The Big Bang Theory — Season 1 Episode 2
Kelimeler ve anlamları
533 kelime
Seviye
etkilemek
Sahnedebirinin bir şey hakkındaki düşünce veya duygularını biçimlendirmek
His past experiences colored his view
Geçmiş deneyimleri görüşünü etkiledi
boyamak
bir şeye renk vermek
She colors the picture
Resmi boyuyor
renk
kırmızı veya mavi gibi renklerin adı
Red is my favorite color
Kırmızı benim en sevdiğim renktir
cheesecake
Sahnedekrem peynirle yapılan tatlı bir kek
I love eating cheesecake
Cheesecake yemeyi severim
oturma odası
Sahnedeevde oturmak ve dinlenmek için kullanılan oda
We are in the living room
Oturma odasındayız
oturma odası
evde dinlenmek ve misafir ağırlamak için kullanılan oda
We are relaxing in the living room
Oturma odasında dinleniyoruz
değil mi
Sahnedekarşıdakinin katılıp katılmadığını sormak için kullanılır
It's hot, huh?
Hava sıcak, değil mi?
ha
kafa karışıklığını veya tekrar isteğini belirtir
Huh? Who is that?
Ha? O kim?
zorluk
Sahnedeyapılması çaba gerektiren zor iş
Learning a language is a challenge
Dil öğrenmek bir zorluktur
meydan okumak
birini yarışmaya veya mücadeleye davet etmek
I challenge you to a race
Sana meydan okuyorum
açık
Sahnedegörülmesi veya anlaşılması kolay
The answer is obvious
Cevap açık
yargı
Sahnedebirisi veya bir şey hakkında verilen karar veya görüş
You should not make a quick judgment
Hızlı bir yargıya varmamalısın
muhakeme
doğru kararlar verebilme yeteneği
She showed good judgment
İyi bir muhakeme gösterdi
geçerli
Sahnedegerçeklere veya mantığa dayanan
You have a valid point
Haklı bir noktan var
geçerli
resmi olarak onaylanmış veya kabul edilebilir
Your passport is still valid
Pasaportunuz hala geçerli
girmek
Sahnedebir yerin içine girmek
She went into the room
Odaya girdi
girmek
bir sürece başlamak
The car will go into production soon
Araba yakında üretime girecek
girmek
bir işe veya alana dahil olmak
She wants to go into politics
Siyasete girmek istiyor
detaylandırmak
bir konuyu derinlemesine incelemek
We cannot go into the details now
Detayları şimdi inceleyemeyiz
derinlemesine incelemek
bir konuyu detaylıca araştırmak veya konuşmak
We need to go into this problem
Bu sorunu derinlemesine incelememiz gerekiyor
surat asmak
kızgın olduğun için sessiz ve mutsuz olmak
He will go into a sulk if you say that
Eğer bunu söylersen surat asar
girmek
bir duruma veya sürece başlamak
She will go into recovery after surgery
Ameliyattan sonra iyileşme sürecine girecek
yüksek lisans
Sahnedeüniversiteden sonra alınan ileri düzey akademik derece
She is studying for her masters
O yüksek lisans eğitimi alıyor
efendiler
başkaları veya bir şey üzerinde otoritesi olan kimseler
The dogs listened to their masters
Köpekler efendilerini dinledi
ustalar
büyük beceri veya bilgiye sahip kişiler
They are masters of the game
Onlar oyunun ustaları
uzmanlık derecesi
bir eğitim programını tamamladıktan sonra kazanılan unvan
He earned his masters degree recently
Yakın zamanda uzmanlık derecesini aldı
sosis
Sahnedederi benzeri bir kılıf içindeki kıyılmış et
I like to eat sausage
Sosis yemeyi severim
potansiyel
Sahnedebir şeyin daha iyi hale gelme veya bir şeyi başarma olasılığı
He has great potential as a leader
Lider olarak büyük bir potansiyeli var
potansiyel
gelecekte gerçekleşmesi veya var olması mümkün olan
There is a potential problem
Potansiyel bir sorun var
potansiyel
bir şeyin gerçekleşme veya gelişme olasılığı
This student has a lot of potential
Bu öğrencinin büyük bir potansiyeli var
halı
Sahnedeyer kaplamak için kullanılan yumuşak örtü
The carpet is red
Halı kırmızı
bile
Sahnedeşaşırtıcı veya uç bir durumu belirtmek için kullanılır
He didn't even say hello
Merhaba bile demedi
ödeşmiş
iki taraf arasında borç veya avantaj bulunmaması durumu
Now we are even
Şimdi ödeştik
çabalamak
bir şeyi başarmak için gayret göstermek
You should even to reach your goal
Hedefine ulaşmak için çabalamalısın
çift
ikiye tam bölünebilen sayı
Four is an even number
Dört çift bir sayıdır
tamam
Sahnededinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
tamam
yeterince iyi veya kabul edilebilir
The meal was all right
Yemek idare ederdi
peki
kesinlikle veya şüphe duymadan
All right, I will come
Peki, geleceğim
tamam
bir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
tamam
bir isteği kabul etmek veya bir işe başlamak için kullanılan ifade
All right I will go now
Tamam şimdi gideceğim
iyi
kabul edilebilir veya güvenli durumda olan
Everything will be all right
Her şey iyi olacak
web kamerası
Sahnedebilgisayara fotoğraf veya video aktaran küçük kamera
I use a web cam for my online meetings
Çevrimiçi toplantılarım için bir web kamerası kullanıyorum
makul
Sahnedemantıklı veya aşırı olmayan
The price is reasonable
Fiyat makul
ayrılmak
Sahnedebiriyle olan romantik ilişkiyi bitirmek
She wants to break up with her boyfriend
Erkek arkadaşından ayrılmak istiyor
başlangıçta
Sahnedebaşlangıçta
At first, I didn't like it
Başlangıçta onu sevmedim
varsayım
Sahnedekanıt olmadan doğru olduğu düşünülen şey
Your assumption is wrong
Varsayımın yanlış
kapmak
Sahnedebir şeyi elinle hızla almak
She reached out to grab the bag
Çantayı kapmak için uzandı
çevrelemek
bir şeyi her taraftan sarmak
The walls grab the garden
Duvarlar bahçeyi çevreliyor
kapmak
hızlı bir hareketle bir şeyi almak
She grabbed her keys and left
Anahtarlarını kaptı ve gitti
fizikçi
Sahnedefizik bilimi ile uğraşan bilim insanı
Einstein was a famous physicist
Einstein ünlü bir fizikçiydi
leğen kemiği
Sahnedeomurganın tabanındaki kemik yapısı
He broke his pelvis in the accident
Kazada leğen kemiği kırıldı
kaçınmak
Sahnedebirinden veya bir şeyden uzak durmak
I try to avoid traffic
Trafikten kaçınmaya çalışıyorum
kaçınmak
bir şeyden uzak durmak veya uzak kalmak
Try to avoid bad habits
Kötü alışkanlıklardan kaçınmaya çalış
baraj gölü
Sahnedesuyun depolandığı büyük yapay göl
The city gets its water from the local reservoir
Şehir suyunu yerel baraj gölünden alıyor
en azından
Sahnedeen azı ile
At least three people came
En az üç kişi geldi
en az
Sahnedemiktar veya derece olarak en küçük
This is the least expensive room
Bu en az pahalı oda
en azından
olumsuz bir duruma rağmen olumlu bir şeyi vurgulamak için kullanılır
It was cold but at least we had a heater
Hava soğuktu ama en azından bir ısıtıcımız vardı
en ufak
en küçük derece veya miktarda
I am not in the least bit worried
En ufak bir endişe duymuyorum
üst direk
Sahnedeiki dikey parçayı birleştiren yatay çubuk
The ball hit the crossbar
Top üst direğe çarptı
artırmak
Sahnedebir şeyi daha büyük veya daha fazla hale getirmek
We need to increase sales
Satışları artırmamız gerekiyor
artmak
daha büyük veya daha fazla hale gelmek
The number of students continues to increase
Öğrenci sayısı artmaya devam ediyor
imkansız
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesinin mümkün olmadığını belirtmek için kullanılır
No way he can win
Onun kazanması imkansız
hadi canım
şaşkınlık ifade etmek veya bir şeye inanmakta güçlük çekmek
No way you won the lottery
Hadi canım piyangoyu kazandığına inanamıyorum
asla
kesin bir dille reddetmek veya bir şeyi kabul etmemek
No way am I doing that
Asla bunu yapmayacağım
deneyimlemek
Sahnedebir olayı tecrübe etmek
I want to live new adventures
Yeni maceralar deneyimlemek istiyorum
oturmak
Sahnedebir yerde ikamet etmek
We live in a big city
Biz büyük bir şehirde oturuyoruz
yaşamak
hayatta olmak
I want to live
Yaşamak istiyorum
canlı
anında yayınlanan
The show is live now
Program şu anda canlı
şişmek
Sahnedehacmi artmak veya şişmek
My ankle started to swell up
Ayak bileğim şişmeye başladı
uyandırmak
Sahnedebirini uykudan uyandırmak
The noise roused her from her sleep
Gürültü onu uykusundan uyandırdı
coşturmak
birini enerjik veya hevesli hissettirmek
He tried to rouse the crowd
Kalabalığı coşturmaya çalıştı
tam
Sahnedetüm parçaları içeren
Please write your full name
Lütfen tam adınızı yazın
dolu
mümkün olduğunca çok şeyle doldurulmuş
The glass is full of water
Bardak suyla dolu
tam
mümkün olan en yüksek derecede
He has full control
O tam kontrole sahip
tok
yeterince yemek yemiş olma durumu
I am full after that meal
O yemekten sonra tokum
daha az miktarda
Sahnededaha küçük bir miktar veya sayı
I want less water
Daha az suya ihtiyacım var
kutsamak
tanrıdan korumasını veya yardım etmesini istemek
May God bless you
Tanrı seni kutsasın
sayısız
sayılamayacak kadar çok
The stars are endless
Yıldızlar sayısızdır
siz eki
bir şeyin bulunmadığını belirten son ek
She is fearless
O korkusuz
merhametli
Sahnedebaşkalarına karşı şefkatli ve acımasız olmayan
He was merciful to his enemy
Düşmanına karşı merhametliydi
merhametli
merhamet göstermeye hazır olan
The judge was merciful
Hakim merhametliydi
bak
Sahnededikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
tam zamanı
Sahnedebir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
şimdi
Sahnedeiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
-e rağmen
Sahnedesöylenen bir şeye rağmen şaşırtıcı bir durumu belirtmek için kullanılır
Even though it was raining, we went for a walk
Yağmur yağmasına rağmen yürüyüşe çıktık
olmasına rağmen
bir durumun olmasına karşın
I went out even though it was raining
Yağmur yağmasına rağmen dışarı çıktım
dolap
Sahnedeeşyaları saklamak için kullanılan küçük oda veya dolap
Put your coat in the closet
Paltonu dolaba koy
gizli
başkalarından saklanan veya gizli tutulan
He is a closet fan of that band
O bu grubun gizli bir hayranı
kanıt
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu gösteren bilgi
There is no evidence for this claim
Bu iddia için hiçbir kanıt yok
muhtemelen
Sahnedebüyük olasılıkla
It will probably rain today
Bugün muhtemelen yağmur yağacak
erkek arkadaş
Sahnederomantik bir ilişki içinde olunan erkek
She went to the cinema with her boyfriend
O erkek arkadaşıyla sinemaya gitti
erkek arkadaş
romantik bir ilişki içinde olan erkek
He has a boyfriend
Onun bir erkek arkadaşı var
erkek arkadaş
düzenli romantik ilişki kurulan erkek
My boyfriend is a doctor
Erkek arkadaşım bir doktor
hemen şimdi
Sahnedetam olarak bu anda
I must go right now
Hemen şimdi gitmem gerekiyor
tamam mı
karşıdaki kişinin anlayıp anlamadığını kontrol etme
You understand right now
Anladın tamam mı
şu an
içinde bulunulan zaman dilimi
Right now is the best time
Şu an en iyi zaman
şu anda
içinde bulunulan an
I am busy right now
Şu anda meşgulüm
hemen
tam şu anda gerçekleşen
I need to leave right now
Hemen ayrılmam gerekiyor
şu anda
tam şu an veya bulunulan an
I am studying right now
Şu anda ders çalışıyorum
mısır gevreği
Sahnedetahıllardan yapılan ve genellikle sütle yenen kahvaltılık yiyecek
I eat cereal for breakfast
Kahvaltıda mısır gevreği yerim
kahvaltılık gevrek
Sahnedetahıllardan yapılan bir kahvaltı yiyeceği
I eat cereal for breakfast
Kahvaltıda gevrek yerim
gururlu
Sahnedebir başkasının başarısıyla mutlu olmak
I am proud of you
Seninle gurur duyuyorum
gururlu
kendi başarılarından tatmin olmak
He is proud of his work
İşiyle gurur duyuyor
gururlu
memnuniyet ve kıvanç gösteren
She has a proud expression
Gururlu bir ifadesi var
daire
Sahnededaha büyük bir binanın parçası olan konut
I live in a small apartment
Küçük bir dairede yaşıyorum
daire
Sahnedeyaşamak için ayrılmış odalar bütünü
Your apartment is very beautiful
Daireniz çok güzel
daire
daha büyük bir binanın parçası olan yaşam alanı
She lives in a small apartment
O küçük bir dairede yaşıyor
için
Sahnedebir sebepten dolayı
Since it is raining we stayed home
Yağmur yağdığı için evde kaldık
-den beri
Sahnedegeçmiş bir zamandan beri
I have lived here since 2010
2010'dan beri burada yaşıyorum
-den beri
geçmişteki bir noktadan şimdiye kadar
I have lived here since 2010
2010'dan beri burada yaşıyorum
-den beri
geçmişteki bir noktadan günümüze kadar
I have lived here since 2010
2010'dan beri burada yaşıyorum
-dığı için
bir durumun nedenini açıklamak için kullanılan bağlaç
Since it is raining we will stay inside
Yağmur yağdığı için içeride kalacağız
çeyrek inç
Sahnedebir inçin dörtte birine eşit ölçü birimi
I need a screw that is a quarter inch wide
Çeyrek inç genişliğinde bir cıvataya ihtiyacım var
çeyrek inç
bir inçin dörtte biri kadar olan uzunluk ölçüsü
Cut the wood to a quarter-inch thickness
Tahtayı çeyrek inç kalınlığında kesin
varsaymak
Sahnedekanıt olmadan bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I assume you are tired
Yorgun olduğunu varsayıyorum
üstlenmek
bir görev veya sorumluluğu üzerine almak
He assumed the role of manager
Yönetici rolünü üstlendi
yıkamak
Sahnedebir şeyi su akışı ile temizlemek
He sluiced the mud off the path
Yoldaki çamuru suyla yıkadı
azaltmak
Sahnedebir şeyin miktarını veya boyutunu düşürmek
Please reduce the volume of the music
Lütfen müziğin sesini azaltın
azaltmak
bir şeyin boyutunu veya miktarını küçültmek
We need to reduce waste
Atıkları azaltmamız gerekiyor
düşürmek
bir şeyin seviyesini veya değerini aşağı çekmek
The shop will reduce the price of items
Mağaza ürünlerin fiyatını düşürecek
hadi
Sahnedebirini bir şeyi yapmaya teşvik etmek
Come on, you can do it
Hadi, yapabilirsin
üstüne gitmek
çok baskıcı veya aşırı davranmak
Don't come on so strong
Çok üstüme gelme
hadi canım
inanmamayı veya karşı çıkmayı ifade etmek
Come on, that is not true
Hadi canım, bu doğru değil
çalışmaya başlamak
devreye girmek veya çalışmaya başlamak
The lights come on at night
Işıklar gece yanar
hadi ama
öfke veya hayal kırıklığını ifade eden söz
Come on, stop wasting my time
Hadi ama, zamanımı boşa harcamayı bırak
çalışmak
bir cihazın veya ışığın devreye girmesi
The street lights come on at night
Sokak lambaları gece yanmaya başlar
gel
bir yere gitmeye davet etmek
Come on with me to the car
Arabaya benimle gel
hadi
birini bir şey yapmaya teşvik etmek
Come on you can do it
Hadi başarabilirsin
varmak
bir yere ulaşmak
The guests will come on soon
Misafirler yakında varacak
kur
birini cezbetmek için yapılan hamle
She gave him a come-on to start a conversation
Sohbet başlatmak için ona kur yaptı
ilerlemek
bir şeyin gelişmesi veya ilerleme kaydetmesi
Your project is really coming on well
Projen gerçekten iyi ilerliyor
davranmak
belirli bir şekilde hareket etmek
He came on too strong
Çok baskın davrandı
başarı
Sahnedezor bir şekilde gerçekleştirilen başarı
Climbing Everest is a great feat
Everest'e tırmanmak büyük bir başarıdır
neredeyse
Sahnedetam olarak değil ama çok yakın
I almost missed the bus
Neredeyse otobüsü kaçırıyordum
geliştirdi
Sahnedebir şey yapmak veya ortaya çıkarmak
She developed a new software
O yeni bir yazılım geliştirdi
gelişmiş
zamanla büyümüş veya ilerlemiş
They live in a developed country
Onlar gelişmiş bir ülkede yaşıyorlar
geliştirmek
yeni bir şey yapmak veya üretmek
The company developed a new phone
Şirket yeni bir telefon geliştirdi
cesaret etmek
Sahnedebir şeyi yapmaya cesareti olmak
He didn't dare to jump
Atlamaya cesaret edemedi
meydan okuma
cesaret göstermek için yapılan riskli eylem
I accepted the dare
Meydan okumayı kabul ettim
cesaret etmek
risk almaya veya yeni şeyler denemeye istekli olmak
She dared to sing on the stage
O sahnede şarkı söylemeye cesaret etti
çaba
Sahnedebir şeyi başarmak için harcanan enerji
It takes a lot of effort to learn a language
Bir dil öğrenmek çok çaba gerektirir
lütfen
Sahnedenazik bir ricada bulunurken kullanılan kelime
Please come here
Lütfen buraya gel
memnun etmek
birini mutlu etmek
I want to please my parents
Ailemi memnun etmek istiyorum
anlaşıldı
telsiz mesajını almak ve kavramak
Please the transmission
İletiyi anladım
istediğini yapmak
birinin kendi keyfine göre hareket etmesi
You can do as you please
İstediğini yapabilirsin
pişman olmak
Sahnedeyaptığı bir şeyden dolayı üzüntü duymak
I regret saying that
Bunu söylediğim için pişmanım
pişmanlık
yaşanan veya yapılmayan bir şey hakkında duyulan üzüntü
He expressed his regret for the mistake
Hata için pişmanlığını dile getirdi
tam olarak
Sahnedekesin veya eksiksiz bir şekilde
It is exactly ten o'clock
Saat tam olarak on
işaret
Sahnedebilgi veren sembol veya uyarı
A red flag is a sign of danger
Kırmızı bayrak tehlike işaretidir
imza atmak
Sahnedekabul ettiğini göstermek için bir belgeye ismini yazmak
Please sign the contract here
Lütfen sözleşmeyi buraya imzalayın
işaret
bir anlamı olan vücut hareketi
He made a sign to be quiet
Sessiz olması için bir işaret yaptı
oturum açmak
bir bilgisayar sistemine veya hesaba bilgileri vererek girmek
I need to sign into my account
Hesabıma oturum açmam gerekiyor
patoloji
Sahnedehastalıkları inceleyen bilim dalı
Pathology is essential for diagnosing diseases
Patoloji hastalıkları teşhis etmek için gereklidir
stereo
Sahnedemüzik çalan cihaz
He bought a new stereo
Yeni bir stereo aldı
çatal bıçak takımı
Sahnedeyemek yerken kullanılan çatal kaşık ve bıçak grubu
Please set the flatware on the table
Lütfen çatal bıçak takımını masaya koy
umursama
Sahnedebir şeye gösterilen ilgi veya kaygı
I do not give a crap
Umurumda değil
kaka
vücudun attığı katı atık
The dog left some crap on the carpet
Köpek halıya kaka yaptı
çöp
düşük değerli veya kalitesiz şeyler
This movie is total crap
Bu film tamamen çöp
kötülemek
birisi veya bir şey hakkında çok olumsuz konuşmak
Do not crap on my work
Çalışmamı kötüleme
acı verici
Sahnedeacı veya rahatsızlık veren
The injury was very painful
Yaralanma çok acı vericiydi
PVC
Sahnedeboru ve çeşitli ürünlerin yapımında kullanılan dayanıklı ve hafif bir plastik türü
These pipes are made of PVC
Bu borular PVC'den yapılmıştır
kaza
Sahnedebeklenmedik ve zararlı olay
It was a car accident
Bu bir araba kazasıydı
kaza
hasar veya yaralanmaya yol açan beklenmedik olay
There was a car accident yesterday
Dün bir araba kazası oldu
ölmek
Sahnedeyaşamın kalıcı olarak sona ermesi
Everyone will die one day
Herkes bir gün ölecek
zar
oyunlarda kullanılan üzerinde sayılar olan küçük küp
Roll the die
Zarı at
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am dying for a coffee
Bir kahve için can atıyorum
ölmek üzere
ölüme çok yakın olmak
The plant is going to die soon
Bitki yakında ölmek üzere
halk
Sahnedesıradan insanların geleneksel kültürüyle ilgili
She likes to listen to folk music
O halk müziği dinlemeyi sever
insanlar
bir grup insan, özellikle aile veya arkadaşlar
My folks are coming to visit
Ailem ziyarete geliyor
aile
aile bireyleri
I am visiting my folks this weekend
Bu hafta sonu ailemi ziyarete gidiyorum
geç
Sahnedezamanında olmayan
I am late for work
İşe geç kaldım
merhum
artık hayatta olmayan
His late father was a doctor
Merhum babası doktordu
sonları
bir dönemin bitişine yakın
It happened in the late nineties
Doksanlı yılların sonlarında oldu
son
yakın zamanda gerçekleşen veya yapılan
These are late reports
Bunlar son raporlar
geç
zamanından sonra olan
I was late for the meeting
Toplantıya geç kaldım
toplamak
Sahnedeyere düşen veya dağınık eşyaları yerden kaldırmak
Please pick up your toys
Lütfen oyuncaklarını topla
iyileşmek
daha iyi hale gelmek veya artmak
The economy is starting to pick up
Ekonomi canlanmaya başlıyor
kapmak
bir şeyi fark ederek veya hızla öğrenmek
She picked up Spanish quickly
İspanyolcayı hızla kaptı
fark etmek
bir şeyi gözlemlemek veya anlamak
I picked up a strange smell in the room
Odaya girince tuhaf bir koku fark ettim
hızlanmak
bir şeyin gücünün veya hızının artması
The wind started to pick up
Rüzgar hızlanmaya başladı
almak
bir nesneyi yerden kaldırmak veya birini bir yerden almak
I will pick up my friend from the airport
Arkadaşımı havaalanından alacağım
tavlamak
birini romantik olarak etkilemeye çalışmak
He always tries to pick up women
Her zaman kadınları tavlamaya çalışır
gidip getirmek
birini veya bir şeyi bulunduğu yerden almak
I will pick you up at seven
Seni saat yedide alacağım
ilişki başlatmak
biriyle yeni bir romantik birliktelik kurmak
He picked up a relationship with her
Onunla bir ilişki başlattı
bulmak
bir şeyi tespit etmek veya keşfetmek
They picked up a signal on the radar
Radarda bir sinyal buldular
tavlama
birini etkileyerek romantik bir ilişki başlatma girişimi
He is very good at the pick-up
O tavlama konusunda çok başarılıdır
aramak
birini telefonla aramak
I will pick you up later
Seni sonra arayacağım
devam etmek
ara verilmiş bir işe devam etmek
Let us pick up where we left off
Kaldığımız yerden devam edelim
teslim alma
birini veya bir şeyi bulunduğu yerden alma işlemi
The package pick-up is at the front desk
Paket teslim alma yeri resepsiyondadır
gelmek
Sahnedebir yere ait olmak veya orada doğmuş olmak
I come from Turkey
Ben Türkiye'den geliyorum
salya akıtmak
Sahnedeağızdan salya akması
The baby is drooling
Bebeğin salyası akıyor
salya
ağızdan akan sıvı
The baby has drool on his shirt
Bebeğin tişörtünde salya var
adlandırmak
Sahnedebir şeye isim vermek
Let's call it a success
Hadi buna bir başarı diyelim
paydos etmek
Sahnedebir etkinliği şimdilik durdurmak
Let us call it a day
Hadi bugünlük paydos edelim
tepkisiz
Sahnedeherhangi bir uyarana yanıt vermeyen
He was non-responsive to my questions
Sorularıma yanıt vermedi
tepkisiz
herhangi bir tepki veya cevap vermeyen
The patient was non responsive
Hasta tepkisizdi
radyum
Sahnederadyoaktif metalik bir kimyasal element
Radium is a radioactive chemical element
Radyum radyoaktif bir kimyasal elementtir
uzun uzadıya
Sahnedebir konu hakkında detaylı ve uzun bir şekilde konuşmak
They discussed the plan at length
Planı uzun uzadıya tartıştılar
epinefrin
Sahnedeşiddetli alerjik reaksiyonları tedavi etmek için kullanılan bir ilaç
The patient was given epinephrine for the allergic reaction
Hastaya alerjik reaksiyon için epinefrin verildi
beklemek
Sahnedekısa bir süre beklemek veya durmak
Please hold on a moment
Lütfen bir an bekleyin
sıkıca tutmak
bir şeyi sıkıca kavramak
Hold on to the rail
Korkuluğa sıkıca tutun
hakimiyet
birisi üzerindeki güç veya etki
He has a firm hold on the team
Takım üzerinde sıkı bir hakimiyeti var
sonrasında
Sahnedebahsedilen zamandan sonra
He left later
O daha sonra ayrıldı
daha geç
beklenen zamandan sonra gerçekleşen
He arrived later than usual
Normalden daha geç geldi
yakın zamanda
çok uzun zaman önce olmayan
It happened in a later development
Bu yakın zamandaki bir gelişmede oldu