The Big Bang Theory — 2. Sezon Bölüm 2
Kelimeler ve anlamları
482 kelime
Seviye
anlaşmazlık nedeni
Sahnedebir anlaşmanın veya ilişkinin devam etmesini imkansız kılan durum
Smoking is a deal breaker for me
Sigara içmesi benim için bir anlaşmazlık nedeni
kabul edilemez durum
bir anlaşmayı imkansız kılan şey
Smoking is a deal breaker for me
Sigara içmek benim için kabul edilemez bir durum
iç çamaşırı
Sahnededış kıyafetlerin altına giyilen giysi
He bought new undergarments
Yeni iç çamaşırları aldı
ikram etmek
Sahnedebirine bir şeyi alma şansı vermek
He offered me some water
Bana biraz su ikram etti
teklif
bir şeyin yapılması veya verilmesi yönündeki öneri
He accepted the job offer
İş teklifini kabul etti
akşam yemeği
Sahnedegünün genellikle akşam saatlerinde yenen ana öğünü
We are having chicken for dinner
Akşam yemeğinde tavuk yiyoruz
akşam yemeği
günün ana öğünü, genellikle akşam yenir
What's for dinner?
Akşam yemeğinde ne var?
akşam yemeği
günün genellikle akşam yenen ana öğünü
We are having dinner at seven
Akşam yemeğini saat yedide yiyoruz
uğramak
Sahnedebir yeri ziyaret etmek
Come over to my place later
Daha sonra bize uğra
aniden hissetmek
ani bir fiziksel veya duygusal durum yaşamak
I came over faint in the heat
Sıcaktan aniden başım döndü
gibi görünmek
başkalarına belirli bir izlenim vermek
She comes over as a very kind person
Çok kibar biri gibi görünüyor
uğramak
birini evinde ziyaret etmek
Please come over to my house tonight
Lütfen bu akşam evime uğra
keşfetme
Sahnedebir yeri öğrenmek için seyahat etme
They are exploring the new city
Onlar yeni şehri keşfediyorlar
zincir zırh
Sahnedebirbirine geçmiş halkalardan oluşan koruyucu metal giysi
The knight wore chain mail
Şövalye zincir zırh giyiyordu
mademki
Sahnedebir durum gerçekleştiği için
Now that you are here, we can start
Madem buradasın, başlayabiliriz
mademki
yeni bir durum nedeniyle bir şeyin doğru olduğunu açıklamak için kullanılır
Now that you are here we can start
Mademki buradasın başlayabiliriz
denenmemiş
Sahnedehenüz kontrol edilmemiş veya denenmemiş
The medicine is still untested
Bu ilaç henüz denenmemiştir
acele karar vermek
Sahnedeyeterli kanıt olmadan hemen bir sonuca varmak
Do not jump to conclusions before knowing the truth
Gerçeği bilmeden acele karar verme
hemen yargıya varmak
bir konu hakkında yeterli bilgi olmadan aceleyle hüküm vermek
Do not jump to conclusions without evidence
Kanıt olmadan hemen yargıya varma
kaybetmek
Sahnedeartık bir şeye sahip olmamak
I lost my ring
Yüzüğümü kaybettim
yenilmek
bir mücadelede mağlup duruma düşmek
The team lost the match
Takım maçta yenildi
kaybetmek
bir şeyi bulamamak
I lost my keys
Anahtarlarımı kaybettim
takip edememek
birinin ne dediğini anlayamamak
You are losing me
Beni takip edemiyorsun
kaybetmek
bir şeyin yerini bilememek
I always lose my keys
Anahtarlarımı her zaman kaybederim
yenilmek
bir oyunda mağlup duruma düşmek
We did not want to lose the game
Oyunu kaybetmek istemedik
ölmek
bir yakınını kaybetmek
She lost her father last year
Babasını geçen yıl kaybetti
kaybetmek
bir yarışmada kazanamamak
They will lose the match
Maçı kaybedecekler
kaybetmek
elinde tuttuğun bir şeyi yitirmek
I do not want to lose this chance
Bu şansı kaybetmek istemiyorum
anlayamamak
bir konuyu takip edememek
I lost you when you talked about science
Bilim hakkında konuştuğunda seni anlayamadım
kaybetmek
bir eşyayı yanlış yere koyup bulamamak
Did you lose your wallet
Cüzdanını mı kaybettin
yitirmek
daha önce sahip olunan bir şeyi artık bulundurmamak
He lost his job yesterday
Dün işini kaybetti
kaybetmek
artık sahip olmamak
I lost my focus
Odak noktamı kaybettim
kaybetmek
bir şeye artık sahip olmamak
I often lose my keys
Anahtarlarımı sık sık kaybederim
konuşmak
Sahnedebiriyle sözlerle iletişim kurmak
I can speak English
İngilizce konuşabiliyorum
konuşabilmek
bir dilde iletişim kurma becerisi
Do you speak Spanish
İspanyolca konuşabilir misin
konuşmak
tam şu anda bir şeyler ifade etmek
I am speaking right now
Şu anda konuşuyorum
konuşmak
birine sözcükler söylemek
Please speak slowly
Lütfen yavaş konuşun
hitap etmek
birine sözcükler söylemek
He speaks to the crowd
Kalabalığa hitap ediyor
kaçmak
Sahnedebir yerden uzaklaşmak veya kurtulmak
He managed to get away with the bag
Çantayı alıp kaçmayı başardı
yanına kâr kalmak
yanlış veya yasa dışı bir şey yaptıktan sonra ceza almamak
He managed to get away with the crime
Suç onun yanına kâr kaldı
yanına kâr kalmak
yanlış bir şey yapıp ceza almamak
He thought he would get away with it
Bunun yanına kâr kalacağını düşündü
cezasız kalmak
bir suçu veya hatayı ceza almadan yapmak
He cheated on the test and got away with it
Sınavda kopya çekti ve cezasız kaldı
Görüşürüz
Sahnedebirine veda ederken kullanılan ifade
See you tomorrow
Yarın görüşürüz
nazikçe
Sahnedekibar ve nazik bir şekilde
She graciously accepted the award
Ödülü nazikçe kabul etti
çalışmak
Sahnedebir işte maaş karşılığı görev almak
I work at a shop
Bir dükkanda çalışıyorum
üzerinde çalışmak
bir şeyi geliştirmek için çaba sarf etmek
You need to work at your tennis skills
Tenis becerilerin üzerinde çalışman gerekiyor
çalışmak
bir işte uğraşmak veya görev yapmak
She works at a hospital
O bir hastanede çalışıyor
çalışmak
bir şeyin amaçlandığı gibi işlemesi veya işlev görmesi
This machine does not work at high speeds
Bu makine yüksek hızlarda çalışmıyor
çalışmak
bir yerde iş sahibi olmak
I work at a big bank
Büyük bir bankada çalışıyorum
keten
Sahnedeketen bitkisinden elde edilen bir kumaş türü
This shirt is made of linen
Bu gömlek ketenden yapılmış
ahtapot
Sahnedesekiz kollu bir deniz canlısı
The octopus lives in the ocean
Ahtapot okyanusta yaşar
meslektaş
Sahnedeaynı statüye veya aktiviteye sahip kişi
He is a fellow student
O bir okul arkadaşı
adam
bir erkek veya erkek çocuk
He is a nice fellow
O nazik bir adam
adam
genellikle erkekler için kullanılan samimi bir ifade
He is a nice fellow
O iyi bir adam
alay
Sahnedebirine veya bir şeye karşı kötü niyetle gülme eylemi
His suggestion was met with derision
Önerisi alayla karşılandı
konuşabilmek
Sahnedekonuşma yeteneğine sahip olmak
The baby can talk
Bebek konuşabiliyor
ikna etmek
birini bir şeyi yapmaya razı etmek
I talked him into coming
Onu gelmeye ikna ettim
konuşmak
bir konu hakkında karşılıklı konuşmak
They need to talk about their plans
Planları hakkında konuşmaları gerekiyor
genellikle
Sahnedeçoğu durumda veya kural olarak
I generally wake up at 7 am
Genellikle sabah 7'de uyanırım
halka
Sahnedebaşlangıcı veya sonu olmayan yuvarlak şekil
The string forms a loop
İp bir halka oluşturuyor
bilgi ağı
bilgi paylaşan kişilerin oluşturduğu grup
Please keep me in the loop
Lütfen beni gelişmelerden haberdar et
dahil etmek
birini bir gruba veya konuşmaya eklemek
Please loop me in on the project
Lütfen beni projeye dahil et
döngü
sürekli olarak tekrarlanan bir dizi
The song is playing on a loop
Şarkı sürekli döngüde çalıyor
şu anda
Sahnedetam şu an veya bulunulan an
I am studying right now
Şu anda ders çalışıyorum
tamam mı
karşıdaki kişinin anlayıp anlamadığını kontrol etme
You understand right now
Anladın tamam mı
şu an
içinde bulunulan zaman dilimi
Right now is the best time
Şu an en iyi zaman
şu anda
içinde bulunulan an
I am busy right now
Şu anda meşgulüm
şu an
içinde bulunulan tam bu an
I am busy right now
Şu an meşgulüm
hemen
tam bu anda
I need to go right now
Hemen gitmem gerekiyor
şu anda
tam olarak bu zamanda
I am studying right now
Şu anda ders çalışıyorum
hali hazırda
içinde bulunduğumuz an itibarıyla
He is working right now
O şu anda çalışıyor
hemen şimdi
tam bu anda
Please come here right now
Lütfen hemen şimdi buraya gel
üçüncü kat
Sahnedebir binadaki üçüncü kat
My office is on the third floor
Ofisim üçüncü katta
deney
Sahnedebir hipotezi test etmek için yapılan işlem
The scientist did an experiment
Bilim insanı bir deney yaptı
denemek
ne olacağını görmek için yeni bir şey yapmak
I want to experiment with new colors
Yeni renkleri denemek istiyorum
hiç
Sahnedeherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
çok
bir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
daima
her zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
hiçbir zaman
hiçbir vakitte
I will not ever go back
Hiçbir zaman geri dönmeyeceğim
hiç
geçmişte bir noktadan bugüne kadar olan zaman
Have you ever been to Paris
Hiç Parise gittin mi
hiç
geçmişteki bir noktadan günümüze kadar olan sürede
Have you ever been to Paris
Hiç Parise gittin mi
öpmek
Sahnedesevgi veya selamlaşma belirtisi olarak dudakları değdirmek
She kissed her baby
Bebeğini öptü
hafifçe dokunmak
bir şeye yavaşça temas etmek
The ball kissed the table edge
Top masanın kenarına hafifçe dokundu
öpmek
sevgi göstergesi olarak dudaklarıyla temas etmek
She kissed her baby on the forehead
Bebeğini alnından öptü
Kiss müzik grubu
birlikte müzik yapan müzisyen grubu
I love the band Kiss
Kiss grubunu seviyorum
katkı
Sahnedebir şeye ulaşmak için verilen veya yapılan yardım
Thank you for your contribution
Katkınız için teşekkürler
zararlı
Sahnedebüyük zarar veya hasara yol açan
Pernicious habits can destroy your health
Zararlı alışkanlıklar sağlığınızı mahvedebilir
metodoloji
Sahnedebelirli bir alanda kullanılan yöntemler sistemi
They changed their teaching methodology
Öğretim metodolojilerini değiştirdiler
sıkışmış
Sahnedezor bir durumdan kurtulamayan
I am stuck in traffic
Trafikte sıkıştım
kalmış
bir durumda veya yerde kalmak
I am stuck in traffic
Trafikte kaldım
bıçakladı
birini bıçakla yaralamak
The criminal stuck the guard
Suçlu gardiyanı bıçakladı
üzerine kalmış
istemeden üstlenmek zorunda kalınan görev
I was stuck with this homework
Bu ödev üzerime kaldı
yapışmış
bir yüzeye sabitlenmiş olan
The paper is stuck to the wall
Kâğıt duvara yapışmış
sıkışmış
hareket edemeyen veya açılmayan
The door is stuck
Kapı sıkışmış
mahsur kalmış
bir yerde kapalı kalıp çıkamayan
We are stuck in the elevator
Asansörde mahsur kaldık
takılı kalmış
bir konumda sabitlenen
My foot is stuck in the hole
Ayağım çukurda takılı kaldı
tıkanmış
bir konuda ilerleyemeyen veya düşünemeyen
I am stuck on this answer
Bu cevapta tıkandım
sıkışmış
bir yerde veya durumda hareket edemez hale gelmiş
The door is stuck
Kapı sıkışmış
tür
Sahnedebirbirleriyle çiftleşebilen canlılar grubu
There are many species of birds
Birçok kuş türü vardır
tür
ortak özelliklere sahip canlılar kategorisi
There are many species of birds in the forest
Ormanda birçok kuş türü var
üreme
Sahnedecanlıların yeni bireyler meydana getirme süreci
Reproduction is essential for survival
Üreme, hayatta kalmak için gereklidir
kopya
bir şeyin kopyası
This painting is a reproduction of the original
Bu tablo orijinalinin bir kopyasıdır
sicim teorisi
Sahnedefizikteki tüm parçacıkların küçük titreşen sicimlerden oluştuğunu söyleyen teori
String theory is a complex concept in physics
Sicim teorisi fizikte karmaşık bir kavramdır
tuvalet
Sahnedeevin veya halka açık bir yerdeki tuvaletin bulunduğu oda
She went to the lavatory
O tuvalete gitti
muhtemelen
Sahnedebüyük olasılıkla
It will probably rain today
Bugün muhtemelen yağmur yağacak
toprak
Sahnedebitkilerin büyüdüğü yerin üst katmanı
The soil is very dry
Toprak çok kuru
kirletmek
bir şeyi kirli hale getirmek
Don't soil your clothes
Kıyafetlerini kirletme
toprak
bir ülkenin veya bölgenin arazisi
He was born on this soil
O bu topraklarda doğdu
yeter
Sahnedeartık daha fazlasına gerek yok
That is enough
Bu kadar yeter
yeterli
Sahnedeistenilen ya da gereken miktarda
Do you have enough water
Yeterli suyun var mı
yeterli
ihtiyaç kadar olan
I have enough money
Yeterince param var
yeterli
gerektiği kadar
This is enough for me
Bu benim için yeterli
ortak
Sahnedeiki veya daha fazla kişi tarafından paylaşılan
We have a lot in common
Birçok ortak noktamız var
anomali
Sahnedenormal veya beklenenden farklı olan durum
The data contains an anomaly
Veriler bir anomali içeriyor
bırak
Sahnedetutmayı bırakmak
Just let it go
Sadece bırak gitsin
işten çıkarmak
birinin işine son vermek
They had to let him go
Onu işten çıkarmak zorunda kaldılar
boşvermek
bir şeyi düşünmeyi veya konuşmayı bırakmak
Just let it go and relax
Sadece boşver ve rahatla
sık sık
Sahnedebirçok kez veya düzenli olarak
I often visit my grandmother
Büyükannemi sık sık ziyaret ederim
benzer
Sahnedeneredeyse aynı olan
These two cars are similar
Bu iki araba benzer
beklemek
Sahnedebir şeyin olacağını düşünmek
I expect a call today
Bugün bir telefon bekliyorum
hamile
bir bebeğe gebe olmak
She is expecting a baby
Bebek bekliyor
beklenmek
bir eylemi yapması istenmek
You are expected to come
Gelmeniz bekleniyor
ummak
bir şeyin olacağını düşünmek
I expect a reply soon
Yakında bir cevap umuyorum
teorik
Sahnedegerçek durumlardan ziyade fikirlerle ilgili olan
This is a theoretical problem
Bu teorik bir problem
dile getirmek
Sahnedesözle veya yazıyla aktarmak
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
göstermek
Sahnedebilgi veya rakam belirtmek
The sign says stop
Tabela durmayı gösteriyor
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
fikrini belirtmek
bir düşünceyi ifade etmek
She says it is a good idea
O bunun iyi bir fikir olduğunu söylüyor
dikte etmek
Sahnedeotorite kullanarak bir şeyi emretmek
You cannot dictate my life
Hayatıma dikte edemezsin
dikte etmek
birinin yazması için kelimeleri sesli olarak söylemek
The manager dictated the report to her secretary
Müdür raporu sekreterine dikte etti
dikte etmek
birine otoriter bir biçimde ne yapması gerektiğini söylemek
He tried to dictate what we should do
Ne yapmamız gerektiğini dikte etmeye çalıştı
emretmek
başkalarının uyması gereken kurallar veya talimatlar vermek
He likes to dictate what others should do
Başkalarının ne yapması gerektiğini emretmekten hoşlanır
dakika
Sahnede60 saniyelik zaman birimi
It takes ten minutes
On dakika sürer
çok küçük
Sahnedeboyutu son derece ufak olan
The scientist studied the minute particles
Bilim insanı çok küçük parçacıkları inceledi
dakika
bir derecenin altmışta birine eşit açı birimi
One degree contains sixty minutes
Bir derece altmış dakika içerir
tutanak
bir toplantıda konuşulanların resmi yazılı kaydı
They read the minutes of the meeting
Toplantı tutanaklarını okudular
tam o an
bir şeyin gerçekleştiği an
Call me the minute you arrive
Vardığın an beni ara
dakika
altmış saniyelik zaman dilimi
I will be back in a minute
Bir dakika içinde geri döneceğim
sürgün etmek
Sahnedebirini zorla ülkesinden veya yaşadığı yerden göndermek
The king decided to exile the prince
Kral, prensi sürgün etmeye karar verdi
beceri
Sahnedebir şeyi iyi yapabilme yeteneği
Reading is an important skill
Okuma önemli bir beceridir
cinsel birleşme
Sahnedeinsanlar arasındaki cinsel ilişki
Coitus is a biological process
Cinsel birleşme biyolojik bir süreçtir
harika
Sahnedeçok iyi veya etkileyici
You did a terrific job
Harika bir iş çıkardın
harika
Sahnedeçok iyi
You did a great job
Harika bir iş çıkardın
büyük
boyut veya derece olarak çok büyük
It was a great success
Büyük bir başarıydı
büyük
soy ağacında bir kuşak öncesi
He is my great-grandfather
O benim büyük büyükbabam
yemek
Sahnedebelirli bir vakitte yenen yiyecek
We had a nice meal
Güzel bir yemek yedik
öğün
günün belirli bir saatte yenen yemek
Breakfast is the first meal of the day
Kahvaltı günün ilk öğünüdür
şapka
Sahnedebaşı örtmek için kullanılan giysi
He is wearing a hat
O bir şapka takıyor
aynı fikirde olmak
Sahnedebiriyle aynı görüşe sahip olmak
I agree with you
Sana katılıyorum
iyi gelmek
birinin sağlığına veya ruh haline iyi etkileri olmak
This climate doesn't agree with me
Bu iklim bana iyi gelmiyor
aynı fikirde olmak
biriyle aynı düşünceye sahip olmak
I have the same opinion as you
Seninle aynı fikirdeyim
katılmak
birinin düşüncesini kabul etmek
I support your idea
Fikrine katılıyorum
hemfikir olmak
biriyle aynı doğrultuda olmak
We are in accord with the decision
Karar konusunda hemfikiriz
iyi gelmek
birine yararlı veya uygun olmak
This climate suits me
Bu iklim bana iyi geliyor
onaylamak
birinin düşüncesini doğrulamak
She endorses the report
Raporu onaylıyor
aynı görüşü paylaşmak
bir başkasıyla aynı perspektife sahip olmak
I share his perspective
Onun bakış açısını paylaşıyorum
benzer düşünmek
birisi gibi düşünceye sahip olmak
They think the same as us
Bizim yaklaşımımız gibi benzer düşünüyorlar
mutabık kalmak
bir konuda ortak karara varmak
Both sides reached a consensus on the terms
İki taraf da şartlar üzerinde mutabık kaldı
desteklemek
birinin fikrini savunmak
I support his choice
Onun seçimini destekliyorum
uymak
bir şeye uygun veya tutarlı olmak
The evidence matches the facts
Kanıtlar gerçeklere uyuyor
fikir birliğine varmak
bir konu üzerinde birleşmek
We achieved a consensus on the final outcome
Sonuç konusunda fikir birliğine vardık
aynı fikirde olmak
birisiyle aynı görüşe sahip olmak
I agree with your idea
Senin fikrinle aynı fikirdeyim
aynı fikirde olmak
biriyle aynı düşünceye sahip olmak
I agree with you
Seninle aynı fikirdeyim
Red Bull
Sahnedepopüler bir kafeinli enerji içeceği markası
I drank a Red Bull to stay awake
Uyanık kalmak için Red Bull içtim
kalmadı
Sahnedebir şeyin elinde tükenmiş olması
We are out of sugar
Şekerimiz kalmadı
dışarı
Sahnedebir yerin içinden dışına doğru hareket etmek
She ran out of the room
Odadan dışarı koştu
nedeniyle
bir şeyin sonucu olarak
I did it out of curiosity
Bunu meraktan yaptım
dışında tutmak
birini veya bir şeyi dahil etmemek
They kept me out of the meeting
Beni toplantının dışında tuttular
-den
bir yerden veya kaynaktan gelmek
I got the water out of the tap
Suyu musluktan aldım
arasından
bir grubun içinden seçilmek
Choose one out of these three
Bu üçünün arasından bir tane seç
içinden
bir şeyin iç kısmından gelmek
He came out of the room
Odanın içinden geldi
yoksun
bir şeye sahip olmamak
We are out of bread
Ekmeksiz kaldık
uzaklaşarak
bir yerden ayrılmak
Please get out of my house
Lütfen evimden çık
dışında
artık bir grubun parçası olmamak
He is out of the team
O artık takımın dışında
tükenmiş
bir şeyin bitmiş olması
We are out of gas
Benzinimiz bitti
dışarıda
bir yerin içinde olmamak
She is out of the office
Ofisin dışında
dışarı
bir yerin içerisi olmaması
Stay out of the rain
Yağmurun dışında kal
çıkararak
bir şeyi bir yerden almak
Take the keys out of your pocket
Anahtarları cebinden çıkar
alınarak
birini veya bir şeyi bir yerden uzaklaştırmak
They took the boy out of school
Çocuğu okuldan aldılar
kalmamış
bir şeyin tamamen bitmiş olması
We are out of sugar for the tea
Çay için şekerimiz kalmadı
mısır unlu sosis
Sahnedemısır ununa bulanıp kızartılmış çubukta sosis
I ate a corn dog at the carnival
Karnavalda bir mısır unlu sosis yedim
üzgün
Sahnedepişmanlık duyan veya özür dileyen
I am sorry for being late
Geç kaldığım için üzgünüm
şempanze
Sahnedeküçük, zeki bir Afrika maymunu
The chimp is very smart
Şempanze çok zekidir
tekrar gözden geçirmek
Sahnedebir konuyu veya durumu yeniden incelemek veya tartışmak
We should revisit this plan tomorrow
Bu planı yarın tekrar gözden geçirmeliyiz
normal
Sahnedealışılmış, sıradan veya garip olmayan
It is normal to feel nervous
Gergin hissetmek normaldir
normal
alışılagelmiş veya tuhaf olmayan
It is normal to feel nervous
Gergin hissetmek normaldir
konuşmak
Sahnedebiriyle sözlü iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam lazım
konuşmak
birine sözlü olarak bir şeyleri anlatmak
I need to talk to my teacher
Öğretmenimle konuşmam gerekiyor
konuşmak
biriyle sözlü iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam gerekiyor
sohbet etmek
biriyle karşılıklı konuşmak
We should talk to our neighbors
Komşularımızla sohbet etmeliyiz
öğrenmek
Sahnedebir şeyi öğrenmek veya keşfetmek
I will find out the answer
Cevabı öğreneceğim
yakalanmak
birinin hatalı veya dürüst olmayan bir şey yaptığını keşfetmek
I hope he does not find out
Umarım o yakalanmaz
öğrenmek
bir bilgi veya gerçek hakkında fikir sahibi olmak
I want to find out the truth
Gerçeği öğrenmek istiyorum
değiştirmek
Sahnedebir şeyi başka bir hale getirmek
He needs to change his clothes
Kıyafetlerini değiştirmesi gerekiyor
para üstü
ödemeden sonra geri alınan miktar
You forgot your change
Para üstünü unuttun
konu değişimi
konuşulan temayı başka bir şeye çevirme
It is time for a change of topic
Konu değişimi zamanı geldi
değişim
bir şeyin başkalaşmasıyla ortaya çıkan yeni durum
There was a big change in the weather
Havada büyük bir değişim oldu
değiştirmek
bir şeyi farklı hale getirmek
I need to change the plan
Planı değiştirmem gerekiyor
değişmek
farklı hale gelmek
The weather is starting to change
Hava değişmeye başlıyor
üstünü değiştirmek
farklı kıyafetler giymek
Please change before we leave
Gitmeden önce lütfen üstünü değiştir
bozuk para
küçük metal para şeklindeki para
I have some change in my pocket
Cebimde biraz bozuk para var
aktarma yapmak
bir araçtan diğerine geçmek
I have to change trains there
Orada tren değiştirmem gerekiyor
değişiklik
yeni bir durum veya farklılık
This is a big change for us
Bu bizim için büyük bir değişiklik
kıyafet değiştirmek
kendine farklı kıyafetler giymek
She went to change for the party
Partiye gitmek için kıyafet değiştirdi
yenisiyle değiştirmek
eski bir eşyayı yenisiyle yenilemek
I need to change the battery
Pili değiştirmem gerekiyor
müzikal
şarkı ve dans içeren oyun veya film
We saw a change at the theater
Tiyatroda bir müzikal izledik
değiştirmek
bir şeyi farklı hale getirmek
Please change the color of the wall
Lütfen duvarın rengini değiştir
beklemek
Sahnedekısa bir süre beklemek veya durmak
Please hold on a moment
Lütfen bir an bekleyin
sıkıca tutmak
bir şeyi sıkıca kavramak
Hold on to the rail
Korkuluğa sıkıca tutun
hakimiyet
birisi üzerindeki güç veya etki
He has a firm hold on the team
Takım üzerinde sıkı bir hakimiyeti var
tutmak
bir şeyi bulunduğu konumda bırakmamak
Hold on to your ticket
Biletinizi elinizde tutun
tutunmak
bir şeye sıkıca sarılmak
Please hold on to the railing
Lütfen tırabzana tutunun
harika
Sahnedehayranlık veya şaşkınlık uyandıran
The view is amazing
Manzara harika
inanılmaz
büyük bir şaşkınlık veya hayranlık yaratan
It was an amazing sight
İnanılmaz bir manzaraydı
harika
çok iyi veya olumlu şekilde şaşırtıcı
You did an amazing job
Harika bir iş çıkardın
pil
Sahnedebir şeyi çalıştırmak için elektrik depolayan aygıt
I need a new battery for my remote
Kumanda için yeni bir pile ihtiyacım var
darp
birine fiziksel olarak saldırma suçu
He was arrested for battery
Darp suçundan tutuklandı
batarya
birlikte çalışan büyük toplar grubu
The artillery battery moved into position
Topçu bataryası mevziye yerleşti
dizi
aynı türden çok sayıda şey veya kişi
She faced a battery of questions
Basından bir dizi soruyla karşılaştı
istatistiksel olarak
Sahnedeveriye dayalı bir biçimde
Statistically women live longer than men
İstatistiksel olarak kadınlar erkeklerden daha uzun yaşar
istatistiksel yöntemlerle
istatistiksel teknikler kullanılarak
The data was evaluated statistically
Veriler istatistiksel yöntemlerle değerlendirildi
yalnız
Sahnedeyanında başka kimse olmayan
She is alone
O yalnız
sadece
tek bir şeyin yeterli olduğunu vurgulamak için kullanılır
The cost alone is high
Sadece maliyeti bile yüksek
tek başına
rahatsız edilmeden
Please leave me alone
Lütfen beni yalnız bırak
yalnız
başka kimse olmadan
He walked home alone
Eve yalnız yürüdü
ulaşılabilir
Sahnedeulaşılabilen veya kullanılabilen
The information is accessible online
Bilgiye internet üzerinden ulaşılabilir
erişilebilir
girilmesi veya kullanılması kolay olan
The building is accessible
Bina erişilebilir
hata
Sahnedeyanlış olan bilgi veya detay
Please fix the inaccuracies in the text
Lütfen metindeki hataları düzeltin
yanlışlık
bir şeyin doğru olmaması durumu
The report contains several inaccuracies
Raporda birkaç yanlışlık var
kumanda
Sahnedebir makineyi veya oyunu kullanmaya yarayan aygıt
I need a new controller
Yeni bir kumandaya ihtiyacım var
denetmen
bir işi idare eden veya kontrol eden kişi
The controller oversees the project
Denetmen projeyi gözetiyor
üstlenmek
Sahnedebir görev veya sorumluluğu üzerine almak
He assumed the role of manager
Yönetici rolünü üstlendi
varsaymak
kanıt olmadan bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I assume you are tired
Yorgun olduğunu varsayıyorum
buna rağmen
Sahnedeher şeye karşın
He was tired; nevertheless he kept working
Yorgundu; buna rağmen çalışmaya devam etti
amca
Sahnedeannenin veya babanın erkek kardeşi
My uncle lives in Istanbul
Amcam İstanbul'da yaşıyor
başına gelmek
Sahnedebirinin başına bir şey gelmesi durumu
What happened to him
Ona ne oldu
tesadüfen yapmak
plan yapmadan bir eylem gerçekleştirmek
I happened to meet him at the park
Onunla parkta tesadüfen karşılaştım
tesadüfen yapmak
planlamadan bir şey yapmak
I happened to meet him
Onunla tesadüfen karşılaştım
denk gelmek
bir şeyin rastlantı sonucu olması
I happened to be there
Tesadüfen orada bulundum
rast gelmek
beklenmedik bir şekilde meydana gelmek
Such things happen to everyone
Böyle şeyler herkesin başına gelir
istemeden yapmak
planlamadan bir şeyle sonuçlanmak
I happened to break the glass
Kadehi yanlışlıkla kırdım
başına gelmek
birinin veya bir şeyin başına bir durumun gelmesi
What happened to your car
Arabana ne oldu
tesadüfen yapmak
bir şeyi şans eseri gerçekleştirmek
I happened to see him at the store
Onu mağazada tesadüfen gördüm
kel
Sahnedekafasında saç olmayan
He is bald
O keldir
kelleştirmek
saç dökülmesine neden olmak
The treatment made him bald
Tedavi onu kelleştirdi
kel
kafasında hiç saç olmayan
My grandfather is bald
Dedem kel