Suits — 2. Sezon Bölüm 11
Kelimeler ve anlamları
660 kelime
Seviye
tamir bandı
Sahnedetamir işlemleri için kullanılan güçlü yapışkan bant
I used duct tape to fix the chair
Sandalyeyi düzeltmek için tamir bandı kullandım
koli bandı
bir şeyi güçlü bir bantla kapatmak veya yapıştırmak
I used duct tape to fix the box
Kutuyu tamir etmek için koli bandı kullandım
koli bandıyla yapıştırmak
güçlü bir yapışkan bant kullanarak bir şeyi sabitlemek
I need to duct-tape these pipes together
Bu boruları koli bandıyla birbirine yapıştırmam gerekiyor
dolar banknotu
SahnedeABD kağıt parası
He spent a greenback at the shop
Dükkanda bir dolar banknotu harcadı
yetiştirmek
Sahnedebir çocuğu yetişkin olana kadar bakıp büyütmek
She raised three children alone
Üç çocuğunu tek başına yetiştirdi
kaldırmak
bir şeyi yukarı doğru hareket ettirmek
Please raise your hand
Lütfen elinizi kaldırın
gündeme getirmek
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
She raised a new point
Yeni bir konu gündeme getirdi
toplamak
belirli bir miktar para biriktirmek
They raised money for charity
Yardım için para topladılar
borcu ödemek
Sahnedebir borcu tamamen kapatmak için para vermek
I need to pay off my loan
Kredimi ödemem gerekiyor
karşılığını almak
çabaların başarılı olması veya değmesi
Hard work pays off
Sıkı çalışma karşılığını verir
rüşvet vermek
birine dürüst olmayan bir iş yapması için para vermek
He tried to pay off the guard
Güvenlik görevlisine rüşvet vermeye çalıştı
borcu ödemek
bir borcu tamamen kapatmak için para vermek
I finally paid off my loan
Nihayet kredimi ödedim
kazanç
yapılan bir işin karşılığında alınan para veya ödül
This hard work had a big pay-off
Çok çalışmanın büyük bir kazancı oldu
terfi
Sahnededaha yüksek bir işe veya rütbeye yükselme
He got a promotion at work
İş yerinde terfi aldı
tanıtım
bir ürün veya etkinlik hakkında insanları bilgilendirme çalışması
The store is running a promotion for new customers
Mağaza yeni müşteriler için bir tanıtım yapıyor
terfi
daha yüksek veya daha önemli bir işe geçiş
She got a promotion last week
Geçen hafta terfi aldı
nezaket
Sahnedenazik ve kibar davranış
Please show some courtesy to the guests
Lütfen misafirlere biraz nezaket gösterin
nezaket
kibar davranış ve iyi görgü kuralları
He treated everyone with courtesy
Herkese nezaketle davrandı
hissetmek
Sahnedefiziksel veya duygusal bir duyuya sahip olmak
I feel very tired
Çok yorgun hissediyorum
endişeli
Sahnedekendine güvenmeyen veya emin olamayan his
I feel anxious about the test
Sınav hakkında endişeli hissediyorum
hatırlatmak
birine bir şeyi anımsatmak
This song makes me feel my childhood
Bu şarkı bana çocukluğumu hatırlatıyor
düşünmek
bir fikir veya tutuma sahip olmak
I feel that we should go
Gitmemiz gerektiğini düşünüyorum
hissetmek
bir duygu veya durumu deneyimlemek
I feel happy today
Bugün mutlu hissediyorum
birlikte olmak
Sahnedebiriyle cinsel ilişkiye girmek
They decided to sleep together
Birlikte olmaya karar verdiler
birlikte uyumak
birisiyle aynı yatakta uyumak
They sleep together in this bed
Bu yatakta birlikte uyuyorlar
cinsel ilişkiye girmek
biriyle cinsel birleşme yaşamak
They have been sleeping together
Onlar cinsel ilişkiye giriyorlar
teçhizat
Sahnedebir şeye eklenen veya onunla kullanılan eşya
He bought a new accouterment for his bike
O bisikleti için yeni bir teçhizat aldı
girmek
Sahnedebir durum veya sürece başlamak
They decided to enter into a contract
Bir sözleşmeye girmeye karar verdiler
girmek
bir anlaşmaya veya ilişkiye dahil olmak
They decided to enter into a contract
Bir sözleşmeye girmeye karar verdiler
başlamak
resmi bir düzenleme veya ilişkiyi başlatmak
The company will enter into negotiations
Şirket müzakerelere başlayacak
ortaklık
Sahnedeiki kişi veya grup arasında birlikte çalışma ilişkisi
The two companies formed a partnership
İki şirket bir ortaklık kurdu
iki
Sahnede2 sayısı
I have two dogs
İki köpeğim var
iki
2 sayısı
I have two cats
İki kedim var
iki
1 ve 1 sayılarının toplamı olan rakam
I have two apples
İki elmam var
iki
1 sayısından sonra gelen sayı
The answer is two
Cevap iki
kutlamak
Sahnedeözel bir olay için eğlenceli bir şeyler yapmak
We will celebrate your birthday tonight
Bu gece doğum gününü kutlayacağız
kutlamak
özel bir etkinlik için eğlenceli bir şeyler yapmak
We celebrate my birthday
Doğum günümü kutlarız
kutlamak
önemli bir olayı anmak için özel bir şeyler yapmak
They celebrate the victory
Zaferi kutluyorlar
kutlamak
özel bir günü veya olayı anmak
We celebrate his birthday every year
Onun doğum gününü her yıl kutlarız
sahte iyi
Sahnedeçok iyi biriymiş gibi davranan kişi
Stop being such a goody goody
Bu kadar sahte iyi davranmayı bırak
yaltakçı
otoriteyi memnun etmek için aşırı çabalayan kişi
She is a goody goody in class
Sınıfta tam bir yaltakçı
uslu çocuk
her zaman kurallara uyarak otoriteyi memnun etmeye çalışan kimse
Don't be such a goody goody
Bu kadar uslu çocuk olma
içinden çıkarmak
Sahnedebir şeyi bir yerin içinden almak
Take the money out of it
Parayı içinden çıkar
kendinde değil
ne olduğunu fark etmeyen veya bilinci yerinde olmayan
I am a bit out of it today
Bugün biraz kendimde değilim
dışlanmış
bir durumun veya grubun dışında kalmış
She feels out of it today
Bugün kendini dışlanmış hissediyor
birleşme
Sahnedeiki veya daha fazla şeyin birleşmesi
The merger of the two companies was successful
İki şirketin birleşmesi başarılı oldu
dondurmak
Sahnedebir faaliyetin veya işlemin geçici olarak durdurulması
The company decided to freeze the hiring process
Şirket işe alım sürecini dondurmaya karar verdi
donmak
sıvının katı hale geçmesi
Water will freeze at zero degrees
Su sıfır derecede donar
dondurucu
aşırı derecede soğuk olan hava
The weather outside is freezing
Dışarıdaki hava dondurucu
donmak
çok soğuyup buz haline gelmek
Water will freeze at zero degrees
Su sıfır derecede donar
üç
Sahnedeüç sayısı
I have three apples
Üç elmam var
riske atmak
Sahnedebir şeyi tehlikeye atmak
Don't risk your life
Hayatını riske atma
risk
kötü bir şeyin olma ihtimali
Smoking is a health risk
Sigara içmek bir sağlık riskidir
Risk
oyuncuların bölgeleri fethetmeye çalıştığı bir strateji oyunu
We played Risk last night
Dün gece Risk oynadık
riske atmak
bir şeyi zarar görme ihtimaliyle karşı karşıya bırakmak
He did not want to risk his life
Hayatını riske atmak istemedi
söz
Sahnedebir şeyi kesinlikle yapacağınızı bildiren ifade
I will keep my promise
Sözümü tutacağım
salıverme
tutulan birini veya bir şeyi serbest bırakma
He gave his promise to let them go
Onları serbest bırakmaya söz verdi
gelecek vaadi
gelecekte başarılı olacağını gösteren nitelik
The young student shows great promise
Genç öğrenci büyük gelecek vaat ediyor
söz vermek
birine bir şeyin gerçekleşeceğini söylemek
I promise to call you later
Seni daha sonra arayacağıma söz veriyorum
karar
Sahnededüşünerek yapılan seçim
It was a difficult decision
Zor bir karardı
karar
iki veya daha fazla olasılık arasından seçim yapma eylemi
He made a difficult decision
Zor bir karar verdi
yargılamak
Sahnedebirine karşı yasal işlem başlatmak
The state is prosecuting him for theft
Devlet onu hırsızlık suçundan yargılıyor
sekreter
Sahnedeofis işlerini yapan kişi
She is a secretary
O bir sekreter
bakan
Sahnedebir kurumda veya devlette üst düzey idari görevde bulunan kişi
The secretary leads the department
Bakan departmanı yönetiyor
sekreter
bir kişinin ofis işlerini yürüten yardımcı
The secretary managed the boss's calendar
Sekreter patronun takvimini yönetti
büro çalışanı
ofis içindeki işleri yürüten kişi
A secretary helps with general office duties
Bir büro çalışanı genel ofis işlerine yardımcı olur
ölmek
Sahnedeyaşamın kalıcı olarak sona ermesi
Everyone will die one day
Herkes bir gün ölecek
zar
oyunlarda kullanılan üzerinde sayılar olan küçük küp
Roll the die
Zarı at
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am dying for a coffee
Bir kahve için can atıyorum
ölmek üzere
ölüme çok yakın olmak
The plant is going to die soon
Bitki yakında ölmek üzere
çok istemek
bir şeyi yapmayı çok arzulamak
I am dying to see the show
Gösteriyi görmeyi çok istiyorum
tecrübesiz kişi
belirli bir aktiviteyi daha önce hiç yapmamış kimse
He is still a die here
O burada hala tecrübesiz biri
ölmek
yaşamın sona ermesi
The old tree died yesterday
Yaşlı ağaç dün öldü
bozulmak
çalışmayı veya işlemeyi bırakmak
My laptop died suddenly
Dizüstü bilgisayarım aniden bozuldu
ölmek
canlılığın sona ermesi
All living things will eventually die
Tüm canlılar sonunda ölecek
en az
Sahnedemiktar veya derece olarak en küçük
This is the least expensive room
Bu en az pahalı oda
en azından
en azı ile
At least three people came
En az üç kişi geldi
en azından
olumsuz bir duruma rağmen olumlu bir şeyi vurgulamak için kullanılır
It was cold but at least we had a heater
Hava soğuktu ama en azından bir ısıtıcımız vardı
en ufak
en küçük derece veya miktarda
I am not in the least bit worried
En ufak bir endişe duymuyorum
konuşmak
Sahnedebiriyle sözlü iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam lazım
konuşmak
birine sözlü olarak bir şeyleri anlatmak
I need to talk to my teacher
Öğretmenimle konuşmam gerekiyor
konuşmak
biriyle sözlü iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam gerekiyor
sohbet etmek
biriyle karşılıklı konuşmak
We should talk to our neighbors
Komşularımızla sohbet etmeliyiz
çürük
Sahnedederi bütünlüğü bozulmadan oluşan morarma
He suffered a severe contusion on his leg
Bacağında ciddi bir çürük oluştu
vermek
Sahnedebir şeyi birinin eline ulaştırmak
He gave me his book
O bana kitabını verdi
yol açmak
bir şeyin olmasına neden olmak
The noise gave me a headache
Bu gürültü baş ağrısına yol açtı
söylemek
birine bilgi veya cevap iletmek
Please give me your answer
Lütfen bana cevabını söyle
temsil etmek
Sahnedebiri adına hareket etmek veya konuşmak
The lawyer represents the client
Avukat müvekkili temsil ediyor
simgelemek
bir şey için sembol veya işaret olmak
The dove represents peace
Güvercin barışı simgeler
temsil etmek
bir şeyi simgelemek veya ifade etmek
The red color represents danger
Kırmızı renk tehlikeyi temsil eder
işe almak
Sahnedebirine iş vermek
They want to hire a new manager
Yeni bir yönetici işe almak istiyorlar
işe alınan kişi
Sahnedeşirketin işe aldığı kimse
They welcomed the new hire
Yeni işe alınan kişiyi karşıladılar
kiralamak
bir şeyi belirli bir süre kullanmak için para ödemek
We decided to hire a car for our holiday
Tatilimiz için bir araba kiralamaya karar verdik
işe almak
birine ücretli bir iş vermek
We need to hire more staff
Daha fazla personel işe almamız gerekiyor
sigorta poliçesi
Sahnedesigorta şirketinin verdiği yazılı sözleşme
I checked my insurance policy
Sigorta poliçemi kontrol ettim
sahte
Sahnedegerçek olmayan veya hakiki olmayan
This is a fake diamond
Bu sahte bir elmas
numara yapmak
gerçek olmadığı halde gerçekmiş gibi göstermek
He faked a cough
Öksürme numarası yaptı
sahte
gerçek olmayan
This is a fake diamond
Bu sahte bir elmas
dört
Sahnede4 sayısı
I have four apples
Dört elmam var
sebep
Sahnedebir şeyin meydana gelmesine yol açan neden
Give me one good reason
Bana tek bir geçerli sebep ver
mantık yürütmek
mantık kullanarak bir sonuca varmak
We must reason logically
Mantıklı bir şekilde düşünmeliyiz
akıl
mantıklı düşünme yetisi
Humans have the power of reason
İnsanlar akıl yürütme gücüne sahiptir
istemek
Sahnedebir şeyi dilemek veya arzulamak
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
istemek
bir şeyi arzu etmek veya talep etmek
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
aramak
birini bulmaya veya yakalamaya çalışmak
The police want him for robbery
Polis onu soygun nedeniyle arıyor
işe geri dönmek
Sahnedebir moladan sonra çalışmaya başlamak
I have to go back to work now
Şimdi işe geri dönmem gerekiyor
korkarım ki
Sahnedekötü bir durumdan dolayı üzüntü veya endişe duyma
I am afraid I cannot help you
Korkarım ki size yardım edemem
korkmuş
Sahnedekorku hissetme
She is afraid of spiders
O örümceklerden korkar
korkarım
kötü bir durumdan dolayı üzgün veya kaygılı hissetmek
I am afraid that we are late
Korkarım geç kaldık
sanık
Sahnedemahkemede bir suçla itham edilen kişi
The defendant told the judge he was innocent
Sanık hakime masum olduğunu söyledi
sanık
ceza davasında yargılanan kişi
The defendant was found innocent
Sanık suçsuz bulundu
davalı
hukuk davasında kendisine dava açılan taraf
The defendant lost the case
Davalı davayı kaybetti
sanık
mahkemede yargılanan kişi
The defendant is innocent
Sanık masumdur
belirli
Sahnedeözel veya net bir şey
She has a certain charm
Kendine has belirli bir cazibesi var
emin
hiç şüphesi olmayan
I am certain that he is right
Onun haklı olduğundan eminim
kesin
gerçekleşmesi kaçınılmaz olan
Success is certain
Başarı kesindir
sunmak
Sahnedebir şeyi birine vermek veya iletmek
I would like to extend my thanks
Teşekkürlerimi sunmak istiyorum
uzatmak
bir şeyi daha uzun hale getirmek
I want to extend my visa
Vizemi uzatmak istiyorum
uzanmak
belirli bir alanı veya mesafeyi kaplamak
The garden extends to the river
Bahçe nehre kadar uzanıyor
aday
Sahnedebir pozisyon veya derece için başvuran kişi
She is a strong candidate for the job
O, iş için güçlü bir aday
aday
bir işe başvuran veya seçimde yarışan kimse
He is the best candidate for the job
O bu iş için en iyi aday
aday
seçimlerde yarışan kişi
The candidate gave a great speech
Aday harika bir konuşma yaptı
başa çıkmak
Sahnedebir durumla veya sorunla ilgilenmek
I can handle this problem
Bu sorunla başa çıkabilirim
takma ad
kimlik belirlemek için kullanılan isim veya lakap
What is your Twitter handle
Twitter kullanıcı adın nedir
uzatmak
bir şeyi elden ele teslim etmek
Handle the book to your friend
Kitabı arkadaşına uzat
kulp
bir nesneyi tutmaya veya taşımaya yarayan kısım
Please hold the handle of the door
Lütfen kapının kulpunu tut
kural
Sahnedebir kılavuz veya yasa
Follow the rules
Kurallara uyun
yönetmek
bir şey üzerinde güce sahip olmak
The king rules the land
Kral ülkeyi yönetiyor
harika olmak
en iyi veya baskın olmak
This song rules
Bu şarkı harika
hüküm vermek
bir yasal davada resmi karar vermek
The judge will rule on the case
Yargıç dava hakkında hüküm verecek
yönetmek
bir ülke veya bölge üzerinde resmi yetkiye sahip olmak
The king used to rule the country
Kral eskiden ülkeyi yönetirdi
kural
ne yapmanız veya yapmamanız gerektiğini söyleyen ifade
You must follow the school rules
Okul kurallarına uymalısın
adet
olayların olağan veya normal durumu
Working late is the rule here
Burada geç çalışmak bir adettir
ilke
bir şeyin nasıl yapıldığını anlatan genel ifade
It is a fundamental rule of science
Bu bilimin temel bir ilkesidir
düzenleme
ne yapabileceğiniz hakkında resmi talimat
New safety rules were introduced
Yeni güvenlik düzenlemeleri getirildi
kural
bir yargıç veya yetkili tarafından alınan resmi karar
The judge made a strict rule
Yargıç katı bir kural koydu
test edildi
Sahnedetıbbi bir durumu kontrol etme prosedürü
He was tested for the virus
Virüs için test edildi
test edildi
kalitesini kontrol etmek için denenen
The new product was tested for quality
Yeni ürün kalite için test edildi
beyin sarsıntısı
Sahnedekafaya alınan darbe sonucu oluşan geçici beyin hasarı
He has a concussion
Beyin sarsıntısı var
parça
Sahnedebütünün bir kısmı
The engine has many parts
Motorun birçok parçası var
rol
film veya tiyatrodaki karakter
He played a small part
Küçük bir rol oynadı
ayrılmak
birbirinden uzaklaşmak
They parted at the airport
Havalimanında ayrıldılar
gerçek
Sahnededoğru olduğu bilinen şey
This is a known fact
Bu bilinen bir gerçektir
gerçek
Sahnededoğru veya gerçek olan bir şey
It is a fact that the earth is round
Dünyanın yuvarlak olduğu bir gerçektir
aslında
bir şeyin doğru olduğunu vurgulamak veya ek bilgi vermek için kullanılır
In fact, it is very cold
Aslında hava çok soğuk
gerçek
doğru olan bir şey
It is a fact that the earth is round
Dünyanın yuvarlak olması bir gerçektir
yaşında
Sahnedebelirli bir yaşı doldurmuş olma
She is ten years old
O on yaşında
yaşında
belirli bir yaştaki kişi
She is a ten-year-old girl
O on yaşında bir kız
yaşında
belirli bir yaşta olan
She is a five-year-old girl
O beş yaşında bir kız
oturmak
Sahnedeağırlığı kalçaya vererek sandalye veya zemin üzerinde durma eylemi
Please sit on this chair
Lütfen bu sandalyeye otur
oturmak
Sahnedebir yerde bulunmak veya kalmak
Please sit on that chair
Lütfen o sandalyeye otur
oturtmak
birinin oturmasını sağlamak
I will seat the guests
Misafirleri oturtacağım
poz vermek
bir sanatçıya veya fotoğrafçıya çizilmesi için hareketsiz durmak
I sat for a portrait
Bir portre için poz verdim
oturmak
vücudun ağırlığını kalçalar üzerinde dinlendirme pozisyonunda olmak
Please sit in that chair
Lütfen o sandalyeye otur
olay yeri
Sahnedebir olayın gerçekleştiği yer
Police arrived at the scene
Polis olay yerine ulaştı
rezalet
toplum içinde gösterilen öfkeli davranış
Please do not make a scene
Lütfen rezalet çıkarma
çevre
kişinin ilgi duyduğu sosyal ortam veya grup
She is part of the local art scene
O yerel sanat çevresinin bir parçası
sahne
bir oyun, film veya hikayenin bir bölümü
The first scene of the movie was sad
Filmin ilk sahnesi üzücüydü
gitti
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
He went to the store
Mağazaya gitti
hale gelmek
bir durumdan başka bir duruma geçmek
The milk went bad
Süt bozuldu
bırakmak
tutulan veya hapsedilen birini veya bir şeyi serbest bırakmak
He let the bird go
O kuşu serbest bıraktı
alçalmak
daha düşük bir yere doğru hareket etmek
The elevator went down to the first floor
Asansör birinci kata alçaldı
profesyonel
Sahnedebir kişinin işi veya kariyeri ile ilgili
This is a professional decision
Bu profesyonel bir karar
profesyonel
bir işte oldukça yetenekli olan kişi
He is a professional photographer
O profesyonel bir fotoğrafçıdır
mesleki
özel eğitim gerektiren bir işle ilgili olan
She wants to improve her professional skills
Mesleki becerilerini geliştirmek istiyor
hediye
Sahnedebirine ücretsiz olarak verilen şey
This is a gift for you
Bu senin için bir hediye
yetenek
bir şeyi iyi yapma konusundaki doğal kabiliyet
She has a gift for music
Onun müzik konusunda bir yeteneği var
hediye etmek
birine bir şeyi karşılıksız vermek
She decided to gift the book to her friend
Kitabı arkadaşına hediye etmeye karar verdi
yetki
bir şeyi kararlaştırma veya verme hakkı
She has the gift to make final decisions
Nihai kararları verme yetkisi var
vurup kaçma
Sahnedesürücünün kaza yaptıktan sonra olay yerinden kaçtığı trafik suçu
The driver was arrested for a hit and run
Sürücü vurup kaçma suçundan tutuklandı
çarpıp kaçma suçu
Sahnedesürücünün durmadan kaza yerini terk ettiği yasa dışı eylem
He is wanted for a hit and run
Çarpıp kaçma suçu nedeniyle aranıyor
çarpıp kaçma kazası
sürücünün olay yerini terk ettiği trafik kazası
It was a serious hit and run
Ciddi bir çarpıp kaçma kazasıydı
öfke
Sahnedeçok kızgın olma durumu veya hissi
His anger was obvious
Öfkesi belliydi
kızdırmak
birini öfkelendirmek
Don't anger the boss
Patronu kızdırma
öfke
kızgınlık ve hiddet duygusu
He could not hide his anger
Öfkesini gizleyemiyordu
tam burada
Sahnedetam olarak bu noktada veya yerde
I will wait for you right here
Seni tam burada bekleyeceğim
tam burada
tam olarak bu noktada
Stay right here
Tam burada kal
burada
kişinin bulunduğu tam yer
My book is right here
Kitabım burada
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
He finally came to the city
Sonunda şehre vardı
varmak
Sahnedebelirli bir sonuca veya duruma ulaşmak
They finally came to an agreement
Sonunda bir anlaşmaya vardılar
farkına varmak
bir şeyi yavaşça anlamak
I slowly came to realize the truth
Yavaş yavaş gerçeğin farkına vardım
kanaatine varmak
bir kişi ya da durum hakkında belirli bir görüşe sahip olmak
I have come to believe that he is honest
Onun dürüst olduğu kanaatine vardım
değinmek
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
We will come to that topic later
O konuya sonra değineceğiz
gelmek
belirli bir yere ulaşmak
Please come to my office
Lütfen ofisime gel
ziyaret etmek
birinin yanına gidip vakit geçirmek
Please come to see me
Lütfen beni ziyarete gel
kendine gelmek
baygınlıktan sonra tekrar bilincini kazanmak
He came to after the accident
Kazadan sonra kendine geldi
başlamak
bir şeyi yapmaya girişmek
I come to like this song
Bu şarkıyı sevmeye başlıyorum
varmak
bir yere ulaşmak
We will come to the city soon
Şehre yakında varacağız
ilgili olmak
bir konu hakkında olmak
When it comes to cooking he is an expert
Yemek pişirmek söz konusu olduğunda o bir uzmandır
gelmek
bir noktaya veya duruma ulaşmak
We have come to a difficult decision
Zor bir karara geldik
ayılmak
tekrar bilinci yerine gelmek
The patient started to come to after the surgery
Hasta ameliyattan sonra ayılmaya başladı
kendine gelmek
baygınlıktan sonra bilincin geri dönmesi
She finally came to after the accident
Kazadan sonra nihayet kendine geldi
sonuçlanmak
belirli bir duruma yol açmak
The total bill came to fifty dollars
Toplam fatura elli dolar ile sonuçlandı
uğramak
birini görmek için bir yere gitmek
Please come to my house this evening
Lütfen bu akşam evime uğra
aklına gelmek
bir fikrin veya düşüncenin zihinde belirmesi
The idea came to me suddenly
Fikir aniden aklıma geldi
başvurmak
yardım veya destek için birine gitmek
You can come to me for help
Yardım için bana başvurabilirsin
varmak
belirli bir duruma ulaşmak
The situation has come to an end
Durum sona erdi
bağlı olmak
Sahnedebir şeyin sonucunun başka bir duruma göre belirlenmesi
The result hinges on the final vote
Sonuç son oylamaya bağlı
bağlı olmak
bir durumun tamamen başka bir şeye dayanması
The success of the plan hinges on your help
Planın başarısı yardımına bağlı
son zamanlardaki
Sahnedekısa bir süre önce gerçekleşmiş olan
This is a recent photo
Bu yeni bir fotoğraf
yeni
kısa bir süre önce gerçekleşmiş veya yapılmış
This is a recent photo
Bu yeni bir fotoğraf
malum şeyler
Sahnedekonuşmacının adını açıkça söylemek istemediği bir şeye atıfta bulunan ifade
They are doing know-what
Malum şeyleri yapıyorlar
biliyor musun
dinleyicinin dikkatini çekmek veya düşünürken vakit kazanmak için kullanılan ifade
Know what I have a better idea
Biliyor musun daha iyi bir fikrim var
şey
adı belirtilmeyen şey
I need to buy the know what for the car
Araba için gereken şeyi almam gerekiyor
ikram etmek
Sahnedebirine bir şeyi alma şansı vermek
He offered me some water
Bana biraz su ikram etti
teklif
Sahnedebir şeyin yapılması veya verilmesi yönündeki öneri
He accepted the job offer
İş teklifini kabul etti
adlandırmak
Sahnedebirine veya bir şeye isim vermek
They named the baby Leo
Bebeğe Leo adını verdiler
isim
Sahnedebir kişiye veya nesneye verilen sözcük
My name is Alex
Benim adım Alex
ün
insanların bir kişi veya şey hakkındaki görüşü
He has a good name in the city
Şehirde iyi bir ünü var
savunmacı
Sahnedeeleştirilere karşı kendini korumaya çalışan
Stop being so defensive
Bu kadar savunmacı olmayı bırak
ilk
Sahnedezaman veya sıra bakımından herkesten önce gelen
She was the first person to arrive
O gelen ilk kişiydi
birinci sınıf
mümkün olan en yüksek standartta
This hotel provides first class service
Bu otel birinci sınıf hizmet sunuyor
başlangıçta
en başta veya başlangıç aşamasında
At first I did not understand
Başlangıçta anlamadım
resmî olarak
Sahnederesmî bir şekilde
The agreement was formally signed
Anlaşma resmî olarak imzalandı
resmi bir şekilde
kurallara veya geleneklere bağlı kalarak
They were formally introduced at the party
Partide resmi bir şekilde tanıştırıldılar
birisi
Sahnedebilinmeyen veya belirtilmemiş bir kişi
Somebody is at the door
Kapıda biri var
biri
Sahnedebilinmeyen bir kişi
I need somebody to help me
Bana yardım edecek birine ihtiyacım var
önemli biri
önemli veya yüksek statüye sahip kimse
She acts like she is really somebody
Gerçekten önemli biriymiş gibi davranıyor
ne kadar
Sahnedemiktar veya fiyat sormak için kullanılan ifade
How much is this
Bu ne kadar
kızgın
Sahnedeöfkeli hissetmek veya öfke göstermek
He is mad at me
Bana kızgın
harika
çok iyi veya etkileyici
Those shoes are mad
Bu ayakkabılar harika
tutkun
birine karşı çok güçlü sevgi duyan
He is mad about her
Ona tutkun
suistimal etmek
Sahnedebirini kendi çıkarı için haksızca kullanmak
Don't let them take advantage of you
Onların seni suistimal etmesine izin verme
değerlendirmek
Sahnedebir durumu kendi lehine kullanmak
He took advantage of the opportunity
Fırsatı değerlendirdi
yararlanmak
bir şeyden fayda sağlamak
You should take advantage of the library
Kütüphaneden yararlanmalısın
yararlanmak
bir durumdan veya fırsattan fayda sağlamak
You should take advantage of this chance
Bu şanstan yararlanmalısın
yararlanmak
bir durumdan veya fırsattan fayda sağlamak
You should take advantage of this opportunity
Bu fırsattan yararlanmalısın
gereksiz yere
Sahnedeihtiyaç duyulandan daha fazla
Don't complicate things unnecessarily
İşleri gereksiz yere karmaşıklaştırma
görünmez
Sahnedegörülemeyen
The ink is invisible
Mürekkep görünmezdir
stabil
Sahnededeğişmesi veya hareket etmesi beklenmeyen
The patient is stable
Hasta stabil
ahır
atların tutulduğu bina
The horse is in the stable
At ahırda
grup
birlikte tutulan kişi veya nesneler topluluğu
The actor is part of the studio stable
Oyuncu stüdyo grubunun bir parçası
basit
Sahnedezor veya karmaşık olmayan
This is a simple task
Bu basit bir görev
sade
gösterişsiz veya karmaşık olmayan
She wore a simple dress
Sade bir elbise giydi
basitçe
basit veya anlaşılır bir biçimde
I like to keep things simple
İşleri basit tutmayı severim
teslim etmek
Sahnedebir belgeyi veya formu yetkili bir kişiye veya kuruma verme
You must submit your assignment today
Ödevinizi bugün teslim etmelisiniz
boyun eğmek
birinin otoritesini veya kontrolünü kabul etmek
He refused to submit to the enemy
Düşmana boyun eğmeyi reddetti
sunmak
resmi olarak değerlendirilmesi için fikir veya belge vermek
Please submit your application by Friday
Lütfen başvurunuzu cuma gününe kadar sunun
sorgulamak
resmi olarak birine soru sormak
The police submitted the witness to questioning
Polis tanığı sorguya çekti
uzun zaman
Sahnedeolayların gerçekleştiği ölçülen süre
I have waited for a long time
Uzun zaman bekledim
uzun süre
uzun bir süre devam eden
I have lived here for a long time
Uzun süredir burada yaşıyorum
uzun süreli
uzun bir süre boyunca devam eden
This is a long time project
Bu uzun süreli bir proje
uzun süreli
bir durumda veya ilişkide uzun süredir bulunan
She is a long-time member of this club
O bu kulübün uzun süreli bir üyesi
uzun süre
uzun bir zaman dilimi
I have not seen you for a long time
Seni uzun süredir görmedim
hiçbir şey
Sahnedehiçbir miktar veya nesne
There is nothing here
Burada hiçbir şey yok
hiçbir şey
herhangi bir nesnenin olmaması
I have nothing in my hand
Elimde hiçbir şey yok
hiç
geriye kalan bir şeyin yokluğu
There is nothing left
Geriye hiçbir şey kalmadı
hiçbir şey
herhangi bir şeyin bulunmaması
There is nothing in the box
Kutunun içinde hiçbir şey yok
sanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I suppose that you are right
Haklı olduğunu sanıyorum
varsaymak
bir şeyin doğru olduğunu kanıtsız kabul etmek
I suppose you are right
Haklı olduğunu varsayıyorum
niyetinde olmak
bir amaç veya plan taşımak
You are supposed to arrive by ten
Ona kadar varman gerekiyor
mülakat
Sahnedesoru sormak için yapılan resmi görüşme
I have a job interview tomorrow
Yarın bir iş mülakatım var
mülakat yapmak
Sahnederesmi bir görüşmede birine sorular sormak
They will interview the candidates today
Adaylarla bugün mülakat yapacaklar
mülakat
birine soru sormak için yapılan toplantı
I have a job interview tomorrow
Yarın iş mülakatım var
anlamak
Sahnedebir şeyin anlamını kavramak
I understand the lesson
Dersi anlıyorum
anlamak
Sahnedene demek olduğunu bilmek
I understand you
Seni anlıyorum
anlamak
bir durumun veya gerçeğin bilincine varmak
I understand the risks involved
İşin içindeki riskleri anlıyorum
kavramak
söylenen bir şeyi zihnen çözümlemek
I understood his instructions clearly
Talimatlarını net bir şekilde kavradım
iki kez
Sahnedeiki defa
I called him twice
Onu iki kez aradım