The Big Bang Theory — 2. Sezon Bölüm 23
Kelimeler ve anlamları
494 kelime
Seviye
sarılmak
Sahnedekollarını birinin etrafına dolamak
Give me a hug
Bana sarıl
sarılmak
birini sevgiyle kolların arasına alıp sıkıca tutmak
He hugged his friend goodbye
Arkadaşına veda ederken sarıldı
kıyısından gitmek
bir şeyin çok yakınından geçmek veya takip etmek
The road hugs the coastline
Yol sahil şeridini takip ediyor
gelecek zaman
Sahnedegelecek zaman planı veya niyeti belirtir
I am going to study
Ders çalışacağım
niyetinde olmak
ne yapmayı planladığınızı belirtir
We are going to move
Taşınmaya niyetliyiz
gitmek
bir yere düzenli olarak gitmek
I am going to university
Üniversiteye gidiyorum
-ecek
bir şeyi yapmaya niyetli olmak veya yapmak üzere olmak
I am going to study today
Bugün ders çalışacağım
sözleşme
Sahnedeher iki tarafın da uyması gereken kuralları içeren resmi belge
They signed the agreement
Sözleşmeyi imzaladılar
fikir birliği
aynı görüşe sahip olma durumu
We are in agreement
Fikir birliği içindeyiz
anlaşma
insanlar arasındaki resmi uzlaşı
They signed the agreement
Onlar anlaşmayı imzaladılar
mors
Sahnedefildişine benzer dişleri ve bıyıkları olan büyük bir deniz hayvanı
The walrus is swimming in the cold water
Mors soğuk suda yüzüyor
canlı
Sahnedehayatı olan
The fish is still live
Balık hala canlı
yaşamak
Sahnedebir yerde ev sahibi olmak
We live in a big house
Biz büyük bir evde yaşıyoruz
yaşamak
bir kişinin veya şeyin var olma biçimi
Fish live in water
Balıklar suda yaşar
canlı
gösterildiği anda gerçekleşen
The match is on live TV
Maç canlı televizyonda
yaşamak
bir yerde evinin olması
I live in Istanbul
İstanbul'da yaşıyorum
yaşamak
bir durumu tecrübe etmek
I want to live new adventures
Yeni maceralar yaşamak istiyorum
bitmiş
Sahnedetükenmiş veya artık mevcut olmayan
The milk is gone
Süt bitmiş
hale gelmiş
bir duruma veya koşula dönüşmüş
He has gone mad
Çıldırdı
gitmiş
bir yerden başka bir yere gitmiş
She has gone home
Eve gitti
yok
bir yerde artık bulunmayan
She is gone for the day
O bugünlük gitti
kaybolmuş
artık mevcut olmayan
The cookies are all gone
Kurabiyelerin hepsi bitti
tükenmiş
artık varlığını sürdürmeyen
The milk is gone
Süt bitti
gitmiş
bir yerden uzaklaşmış olan
They have gone to the cinema
Onlar sinemaya gitti
kayıp
artık bulunamayan veya mevcut olmayan
My phone is gone
Telefonum kayıp
eksik
yerinde olmayan
My keys are gone
Anahtarlarım yerinde yok
geçmiş
zamanı sona ermiş olan
The summer is gone
Yaz mevsimi bitti
oturmak
Sahnedebir yerde bulunmak veya kalmak
Please sit on that chair
Lütfen o sandalyeye otur
oturmak
ağırlığı kalçaya vererek sandalye veya zemin üzerinde durma eylemi
Please sit on this chair
Lütfen bu sandalyeye otur
oturtmak
birinin oturmasını sağlamak
I will seat the guests
Misafirleri oturtacağım
poz vermek
bir sanatçıya veya fotoğrafçıya çizilmesi için hareketsiz durmak
I sat for a portrait
Bir portre için poz verdim
oturmak
vücudun ağırlığını kalçalar üzerinde dinlendirme pozisyonunda olmak
Please sit in that chair
Lütfen o sandalyeye otur
korkuluk
Sahnedemetal veya ahşaptan yapılmış uzun ve dar parça
He held the rail
Korkuluğu tuttu
demiryolu
trenlerin üzerinde hareket ettiği ray veya tren ulaşımı
I travel by rail
Trenle seyahat ediyorum
sertçe eleştirmek
bir şey hakkında güçlü eleştiri veya öfke ifade etmek
He railed against the unfair rules
O haksız kuralları sertçe eleştirdi
becermek
kaba bir tabirle cinsel ilişkiye girmek
He railed her last night
Dün gece onu becerdi
ray
trenlerin üzerinde gittiği uzun metal çubuk
The train stayed on the rail
Tren rayda kaldı
daha az miktarda
Sahnededaha küçük bir miktar veya sayı
I want less water
Daha az suya ihtiyacım var
kutsamak
tanrıdan korumasını veya yardım etmesini istemek
May God bless you
Tanrı seni kutsasın
sayısız
sayılamayacak kadar çok
The stars are endless
Yıldızlar sayısızdır
siz eki
bir şeyin bulunmadığını belirten son ek
She is fearless
O korkusuz
iki
Sahnede2 sayısı
I have two cats
İki kedim var
iki
Sahnede1 ve 1 sayılarının toplamı olan rakam
I have two apples
İki elmam var
iki
1 sayısından sonra gelen sayı
The answer is two
Cevap iki
iki
2 sayısı
I have two dogs
İki köpeğim var
az tuzlu
Sahnedeçok az tuz içeren
I need a low sodium diet
Az tuzlu bir diyete ihtiyacım var
düşük sodyumlu
normalden daha az tuz içeren
Choose the low sodium soup option
Düşük sodyumlu çorba seçeneğini tercih et
hassas
Sahnededikkat ve özen gerektiren
This is a delicate situation
Bu hassas bir durum
hassas
kolayca kırılabilen veya zarar görebilen
The glass vase is very delicate
Cam vazo çok hassastır
hassas
dikkatle ele alınması gereken
Please handle this delicate vase with care
Lütfen bu hassas vazoyu dikkatle tut
aile
Sahnedekan veya evlilikle birbirine bağlı kişiler
I love my family
Ailemi seviyorum
yemek tarifi
yemek hazırlamak için gerekli talimatlar
Please follow the family for this dish
Lütfen bu yemek için tarifi izle
bölüm
bir televizyon dizisinin parçası
I watched the first family of the show
Dizinin ilk bölümünü izledim
film
Sahnedesinemada veya televizyonda gösterilen hikaye
I love watching movies
Film izlemeyi severim
ilk
Sahnedebaşlangıçta olan
The initial reaction was surprise
İlk tepki şaşkınlıktı
baş harf
bir kişinin isimlerinin ilk harfleri
His initials are J.D.
Onun baş harfleri J.D.
baş harflerini atmak
bir belgenin üzerine isminin baş harflerini yazmak
Please initial the form here
Lütfen formu buraya baş harflerinizle imzalayın
yeniden oluşturmak
Sahnedebir şeyi eski haline getirmek veya yeniden kurmak
They decided to reconstitute the committee
Komiteyi yeniden oluşturmaya karar verdiler
acil durum
Sahnedebeklenmedik ve acil müdahale gerektiren durum
I have a family emergency
Ailevi bir acil durumum var
acil durum
derhal müdahale gerektiren ciddi durum
This is an emergency
Bu bir acil durum
acil servis
hastanelerin acil tıbbi bakım sağlayan bölümü
He is in the emergency
O acil serviste
konuşlandırma
Sahnedebirliklerin veya kaynakların ihtiyaç duyulan yere gönderilmesi
The deployment of troops to the region was necessary
Birliklerin bölgeye konuşlandırılması gerekliydi
inanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe you
Sana inanıyorum
endişe
Sahnedebir durumdan kaynaklanan huzursuzluk hissi
She expressed her worry about the project
Proje hakkındaki endişesini dile getirdi
kaygılandırmak
Sahnedebirini tedirgin etmek
The news worried the family
Haberler aileyi kaygılandırdı
endişelenmek
bir şey hakkında kaygılı hissetmek
Do not worry about me
Benim hakkımda endişelenme
endişe
insanı kaygılandıran düşünceler veya durumlar
I have many worries about my future
Geleceğim hakkında birçok endişem var
uzakta
Sahnedeburanın uzağında
The city is far away
Şehir çok uzakta
durmaksızın
durmadan veya ara vermeden
He was working away
Durmadan çalışıyordu
uzağa
bir şeyi başka bir yere taşımak
Put your toys away
Oyuncaklarını kaldır
uzakta
bir yerde bulunmama durumu
He is away for the weekend
O hafta sonu için uzakta
almak
Sahnedebir şeyi teslim almak veya kabul etmek
I received a letter
Bir mektup aldım
güçlü
Sahnedeyüksek beceri veya yeteneğe sahip olma
She is a strong candidate for the job
O iş için güçlü bir aday
keskin
tadı veya etkisi yoğun olan
The coffee has a strong taste
Kahvenin keskin bir tadı var
güçlü
büyük bir güce veya kuvvete sahip olan
He is a strong man
O güçlü bir adamdır
ikna edici
insanları inandırmada çok etkili olan
She made a strong argument
Güçlü bir argüman sundu
marangoz
Sahnedeahşap nesneler yapan veya onaran kişi
The carpenter built a table
Marangoz bir masa yaptı
mantık
Sahnedeaçıkça düşünme ve doğru kararlar verme yeteneği
He uses logic to solve the problem
Sorunu çözmek için mantık kullanır
müzik yazılımı
müzik kaydetmek ve düzenlemek için kullanılan bir bilgisayar programı
I use Logic to record my songs
Şarkılarımı kaydetmek için Logic kullanıyorum
öfkeli konuşma
Sahnedebir kişi veya durum hakkında yapılan uzun ve kızgın konuşma
He went on a long rant about the traffic
Trafik hakkında uzun ve öfkeli bir konuşma yaptı
uyarı
Sahnedeolası bir tehlike hakkında bilgilendirme
This is a final warning
Bu son bir uyarıdır
uyarı
olası bir tehlike hakkında bilgi veren ifade
He gave me a warning about the slippery floor
Kaygan zemin hakkında bana bir uyarıda bulundu
uyarı
olası bir tehlike veya sorun hakkında yapılan bildirim
The sign gave a warning about the danger
Tabela tehlike hakkında bir uyarı verdi
uyarı
olası tehlikeyi bildiren açıklama
The sign is a warning
Tabela bir uyarıdır
yardım etmek
Sahnedebirine destek olmak veya yardım sağlamak
Can you help me?
Bana yardım edebilir misin?
yardımcı
başkalarına yardım eden kişi
She is a great help
O harika bir yardımcıdır
kendini tutmak
bir şeyi yapmaktan kendini alıkoymak
I couldn't help laughing
Gülmekten kendimi alamadım
azaltmak
bir şeyi daha az miktarda kullanmak
This habit helps to use less water
Bu alışkanlık daha az su kullanmaya yardımcı olur
kit
Sahnedebelirli bir amaç için kullanılan eşyalar grubu
I bought a first aid kit
Bir ilk yardım kiti satın aldım
yutmak
Sahnedebir şeyi boğazdan aşağı mideye indirmek
Swallow the pill with water
Hapı suyla yut
yutmak
bir şeyi doğru kabul etmek veya inanmak
He swallowed the lie completely
Yalanı tamamen yuttu
kırlangıç
küçük sivri kanatlı ve çatallı kuyruklu bir kuş
I saw a swallow flying in the sky
Gökyüzünde uçan bir kırlangıç gördüm
yutmak
bir şeyi tamamen örtmek veya içine almak
The darkness swallowed the whole city
Karanlık bütün şehri yuttu
istekli
Sahnedebir şey yapmaya hazır veya gönüllü olan
Are you up for a coffee
Bir kahve içmeye istekli misin
aday
bir şey için değerlendirilmeye hazır olan
He is up for a promotion
O terfi için aday
aday
bir şey için değerlendirilmeye uygun olmak
Is this job still up for grabs
Bu iş hala adaylara açık mı
saçma
Sahnedemantıksız veya saçma
That is a ridiculous idea
Bu saçma bir fikir
akıl almaz
aşırı derecede saçma veya mantıksız
The price is ridiculous
Fiyat akıl almaz
gülünç
çok saçma veya komik
You look ridiculous in that hat
O şapkayla gülünç görünüyorsun
saçma
çok aptalca veya mantıksız olan
Your idea is completely ridiculous
Senin fikrin tamamen saçma
bilimsel
Sahnedebilimle ilgili veya bilimin yöntemlerine dayanan
They used a scientific method
Bilimsel bir yöntem kullandılar
bastırmak
Sahnedebir şeye baskı uygulamak
Press the button
Düğmeye bas
basın
haber kurumları ve gazeteciler
The press is here
Basın burada
ısrar etmek
bir konuda güçlü talepte bulunmak
They will press us for an answer
Bizden cevap için ısrar edecekler
ayrılma
Sahnedebir yerden gitmek
I am leaving the house now
Şimdi evden ayrılıyorum
artık
bir işlemden sonra geriye kalan madde
This ash is a leaving of the fire
Bu kül ateşten geriye kalan bir artığıdır
bırakmak
birini veya bir şeyi belirli bir durumda tutmak
The news left him speechless
Haber onu suskun bıraktı
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
tanımak
birini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
ciddi
Sahnedeşaka yapmayan, söylediklerinde samimi olan
Are you serious?
Ciddi misin?
ciddi
dikkatli düşünme veya eylem gerektiren
This is a serious problem
Bu ciddi bir problem
ciddi
zarar veya tehlikeye neden olan
He had a serious accident
O ciddi bir kaza geçirdi
ciddi
miktarı veya derecesi yüksek olan
It is a serious problem
Bu ciddi bir problem
muktedir
Sahnedebir şeyi yapma yeteneği veya imkanı olan
She is able to speak English
İngilizce konuşabiliyor
yorum
Sahnedesözlü veya yazılı görüş
She left a comment on the post
Gönderiye bir yorum bıraktı
son dakika
Sahnedebir etkinlikten veya son tarihten hemen önce
I sent the email at the last minute
E-postayı son dakikada gönderdim
son anda
çok geç kalmadan hemen önce
He arrived at the last minute
Son anda vardı
son dakika
yapılabilecek en son zamanda
We had a last minute change of plans
Son dakika plan değişikliği yaşadık
son anda
mümkün olan en son sürede
She finished her work at the last minute
İşini son anda bitirdi
son dakika
olabilecek en son zamanda gerçekleşen
He made a last minute decision
Son dakika kararı verdi
son dakika
vaktin bitimine veya son tarihe çok az kala gerçekleşen
He made a last minute decision
Son dakika kararı verdi
son an
bir olayın gerçekleşmesinden önceki en son zaman
He arrived at the last minute
O son anda vardı
son dakika
bir durumun gerçekleşmesine çok kısa süre kala
It was a last minute change
Bu son dakika değişikliğiydi
son dakika
altmış saniyelik bir süre
The goal was scored in the last minute
Gol son dakikada atıldı
son nokta
bir şeyin gerçekleşebileceği en son zaman
They canceled at the last minute
Son noktada iptal ettiler
en son an
bir olayın gerçekleşmeden önceki en son an
Don't wait until the last minute
En son ana kadar bekleme
son zaman
bir işi yapmak için mümkün olan en geç an
It was a last minute request
Bu son zaman isteğiydi
son vakit
bir olayın hemen öncesindeki en son an
We left at the last minute
Son vakitte çıktık
depolamak
Sahnedebir şeyi sonra kullanmak için bir yere koymak
Store the grain in the barn
Tahılları ahıra depola
mağaza
ürünlerin satıldığı yer
I am going to the store
Mağazaya gidiyorum
bekleyen
gelecekte olması beklenen
There is a surprise in store for you
Seni bir sürpriz bekliyor
mağaza
eşyaların satıldığı bir yer
I went to the store
Mağazaya gittim
bir parçası
Sahnedebir grubun veya organizasyonun üyesi olmak
I am part of the team
Takımın bir parçasıyım
hızlı
Sahnedeyüksek hızda
He runs very fast
O çok hızlı koşar
oruç tutmak
belirli bir süre boyunca yemek yememek
He decided to fast for a day
Bir gün boyunca oruç tutmaya karar verdi
ileri
saatin gerçek zamandan daha ileride olması
My watch is five minutes fast
Saatim beş dakika ileri
derince
genellikle uyku için kullanılan derin bir şekilde
The baby is fast asleep
Bebek derin uykuda
sürdürmek
Sahnedebir durumu veya şeyi devam ettirmek
They maintain a good relationship
İyi bir ilişki sürdürüyorlar
iddia etmek
bir şeyin doğru olduğunu savunmak
He maintains that he is innocent
Masum olduğunu iddia ediyor
transkript
Sahnedesözlü ifadelerin yazıya dökülmüş hali
I read the transcript of the interview
Mülakatın transkriptini okudum
soya sosu
Sahnedesoya fasulyesinden yapılan tuzlu bir sıvı
I like soy sauce with sushi
Suşiyle soya sosunu severim
teşekkür ederim
Sahnedeminnettarlık göstermek için kullanılan sözler
Thank you for the help
Yardım için teşekkür ederim
teşekkür
minnettarlık ifade eden söz
I sent a thank-you to my teacher
Öğretmenime bir teşekkür gönderdim
teşekkür ederim
minnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan nazik ifade
I want to say thank you
Sana teşekkür ederim demek istiyorum
teşekkür
minnettarlığı göstermenin nazik bir yolu
A simple thank you goes a long way
Basit bir teşekkür çok şey ifade eder
teşekkürler
minnettar olduğunuzu belirtmek için kullanılan sözler
Please say thank you for the gift
Lütfen hediye için teşekkürler de
teşekkür ederim
minnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan sözler
Thank you for your help
Yardımın için teşekkür ederim
görünmek
Sahnedebelli bir izlenim vermek
He appears to be tired
Yorgun görünüyor
belirmek
görünür hale gelmek veya görülmek
A ghost appeared in the room
Odada bir hayalet belirdi
rol almak
bir oyunda filmde veya gösteride yer almak
She will appear in the new movie
O yeni filmde rol alacak
belirmek
görüş alanına girmek veya görünür olmak
The stars appear at night
Yıldızlar gece belirir
elbette
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
emin
şüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
tamam
bir öneriyi veya fikri onaylamak için kullanılan ifade
We can meet later. Sure.
Daha sonra buluşabiliriz. Tamam.
tamamlamak
Sahnedebir işi sona erdirmek
Please complete the form
Lütfen formu tamamlayın
tam
vurgulamak için kullanılan
It was a complete surprise
Bu tam bir sürprizdi
eksiksiz
tüm parçaları olan
The set is now complete
Set artık eksiksiz
tamamlamak
bir şeyin eksik olan kısımlarını bitirmek
You must complete the puzzle
Yapbozu tamamlamalısın
süre
Sahnedebir şeyin kapladığı mesafe veya zaman miktarı
He has a short attention span
Onun dikkat süresi kısa
kapsamak
bir alan veya zaman dilimi boyunca uzanmak
Her career spanned twenty years
Kariyeri yirmi yılı kapsıyordu
mantıklı olmak
Sahnedemakul veya anlaşılır olmak
This does not make sense
Bu mantıklı değil
mantıklı olmak
mantıklı veya anlaşılır olmak
What you are saying makes sense
Söylediklerin mantıklı
mantıklı olmak
anlaşılır veya mantıklı bir yapıya sahip olmak
Your explanation makes sense
Açıklaman mantıklı
kredi kartı
Sahnedealışveriş yapıp sonra ödemek için kullanılan plastik kart
Can I pay by credit card
Kredi kartıyla ödeyebilir miyim
kredi kartı
borç almak veya ödemeleri ertelemek için kullanılan küçük plastik kart
I applied for a new credit card
Yeni bir kredi kartı için başvurdum
kredi kartı
borç alarak ödeme yapmaya yarayan küçük plastik kart
I paid with my credit card
Kredi kartımla ödeme yaptım
kredi kartı
eşya almak için borçlanarak ödeme yapmaya yarayan plastik kart
I paid for the ticket with my credit card
Bileti kredi kartımla ödedim
doğru
Sahnedegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
tamam
anlaşma veya anlama belirtmek için kullanılır
Right, I will do it
Tamam, yapacağım
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
eldiven
Sahnedeeli örten bir giysi
I wear gloves in winter
Kışın eldiven takarım
sunmak
Sahnedebirine bir şey vermek veya teklif etmek
He presents his ideas to the team
Fikirlerini ekibe sunar
hediyeler
birine verilen eşya
She opened her presents
Hediyelerini açtı
sunmak
birine bir şey vermek veya teklif etmek
He presents his ideas to the team
Fikirlerini ekibe sunuyor
açıkça
Sahnedekolayca görülebilen veya anlaşılabilen bir şekilde
He is obviously lying
Açıkça yalan söylüyor
eksik
Sahnedeyerinde olmayan
A page is missing
Bir sayfa eksik
kayıp
bulunamayan
The dog is missing
Köpek kayıp
özlemek
birinin yokluğunda üzüntü duymak
I miss you
Seni özlüyorum
eksik
bulunması gereken bir şeyin yerinde olmaması
One page is missing from this book
Bu kitaptan bir sayfa eksik
ıskalamak
bir şeyi hedefleyememek veya yakalayamamak
I missed the ball
Topu ıskaladım
en iyi arkadaş
Sahnedeen yakın arkadaş
She is my best friend
O benim en iyi arkadaşım
en iyi arkadaş
en çok sevilen ve güvenilen kişi
She is my best friend
O benim en iyi arkadaşım
en iyi arkadaş
çok yakın bir dost
She is my best friend
O benim en iyi arkadaşım
en yakın arkadaş
diğer herkesten daha çok sevdiğiniz kişi
She is my best friend
O benim en yakın arkadaşım
hesap makinesi
Sahnedematematiksel işlemler yapmak için kullanılan araç
I use a calculator for math
Matematik için hesap makinesi kullanıyorum
hesapçı
hesaplamaları yapan kişi
He is a quick calculator
O hızlı bir hesapçıdır
eğitmek
Sahnedebirine bir beceri kazandırmak için hazırlamak
They train dogs to help people
Köpekleri insanlara yardım etmesi için eğitiyorlar
doğrultmak
bir silahı hedefe yöneltmek
He trained the rifle at the target
Tüfeği hedefe doğrulttu
kuyruk
resmi bir kıyafetin arkasından yere sarkan uzun kısım
The bride wore a dress with a long train
Gelin uzun kuyruklu bir elbise giydi
tren
raylar üzerinde giden birbirine bağlı araçlar dizisi
The train is very crowded today
Tren bugün çok kalabalık
antrenman yapmak
kondisyonu veya yeteneği geliştirmek için fiziksel çalışma yapmak
Athletes train every day
Sporcular her gün antrenman yapar
eğitmek
birine bir beceriyi yapmayı öğretmek
They train dogs to help people
İnsanlara yardım etmeleri için köpekleri eğitirler
geç vakit
Sahnedealışılmış zamandan sonra gerçekleşen
We had a late night meal
Geç vakitte yemek yedik
gece yarısı
gecenin ortasına yakın olan
It was a late night arrival
Gece yarısı vardık
geç saat
günün çok geç zamanında olan
I like to read late night
Geç saatte okumayı severim
son zamanlarda olan
kısa süre önce gerçekleşen veya yapılan
That was a late night change
Bu son zamanlarda olan bir değişiklik
gece eğlencesi
gece geç saatlerde gerçekleşen sosyal etkinlik
We went to a late-night party
Gece geç saatlerde bir partiye gittik
verdi
Sahnedebir şeyi birine iletmek
I gave him the keys
Anahtarları ona verdim
verdi
bir şeyi ücretsiz olarak birine vermek
He gave me a pen
Bana bir kalem verdi
denemek
bir şeyi yapmaya çalışmak
I gave it a try
Onu denedim
emir vermek
birinin bir şey yapması için talimat bildirmek
He gave an order to start the project
Projeyi başlatmak için emir verdi
inşa etmek
Sahnedeparçaları bir araya getirerek bir şey yapmak
They build a new house
Yeni bir ev inşa ediyorlar
vücut yapısı
bir kişinin vücudunun şekli ve boyutu
He has a strong build
Güçlü bir vücut yapısı var
artmak
bir şeyin zamanla daha büyük veya güçlü hale gelmesi
The excitement began to build
Heyecan artmaya başladı
oluşturmak
zamanla bir şeyi meydana getirmek veya kurmak
We want to build a strong team
Güçlü bir ekip oluşturmak istiyoruz
peşinden gitmek
Sahnedebirinin veya bir şeyin ardından gitmek
The dog followed me home
Köpek eve kadar peşimden geldi
uymak
birinin söylediklerini yerine getirmek
You should follow the instructions
Talimatlara uymalısın
ardından gelmek
bir şeyden sonra meydana gelmek
Night follows day
Günden sonra gece gelir
izlemek
birinin faaliyetlerini dikkatle gözlemlemek
Follow the latest news
En son haberleri izle
anlamak
birinin ne dediğini veya ne yaptığını kavramak
Do you follow my instructions
Talimatlarımı anlıyor musun
evren
Sahnedeuzay ve içindeki her şeyin tamamı
The universe is vast
Evren uçsuz bucaksızdır
evren
belirli bir durum veya koşullar bütünü
She considers a vast universe of options
O geniş bir seçenek evrenini değerlendiriyor
evren
yıldızlar gezegenler ve galaksiler dahil uzayda var olan her şey
The universe is very big
Evren çok büyüktür
vurmak
Sahnedebir yüzeye el veya başka bir nesne ile vurmak
Please knock on the door
Lütfen kapıya vur
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anlayıp anlamadığını kontrol etmek veya duraksamak için kullanılır
It is a bit expensive, you know
Biraz pahalı, biliyorsun
hani
Sahnedekonuşurken dikkat çekmek veya düşünürken kullanılan bir ifade
You know, I am not sure about this
Hani, bu konuda emin değilim
bilmek
bir şey hakkında bilgi sahibi olmak
Do you know the answer
Cevabı biliyor musun
yedek
Sahnedebaşka bir şeyin yerini alan şey
You can use honey as a substitute for sugar
Şeker yerine bal kullanabilirsiniz
yerini almak
birinin veya bir şeyin yerine başkasını koymak
You can substitute honey for sugar
Şeker yerine bal kullanabilirsin
yeniden doğmuş
Sahnedetekrar dünyaya gelmiş veya tamamen yenilenmiş
He felt reborn after the vacation
Tatilden sonra yeniden doğmuş gibi hissetti
iyi
Sahnedeyeterince iyi veya tatmin edici
I feel fine today
Bugün iyi hissediyorum
ufak
Sahnedeboyut veya miktar olarak çok küçük
There is fine sand on the beach
Sahilde ufak kumlar var
para cezası
bir kural veya yasayı çiğnediğiniz için ödemeniz gereken para
He paid a fine for parking
Park ettiği için para cezası ödedi
zinde
iyi bir sağlık durumu içinde
She is feeling fine today
Bugün kendini zinde hissediyor
iyi
kabul edilebilir veya sorunsuz olan
Everything will be fine
Her şey iyi olacak
güzel
göze hoş gelen veya çekici
She looks very fine today
Bugün çok güzel görünüyor
kaliteli
çok iyi niteliğe sahip olan
This is a fine piece of work
Bu kaliteli bir iş
yeterli
kabul edilebilir veya yeterli olan
It is fine to stay here
Burada kalmak yeterli
gerçek
Sahnededoğru olduğu bilinen şey
This is a known fact
Bu bilinen bir gerçektir
aslında
bir şeyin doğru olduğunu vurgulamak veya ek bilgi vermek için kullanılır
In fact, it is very cold
Aslında hava çok soğuk
gerçek
doğru veya gerçek olan bir şey
It is a fact that the earth is round
Dünyanın yuvarlak olduğu bir gerçektir
gerçek
doğru olan bir şey
It is a fact that the earth is round
Dünyanın yuvarlak olması bir gerçektir
cheesecake
Sahnedekrem peynirle yapılan tatlı bir kek
I love eating cheesecake
Cheesecake yemeyi severim
açmak
Sahnedekapalı bir şeyi açık hale getirmek
Open up the window
Pencereyi aç
iş yeri açmak
Sahnedeyeni bir dükkan veya şirket kurmak
They plan to open up a new cafe
Yeni bir kafe açmayı planlıyorlar
içini dökmek
özel duyguları veya sırları biriyle paylaşmak
He opened up to his friend
Arkadaşına içini döktü
kendini açmak
duygu ve düşüncelerini paylaşmak
She is starting to open up
Kendini açmaya başlıyor
içini dökmek
duygu veya düşünceleri hakkında konuşmak
You can open up to me
Bana içini dökebilirsin
erişime açmak
insanların girmesine veya kullanmasına izin vermek
They will open up the new park
Yeni parkı erişime açacaklar
devam etmek
Sahnedebir şeyi yapmaya devam etmek
Please go on with your story
Lütfen hikayene devam et
hissetmek
bir şeyin doğru olduğuna dair güçlü bir his
I have a feeling that something is go on
Bir şeylerin döndüğüne dair bir hissim var
konmak
bir yüzeyin üzerine yerleşmek
The lid goes on the jar
Kapak kavanoza konar
sürülmek
bir maddenin bir yüzeye uygulanması
The paint goes on easily
Boya kolayca sürülür
yayınlanmak
radyo veya televizyonda gösterilmek
The show will go on tonight
Gösteri bu gece yayınlanacak
çıkmak
biriyle romantik bir randevuya gitmek
Are you going on a date tonight
Bu gece bir randevuya mı çıkıyorsun
katılmak
bir gezi veya etkinliğe iştirak etmek
Are you going on the tour
Tura katılıyor musun
konuşup durmak
bir konu hakkında uzun süre konuşmak
Don't go on about it anymore
Artık bu konuda konuşup durma
yayına çıkmak
bir televizyon veya radyo programında yer almak
The actor will go on the show tonight
Oyuncu bu gece programa çıkacak
katılmak
bir etkinlik veya faaliyete dahil olmak
She will go on the trip with us
O bizimle geziye katılacak
olmak
gerçekleşmek veya meydana gelmek
Tell me what is going on here
Burada neler olduğunu bana söyle
devam etmek
sürmek veya ilerlemek
We must go on with our work
İşimizi yapmaya devam etmeliyiz
başlamak
bir faaliyete girişmek
I will go on a diet tomorrow
Yarın diyete başlayacağım
uzun uzun konuşmak
bir konu hakkında uzun süre konuşmak
He went on about his old job
Eski işi hakkında uzun uzun konuştu
girmek
bir web sitesini veya hizmeti kullanmak
I go on the internet every day
Her gün internete girerim
affedersiniz
Sahnedeözür dilemek veya birinin dikkatini çekmek için kullanılan nazik bir ifade
Excuse me, where is the station?
Affedersiniz, istasyon nerede?
pardon
duyulmayan veya anlaşılmayan bir şeyi tekrar ettirmek için kullanılan ifade
Excuse me could you say that again
Pardon bunu tekrar söyleyebilir misiniz
affedersiniz
birinin dikkatini çekmek veya özür dilemek için kullanılan nazik bir ifade
Excuse me can you help me
Affedersiniz bana yardım edebilir misiniz
pardon
birinin dikkatini çekmek veya özür dilemek için söylenen söz
Excuse me I did not see you
Pardon sizi görmedim
inlemek
Sahnedeacı veya rahatsızlıktan dolayı derin ses çıkarmak
He groaned when he stood up
Ayağa kalktığında inledi
inlemek
acı veya mutsuzluk anında çıkarılan alçak ses
He let out a low groan
Alçak sesle inledi
et restoranı
Sahnedebiftek ve diğer ızgara etlerin servis edildiği yer
We went to a steakhouse for dinner
Akşam yemeği için bir et restoranına gittik
güvenli
Sahnedetehlikeli veya riskli olmayan
You are safe here
Burada güvendesin
çelik kasa
değerli eşyaları korumak için kullanılan metal kutu
The documents are in the safe
Belgeler çelik kasada
güvenilir
bir işi iyi yapacağına inanılan
She is a safe choice for the job
O bu iş için güvenilir bir seçenek
kesin
bir şeyden emin olma durumu
It is a safe bet
Bu kesin bir bahis
oluşturmak
Sahnedebir risk veya sorun yaratmak
This poses a great risk
Bu büyük bir risk oluşturuyor
poz
vücudun belirli bir duruş biçimi
She struck a pose
Bir poz verdi
sormak
bir soru veya sorun ortaya atmak
He posed a difficult question
O zor bir soru sordu
rol yapmak
başkalarını etkilemek için doğal olmayan bir şekilde davranmak
He likes to pose as a rich man
Zengin biri gibi rol yapmayı sever