The Big Bang Theory — 3. Sezon Bölüm 1
Kelimeler ve anlamları
432 kelime
Seviye
hatalı nedensellik
Sahnedebir olayın diğerinden sonra gerçekleştiği için onun sonucu olduğunu düşünme mantık hatası
This argument is a post hoc ergo propter hoc fallacy
Bu argüman bir hatalı nedensellik safsatasıdır
yalan söylemek
Sahnedebirine doğru olmayan bir şey söylemek
Do not lie to me
Bana yalan söyleme
muhtemelen
Sahnedebüyük olasılıkla
It will probably rain today
Bugün muhtemelen yağmur yağacak
hale gelmek
Sahnedebir durumdan başka bir duruma geçmek
The milk went bad
Süt bozuldu
gitti
bir yerden başka bir yere gitmek
He went to the store
Mağazaya gitti
bırakmak
tutulan veya hapsedilen birini veya bir şeyi serbest bırakmak
He let the bird go
O kuşu serbest bıraktı
alçalmak
daha düşük bir yere doğru hareket etmek
The elevator went down to the first floor
Asansör birinci kata alçaldı
eşyalar
Sahnedekişisel eşyalar veya sahip olunanlar
Put your stuff in the car
Eşyalarını arabaya koy
şeyler
Sahnedegenel olarak nesneler veya eşyalar
I have too much stuff
Çok fazla şeyim var
doldurmak
bir şeyi bir yere sıkıca yerleştirmek
She stuffed the bag
Çantayı doldurdu
tıkıştırmak
bir şeyi bir kaba veya boşluğa sıkıca yerleştirmek
I stuffed my clothes into the suitcase
Kıyafetlerimi bavula tıkıştırdım
eşlik etmek
Sahnedebiriyle birlikte bir yere gitmek
I will go with you to the store
Mağazaya seninle geleceğim
seçmek
bir şeyi seçmek veya karar vermek
I will go with the red car
Kırmızı arabayı seçeceğim
yakışmak
birlikte iyi görünmek veya uygun olmak
This tie goes with your suit
Bu kravat takım elbisene yakışıyor
ilişki kurmak
biriyle veya bir şeyle yakın bağ kurmak veya dahil olmak
I want to go with someone who is kind
Kibar biriyle ilişki kurmak istiyorum
meyhane
Sahnedealkollü içeceklerin servis edildiği yer
He walked into the saloon
Meyhaneye girdi
aptal
Sahnedemantıklı veya zeki olmayan
That was a stupid mistake
Bu aptalca bir hataydı
aptal
aptal veya sinir bozucu kişi
Stop being so stupid
Bu kadar aptal olma
istekli
Sahnedebir şeyi yapmaya hazır olan
I am willing to help
Yardım etmeye istekliyim
istekli
bir şeyi yapmaya hazır veya hevesli olma durumu
She is willing to help
O bize yardım etmeye istekli
istekli
bir şeyi yapmaya hazır veya razı olan
She is willing to help us
O bize yardım etmeye istekli
istekli
bir şeyi yapmaya hazır veya hevesli olma
He is willing to help
O yardım etmeye istekli
istekli
bir şeyi yapmaya hazır olan
She is willing to help us
O bize yardım etmeye istekli
üzgün
Sahnedepişmanlık duyan veya özür dileyen
I am sorry for being late
Geç kaldığım için üzgünüm
teşekkür ederim
Sahnedeminnettarlık göstermek için kullanılan sözler
Thank you for the help
Yardım için teşekkür ederim
teşekkür
minnettarlık ifade eden söz
I sent a thank-you to my teacher
Öğretmenime bir teşekkür gönderdim
teşekkür ederim
minnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan nazik ifade
I want to say thank you
Sana teşekkür ederim demek istiyorum
teşekkür
minnettarlığı göstermenin nazik bir yolu
A simple thank you goes a long way
Basit bir teşekkür çok şey ifade eder
teşekkürler
minnettar olduğunuzu belirtmek için kullanılan sözler
Please say thank you for the gift
Lütfen hediye için teşekkürler de
teşekkür ederim
minnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan sözler
Thank you for your help
Yardımın için teşekkür ederim
dua
Sahnedetanrıya söylenen sözler
She said a short prayer
Kısa bir dua etti
dua
tanrıya yapılan sözlü veya sessiz yalvarış
My prayer was answered
Duam kabul edildi
görüşmek
Sahnedebiriyle buluşmak veya ziyaret etmek
I will see you tomorrow
Yarın seninle görüşeceğim
anlamak
Sahnedebir şeyi kavramak veya fark etmek
I see what you mean
Ne demek istediğini anlıyorum
bak
birinin dikkatini çekmek için kullanılır
See here
Buraya bak
görmek
bir şeyi fark etmek için gözlerini kullanmak
I can see you
Seni görebiliyorum
daha önce
Sahnededaha önceki bir zamanda
She previously worked here
O daha önce burada çalışmıştı
daha önce
şimdiden önceki bir zamanda
I met her previously
Onunla daha önce tanıştım
uzun
Sahnedesüresi fazla olan
The meeting was long
Toplantı uzundu
arzulamak
bir şeyi çok istemek
I long to see you
Seni görmeyi çok arzuluyorum
uzun
bir uçtan diğer uca mesafesi fazla olan
The snake is very long
Yılan çok uzun
uzun süre
fazla miktarda
We did not wait long
Uzun süre beklemedik
deniz
Sahnededünyanın büyük bir kısmını kaplayan tuzlu su kütlesi
We went swimming in the sea
Denizde yüzmeye gittik
dile getirmek
Sahnedesözle veya yazıyla aktarmak
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
fikrini belirtmek
bir düşünceyi ifade etmek
She says it is a good idea
O bunun iyi bir fikir olduğunu söylüyor
göstermek
bilgi veya rakam belirtmek
The sign says stop
Tabela durmayı gösteriyor
saçma
Sahnedemantıksız veya saçma
That is a ridiculous idea
Bu saçma bir fikir
akıl almaz
aşırı derecede saçma veya mantıksız
The price is ridiculous
Fiyat akıl almaz
gülünç
çok saçma veya komik
You look ridiculous in that hat
O şapkayla gülünç görünüyorsun
saçma
çok aptalca veya mantıksız olan
Your idea is completely ridiculous
Senin fikrin tamamen saçma
vakit geçirmek
Sahnedebir şeyi yaparak zaman harcamak
I spend my weekends reading
Hafta sonlarımı kitap okuyarak geçiririm
harcamak
bir şey için para vermek
I spend money on food
Yiyeceğe para harcıyorum
harcamak
bir amaç için para zaman veya emek kullanmak
I spent all my money
Tüm paramı harcadım
harcamak
bir şey karşılığında para vermek
I spend money on food
Yemek için para harcıyorum
geçirmek
bir şeyi yaparak zaman kullanmak
We spend time together
Birlikte zaman geçiriyoruz
yumuşak
Sahnededokunulduğunda sert olmayan
The pillow is very soft
Yastık çok yumuşak
zayıf
güçlü veya başarılı olmayan
The approach was too soft
Yaklaşım çok zayıftı
hoşgörülü
sert veya katı olmayan
The teacher was soft on his students
Öğretmen öğrencilerine karşı hoşgörülüydü
yumuşak
sert veya gürültülü olmayan
She speaks in a soft voice
O yumuşak bir sesle konuşuyor
sabah
Sahnedegünün güneş doğuşundan öğlene kadar olan kısmı
I wake up early in the morning
Sabahları erken uyanırım
günaydın
iyi sabahlar anlamında kullanılan kısa selamlama
Morning, how are you?
Günaydın, nasılsın?
sabah
günün öğleden önceki erken kısmı
I drink coffee in the morning
Sabahları kahve içerim
sabah
günün erken saatleri
I drink coffee in the morning
Sabahları kahve içerim
tamam
Sahnedekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
iyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
bir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
duymak
Sahnedekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
duymak
Sahnedebir haberi veya bilgiyi başkasından öğrenmek
I heard that they are moving
Onların taşınacağını duydum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
yakalamak
Sahnedebirinin kaçmasını önlemek
The police caught the thief
Polis hırsızı yakaladı
yakalanmak
bir duruma maruz kalmak
I got caught in the rain
Yağmura yakalandım
yakaladı
hareket halindeki bir nesneyi elinle tutup durdurmak
He caught the ball
Topu yakaladı
yakalanmış
kaçamama durumunda olmak
The thief was caught by the police
Hırsız polis tarafından yakalandı
talihsiz
Sahnedekötü şansa sahip olan veya üzüntüye neden olan
It was an unfortunate accident
Bu talihsiz bir kazaydı
metin
Sahnedeyazılı bir eser veya içerik
Please read this text carefully
Lütfen bu metni dikkatlice oku
mesaj atmak
telefonla yazılı mesaj göndermek
Please text me later
Daha sonra bana mesaj at
mesaj
telefondan gönderilen yazılı ileti
I sent him a text
Ona bir mesaj gönderdim
mesajlaşmak
telefondan yazılı bir ileti göndermek
I will text you later
Seni sonra mesajlayacağım
indirimde
Sahnedenormalden daha düşük bir fiyata satılan
This dress is on sale today
Bu elbise bugün indirimde
indirimde
mağazaların ürünleri daha düşük fiyatlarla sattığı dönem
These shoes are on sale today
Bu ayakkabılar bugün indirimde
hafta
Sahnedeyedi günlük süre
I will see you next week
Seni haftaya göreceğim
hafta
yedi günlük zaman dilimi
There are seven days in a week
Bir haftada yedi gün vardır
müthiş bir şey
Sahnedeçok iyi veya etkileyici olan şey
That car is a real doozy
Bu araba gerçekten müthiş bir şey
moralini yükseltmek
Sahnedebirinin kendini daha mutlu veya kendine güvenli hissetmesini sağlamak
Her words buoyed his spirits
Onun sözleri moralini yükseltti
şamandıra
suda yüzen ve yolu gösteren nesne
The boat sailed past the buoy
Tekne şamandıranın yanından geçti
başa çıkmak
Sahnedebir işi veya sorunu yönetmek için harekete geçmek
I will deal with the problem tomorrow
Sorunla yarın başa çıkacağım
ilgili olmak
belirli bir konu hakkında konuşmak veya konuyla ilgilenmek
This book deals with ancient history
Bu kitap antik tarih ile ilgili
muhatap olmak
bir kişiyle iş yapmak veya iletişim kurmak
I do not like dealing with rude people
Kaba insanlarla muhatap olmayı sevmiyorum
ilgilenmek
bir sorunu çözmek için harekete geçmek
I have to deal with this problem
Bu sorunla ilgilenmem gerekiyor
koşturmak
Sahnedehızlıca veya meşgul bir şekilde bir yerlerde dolaşmak
The children are running around in the garden
Çocuklar bahçede koşturuyorlar
koşturmak
bir sürü işle uğraşmak
I have been running around all day
Bütün gün koşturdum
gülen surat
Sahnedemutlu bir yüzün çizimi
The teacher drew a smiley face on my paper
Öğretmen kağıdıma bir gülen surat çizdi
gülen yüz
gülümseyen bir ifadenin küçük dijital resmi
I sent a smiley face to my friend
Arkadaşıma bir gülen yüz gönderdim
gülümseyen yüz
mutlu bir yüz çizimi
I sent a smiley face to my friend
Arkadaşıma bir gülümseyen yüz gönderdim
durum
Sahnedebelirli bir zamandaki koşullar bütünü
This is a difficult situation
Bu zor bir durum
durum
bir kişinin veya yerin içinde bulunduğu şartlar
I am in a difficult situation
Zor bir durumdayım
durum
koşullar veya olaylar bütünü
It is a difficult situation
Bu zor bir durum
vaziyet
bir yerde veya zamanda gerçekleşen olaylar bütünü
The situation here is strange
Buradaki vaziyet tuhaf
aniden
Sahnedeaniden ve beklenmedik bir şekilde
The car stopped abruptly
Araba aniden durdu
hak tanımak
Sahnedebirine bir şeyi yapma hakkı vermek
This ticket entitles you to a free drink
Bu bilet size ücretsiz bir içecek hakkı tanır
adlandırmak
bir şeye başlık veya isim vermek
He entitled his book The Great Journey
Kitabına Büyük Yolculuk adını verdi
hak tanımak
birine bir şey yapma veya elde etme hakkı vermek
This ticket entitles you to a free meal
Bu bilet size ücretsiz yemek hakkı tanıyor
hatırda
Sahnedebir bilgiyi unutmamak için zihinde tutmak
Please keep it in mind
Lütfen bunu hatırda tut
aklında
bir şeyi yapmayı planlamak
I have a plan in mind
Aklımda bir plan var
akılda tutmak
bir şeyi düşünmek veya hatırlamak
Please keep this in mind
Lütfen bunu aklında tut
niyetinde olmak
bir şey yapmayı tasarlamak
I have in mind to travel soon
Yakında seyahat etme niyetindeyim
dışarı çıkmak
Sahnedebir yerden ayrılmak veya görünür olmak
He came out of the house
Evden dışarı çıktı
doğmak
bir olaydan veya süreçten kaynaklanmak
Nothing good came out of that meeting
O toplantıdan iyi bir şey çıkmadı
açıkça söylemek
bir şeyi dürüst ve doğrudan ifade etmek
You should come out of it and be honest
Gerçekleri açıkça söylemelisin
atlatmak
zor bir durumdan iyileşerek veya kurtularak çıkmak
She came out of the crisis safely
Krizi güvenli bir şekilde atlattı
çıkmak
bir yerin içerisinden dışarıya doğru hareket etmek
The dog will come out of the house
Köpek evin dışına çıkacak
kozmolojik
Sahnedeevrenin kökeni ve yapısı ile ilgili olan
The theory focuses on cosmological models of the universe
Teori evrenin kozmolojik modellerine odaklanıyor
evrenbilimsel
Sahnedebir bütün olarak evrenin incelenmesiyle bağlantılı
This represents a major cosmological shift in our understanding
Bu bizim anlayışımızda büyük bir evrenbilimsel değişimi temsil ediyor
ileride
Sahnedeön tarafta
Go straight ahead
Dosdoğru ilerleyin
vaktinden önce
planlanandan veya beklenenden daha erken
We arrived ahead of schedule
Vaktinden önce geldik
önde
başkalarından daha iyi bir konumda olmak
She is ahead in the race
Yarışta o önde
ileride
gelecek zamanda olan veya gerçekleşecek
There are many challenges ahead
İleride birçok zorluk var
ölmek
Sahnedeyaşamın kalıcı olarak sona ermesi
Everyone will die one day
Herkes bir gün ölecek
zar
oyunlarda kullanılan üzerinde sayılar olan küçük küp
Roll the die
Zarı at
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am dying for a coffee
Bir kahve için can atıyorum
ölmek üzere
ölüme çok yakın olmak
The plant is going to die soon
Bitki yakında ölmek üzere
çok istemek
bir şeyi yapmayı çok arzulamak
I am dying to see the show
Gösteriyi görmeyi çok istiyorum
tecrübesiz kişi
belirli bir aktiviteyi daha önce hiç yapmamış kimse
He is still a die here
O burada hala tecrübesiz biri
ölmek
yaşamın sona ermesi
The old tree died yesterday
Yaşlı ağaç dün öldü
bozulmak
çalışmayı veya işlemeyi bırakmak
My laptop died suddenly
Dizüstü bilgisayarım aniden bozuldu
ölmek
canlılığın sona ermesi
All living things will eventually die
Tüm canlılar sonunda ölecek
vardı
Sahnedebir yere ulaşmak
I got home late
Eve geç vardım
edinmek
Sahnedebir şeye sahip olmak
He got a new car
Yeni bir araba edindi
haline gelmek
değişip yeni bir duruma girmek
It got dark outside
Dışarısı karardı
anlamak
bir şeyi doğru şekilde kavramak veya duymak
I finally got the message
Sonunda mesajı anladım
mahalle
Sahnedebir kasaba veya şehirdeki bölge veya topluluk
I live in a quiet neighborhood
Sessiz bir mahallede yaşıyorum
emin
Sahnedehiç şüphesi olmayan
I am certain that he is right
Onun haklı olduğundan eminim
kesin
gerçekleşmesi kaçınılmaz olan
Success is certain
Başarı kesindir
belirli
özel veya net bir şey
She has a certain charm
Kendine has belirli bir cazibesi var
güçlü istek
Sahnedebir şeye karşı duyulan şiddetli arzu
I have a sudden hankering for chocolate
Aniden canım çikolata çekti
istek
bir şeye karşı duyulan güçlü istek
I have a hankering for pizza
Canım pizza istiyor
evren
Sahnedeuzay ve içindeki her şeyin tamamı
The universe is vast
Evren uçsuz bucaksızdır
evren
belirli bir durum veya koşullar bütünü
She considers a vast universe of options
O geniş bir seçenek evrenini değerlendiriyor
evren
yıldızlar gezegenler ve galaksiler dahil uzayda var olan her şey
The universe is very big
Evren çok büyüktür
geçirdi
Sahnedezamanı bir şeyi yaparak kullandı
She spent the day reading
Günü okuyarak geçirdi
bitkin
çok yorgun veya enerjisi kalmamış
I am completely spent
Tamamen bitkinim
harcadı
bir şey karşılığında para verdi
He spent all his money
Bütün parasını harcadı
tükenmiş
zaten kullanılmış veya tüketilmiş
The battery is spent
Pil tükenmiş
hatırlamak
Sahnedegeçmişteki bir anıyı zihne geri getirmek
I remember my childhood
Çocukluğumu hatırlıyorum
hatırlamak
bir şeyi yapmayı unutmamak
Remember to lock the door
Kapıyı kilitlemeyi hatırla
mantık
Sahnedeaçıkça düşünme ve doğru kararlar verme yeteneği
He uses logic to solve the problem
Sorunu çözmek için mantık kullanır
müzik yazılımı
müzik kaydetmek ve düzenlemek için kullanılan bir bilgisayar programı
I use Logic to record my songs
Şarkılarımı kaydetmek için Logic kullanıyorum
hata
Sahnedebir sorun veya yanlışlık için sorumluluk durumu
It was my fault that we were late
Geç kalmamız benim hatamdı
fay
yer kabuğundaki büyük kırık
There is a fault line under this city
Bu şehrin altında bir fay hattı var
kusur
bir kişinin karakterindeki kötü veya zayıf özellik
Everyone has a personal fault
Herkesin kişisel bir kusuru vardır
kusur bulmak
birinin bir şeyi yanlış yaptığını söylemek
It is hard to fault his work
Onun işinde kusur bulmak zor
Aşırı tepki
SahnedeGereğinden daha sert verilen karşılık
It was an overreaction
Bu aşırı bir tepkiydi
oturup dinlenmek
Sahnedevücudunu alt kısmı üzerine dayayıp dinlenmek
You can sit down here
Buraya oturup dinlenebilirsin
masada yenen yemek
insanların masaya oturarak yediği yemek
We had a sit-down meal
Masada yenen bir yemek yedik
oturma eylemi
bir şeyi protesto etmek için topluca oturarak yapılan eylem
The workers held a sit-down in the factory
İşçiler fabrikada bir oturma eylemi yaptılar
oturup konuşmak
biriyle resmi veya planlı bir görüşme yapmak
We should sit down to discuss the contract
Sözleşmeyi görüşmek için oturup konuşmalıyız
oturmak
vücudunu bir yere veya zemine doğru alçaltmak
Please sit down here
Lütfen buraya otur
oturmak
sandalyeye veya yere yerleşmek
You can sit down on the floor
Yere oturabilirsin
sönmek
Sahnedeyanmayı veya çalışmayı durdurmak
The lights suddenly went out
Işıklar aniden söndü
gezmek
eğlenmek için evden ayrılmak
I want to go out tonight
Bu gece dışarı çıkmak istiyorum
dışarı çıkmak
bir yerden ayrılıp başka bir yere gitmek
It is time to go out
Dışarı çıkma zamanı geldi
gönderilmek
bir yere ulaştırılmak üzere yola çıkmak
The invitations went out yesterday
Davetiyeler dün gönderildi
dışarı çıkmak
bir yerden ayrılıp dışarı gitmek
I want to go out tonight
Bu gece dışarı çıkmak istiyorum
dışarı çıkmak
sosyal nedenlerle evden ayrılıp bir yere gitmek
We will go out for dinner tonight
Bu akşam akşam yemeği için dışarı çıkacağız
anlamak
Sahnedebir şeyi kavramak veya anlamak
I don't get it
Anlamıyorum
ceza almak
yanlış bir davranışın sonucunda cezalandırılmak
You will get it if you do that
Bunu yaparsan cezanı çekersin
elde etmek
bir şeye sahip olmak veya onu kazanmak
I hope I get it soon
Umarım onu yakında elde ederim
halletmek
bir işi tamamlamak
I will get it done today
Onu bugün halledeceğim
telefona bakmak
gelen bir çağrıyı yanıtlamak
Please get it when it rings
Çaldığında lütfen telefona bak
tamamlamak
bir işi veya görevi bitirmek
I will get it done by tomorrow
İşi yarına kadar tamamlayacağım
almak
bir şeyi elde etmek veya satın almak
I need to get it from the store
Onu mağazadan almam gerekiyor
kavuşmak
bahsi geçen nesneye sahip olmak
Did you get it in the mail
Onu postayla aldın mı
cezalandırılmak
azarlanmak veya bir yaptırıma uğramak
You will get it when dad comes home
Babam eve gelince cezanı çekeceksin
kutlama
Sahnedemutlu bir olayı anmak için düzenlenen özel etkinlik
We had a celebration for her birthday
Doğum günü için bir kutlama yaptık
kutlama
mutluluğu göstermek için yapılan özel etkinlik
We had a celebration for his birthday
Doğum günü için bir kutlama yaptık
kutlama
özel bir durumu anmak için düzenlenen sosyal etkinlik
They held a big celebration for his birthday
Doğum günü için büyük bir kutlama yaptılar
koltuk değneği
Sahnedeyürümeye yardımcı olan destek çubuğu
He uses a crutch to walk
Yürümek için koltuk değneği kullanıyor
veri
Sahnedeanaliz için kullanılan bilgiler veya gerçekler
We collected a lot of data
Çok fazla veri topladık
oyuncak
Sahnedeçocukların oynaması için yapılan nesne
This is a new toy
Bu yeni bir oyuncak
oyalanmak
bir şeyle ciddiyetsizce oynamak
He was toying with his food
Yemeğiyle oyalanıyordu
çaba
Sahnedebir şeyi başarmak için harcanan enerji
It takes a lot of effort to learn a language
Bir dil öğrenmek çok çaba gerektirir
çaba
bir şeyi yapmak için harcanan fiziksel veya zihinsel enerji
It takes effort to learn a new language
Yeni bir dil öğrenmek çaba gerektirir
plan
Sahnedebir şeyi yapmak için yöntem
I have a great plan
Harika bir planım var
plan
Sahnedebir şeyi yapmaya yönelik düzenleme
We made a plan for the trip
Gezi için bir plan yaptık
planlamak
bir şeyi yapmak için düzenleme yapmak
I plan to visit my friend
Arkadaşımı ziyaret etmeyi planlıyorum
söz
Sahnedebir şeyi kesinlikle yapacağınızı bildiren ifade
I will keep my promise
Sözümü tutacağım
salıverme
tutulan birini veya bir şeyi serbest bırakma
He gave his promise to let them go
Onları serbest bırakmaya söz verdi
gelecek vaadi
gelecekte başarılı olacağını gösteren nitelik
The young student shows great promise
Genç öğrenci büyük gelecek vaat ediyor
söz vermek
birine bir şeyin gerçekleşeceğini söylemek
I promise to call you later
Seni daha sonra arayacağıma söz veriyorum
iyi
Sahnedeyeterince iyi veya tatmin edici
I feel fine today
Bugün iyi hissediyorum
para cezası
bir kural veya yasayı çiğnediğiniz için ödemeniz gereken para
He paid a fine for parking
Park ettiği için para cezası ödedi
zinde
iyi bir sağlık durumu içinde
She is feeling fine today
Bugün kendini zinde hissediyor
ufak
boyut veya miktar olarak çok küçük
There is fine sand on the beach
Sahilde ufak kumlar var
iyi
kabul edilebilir veya sorunsuz olan
Everything will be fine
Her şey iyi olacak
güzel
göze hoş gelen veya çekici
She looks very fine today
Bugün çok güzel görünüyor
kaliteli
çok iyi niteliğe sahip olan
This is a fine piece of work
Bu kaliteli bir iş
yeterli
kabul edilebilir veya yeterli olan
It is fine to stay here
Burada kalmak yeterli
meşhur
Sahnedepek çok kişi tarafından bilinen
This is the proverbial turning point
Bu meşhur dönüm noktasıdır
harika
Sahnedeçok iyi
You did a great job
Harika bir iş çıkardın
büyük
boyut veya derece olarak çok büyük
It was a great success
Büyük bir başarıydı
büyük
soy ağacında bir kuşak öncesi
He is my great-grandfather
O benim büyük büyükbabam
kola
Sahnedetatlı ve gazlı bir içecek
I like drinking cola
Kola içmeyi severim
kontrol etmek
Sahnedebir şeye dikkatlice bakmak
Please check your answers
Lütfen cevaplarınızı kontrol edin
hesap
ödenmesi gereken miktarı gösteren belge
Can I have the check please
Hesabı alabilir miyim lütfen
kareli
kumaş üzerindeki küçük kareli desen
He wore a check shirt
Kareli bir gömlek giydi
hesap
bir hizmet veya yemek için ne kadar borcunuz olduğunu gösteren kağıt parçası
Could we have the check please
Hesabı alabilir miyiz lütfen
periyodik olarak
Sahnededüzenli zaman aralıklarıyla gerçekleşen
He checks the machine periodically
Makineyi periyodik olarak kontrol eder
önünde
Sahnedebir şeyin veya birinin ön kısmında bulunan
The car is in front of the house
Araba evin önünde
önünde
birinin veya bir şeyin ilerisindeki konum
She is standing in front of the door
O kapının önünde duruyor
önünde
bir kimsenin veya bir şeyin bulunduğu yer
The car is parked in front of the house
Araba evin önünde park edilmiş
bahse girmek
Sahnedebir şeyden çok emin olmak
I bet he is late
Bahse girerim geç kalmıştır
bahis oynamak
bir oyun veya yarış için para riske atmak
He bet on the red car
Kırmızı arabaya bahis oynadı
seçenek
en uygun veya yararlı olan tercih
Taking the train is your best bet
Trene binmek en iyi seçeneğin
bahse girmek
bir şeyin doğru olacağına dair iddiaya girmek
I bet he will arrive late
Onun geç geleceğine bahse girerim
fikir
Sahnedekişisel görüş veya yargı
What is your opinion?
Senin fikrin nedir?
görüş
bir konu hakkındaki kişisel düşünce veya yargı
What is your opinion on this topic
Bu konu hakkındaki görüşün nedir
satın aldı
Sahnedepara ödeyerek bir şeyi edinmek
I bought a new car
Yeni bir araba satın aldım
Uzay Yolu
Sahnedepopüler bir bilim kurgu televizyon ve film serisi
I watch Star Trek
Uzay Yolu izliyorum
uzay yolu
popüler bir bilim kurgu televizyon ve film serisi
I love watching Star Trek
Uzay Yolu izlemeyi seviyorum
Star Trek
bilim kurgu türünde televizyon ve film serisi
I like watching Star Trek
Star Trek izlemeyi severim
gümbürtü
Sahnedeaniden çıkan yüksek ses
I heard a loud bang
Yüksek bir gümbürtü duydum
perçem
alnın önüne düz kesilmiş saç
She has bangs
Saçında perçem var
seks yapmak
biriyle cinsel ilişkiye girmek
They banged
Onlar seks yaptı
ev
birinin yaşadığı yer
This is my bang
Burası benim evim
çarpmak
bir şeye sertçe vurmak
He banged his head on the door
Kafasını kapıya çarptı
patlama
aniden çıkan yüksek ses
I heard a loud bang outside
Dışarıda yüksek bir patlama duydum
hiç
Sahnedeçok küçük bir miktarda
It is not remotely possible
Bu hiç mümkün değil
uzaktan
uzak bir yerden
I work remotely from my home
Evimden uzaktan çalışıyorum
tabii ki
Sahnedeonaylamak veya evet demek için kullanılır
Of course I will help you
Tabii ki sana yardım edeceğim
elbette
birini onaylamak veya beklendik bir durumu belirtmek için kullanılan ifade
Can you help me? Of course
Bana yardım edebilir misin? Elbette
elbette
bir şeyin beklendiğini veya aşikar olduğunu belirtmek için kullanılır
Of course I will help you
Elbette sana yardım edeceğim
ponpon kız
Sahnedespor etkinliklerinde tezahüratı yöneten kişi
She is a cheerleader at her school
O, okulunun ponpon kızlarından biri
amigo
spor müsabakalarında tezahürata öncülük eden kişi
The cheerleader is waving her pom poms
Amigo ponponlarını sallıyor
şifacı
Sahnedehastaları veya yaralıları tedavi eden kişi
The healer helped the sick man
Şifacı hasta adama yardım etti
koş
Sahnedekızak köpeklerinin hareket etmesi için verilen komut
The driver shouted mush to the dogs
Sürücü köpeklere koş diye seslendi
lapa
yumuşak, kalın ve ıslak kütle
The food turned into mush
Yiyecek lapaya dönüştü
püre haline getirmek
yiyecekleri ezerek yumuşak ve ıslak bir kütleye dönüştürmek
Mush the bananas for the baby
Bebek için muzları püre haline getirin
içecek
Sahnedeiçilebilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
içecek
tüketilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
içmek
sıvı bir maddeyi yutmak
I drink water every day
Her gün su içerim
konuşmak
Sahnedebiriyle sözlerle iletişim kurmak
I can speak English
İngilizce konuşabiliyorum
konuşabilmek
bir dilde iletişim kurma becerisi
Do you speak Spanish
İspanyolca konuşabilir misin
konuşmak
tam şu anda bir şeyler ifade etmek
I am speaking right now
Şu anda konuşuyorum
konuşmak
birine sözcükler söylemek
Please speak slowly
Lütfen yavaş konuşun
hitap etmek
birine sözcükler söylemek
He speaks to the crowd
Kalabalığa hitap ediyor