Succession — 3. Sezon Bölüm 9
Kelimeler ve anlamları
818 kelime
Seviye
doldurmak
Sahnedebir şeyi bir yere sıkıca yerleştirmek
She stuffed the bag
Çantayı doldurdu
şeyler
Sahnedegenel olarak nesneler veya eşyalar
I have too much stuff
Çok fazla şeyim var
eşyalar
kişisel eşyalar veya sahip olunanlar
Put your stuff in the car
Eşyalarını arabaya koy
tıkıştırmak
bir şeyi bir kaba veya boşluğa sıkıca yerleştirmek
I stuffed my clothes into the suitcase
Kıyafetlerimi bavula tıkıştırdım
yayıncı
Sahnedeçevrimiçi platformlarda canlı video içeriği yayınlayan kişi
The streamer is playing a video game
Yayıncı bir video oyunu oynuyor
süs şeridi
partileri süslemek için kullanılan uzun renkli kâğıt
We hung streamers for the party
Parti için süs şeritleri astık
yakın
Sahnedekısa bir mesafede bulunmak
My house is close to the park
Evim parka yakın
kapatmak
Sahnedebir şeyi erişilmez hale getirmek
Please close the door
Lütfen kapıyı kapat
dikkatli
detaylara çok fazla özen gösteren
Please pay close attention to the details
Lütfen detaylara çok dikkat et
kuşatmak
etrafını sarıp yakalamak
The police close on the suspect
Polis şüphelinin etrafını sarar
karşılamak
Sahnedevaran birini selamlamak
They welcomed the guests
Misafirleri karşıladılar
hoş karşılanan
memnuniyetle karşılanan veya istenen
You are welcome here
Burada isteniyorsunuz
serbest
bir şeyi yapmasına izin verilen
Questions are welcome
Sorular serbesttir
itimat etmek
Sahnedebirine güven duymak
You can trust his advice
Onun tavsiyesine itimat edebilirsin
güven
birinin dürüstlüğüne veya güvenilirliğine duyulan inanç
I have trust in you
Sana güvenim var
güvenmek
birinin dürüst veya güvenilir olduğuna inanmak
I trust my friend
Arkadaşıma güvenirim
güven
anlam taşıyan tek bir dil birimi
Trust is a word
Güven bir kelimedir
konuşabilmek
Sahnedekonuşma yeteneğine sahip olmak
The baby can talk
Bebek konuşabiliyor
ikna etmek
birini bir şeyi yapmaya razı etmek
I talked him into coming
Onu gelmeye ikna ettim
konuşmak
bir konu hakkında karşılıklı konuşmak
They need to talk about their plans
Planları hakkında konuşmaları gerekiyor
aynı şekilde
Sahnedebenzer şekilde veya aynı biçimde
The first half was boring, and likewise the second half
İlk yarı sıkıcıydı, ikinci yarı da aynı şekildeydi
uyandırmak
Sahnedebirini uykudan uyandırmak
Wake up your sister
Kız kardeşini uyandır
uyanmak
uykudan çıkıp bilincin yerine gelmesi
I wake up at seven
Saat yedide uyanırım
uyanma
uykudan uyanma eylemi
My early wake-up made me tired
Erken uyanmam beni yordu
uyanmak
uykudan uyanmak
I wake up early every morning
Her sabah erken uyanırım
uyanmak
uyumayı bırakıp bilinçli hale gelmek
I wake up early every day
Her gün erken uyanırım
uyanmak
uyumayı bırakıp gözlerini açmak
I wake up early every day
Her gün erken uyanırım
uyandırma
kişinin uyanmasını sağlayan sinyal veya zil sesi
The wake-up call is at seven
Uyandırma servisi saat yedide
efsane
Sahnedebüyük başarılarıyla tanınan çok ünlü kişi
He is a football legend
O bir futbol efsanesi
efsane
geçmişten gelen çok eski bir hikaye
The legend of King Arthur is famous
Kral Arthur efsanesi ünlüdür
efsane
doğru olmayabilecek çok eski bir hikaye
It is only a local legend
Bu sadece yerel bir efsane
her gün
Sahnedeher bir gün
I exercise every day
Her gün egzersiz yaparım
başabaş
Sahnedeiki taraf veya miktar arasında çok az fark olması
The election result was very tight
Seçim sonucu çok başabaştı
dar
vücuda çok sıkı oturan
This shirt is too tight
Bu gömlek çok dar
sıkıca
rahat ve güvenli bir şekilde
You will sleep tight
Mışıl mışıl uyuyacaksın
dar
iki taraf veya miktar arasında çok az fark olması
The schedule is very tight
Program çok dar
zorlu
başa çıkması güç olan
We are in a tight situation
Zorlu bir durumdayız
sıkı
yerinde sağlam bir şekilde tutulan
The lid of the jar is tight
Kavanozun kapağı sıkı
sıkıca
bir şeyi çok sağlam tutacak şekilde
He held my hand tight
Elimi sıkıca tuttu
cimri
para harcamaya istekli olmayan
He is too tight to pay for dinner
Akşam yemeği için ödeme yapamayacak kadar cimri
katı
güçlü kontrol veya kurallara sahip olan
Security at the airport is tight
Havaalanındaki güvenlik katı
buzul
Sahnedeyavaşça hareket eden büyük buz kütlesi
The glacier is melting
Buzul eriyor
hariç
Sahnedebir şey dışında tutulan tek şeyi belirtmek için kullanılır
Everyone came except for John
John hariç herkes geldi
hariç
bir şeyi dışarıda tutarak
Everyone was there except for John
John hariç herkes oradaydı
hariç
birini veya bir şeyi dışarıda bırakarak
Everyone arrived except for John
John hariç herkes geldi
pay
Sahnedebir işteki ortaklık veya hisse durumu
He has an interest in the company
Şirkette bir payı var
ilgilendirmek
Sahnedebirinin bir şeye merak duymasını veya dikkat etmesini sağlamak
This book interests me
Bu kitap ilgimi çekiyor
faiz
ödünç alınan para için ödenen ek ücret
The bank charges a high interest rate
Banka yüksek bir faiz oranı uyguluyor
hobi
boş zamanlarda yapmaktan hoşlanılan etkinlik
Reading is one of my interests
Okumak hobilerimden biridir
kuyruk
Sahnedebir şeyin arka kısmı
The dog wagged its tail
Köpek kuyruğunu salladı
yazı
madeni paranın tura olmayan tarafı
Heads or tails
Yazı mı tura mı
takipçi
birini gizlice izleyen kimse
The spy tried to lose his tail
Casus onu takip eden kişiyi atlatmaya çalıştı
hızlı gitmek
özellikle acele ederek süratle hareket etmek
He tailed it to the station
İstasyona hızlıca gitti
cuba libre
Sahnederom ve kola ile yapılan bir kokteyl
I ordered a cuba libre at the bar
Barda bir cuba libre sipariş ettim
düz
Sahnedeeğrisi veya bükümü olmayan
Draw a straight line
Düz bir çizgi çiz
dürüst
doğrudan ve doğru sözlü
Give me a straight answer
Bana dürüst bir cevap ver
heteroseksüel
karşı cinse cinsel ilgi duyan
He is straight
O heteroseksüel
dümdüz
yön değiştirmeden veya durmadan ilerleyen
Go straight to your home
Evine dümdüz git
ciddiyet
Sahnedeciddi olma durumu
His seriousness surprised everyone
Ciddiyeti herkesi şaşırttı
sus
Sahnedekonuşmayı bırakmak veya birini susturmak
Please shut up
Lütfen sus
susturmak
birinin konuşmayı bırakmasını sağlamak
Just shut up and listen
Sadece sus ve dinle
susmak
konuşmayı kesmek veya birine sessiz kalmasını söylemek
Please shut up while I am working
Çalışırken lütfen sus
susmak
konuşmayı bırakmak
Please shut up and listen
Lütfen sus ve beni dinle
duymak
Sahnedekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
duymak
Sahnedebir haberi veya bilgiyi başkasından öğrenmek
I heard that they are moving
Onların taşınacağını duydum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
iyi şeyler
Sahnedeçok kaliteli veya güzel olan şeyler
This website has good stuff
Bu web sitesinde iyi şeyler var
stok
Sahnedesatılmak veya kullanılmak için bekletilen ürünler
The store has a large stock of books
Mağazada büyük bir kitap stoğu var
hisse
bir şirketteki sahiplik birimi
He bought stock in a tech company
Bir teknoloji şirketinden hisse aldı
et suyu
yemek yapımında kullanılan et veya sebze haşlama suyu
I used chicken stock for the soup
Çorba için tavuk suyu kullandım
-e doğru
Sahnedebirine veya bir şeye doğru
She walked towards the door
Kapıya doğru yürüdü
devam etmek
Sahnedebir işe devam etmek
I need to get on with my work
İşime devam etmem gerekiyor
iyi geçinmek
biriyle arkadaşça veya hoş bir ilişkiye sahip olmak
I get on with my colleagues
İş arkadaşlarımla iyi geçinirim
iyi geçinmek
biriyle arkadaşça ve samimi bir ilişkiye sahip olmak
I get on with my colleagues
İş arkadaşlarımla iyi geçiniyorum
lüks
Sahnedepahalı ve şık olan
They went to a fancy restaurant
Lüks bir restorana gittiler
canı istemek
bir şeyi istemek veya beğenmek
Do you fancy a cup of tea
Bir fincan çay ister misin
hayal gücü
zihinde fikirler veya görüntüler yaratma yeteneği
It was just a flight of fancy
Bu sadece bir hayal ürünüydü
tatlı atıştırmalık
küçük tatlı yiyecek maddesi
I bought a sweet fancy at the shop
Dükkandan tatlı bir atıştırmalık aldım
lüks
pahalı veya çok kaliteli olan
He wore a fancy suit
O lüks bir takım elbise giydi
hoş
beklenmedik veya keyif verici
It was a fancy little gift
O hoş küçük bir hediyeydi
heves
zihindeki bir düşünce veya plan
It was just a passing fancy
Sadece geçici bir hevesti
süreç
Sahnedebir sonuca ulaşmak için izlenen adımlar dizisi
It is a long process
Bu uzun bir süreç
işlemek
bir şeyi sistematik olarak ele almak
The computer processes the data
Bilgisayar verileri işler
işlemek
bir bilgiyi zihinde değerlendirmek
I need some time to process the information
Bu bilgiyi işlemek için biraz zamana ihtiyacım var
bölmek
Sahnedeparçalara ayırmak
We split up the cake
Pastayı böldük
ayrılmak
biriyle romantik ilişkiyi bitirmek
They decided to split up after five years
Beş yıl sonra ayrılmaya karar verdiler
ayrılmak
farklı yönlere gitmek
They decided to split up after the meeting
Toplantıdan sonra ayrılmaya karar verdiler
izin vermek
Sahnedebir şeyin yapılmasına onay vermek
They allowed us to go home
Eve gitmemize izin verdiler
izin vermek
birinin bir şeyi yapmasına izin vermek
Please allow me to explain
Lütfen açıklama yapmama izin verin
emin
Sahnedeşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
elbette
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
tamam
bir öneriyi veya fikri onaylamak için kullanılan ifade
We can meet later. Sure.
Daha sonra buluşabiliriz. Tamam.
yalnızca
Sahnedebelirtilenden fazlası olmadığını vurgular
It is only a scratch
Bu yalnızca bir çizik
ancak
bir istisna veya karşıtlık belirtir
I would go only I am tired
Giderdim ancak yorgunum
tek
eşsiz veya biricik olan
You are my only friend
Sen benim tek arkadaşımsın
sadece
daha fazlası olmayan
I have only two dollars
Sadece iki dolarım var
istila etmek
Sahnedeaskeri güçle bir yere zorla girmek
The army plans to invade the country
Ordu ülkeyi istila etmeyi planlıyor
ihlal etmek
istenmeyen bir şekilde birinin alanına girmek
Please do not invade my personal space
Lütfen kişisel alanımı ihlal etme
şapel
Sahnedeküçük Hristiyan ibadethanesi
The wedding was held in a small chapel
Düğün küçük bir şapelde yapıldı
geride bırakmak
Sahnedebir şeyden daha güçlü veya büyük hale gelmek
The small company soon overtook its competitors
Küçük şirket kısa sürede rakiplerini geride bıraktı
geçmek
öne geçmek veya birinin önüne geçmek
The runner decided to overtake his opponent
Koşucu rakibini geçmeye karar verdi
ızdırap
Sahnedefiziksel veya duygusal hoş olmayan his
Love can cause pain
Aşk acı verebilir
baş belası
sinir bozucu kimse veya bir şey
Stop being a pain
Baş belası olmayı bırak
ekmek
un ve sudan yapılan pişmiş yiyecek
This pain is fresh
Bu ekmek taze
düşmek
Sahnedebir yüzeyden veya nesneden ayrılıp yere inmek
The picture fell off the wall
Resim duvardan düştü
azalmak
miktar sayı veya nitelik olarak daha düşük hale gelmek
Sales started to fall off
Satışlar azalmaya başladı
aşağı düşmek
yüksek bir seviyeden aşağıya doğru inmek
Books fall off the shelf
Kitaplar raftan aşağı düşer
düşmek
bir şeyin üzerinden aşağıya doğru bırakılmak
The apple fell off the tree
Elma ağaçtan düştü
üzerine koymak
Sahnedebir şeyi bir yüzeyin üstüne bırakmak
Please put it on the table
Lütfen onu masanın üzerine koy
giymek
kıyafet veya aksesuarı vücuda yerleştirmek
You should put it on before you go out
Dışarı çıkmadan önce onu giymelisin
dalış
Sahnedebaş aşağı suya atlamak
He decided to dive into the pool
Havuza dalmaya karar verdi
salaş bar
kötü görünümlü ve ucuz eğlence yeri
They spent the night in a dive
Geceyi salaş bir barda geçirdiler
derinleşmek
bir konuyu yoğun şekilde çalışmak
You should dive into this new course
Bu yeni derse derinlemesine çalışmalısın
kumru
barışın sembolü olarak kullanılan beyaz kuş
A white dove flew away
Beyaz bir kumru uçup gitti
derinlemesine incelemek
bir konuyu detaylıca araştırmak
Let us dive into the details
Detayları derinlemesine inceleyelim
dalaşmak
Sahnedebirisiyle tartışmaya veya kavgaya girmek
I do not want to tangle with him
Onunla dalaşmak istemiyorum
zorlamak
Sahnedebirini bir eyleme mecbur bırakmak
They forced him to leave
Onu gitmeye zorladılar
kuvvet
polis veya asker gibi insanlardan oluşan grup
He joined the police force
Polis kuvvetine katıldı
zorlamak
bir şeyi hareket ettirmek için fiziksel güç kullanmak
He forced the door open
Kapıyı açmak için zorladı
kuvvet
fiziksel dayanıklılık veya bedensel güç
He pushed the door with force
Kapıyı kuvvetle itti
takip etmek
Sahnedebir şeyin gelişimini veya durumunu izlemek
I keep track of my expenses
Harcamalarımı takip ediyorum
takip etmek
bir şeyin hareketini veya gelişimini izlemek
I keep track of my expenses
Harcamalarımı takip ederim
pişmanlık
Sahnedeyaşanan veya yapılmayan bir şey hakkında duyulan üzüntü
He expressed his regret for the mistake
Hata için pişmanlığını dile getirdi
pişman olmak
yaptığı bir şeyden dolayı üzüntü duymak
I regret saying that
Bunu söylediğim için pişmanım
tünek
Sahnedetavukların dinlendiği veya uyuduğu yer
The chickens are in their roost
Tavuklar tüneklerindeler
evlilik sözleşmesi
Sahnedeevlilik öncesi para ve mal paylaşımıyla ilgili sözleşme
They signed a prenup before the wedding
Düğünden önce bir evlilik sözleşmesi imzaladılar
piyasa değeri
Sahnedebir şirketin hisselerinin toplam değeri
The firm has a high market capitalization
Firmanın yüksek bir piyasa değeri var
gönderilmek
Sahnedebir yere ulaştırılmak üzere yola çıkmak
The invitations went out yesterday
Davetiyeler dün gönderildi
gezmek
eğlenmek için evden ayrılmak
I want to go out tonight
Bu gece dışarı çıkmak istiyorum
sönmek
yanmayı veya çalışmayı durdurmak
The lights suddenly went out
Işıklar aniden söndü
dışarı çıkmak
bir yerden ayrılıp başka bir yere gitmek
It is time to go out
Dışarı çıkma zamanı geldi
dışarı çıkmak
bir yerden ayrılıp dışarı gitmek
I want to go out tonight
Bu gece dışarı çıkmak istiyorum
dışarı çıkmak
sosyal nedenlerle evden ayrılıp bir yere gitmek
We will go out for dinner tonight
Bu akşam akşam yemeği için dışarı çıkacağız
büyük mesele
Sahnedesorun veya önemli bir olay için kullanılan gayriresmi ifade
It is no biggie
Önemli değil
önemli biri
çok ünlü veya önemli kişi
She is a biggie in the film industry
O film endüstrisinde önemli biri
pati
Sahnedepençeli veya yumuşak tabanlı hayvan ayağı
The cat has soft paws
Kedinin yumuşak patileri var
elle taciz etmek
birini kaba veya cinsel bir şekilde ellemek
He tried to paw her at the party
Partide onu elle taciz etmeye çalıştı
kitap
Sahnedeyazılı sayfaların ciltlenmiş hali
I read a book
Bir kitap okudum
rezervasyon yapmak
bir şeyi önceden ayırmak
I want to book a room
Bir oda ayırtmak istiyorum
kaydetmek
birinin tutuklanmasını polis kayıtlarına resmi olarak işlemek
The police decided to book the suspect
Polis şüpheliyi kaydetmeye karar verdi
kitap
sayfaları olan yazılı bir eser
I am reading a good book
İyi bir kitap okuyorum
sekizinci
Sahnedeyedinciden sonra gelen
This is the eighth page
Bu sekizinci sayfa
sekizde bir
bir bütünün sekiz eşit parçasından biri
Eat one eighth of the cake
Kekin sekizde birini ye
bak
Sahnededikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
şimdi
Sahnedeiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
gece boyunca
Sahnedegece süresince
I stayed overnight at a hotel
Bir otelde gece boyunca kaldım
bir gecede
çok kısa sürede aniden
He became famous overnight
Bir gecede ünlü oldu
ertesi güne göndermek
bir şeyi ertesi gün ulaşacak şekilde göndermek
I will overnight the documents
Belgeleri ertesi güne göndereceğim
bir gecede
kısa süre içinde aniden
He became famous overnight
Bir gecede ünlü oldu
nefret etmek
Sahnedebirinden veya bir şeyden hiç hoşlanmamak
I hate cold weather
Soğuk havadan nefret ederim
itiraf etmek
bir şeyin doğru olduğunu söylemek
He confessed the truth
Gerçeği itiraf etti
nefret
birine veya bir şeye karşı duyulan çok güçlü hoşlanmama duygusu
They have so much hate in their hearts
Kalplerinde çok fazla nefret var
nefret etmek
birinden veya bir şeyden yoğun bir şekilde hoşlanmamak
I hate spiders
Örümceklerden nefret ederim
tamamı hisse
Sahnedetamamı şirket paylarından oluşan
The company announced an all-stock merger
Şirket tamamı hisse senedine dayalı bir birleşme duyurdu
bakmak
Sahnedebirine veya bir şeye bakmak veya ilgilenmek
I look after my little brother
Küçük kardeşime bakarım
ilgilenmek
birinin veya bir şeyin bakımını üstlenip iyi durumda olmasını sağlamak
You must look after your dog
Köpeğinle ilgilenmelisin
Görüşürüz
Sahnedebirine veda ederken kullanılan ifade
See you tomorrow
Yarın görüşürüz
büyük olay
Sahnedeçok önemli olan durum
This is a big deal
Bu büyük bir olay
abartılacak bir şey
Sahnedepek önem taşımayan durum
It is no big deal
Abartılacak bir şey değil
önemli mesele
çok ciddi veya mühim olan bir konu
It is not a big deal
Bu önemli bir mesele değil
kanal
Sahnedevücut içindeki uzun tüp veya yol
The digestive tract is long
Sindirim kanalı uzundur
arazi
geniş bir toprak parçası
They bought a large tract of land
Büyük bir arazi satın aldılar
habersiz
Sahnedeen son gelişmelerden veya haberlerden bilgisi olmamak
I have been out of the loop since I started my vacation
Tatile çıktığımdan beri gelişmelerden habersizim
bebekler
Sahnedehenüz yürüyemeyen veya konuşamayan çok küçük çocuklar
Babies sleep a lot
Bebekler çok uyurlar
kendi itirafıyla
Sahnedekişinin kendisi hakkında bir durumu kabul etmesi
He is a self admitted fan of jazz music
O kendi itirafıyla bir caz müziği hayranı
varoluşsal
Sahnedeinsan varoluşu ve yaşam amacı ile ilgili olan
He is facing an existential crisis
Varoluşsal bir krizle karşı karşıya
şekil
Sahnedebir şeyin dış biçimi veya hatları
The clouds have a strange shape
Bulutlar garip bir şekle sahip
form
Sahnedebir kişinin fiziksel veya zihinsel durumu
He is in good shape
O iyi bir formda
şekillendirmek
bir şeye belirli bir biçim kazandırmak
You can shape the clay with your hands
Kili ellerinle şekillendirebilirsin
şekil
bir şeyin dış görünüşü veya ana hatları
Everything has a shape
Her şeyin bir şekli vardır
hissedar
Sahnedebir şirketin hisselerine sahip olan kişi
He is a majority shareholder
O, çoğunluk hissedarıdır
hissedar
bir şirkette payı bulunan kişi
The shareholder attended the meeting
Hissedar toplantıya katıldı
göndermek
Sahnedebirini veya bir şeyi bir yere gitmeye yöneltmek
I will send him to school
Onu okula göndereceğim
göndermek
bir mesajı veya nesneyi başkasına ulaştırmak
I will send an email to him
Ona bir e-posta göndereceğim
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I send to do this
Bunu yapmaya niyetleniyorum
göndermek
bir şeyi veya birini bir yere ulaştırmak amacıyla yola çıkarmak
Please send the letter to my house
Lütfen mektubu evime gönder
bak
Sahnedebirinin dikkatini çekmek için kullanılır
Look, we are late
Bak, geç kaldık
görünmek
belirli bir şekilde görünmek
You look happy
Mutlu görünüyorsun
görünüş
birinin dış görünüşü veya çekiciliği
I like her look
Onun görünüşünü seviyorum
bakmak
gözleri bir şeye doğru çevirmek
Look at the bird
Kuşa bak
evlenmek
Sahnedebirisiyle hayatını birleştirmek
They decided to marry last year
Geçen yıl evlenmeye karar verdiler
adamak
bir şeye kendini tamamen bağlamak
He married his life to music
Hayatını müziğe adadı
evlenmek
biriyle eş olmak
They want to marry soon
Yakında evlenmek istiyorlar
e-posta
Sahnedeinternet üzerinden elektronik olarak gönderilen mesaj
I sent an email to my boss
Patronuma bir e-posta gönderdim
e-posta
bilgisayar aracılığıyla gönderilen veya alınan mesaj
I sent an email to my boss
Patronuma bir e-posta gönderdim
e-posta göndermek
internet üzerinden elektronik olarak mesaj yollamak
I will email you the report later
Raporu sana daha sonra e-posta ile göndereceğim
tekir
Sahnedeçizgili kürkü olan evcil kedi
My tabby cat likes to sleep on the sofa
Tekir kedim kanepede uyumayı sever
erimek
Sahnedekatı halden sıvı hale geçmek
The ice will melt in the sun
Buz güneşte eriyecek
yumuşatmak
birinin duygularını etkileyerek onu hassaslaştırmak
Her smile melted my heart
Gülümsemesi kalbimi yumuşattı
erimiş peynirli sandviç
içinde erimiş peynir bulunan sıcak sandviç
I ordered a tuna melt
Ton balıklı erimiş peynirli sandviç sipariş ettim
güçsüz
Sahnedegücü veya etkisi olmayan
The government felt impotent against the crisis
Hükümet kriz karşısında güçsüz hissetti
şerefsiz
Sahnedebirine hakaret etmek için kullanılan çok kaba bir söz
That guy is a complete rat fucker
O herif tam bir şerefsiz
haydi
Sahnedebir öneride bulunmak için kullanılır
Let us go
Haydi gidelim
izin vermek
birinin bir şey yapmasına müsaade etmek
Please let us play outside
Lütfen dışarıda oynamamıza izin ver
-e rağmen
Sahnedesöylenen bir şeye rağmen şaşırtıcı bir durumu belirtmek için kullanılır
Even though it was raining, we went for a walk
Yağmur yağmasına rağmen yürüyüşe çıktık
olmasına rağmen
bir durumun olmasına karşın
I went out even though it was raining
Yağmur yağmasına rağmen dışarı çıktım
her ne kadar
bir durumun olmasına karşın
Even though he was tired he worked
Her ne kadar yorgun olsa da çalıştı
kolay
Sahnedeyapılması veya anlaşılması zor olmayan
This math test was easy
Bu matematik sınavı kolaydı
yumuşak
sert veya katı olmayan
Be easy with her
Ona karşı yumuşak ol
elbette
bir isteği kabul ederken veya onaylarken kullanılan ifade
Can you do this? Easy
Bunu yapabilir misin? Elbette
rahat
endişeli olmayan ve sakin
She has an easy personality
O rahat bir kişiliğe sahip
kolay
yapılması zor olmayan
This math problem is easy
Bu matematik problemi kolay
kaçmak
Sahnedebir yerden kaçmak veya ayrılmak
The thief managed to get away
Hırsız kaçmayı başardı
uzaklaşmak
bir yerden veya kişiden ayrılmak
I need to get away from the noise
Gürültüden uzaklaşmam gerekiyor
uzaklaşmak
tatil veya ortam değişikliği için başka bir yere gitmek
I need to get away for a few days
Birkaç günlüğüne uzaklaşmaya ihtiyacım var
kaçmak
bir yerden veya durumdan kurtulup uzaklaşmak
The thief managed to get away
Hırsız kaçmayı başardı
daha kötü
Sahnededaha nahoş veya daha düşük kaliteli
The weather is getting worse
Hava daha da kötüleşiyor
daha kötü
Sahnededaha düşük kaliteli veya daha ciddi olan
This cake tastes worse than the last one
Bu kekin tadı bir öncekine göre daha kötü
an
Sahnedeçok kısa bir zaman dilimi
Wait a moment
Bir an bekle
şu an
şimdiki zaman dilimi
I am busy at the moment
Şu anda meşgulüm
an
çok kısa bir zaman dilimi
Wait a moment please
Lütfen bir an bekleyin
süre
oldukça kısa bir zaman parçası
It only took a moment
Sadece kısa bir süre aldı
penguen
Sahnedeuçamayan siyah beyaz bir deniz kuşu
The penguin lives in Antarctica
Penguen Antarktika'da yaşar
penguen
soğuk bölgelerde yaşayan uçamayan siyah beyaz bir kuş
I saw a cute penguin at the zoo
Hayvanat bahçesinde sevimli bir penguen gördüm
berbat bir şekilde
Sahnedeçok kötü veya nahoş bir şekilde
He sang horribly
Berbat bir şekilde şarkı söyledi
içeride
Sahnedebir yerin veya nesnenin içi
It is very hot inside
İçerisi çok sıcak
içeriden
Sahnedesadece sınırlı sayıda kişinin bildiği
She has inside knowledge
Onun içeriden bilgisi var
içinde
bir şeyin iç kısmı veya içinde
The keys are inside the bag
Anahtarlar çantanın içinde
iç
bir yerin iç kısmı veya oraya girme imkanı
The key lets you inside the room
Anahtar odaya girmenizi sağlar