The Big Bang Theory — Season 1 Episode 14
Kelimeler ve anlamları
441 kelime
Seviye
federasyon öncesi
Sahnedebelirli bir organize grubun veya birliğin var olmasından önceki zaman
Life was different in the pre federation era
Federasyon öncesi dönemde yaşam farklıydı
kapsamak
Sahnedebir parçası veya özelliği olarak bulundurmak
The job involves a lot of travel
İş çok fazla seyahat gerektiriyor
dahil etmek
bir şeye katılmasını sağlamak
We want to involve everyone in the project
Herkesi projeye dahil etmek istiyoruz
ilişki yaşamak
romantik bir ilişki içinde olmak
They are romantically involved
Romantik bir ilişki yaşıyorlar
bak
Sahnededikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
şimdi
içinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
dört
Sahnede4 sayısı
I have four apples
Dört elmam var
üretim dönemi
Sahnedebir ürünün imal edildiği zaman dilimi
The production era of this car lasted ten years
Bu arabanın üretim dönemi on yıl sürdü
teşekkür
Sahnedeminnet veya şükran ifadesi
Many thanks for the help
Yardım için çok teşekkürler
teşekkür etmek
birine minnettarlığını bildirmek
I want to thank you
Sana teşekkür etmek istiyorum
film
Sahnedesinemada veya televizyonda gösterilen hikaye
I love watching movies
Film izlemeyi severim
milyon
Sahnedebin tane binlikten oluşan sayı
A million people live here
Burada bir milyon insan yaşıyor
siperlik
Sahnedegözleri gölgeleyen kenarlık
He lowered the visor
Siperliği indirdi
nakliye
Sahnedemalların bir yerden başka bir yere taşınması
We offer free shipping on orders
Siparişlerde ücretsiz nakliye sunuyoruz
nakliye
eşyaların taşınması işlemi
Shipping takes five days
Nakliye beş gün sürer
nakliye
malların bir alıcıya gönderilme süreci
The shipping for this order is free
Bu sipariş için nakliye ücretsizdir
nakliye
malların bir yerden başka bir yere taşınması işlemi
Shipping is free for this order
Bu sipariş için nakliye ücretsizdir
izin vermek
Sahnedebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
engel olmak
bir şeyin gerçekleşmesini durdurmak
He moved without let or hindrance
Hiçbir engel olmaksızın hareket etti
hayal kırıklığına uğratmak
birinin beklentilerini karşılayamamak
I do not want to let my family down
Ailemi hayal kırıklığına uğratmak istemiyorum
bildirmek
birine bir şeyi haber vermek
Let me know your answer
Cevabını bana bildir
serbest bırakmak
birinin sorumluluktan veya cezadan kurtulmasına izin vermek
The police let him go without any punishment
Polis onu hiçbir ceza vermeden serbest bıraktı
yaşamını sürdürmek
Sahnedeyaşamaya devam etmek
Plants cannot survive without water
Bitkiler susuz yaşayamaz
hayatta kalmak
tehlikeli bir olaydan sonra sağ kurtulmak
He survived the accident
Kazadan hayatta kaldı
etki
Sahnedebir şeyin başka bir şey üzerinde yarattığı sonuç
The medicine had a good effect
İlacın iyi bir etkisi oldu
anlam
bir sözün ifade ettiği amaç
He said something to that effect
O bu anlama gelen bir şey söyledi
eşya
bir kişiye ait olan özel mülk
He gathered his personal effects
Kişisel eşyalarını topladı
yetişkin
Sahnedetam olarak gelişmiş veya olgunlaşmış kişi
Talk to a grown up
Bir yetişkinle konuş
yetişkin
yetişkin bir kişi veya yetişkinlere özgü davranışlar
Act like a grown-up
Bir yetişkin gibi davran
marul
Sahnedesalatalarda kullanılan yeşil yapraklı bir sebze
I like lettuce in my salad.
Salatamda marul severim.
ısrar etmek
Sahnedebir şeyin olması gerektiğini kesin bir dille söylemek
I insist on paying for dinner
Akşam yemeğini ödemek için ısrar ediyorum
sağır
Sahnedeişitemeyen
He is deaf
O sağır
çatı
Sahnedebir binanın en üst kısmı
The roof is leaking
Çatı akıyor
ev
yaşanılan ev veya yer
He has a roof over his head
Başını sokacak bir evi var
doğru
Sahnedegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
tamam
Sahnedeanlaşma veya anlama belirtmek için kullanılır
Right, I will do it
Tamam, yapacağım
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
geç
Sahnedezamanında olmayan
I am late for work
İşe geç kaldım
sonları
Sahnedebir dönemin bitişine yakın
It happened in the late nineties
Doksanlı yılların sonlarında oldu
merhum
artık hayatta olmayan
His late father was a doctor
Merhum babası doktordu
son
yakın zamanda gerçekleşen veya yapılan
These are late reports
Bunlar son raporlar
geç
zamanından sonra olan
I was late for the meeting
Toplantıya geç kaldım
neredeyse
Sahnedetamamen değil ama çok yakın
It is nearly time to go
Neredeyse gitme vakti
iki
Sahnede2 sayısı
I have two cats
İki kedim var
iki
Sahnede1 ve 1 sayılarının toplamı olan rakam
I have two apples
İki elmam var
iki
1 sayısından sonra gelen sayı
The answer is two
Cevap iki
iki
2 sayısı
I have two dogs
İki köpeğim var
ambalaj
Sahnedeürünleri sarmak veya korumak için kullanılan malzeme
This packaging is recyclable
Bu ambalaj geri dönüştürülebilir
söze karışmak
Sahnedebir tartışmaya görüş veya yorum eklemek
She put in a suggestion during the meeting
Toplantı sırasında bir öneride bulundu
eklemek
bir şeyi başka bir şeye dahil etmek
Put in some salt
Biraz tuz ekle
telefon etmek
bir telefon araması yapmak
I will put in a call
Bir telefon araması yapacağım
harcamak
bir şeye zaman veya emek vermek
She put in a lot of work
Çok emek verdi
yerleştirmek
bir şeyi belirli bir konuma koymak
Please put in the new batteries
Lütfen yeni pilleri yerleştirin
başvuruda bulunmak
resmi bir yazılı talepte bulunmak
She put in a request for more time
Daha fazla zaman için başvuruda bulundu
takmak
kullanılacak bir cihazı veya eşyayı yerine yerleştirmek
They put in a new air conditioner
Yeni bir klima taktılar
sunmak
bir talep veya çaba resmi olarak ortaya koymak
I put in an application for the job
İş için bir başvuru sundum
tavsiye etmek
birini bir işe girmesi için olumlu yönde önermek
I will put in a good word for you
Senin için iyi bir referans olacağım
başvurmak
bir şeyi değerlendirilmesi için resmi olarak sunmak
I put in an application for the job
İş için başvuru yaptım
harcamak
bir işe zaman veya çaba vermek
She put in a lot of work on this project
Bu projeye çok emek harcadı
tam buğday
Sahnedetane olarak tamamı kullanılan buğdaydan yapılmış
I prefer whole wheat bread
Tam buğday ekmeğini tercih ederim
tam buğday
tüm buğday tanesinden yapılmış
I prefer eating whole wheat bread
Tam buğday ekmeği yemeyi tercih ederim
ışıklar
Sahnedegörmeyi sağlayan doğal veya yapay kaynaklar
Please turn on the lights
Lütfen ışıkları aç
ışıklar
ışık üreten araçlar
The city lights are beautiful
Şehir ışıkları güzel
aydınlatır
bir mekanı parlak hale getirmek
She lights the room with lamps
Odayı lambalarla aydınlatır
ışıklar
bir yeri aydınlatmaya yarayan şeyler
Please turn on the lights
Lütfen ışıkları aç
arsa
Sahnedeküçük bir toprak parçası
He bought a parking lot
Bir otopark alanı satın aldı
kader
kişinin hayatındaki yazgısı
This is my lot in life
Bu benim hayattaki kaderim
kader
bir kişinin içinde bulunduğu durum veya hayat koşulları
He accepted his lot in life
Hayatındaki kaderini kabullendi
çok
büyük miktarda veya sayıda
I have a lot of work to do
Yapacak çok işim var
meme
Sahnedekadın göğsündeki yumuşak kısımlar
Breast cancer is common
Meme kanseri yaygındır
göğüs
vücudun ön üst kısmı
The bird puffed out its breast
Kuş göğsünü kabarttı
göğüs eti
bir kuşun veya hayvanın göğüs kısmından elde edilen et
I prefer chicken breast
Tavuk göğsünü tercih ederim
hayran
Sahnedebirini veya bir şeyi çok seven kişi
He is a big fan of jazz
O, cazın büyük bir hayranıdır
vantilatör
havayı hareket ettiren kanatlı makine
Turn on the fan
Vantilatörü aç
yellemek
hava akımı oluşturmak için sallamak
She fanned herself with a book
Kitapla kendini yelledi
hoşlanmayan kişi
birinden veya bir şeyden hoşlanmayan kimse
He is a fan of no one here
Buradaki kimseden hoşlanmıyor
kostüm
Sahnedebaşka birine veya bir şeye benzemek için giyilen kıyafetler
He wore a pirate costume
Korsan kostümü giydi
iyi
Sahnedeyüksek kalitede veya tatmin edici
This is a good book
Bu iyi bir kitap
mal
alınıp satılan ürünler
These are luxury goods
Bunlar lüks mallardır
epey
bir miktarı veya dereceyi vurgulayan söz
It took a good ten minutes
Epey bir on dakika sürdü
beyler
Sahnedeerkekler için kullanılan gayriresmi bir kelime
Hey fellas, what's up?
Selam beyler, naber?
görünmek
Sahnedebir şeymiş izlenimi vermek
You seem happy today
Bugün mutlu görünüyorsun
açıklamak
Sahnedebir şeyi anlaşılır hale getirmek
Can you explain this
Bunu açıklayabilir misin
açıklamak
bir şeyi anlaşılır kılmak için bilgi vermek
Please explain the rules to me
Lütfen kuralları bana açıkla
açıklamak
bir şeyi kolay anlaşılır kılmak için nedenlerini veya detaylarını vermek
Can you explain this rule
Bu kuralı açıklayabilir misin
açıklamak
bir şeyi anlaşılır hale getirmek
Can you explain this math problem to me
Bu matematik problemini bana açıklayabilir misin
mühendislik
Sahnedetasarım ve inşa için bilim ve matematiğin kullanılması
She is studying civil engineering
O inşaat mühendisliği okuyor
tasarlamak
bir şeyin yapısını veya işlevini değiştirmek
They engineered the device for better performance
Cihazı daha iyi performans için tasarladılar
tezgahlamak
bir şeyi kurnazca veya gizli bir yolla meydana getirmek
He engineered a secret plan
Gizli bir plan tezgahladı
mühendis
makine veya yapıları tasarlayan ya da inşa eden kişi
The engineer designed the building
Mühendis binayı tasarladı
garaj
Sahnedearabaları park etmek için kullanılan bina
The car is in the garage
Araba garajda
film
Sahnedehareketli görüntülerden oluşan sinema yapıtı
I watched a great film
Harika bir film izledim
filme çekmek
kamera ile hareketli görüntüleri kaydetmek
They are filming a movie
Bir film çekiyorlar
film
fotoğraf çekmek için kullanılan ışığa duyarlı maddeyle kaplı ince esnek şerit
I need to buy a new roll of film
Yeni bir rulo film almam gerekiyor
tabaka
bir yüzey üzerindeki çok ince madde kaplaması
There was a thin film of oil on the water
Suyun üzerinde ince bir yağ tabakası vardı
önlemek
Sahnedebir şeyin olmasını engellemek
Vaccines prevent diseases
Aşılar hastalıkları önler
anlamak
Sahnedebir şeyin anlamını kavramak
I understand the lesson
Dersi anlıyorum
anlamak
ne demek olduğunu bilmek
I understand you
Seni anlıyorum
daha güzel
Sahnedeiyi veya keyif verici olan
This hotel is nicer
Bu otel daha güzel
daha nazik
kibar veya arkadaş canlısı olan
She is nicer to me today
Bugün bana daha nazik
daha hoş
zevk veren veya keyifli olan
The weather is nicer today
Hava bugün daha hoş
daha nazik
daha dost canlısı veya hoş olan
She is a nicer person than him
O ondan daha nazik bir insan
-sa bile
Sahnedebir şey ne olursa olsun gerçekleşeceğini belirtmek için kullanılır
I will go even if it rains
Yağmur yağsa bile gideceğim
hakkında konuşmak
Sahnedebir konu üzerine konuşmak
We need to talk about the plan
Plan hakkında konuşmamız gerekiyor
nakletmek
Sahnedebir şeyi bir yerden başka bir yere götürmek
Ships carry goods across the sea
Gemiler malları deniz aşırı nakleder
bulundurmak
bir şeyi yanında tutmak veya sahip olmak
The store carries fresh fruit
Mağaza taze meyve bulunduruyor
destek olmak
birinin zor zamanlarda ayakta kalmasını sağlamak
Courage carries him through the day
Cesaret gün boyunca ona destek oluyor
beklemek
Sahnedebir şey olana kadar bir yerde durmak
I am waiting for the bus
Otobüsü bekliyorum
beklemek
birinin gelmesini veya bir şeyin olmasını bekleyerek bir yerde durmak
I wait for the bus
Otobüsü bekliyorum
sabırsızlıkla beklemek
bir şeyin olmasını heyecanla istemek
I am waiting for my vacation
Tatilimi sabırsızlıkla bekliyorum
işte başlıyoruz
Sahnedebir etkinliğe başlarken kullanılan bir ifade
Here we go, let's start
İşte başlıyoruz, hadi başlayalım
yine başlıyoruz
tanıdık ve genellikle hoş olmayan bir durumun tekrar yaşanmak üzere olduğunu belirtmek için kullanılır
Oh no here we go again
Hayır yine başlıyoruz
başlıyoruz
bir aktiviteye veya etkinliğe başlamak üzereyken kullanılır
The race is starting here we go
Yarış başlıyor hadi başlayalım
kusursuz
Sahnedemükemmel ve hiç kullanılmamış durum
The vintage watch is in mint condition
Klasik saat kusursuz durumda
sıfır ayarında
kusursuz ve yeni gibi olan durum
The antique clock is in mint condition
Antika saat sıfır ayarında
kalmak
Sahnedebir yerde bulunmaya devam etmek
Please remain in your seats
Lütfen koltuklarınızda kalın
kalmak
varlığını sürdürmek veya aynı durumda kalmak
He remained silent
Sessiz kaldı
kalıntı
ölen bir kişinin bedeni veya parçası
The remains were found in the woods
Kalıntılar ormanda bulundu
kalmak
bir durumda varlığını sürdürmek
The temperature will remain the same
Sıcaklık aynı kalacak
Işık hızı
Sahnedefiziksel olarak ışığın boşluktaki hareket hızı
Nothing travels faster than light speed
Hiçbir şey ışık hızından daha hızlı gidemez
hatıra eşyası
Sahnedebir kişiyi veya olayı hatırlamak için saklanan nesneler
He keeps sports memorabilia in his office
Ofisinde spor hatıraları saklıyor
inanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe you
Sana inanıyorum
seyahat etmek
Sahnedebir yerden başka bir yere özellikle uzun mesafeli yolculuk yapmak
I like to travel by train
Trenle seyahat etmeyi severim
seyahat etmek
bir yerden başka bir yere gitmek
I like to travel to new places
Yeni yerlere seyahat etmeyi severim
zaman yolculuğu yapmak
farklı bir zaman dilimine gitmek
They want to travel through time
Zamanda yolculuk yapmak istiyorlar
seyahat etmek
bir yerden başka bir yere gitmek
I love to travel the world
Dünyayı seyahat etmeyi seviyorum
toplum
Sahnedebirlikte yaşayan insan grubu
We live in a multicultural society
Çok kültürlü bir toplumda yaşıyoruz
dernek
ortak ilgi veya hedefleri olan insan grubu
She is a member of a historical society
O bir tarih derneğinin üyesi
teklif
Sahnedebir şey için teklif edilen para miktarı
He made a high bid for the painting
Tablo için yüksek bir teklif verdi
yasaklamak
bir şeyin yapılmasına izin vermemek
They bid any discussion of the topic
Konunun tartışılmasını yasakladılar
emretmek
birine bir şey yapmasını söylemek
He bid me leave the room
Bana odadan çıkmamı emretti
demek
birine bir şey ifade etmek veya dilemek
He bid us good morning
Bize günaydın dedi
üzmek
Sahnedebirini üzgün veya endişeli hale getirmek
I didn't want to upset her
Onu üzmek istemedim
sinirlendirmek
Sahnedebirini kızdırmak veya huzursuz etmek
His behavior upset everyone
Davranışları herkesi sinirlendirdi
sürpriz galibiyet
daha güçlü bir rakibe karşı kazanılan beklenmedik zafer
The small team caused a major upset
Küçük takım büyük bir sürpriz galibiyet elde etti
üzgün
mutsuz veya endişeli hissetme durumu
She felt upset after the argument
Tartışmadan sonra üzgün hissetti
üzgün
mutsuz veya endişeli hissetme durumu
She felt upset after the argument
Tartışmadan sonra kendini üzgün hissetti
miktar
Sahnedebir şeyin sayısı veya büyüklüğü
A small amount of sugar is enough
Az miktarda şeker yeterli
Sorun değil
Sahnedeteşekkürlere yanıt olarak veya bir durumun sorun olmadığını belirtmek için kullanılır
Thanks for your help. No problem.
Yardımın için teşekkürler. Sorun değil.
kolayca
herhangi bir zorluk yaşamadan
I solved the puzzle with no problem
Bulmacayı kolayca çözdüm
terim
Sahnededilde özel bir anlamı olan kelime veya ifade
This is a technical term
Bu teknik bir terimdir
şart
bir anlaşmanın kuralı veya parçası
The terms of the contract are fair
Sözleşmenin şartları adildir
terim
belirli bir bağlamda kullanılan kelime veya ifade
This is a technical term
Bu teknik bir terimdir
dönem
belirli bir görev süresi veya zaman dilimi
His term in office ends soon
Görev süresi yakında doluyor
görünmezlik cihazı
Sahnedebir şeyi veya kişiyi görünmez kılan kurgusal teknolojik aygıt
The spaceship used a cloaking device
Uzay gemisi bir görünmezlik cihazı kullandı
bilim kurgu
Sahnedegelecekteki bilim ve teknoloji ile ilgili hikayeler
I like sci fi movies
Bilim kurgu filmlerini severim
bilim kurgu
hayali gelecek bilimi ve teknolojisi üzerine bir hikaye türü
I love watching sci fi movies
Bilim kurgu filmleri izlemeyi seviyorum
sol
Sahnedesağın karşı tarafı
Turn left here
Buradan sola dön
kalmak
Sahnedediğerleri gittikten sonra orada olmaya devam etmek
Only two cookies are left
Sadece iki kurabiye kaldı
ayrılmak
bir yerden veya birinden uzaklaşmak
She left the office at five
Ofisten saat beşte ayrıldı
bırakmak
bir şeyin belirli bir durumda olmasını sağlamak
He left the door open
Kapıyı açık bıraktı
belirsiz
Sahnedebirden fazla anlama gelebilen
The instruction was ambiguous
Talimat belirsizdi
keskin nişancı
Sahnedegizli bir yerden ateş eden kişi
The sniper was hidden in the building
Keskin nişancı binada gizlenmişti
dokuz
Sahnede9 sayısı
I have nine apples
Dokuz elmam var
hizalama
Sahnedenesnelerin birbirine göre düzenlenme biçimi
The wheels need better alignment
Tekerleklerin daha iyi hizalanması gerekiyor
hizalama
bir şeyin düzenlenme veya konumlandırılma biçimi
Check the alignment of the wheels
Tekerleklerin hizalamasını kontrol et
bir parçası
Sahnedebir grubun veya organizasyonun üyesi olmak
I am part of the team
Takımın bir parçasıyım
temel kural
Sahnedeuyulması gereken temel kural
We have a few ground rules
Bazı temel kurallarımız var
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
fırsat bulmak
Sahnedebir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to meet the famous actor today
Bugün ünlü oyuncuyla tanışma fırsatı buluyorum
etkilemek
güçlü bir duygu uyandırmak
His words got to me
Sözleri beni etkiledi
zorunda kalmak
bir şeyi yapmakla yükümlü olmak
I get to do the chores
Ev işlerini yapmak zorundayım
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
varmak
bir yere ulaşmak
We will get to the hotel soon
Otele yakında varacağız
rahatsız etmek
birini kızdırmak veya üzmek
His constant talking really gets to me
Onun sürekli konuşması beni gerçekten rahatsız ediyor
fırsat bulmak
bir şeyi yapma şansına sahip olmak
I finally got to see the movie
Sonunda filmi görme fırsatı buldum
sinirini bozmak
birini sinirlendirmek veya üzmek
His comments really got to me
Yorumları gerçekten sinirimi bozdu
başlamak
bir işi yapmaya koyulmak
We need to get to work
İşe başlamamız gerekiyor
ilgili olmak
bir şeyle bağlantılı olmak
This point gets to the main issue
Bu nokta asıl sorunla ilgili
kıyamet sonrası
Sahnedebüyük bir felaketle yıkılmış bir dünya ile ilgili
The movie is set in a post-apocalyptic world
Film kıyamet sonrası bir dünyada geçiyor
kıyamet sonrası
büyük bir felaketten sonraki dünyayı tanımlayan
The story takes place in a post apocalyptic setting
Hikaye kıyamet sonrası bir ortamda geçiyor
beş
Sahnede5 sayısı
I have five apples
Beş tane elmam var
oo
Sahnedeşaşkınlık veya haz belirten bir ünlem
Ooh, look at that cake!
Oo, şu pastaya bak!
icat etmek
Sahnedeyeni bir şey tasarlamak veya yapmak
Who invented the telephone?
Telefonu kim icat etti?
eklemek
Sahnedeek olarak veya rastgele bir şeyi dahil etmek
He decided to throw in a free gift
Ücretsiz bir hediye eklemeye karar verdi
katılmak
bir kişi veya gruba destek vermek
She decided to throw in with the team
Takıma katılmaya karar verdi
tebrik
Sahnedebirinin başarısını kutlamak için söylenen sözler
Congratulations on your graduation
Mezuniyetin için tebrikler
gururlu
Sahnedekendi başarılarından tatmin olmak
He is proud of his work
İşiyle gurur duyuyor
gururlu
bir başkasının başarısıyla mutlu olmak
I am proud of you
Seninle gurur duyuyorum
gururlu
memnuniyet ve kıvanç gösteren
She has a proud expression
Gururlu bir ifadesi var
malzeme
Sahnedeözellikle yemeklerde bir karışımın parçası olan şey
This is the main ingredient
Bu ana malzemedir
harika
Sahnedeçok iyi veya etkileyici
You did a terrific job
Harika bir iş çıkardın
paylaşmak
Sahnedebir şeyin bir kısmını başkalarına vermek
I share my toys
Oyuncaklarımı paylaşırım
pay
Sahnedebir şeyin bir parçası veya bölümü
This is your share
Bu senin payın
paylaşmak
bir özelliği başkasıyla aynı şekilde taşımak
We share the same hobby
Aynı hobiyi paylaşıyoruz
ortak kullanmak
bir nesneyi başkalarıyla birlikte kullanmak
I share a room with him
Odamı onunla ortak kullanıyorum
sonunda kalmak
Sahnedesonunda belirli bir durumda olmak
We ended up with no money
Sonunda hiç paramız kalmadı
sohbet
Sahnedekişiler arasındaki karşılıklı konuşma
We had a long conversation
Uzun bir sohbet ettik
ayağı kaymak
Sahnededengeni kaybedip yere düşmek
He slipped on the ice
Buzda ayağı kaydı
sokuşturmak
bir şeyi gizlice veya hızlıca yerleştirmek
He slipped a note into his pocket
Notu gizlice cebine sokuşturdu
kağıt parçası
küçük boyutlu kağıt
Write it on a slip of paper
Onu küçük bir kağıda yaz
gizlice vermek
bir şeyi fark ettirmeden birine iletmek
He slipped her a note
Ona gizlice bir not verdi