

Teen Wolf — 1. Sezon Bölüm 9
Kelimeler ve anlamları
497 kelime
Seviye
antibiyotik
Sahnedebakterileri öldüren ilaç
The doctor gave me an antibiotic
Doktor bana bir antibiyotik verdi
romantizm
Sahnedederin bir sevgi duygusu
Romance is important in a relationship
Bir ilişkide romantizm önemlidir
aşk hikayesi
aşk ve romantik ilişkiler hakkında bir hikaye
I like reading romance novels
Aşk romanları okumayı severim
kur yapmak
birinin size aşık olmasını sağlamaya çalışmak
He tried to romance her with flowers
Ona çiçeklerle kur yapmaya çalıştı
önem arz etmek
önemli veya dikkate değer olmak
This small detail does not romance at all
Bu küçük detay hiç önem arz etmiyor
aşk
derin bir sevgi hissi
They share a beautiful romance
Güzel bir aşk paylaşıyorlar
bile
Sahnedeşaşırtıcı veya uç bir durumu belirtmek için kullanılır
He didn't even say hello
Merhaba bile demedi
ödeşmiş
iki taraf arasında borç veya avantaj bulunmaması durumu
Now we are even
Şimdi ödeştik
çabalamak
bir şeyi başarmak için gayret göstermek
You should even to reach your goal
Hedefine ulaşmak için çabalamalısın
çift
ikiye tam bölünebilen sayı
Four is an even number
Dört çift bir sayıdır
tür
Sahnedebenzer özelliklere sahip grup
What kind of music do you like
Ne tür müzik seversiniz
nazik
dost canlısı ve cömert
She is a kind person
O nazik bir insandır
biraz
küçük bir ölçüde
I am kind of tired
Biraz yorgunum
nazik
başkalarına karşı iyi ve yardımsever olan
She is a kind person
O nazik bir insan
incinmiş
Sahnedefiziksel veya duygusal acı hissetmek
He felt deeply hurt
Derinden incinmiş hissetti
incitmek
Sahnedebirine veya bir şeye fiziksel ya da duygusal zarar vermek
Don't hurt your brother
Kardeşini incitme
kırgın
üzgün veya alınmış hissetmek
She felt hurt by his words
Onun sözleri yüzünden kırgın hissetti
acıtmak
birine fiziksel acı vermek
Don't hurt your knee
Dizini acıtma
çığlık atmak
Sahnedeyüksek sesle ve tiz bir şekilde bağırmak
She started to scream
Çığlık atmaya başladı
çığlık atmak
yüksek sesle bağırmak
She started to scream
O çığlık atmaya başladı
haykırmak
bir şeyi çok açık bir şekilde ifade etmek
His behavior screams guilt
Davranışları suçluluk haykırıyor
iş birliği yapmak
Sahnedeberaber çalışmak veya istenileni yapmak
If you want the promotion, you have to play ball
Terfi istiyorsan iş birliği yapmalısın
içgüdü
Sahnededüşünmeden bir şeyi bilmenin doğal yolu
Birds build nests by instinct
Kuşlar içgüdüyle yuva yapar
endişelenmek
Sahnedebir durum hakkında kaygılı veya huzursuz hissetmek
Do not worry about the exam
Sınav hakkında endişelenme
gitti
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
He went to the store
Mağazaya gitti
hale gelmek
bir durumdan başka bir duruma geçmek
The milk went bad
Süt bozuldu
bırakmak
tutulan veya hapsedilen birini veya bir şeyi serbest bırakmak
He let the bird go
O kuşu serbest bıraktı
alçalmak
daha düşük bir yere doğru hareket etmek
The elevator went down to the first floor
Asansör birinci kata alçaldı
açıklamak
Sahnedebir şeyi anlaşılır hale getirmek
Can you explain this
Bunu açıklayabilir misin
açıklamak
bir şeyi anlaşılır kılmak için bilgi vermek
Please explain the rules to me
Lütfen kuralları bana açıkla
açıklamak
bir şeyi kolay anlaşılır kılmak için nedenlerini veya detaylarını vermek
Can you explain this rule
Bu kuralı açıklayabilir misin
açıklamak
bir şeyi anlaşılır hale getirmek
Can you explain this math problem to me
Bu matematik problemini bana açıklayabilir misin
uyarmak
Sahnedebirini olası bir tehlike hakkında bilgilendirmek
I warned him about the rain
Onu yağmur hakkında uyardım
bir
Sahnede1 sayısı
I have one apple in my bag
Çantamda bir elma var
bölüm
bir dizinin parçası
I watched episode one last night
Dün gece dizinin ilk bölümünü izledim
an
çok kısa bir süre
Wait for one moment please
Lütfen bir an bekleyin
biraz
küçük bir derecede
This is one better than that
Bu ondan biraz daha iyi
oturmak
Sahnedebir yerde bulunmak veya kalmak
Please sit on that chair
Lütfen o sandalyeye otur
oturmak
ağırlığı kalçaya vererek sandalye veya zemin üzerinde durma eylemi
Please sit on this chair
Lütfen bu sandalyeye otur
oturtmak
birinin oturmasını sağlamak
I will seat the guests
Misafirleri oturtacağım
poz vermek
bir sanatçıya veya fotoğrafçıya çizilmesi için hareketsiz durmak
I sat for a portrait
Bir portre için poz verdim
oturmak
vücudun ağırlığını kalçalar üzerinde dinlendirme pozisyonunda olmak
Please sit in that chair
Lütfen o sandalyeye otur
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anlayıp anlamadığını kontrol etmek veya duraksamak için kullanılır
It is a bit expensive, you know
Biraz pahalı, biliyorsun
hani
konuşurken dikkat çekmek veya düşünürken kullanılan bir ifade
You know, I am not sure about this
Hani, bu konuda emin değilim
bilmek
bir şey hakkında bilgi sahibi olmak
Do you know the answer
Cevabı biliyor musun
getirmek
Sahnedebir şeyi bir yere taşımak
Please bring me some water
Lütfen bana biraz su getir
beraberinde getirmek
bir durumun yaşanmasına neden olmak
Spring brings warm weather
Bahar sıcak havaları beraberinde getirir
peşinden gelmek
birinin arkasından yakın bir şekilde yürümek
The dog likes to bring behind me
Köpek peşimden gelmeyi sever
suçlamak
birinin yasa dışı bir şey yaptığını resmen ifade etmek
The police decided to bring charges against him
Polis ona karşı suçlamada bulunmaya karar verdi
ha ha
Sahnedegülme sesi
He said ha ha
Ha ha dedi
kahkaha
gülme eyleminin sesi
I heard a ha ha
Bir kahkaha duydum
çok
büyük ölçüde
It is ha ha good
Bu çok iyi
sıra
Sahnedeinsan veya nesnelerin oluşturduğu yan yana dizi
Please sit in the front row
Lütfen ön sırada oturun
kavga
gürültülü tartışma
They had a big row
Büyük bir kavga ettiler
kürek çekmek
bir tekneyi küreklerle sürmek
He likes to row the boat
Kayığı kürekle sürmeyi sever
sıra
birbiri ardına gelen olaylar dizisi
They won three games in a row
Üst üste üç oyun kazandılar
saldırmak
Sahnedebirine fiziksel olarak saldırmak
He tried to assault the guard
Muhafıza saldırmaya çalıştı
dar
Sahnedevücuda çok sıkı oturan
This shirt is too tight
Bu gömlek çok dar
sıkıca
rahat ve güvenli bir şekilde
You will sleep tight
Mışıl mışıl uyuyacaksın
başabaş
iki taraf veya miktar arasında çok az fark olması
The election result was very tight
Seçim sonucu çok başabaştı
dar
iki taraf veya miktar arasında çok az fark olması
The schedule is very tight
Program çok dar
zorlu
başa çıkması güç olan
We are in a tight situation
Zorlu bir durumdayız
sıkı
yerinde sağlam bir şekilde tutulan
The lid of the jar is tight
Kavanozun kapağı sıkı
sıkıca
bir şeyi çok sağlam tutacak şekilde
He held my hand tight
Elimi sıkıca tuttu
cimri
para harcamaya istekli olmayan
He is too tight to pay for dinner
Akşam yemeği için ödeme yapamayacak kadar cimri
katı
güçlü kontrol veya kurallara sahip olan
Security at the airport is tight
Havaalanındaki güvenlik katı
normal
Sahnedealışılmış, sıradan veya garip olmayan
It is normal to feel nervous
Gergin hissetmek normaldir
normal
alışılagelmiş veya tuhaf olmayan
It is normal to feel nervous
Gergin hissetmek normaldir
izin vermek
Sahnedebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
bildirmek
birine bir şeyi haber vermek
Let me know your answer
Cevabını bana bildir
işten çıkarmak
birinin işine son vermek
The manager had to let him go
Müdür onu işten çıkarmak zorunda kaldı
hayal kırıklığına uğratmak
beklentileri karşılayamamak
I will not let you down
Seni hayal kırıklığına uğratmayacağım
salak
Sahnedeçok aptal veya sinir bozucu kişi
That dumb ass forgot his keys again
O salak anahtarlarını yine unuttu
aptal
aptal veya zekası düşük kişi
Stop being such a dumb ass
Bu kadar aptal olmayı bırak
salak
aptal kimse
He is such a dumb ass
O tam bir salak
haline gelmek
Sahnedebir şeye dönüşmek veya bir durumda olmak
He came to be a great leader
O, harika bir lider haline geldi
aptal
Sahnedemantıklı veya zeki olmayan
That was a stupid mistake
Bu aptalca bir hataydı
aptal
aptal veya sinir bozucu kişi
Stop being so stupid
Bu kadar aptal olma
ekonomi
Sahnedeinsanların para ve kaynakları nasıl kullandığını inceleyen bilim dalı
I have an econ class tomorrow
Yarın ekonomi dersim var
Soru sormak
Sahnedebirinden bilgi almak amacıyla bir şey sormak
She wanted to question him about the project
Proje hakkında ona soru sormak istedi
sorgulamak
bir şey hakkında şüphe belirtmek
I question his honesty
Onun dürüstlüğünü sorguluyorum
Söz konusu
Üzerinde tartışılan konu
This is the issue in question
Söz konusu olan mesele budur
önünde
Sahnedebir şeyin veya birinin ön kısmında bulunan
The car is in front of the house
Araba evin önünde
önünde
birinin veya bir şeyin ilerisindeki konum
She is standing in front of the door
O kapının önünde duruyor
önünde
bir kimsenin veya bir şeyin bulunduğu yer
The car is parked in front of the house
Araba evin önünde park edilmiş
hatırlatmak
Sahnedebirine bir şeyi hatırlamasını sağlamak
Please remind me to call him
Lütfen ona telefon etmemi hatırlat
çıkmak
Sahnedebirisiyle romantik bir amaçla görüşmek
They have been dating for two months
İki aydır çıkıyorlar
tarih
ayın veya yılın belirli bir günü
What is today's date?
Bugünün tarihi ne?
hurma
palmiye ağacından yetişen tatlı kahverengi meyve
I like eating dates
Hurma yemeyi severim
bugüne kadar
şimdiki zamana kadar
We have learned a lot to date
Bugüne kadar çok şey öğrendik
suçlamak
Sahnedebirini yasal olmayan bir şey yapmakla resmen itham etmek
The police charged him with robbery
Polis onu soygunla suçladı
şarj etmek
bir cihaza elektrik enerjisi yüklemek
I need to charge my phone
Telefonumu şarj etmem gerekiyor
ücret talep etmek
bir mal veya hizmet karşılığında para istemek
The hotel charges for breakfast
Otel kahvaltı için ücret talep ediyor
sorumluluk
birinin bakmakla yükümlü olduğu kişi veya şey
The children were in her charge
Çocuklar onun sorumluluğundaydı
ücret talep etmek
bir hizmet veya ürün için para istemek
They charge a high price
Bunun için yüksek ücret talep ediyorlar
hücum emri
ileri atılmayı veya saldırmayı bildiren komut
The general gave the order to charge
General hücum emrini verdi
hücum etmek
bir yöne doğru hızla ve güç kullanarak hareket etmek
The bull charged at the matador
Boğa matadora hücum etti
suçlamak
birinin yasa dışı bir şey yaptığını resmi olarak söylemek
The police will charge him with robbery
Polis onu soygunla suçlayacak
saldırmak
birine veya bir şeye hızlıca ve saldırganca hareket etmek
The soldiers charge the enemy position
Askerler düşman mevzisine saldırıyor
sorumluluk
kontrol veya mesuliyet sahibi olma durumu
She is in charge of the team
Ekibin sorumluluğu onda
yönetmek
bir şey üzerinde kontrol veya mesuliyet sahibi olmak
The manager charges the department
Müdür departmanı yönetiyor
sorumlu
bir şeyi idare etmekten veya kontrol etmekten yükümlü
Who is in charge of this project
Bu projenin sorumlusu kim
niyetinde olmak
Sahnedene yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
gitmek
bir yere varmak veya bir etkinliğe katılmak
We go to school every morning
Her sabah okula gideriz
ilk tercih
birinin en sık kullandığı veya seçtiği şey ya da kişi
Pizza is my go-to meal on Fridays
Pizza cumaları ilk tercihim olan yemektir
gitmek
bir yere veya kişiye ulaşmak
The letter goes to the manager
Mektup müdüre gidiyor
gitmek
bir okulda öğrenci olmak
She goes to university in London
O Londra'da üniversiteye gidiyor
yönelmek
bir yerin doğrultusunda hareket etmek
The road goes to the city center
Yol şehir merkezine yöneliyor
uğramak
bir yeri ziyaret etmek
I will go to the library today
Bugün kütüphaneye uğrayacağım
gitmek
belirli bir yere doğru hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
gitmek
birine ulaşmak ya da teslim edilmek
This award will go to the best student
Bu ödül en iyi öğrenciye gidecek
kasa dairesi
Sahnededeğerli eşyaları saklamak için kullanılan güvenli oda
The gold is in the vault
Altın kasa dairesinde
üstünden atlamak
elleri veya bir sırığı kullanarak bir şeyin üzerinden atlamak
He vaulted over the fence
Çitin üzerinden atladı
kasa dairesi
değerli eşyaları saklamak için kullanılan güçlü duvarları ve kapısı olan oda
The bank kept the money in a vault
Banka parayı kasa dairesinde tuttu
kemer
bir binanın veya odanın tavanını oluşturan kavisli yapı
The church has a high stone vault
Kilisenin yüksek bir taş kemeri var
yarı
Sahnedeoyunların veya maçların eşit iki bölümünden biri
The team played both halves well
Takım her iki yarıyı da iyi oynadı
yarı
tam olmayan veya kısmen
He was half asleep
Yarı uykuluydu
hayat arkadaşı
evli olduğunuz veya romantik bir ilişki yaşadığınız kişi
I am going out with my better half
Hayat arkadaşımla dışarı çıkıyorum
hissetmek
Sahnedefiziksel veya duygusal bir duyuya sahip olmak
I feel very tired
Çok yorgun hissediyorum
endişeli
kendine güvenmeyen veya emin olamayan his
I feel anxious about the test
Sınav hakkında endişeli hissediyorum
hatırlatmak
birine bir şeyi anımsatmak
This song makes me feel my childhood
Bu şarkı bana çocukluğumu hatırlatıyor
düşünmek
bir fikir veya tutuma sahip olmak
I feel that we should go
Gitmemiz gerektiğini düşünüyorum
hissetmek
bir duygu veya durumu deneyimlemek
I feel happy today
Bugün mutlu hissediyorum
baskı
Sahnedetaleplerin neden olduğu stres veya endişe hissi
He is under a lot of pressure
Çok fazla baskı altında
basınç
bir şeye karşı uygulanan itme gücü
The water pressure is high
Su basıncı yüksek
baskı yapmak
birine bir şey yaptırmaya çalışmak
They pressured him to sign the paper
Kağıdı imzalaması için ona baskı yaptılar
hey
Sahnededikkat çekmek veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
Hey, look at this!
Hey, şuna bak!
kazanılamaz
Sahnedekazanılması imkansız olan
This is a no win situation
Bu kazanılamayacak bir durum
çıkmaz
başarı şansının olmadığı durum
It was a no win situation for everyone
Bu herkes için bir çıkmazdı
kazananı olmayan
başarı şansı veya olumlu bir sonucu bulunmayan durum
This is a no-win situation for both of us
Bu ikimiz için de kazananı olmayan bir durum
seçim
Sahnedebir şeyi seçme eylemi veya seçilen şey
It was a difficult choice
Zor bir seçimdi
seçkin
çok iyi kalitede olan
We were served choice wine
Bize seçkin bir şarap ikram edildi
seçim
birinin en çok tercih ettiği şey
This blue dress is my choice
Bu mavi elbise benim seçimim
anlamak
Sahnedebir şeyi kavramak veya anlamak
I don't get it
Anlamıyorum
ceza almak
yanlış bir davranışın sonucunda cezalandırılmak
You will get it if you do that
Bunu yaparsan cezanı çekersin
elde etmek
bir şeye sahip olmak veya onu kazanmak
I hope I get it soon
Umarım onu yakında elde ederim
halletmek
bir işi tamamlamak
I will get it done today
Onu bugün halledeceğim
telefona bakmak
gelen bir çağrıyı yanıtlamak
Please get it when it rings
Çaldığında lütfen telefona bak
tamamlamak
bir işi veya görevi bitirmek
I will get it done by tomorrow
İşi yarına kadar tamamlayacağım
almak
bir şeyi elde etmek veya satın almak
I need to get it from the store
Onu mağazadan almam gerekiyor
kavuşmak
bahsi geçen nesneye sahip olmak
Did you get it in the mail
Onu postayla aldın mı
cezalandırılmak
azarlanmak veya bir yaptırıma uğramak
You will get it when dad comes home
Babam eve gelince cezanı çekeceksin
hücre
Sahnededaha büyük bir sistemin parçası olan küçük birim
The human body is made of cells
İnsan vücudu hücrelerden oluşur
cep telefonu
arama yapmak ve internet kullanmak için kullanılan cihaz
I lost my cell phone
Cep telefonumu kaybettim
hücre
hapishanedeki küçük oda
The prisoner is in his cell
Mahkum hücresinde
hücre
canlıların en küçük yapı birimi
The human body is made of many cells
İnsan vücudu birçok hücreden oluşur
zorunda
Sahnedebir şeyi yapmak zorunda olmak
I gotta go now
Şimdi gitmem lazım
zorunda olmak
bir şeyi yapma gerekliliği
I gotta go now
Şimdi gitmem gerek
farklı
Sahnedeaynı olmayan
We are different
Biz farklıyız
farklı
aynı olmayan veya benzerlik göstermeyen
These two books are different
Bu iki kitap birbirinden farklı
çok
Sahnedebüyük bir miktar veya sayı
I have a lot of books
Çok kitabım var
bir sürü
bir şeyin büyük miktarı veya sayısı
I have a lot of books
Bir sürü kitabım var
çok
bir şeyden büyük miktarda olması
I have a lot of books
Çok kitabım var
taşımak
Sahnedebir şeyi bir yerden başka bir yere götürmek
Please carry this box inside
Lütfen bu kutuyu içeri taşı
destek olmak
birinin zor zamanlarda ayakta kalmasını sağlamak
Courage carries him through the day
Cesaret gün boyunca ona destek oluyor
uzağa ulaşmak
bir sesin uzak mesafelerden duyulabilmesi
Her voice carries well in this hall
Sesi bu salonda uzağa ulaşıyor
üzerinde bulundurmak
bir şeyi elinde veya yanında tutmak
Do you carry an umbrella
Yanında şemsiye bulunduruyor musun
gerektirmek
bir sonucu veya sorumluluğu beraberinde getirmek
This job carries great responsibility
Bu iş büyük sorumluluk gerektirir
taşınmış
bir yerden başka bir yere götürülmüş olan
The goods were carried by truck
Mallar kamyonla taşındı
yol açmak
belirli bir sonuca veya etkiye neden olmak
This decision carries serious risks
Bu karar ciddi risklere yol açar
taşımak
bir şeyi bir yerden başka bir yere götürmek
Please carry your books to the desk
Lütfen kitaplarını masaya taşı
ne halt
Sahnedebir soruyu vurgulamak veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
What the hell are you doing
Ne halt ediyorsun
bu da ne
şaşkınlık veya öfke belirtmek için kullanılan bir ifade
What the hell you broke it
Bu da ne sen onu kırdın
bu da ne
şaşkınlık hüsran veya kayıtsızlık ifade etmek için kullanılır
What the hell is that
Bu da ne
değil mi
Sahnedekarşıdakinin katılıp katılmadığını sormak için kullanılır
It's hot, huh?
Hava sıcak, değil mi?
ha
Sahnedekafa karışıklığını veya tekrar isteğini belirtir
Huh? Who is that?
Ha? O kim?
yalvarmak
Sahnedebir şeyi çok acil veya ısrarlı bir şekilde istemek
I beg you to stay
Kalman için sana yalvarıyorum
dilenmek
genellikle para veya yardım istemek
He begged for money on the street
Sokakta para dilendi
bir kez
Sahnedetek bir sefer
I visited Paris once
Paris'i bir kez ziyaret ettim
olduğunda
Sahnedeolduğu zaman veya olur olmaz
Once you finish, we can go
Bitirdiğinde gidebiliriz
bir zamanlar
geçmişte bir zamanda
I once lived here
Bir zamanlar burada yaşadım
derhal
hemen hiç gecikmeden
Do it at once
Bunu derhal yap
koklamak
Sahnedeburnuyla havayı çekerek koklamak
The dog sniffed the shoe
Köpek ayakkabıyı kokladı
burnunu çekmek
burnundan hava çekmek
He sniffed because he was crying
Ağladığı için burnunu çekti
çizim
Sahnedekalem veya benzeri bir araçla yapılmış resim
This drawing is beautiful
Bu çizim çok güzel
çizim yapmak
kalemle resim yapmak
She is drawing a flower
O bir çiçek çiziyor
çekiliş
kazananların seçildiği etkinlik
I won the drawing
Çekilişi ben kazandım
çizim
kalem ile yapılan resim
This is a beautiful drawing
Bu güzel bir çizim
kavram
Sahnedegenel bir fikir veya anlayış
It is a complex concept
Bu karmaşık bir kavram
hedeflemek
Sahnedebir şeyi başarmaya çalışmak
You should shoot for a higher score on the test
Sınavda daha yüksek bir puan hedeflemelisin
hedeflemek
bir şeyi başarmaya çalışmak
She is shooting for a high score
O yüksek bir puanı hedefliyor
lise
Sahnede14 ile 18 yaş arasındaki öğrenciler için okul
She is a high school student
O bir lise öğrencisi
çocukça
Sahnedeçocuksu veya olgunlaşmamış davranışlar sergileyen
Stop acting so high school about this
Bu konuda çocukça davranmayı bırak
lise
öğrencilerin üniversiteden önce eğitim gördüğü yer
I go to high school
Liseye gidiyorum
lise
ergenlerin eğitim gördüğü okul
She is a high-school student
O bir lise öğrencisi
doğru
Sahnedegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
tamam
Sahnedeanlaşma veya anlama belirtmek için kullanılır
Right, I will do it
Tamam, yapacağım
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
teşekkür ederim
Sahnedeminnettarlık göstermek için kullanılan sözler
Thank you for the help
Yardım için teşekkür ederim
teşekkür
minnettarlık ifade eden söz
I sent a thank-you to my teacher
Öğretmenime bir teşekkür gönderdim
teşekkür ederim
minnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan nazik ifade
I want to say thank you
Sana teşekkür ederim demek istiyorum
teşekkür
minnettarlığı göstermenin nazik bir yolu
A simple thank you goes a long way
Basit bir teşekkür çok şey ifade eder
teşekkürler
minnettar olduğunuzu belirtmek için kullanılan sözler
Please say thank you for the gift
Lütfen hediye için teşekkürler de
teşekkür ederim
minnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan sözler
Thank you for your help
Yardımın için teşekkür ederim
korkmuş
Sahnedekorku hissetme
She is afraid of spiders
O örümceklerden korkar
korkarım ki
kötü bir durumdan dolayı üzüntü veya endişe duyma
I am afraid I cannot help you
Korkarım ki size yardım edemem
korkarım
kötü bir durumdan dolayı üzgün veya kaygılı hissetmek
I am afraid that we are late
Korkarım geç kaldık
aramak
Sahnedebirini bulmaya veya yakalamaya çalışmak
The police wanted the suspect
Polis şüpheliyi arıyordu
istedi
bir şeyi arzu etmek
I wanted a new car
Yeni bir araba istedim
istemek
bir şey yapmayı planlamak veya amaçlamak
I wanted to visit my friend
Arkadaşımı ziyaret etmek istedim
aranan
polis tarafından yakalanmaya çalışılan kişi
The man is wanted by the police
Adam polis tarafından aranıyor
aranan
biri tarafından ihtiyaç duyulduğunu veya sevildiğini hissetmek
She felt wanted by her friends
Arkadaşları tarafından sevildiğini hissetti
metin
Sahnedeyazılı bir eser veya içerik
Please read this text carefully
Lütfen bu metni dikkatlice oku
mesaj atmak
telefonla yazılı mesaj göndermek
Please text me later
Daha sonra bana mesaj at
mesaj
telefondan gönderilen yazılı ileti
I sent him a text
Ona bir mesaj gönderdim
mesajlaşmak
telefondan yazılı bir ileti göndermek
I will text you later
Seni sonra mesajlayacağım
gururlu
Sahnedebir başkasının başarısıyla mutlu olmak
I am proud of you
Seninle gurur duyuyorum
gururlu
Sahnedekendi başarılarından tatmin olmak
He is proud of his work
İşiyle gurur duyuyor
gururlu
memnuniyet ve kıvanç gösteren
She has a proud expression
Gururlu bir ifadesi var
gururlu
kendinle veya başkasıyla memnuniyet duyma
I am proud of your success
Başarınla gurur duyuyorum
olmak
Sahnedefarklı bir duruma geçmek
It has gotten cold
Hava soğudu
almak
bir şeyi elde etmek
I have gotten a letter
Bir mektup aldım
varmış
bir yere ulaşmış olma durumu
I have gotten to the station
İstasyona varmış durumdayım
güçlü
Sahnedebüyük güce veya etkiye sahip olan
He is a powerful leader
O güçlü bir lider
duraklamak
Sahnedegelişimin veya artışın durduğu bir seviyeye ulaşmak
My progress started to plateau after a few months
Birkaç ay sonra gelişimim duraklamaya başladı
plato
yüksekte bulunan geniş ve düz arazi
The city is located on a high plateau
Şehir yüksek bir platonun üzerinde yer alıyor
geçen sefer
Sahnedeşu andan önceki en yakın zaman
I ate sushi last time
Geçen sefer sushi yedim
son kez
diğer hepsinden sonra gelen
This is the last time
Bu son kez
geçen sefer
şu andan hemen önce gerçekleşen
I went there last time
Geçen sefer oraya gittim
tek
Sahnedesadece bir tane olan
I need a single sheet of paper
Tek bir kağıda ihtiyacım var
tek banknot
bir dolarlık kağıt para
He paid with a single
Tek bir banknotla ödeme yaptı
tek vuruş
beyzbolda vurucunun birinci kaleye ulaşmasını sağlayan vuruş
The player hit a single
Oyuncu tek vuruş yaptı
bekar
evli olmayan
He is currently single
O şu anda bekar
tekli
bir albümü tanıtmak için yayınlanan kısa müzik kaydı
They released a new single yesterday
Dün yeni bir tekli yayınladılar
tek
yalnızca bir tane olan
I have a single dollar left
Geriye sadece tek bir dolarım kaldı
ödünç almak
Sahnedebirinin eşyasını geçici olarak kullanıp sonra geri vermek
Can I borrow your pen?
Kalemini ödünç alabilir miyim?
uymak
Sahnedebir durum veya kişi için uygun olmak
This time suits me well
Bu zaman bana gayet iyi uyuyor
takım elbise
birbirine uygun ceket ve pantolondan oluşan kıyafet
He wore a black suit to the wedding
Düğüne siyah bir takım elbise giydi
dava
mahkemeye taşınan hak talebi veya anlaşmazlık
He brought a suit against his neighbor
Komşusuna karşı dava açtı
resim
Sahnedegörsel bir temsil
I drew a picture
Bir resim çizdim
hayal etmek
zihinde canlandırmak
I can't picture it
Bunu hayal edemiyorum
genel durum
bir durumun tamamı veya ana fikri
You need to understand the whole picture
Genel durumu anlaman gerekiyor
film
sinemada gösterilen hareketli görüntü
We saw a funny picture at the cinema
Sinemada komik bir film izledik
aklına gelmek
Sahnedebir fikir üretmek ya da bir şeyi hatırlamak
I can think of a better name
Daha iyi bir isim aklıma geliyor
düşünmek
Sahnedebir konu hakkında görüş sahibi olmak veya bir eylemi değerlendirmek
What do you think of this movie
Bu film hakkında ne düşünüyorsun
düşünmek
Sahnedebirini veya bir şeyi zihninde tutmak
I am thinking of my friends
Arkadaşlarımı düşünüyorum
akla getirmek
bir konudan bahsetmeye başlamak
Can you think of any good movies
Aklına iyi bir film geliyor mu
düşünmek
bir konu hakkında fikir veya görüş sahibi olmak
What do you think of this book
Bu kitap hakkında ne düşünüyorsun
açıklık
Sahnedegirilmesini veya geçilmesini sağlayan boşluk veya delik
There is a small opening in the wall
Duvarda küçük bir açıklık var
açılış
bir halka açık yerin veya etkinliğin insanlara ilk kez sunulduğu zaman
The grand opening of the new park is tomorrow
Yeni parkın büyük açılışı yarın
iş imkanı
doldurulmaya hazır boş pozisyon
There is an opening for a manager at the firm
Firmada bir müdür iş imkanı var
başlatma
bir şeyi başlatma eylemi
The opening of the engine takes some effort
Motoru başlatma biraz çaba gerektiriyor
fırsat
bir şey yapma şansı
This job opening is a great chance for you
Bu iş fırsatı senin için harika bir şans
başlangıç
bir şeyin ortaya çıkışı veya başlangıcı
The opening of the show was great
Gösterinin başlangıcı harikaydı
açılış
bir şeyin başlangıcı
The opening of the show was great
Gösterinin açılışı harikaydı
tutma
Sahnedebir şeyi elinde veya kollarında bulundurma
She is holding a cup of coffee
Bir fincan kahve tutuyor
bulundurma
bir şeyi belirli bir yerde muhafaza etmek
They are holding the cash in a safe
Parayı kasada bulunduruyorlar
gözaltı
polisin insanları tuttuğu yer
The suspect is in the holding cell
Şüpheli gözaltı hücresinde
tutma
bir şeyi elleriyle kavrayıp bırakmamak
She is holding a red apple
O kırmızı bir elma tutuyor
hissetti
Sahnededokunma veya duygu yoluyla fark etmek
I felt the cold wind
Soğuk rüzgarı hissettim
utandı
utangaç veya tuhaf hissetmek
He felt awkward at the party
Partide kendini tuhaf hissetti
keçe
preslenmiş yünden yapılan yumuşak kumaş
This hat is made of felt
Bu şapka keçeden yapılmıştır
yakında
Sahnedekısa bir süre sonra
I will see you soon
Yakında görüşürüz
yakında
kısa bir süre içinde
I will see you soon
Seni yakında göreceğim
çıkarmak
Sahnedebir kişiden veya nesneden bir şeyi uzaklaştırmak
Please take it off
Lütfen onu çıkar
kelime
Sahnedeanlamı olan tek bir dil birimi
I don't know this word
Bu kelimeyi bilmiyorum
tavsiye
kısa bir tavsiye veya bilgi
Let me give you a word of advice
Sana bir tavsiye vereyim
duş
Sahnedesu püskürtmesi altında yıkanma eylemi
I take a shower every morning
Her sabah duş alırım
yağdırmak
birine bir şeyden çok fazla vermek
They showered her with gifts
Ona hediyeler yağdırdılar
sağanak
kısa süreli yağmur
There was a quick shower this afternoon
Bu öğleden sonra kısa bir sağanak yağış vardı
bebek partisi
hamile bir kadına hediye vermek için düzenlenen parti
She enjoyed the baby shower
Bebek partisini çok beğendi
affedersiniz
Sahnedeözür dilemek veya birinin dikkatini çekmek için kullanılan nazik bir ifade
Excuse me, where is the station?
Affedersiniz, istasyon nerede?
pardon
duyulmayan veya anlaşılmayan bir şeyi tekrar ettirmek için kullanılan ifade
Excuse me could you say that again
Pardon bunu tekrar söyleyebilir misiniz
affedersiniz
birinin dikkatini çekmek veya özür dilemek için kullanılan nazik bir ifade
Excuse me can you help me
Affedersiniz bana yardım edebilir misiniz
pardon
birinin dikkatini çekmek veya özür dilemek için söylenen söz
Excuse me I did not see you
Pardon sizi görmedim
hatırlamak
Sahnedegeçmişteki bir anıyı zihne geri getirmek
I remember my childhood
Çocukluğumu hatırlıyorum
hatırlamak
bir şeyi yapmayı unutmamak
Remember to lock the door
Kapıyı kilitlemeyi hatırla
ders
Sahnedebir grup öğrenci için düzenlenen bir dizi ders veya toplantı
I have an English class today
Bugün İngilizce dersim var
asalet
şık ve zarif bir nitelik
She has a lot of class
O çok asildir
sınıf
birlikte eğitim gören öğrenci grubu
My class is very friendly
Sınıfım çok cana yakın
seviyesizlik
kaba veya nezaketsiz davranış
That comment showed no class
O yorum hiç seviyeli değildi
sınıf
okulda aynı seviyede bulunan öğrenci grubu
I like my class
Sınıfımı seviyorum
izlemek
Sahnedebir şeye dikkatle bakmak
I like to watch movies
Film izlemeyi severim
gözetmek
bir şeyi korumak veya kontrol etmek
Please watch my bag
Lütfen çantamı kolla
kol saati
bileğe takılan küçük saat
My watch is broken
Saatim bozuk
dikkat etmek
bir şeyi yaparken özenli ve dikkatli olmak
Watch your step on the stairs
Merdivenlerde adımına dikkat et