The Big Bang Theory — 2. Sezon Bölüm 13
Kelimeler ve anlamları
515 kelime
Seviye
tam olarak
Sahnedekesin veya eksiksiz bir şekilde
It is exactly ten o'clock
Saat tam olarak on
uyarmak
Sahnedebirini olası bir tehlike hakkında bilgilendirmek
I warned him about the rain
Onu yağmur hakkında uyardım
buna rağmen
Sahnedeher şeye karşın
He was tired; nevertheless he kept working
Yorgundu; buna rağmen çalışmaya devam etti
hobi
Sahnedeboş zamanlarda yapmaktan hoşlanılan etkinlik
Reading is one of my interests
Okumak hobilerimden biridir
ilgilendirmek
Sahnedebirinin bir şeye merak duymasını veya dikkat etmesini sağlamak
This book interests me
Bu kitap ilgimi çekiyor
faiz
ödünç alınan para için ödenen ek ücret
The bank charges a high interest rate
Banka yüksek bir faiz oranı uyguluyor
pay
bir işteki ortaklık veya hisse durumu
He has an interest in the company
Şirkette bir payı var
anlaşma
Sahnedekarşılıklı olarak varılan uzlaşma
We reached an understanding
Bir anlaşmaya vardık
kavrama
bir şeyin ne anlama geldiğini bilme yeteneği
His understanding of math is great
Onun matematik kavraması harikadır
anlayışlı
başkalarının duygularını veya durumunu kabul eden
She is a very understanding person
O çok anlayışlı bir insandır
anlayış
bir durumu veya bilgiyi kavrama durumu
She has a deep understanding of the subject
Konu hakkında derin bir anlayışı var
anlama
bir şeyin ne anlama geldiğini bilme durumu
He has a deep understanding of the subject
Konu hakkında derin bir anlayışı var
anlayışlı
başkalarının hatalarını kabul etmeye istekli
She is very understanding about my mistake
Hatam konusunda çok anlayışlı
devam et
Sahnedebir şeye başlamak veya devam etmek
Please go ahead
Lütfen devam et
onay
bir işe başlamak için verilen resmi izin
We got the go ahead to start
Başlamak için onay aldık
tanım
Sahnedebir kelimenin ne anlama geldiğinin açıklaması
What is the definition of this word?
Bu kelimenin tanımı nedir?
belirginlik
kasların görünür şekli ve yapısı
He has great muscle definition
Kasları çok belirgin
tanım
bir kelimenin veya şeyin ne anlama geldiğinin açıklaması
I need the definition of this word
Bu kelimenin tanımına ihtiyacım var
tamam
Sahnedeonaylamak veya bir şeyin yolunda olduğunu belirtmek için kullanılır
Alright, I will go
Tamam, gideceğim
niyetinde olmak
Sahnedene yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
gitmek
bir yere varmak veya bir etkinliğe katılmak
We go to school every morning
Her sabah okula gideriz
ilk tercih
birinin en sık kullandığı veya seçtiği şey ya da kişi
Pizza is my go-to meal on Fridays
Pizza cumaları ilk tercihim olan yemektir
gitmek
bir yere veya kişiye ulaşmak
The letter goes to the manager
Mektup müdüre gidiyor
gitmek
bir okulda öğrenci olmak
She goes to university in London
O Londra'da üniversiteye gidiyor
yönelmek
bir yerin doğrultusunda hareket etmek
The road goes to the city center
Yol şehir merkezine yöneliyor
uğramak
bir yeri ziyaret etmek
I will go to the library today
Bugün kütüphaneye uğrayacağım
gitmek
belirli bir yere doğru hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
gitmek
birine ulaşmak ya da teslim edilmek
This award will go to the best student
Bu ödül en iyi öğrenciye gidecek
ne kadar
Sahnedemiktar veya fiyat sormak için kullanılan ifade
How much is this
Bu ne kadar
anlamak
Sahnedebir şeyin anlamını kavramak
I understand the lesson
Dersi anlıyorum
anlamak
ne demek olduğunu bilmek
I understand you
Seni anlıyorum
anlamak
bir durumun veya gerçeğin bilincine varmak
I understand the risks involved
İşin içindeki riskleri anlıyorum
kavramak
söylenen bir şeyi zihnen çözümlemek
I understood his instructions clearly
Talimatlarını net bir şekilde kavradım
durum
Sahnedebir şeyin içinde bulunduğu hal veya konum
What is your current status?
Şu anki durumun nedir?
statü
toplumdaki yer veya mevki
He has high status in the company
Şirkette yüksek bir statüsü var
durum
bir şeyin bulunduğu konum veya hal
What is the status of your application
Başvurunuzun durumu nedir
bütün
Sahnedeeksiksiz ve tam olan
She read the entire book
Bütün kitabı okudu
bütün
tamamı veya eksiksiz olan
I read the entire book
Kitabın tamamını okudum
tüm
bir şeyin tamamı
The entire team arrived early
Tüm takım erken geldi
hile
Sahnedebirini aldatmak amacıyla yapılan hileli davranış
They won the game through trickery
Oyunu hileyle kazandılar
suçlamak
Sahnedebirini yasal olmayan bir şey yapmakla resmen itham etmek
The police charged him with robbery
Polis onu soygunla suçladı
şarj etmek
bir cihaza elektrik enerjisi yüklemek
I need to charge my phone
Telefonumu şarj etmem gerekiyor
ücret talep etmek
bir mal veya hizmet karşılığında para istemek
The hotel charges for breakfast
Otel kahvaltı için ücret talep ediyor
sorumluluk
birinin bakmakla yükümlü olduğu kişi veya şey
The children were in her charge
Çocuklar onun sorumluluğundaydı
ücret talep etmek
bir hizmet veya ürün için para istemek
They charge a high price
Bunun için yüksek ücret talep ediyorlar
hücum emri
ileri atılmayı veya saldırmayı bildiren komut
The general gave the order to charge
General hücum emrini verdi
hücum etmek
bir yöne doğru hızla ve güç kullanarak hareket etmek
The bull charged at the matador
Boğa matadora hücum etti
suçlamak
birinin yasa dışı bir şey yaptığını resmi olarak söylemek
The police will charge him with robbery
Polis onu soygunla suçlayacak
saldırmak
birine veya bir şeye hızlıca ve saldırganca hareket etmek
The soldiers charge the enemy position
Askerler düşman mevzisine saldırıyor
sorumluluk
kontrol veya mesuliyet sahibi olma durumu
She is in charge of the team
Ekibin sorumluluğu onda
yönetmek
bir şey üzerinde kontrol veya mesuliyet sahibi olmak
The manager charges the department
Müdür departmanı yönetiyor
sorumlu
bir şeyi idare etmekten veya kontrol etmekten yükümlü
Who is in charge of this project
Bu projenin sorumlusu kim
oldukça
Sahnedebir dereceye kadar; aşırı olmayan
The exam was fairly easy
Sınav oldukça kolaydı
adilce
herkes için doğru ve eşit bir şekilde
The judge treated everyone fairly
Hakim herkese adilce davrandı
orta derecede
orta düzeyde
It is a fairly long walk
Bu orta derecede uzun bir yürüyüş
tahta
Sahnedeağaç gövdesinden elde edilen sert madde
This table is made of wood
Bu masa tahtadan yapılmıştır
orman
ağaçlarla kaplı geniş alan
They walked in the wood
Ormanda yürüdüler
cinsel uyarılma
fiziksel cinsel heyecan durumu
She felt a state of wood
O bir cinsel uyarılma halindeydi
saat
Sahnede60 dakikaya eşit süre
I will be there in one hour
Bir saat içinde orada olacağım
saat
bir günün yirmi dört parçasından biri
We will leave in one hour
Bir saat içinde ayrılacağız
saat
60 dakikalık zaman dilimi
I will be there in an hour
Bir saat içinde orada olacağım
servet kazanmak
Sahnedeçok miktarda para kazanmak
He hopes to make a fortune in real estate
Emlak işinde servet kazanmayı umuyor
asimptot
Sahnedebir eğrinin sürekli yaklaştığı ancak asla temas etmediği doğru
This curve has a horizontal asymptote
Bu eğrinin yatay bir asimptotu vardır
beklenen
Sahnedebir şeyin gerçekleşeceğinin düşünülmesi
I expected rain today
Bugün yağmur yağmasını bekliyordum
beklenen
olması tahmin edilen
The train arrived at the expected time
Tren beklenen saatte geldi
beklenmek
birinin yapması gereken iş
You are expected to arrive on time
Zamanında gelmen bekleniyor
ilginç
Sahnedemerak uyandıran
The book is very interesting
Kitap çok ilginç
ilgi çekici
bir şeyi merak etme veya öğrenme isteği uyandıran
This book is very interesting
Bu kitap çok ilgi çekici
ilgi çekici
merak veya dikkat uyandıran
This is an interesting story
Bu ilgi çekici bir hikaye
tamir etmek
Sahnedebozuk bir şeyi yeniden çalışır hale getirmek
Can you fix it?
Onu tamir edebilir misin?
ayarlamak
bir şey için gerekli düzenlemeleri yapmak
I will fix the meeting time
Toplantı saatini ayarlayacağım
tamir etmek
bozuk bir şeyi yeniden çalışır hale getirmek
I will fix it tomorrow
Yarın onu tamir edeceğim
tahmin etmek
Sahnedeemin olmadan bir fikir oluşturmak
Can you guess my age
Yaşımı tahmin edebilir misin
tahmin
kesin olarak bilmeden bir cevap verme çabası
I made a guess about the answer
Cevap hakkında bir tahminde bulundum
tahmin
tam olarak emin olmadan doğru olduğunu düşündüğünüz fikir
My guess was wrong
Tahminim yanlıştı
oyunbazlık
Sahnedeneşeli ve eğlenceli olma durumu
The puppy's playfulness is adorable
Yavru köpeğin oyunbazlığı çok sevimli
tam zamanı
Sahnedebir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
şimdi
Sahnedeiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
bak
dikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
çok çaba gerektiren
Sahnedeçok miktarda güç veya çaba isteyen
It was a herculean task to clean the entire house
Tüm evi temizlemek çok çaba gerektiren bir işti
hoşça kal
Sahnedeayrılırken söylenen söz
He said goodbye to his friend
Arkadaşına hoşça kal dedi
en iyi arkadaş
Sahnedebir kimsenin en yakın olduğu arkadaş
She is my best friend
O benim en iyi arkadaşım
ilk
Sahnedebaşlangıçta olan
The initial reaction was surprise
İlk tepki şaşkınlıktı
baş harf
bir kişinin isimlerinin ilk harfleri
His initials are J.D.
Onun baş harfleri J.D.
baş harflerini atmak
bir belgenin üzerine isminin baş harflerini yazmak
Please initial the form here
Lütfen formu buraya baş harflerinizle imzalayın
canı istemek
Sahnedebir şeyi yapma isteği duymak
I feel like going for a walk
Yürüyüşe çıkasım var
gibi hissetmek
bir durumda veya rolde olduğunu düşünmek
Sometimes I feel like a child
Bazen kendimi çocuk gibi hissediyorum
gibi gelmek
bir durumun gerçekleşeceği izlenimine kapılmak
It feels like it is going to snow
Kar yağacak gibi geliyor
isteyip canı çekmek
bir şeyi yapma arzusu duymak
I feel like eating pizza
Canım pizza yemek istiyor
sıralamak
Sahnedebir şeyleri belirli bir sıraya koymak
The teacher ranked the students by height
Öğretmen öğrencileri boylarına göre sıraladı
ağır kokulu
çok kötü kokan
The room had a rank smell
Odada ağır bir koku vardı
rütbe
bir grup içindeki seviye veya konum
He holds a high rank in the army
Orduda yüksek bir rütbeye sahip
kusur
Sahnedebir şeydeki zayıflık veya hata
The design has a serious deficiency
Tasarımın ciddi bir kusuru var
eksiklik
gereken bir şeyin yetersizliği veya yokluğu
Vitamin D deficiency can cause health problems
D vitamini eksikliği sağlık sorunlarına yol açabilir
eksiklik
gerekli bir niteliğin veya bir şeyin eksik olma durumu
The report shows a deficiency in safety standards
Rapor güvenlik standartlarında bir eksiklik olduğunu gösteriyor
hiç
Sahnedeherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
çok
bir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
daima
her zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
hiçbir zaman
hiçbir vakitte
I will not ever go back
Hiçbir zaman geri dönmeyeceğim
hiç
geçmişte bir noktadan bugüne kadar olan zaman
Have you ever been to Paris
Hiç Parise gittin mi
hiç
geçmişteki bir noktadan günümüze kadar olan sürede
Have you ever been to Paris
Hiç Parise gittin mi
zorunda
Sahnedebir şeyi yapmak zorunda olmak
I gotta go now
Şimdi gitmem lazım
zorunda olmak
bir şeyi yapma gerekliliği
I gotta go now
Şimdi gitmem gerek
yakın
Sahnedekısa bir mesafede bulunan
My house is near the park
Evim parka yakın
yakın
uzak olmayan
The park is near my house
Park evimin yakınında
neredeyse
gerçekleşmesine çok az kalması
It is near lunchtime
Neredeyse öğle yemeği vakti
yaklaşmak
bir şeye doğru gelmek
The runner nears the finish line
Koşucu bitiş çizgisine yaklaşıyor
şans
Sahnedeiyi veya kötü şeylerin gerçekleşmesine neden olan güç
Luck can change quickly
Şans hızla değişebilir
şans
tesadüfen gerçekleşen iyi şeyler
I had some good luck
Biraz şansım vardı
şans eseri bulmak
iyi bir talih sonucu bir şeye sahip olmak
He lucked into this amazing job
O şans eseri bu harika işi buldu
aktarılabilir
Sahnedebaşka bir duruma veya yere taşınabilir ya da uygulanabilir olan
These skills are transferrable to new jobs
Bu beceriler yeni işlere aktarılabilir
kafeterya
Sahnedeyiyecek ve içecek alınıp yenen yer
I will meet you in the cafeteria
Seninle kafeteryada buluşacağım
içmek
Sahnedesıvı bir maddeyi yutmak
I drink water every day
Her gün su içerim
içecek
içilebilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
içecek
tüketilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
çeşitlilik
Sahnedefarklı olma durumu veya birçok farklı türün bulunması
Cultural diversity is important
Kültürel çeşitlilik önemlidir
kesinlikle
Sahnedehiçbir şüphe olmadan veya tamamen
I absolutely agree with you
Sana kesinlikle katılıyorum
kitap
Sahnedeyazılı sayfaların ciltlenmiş hali
I read a book
Bir kitap okudum
rezervasyon yapmak
bir şeyi önceden ayırmak
I want to book a room
Bir oda ayırtmak istiyorum
kaydetmek
birinin tutuklanmasını polis kayıtlarına resmi olarak işlemek
The police decided to book the suspect
Polis şüpheliyi kaydetmeye karar verdi
kitap
sayfaları olan yazılı bir eser
I am reading a good book
İyi bir kitap okuyorum
sıradışı ve eğlenceli
Sahnedeeğlenceli veya şakacı bir şekilde alışılmadık
She has a whimsical sense of humor
Onun tuhaf ve eğlenceli bir mizah anlayışı var
hissetmek
Sahnedefiziksel veya duygusal bir duyuya sahip olmak
I feel very tired
Çok yorgun hissediyorum
endişeli
kendine güvenmeyen veya emin olamayan his
I feel anxious about the test
Sınav hakkında endişeli hissediyorum
hatırlatmak
birine bir şeyi anımsatmak
This song makes me feel my childhood
Bu şarkı bana çocukluğumu hatırlatıyor
düşünmek
bir fikir veya tutuma sahip olmak
I feel that we should go
Gitmemiz gerektiğini düşünüyorum
hissetmek
bir duygu veya durumu deneyimlemek
I feel happy today
Bugün mutlu hissediyorum
biraz
Sahnedeaz miktarda veya bir dereceye kadar
I am kind of tired
Biraz yorgunum
tür
benzer nitelikleri olan grup
What kind of book do you want
Ne tür bir kitap istiyorsun
tür
belirli bir çeşit veya tip
This is a new kind of fruit
Bu yeni bir tür meyve
bekle
Sahnedekısa bir süre beklemek
Hang on a minute
Bir dakika bekle
bağlı olmak
bir durumun veya sonucun başka bir şeye dayalı olması
Success hangs on your hard work
Başarı senin sıkı çalışmana bağlı
asmak
bir şeyi bir yere sabitlemek
Hang on the poster here
Posteri buraya as
elinde tutmak
bir şeyi kaybetmeden saklamak
Please hang on to this receipt
Lütfen bu fişi elinde tut
aptalca
Sahnedeakıl ve mantıktan yoksun
That was a silly mistake
Bu aptalca bir hataydı
asit
Sahnedeaşındırıcı özelliği olan kimyasal madde
The acid dissolved the metal
Asit metali eritti
asit
ekşi tadı olan kimyasal madde
Lemons contain citric acid
Limonlar sitrik asit içerir
asit
algıyı ve hisleri değiştiren güçlü ve yasa dışı bir uyuşturucu
He took acid at the party
Partide asit aldı
isim
Sahnedebir kişiye veya nesneye verilen sözcük
My name is Alex
Benim adım Alex
adlandırmak
birine veya bir şeye isim vermek
They named the baby Leo
Bebeğe Leo adını verdiler
ün
insanların bir kişi veya şey hakkındaki görüşü
He has a good name in the city
Şehirde iyi bir ünü var
faydalanmak
Sahnedebir şeyi belirli bir amaç için kullanmak
We should utilize all available resources
Tüm mevcut kaynaklardan faydalanmalıyız
plan
Sahnedebir şeyi yapmak için yöntem
I have a great plan
Harika bir planım var
plan
bir şeyi yapmaya yönelik düzenleme
We made a plan for the trip
Gezi için bir plan yaptık
planlamak
bir şeyi yapmak için düzenleme yapmak
I plan to visit my friend
Arkadaşımı ziyaret etmeyi planlıyorum
video oyunu
Sahnedeekranda oynanan elektronik bir oyun
I like to play video games
Video oyunları oynamayı severim
video oyunu
bilgisayar veya konsolda oynanan oyun
I love playing video games
Video oyunu oynamayı seviyorum
elektronik oyun
ekranda oynanan dijital oyun
They enjoy playing electronic games
Elektronik oyun oynamaktan keyif alıyorlar
video oyunu
bir ekranda kontrolcü yardımıyla oynanan oyun
I play video games after school
Okuldan sonra video oyunu oynarım
kendiliğinden
Sahnedekanıta gerek duymadan kendi kendine belli olan bir şekilde
It is axiomatically true that we need air
Tüm insanların havaya ihtiyacı olduğu kendiliğinden bellidir
eyvah
hafif bir endişe veya alarmı ifade etmek için kullanılır
Uh oh, I forgot my keys
Eyvah, anahtarlarımı unuttum
tüh
kötü bir şey olduğunda söylenen söz
Uh oh, the glass broke
Tüh, bardak kırıldı
eyvah
kötü bir şey olabileceği zaman çıkarılan ses
Uh oh, it looks like it's going to rain
Eyvah, yağmur yağacak gibi görünüyor
eyvah
bir şeylerin ters gittiğini veya kötü bir durumun olacağını belirtmek için çıkarılan ses
Uh oh I dropped my phone
Eyvah telefonumu düşürdüm
eyvah
bir şeyin ters gittiğini fark edince kullanılan ifade
Uh-oh I forgot my keys
Eyvah anahtarlarımı unuttum
içecek
Sahnedesu veya meyve suyu gibi içilen sıvı
What beverage would you like?
Hangi içeceği istersiniz?
bin
Sahnede1.000 sayısı
I have a thousand books
Bin kitabım var
garanti görmek
Sahnedebir şeyin her zaman var olacağını düşünmek
We take it for granted that the sun will rise
Güneşin doğacağını garanti görüyoruz
değerini bilmemek
bir kişinin veya şeyin kıymetini yeterince bilmemek
You should not take your health for granted
Sağlığının değerini bilmelisin
kurşun kalem
Sahnedeyazmak veya çizmek için kullanılan grafitle dolu ince tahta çubuk
I have a yellow pencil
Sarı bir kurşun kalemim var
not düşmek
bir etkinliği takvime geçici olarak kaydetmek
I will pencil our meeting in for Friday
Toplantımızı cuma günü için not düşeceğim
kurşun kalemle yazmak
bir şeyi kurşun kalem kullanarak yazmak veya işaretlemek
Please pencil your name on the list
Lütfen adınızı listeye kurşun kalemle yazın
diş ipiyle temizlemek
Sahnededişlerin arasını temizlemek için diş ipi kullanmak
You should floss every day
Her gün diş ipi kullanmalısın
floss dansı
kolları ve kalçaları bir yandan diğer yana sallayarak yapılan dans hareketi
He tried to do the floss at the party
Partide floss dansı yapmaya çalıştı
diş ipi
dişlerin arasını temizlemek için kullanılan ince ip
You should use floss every day
Her gün diş ipi kullanmalısın
öte yandan
Sahnedefarklı bir bakış açısını sunmak için kullanılır
I love the city. On the other hand, I love the country
Şehri seviyorum. Öte yandan, kırsalı seviyorum
yaşamak
Sahnedebir yerde ikamet etmek
I live in London
Londra'da yaşıyorum
yatılı
biriyle aynı evde yaşayan
They have a live-in nanny
Yatılı bir bakıcıları var
lojman kalmak
çalışılan binanın içinde ikamet etmek
The nanny lives in with the family
Bakıcı aileyle birlikte evde kalıyor
oturmak
bir yerde ikamet etmek
I live in a big house
Büyük bir evde oturuyorum
birlikte yaşayan
bir romantik partnerle aynı evde oturan
They are a live-in couple
Onlar birlikte yaşayan bir çift
güvenli
Sahnedetehlikeli veya riskli olmayan
You are safe here
Burada güvendesin
çelik kasa
değerli eşyaları korumak için kullanılan metal kutu
The documents are in the safe
Belgeler çelik kasada
güvenilir
bir işi iyi yapacağına inanılan
She is a safe choice for the job
O bu iş için güvenilir bir seçenek
kesin
bir şeyden emin olma durumu
It is a safe bet
Bu kesin bir bahis
bitirmek
Sahnedebir şeyi sona erdirmek
I need to finish my homework
Ödevimi bitirmem gerekiyor
bitiş
bir olayın veya etkinliğin sonu
She is near the finish of her project
Projesinin bitişine yaklaştı
yüzey görünümü
bir yüzeyin son hali
The wood has a glossy finish
Ahşabın parlak bir yüzey görünümü var
bitirmek
bir şeyi sona erdirmek
I need to finish my homework
Ödevimi bitirmem gerekiyor
dikey
Sahnedeyukarıdan aşağıya doğru uzanan
The stripes are vertical
Çizgiler dikey
doktora
Sahnedeyüksek düzeyde bir akademik derece
He has a PhD in physics
Onun fizik alanında doktorası var
şaşırmak
Sahnedebeklenmedik bir durum karşısında hayrete düşmek
I am surprised by the gift
Hediyeye şaşırdım
sürpriz
beklenmedik bir durum anında söylenen söz
Surprise! I am here
Sürpriz! Buradayım
sürpriz
beklenmedik şekilde gerçekleşen
It was a surprise visit
Sürpriz bir ziyaretti
sürpriz
beklenmedik şekilde gerçekleşen olay
That party was a big surprise
O parti büyük bir sürprizdi
işlev
Sahnedebir şeyin doğal veya amaçlanan kullanımı
What is the function of this button
Bu düğmenin işlevi nedir
resmî davet
sosyal bir toplantı veya parti
It was a formal function
Bu resmî bir davetti
çalışmak
bir şeyin amaçlandığı gibi işlemesi
The machine does not function
Makine çalışmıyor
çalışmak
bir şeyin amaçlandığı gibi iş görmesi
The machine does not function anymore
Makine artık çalışmıyor
gelmek
Sahnedebir yere ulaşma
The train is coming
Tren geliyor
gelecek
yakın zamanda olacak olan
The coming weeks will be busy
Gelecek haftalar yoğun geçecek
gelen
bir yerden bir yere doğru hareket eden
My friend is coming to my house
Arkadaşım evime geliyor
korkutmak
Sahnedebirini korkutmak
Don't scare me
Beni korkutma
korku
ani korku hissi
It was a big scare
Büyük bir korkuydu
üzgün
Sahnedepişmanlık duyan veya özür dileyen
I am sorry for being late
Geç kaldığım için üzgünüm
telefonu kapatmak
Sahnedetelefon konuşmasını bitirmek
He did not want to hang up
Telefonu kapatmak istemedi
asmak
bir şeyi duvara veya başka bir yüzeye iliştirmek
Hang up your coat
Ceketini as
takıntı
bir şey hakkındaki endişe veya zorluk hissi
He has a hang up about his age
Yaşıyla ilgili bir takıntısı var
bırakmak
bir işi veya aktiviteyi sona erdirmek
He decided to hang up his career
Kariyerini noktalamaya karar verdi
kafaya takmak
bir şeyi gereğinden fazla düşünmek veya ona odaklanmak
He is hung up on that small mistake
O küçük hatayı kafaya takıyor
kolonya
Sahnedecilde sürülen kokulu sıvı
He puts on some cologne
Biraz kolonya sürer
kolonya
vücuda sürülen güzel kokulu sıvı
He wears cologne every day
O her gün kolonya sürer
küçük
Sahnedeboyutu büyük olmayan
This is a small cat
Bu küçük bir kedi
başka türlü
Sahnedebaşka bir şekilde veya farklı olarak
I thought otherwise
Ben farklı düşündüm
aksi takdirde
aksi durumda veya başka bir şey olursa
Hurry up, otherwise you will be late
Acele et, aksi takdirde geç kalacaksın
şebeke
Sahnedehatlar veya kamu hizmetlerinden oluşan ağ
The power grid failed during the storm
Fırtına sırasında elektrik şebekesi çöktü
ıslıkçı
Sahnededudaklarını büzerek ince ve keskin ses çıkaran kimse
He is a great whistler
O harika bir ıslıkçıdır
meslektaş
Sahnedebirlikte çalışılan kişi
He is my colleague
O benim meslektaşım
arkadaş olmak
Sahnedebirisiyle dostane bir ilişki kurmaya başlamak
He wants to make friends with you
O seninle arkadaş olmak istiyor
zeka
Sahnedeöğrenme ve anlama yeteneği
She has high intelligence
Onun yüksek bir zekası var
istihbarat
başka ülkeler hakkında toplanan gizli bilgiler
They gathered intelligence about the enemy
Düşman hakkında istihbarat topladılar
zekâ
öğrenme anlama ve düşünme yeteneği
She has great intelligence
O büyük bir zekaya sahip