The Big Bang Theory — 3. Sezon Bölüm 7
Kelimeler ve anlamları
428 kelime
Seviye
sanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I suppose that you are right
Haklı olduğunu sanıyorum
varsaymak
bir şeyin doğru olduğunu kanıtsız kabul etmek
I suppose you are right
Haklı olduğunu varsayıyorum
niyetinde olmak
bir amaç veya plan taşımak
You are supposed to arrive by ten
Ona kadar varman gerekiyor
işgal etmek
Sahnedebir yeri doldurmak veya kullanmak
They occupy the building
Binayı işgal ediyorlar
meşgul etmek
birinin vaktini bir işle doldurmak
The book occupied him for hours
Kitap onu saatlerce meşgul etti
geri dönmek
Sahnedebir yere tekrar gelmek
I will be back soon
Yakında geri döneceğim
utandırıcı
Sahnederahatsızlık veya utanç veren
It was an awkward moment
Utandırıcı bir andı
huzursuz
bir durumda kendini gergin veya tuhaf hissetme
I felt awkward at the party
Partide kendimi huzursuz hissettim
içecek
Sahnedesu veya meyve suyu gibi içilen sıvı
What beverage would you like?
Hangi içeceği istersiniz?
sıralı
Sahnedenesnelerin veya olayların belirli bir dizilişte olması
Please put the files in order
Lütfen dosyaları sıraya koyun
uygun
bir durum için yerinde olan
A formal apology is in order
Resmi bir özür yerindedir
amacıyla
bir şey yapmak hedefiyle
He worked hard in order to succeed
Başarmak amacıyla çok çalıştı
sıralı
düzenli veya doğru bir şekilde dizilmiş
The books are in order on the shelf
Kitaplar rafta sıralı
sandviç
Sahnedeiki dilim ekmek arası malzeme
I ate a sandwich for lunch
Öğle yemeği için sandviç yedim
Sandwich
İngiltere veya Amerika da bulunan bir yerleşim yeri adı
Sandwich is a town
Sandwich bir kasabadır
tahmin etmek
Sahnedeemin olmadan bir fikir oluşturmak
Can you guess my age
Yaşımı tahmin edebilir misin
tahmin
kesin olarak bilmeden bir cevap verme çabası
I made a guess about the answer
Cevap hakkında bir tahminde bulundum
tahmin
tam olarak emin olmadan doğru olduğunu düşündüğünüz fikir
My guess was wrong
Tahminim yanlıştı
dövüşme
Sahnedefiziksel bir mücadeleye girme
Stop fighting with your brother
Kardeşinle dövüşmeyi bırak
tarz
bir şeyi yapma veya ifade etme biçimi
He has a unique fighting
Onun kendine has bir tarzı var
mücadeleci
vazgeçmeme ve denemeye devam etme isteği
She has a fighting spirit
O mücadeleci bir ruha sahip
karşı koymak
bir şeyi durdurmak veya engellemek için çabalamak
We are fighting the spread of the virus
Virüsün yayılmasına karşı koyuyoruz
dövüşme
savaş veya kavgaya katılma eylemi
The soldiers are fighting for their country
Askerler ülkeleri için savaşıyor
taşınmak
Sahnedeyeni bir eve veya konuta yerleşmek
We move in next week
Gelecek hafta taşınıyoruz
içeri girmek
bir yere grup halinde girmek
The team decided to move in
Takım içeri girmeye karar verdi
oturmaya hazır
hemen yerleşmeye veya kullanılmaya uygun olan
The house is move in ready
Ev oturmaya hazır
yaklaşmak
birine veya bir şeye saldırmak ya da kontrolü ele geçirmek için yakınlaşmak
The soldiers move in on the enemy base
Askerler düşman üssüne yaklaşıyor
taşınmak
yeni bir evde veya dairede yaşamaya başlamak
They will move in tomorrow
Onlar yarın taşınacak
Birlikte taşınmak
biriyle aynı evde yaşamaya başlamak
They decided to move in together
Birlikte taşınmaya karar verdiler
Sessizce girmek
bir yere fark ettirmeden girmek
The cat moved in silently
Kedi sessizce içeri girdi
Aynı evi paylaşmak
biriyle birlikte yaşamaya başlamak
She moved in with her partner
Partneriyle aynı evi paylaşmaya başladı
Yeni eve taşınmak
başka bir yere yerleşmek
He moved in to a new apartment
Yeni bir apartmana taşındı
Yerleşmek
yeni bir konutta düzen kurmak
The tenants will move in soon
Kiracılar yakında yerleşecek
Ortak yaşam kurmak
birisiyle evini birleştirmek
They are moving in as a couple
Çift olarak ortak yaşam kuruyorlar
taşınma
yeni bir eve yerleşme eylemi
We have a move-in date next week
Gelecek hafta için bir taşınma tarihimiz var
çürütmek
Sahnedebir şeyin doğru olmadığını kanıtlamak
The evidence discredited his theory
Kanıtlar onun teorisini çürüttü
somun
Sahnedefırında tek parça halinde pişirilen ekmek
I bought a loaf of bread today
Bugün bir somun ekmek aldım
somun
fırınlanmış ekmeğin şekilli kütlesi
I bought a loaf of bread
Bir somun ekmek aldım
somun
fırından çıkmış bütün ekmek
I bought a loaf of bread
Bir somun ekmek aldım
aylaklık etmek
hiçbir şey yapmadan vakit geçirmek
Stop loafing and do your homework
Aylaklık etmeyi bırak ve ödevini yap
durdurmak
Sahnedebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
Sahnedebirine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
uğramak
bir yere kısa süreliğine gitmek
I will stop by your house later
Daha sonra evine uğrayacağım
durumda olmak
Sahnedebelirli bir konumda veya durumda bulunmak
How do things stand now
Şu an durumlar nasıl
tahammül etmek
hoş olmayan bir durumu kabul edebilmek
I can stand the noise
Gürültüye tahammül edebiliyorum
dik durmak
vücudun dik olacak şekilde ayaklarının üzerinde bulunmak
She stood straight to show respect
Saygı göstermek için dik durdu
destek
bir şeyi tutmak için kullanılan yapı
The camera is on a stand
Kamera bir desteğin üzerinde
iyilik
Sahnedeyardımsever veya nazik bir davranış
Can you do me a favor
Bana bir iyilik yapabilir misin
iyilik
Sahnedebirinden rica edilen yardım
Could you do me a favor
Bana bir iyilik yapabilir misin
desteklemek
bir şeyi onaylamak veya ona razı olmak
Most people favor the new law
Çoğu insan yeni yasayı destekliyor
kayırmak
birine avantaj sağlamak veya ona daha nazik davranmak
The teacher favors some students
Öğretmen bazı öğrencileri kayırıyor
ilk
Sahnedezaman veya sıra bakımından herkesten önce gelen
She was the first person to arrive
O gelen ilk kişiydi
birinci sınıf
mümkün olan en yüksek standartta
This hotel provides first class service
Bu otel birinci sınıf hizmet sunuyor
başlangıçta
en başta veya başlangıç aşamasında
At first I did not understand
Başlangıçta anlamadım
simya
SahnedeOrta Çağ'da değersiz metalleri altına dönüştürmeye çalışan çalışma
Alchemy was considered a mystical science in the Middle Ages
Simya Orta Çağ'da mistik bir bilim olarak kabul edilirdi
Simya
metalleri altına dönüştürmeyi hedefleyen orta çağ kimyası
Alchemy was studied by ancient scholars
Simya eski bilginler tarafından çalışılıyordu
eve gitmek
Sahnedeyaşadığın yere dönmek
I want to go home now
Şimdi eve gitmek istiyorum
bulvar
Sahnedegeniş şehir caddesi
The hotel is on the main boulevard
Otel ana bulvar üzerindedir
bulvar
geniş ve ağaçlı şehir yolu
This boulevard is very beautiful
Bu bulvar çok güzel
adice
Sahnedekurallara aykırı veya haksız olan
His comment was below the belt
Yorumu çok adiceydi
geçmiş
Sahnedezaten yaşanmış olan zaman
We should learn from the past
Geçmişten ders almalıyız
geçe
saatin tam vaktinden sonraki zaman
It is ten past five
Saat beşi on geçiyor
hamur işi
fırında pişmiş bir tür hamur işi veya tuzlu yemek
He bought a fresh past
Taze bir hamur işi satın aldı
sunmak
birine incelemesi veya onaylaması için vermek
Please pass this document to the manager
Lütfen bu belgeyi yöneticiye sunun
vurmak
Sahnedebir şeye, örneğin kapıya vurmak
Knock on the door
Kapıyı çal
hamile bırakmak
bir kadının gebe kalmasına neden olmak
He knocked her up
Onu hamile bıraktı
indirmek
bir şeyin değerini veya miktarını azaltmak
They knocked ten dollars off
Fiyattan on dolar indirdiler
etkilemek
birini derin bir şekilde hayran bırakmak
Her performance knocked them out
Performansı onları çok etkiledi
uyumak
Sahnedegözler kapalı şekilde dinlenmek
I need to sleep
Uyumam gerekiyor
iki kez
Sahnedeiki defa
I called him twice
Onu iki kez aradım
çok uzun zaman önce
Sahnedegeçmişte çok uzun bir süre önce
I went there a long time ago
Oraya çok uzun zaman önce gittim
kavga
Sahnedeiki kişi arasındaki fiziksel veya sözlü çatışma
They had a big fight yesterday
Dün büyük bir kavga ettiler
azim
güçlü ve kararlı olma niteliği
She showed great fight today
Bugün büyük bir azim gösterdi
mücadele etmek
bir şeyi durdurmak veya engellemek için çok çabalamak
We must fight the disease
Hastalıkla mücadele etmeliyiz
savaşmak
bir kavgada veya savaşta yer almak
Soldiers fight to protect their country
Askerler ülkelerini korumak için savaşırlar
söyledi
Sahnedebirine bilgi vermek
He told me the secret
Bana sırrı söyledi
anlattı
bir şeyi detaylarıyla bildirmek
She told a story
Bir hikaye anlattı
söyledi
birine bir şeyi anlatmak veya bildirmek
She told me a secret
Bana bir sır söyledi
aniden ölmek
Sahnedebeklenmedik bir şekilde ve hızla hayatını kaybetmek
He dropped dead during the race
Yarış sırasında aniden ölüverdi
baş döndürücü
olağanüstü etkileyici veya çekici
She looks drop dead gorgeous
Baş döndürücü görünüyor
son derece
bir niteliği veya durumu en üst seviyede belirtmek için kullanılır
She was drop-dead gorgeous
Son derece güzeldi
ölmek
aniden yaşamı sona ermek
He dropped dead while walking
Yürürken aniden öldü
bozulmak
aniden çalışmayı durdurmak
My computer dropped dead yesterday
Bilgisayarım dün aniden bozuldu
doğuştan yetenekli
Sahnedebir konuda doğuştan yeteneği olan kimse
He is a natural at playing piano
O piyano çalmakta doğuştan yetenekli
doğal
beklenen veya alışılmış olan
It is natural to feel nervous
Gergin hissetmek doğaldır
doğal
doğada kendiliğinden var olan ve insan yapımı olmayan
We prefer natural food
Biz doğal yiyecekleri tercih ederiz
yenilemek
Sahnedebir şeyi tekrar yeni hale getirmek
They decided to renew the old house
Eski evi yenilemeye karar verdiler
yenilemek
süresi dolan bir şeyin geçerlilik süresini uzatmak
I need to renew my passport
Pasaportumu yenilemem gerekiyor
kadın garson
Sahnederestoranda yemek servisi yapan kadın
The waitress brought the menu
Kadın garson menüyü getirdi
garsonluk
bir restoranda yemek servisi yapma işi
She does waitressing for extra money
Ekstra para için garsonluk yapıyor
servis etmek
müşterilere yiyecek ve içecek sunmak
She serves food to the guests
Konuklara yemek servis ediyor
garson
restoranda yemek servisi yapan kadın
The waitress brought our food
Garson yemeğimizi getirdi
boyut
Sahnedebir şeyin kapladığı fiziksel alan
The size of the room is small
Odanın boyutu küçük
ölçmek
bir şeyin ne kadar büyük veya küçük olduğunu belirlemek
The worker sized the material
İşçi malzemeyi ölçtü
boyut
bir şeyin ne kadar büyük veya küçük olduğu
What is the size of this box
Bu kutunun boyutu nedir
büyüklük
bir nesnenin hacim olarak durumu
They are similar in size
Büyüklük olarak benzerler
bu yüzden
Sahnedeaz önce belirtilenin bir sonucu olarak
It is raining hence we will stay inside
Yağmur yağıyor bu yüzden içeride kalacağız
bu nedenle
bu sebeple
He was late, hence the apology
Geç kaldı, bu yüzden özür diledi
bundan sonra
şu andan itibaren
We will leave ten days hence
Bundan on gün sonra ayrılacağız
ihlâl
Sahnedebir kuralın veya yasanın çiğnenmesi eylemi
The student was punished for his transgression
Öğrenci kural ihlali nedeniyle cezalandırıldı
uygun
Sahnedebir durum için doğru veya yerinde olan
This dress is appropriate for the party
Bu elbise parti için uygun
el koymak
bir şeyi izinsiz olarak almak
He appropriated the company funds for personal use
Şirket fonlarına kişisel kullanım için el koydu
el koymak
bir şeyi kendi kullanımı için izinsiz almak
He appropriated the money
Paraya el koydu
geri dönmek
Sahnedebir yere veya konuya tekrar gitmek
I went back to the office
Ofise geri döndüm
geri dönmek
eski haline veya konumuna dönmek
Let's get back to work
Hadi işe geri dönelim
berbat bir şekilde
Sahnedeçok kötü veya nahoş bir şekilde
He sang horribly
Berbat bir şekilde şarkı söyledi
kabullenmek
Sahnedebir durumun gerçek olduğunu kabul etmek
You just have to face it
Sadece bunu kabullenmek zorundasın
kabullen
zor bir durumu olduğu gibi kabul etmek
You have to face it eventually
Er ya da geç bunu kabullenmelisin
gerçeklerle yüzleş
acı gerçekleri görmezden gelmeyip kabul etmek
Just face it and move on
Sadece gerçeklerle yüzleş ve hayatına devam et
tamam
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
tamam
dinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
tamam
onay veya kabullenme belirtmek için kullanılan ifade
All right I will go to the store
Tamam markete gideceğim
iyi
kabul edilebilir veya sorunsuz durum
Everything is all right
Her şey yolunda
karşılıklı
Sahnedeiki veya daha fazla kişi veya grup arasında eşit şekilde
They reached a mutually beneficial agreement
Karşılıklı yarar sağlayan bir anlaşmaya vardılar
hadron
Sahnedeatom altı parçacık türü
A proton is a type of hadron
Proton bir hadron türüdür
örtüşmek
birbiriyle uyumlu olmak veya aynı fikirde olmak
Their stories line up perfectly
Hikayeleri birbiriyle tamamen örtüşüyor
kadro
belirli bir sıraya göre düzenlenmiş kişi listesi
The team changed their starting lineup
Takım başlangıç kadrosunu değiştirdi
kadro
belirli bir amaç için bir araya getirilmiş kişi veya nesneler grubu
The band announced their festival line-up
Grup festival kadrosunu duyurdu
hizalamak
nesneleri düz bir hizada düzenlemek
Please line up the books
Lütfen kitapları hizalayın
dizilmek
birbiri ardına düz bir şekilde durmak
The soldiers lined up in the field
Askerler sahada dizildiler
sıraya dizmek
nesneleri düz bir hat üzerinde yerleştirmek
Please line up the chairs
Lütfen sandalyeleri sıraya dizin
ara sıra
Sahnedezaman zaman veya bazen
I occasionally visit my grandparents
Ara sıra büyükanne ve büyükbabamı ziyaret ederim
eş anlamlı
Sahnedeaynı anlama gelen sözcük
Big and large are synonyms
Big ve large eş anlamlıdır
gecikme
Sahnedebir yere veya işe geç kalma durumu
His constant tardiness annoyed the teacher
Onun sürekli geç kalması öğretmeni rahatsız etti
telafi etmek
Sahnedekötü bir durumu iyi bir şey yaparak dengelemek
I will buy you dinner to make up for being late
Geç kaldığım için akşam yemeği ısmarlayarak telafi edeceğim
blender
Sahnedeyiyecek veya içecekleri karıştırmaya yarayan makine
I use a blender to make a smoothie
Smoothie yapmak için blender kullanıyorum
başka
Sahnedebelirtilenlerin dışında veya ek olarak
Who else is coming?
Başka kim geliyor?
başka
farklı bir kişi veya şey
I want to go somewhere else
Başka bir yere gitmek istiyorum
başka türlü
farklı bir biçimde
How else can I do this
Bunu başka türlü nasıl yapabilirim
meşgul
Sahnedeyapılacak çok işi olan
I am very busy today
Bugün çok meşgulüm
meşgul
yapacak çok işi olan
I am busy today
Bugün meşgulüm
yoğun
çok fazla aktivitenin olduğu
This is a busy street
Burası yoğun bir cadde
robot
Sahnedeotomatik olarak hareket edebilen ve görevleri yerine getirebilen makine
The robot can clean the house
Robot evi temizleyebilir
kaza
Sahnedebeklenmedik ve zararlı olay
It was a car accident
Bu bir araba kazasıydı
kaza
hasar veya yaralanmaya yol açan beklenmedik olay
There was a car accident yesterday
Dün bir araba kazası oldu
kaza
planlanmadan meydana gelen olay
It was just an accident
Bu sadece bir kazaydı
öf
Sahnederahatsızlık veya sıkkınlık belirten ünlem
Ugh, I hate waking up early
Öf, erken uyanmaktan nefret ederim
olmak
Sahnedebir şey olmaya başlamak
She wants to become a doctor
O doktor olmak istiyor
yakışmak
bir kıyafetin birinde güzel durması
That dress really becomes you
O elbise sana gerçekten yakışıyor
dönüşmek
bir şeyden başka bir şeye geçmek
Water will become ice
Su buza dönüşecek
hale gelmek
bir şey durumuna geçmeye başlamak
The weather will become cold
Hava soğuk hale gelecek
risk almak
Sahnedesonucu belirsiz bir şeyi denemek
He decided to roll the dice and start a business
Risk almaya ve bir iş kurmaya karar verdi
izlenimine kapılmak
Sahnedebir durum veya kişi hakkında edinilen düşünce
I was under the impression that today was a holiday
Bugün tatil olduğu izlenimine kapılmıştım
izlenimine kapılmak
bir kişi veya bir şey hakkında sahip olunan fikir veya his
I was under the impression that the shop was open
Dükkanın açık olduğu izlenimine kapılmıştım
dakika
Sahnede60 saniyelik zaman birimi
It takes ten minutes
On dakika sürer
dakika
bir derecenin altmışta birine eşit açı birimi
One degree contains sixty minutes
Bir derece altmış dakika içerir
çok küçük
boyutu son derece ufak olan
The scientist studied the minute particles
Bilim insanı çok küçük parçacıkları inceledi
tutanak
bir toplantıda konuşulanların resmi yazılı kaydı
They read the minutes of the meeting
Toplantı tutanaklarını okudular
tam o an
bir şeyin gerçekleştiği an
Call me the minute you arrive
Vardığın an beni ara
dakika
altmış saniyelik zaman dilimi
I will be back in a minute
Bir dakika içinde geri döneceğim
duymak
Sahnedekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
duymak
Sahnedebir haberi veya bilgiyi başkasından öğrenmek
I heard that they are moving
Onların taşınacağını duydum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
bile
Sahnedeşaşırtıcı veya uç bir durumu belirtmek için kullanılır
He didn't even say hello
Merhaba bile demedi
ödeşmiş
iki taraf arasında borç veya avantaj bulunmaması durumu
Now we are even
Şimdi ödeştik
çabalamak
bir şeyi başarmak için gayret göstermek
You should even to reach your goal
Hedefine ulaşmak için çabalamalısın
çift
ikiye tam bölünebilen sayı
Four is an even number
Dört çift bir sayıdır
ne halt
Sahnedebir soruyu vurgulamak veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
What the hell are you doing
Ne halt ediyorsun
bu da ne
şaşkınlık veya öfke belirtmek için kullanılan bir ifade
What the hell you broke it
Bu da ne sen onu kırdın
bu da ne
şaşkınlık hüsran veya kayıtsızlık ifade etmek için kullanılır
What the hell is that
Bu da ne
ateş
Sahnedeyanma sonucu oluşan sıcak alevler
The fire is hot
Ateş sıcaktır
kovmak
birini işten çıkarmak
The boss fired him
Patron onu kovdu
ateş etmek
silahtan kurşun çıkarmak
He fired the gun
Silahı ateşledi
tutuşturmak
bir şeyin yanmasını başlatmak
He fired the furnace
Fırını tutuşturdu
gelmek
Sahnedebir yere ulaşma
The train is coming
Tren geliyor
gelecek
yakın zamanda olacak olan
The coming weeks will be busy
Gelecek haftalar yoğun geçecek
gelen
bir yerden bir yere doğru hareket eden
My friend is coming to my house
Arkadaşım evime geliyor
limonata
Sahnedelimon ve şekerden yapılan içecek
I would like a glass of lemonade
Bir bardak limonata istiyorum
limonata
limon suyu ile hazırlanan tatlı içecek
She drank a glass of cold lemonade
Bir bardak soğuk limonata içti
dijital
Sahnedeanalog yerine dijital teknoloji kullanan
I have a digital watch
Dijital bir saatim var
gezmek
Sahnedeeğlenmek için evden ayrılmak
I want to go out tonight
Bu gece dışarı çıkmak istiyorum
dışarı çıkmak
Sahnedebir yerden ayrılıp başka bir yere gitmek
It is time to go out
Dışarı çıkma zamanı geldi
sönmek
yanmayı veya çalışmayı durdurmak
The lights suddenly went out
Işıklar aniden söndü
gönderilmek
bir yere ulaştırılmak üzere yola çıkmak
The invitations went out yesterday
Davetiyeler dün gönderildi
dışarı çıkmak
bir yerden ayrılıp dışarı gitmek
I want to go out tonight
Bu gece dışarı çıkmak istiyorum
dışarı çıkmak
sosyal nedenlerle evden ayrılıp bir yere gitmek
We will go out for dinner tonight
Bu akşam akşam yemeği için dışarı çıkacağız
zar
Sahnedeoyunlarda kullanılan üzerinde noktalar olan küçük küp
Roll the dice
Zarı at
küp küp doğramak
gıdaları küçük kare parçalar halinde kesmek
Dice the carrots
Havuçları küp küp doğra
küp küp doğramak
yiyecekleri küçük kare parçalar halinde kesmek
You need to dice the carrots
Havuçları küp küp doğraman gerekiyor
küp doğramak
yiyecekleri küçük kare parçalar halinde kesmek
Please dice the carrots for the soup
Lütfen çorba için havuçları küp küp doğrayın
yaptı
Sahnedebir şeye sebep olmak
He made me laugh
Beni güldürdü
kurtarmış
çok iyi veya rahat bir durumda olmak
You have got it made with this job
Bu işle hayatını kurtardın
zorlamak
birini bir şey yapmaya mecbur bırakmak
He made me wait outside
Beni dışarıda beklemeye zorladı
kazanmak
çalışarak para elde etmek
He made a lot of money last year
O geçen yıl çok para kazandı
yapılmış
bir şeyi oluşturmak veya meydana getirmek
She made a cake for the party
O parti için bir kek yaptı
yalancı
Sahnededoğru olmayan şeyler söyleyen kişi
He is a liar
O bir yalancı
harika
Sahnedehayranlık veya şaşkınlık uyandıran
The view is amazing
Manzara harika
inanılmaz
büyük bir şaşkınlık veya hayranlık yaratan
It was an amazing sight
İnanılmaz bir manzaraydı
harika
çok iyi veya olumlu şekilde şaşırtıcı
You did an amazing job
Harika bir iş çıkardın
getirmek
Sahnedebir şeyi bir yere taşımak
Please bring me some water
Lütfen bana biraz su getir
beraberinde getirmek
Sahnedebir durumun yaşanmasına neden olmak
Spring brings warm weather
Bahar sıcak havaları beraberinde getirir
peşinden gelmek
birinin arkasından yakın bir şekilde yürümek
The dog likes to bring behind me
Köpek peşimden gelmeyi sever
suçlamak
birinin yasa dışı bir şey yaptığını resmen ifade etmek
The police decided to bring charges against him
Polis ona karşı suçlamada bulunmaya karar verdi
devam etmek
Sahnedebir şeyi yapmaya devam etmek
Please go on with your story
Lütfen hikayene devam et
hissetmek
bir şeyin doğru olduğuna dair güçlü bir his
I have a feeling that something is go on
Bir şeylerin döndüğüne dair bir hissim var
konmak
bir yüzeyin üzerine yerleşmek
The lid goes on the jar
Kapak kavanoza konar
sürülmek
bir maddenin bir yüzeye uygulanması
The paint goes on easily
Boya kolayca sürülür
yayınlanmak
radyo veya televizyonda gösterilmek
The show will go on tonight
Gösteri bu gece yayınlanacak
çıkmak
biriyle romantik bir randevuya gitmek
Are you going on a date tonight
Bu gece bir randevuya mı çıkıyorsun
katılmak
bir gezi veya etkinliğe iştirak etmek
Are you going on the tour
Tura katılıyor musun
konuşup durmak
bir konu hakkında uzun süre konuşmak
Don't go on about it anymore
Artık bu konuda konuşup durma
yayına çıkmak
bir televizyon veya radyo programında yer almak
The actor will go on the show tonight
Oyuncu bu gece programa çıkacak
katılmak
bir etkinlik veya faaliyete dahil olmak
She will go on the trip with us
O bizimle geziye katılacak
olmak
gerçekleşmek veya meydana gelmek
Tell me what is going on here
Burada neler olduğunu bana söyle
devam etmek
sürmek veya ilerlemek
We must go on with our work
İşimizi yapmaya devam etmeliyiz
başlamak
bir faaliyete girişmek
I will go on a diet tomorrow
Yarın diyete başlayacağım
uzun uzun konuşmak
bir konu hakkında uzun süre konuşmak
He went on about his old job
Eski işi hakkında uzun uzun konuştu
girmek
bir web sitesini veya hizmeti kullanmak
I go on the internet every day
Her gün internete girerim
hesap
Sahnedeödenmesi gereken miktarı gösteren belge
Can I have the check please
Hesabı alabilir miyim lütfen
kontrol etmek
Sahnedebir şeye dikkatlice bakmak
Please check your answers
Lütfen cevaplarınızı kontrol edin
kareli
kumaş üzerindeki küçük kareli desen
He wore a check shirt
Kareli bir gömlek giydi
hesap
bir hizmet veya yemek için ne kadar borcunuz olduğunu gösteren kağıt parçası
Could we have the check please
Hesabı alabilir miyiz lütfen
hanımefendi
Sahnedegenç kadın veya kız çocuk
Miss Taylor is my teacher
Bayan Taylor benim öğretmenim
kaçırmak
bir şeye yetişememek veya orada olmamak
I missed the bus
Otobüsü kaçırdım
ıskalamak
hedefi vuramamak veya tutturamamak
He missed the target
Hedefi ıskaladı
özlemek
birinin yokluğunu hissedip üzülmek
I miss my family
Ailemi özlüyorum
dışarı çıktı
Sahnedebir yerden ayrılmak
He went out to buy some milk
Süt almak için dışarı çıktı
dışarı çıktı
eğlenmek veya sosyalleşmek için evden ayrılmak
He went out with his friends
Arkadaşlarıyla dışarı çıktı
söndü
bir ışığın veya ateşin çalışmayı durdurması veya parlaklığını yitirmesi
The lights suddenly went out
Işıklar aniden söndü
alternatif
Sahnedeher zamankinden farklı olan
We took an alternate route home
Eve alternatif bir yoldan gittik
yedek
başkasının yerine geçen kişi
He is an alternate for the team
O, takım için bir yedek
sırayla yapmak
bir işi dönüşümlü olarak gerçekleştirmek
They alternate between running and walking
Koşu ve yürüyüşü sırayla yapıyorlar
artık
Sahnedeartık veya bir daha (olumsuz cümlelerde kullanılır)
I don't live there anymore
Artık orada yaşamıyorum
artık
artık gerçekleşmeyen veya var olmayan
I don't live here anymore
Artık burada yaşamıyorum
artık
bir şeyin eskisi gibi devam etmediğini belirtir
I don't go there anymore
Artık oraya gitmiyorum
artık
günümüzde geçerliliğini yitirmiş durumları ifade eder
They don't play together anymore
Artık birlikte oynamıyorlar
aklına gelmek
Sahnedebir fikir üretmek ya da bir şeyi hatırlamak
I can think of a better name
Daha iyi bir isim aklıma geliyor
düşünmek
bir konu hakkında görüş sahibi olmak veya bir eylemi değerlendirmek
What do you think of this movie
Bu film hakkında ne düşünüyorsun
akla getirmek
bir konudan bahsetmeye başlamak
Can you think of any good movies
Aklına iyi bir film geliyor mu
düşünmek
birini veya bir şeyi zihninde tutmak
I am thinking of my friends
Arkadaşlarımı düşünüyorum
düşünmek
bir konu hakkında fikir veya görüş sahibi olmak
What do you think of this book
Bu kitap hakkında ne düşünüyorsun
affedersiniz
Sahnedeözür dilemek veya birinin dikkatini çekmek için kullanılan nazik bir ifade
Excuse me, where is the station?
Affedersiniz, istasyon nerede?
pardon
duyulmayan veya anlaşılmayan bir şeyi tekrar ettirmek için kullanılan ifade
Excuse me could you say that again
Pardon bunu tekrar söyleyebilir misiniz
affedersiniz
birinin dikkatini çekmek veya özür dilemek için kullanılan nazik bir ifade
Excuse me can you help me
Affedersiniz bana yardım edebilir misiniz
pardon
birinin dikkatini çekmek veya özür dilemek için söylenen söz
Excuse me I did not see you
Pardon sizi görmedim
her şey
Sahnedetüm şeyler
He lost everything
Her şeyi kaybetti
her şey
her bir şey
Everything is ready
Her şey hazır
erkek arkadaş
Sahnederomantik bir ilişki içinde olunan erkek
She went to the cinema with her boyfriend
O erkek arkadaşıyla sinemaya gitti
erkek arkadaş
romantik bir ilişki içinde olan erkek
He has a boyfriend
Onun bir erkek arkadaşı var
erkek arkadaş
düzenli romantik ilişki kurulan erkek
My boyfriend is a doctor
Erkek arkadaşım bir doktor
dedi
Sahnedesözle ifade etmek
He said no
Hayır dedi
bahsi geçen
Sahnededaha önce değinilmiş olan
The said document is missing
Bahsi geçen belge kayıp
söyledi
bir düşünceyi veya bilgiyi kelimelerle ifade etmek
He said that he was busy
Meşgul olduğunu söyledi
söyledi
bir düşünceyi sözlü olarak ifade etmek
She said she was tired
Yorgun olduğunu söyledi