Succession — 3. Sezon Bölüm 8
Kelimeler ve anlamları
864 kelime
Seviye
mükemmel yapmak
Sahnedebir işi hatasız ve başarılı şekilde tamamlamak
You really nailed your presentation
Sunumunda gerçekten harika iş çıkardın
feminist
Sahnedekadınların eşit haklara sahip olması gerektiğine inanan kişi
She is a strong feminist
O güçlü bir feministtir
bankacı
Sahnedebankada çalışan kişi
My uncle is a banker
Amcam bir bankacı
bankacı
bankada çalışan veya parayı yöneten kişi
He is a banker
O bir bankacı
bahis oynamak
Sahnedebir oyun veya yarış için para riske atmak
He bet on the red car
Kırmızı arabaya bahis oynadı
bahse girmek
bir şeyden çok emin olmak
I bet he is late
Bahse girerim geç kalmıştır
seçenek
en uygun veya yararlı olan tercih
Taking the train is your best bet
Trene binmek en iyi seçeneğin
eskiden yapmak
Sahnedegeçmişte düzenli olarak yapılan ama artık yapılmayan eylemler için kullanılır
I used to swim every day
Eskiden her gün yüzerdim
alışkın
bir durumu önceden deneyimlediği için ona aşina olma
I am used to the cold weather
Soğuk havaya alışkınım
rahat
Sahnedeendişesiz ve huzurlu hissetmek
I feel comfortable here
Burada rahat hissediyorum
konforlu
rahatlık veren ve ağrı hissettirmeyen
This bed is very comfortable
Bu yatak çok konforlu
zeki
Sahnedehızlı zekaya sahip olan
He is a smart student
O zeki bir öğrenci
akıllı
Sahnedemantıklı ve doğru karar veren
It was a smart choice
Bu akıllıca bir seçimdi
sızlamak
keskin bir acı vermek
My eyes began to smart
Gözlerim sızlamaya başladı
şık
iyi giyimli veya temiz görünüşlü
He looks very smart in his suit
O takım elbisesiyle çok şık görünüyor
katılmak
Sahnedebir etkinliğe gitmek veya bir yerde bulunmak
I will attend the meeting
Toplantıya katılacağım
eşlik etmek
bir şeyle aynı zamanda meydana gelmek
Fever often attends this illness
Ateş genellikle bu hastalığa eşlik eder
ilgilenmek
birine veya bir şeye yardım etmek ya da bakım sağlamak
You should attend to your studies
Derslerinle ilgilenmelisin
beklemek
birinin gelmesine kadar orada bulunmak
He attended the guests at the door
Misafirleri kapıda bekledi
sigara
Sahnedeİngiliz İngilizcesinde gayriresmi sigara anlamına gelen kelime
Can you pass me a fag
Bana bir sigara uzatır mısın
ibne
eşcinsel erkekler için kullanılan saldırgan ve hakaret içerikli söz
Do not use that offensive word
O saldırgan kelimeyi kullanma
bağırmak
Sahnedeçok yüksek sesle konuşmak veya seslenmek
Don't shout at me
Bana bağırma
sekiz
Sahnedesekiz sayısı
I have eight apples
Sekiz tane elmam var
yarmak
Sahnedebir şeyde uzun ve dar bir kesik açmak
He slit the envelope open
Zarfı yararak açtı
yarık
uzun ve dar bir kesik veya boşluk
There is a small slit in the curtain
Perdede küçük bir yarık var
sürtük
kadınlar için kullanılan çok kaba ve aşağılayıcı bir argo kelime
It is extremely rude to call a woman a slit
Bir kadına sürtük demek son derece kabadır
normal
Sahnedealışılmış, sıradan veya garip olmayan
It is normal to feel nervous
Gergin hissetmek normaldir
normal
alışılagelmiş veya tuhaf olmayan
It is normal to feel nervous
Gergin hissetmek normaldir
devam eden
Sahnedehalen süren ve bitmemiş
The investigation is ongoing
Soruşturma devam ediyor
ileriye
Sahnedegelecek veya ön taraf yönünde
We are moving forward with our plans
Planlarımızla ileriye doğru gidiyoruz
ilerlemek
bir süreçte veya bir konuda gelişme kaydetmek
We are moving forward with our plan
Planımızla ilerliyoruz
yakın çevre
Sahnedebirbirine çok yakın olan küçük bir grup insan
He only talks to his inner circle
O sadece yakın çevresiyle konuşuyor
yakın çevre
bir liderin veya grubun en yakınındaki kişiler topluluğu
He told his inner circle about the plan
Planı yakın çevresine anlattı
güvence vermek
Sahnedebirine bir şeyin doğru olduğu konusunda güvence vermek
I assure you that everything will be fine
Sana her şeyin yolunda gideceğine dair güvence veriyorum
güvence vermek
birine bir şeyin kesin olduğunu söyleyerek rahatlatmak
She assured me that the task was done
İşin bittiği konusunda bana güvence verdi
görmek
Sahnedebir şeyi belirli bir şekilde düşünmek
I regard this as a success
Bunu bir başarı olarak görüyorum
saygı
hayranlık veya değer verme duygusu
I have high regard for her work
Onun işine büyük saygı duyuyorum
bakım
bir konunun belirli bir yönü veya ayrıntısı
In this regard, you are right.
Bu bakımda haklısın.
ilgilendirmek
bir konuyla ilgili olmak veya bir şeye dair olmak
This rule regards all students
Bu kural tüm öğrencileri ilgilendiriyor
ağır şekilde azarlamak
Sahnedebirini çok sert bir şekilde eleştirmek veya azarlamak
The boss reamed him out for the mistake
Patron, hata yaptığı için onu çok ağır azarladı
top
500 yapraklık kağıt paketi
I bought a ream of paper
Bir top kağıt satın aldım
iyi
Sahnedeyüksek kalitede veya tatmin edici
This is a good book
Bu iyi bir kitap
mal
alınıp satılan ürünler
These are luxury goods
Bunlar lüks mallardır
epey
bir miktarı veya dereceyi vurgulayan söz
It took a good ten minutes
Epey bir on dakika sürdü
belki
Sahnedeihtimalle veya olabilir anlamında
Perhaps it will rain today
Belki bugün yağmur yağar
üzerinde durmak
Sahnedebir yüzeyin üzerinde durur pozisyonda olmak
The book sits on the table
Kitap masanın üzerinde duruyor
üye olmak
bir kurul veya komitede görev yapmak
She sits on the school board
Okul yönetim kurulunda üye olarak görev yapıyor
bekletmek
bir işi yapmayı veya karara bağlamayı ertelemek
The manager is sitting on the report
Müdür raporu bekletiyor
üzerine oturmak
bir şeyin veya birinin ağırlığını vermek
Please do not sit on the fragile chair
Lütfen kırılgan sandalyenin üzerine oturma
eylemsiz kalmak
bir konuda harekete geçmek yerine hiçbir şey yapmamak veya beklemek
Do not sit on the report
Raporu bekletme
saçmalık
Sahnedeaptalca veya gerçek dışı konuşma
That is total horseshit
Bu tamamen saçmalık
at gübresi
atın katı dışkısı
The farmer put horseshit on the garden
Çiftçi bahçeye at gübresi koydu
kesinlikle
Sahnedehiçbir şüphe olmadan veya tamamen
I absolutely agree with you
Sana kesinlikle katılıyorum
civarında
Sahnedebir yerin yakınındaki alan
Many trees are around the school
Okulun civarında çok ağaç var
yaklaşık
yaklaşık bir miktarı belirtmek için kullanılır
I will arrive around 5 PM
Saat 5 civarında geleceğim
aşina
bir şeyi nasıl kullanacağını veya idare edeceğini bilmek
She knows her way around the office
Ofis konusunda bilgisi var
tersine
bir şeyin yönünü veya sonucunu değiştirmek
We must turn the situation around
Durumu tersine çevirmeliyiz
kurşungeçirmez
Sahnedekurşun geçirmeyen
He wore a bulletproof vest
Kurşungeçirmez bir yelek giydi
avantajlı durum
Sahnedebaşkalarının sahip olmadığı özel bir fırsat veya avantaj
He has the inside track for the new project
O yeni proje için avantajlı bir durumda
dökmek
Sahnedebir sıvıyı veya maddeyi kaptan dışarı akıtmak
He is tipping water into the cup
Suyu bardağa döküyor
bahşiş verme
hizmet için verilen ek para
Tipping is common in restaurants
Restoranlarda bahşiş vermek yaygındır
milkshake
Sahnedesüt ve aromayla yapılan yoğun soğuk içecek
I love drinking strawberry milkshakes
Çilekli milkshake içmeyi severim
harika
Sahnedehayranlık veya şaşkınlık uyandıran
The view is amazing
Manzara harika
harika
Sahnedeçok iyi veya olumlu şekilde şaşırtıcı
You did an amazing job
Harika bir iş çıkardın
inanılmaz
büyük bir şaşkınlık veya hayranlık yaratan
It was an amazing sight
İnanılmaz bir manzaraydı
bölüşmek
Sahnedebir şeyi parçalara ayırıp dağıtmak
We decided to divvy up the cake
Pastayı bölüşmeye karar verdik
geçinmek
Sahnedepara veya yemek için birine bağımlı olmak
He still lives off his parents
Hâlâ ailesinden geçiniyor
ile geçinmek
hayatta kalmak için bir kaynağa bağımlı olmak
He lives off his parents
O ailesinin parasıyla geçiniyor
geçinmek
hayatta kalmak veya yaşam tarzını sürdürmek için belirli bir kaynakla idare etmek
They live off their savings
Birikimleri ile geçiniyorlar
şebekeden bağımsız yaşamak
kamu hizmetlerine veya şebekelere bağlı olmadan hayatını sürdürmek
They want to live off the grid
Onlar şebekeden bağımsız yaşamak istiyor
kusursuz
Sahnedehiçbir hatası veya kusuru olmayan
This diamond is perfect
Bu elmas kusursuz
mükemmelleştirmek
bir şeyi kusursuz hale getirmek
She wants to perfect her skills
Becerilerini mükemmelleştirmek istiyor
tam puan
okul çalışması için verilen en yüksek not
She got a perfect on her history exam
Tarih sınavından tam puan aldı
bahane
bir hatayı açıklamak için öne sürülen neden
That is just a perfect for being late
Bu geç kalmak için sadece bir bahane
herhangi biri
Sahnedeherhangi bir kişi
Can anyone help me?
Bana yardım edebilecek biri var mı?
fikir değiştirmek
Sahnedekararını veya düşüncesini değiştirmek
I changed my mind about the movie
Film hakkındaki fikrimi değiştirdim
fikrini değiştirmek
daha önce aldığın bir karardan veya görüşten farklı bir karara varmak
I think I will change my mind
Sanırım fikrimi değiştireceğim
göstermelik
Sahnedegerçek olmayan veya sadece dış görünüşten ibaret olan
That company is just a shell
O şirket sadece göstermelik
kabuk
bir hayvanın veya nesnenin sert koruyucu dış katmanı
The turtle has a hard shell
Kaplumbağanın sert bir kabuğu vardır
kabuk
insanların çalıştığı veya beklediği yer
The building is still just a shell
Bina hala sadece bir kabuk
topa tutmak
bir yeri yoğun bir şekilde ateş altına almak
The army began to shell the city
Ordu şehri topa tutmaya başladı
dönüştürmek
Sahnedebir şeyi başka bir şeye dönüştürmek
She turned the room into a gym
Odayı bir spor salonuna dönüştürdü
vermek
Sahnedebir şeyi başkasına uzatmak
Please turn the book to him
Lütfen kitabı ona ver
sıra
başkalarından sonra bir şeyi yapabileceğiniz zaman
It is your turn now
Şimdi senin sıran
çevirmek
bir cihazı çalıştırmak için düğmeyi hareket ettirmek
Turn the knob to start the machine
Makineyi çalıştırmak için düğmeyi çevir
haber vermek
Sahnedebirine bir durumu bildirmek
I will let you know when I arrive
Vardığımda sana haber vereceğim
yayımlamak
Sahnedebir kitap veya makaleyi basıp dağıtmak
She published a new book
Yeni bir kitap yayımladı
duyurmak
bir şeyi insanlara bildirmek
The company published the results
Şirket sonuçları duyurdu
yayınlamak
bir şeyi halkın kullanımına sunmak
She plans to publish her first novel
İlk romanını yayınlamayı planlıyor
görünmek
Sahnedebir şeymiş izlenimi vermek
You seem happy today
Bugün mutlu görünüyorsun
dışarıdan
Sahnedebir grubun veya yerin dışından gelen
He is an outside consultant
O dışarıdan bir danışmandır
dış yüzey
bir şeyin dış kısmı veya yüzeyi
The outside of the box is blue
Kutunun dışı mavidir
dışarıda
bina dışında olan yer
The kids are playing outside
Çocuklar dışarıda oynuyor
hariç
bir şeyin veya bir kimsenin dahil olmadığı durum
Outside of this small issue the project is complete
Bu küçük mesele haricinde proje tamamlandı
ilgilenmeye başlamak
Sahnedebir şeye merak salmaya veya dahil olmaya başlamak
I am getting into painting
Resim yapmaya ilgi duymaya başlıyorum
girmek
bir okul veya üniversiteye kabul edilmek
She succeeded in getting into university
Üniversiteye girmeyi başardı
binmek
bir taşıtın içine girmek
He is getting into the car
O arabaya biniyor
başlamak
bir işe yeni ilgi duymak veya başlamak
I am getting into painting
Resim yapmaya başlıyorum
dürüst
Sahnededoğruyu söyleyen ve hile yapmayan
He is an honest man
O dürüst bir adamdır
açıkçası
Sahnededürüst ve doğrudan bir şekilde
Frankly, I do not like this
Açıkçası bunu sevmedim
musakka
Sahnedepatlıcan ve kıyma ile yapılan fırın yemeği
I ate moussaka for dinner
Akşam yemeğinde musakka yedim
uyum sağlamak
Sahnedebir gruba veya ortama ait olmak ya da uygun olmak
She wants to fit into the group
Gruba uyum sağlamak istiyor
sığmak
bir şeyin içine girebilecek doğru boyutta veya şekilde olmak
The key does not fit into the lock
Anahtar kilide sığmıyor
zaman ayırmak
yoğun bir programda birine veya bir şeye yer bulmak
I can fit into my schedule on Tuesday
Salı günü programımda sana zaman ayırabilirim
açıkça
Sahnedekolayca görülebilen veya anlaşılabilen bir şekilde
He is obviously lying
Açıkça yalan söylüyor
mümkün
Sahnedeyapılabilen veya gerçekleşebilen durum
It is possible to finish the work today
İşi bugün bitirmek mümkün
aday
seçilme ihtimali olan kişi
She is a possible for the role
O bu rol için bir aday
şişman
Sahnedevücut yapısı geniş veya ağırlığı fazla olan
The fat cat is sleeping
Şişman kedi uyuyor
yüklü
bir şeyi vurgulamak için kullanılan
He received a fat salary
Yüklü bir maaş aldı
yağ
yiyeceklerde bulunan doğal yağlı madde
This food has too much fat
Bu yiyecek çok fazla yağ içeriyor
güven verme
Sahnedebirinin endişelerini gidermek için söylenen rahatlatıcı sözler
She needed some reassurance
Biraz güvene ihtiyacı vardı
meyveli buz parmağı
Sahnedeçubuğa takılı dondurulmuş tatlı meyve suyu
The child is eating a popsicle
Çocuk meyveli bir buz parmağı yiyor
tamam
Sahnedekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
Sahnedeiyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
bir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
meraklı
Sahnedeyeni şeyler öğrenmeye istekli
He is a curious student
O, meraklı bir öğrencidir
başarısızlık
Sahnedeistenen sonucun elde edilememesi durumu
He learned from his failure
Başarısızlığından ders çıkardı
arıza
bir makinenin veya cihazın düzgün çalışmaması durumu
The engine failure stopped the car
Motor arızası arabayı durdurdu
denemek
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
bir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
mahkemede suçlu olup olmadığına karar vermek için delilleri incelemek
They will try the suspect in court
Şüpheliyi mahkemede yargılayacaklar
kesici alet
Sahnedesilah olarak kullanılan keskin uçlu eşya
The prisoner made a shiv from a spoon
Mahkum bir kaşıktan kesici alet yaptı
bıçaklamak
birini kesici bir aletle yaralamak
He tried to shiv his enemy
Düşmanını bıçaklamaya çalıştı
şiş
özellikle hapishanelerde yapılan kesici silah
The guard found a shiv in the cell
Gardiyan hücrede bir şiş buldu
üzerine düşünmek
Sahnedebir konu hakkında dikkatlice düşünmek
I need time to contemplate my decision
Kararım üzerinde düşünmek için zamana ihtiyacım var
derinlemesine düşünmek
bir şey üzerinde dikkatle ve uzun süre düşünmek
He contemplated his decision for hours
Kararı üzerinde saatlerce düşündü
üzerine düşünmek
bir şey hakkında derinlemesine düşünmek
She contemplated her future
Geleceği üzerine düşündü
özenle yapmak
Sahnedeustalıkla bir şey oluşturmak
He crafted a wooden toy
Ahşap bir oyuncak yaptı
araç
hava veya uzay yolculuğunda kullanılan taşıt
The pilot steered the craft
Pilot aracı yönetti
zanaat
özel bilgi veya yetenek gerektiren iş
She learned the craft of weaving
Dokuma zanaatını öğrendi
el işi
el ile yapılan nesne
She loves making crafts at home
O evde el işi yapmayı seviyor
dün gece
Sahnedebugünden önceki gece
I went to the cinema last night
Dün gece sinemaya gittim
dün gece
bugünden önceki gece
I slept well last night
Dün gece iyi uyudum
korkutmak
Sahnedebirini korkutmak
Don't scare me
Beni korkutma
korku
ani korku hissi
It was a big scare
Büyük bir korkuydu
resim
Sahnedegörsel bir temsil
I drew a picture
Bir resim çizdim
hayal etmek
zihinde canlandırmak
I can't picture it
Bunu hayal edemiyorum
genel durum
bir durumun tamamı veya ana fikri
You need to understand the whole picture
Genel durumu anlaman gerekiyor
film
sinemada gösterilen hareketli görüntü
We saw a funny picture at the cinema
Sinemada komik bir film izledik
suçunu kanıtlamak
Sahnedebirinin suçlu olduğunu ispatlamak
The police finally nailed the thief
Polis sonunda hırsızın suçunu kanıtladı
tırnak
parmak ucundaki sert ince tabaka
She painted her nails
Tırnaklarını boyadı
çivi
bir şeyleri birleştirmek için kullanılan sivri uçlu ince metal parça
I hit the nail with a hammer
Çiviyi çekiçle çaktım
çivilemek
bir şeyi çivi ile sabitlemek
I will nail the board to the wall
Tahtayı duvara çivileyeceğim
yavru köpek
Sahnedegenç köpek
The puppy is cute
Yavru köpek sevimli
yavru köpek
henüz çok genç olan köpek
The puppy is playing in the garden
Yavru köpek bahçede oynuyor
üvey baba
Sahnedeannenizle evli olan ancak biyolojik babanız olmayan erkek
My stepfather is very kind
Üvey babam çok naziktir
üvey baba
ebeveyninizle evli olan ancak biyolojik babanız olmayan erkek
He is my stepfather
O benim üvey babam
üvey baba
annenizle evli olan ancak biyolojik babanız olmayan kişi
My stepfather is very kind
Üvey babam çok nazik biridir
üvey baba
annenizin evlendiği ancak biyolojik babanız olmayan erkek
My stepfather is a kind man
Üvey babam nazik bir adam
berbat
Sahnedeçok kötü veya düşük kaliteli
This movie is shit
Bu film berbat
kandırmak
birini kandırmak veya ona yalan söylemek
Are you shitting me
Benimle dalga mı geçiyorsun
çocuklar
Sahnedebirden fazla genç kişi
Many children go to school
Birçok çocuk okula gider
çocuklar
bir kişinin erkek veya kız evlatları
She has three children
Üç çocuğu var
çocuklar
genç insan yavruları
The children are playing in the park
Çocuklar parkta oynuyorlar
gençler
gelişme çağındaki insanlar
These children are studying for their exam
Bu gençler sınavlarına çalışıyorlar
inceliksizce
Sahnedenazik veya dikkatli olmayan bir şekilde
He handled the delicate situation indelicately
Hassas durumu inceliksizce yönetti
istemek
Sahnedebir şeyi yapmayı dilemek
I wanna go home
Eve gitmek istiyorum
istemek
bir şeye sahip olmayı dilemek
I wanna drink
Bir şeyler içmek istiyorum
boktan
Sahnedeçok kötü veya kalitesiz
This is a shitty movie
Bu boktan bir film
berbat
çok kötü veya nahoş
I had a shitty day
Bugün berbat bir gün geçirdim
kalitesiz
çok kötü veya düşük nitelikli
That was a shitty movie
O çok kalitesiz bir filmdi
cariye
Sahnedebir erkekle nikahsız olarak birlikte yaşayan kadın
She lived as his concubine
Onun cariyesi olarak yaşadı
bağırsak temizliği
Sahnedesindirim sistemindeki atıkların uzaklaştırılması işlemi
Some people try gut cleansing to feel healthier
Bazı insanlar daha sağlıklı hissetmek için bağırsak temizliği dener
düşünme
Sahnededikkatli bir şekilde düşünme eylemi
He was lost in thought
Düşüncelere dalmıştı
düşünce
Sahnedezihinden geçen fikir veya inanış
He had a strange thought
Aklına tuhaf bir düşünce geldi
bahsetmek
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
He thought to mention the new plan
O yeni plandan bahsetmeyi düşündü
düşünmek
bir konu hakkında görüşe sahip olmak
I thought you were busy
Meşgul olduğunu düşünmüştüm
şampanya
SahnedeFransa'nın Champagne bölgesinde üretilen köpüklü şarap
They drank champagne to celebrate
Kutlamak için şampanya içtiler
şampanya
Fransa'dan gelen pahalı ve köpüklü beyaz şarap
We celebrated with a glass of champagne
Bir kadeh şampanya ile kutlama yaptık
şampanya
pahalı bir beyaz köpüklü şarap
They served champagne at the party
Partide şampanya ikram ettiler
köpüklü şarap
kutlamalarda içilen bir tür gazlı beyaz şarap
Many people enjoy sparkling wine
Birçok insan köpüklü şaraptan hoşlanır
bu yüzden
Sahnedeaz önce belirtilenin bir sonucu olarak
It is raining hence we will stay inside
Yağmur yağıyor bu yüzden içeride kalacağız
bu nedenle
bu sebeple
He was late, hence the apology
Geç kaldı, bu yüzden özür diledi
bundan sonra
şu andan itibaren
We will leave ten days hence
Bundan on gün sonra ayrılacağız
hatırlamak
Sahnedegeçmişteki bir bilgiyi zihne getirmek
I cannot recall his name
Onun adını hatırlayamıyorum
geri çağırmak
güvensiz olduğu için bir ürünü iade etmelerini istemek
The company will recall the faulty products
Şirket hatalı ürünleri geri çağıracak
vakit geçirmek
Sahnederahat bir şekilde zaman harcamak
I just want to hang out at home
Sadece evde vakit geçirmek istiyorum
asmak
ıslak çamaşırları kuruması için ipe dizmek
I hang out the laundry in the sun
Çamaşırları güneşte asıyorum
sarkıtmak
vücudun bir kısmını pencere veya kapıdan dışarı çıkarmak
Do not hang out the window
Pencereden dışarı sarkma
takılma
arkadaşlarla yapılan gündelik sosyal buluşma
We planned a fun hang out for Friday
Cuma günü için eğlenceli bir takılma planladık
takılmak
arkadaşlarla rahat bir şekilde vakit geçirmek
We like to hang out on weekends
Hafta sonları takılmaktan hoşlanırız
vakit geçirmek
arkadaşlarla dinlenerek zaman harcamak
They hang out at the park every day
Her gün parkta vakit geçirirler
oyalanmak
biriyle rahat bir ortamda zaman harcamak
We hung out at my house
Benim evimde oyalandık
birlikte olmak
arkadaşlarla keyifli bir şekilde beraber olmak
Let's hang out this evening
Bu akşam birlikte olalım
göl
Sahnedekara ile çevrili geniş su kütlesi
The lake is very blue
Göl çok mavi
embriyo
Sahnedehücrelerden oluşan henüz doğmamış çok genç bebek
The embryo grows in the womb
Embriyo rahimde büyür
embriyo
Sahnededoğmadan veya yumurtadan çıkmadan önceki çok genç canlı
The bird embryo develops inside the egg
Kuş embriyosu yumurtanın içinde gelişir
içinden çıkarmak
Sahnedebir şeyi bir yerin içinden almak
Take the money out of it
Parayı içinden çıkar
kendinde değil
ne olduğunu fark etmeyen veya bilinci yerinde olmayan
I am a bit out of it today
Bugün biraz kendimde değilim
dışlanmış
bir durumun veya grubun dışında kalmış
She feels out of it today
Bugün kendini dışlanmış hissediyor
açık
Sahnedegörülmesi veya anlaşılması kolay
The answer is obvious
Cevap açık