına geldi
sorumluluk
Sahnedeyapmanız gereken işler
Doing homework is his responsibility
Ödev yapmak onun sorumluluğudur
sorumluluk
yerine getirilmesi gereken görev
It is my responsibility to finish the work
İşi bitirmek benim sorumluluğum
kolay
Sahnedeyapılması veya anlaşılması zor olmayan
This math test was easy
Bu matematik sınavı kolaydı
yumuşak
sert veya katı olmayan
Be easy with her
Ona karşı yumuşak ol
elbette
bir isteği kabul ederken veya onaylarken kullanılan ifade
Can you do this? Easy
Bunu yapabilir misin? Elbette
rahat
endişeli olmayan ve sakin
She has an easy personality
O rahat bir kişiliğe sahip
uzun bacaklı
Sahnedeuzun bacaklara sahip
The model is very leggy
Manken çok uzun bacaklı
bilişsel
Sahnedezihin ve düşünme ile ilgili olan
She is studying cognitive development in children
Çocuklardaki bilişsel gelişimi inceliyor
değer vermek
Sahnedebir şeyi önemli bulmak
I value your friendship
Arkadaşlığına değer veriyorum
değer
Sahnedebir şeyin ne kadar yararlı veya önemli olduğu
This ring has great value
Bu yüzüğün büyük bir değeri var
hakkında konuşmak
Sahnedebir konu üzerine konuşmak
We need to talk about the plan
Plan hakkında konuşmamız gerekiyor
işte buna denir
bir durumun aşırı veya sıra dışı olduğunu vurgulamak için kullanılır
Talk about a lucky break
İşte buna büyük bir şans denir
bahsetmek
bir konu hakkında bir şeyler söylemek
They talked about the project
Projeden bahsettiler
verdi
Sahnedebir şeyi birine iletmek
I gave him the keys
Anahtarları ona verdim
verdi
bir şeyi ücretsiz olarak birine vermek
He gave me a pen
Bana bir kalem verdi
denemek
bir şeyi yapmaya çalışmak
I gave it a try
Onu denedim
emir vermek
birinin bir şey yapması için talimat bildirmek
He gave an order to start the project
Projeyi başlatmak için emir verdi
dışarıda
Sahnedebina dışında olan yer
The kids are playing outside
Çocuklar dışarıda oynuyor
hariç
Sahnedebir şeyin veya bir kimsenin dahil olmadığı durum
Outside of this small issue the project is complete
Bu küçük mesele haricinde proje tamamlandı
dış yüzey
bir şeyin dış kısmı veya yüzeyi
The outside of the box is blue
Kutunun dışı mavidir
dışarıdan
bir grubun veya yerin dışından gelen
He is an outside consultant
O dışarıdan bir danışmandır
konuşabilmek
Sahnedekonuşma yeteneğine sahip olmak
The baby can talk
Bebek konuşabiliyor
ikna etmek
birini bir şeyi yapmaya razı etmek
I talked him into coming
Onu gelmeye ikna ettim
konuşmak
bir konu hakkında karşılıklı konuşmak
They need to talk about their plans
Planları hakkında konuşmaları gerekiyor
eğitmen
Sahnedebir beceriyi öğreten kişi
She is a yoga instructor
O bir yoga eğitmenidir
teşekkür
Sahnedeminnet veya şükran ifadesi
Many thanks for the help
Yardım için çok teşekkürler
teşekkür etmek
birine minnettarlığını bildirmek
I want to thank you
Sana teşekkür etmek istiyorum
evlilik töreni
Sahnedeiki kişinin evlendiği merasim
The wedding ceremony starts at noon
Evlilik töreni öğlen başlıyor
gelin
evlenen kadın
The bride arrived at the wedding early
Gelin düğüne erken geldi
düğün
evlilik töreni
We are going to a wedding this Saturday
Bu cumartesi bir düğüne gidiyoruz
düğün
evlilik töreni
They are planning their wedding
Onlar düğünlerini planlıyorlar
tuvalet
Sahnedetuvalet ve lavabosu olan oda
Where is the bathroom?
Tuvalet nerede?
banyo
tuvalet ve lavabosu olan oda
The bathroom is upstairs
Banyo üst katta
unsur
Sahnedebir şeyin temel veya önemli bir parçası
Trust is a key element
Güven temel bir unsurdur
element
daha basit maddelere ayrılamayan saf madde
Iron is an element
Demir bir elementtir
doğa şartları
rüzgar veya yağmur gibi sert hava durumları
The hikers were exposed to the elements
Dağcılar doğa şartlarına maruz kaldılar
bak
Sahnededikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
şimdi
Sahnedeiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
hazır
Sahnedekullanıma hazır hale getirilmiş
All the plans are in place
Tüm planlar hazır
yerinde
hareket etmeden olduğu yerde duran
He ran in place for ten minutes
On dakika boyunca olduğu yerde koştu
hissetmek
Sahnedefiziksel veya duygusal bir duyum yaşamak
I experienced great joy
Büyük bir neşe hissettim
deneyim
yaşanılan olay
It was a great experience
Bu harika bir deneyimdi
tecrübe
bir işten kazanılan bilgi
She has a lot of experience
Onun çok fazla tecrübesi var
göndermek
Sahnedebirini veya bir şeyi bir yere gitmeye yöneltmek
I will send him to school
Onu okula göndereceğim
göndermek
bir mesajı veya nesneyi başkasına ulaştırmak
I will send an email to him
Ona bir e-posta göndereceğim
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I send to do this
Bunu yapmaya niyetleniyorum
göndermek
bir şeyi veya birini bir yere ulaştırmak amacıyla yola çıkarmak
Please send the letter to my house
Lütfen mektubu evime gönder
tsunami
Sahnededeprem sonucu oluşan çok büyük okyanus dalgası
The tsunami caused a lot of damage
Tsunami çok fazla hasara yol açtı
kongre
Sahnedebelirli bir amaç için düzenlenen büyük toplantı
I am going to the convention
Kongreye gidiyorum
anlaşma
ülkeler arasında yapılan resmi uzlaşma
The countries signed a new convention
Ülkeler yeni bir anlaşma imzaladı
gelenek
toplumda kabul görmüş alışılmış davranış biçimi
Shaking hands is a social convention
Tokalaşmak sosyal bir gelenektir
kirli sepeti
Sahnedeçamaşırlar veya eşyalar için kullanılan büyük kap
Put your clothes in the hamper
Kıyafetlerini kirli sepetine koy
engellemek
birinin veya bir şeyin hareket etmesini veya çalışmasını zorlaştırmak
Heavy rain hampered our progress
Şiddetli yağmur ilerlememizi engelledi
zayıflatmak
Sahnedebirini veya bir şeyi daha az güçlü hale getirmek
He tried to undermine my efforts
Çabalarımı zayıflatmaya çalıştı
serçe parmak
Sahnedeelin en küçük parmağı
She pointed with her pinkie
Serçe parmağıyla işaret etti
saygı
Sahnedebaşkalarına karşı gösterilen nazik davranış ve özen
We show respect for our elders
Yaşlılarımıza saygı gösteririz
yön
bir şeyin belirli bir parçası veya detayı
He is right in this respect
O bu yönden haklı
saygı duymak
bir kişi veya şey hakkında olumlu düşüncelere sahip olmak
I respect my teacher
Öğretmenime saygı duyarım
saygı
başkalarına karşı nazik davranış ve özen
We should show respect to our elders
Büyüklerimize saygı göstermeliyiz
desteklemek
Sahnedebirine yardım etmek veya onu desteklemek
Please back me up in the meeting
Lütfen toplantıda beni destekle
olağanüstü
Sahnedeçok sıra dışı veya özel
She has an extraordinary talent for music
Onun müzik için olağanüstü bir yeteneği var
kısıtlama
Sahnedebir şeyin kapsamını veya miktarını belirleyen durum veya kural
There is a limitation on how much money you can withdraw
Çekebileceğiniz para miktarı üzerinde bir kısıtlama var
gerçekten
Sahnedegerçek ve dürüst bir şekilde
I am genuinely sorry
Gerçekten üzgünüm
anket
Sahnedeinsanların görüşlerini öğrenmek için yapılan soru sorma işlemi
The polling shows that most people agree
Anketler çoğu insanın aynı fikirde olduğunu gösteriyor
anket yapma
insanların görüşlerini almak için sorular sorma eylemi
They are doing some polling about the election
Seçim hakkında anket yapıyorlar
birleşim
Sahnedefarklı parça veya şeylerin bir araya gelmesi
The conjunction of these factors caused a delay
Bu faktörlerin birleşimi bir gecikmeye neden oldu
dürüst
Sahnededoğrudan ve doğru sözlü
Give me a straight answer
Bana dürüst bir cevap ver
düz
Sahnedeeğrisi veya bükümü olmayan
Draw a straight line
Düz bir çizgi çiz
heteroseksüel
karşı cinse cinsel ilgi duyan
He is straight
O heteroseksüel
dümdüz
yön değiştirmeden veya durmadan ilerleyen
Go straight to your home
Evine dümdüz git
içecek
Sahnedeiçilebilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
içecek
tüketilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
içmek
sıvı bir maddeyi yutmak
I drink water every day
Her gün su içerim
muhtemelen
Sahnedebüyük olasılıkla
It will probably rain today
Bugün muhtemelen yağmur yağacak
benzemek
Sahnededış görünüş olarak birine veya bir şeye benzer olmak
You look like your father
Babana benziyorsun
gibi görünmek
Sahnedebir durumun öyle olduğu izlenimini vermek
It looks like it will rain
Yağmur yağacak gibi görünüyor
benzemek
bir şeye benzer bir dış görünüşe sahip olmak
You look like your father
Babana benziyorsun
benzemek
dış görünüşü birine veya bir şeye benzemek
You look like your brother
Erkek kardeşine benziyorsun
çıkarmak
Sahnedebir şapkayı ya da giysiyi çıkarmak
He doffed his hat as a sign of respect
Saygı işareti olarak şapkasını çıkardı
taç
Sahnedekral veya kraliçenin taktığı süslü başlık
The king wears a golden crown
Kral altın bir taç takıyor
cadde ismi
bir yol veya sokak için kullanılan bir isim
We live on Crown Street
Crown Caddesinde oturuyoruz
kraliyet ailesi
bir kral veya kraliçe ile onların ailesi
The crown traveled to the city
Kraliyet ailesi şehre seyahat etti
taç giydirmek
birini resmi olarak kral veya kraliçe yapmak
They will crown the new queen tomorrow
Yeni kraliçeye yarın taç giydirecekler
kanadından dolaşmak
Sahnedebir düşmanın yanından dolanarak onu yenmek
The army tried to outflank the enemy
Ordu düşmanın kanadından dolanmaya çalıştı
deve
Sahnedeuzun boyunlu ve sırtında bir veya iki hörgücü olan büyük bir hayvan
The camel lives in the desert
Deve çölde yaşar
camel
popüler bir sigara markası
He smokes a Camel cigarette
O bir Camel sigarası içiyor
mat
Sahnedeüzerine oturmak veya yatmak için kullanılan kalın malzeme
He slept on a mat
Bir matın üzerinde uyudu
keçeleşmek
saç veya tüylerin birbirine dolanarak topaklanması
Her long hair began to mat
Uzun saçları keçeleşmeye başladı