The Big Bang Theory — 2. Sezon Bölüm 14
Kelimeler ve anlamları
472 kelime
Seviye
para
Sahnedebir şeyler satın almak için kullanılan madeni veya kağıt ödeme araçları
I have some money
Biraz param var
benzin istasyonu
Sahnedetaşıtlar için yakıt satılan yer
We need to stop at a gas station
Bir benzin istasyonunda durmamız gerekiyor.
benzin istasyonu
araçlar için yakıt alınan yer
I need to stop at the gas station
Benzin istasyonunda durmam gerekiyor
benzin istasyonu
insanların araçları için yakıt satın aldıkları yer
We stopped at a gas station to fill up the car
Arabayı doldurmak için bir benzin istasyonunda durduk
benzin istasyonu
araçlara yakıt ikmali yapılan yer
I stopped at the gas station to fill the tank
Depoyu doldurmak için benzin istasyonunda durdum
dışarıda
Sahnedebina dışında olan yer
The kids are playing outside
Çocuklar dışarıda oynuyor
dış yüzey
bir şeyin dış kısmı veya yüzeyi
The outside of the box is blue
Kutunun dışı mavidir
dışarıdan
bir grubun veya yerin dışından gelen
He is an outside consultant
O dışarıdan bir danışmandır
hariç
bir şeyin veya bir kimsenin dahil olmadığı durum
Outside of this small issue the project is complete
Bu küçük mesele haricinde proje tamamlandı
niyetinde olmak
Sahnedene yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
gitmek
Sahnedebir yere varmak veya bir etkinliğe katılmak
We go to school every morning
Her sabah okula gideriz
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
ilk tercih
birinin en sık kullandığı veya seçtiği şey ya da kişi
Pizza is my go-to meal on Fridays
Pizza cumaları ilk tercihim olan yemektir
gitmek
bir yere veya kişiye ulaşmak
The letter goes to the manager
Mektup müdüre gidiyor
gitmek
bir okulda öğrenci olmak
She goes to university in London
O Londra'da üniversiteye gidiyor
yönelmek
bir yerin doğrultusunda hareket etmek
The road goes to the city center
Yol şehir merkezine yöneliyor
uğramak
bir yeri ziyaret etmek
I will go to the library today
Bugün kütüphaneye uğrayacağım
gitmek
belirli bir yere doğru hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
gitmek
birine ulaşmak ya da teslim edilmek
This award will go to the best student
Bu ödül en iyi öğrenciye gidecek
elektrik
Sahnedeışık ve makineler için kullanılan bir enerji türü
The electricity went out during the storm
Fırtına sırasında elektrik kesildi
elektrik
ışık ve ısı üretmek için kullanılan enerji
We use electricity at home
Evde elektrik kullanırız
ev arkadaşı
Sahnededaireyi paylaştığınız kimse
I have a new housemate
Yeni bir ev arkadaşım var
ev arkadaşı
aynı evde birlikte yaşadığınız kişi
My roommate is very kind
Ev arkadaşım çok nazik
ev arkadaşı
aynı evde birlikte yaşadığınız kişi
I am looking for a new roommate
Yeni bir ev arkadaşı arıyorum
göndermek
Sahnedebirini veya bir şeyi bir yere gitmeye yöneltmek
I will send him to school
Onu okula göndereceğim
göndermek
bir mesajı veya nesneyi başkasına ulaştırmak
I will send an email to him
Ona bir e-posta göndereceğim
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I send to do this
Bunu yapmaya niyetleniyorum
göndermek
bir şeyi veya birini bir yere ulaştırmak amacıyla yola çıkarmak
Please send the letter to my house
Lütfen mektubu evime gönder
acil durum
Sahnedebeklenmedik ve acil müdahale gerektiren durum
I have a family emergency
Ailevi bir acil durumum var
acil durum
derhal müdahale gerektiren ciddi durum
This is an emergency
Bu bir acil durum
acil servis
hastanelerin acil tıbbi bakım sağlayan bölümü
He is in the emergency
O acil serviste
isimsiz
Sahnedeadı bilinmeyen veya belirtilmemiş olan
The nameless hero saved the day
İsimsiz kahraman günü kurtardı
kullanmak
Sahnedebir şeyi faydalanmak amacıyla kullanmak
I am using a computer
Bir bilgisayar kullanıyorum
adam
Sahnedebir erkek için kullanılan samimi ifade
He is a nice guy
O iyi bir adam
arkadaşlar
bir grup insan için kullanılan samimi ifade
Hi guys
Selam arkadaşlar
adamlar
erkekler için kullanılan samimi ifade
Those guys are tall
Şu adamlar uzun
millet
bir grup insan için kullanılan gayriresmi ifade
Listen guys
Dinleyin millet
inmek
Sahnedebir araçtan veya yerden ayrılmak
I will get off the bus at the next stop
Bir sonraki durakta otobüsten ineceğim
bırakmak
birine yönelik bir davranışı durdurmak
Get off my back
Peşimi bırak
cezadan kurtulmak
bir şey için cezalandırılmaktan kaçınmak
He got off with a fine
Cezadan bir para cezasıyla kurtuldu
kapatmak
bir telefon görüşmesini bitirmek
I need to get off the phone now
Şimdi telefonu kapatmam gerekiyor
inmek
bir yerden veya taşıttan ayrılmak
Please get off the bus
Lütfen otobüsten inin
rahat bırakmak
birini rahatsız etmeyi durdurmak
Get off him now
Onu hemen rahat bırak
inmek
bir yerden ayrılmak veya uzaklaşmak
I need to get off the bus
Otobüsten inmem gerekiyor
bere
Sahnedeyumuşak yuvarlak ve düz bir şapka
He wore a black beret
Siyah bir bere taktı
muktedir
Sahnedebir şeyi yapma yeteneği veya imkanı olan
She is able to speak English
İngilizce konuşabiliyor
kavun
Sahnedesert yeşil kabuklu büyük ve tatlı bir meyve
I love eating melon
Kavun yemeyi severim
niyetinde olmak
Sahnedebir amaç veya plan taşımak
You are supposed to arrive by ten
Ona kadar varman gerekiyor
varsaymak
bir şeyin doğru olduğunu kanıtsız kabul etmek
I suppose you are right
Haklı olduğunu varsayıyorum
sanmak
bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I suppose that you are right
Haklı olduğunu sanıyorum
hadi
Sahnedebirini bir şeyi yapmaya teşvik etmek
Come on, you can do it
Hadi, yapabilirsin
üstüne gitmek
çok baskıcı veya aşırı davranmak
Don't come on so strong
Çok üstüme gelme
hadi canım
inanmamayı veya karşı çıkmayı ifade etmek
Come on, that is not true
Hadi canım, bu doğru değil
hadi ama
öfke veya hayal kırıklığını ifade eden söz
Come on, stop wasting my time
Hadi ama, zamanımı boşa harcamayı bırak
kur
birini cezbetmek için yapılan hamle
She gave him a come-on to start a conversation
Sohbet başlatmak için ona kur yaptı
belirmek
görünmeye veya olmaya başlamak
A smile came on his face
Yüzünde bir gülümseme belirdi
yaklaşmak
bir şeye doğru veya daha yakınına hareket etmek
He came on toward the house
Eve doğru yaklaştı
katılmak
bir etkinlikte veya faaliyette yer almak
Do you want to come on the trip with us
Bizimle geziye katılmak ister misin
haydi
birine acele etmesini veya daha fazla çaba göstermesini söylemek için kullanılır
Come on we are going to be late
Haydi geç kalacağız
hadi
birini acele etmeye veya denemeye teşvik etmek
Come on we will be late
Hadi geç kalacağız
gün
Sahnede24 saatlik süre
I work every day
Her gün çalışıyorum
dönem
Sahnedeözellikle geçmişteki belirli bir zaman dilimi
In my grandfather's day, there were no computers
Büyükbabamın döneminde bilgisayarlar yoktu
özel gün
belirli bir şeyi kutlamak için ayrılmış gün
We celebrate a special day
Biz özel bir gün kutlarız
bir gün
gelecekteki bir zaman
I want to travel the world one day
Bir gün dünyayı gezmek istiyorum
bile
Sahnedeşaşırtıcı veya uç bir durumu belirtmek için kullanılır
He didn't even say hello
Merhaba bile demedi
ödeşmiş
iki taraf arasında borç veya avantaj bulunmaması durumu
Now we are even
Şimdi ödeştik
çabalamak
bir şeyi başarmak için gayret göstermek
You should even to reach your goal
Hedefine ulaşmak için çabalamalısın
çift
ikiye tam bölünebilen sayı
Four is an even number
Dört çift bir sayıdır
kokmak
Sahnedebir koku yaymak
The fish smells bad
Balık kötü kokuyor
kokusunu almak
bir kokuyu fark etmek veya tanımak
I can smell smoke
Duman kokusunu alabiliyorum
koku
burunla algılanan özellik
I love the smell of rain
Yağmurun kokusunu seviyorum
geri dönmek
eski bir konuma veya popülariteye yeniden kavuşmak
The trend began to smell again
Moda tekrar geri dönmeye başladı
elde etmek
Sahnedebir şeyi çaba göstererek kazanmak
They managed to secure a loan
Bankadan kredi almayı başardılar
kendinden emin
kendinden emin ve güvende hissetmek
She feels secure in her job
İşinde kendini güvende hissediyor
güvenli
tehlikeden veya zarardan korunmuş
This is a secure location
Burası güvenli bir yer
sabitlemek
bir şeyi hareket etmeyecek şekilde sağlamca tutturmak
Please secure the rope to the post
Lütfen halatı direğe sabitleyin
korumak
bir şeyi tehlikelere karşı güvenceye almak
The lock helps to secure the house
Kilit evi korumaya yardımcı olur
ele geçirmek
bir şeyi güvende tutmak için kontrolünü sağlamak
They managed to secure the area
Bölgeyi ele geçirmeyi başardılar
başlamak
Sahnedebir işe girişmek
We will get to the main topic soon
Ana konuya yakında başlayacağız
fırsatı olmak
Sahnedebir şeyi yapma şansı bulmak
You get to meet the director
Yönetmenle tanışma fırsatın var
varmak
bir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
rahatsız etmek
birini kızdırmak veya üzmek
His constant talking really gets to me
Onun sürekli konuşması beni gerçekten rahatsız ediyor
varmak
bir yere ulaşmak
We will get to the hotel soon
Otele yakında varacağız
fırsat bulmak
bir şey yapma şansı yakalamak
I get to travel for work
İş için seyahat etme fırsatı buluyorum
şans elde etmek
bir şey yapmak için imkanın olması
You get to meet the director
Yönetmenle tanışma şansı elde ediyorsun
izinli olmak
bir şeyi yapma yetkisine sahip olmak
I get to leave early today
Bugün erken çıkma iznim var
başarmak
bir şeyi yapma imkanı bulmak
We finally get to see the show
Sonunda gösteriyi izlemeyi başardık
zorunda olmak
bir şeyi yapmak durumunda kalmak
I have to get to the airport
Havaalanına gitmek zorundayım
ulaşmak
bir şeyle bağlantı kurabilmek
You can get to the main road from here
Buradan ana yola ulaşabilirsin
etkilemek
birinin duygularını sarsmak veya üzmek
Her bad mood started to get to me
Onun kötü ruh hali beni etkilemeye başladı
zorunda olmak
bir şeyi yapmaya mecbur kalmak
I get to clean my room today
Bugün odamı temizlemek zorundayım
fırsat bulmak
bir şeyi yapmaya izinli olmak
You get to stay up late tonight
Bu gece geç saate kadar ayakta kalmaya iznin var
fırsat yakalamak
bir şeyi yapma şansına sahip olmak
I get to meet the director tomorrow
Yarın yönetmenle tanışma fırsatım olacak
ilişkili olmak
bir şeyle bağlantı kurmak
Does this rule get to our project
Bu kural projemizle ilişkili mi
yavru köpek
Sahnedegenç köpek
The puppy is cute
Yavru köpek sevimli
yavru köpek
henüz çok genç olan köpek
The puppy is playing in the garden
Yavru köpek bahçede oynuyor
ayrılmak
Sahnedebir yerden veya birinden uzaklaşmak
She left the office at five
Ofisten saat beşte ayrıldı
sol
sağın karşı tarafı
Turn left here
Buradan sola dön
kalmak
diğerleri gittikten sonra orada olmaya devam etmek
Only two cookies are left
Sadece iki kurabiye kaldı
bırakmak
bir şeyin belirli bir durumda olmasını sağlamak
He left the door open
Kapıyı açık bıraktı
eklemek
Sahnedebir şeyi başka bir şeye katmak
Add some salt to the soup
Çorbaya biraz tuz ekle
artırmak
bir şeyin miktarını veya değerini büyütmek
They added to their existing debt
Mevcut borçlarını artırdılar
dikkat eksikliği
odaklanmayı zorlaştıran bir bozukluk
He has ADD and struggles to focus
Onun dikkat eksikliği var ve odaklanmakta zorlanıyor
eklemek
daha fazla şey söylemek
He added that he will be late
Geç kalacağını da ekledi
ilginç
Sahnedemerak uyandıran
The book is very interesting
Kitap çok ilginç
ilgi çekici
bir şeyi merak etme veya öğrenme isteği uyandıran
This book is very interesting
Bu kitap çok ilgi çekici
ilgi çekici
merak veya dikkat uyandıran
This is an interesting story
Bu ilgi çekici bir hikaye
tahmin etmek
Sahnedeemin olmadan bir fikir oluşturmak
Can you guess my age
Yaşımı tahmin edebilir misin
tahmin
kesin olarak bilmeden bir cevap verme çabası
I made a guess about the answer
Cevap hakkında bir tahminde bulundum
tahmin
tam olarak emin olmadan doğru olduğunu düşündüğünüz fikir
My guess was wrong
Tahminim yanlıştı
dijital
Sahnedeanalog yerine dijital teknoloji kullanan
I have a digital watch
Dijital bir saatim var
evet
Sahnedeevet demenin gayri resmi yolu
Yep, I can help you
Evet, sana yardım edebilirim
evet
evet anlamında kullanılan gayriresmi kelime
Yep I will be there
Evet orada olacağım
tamam
bir şeyi onaylamak için kullanılan ifade
Yep that sounds right
Tamam bu doğru görünüyor
apolet
Sahnedeaskeri üniformaların omuz kısmına takılan süs
He wore golden epaulets on his uniform
Üniformasında altın apoletler takıyordu
gergin
Sahnedegelecekte ne olacağı konusunda endişeli veya korkmuş
I feel nervous about the exam
Sınav hakkında gergin hissediyorum
gergin
kolayca endişelenen veya huzursuz olan
I feel nervous before the exam
Sınavdan önce gergin hissediyorum
parça
Sahnedebir bütünün küçük bir kısmı
I have a piece of cake
Bir parça kekim var
birleştirmek
ayrı parçaları bütün oluşturacak şekilde bir araya getirmek
I will piece these parts together
Bu parçaları birleştireceğim
sapasağlam
zarar görmemiş
The box arrived in one piece
Kutu sapasağlam ulaştı
adet
belirli bir türden tek bir nesne
I have two pieces of furniture
İki adet mobilyam var
tamam
Sahnededinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
tamam
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
tamam
onay veya kabullenme belirtmek için kullanılan ifade
All right I will go to the store
Tamam markete gideceğim
iyi
kabul edilebilir veya sorunsuz durum
Everything is all right
Her şey yolunda
borç
Sahnedeödenecek olan para miktarı
I have a large debt
Büyük bir borcum var
minnet borcu
birine karşı duyulan yoğun minnettarlık hissi
I owe you a debt of gratitude for your help
Yardımınız için size minnet borçluyum
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anlayıp anlamadığını kontrol etmek veya duraksamak için kullanılır
It is a bit expensive, you know
Biraz pahalı, biliyorsun
hani
Sahnedekonuşurken dikkat çekmek veya düşünürken kullanılan bir ifade
You know, I am not sure about this
Hani, bu konuda emin değilim
bilmek
bir şey hakkında bilgi sahibi olmak
Do you know the answer
Cevabı biliyor musun
birlikte yaşamak
Sahnedebiriyle aynı evde yaşamak
They live together in a small apartment
Küçük bir dairede birlikte yaşıyorlar
aynı evde yaşamak
iki veya daha fazla kişinin aynı konutu paylaşması
They live together in a small house
Onlar küçük bir evde aynı evde yaşıyorlar
yardım etmek
Sahnedebirine destek olmak veya yardım sağlamak
Can you help me?
Bana yardım edebilir misin?
yardımcı
başkalarına yardım eden kişi
She is a great help
O harika bir yardımcıdır
kendini tutmak
bir şeyi yapmaktan kendini alıkoymak
I couldn't help laughing
Gülmekten kendimi alamadım
azaltmak
bir şeyi daha az miktarda kullanmak
This habit helps to use less water
Bu alışkanlık daha az su kullanmaya yardımcı olur
yoldayım
Sahnedebir yere gitmek üzere yolda olmak
I am on my way
Yoldayım
yoldayım
bir yere gitmekte olma durumu
I am on my way to work
İşe gitmek üzere yoldayım
zorlu
Sahnedegüçlü ve etkileyici olduğu için saygı veya korku uyandıran
They faced a formidable opponent in the finals
Finalde zorlu bir rakiple karşılaştılar
alt kat
Sahnedebinanın mevcut katının altındaki kat
He is downstairs
O alt katta
bel ile ilgili
Sahnedebel bölgesiyle ilgili
He suffers from chronic lumbar pain
Kronik bel ağrısı çekiyor
kutu
Sahnededüz kenarları olan bir kap
Put the books in the box
Kitapları kutuya koy
sınıflandırmak
birini belirli bir kategoriye koymak
They try to box people into categories
İnsanları kategorilere ayırmaya çalışıyorlar
boks yapmak
yumruklarla dövüşmek
They like to box on weekends
Hafta sonları boks yapmayı severler
paketlemek
bir şeyi kutunun içine koymak
Please box the items carefully
Lütfen eşyaları dikkatlice paketleyin
film
Sahnedesinemada veya televizyonda gösterilen hikaye
I love watching movies
Film izlemeyi severim
berbat olmak
Sahnedeçok kötü veya nahoş olmak
This movie sucks
Bu film berbat
emmek
vakum kullanarak bir şeyi ağza çekmek
The baby sucks its thumb
Bebek parmağını emiyor
emmek
bir sıvıyı ağız yoluyla içine çekmek
The baby likes to suck milk
Bebek süt emmeyi sever
oral seks yapmak
cinsel uyarım sağlamak için birinin cinsel organlarını ağızla uyarmak
She sucked him
Ona oral seks yaptı
lütfen
Sahnedenazik bir ricada bulunmak için kullanılır
Please help me
Lütfen bana yardım et
memnun etmek
birini mutlu etmek
I want to please my parents
Ailemi memnun etmek istiyorum
istediğini yapmak
birinin kendi keyfine göre hareket etmesi
You can do as you please
İstediğini yapabilirsin
vergi sonrası
Sahnedevergiler ödendikten sonra kalan
My after tax income is lower than I expected
Vergi sonrası gelirim beklediğimden daha düşük
dolar
SahnedeABD ve bazı diğer ülkelerin temel para birimi
I have ten dollars
On dolarım var
dolar
ABD ve bazı ülkelerde kullanılan para birimi
He has ten dollars in his pocket
Cebinde on dolar var
korkunç
Sahnedeçok korkutucu veya ürkütücü olan
The dragon was a fearsome beast
Ejderha korkunç bir yaratıktı
öldürmek
Sahnedebir canlının yaşamına son vermek
The hunter killed the deer
Avcı geyiği öldürdü
kırıp geçirmek
bir gösteride çok komik veya popüler olmak
The comedian killed the audience
Komedyen seyirciyi kırıp geçirdi
durdurmak
bir süreci veya çalışmayı sona erdirmek
The company killed the project
Şirket projeyi durdurdu
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am killing for a slice of pizza
Bir dilim pizzayı çok istiyorum
sonlandırmak
bir şeyi durdurmak veya bitirmek
We had to kill the project
Projeyi sonlandırmak zorunda kaldık
öldürmek
bir canlının yaşamına son vermek
The frost will kill the plants
Don olayı bitkileri öldürecek
katletmek
bir insanı kasten öldürmek
The soldiers killed the king
Askerler kralı katletti
katil
birini öldüren kişi
The police caught the killer
Polis katili yakaladı
kahretmek
birine büyük duygusal acı vermek
His words killed me
Sözleri beni kahretti
baştan aşağı
Sahnedeyukarıdan aşağıya doğru
He looked at her up and down
Ona baştan aşağı baktı
inişler ve çıkışlar
iyi ve kötü zamanların birbirini izlediği dönem
Life is full of ups and downs
Hayat inişler ve çıkışlarla doludur
aşağı yukarı
bir yerin bir ucundan diğer ucuna kadar
He walked up and down the hall
Koridorda aşağı yukarı yürüdü
boydan boya
bir yerin her tarafı
I searched up and down the house
Evi boydan boya aradım
ısrar etmek
bir şeyi çok güçlü bir şekilde savunmak
He insisted up and down that he was innocent
Masum olduğu konusunda ısrar etti
durup dururken
Sahnedehiç beklenmedik bir anda
He called me out of the blue
Beni durup dururken aradı
beklenmedik bir şekilde
önceden hiçbir işaret olmadan gerçekleşen
The idea came out of the blue
Fikir beklenmedik bir şekilde ortaya çıktı
durdurmak
Sahnedebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
birine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
uğramak
bir yere kısa süreliğine gitmek
I will stop by your house later
Daha sonra evine uğrayacağım
hırsızlık
Sahnedebir şeyi çalma suçu
He was arrested for larceny
Hırsızlık nedeniyle tutuklandı
örnek
Sahnedebir şeyi açıklamak için kullanılan somut durum
Give me an example
Bana bir örnek ver
örnek
bir şeyin neye benzediğini gösteren şey
Can you give me an example
Bana bir örnek verebilir misin
yeterli
Sahnedeihtiyaç duyulan miktarda olan
Two liters of water is sufficient for one day
Bir gün için iki litre su yeterlidir
arkasında
Sahnedebir şeyin arka kısmında
The cat is behind the sofa
Kedi kanepenin arkasında
gerisinde
Sahnedezaman olarak daha sonra
He is behind schedule
Programın gerisinde kaldı
arkasında
birini desteklemek
We are behind you
Senin arkandayız
popo
vücudun üzerine oturulan arka kısmı
He fell on his behind
Poposunun üzerine düştü
arkasında
bir şeyin arka tarafındaki yer
The ball is behind the chair
Top sandalyenin arkasında
arkasındaki
bir olayın gerçekleşmesine sebep olan kişi veya şey
She is the force behind this project
O bu projenin arkasındaki güç
gizlice
birinin haberi olmadan
He did it behind my back
Bunu benim arkamdan yaptı
geride
bir yerden ayrılırken bir yerde bırakılan
He left his keys behind
Anahtarlarını geride bıraktı
oralarda bir yerlerde
Sahnededünyada veya bir yerde mevcut olan
There are many opportunities out there
Oralarda bir yerlerde birçok fırsat var
sıra dışı
tuhaf veya alışılmadık
His ideas are a bit out there
Fikirleri biraz sıra dışı
orada
konuşmacıdan uzak bir yerde
Look at the birds out there
Şuradaki kuşlara bak
dışarıda
bulunulan yerin uzağında bir yerde
He is out there waiting for you
O dışarıda seni bekliyor
orada
mevcut durumda veya belli bir alanda
There are many people out there
Orada pek çok insan var
geride kalmak
Sahnedediğerleri gittikten sonra orada kalmak
Only a few students leave over
Sadece birkaç öğrenci geride kalır
artmak
bir şeyin bir kısmı kullanıldıktan sonra geriye kalması
There is some food left over
Biraz yemek arttı
açıkça
Sahnedenet bir şekilde
It is clearly visible
Bu açıkça görünüyor
açıkça
kolayca görülebilen duyulabilen veya anlaşılabilen bir biçimde
She spoke clearly during the meeting
Toplantı sırasında açıkça konuştu
saldırgan
Sahnedezorlayıcı veya düşmanca davranan
He became aggressive during the argument
Tartışma sırasında saldırganlaştı
nedensellik
Sahnedeneden ve sonuç arasındaki ilişki
There is a direct causality between his actions and the result
Hareketleri ile sonuç arasında doğrudan bir nedensellik var
garsonluk
Sahnedebir restoranda yemek servisi yapma işi
She does waitressing for extra money
Ekstra para için garsonluk yapıyor
kadın garson
Sahnederestoranda yemek servisi yapan kadın
The waitress brought the menu
Kadın garson menüyü getirdi
servis etmek
müşterilere yiyecek ve içecek sunmak
She serves food to the guests
Konuklara yemek servis ediyor
garson
restoranda yemek servisi yapan kadın
The waitress brought our food
Garson yemeğimizi getirdi
seks işçisi
Sahnedepara karşılığında cinsel ilişkiye giren kişi
She worked as a prostitute
Seks işçisi olarak çalıştı
fuhuş yapmak
para karşılığında cinsel ilişkiye girmek
She refuses to prostitute
O fuhuş yapmayı reddediyor
hoş
Sahnedehoş veya keyifli olan
The weather is very pleasant today
Bugün hava çok hoş
hoş
keyif veren veya güzel olan
We had a pleasant day together
Birlikte hoş bir gün geçirdik
karın
Sahnedegöğüs ile bacaklar arasında bulunan vücut kısmı
He fell on his belly
Karnının üzerine düştü
karın
göğüs ile bacaklar arasında kalan vücudun ön kısmı
He has a big belly
Onun büyük bir karnı var
mide
yiyeceklerin sindirildiği vücut bölgesi
My belly hurts after eating
Yedikten sonra midem ağrıyor
endişe
Sahnedebir durumdan kaynaklanan huzursuzluk hissi
She expressed her worry about the project
Proje hakkındaki endişesini dile getirdi
endişelenmek
bir şey hakkında kaygılı hissetmek
Do not worry about me
Benim hakkımda endişelenme
kaygılandırmak
birini tedirgin etmek
The news worried the family
Haberler aileyi kaygılandırdı
endişe
insanı kaygılandıran düşünceler veya durumlar
I have many worries about my future
Geleceğim hakkında birçok endişem var
bol
Sahnedebüyük miktarda bulunan
Natural resources are abundant in this region
Bu bölgede doğal kaynaklar boldur
edinmek
Sahnedebir şeyi elde etmek
He acquired a new skill
Yeni bir beceri edindi
her seferinde
Sahnedebir şey her gerçekleştiğinde
Every time I see him I smile
Onu her gördüğümde gülümsüyorum
püskürtmek
Sahnedesıvıyı küçük damlacıklar halinde dağıtmak
She is spritzing water on the plants
O bitkilere su püskürtüyor
alay etmek
Sahnedebirisiyle veya bir şeyle kaba bir şekilde eğlenmek
They mocked his silly hat
Onun komik şapkasıyla alay ettiler
alay etmek
biriyle veya bir şeyle eğlenmek için dalga geçmek
Do not mock your classmates
Sınıf arkadaşlarınla alay etme
sahte
gerçek olmayıp aslına benzetilen
They held a mock trial
Sahte bir duruşma düzenlediler
kavrama
Sahnedebir şeyin ne anlama geldiğini bilme yeteneği
His understanding of math is great
Onun matematik kavraması harikadır
anlaşma
karşılıklı olarak varılan uzlaşma
We reached an understanding
Bir anlaşmaya vardık
anlayışlı
başkalarının duygularını veya durumunu kabul eden
She is a very understanding person
O çok anlayışlı bir insandır
anlayış
bir durumu veya bilgiyi kavrama durumu
She has a deep understanding of the subject
Konu hakkında derin bir anlayışı var
anlama
bir şeyin ne anlama geldiğini bilme durumu
He has a deep understanding of the subject
Konu hakkında derin bir anlayışı var
anlayışlı
başkalarının hatalarını kabul etmeye istekli
She is very understanding about my mistake
Hatam konusunda çok anlayışlı
hiç
Sahnedeherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
çok
bir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
daima
her zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
hiçbir zaman
hiçbir vakitte
I will not ever go back
Hiçbir zaman geri dönmeyeceğim
hiç
geçmişte bir noktadan bugüne kadar olan zaman
Have you ever been to Paris
Hiç Parise gittin mi
hiç
geçmişteki bir noktadan günümüze kadar olan sürede
Have you ever been to Paris
Hiç Parise gittin mi
sadece
Sahnedebasit bir şekilde veya sadece
It is simply a matter of time
Bu sadece bir zaman meselesi
basitçe
basit veya anlaşılır bir biçimde
She explained it simply
Bunu basitçe anlattı
sadece
sadece veya kolay bir şekilde
I simply wanted to help
Sadece yardım etmek istedim
kesinlikle
bir ifadeyi vurgulamak için kullanılır
It is simply amazing
Bu kesinlikle harika
güzel
Sahnedegöze hitap eden
That is a nice dress
O güzel bir elbise
iyi
nazik veya dost canlısı
She is a nice person
O iyi bir insan
hoş
keyifli veya zevkli
We had a nice day
Hoş bir gün geçirdik
ortadan kaldırmak
Sahnedebir şeyi tamamen yok etmek veya çıkarmak
We must eliminate all errors
Tüm hataları ortadan kaldırmalıyız
giymek veya takmak
Sahnedevücudunda bir şey bulundurmak
I wear a watch
Saat takıyorum
aşınmak
zamanla kalınlığın veya yoğunluğun azalması
The carpet began to wear
Halı aşınmaya başladı
taşımak
yüzünde veya davranışında bir duygu veya özellik sergilemek
She wears a happy expression
Yüzünde mutlu bir ifade taşıyor
yormak
birini aşırı derecede yormak
The hard work began to wear him
Zor iş onu yormaya başladı
giysi
vücudu örtmek için kullanılan eşyalar
This shop sells sports wear
Bu mağaza spor giysileri satıyor
giymek
üzerinde kıyafet bulunması
I wear a coat in winter
Kışın palto giyerim
giymek
vücudun kıyafetle kaplı olması
She wears a beautiful dress
O güzel bir elbise giyiyor
giymek
üzerinde bir giysi bulundurmak
He wears a blue shirt
O mavi bir gömlek giyiyor
takmak
vücudunda aksesuar veya benzeri bir şey taşımak
You should wear a mask
Bir maske takmalısın
giymek
bir kıyafeti üzerine geçirmek
Wear your jacket before leaving
Çıkmadan önce ceketini giy
giymek
vücuduna kıyafet geçirmek
She wears her new shoes
O yeni ayakkabılarını giyiyor
düşünceli
Sahnedebaşkalarının ihtiyaçlarını önemseyen
He is a very considerate person
O çok düşünceli bir insandır
dava
Sahnedemahkemeye taşınan hukuki uyuşmazlık
He filed a lawsuit against the company
Şirkete karşı dava açtı
kakao
Sahnedekakao tozundan yapılan sıcak bir içecek
I love drinking hot cocoa in winter
Kışın sıcak kakao içmeyi severim
kakao
kakao bitkisinin kurutulmuş ve öğütülmüş çekirdekleri
I add cocoa to the milk
Süte kakao ekliyorum