The Big Bang Theory — 3. Sezon Bölüm 9
Kelimeler ve anlamları
402 kelime
Seviye
hemfikir olmak
Sahnedebiriyle aynı görüşü paylaşmak
We agree on this point
Bu noktada hemfikiriz
hemfikir olmak
birisiyle aynı düşünceye sahip olmak
I agree with you
Seninle hemfikirim
katılmak
birisiyle aynı düşünceye sahip olmak ya da bir şeyi kabul etmek
I agree with your plan
Planına katılıyorum
buluşmak
Sahnedebir proje üzerinde çalışmak için biriyle bir araya gelmek
Let us hook up tomorrow to finish the report
Raporu bitirmek için yarın buluşalım
ayarlamak
birisi için görüşme veya bağlantı ayarlamak
I can hook you up with a job
Sana bir iş ayarlayabilirim
takılmak
gündelik romantik veya cinsel amaçla buluşmak
They hooked up a few times
Birkaç kez takıldılar
bağlamak
cihazları veya makineleri birlikte çalışacak şekilde birbirine eklemek
Please hook up the printer to the computer
Lütfen yazıcıyı bilgisayara bağla
yakınlaşmak
biriyle cinsel veya romantik bir etkileşimde bulunmak
They hooked up at the party last night
Dün gece partide yakınlaştılar
tek gecelik ilişki yaşamak
biriyle geçici cinsel birliktelik yaşamak
They decided to hook up at the party
Partide tek gecelik ilişki yaşamaya karar verdiler
flört etmek
biriyle romantik veya cinsel ilişki kurmak
He started to hook up with his coworker
İş arkadaşıyla flört etmeye başladı
cinsel yakınlık kurmak
biriyle gündelik cinsel bir etkileşime girmek
They hooked up after the concert
Konserden sonra cinsel yakınlık kurdular
birlikte olmak
biriyle rastgele bir cinsel ilişki yaşamak
She hooked up with him last night
Dün gece onunla birlikte oldu
cinsel ilişkiye girmek
biriyle gündelik bir cinsel birleşme yaşamak
They hooked up in the bedroom
Yatak odasında cinsel ilişkiye girdiler
buluşmak
romantik veya cinsel amaçla bir araya gelmek
Let us hook up later tonight
Bu gece ilerleyen saatlerde buluşalım
itiraf etmek
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu söylemek
He admitted his mistake
Hatasını itiraf etti
kabul etmek
bir yere girmeye izin vermek
The club admits members only
Kulüp sadece üyeleri kabul eder
evlenmek
Sahnedebirisiyle hayatını birleştirmek
They decided to marry last year
Geçen yıl evlenmeye karar verdiler
adamak
bir şeye kendini tamamen bağlamak
He married his life to music
Hayatını müziğe adadı
evlenmek
biriyle eş olmak
They want to marry soon
Yakında evlenmek istiyorlar
alay etmek
Sahnedebirisiyle veya bir şeyle kaba bir şekilde eğlenmek
They mocked his silly hat
Onun komik şapkasıyla alay ettiler
alay etmek
biriyle veya bir şeyle eğlenmek için dalga geçmek
Do not mock your classmates
Sınıf arkadaşlarınla alay etme
sahte
gerçek olmayıp aslına benzetilen
They held a mock trial
Sahte bir duruşma düzenlediler
elde etmek
Sahnedebir şeyi çaba göstererek kazanmak
They managed to secure a loan
Bankadan kredi almayı başardılar
kendinden emin
kendinden emin ve güvende hissetmek
She feels secure in her job
İşinde kendini güvende hissediyor
güvenli
tehlikeden veya zarardan korunmuş
This is a secure location
Burası güvenli bir yer
sabitlemek
bir şeyi hareket etmeyecek şekilde sağlamca tutturmak
Please secure the rope to the post
Lütfen halatı direğe sabitleyin
korumak
bir şeyi tehlikelere karşı güvenceye almak
The lock helps to secure the house
Kilit evi korumaya yardımcı olur
ele geçirmek
bir şeyi güvende tutmak için kontrolünü sağlamak
They managed to secure the area
Bölgeyi ele geçirmeyi başardılar
beklemek
Sahnededaha iyi bir şey olana kadar beklemek
He is holding out for a better offer
Daha iyi bir teklif bekliyor
bir şey için direnmek
bir şeyi elde edene kadar kabul etmemek
They are holding out for a better offer
Daha iyi bir teklif için direniyorlar
bu yüzden
Sahnedeaz önce belirtilenin bir sonucu olarak
It is raining hence we will stay inside
Yağmur yağıyor bu yüzden içeride kalacağız
bu nedenle
bu sebeple
He was late, hence the apology
Geç kaldı, bu yüzden özür diledi
bundan sonra
şu andan itibaren
We will leave ten days hence
Bundan on gün sonra ayrılacağız
açıklamak
Sahnedebir şeyi anlaşılır hale getirmek
Can you explain this
Bunu açıklayabilir misin
açıklamak
bir şeyi anlaşılır kılmak için bilgi vermek
Please explain the rules to me
Lütfen kuralları bana açıkla
açıklamak
bir şeyi kolay anlaşılır kılmak için nedenlerini veya detaylarını vermek
Can you explain this rule
Bu kuralı açıklayabilir misin
açıklamak
bir şeyi anlaşılır hale getirmek
Can you explain this math problem to me
Bu matematik problemini bana açıklayabilir misin
cevap
Sahnedebir soruya verilen yanıt
I am waiting for your answer
Cevabını bekliyorum
çözüm
Sahnedebir sorunu çözmenin doğru yolu
I found the answer to the puzzle
Bulmacanın çözümünü buldum
cevap
doğru olmayan veya düzgün çalışmayan
The answer is not correct
Cevap doğru değil
yanıt
bilgi almak için kullanılan cümle veya ifade
I need an answer to this question
Bu soruya bir yanıt bekliyorum
bahsetmek
Sahnedebir konu veya kişi hakkında konuşmak
They talked of their future plans
Gelecek planlarından bahsettiler
katılmak
Sahnedebirinin veya bir grubun yanına gitmek
She is joining us for dinner
O akşam yemeğinde bize katılıyor
katılmak
bir grubun veya etkinliğin parçası olmak
She is joining the club
Kulübe katılıyor
birleştirme
iki veya daha fazla şeyin bir araya getirilme süreci
The joining of these parts is simple
Bu parçaların birleştirilmesi basittir
birleştirme
iki veya daha fazla şeyi bir araya getirme
He is joining the two pieces of wood
İki tahta parçasını birleştiriyor
saygıdan dolayı
Sahnedebaşkalarının duygularını gözeterek
I stayed silent out of respect
Saygıdan dolayı sessiz kaldım
saygıdan
birine değer veya hürmet göstermek amacıyla yapılan
He removed his hat out of respect
Saygıdan dolayı şapkasını çıkardı
saygıdan dolayı
birine duyulan değeri veya hürmeti göstermek
I stayed silent out of respect
Saygıdan dolayı sessiz kaldım
tamamen
Sahnedeçok iyi veya eksiksiz bir şekilde
It is perfectly normal
Bu tamamen normal
dönmek
Sahnedehızla kendi etrafında dönmek
The dancer started to spin
Dansçı dönmeye başladı
çarpıtmak
bir şeyi belirli bir bakış açısıyla sunmak
He put a positive spin on the news
Habere olumlu bir yorum kattı
kısa tur
bir araçla yapılan kısa yolculuk
We went for a quick spin
Hızlı bir tura çıktık
müzik çalmak
bir izleyici kitlesi için kayıtlı müzik çalmak
The DJ will spin some records at the party
DJ partide birkaç plak çalacak
kullanmak
Sahnedebir şeyi faydalanmak amacıyla kullanmak
I am using a computer
Bir bilgisayar kullanıyorum
düşünmek
Sahnedebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
Sahnedefikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
düşünmek
bir konu üzerinde zihinsel işlem yapmak
I think he is coming
Onun geldiğini düşünüyorum
hitabetle ilgili
Sahnedeikna etmek veya etkilemek için dilin kullanılmasıyla ilgili
He used a rhetorical strategy to win the debate
Münazarayı kazanmak için retorik bir strateji kullandı
salyangoz
Sahnedesırtında kabuğu olan küçük, yumuşak bir hayvan
The snail moves slowly
Salyangoz yavaş hareket eder
salyangoz
sırtında kabuğu olan küçük ve yumuşak hayvan
A snail moved slowly on the leaf
Salyangoz yaprağın üzerinde yavaşça ilerledi
halk
Sahnedesıradan insanlardan oluşan grup
The public loves the new law
Halk yeni yasayı sevdi
halka açık
herkesin kullanımına açık olan
This park is public
Bu park halka açık
halka açık
herkesin kullanımına sunulmuş olan
This is a public park
Bu halka açık bir park
topluluk önünde
birçok insanın görüp duyabileceği bir ortam
She spoke in public about the problem
O sorun hakkında topluluk önünde konuştu
benzemek
Sahnededış görünüş olarak birine veya bir şeye benzer olmak
You look like your father
Babana benziyorsun
gibi görünmek
bir durumun öyle olduğu izlenimini vermek
It looks like it will rain
Yağmur yağacak gibi görünüyor
benzemek
bir şeye benzer bir dış görünüşe sahip olmak
You look like your father
Babana benziyorsun
benzemek
dış görünüşü birine veya bir şeye benzemek
You look like your brother
Erkek kardeşine benziyorsun
net
Sahnedeanlaşılması kolay
The answer is clear
Cevap net
aklamak
birinin bir suçtan suçsuz olduğuna karar vermek
The evidence helped to clear him of the crime
Kanıtlar onu suçtan aklamaya yardımcı oldu
şeffaf
ışığın geçmesine izin vererek arkasındakilerin görünmesini sağlayan
The water in the lake is clear
Göldeki su çok şeffaf
açık
önünde engel veya sorun bulunmayan
The road ahead is clear
İlerideki yol açık
bahşiş
Sahnedehizmet karşılığında verilen ekstra para
He left a big tip
Büyük bir bahşiş bıraktı
uç
bir şeyin sivri uç kısmı
The tip of the pencil is broken
Kalemin ucu kırık
tüyo
gizli olan bir bilgiyi başkasına söylemek
He gave me a useful tip about the exam
Sınav hakkında bana faydalı bir tüyo verdi
çöp yığını
atıkların veya toprağın oluşturduğu büyük yığın
The truck took the waste to the tip
Kamyon atıkları çöp yığınına götürdü
istemek
Sahnedebir şeyi istediğini söylemek
I will ask for a glass of water
Bir bardak su isteyeceğim
davetiye çıkarmak
kötü bir olayın gerçekleşmesine neden olacak şekilde davranmak
You are asking for trouble by staying out late
Geç saatlere kadar kalarak başını belaya davetiye çıkarıyorsun
istemek
bir şey istediğini belirtmek
She will ask for help
O yardım isteyecek
davetiye çıkarmak
kötü bir durumun gerçekleşmesine neden olacak şekilde davranmak
You are asking for trouble
Başını derde sokuyorsun
hurma
Sahnedepalmiye ağacından yetişen tatlı kahverengi meyve
I like eating dates
Hurma yemeyi severim
çıkmak
Sahnedebirisiyle romantik bir amaçla görüşmek
They have been dating for two months
İki aydır çıkıyorlar
tarih
ayın veya yılın belirli bir günü
What is today's date?
Bugünün tarihi ne?
bugüne kadar
şimdiki zamana kadar
We have learned a lot to date
Bugüne kadar çok şey öğrendik
düşünmek
Sahnedebir konu üzerinde dikkatlice düşünmek
I will consider your offer
Teklifinizi düşüneceğim
saymak
bir şeyi belli bir şekilde görmek veya kabul etmek
I consider him a friend
Onu bir arkadaşım olarak görüyorum
dikkate almak
bir karar verirken belirli bir durumu düşünmek
You should consider the cost before buying it
Satın almadan önce maliyeti dikkate almalısın
tamamlama
Sahnedebir şeyi bitirme eylemi
The completion of the project took two months
Projenin tamamlanması iki ay sürdü
müdür
Sahnedebir organizasyonu veya projeyi yöneten kişi
He is the director of the company
O şirketin müdürüdür
yönetmen
bir film veya projeyi yöneten kişi
The director filmed a new movie
Yönetmen yeni bir film çekti
yönetmen
filmlerin çekimini yöneten kişi
The director shouted at the actors
Yönetmen oyunculara bağırdı
yönetmen
bir filmin yapım sürecini denetleyen kişi
The director yelled cut
Yönetmen kes diye bağırdı
şaka
Sahnedeeğlence amaçlı yapılan küçük oyun
He played a prank on his friend
Arkadaşına bir şaka yaptı
şaka
birine yapılan oyun veya şaka
He played a prank on his friend
Arkadaşına bir şaka yaptı
hayal etmek
Sahnedezihninde bir görüntü oluşturmak
Just imagine a world without war
Sadece savaşsız bir dünya hayal et
hayal etmek
zihinde bir resim veya görüntü oluşturmak
Imagine a beautiful beach
Güzel bir plaj hayal et
hayal etmek
zihninde bir görüntü oluşturmak
Imagine you are on a beach
Sahilde olduğunu hayal et
aracılığıyla
Sahnedebir şey yoluyla veya aracılığıyla
I sent the document via email
Belgeyi e-posta aracılığıyla gönderdim
yol
şehir içinde bir yol veya patika
They walked along the via
Yol boyunca yürüdüler
yayılma
Sahnedebir şeyin geniş bir alana dağılması veya çoğalması eylemi
The propagation of sound is fast
Sesin yayılması hızlıdır
tek kutup
Sahnedesadece bir kutbu olan şey
The theory predicts a magnetic monopole
Teori manyetik bir tek kutup öngörüyor
mülakat
Sahnedesoru sormak için yapılan resmi görüşme
I have a job interview tomorrow
Yarın bir iş mülakatım var
mülakat yapmak
Sahnederesmi bir görüşmede birine sorular sormak
They will interview the candidates today
Adaylarla bugün mülakat yapacaklar
mülakat
birine soru sormak için yapılan toplantı
I have a job interview tomorrow
Yarın iş mülakatım var
duygu
Sahnedeiçte yaşanan duygusal durum
Love is a strong feeling
Aşk güçlü bir duygudur
hava
bir yerin genel havası veya karakteri
The room has a cozy feeling
Odada rahat bir hava var
his
bir şeyin doğru olduğuna dair düşünce veya görüş
I have a feeling it will rain
Yağmur yağacak gibi bir hissim var
duygu
yoğun bir his veya heyecan durumu
Love is a powerful feeling
Aşk güçlü bir duygudur
hissetmek
fiziksel veya duygusal bir tecrübe yaşamak
I am feeling happy today
Bugün mutlu hissediyorum
duymak
fiziksel bir algıya sahip olmak
I can feel the wind
Rüzgarı duyabiliyorum
sezmek
bir şeyin olduğuna dair düşünceye sahip olmak
I feel that we are lost
Kaybolduğumuzu seziyorum
izlenim
bir şeyin doğru olduğuna dair inanç
I have a feeling he knows
Onun bildiğine dair bir izlenimim var
sezgi
kanıt olmadan bir şeyin doğru olduğuna inanmak
She trusts her intuition
Sezgilerine güveniyor
his
fiziksel veya duygusal bir duyu
I have a strange feeling
Garip bir hissim var
duygu
yoğun bir heyecan durumu
Anger is a strong feeling
Öfke güçlü bir duygudur
duygu
güçlü bir his
Joy is a happy feeling
Neşe mutlu bir duygudur
duygu
güçlü bir duygu hali
She is full of feeling
O duygu dolu biri
umut
iyi şeylerin gerçekleşmesini bekleme hissi
I have a hopeful feeling about this
Bunun hakkında umutlu bir hissim var
düşünce
bir konu hakkında fikir veya tutum sahibi olma
I have a feeling that we should go
Gitmemiz gerektiğine dair bir düşüncem var
trol
Sahnedeinternette kışkırtıcı mesajlar paylaşarak başkalarını rahatsız eden kişi
He is just an internet troll
O sadece bir internet trolü
trol
folklorik hikayelerde geçen efsanevi yaratık
The troll lived under the bridge
Trol köprünün altında yaşıyordu
trol
masallarda geçen iri ve çirkin yaratık
The troll lived under the bridge
Trol köprünün altında yaşıyordu
trol
masallarda geçen büyük ve çirkin yaratık
The troll lives under the bridge
Trol köprünün altında yaşıyor
tek gecelik ilişki
Sahnedesadece tek bir gece süren cinsel ilişki
They had a one night stand
Tek gecelik bir ilişki yaşadılar
tek gecelik ilişki
Sahnedesadece bir gece süren cinsel birliktelik
They had a one night stand after meeting at the bar
Barda tanıştıktan sonra tek gecelik bir ilişki yaşadılar
tek gecelik ilişki
kısa süren romantik veya cinsel ilişki
It was just a one night stand
Bu sadece tek gecelik bir ilişkiydi
tek gecelik ilişki
yalnızca bir geceyle sınırlı cinsel birliktelik
He doesn't want a one night stand
Tek gecelik bir ilişki istemiyor
tek gecelik beraberlik
devam etme planı olmayan cinsel beraberlik
I am not looking for a one night stand
Tek gecelik bir beraberlik aramıyorum
stok
Sahnedekullanım için mevcut olan miktar
We have a large supply of water
Büyük bir su stoğumuz var
malzeme
belirli bir amaç için gereken şeyler
We need more school supplies
Daha fazla okul malzemesine ihtiyacımız var
sağlamak
ihtiyaç duyulan bir şeyi vermek
The company supplies electricity
Şirket elektrik sağlıyor
müzik grubu
müzik yapan topluluk
The supply performed at the concert
Müzik grubu konserde sahne aldı
yani
Sahnedesöylenenleri açıklamak veya duraksamak için kullanılır
I mean, it is a bit expensive
Yani, biraz pahalı
konuşabilmek
Sahnedekonuşma yeteneğine sahip olmak
The baby can talk
Bebek konuşabiliyor
ikna etmek
birini bir şeyi yapmaya razı etmek
I talked him into coming
Onu gelmeye ikna ettim
konuşmak
bir konu hakkında karşılıklı konuşmak
They need to talk about their plans
Planları hakkında konuşmaları gerekiyor
büyük
Sahnedeboyut veya miktar olarak çok olan
She has a large family
Onun büyük bir ailesi var
büyük
boyut olarak geniş
I want a large coffee
Büyük bir kahve istiyorum
binlik
bin Amerikan dolarını ifade eden argo terim
He won five large in the game
Oyunda beş bin dolar kazandı
şaka
Sahnedeinsanları güldürmek için yapılan komik veya zekice davranış
He played a joke on his friend
Arkadaşına bir şaka yaptı
şaka yapmak
Sahnedegülmek için bir şeyler söylemek veya ciddi olmadığını belirtmek
I was only joking
Sadece şaka yapıyordum
fıkra
sonu komik biten kısa hikaye
He told a funny joke
Komik bir fıkra anlattı
şaka
ciddiye alınmaması gereken şey
His excuse was a joke
Bahanesi bir şakaydı
sonra
Sahnedebir olaydan sonra gerçekleşen
We will eat later
Yemekten sonra yiyeceğiz
geç
beklenenden daha geç
She arrived later than me
O benden geç geldi
merhum
vefat etmiş kişi
The late king died long ago
Merhum kral uzun zaman önce öldü
yeni
son zamanlarda gerçekleşen
That is a later development
O yeni bir gelişme
daha sonra
gelecekte veya belirli bir olaydan sonra
I will do it later
Bunu daha sonra yapacağım
sonra
şu andan daha ileri bir vakit
See you later
Seni sonra görürüm
gelecekte
ileriki bir zamanda
I will be back later
Gelecekte geri döneceğim
gecikmeli
beklenen zamandan daha geç gerçekleşen
The later train arrived at midnight
Gecikmeli tren gece yarısı vardı
geç dönem
bir zaman diliminin sonuna yakın olan
This is a later work of the artist
Bu sanatçının geç dönem bir eseri
vakitli değil
kararlaştırılan zamanda olmayan
He is later than usual
Her zamankinden daha vakitsiz
gecikmiş
zamanında olmayan
She is later than we expected
Beklediğimizden daha gecikmiş durumda
geç
Sahnedezamanında olmayan
I am late for work
İşe geç kaldım
merhum
artık hayatta olmayan
His late father was a doctor
Merhum babası doktordu
son
yakın zamanda gerçekleşen veya yapılan
These are late reports
Bunlar son raporlar
gerçekten
Sahnedeçok veya samimi bir şekilde
He is real quiet
O gerçekten sessiz
gerçek
Sahnedevar olan veya doğru olan
This is a real diamond
Bu gerçek bir elmas
sade
süslü veya karmaşık olmayan
He prefers a real and simple lifestyle
O sade ve basit bir yaşam tarzını tercih ediyor
sosyalist
üretim araçlarının topluma ait olduğu bir sisteme inanan kişi
He is a real who believes in common ownership
O ortak mülkiyete inanan bir sosyalisttir
muktedir
Sahnedebir şeyi yapma yeteneği veya imkanı olan
She is able to speak English
İngilizce konuşabiliyor
istemek
Sahnedebir şeyi dilemek veya arzulamak
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
istemek
bir şeyi arzu etmek veya talep etmek
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
aramak
birini bulmaya veya yakalamaya çalışmak
The police want him for robbery
Polis onu soygun nedeniyle arıyor
erken
Sahnedebeklenenden daha önce gerçekleşen
I arrived early today
Bugün erken geldim
erken
bir zaman diliminin başlangıcına yakın
I woke up early today
Bugün erkenden uyandım
erken
şimdiki zamandan önceki bir vakitte
We arrived early
Erken geldik
gerçeğe çağrı
Sahnede1990 yapımı bir bilim kurgu filmi
I watched Total Recall yesterday
Dün Gerçeğe Çağrı filmini izledim
kusursuz hafıza
her şeyi net bir şekilde hatırlama yeteneği
She has total recall of her childhood
Çocukluğuna dair kusursuz bir hafızası var
dikkat sesi
Sahnedebirini uyarmak veya sözünü kesmek için çıkarılan ses
She used an ahem to interrupt him
Onu durdurmak için dikkat sesi çıkardı
öhö
boğazı temizlemek için çıkarılan ses
Ahem she cleared her throat
Öhö diyerek boğazını temizledi
küçük ev
Sahnedeküçük bir ev veya yaşanacak yer
They moved into a cute little homette
Sevimli küçük bir eve taşındılar
manyetik
Sahnedemetal nesneleri kendine çekebilen
This is a magnetic toy
Bu manyetik bir oyuncak
cazibeli
insanları kendine çeken etkileyici kişilik
She has a magnetic personality
Cazibeli bir kişiliği var
emin
Sahnedeşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
elbette
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
tamam
bir öneriyi veya fikri onaylamak için kullanılan ifade
We can meet later. Sure.
Daha sonra buluşabiliriz. Tamam.
dudak
Sahnedeağzın kenarları
She has red lips
Onun kırmızı dudakları var
saygısızca konuşma
kaba veya saygısız laf etme
Don't give me any lip
Bana saygısızca konuşma
başarısız olmak
Sahnedebir konuda başarısız olmak
He tried to get the job, but he struck out
İşi almaya çalıştı ama başarısız oldu
kendi yolunu çizmek
kendi işlerini tek başına yapmaya başlamak
He decided to strike out on his own
Kendi yolunu çizmeye karar verdi
üç hakla elenme
beyzbolda vurucunun üç vuruş hakkını kullanamayıp oyun dışı kalması
The batter got a strike-out
Vurucu üç hakla elendi
kendi yolunu çizmek
başkasına bağlı olmadan kendi başına bir iş yapmaya başlamak
He decided to strike out on his own
Kendi yolunu çizmeye karar verdi
küçük
Sahnedeboyutu büyük olmayan
This is a small cat
Bu küçük bir kedi
rezil etmek
Sahnedebirini utandırmak veya kendini aptal gibi hissettirmek
He didn't want to humiliate her in public
Onu insanların önünde rezil etmek istemedi
aşağılamak
birini utandıracak veya küçük düşürecek davranışta bulunmak
He tried to humiliate me
Beni aşağılamaya çalıştı
küçük düşürücü
utanç verici veya insanı rencide eden durum
It was a humiliating moment for him
Bu onun için küçük düşürücü bir andı
eşlik etmek
Sahnedebirinin yanına gitmek
Join us for lunch
Öğle yemeği için bize katılın
katılmak
bir grubun parçası olmak
I want to join the club
Kulübe katılmak istiyorum
evlendirmek
evlilik yoluyla birleştirmek
The priest joined them in marriage
Rahip onları evlilikle birleştirdi
birleştirmek
iki şeyi birbirine bağlamak
Please join these two pieces of rope
Lütfen bu iki ip parçasını birleştirin
seks yapmak
Sahnedecinsel aktivitede bulunmak
They decided to have sex
Seks yapmaya karar verdiler
cinsel ilişkiye girmek
cinsel ilişki kurmak
They had sex for the first time
İlk kez cinsel ilişkiye girdiler
cinsel birliktelik yaşamak
cinsel birliktelik kurmak
It is safe to have sex
Cinsel birliktelik yaşamak güvenlidir
sömürgeci
Sahnedeyeni bir yere yerleşen kişi
The early colonists built houses near the river
İlk sömürgeciler nehrin yakınına evler inşa ettiler
bağlantı
Sahnedeiki şey arasındaki ilişki
There is a connection between the two events
İki olay arasında bir bağlantı var
bağlantı
size yardımcı olabilecek tanıdığınız kişi
He used his connection to get the job
İşi almak için bağlantısını kullandı
anlamak
Sahnedebir şeyi kavramak veya anlamak
I don't get it
Anlamıyorum
ceza almak
yanlış bir davranışın sonucunda cezalandırılmak
You will get it if you do that
Bunu yaparsan cezanı çekersin
elde etmek
bir şeye sahip olmak veya onu kazanmak
I hope I get it soon
Umarım onu yakında elde ederim
halletmek
bir işi tamamlamak
I will get it done today
Onu bugün halledeceğim
telefona bakmak
gelen bir çağrıyı yanıtlamak
Please get it when it rings
Çaldığında lütfen telefona bak
tamamlamak
bir işi veya görevi bitirmek
I will get it done by tomorrow
İşi yarına kadar tamamlayacağım
almak
bir şeyi elde etmek veya satın almak
I need to get it from the store
Onu mağazadan almam gerekiyor
kavuşmak
bahsi geçen nesneye sahip olmak
Did you get it in the mail
Onu postayla aldın mı
cezalandırılmak
azarlanmak veya bir yaptırıma uğramak
You will get it when dad comes home
Babam eve gelince cezanı çekeceksin
fırsat
Sahnedeuygun bir zaman veya durum
This is a great opportunity
Bu harika bir fırsat
fırsat
bir şeyi yapabilme imkanı sağlayan iyi durum
This job is a great opportunity
Bu iş harika bir fırsat
önemli
Sahnedebüyük anlamı veya değeri olan
Education is important
Eğitim önemlidir
özellik
Sahnedebir şeye özgü tipik nitelik
This is a characteristic of this species
Bu, bu türün bir özelliğidir
özellik
bir kişi veya şey için tipik olan nitelik
Being kind is her main characteristic
Kibar olmak onun temel özelliğidir
romantizm
Sahnedederin bir sevgi duygusu
Romance is important in a relationship
Bir ilişkide romantizm önemlidir
aşk hikayesi
Sahnedeaşk ve romantik ilişkiler hakkında bir hikaye
I like reading romance novels
Aşk romanları okumayı severim
kur yapmak
birinin size aşık olmasını sağlamaya çalışmak
He tried to romance her with flowers
Ona çiçeklerle kur yapmaya çalıştı
önem arz etmek
önemli veya dikkate değer olmak
This small detail does not romance at all
Bu küçük detay hiç önem arz etmiyor
ne oluyor be
Sahnedeşaşkınlık veya kızgınlık belirtmek için kullanılır
What the heck is happening?
Neler oluyor be?
heyecan verici
Sahnedeheyecan uyandıran
The game was very exciting
Oyun çok heyecan vericiydi
dile getirmek
Sahnedesözle veya yazıyla aktarmak
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
göstermek
Sahnedebilgi veya rakam belirtmek
The sign says stop
Tabela durmayı gösteriyor
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
fikrini belirtmek
bir düşünceyi ifade etmek
She says it is a good idea
O bunun iyi bir fikir olduğunu söylüyor
zehirli
Sahnedezarar verebilecek veya öldürebilecek bir madde içeren
Some mushrooms are toxic
Bazı mantarlar zehirlidir
toksik
başkaları için çok rahatsız edici veya kötü olan
He is in a toxic relationship
O toksik bir ilişki içinde
anlamak
Sahnedebir şeyin anlamını kavramak
I understand the lesson
Dersi anlıyorum
anlamak
ne demek olduğunu bilmek
I understand you
Seni anlıyorum
anlamak
bir durumun veya gerçeğin bilincine varmak
I understand the risks involved
İşin içindeki riskleri anlıyorum
kavramak
söylenen bir şeyi zihnen çözümlemek
I understood his instructions clearly
Talimatlarını net bir şekilde kavradım
Yahudi
SahnedeYahudilerle veya Yahudilik diniyle ilgili olan
He is Jewish
O Yahudidir
anlaşmazlık
Sahnedebir konuda yaşanan fikir ayrılığı
Their decision caused a lot of controversy
Kararları büyük bir anlaşmazlığa yol açtı
tartışma
bir konu hakkında kamuoyunda dönen tartışma
The new law caused a lot of controversy
Yeni yasa büyük bir tartışmaya neden oldu
hayal
Sahnedearzu edilen bir şeye dair kurulan hoş düşünce veya rüya
He has a fantasy of traveling the world
Dünyayı gezme hayali var
fantastik
sihir ve hayali dünyalarla ilgili hikayeler türü
I love reading fantasy novels
Fantastik romanlar okumayı severim
hayal
gerçek olmayan hoş bir durum
Living on the moon is a fantasy
Ayda yaşamak bir hayal
fantezi
gerçek olmayan hikaye veya fikir
I love reading fantasy books
Fantezi kitapları okumayı seviyorum
mini
Sahnedeboyut olarak çok küçük
I have a mini car
Mini bir arabam var
mesele
Sahnedeele alınması gereken önemli bir konu
This is a private matter
Bu özel bir mesele
süre
kısa bir zaman dilimi
It happened in a matter of days
Bu birkaç gün içinde oldu
madde
eşyaların yapıldığı fiziksel temel
Everything is made of matter
Her şey maddeden yapılmıştır
önemli olmak
bir şeyin değer veya önem taşıması
It does not matter to me
Bu benim için önemli değil
önem
bir şeyin değeri veya gerekliliği
This work is a matter of great importance
Bu iş büyük önem taşıyan bir konu
sorun
çözülmesi gereken güç bir durum
I have a private matter to discuss with you
Seninle konuşmam gereken özel bir sorun var
konu
üzerinde durulan düşünce veya olay
We should focus on the matter at hand
Elimizdeki konuya odaklanmalıyız
madde
fiziksel dünyayı oluşturan temel yapı
Everything in the universe is made of matter
Evrendeki her şey maddeden oluşur
mevzu
üzerine konuşulan veya ilgilenilen durum
Let us talk about a different matter
Farklı bir mevzu hakkında konuşalım
bak
Sahnededikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
şimdi
Sahnedeiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
duyuru
Sahnedebir topluluğa yapılan resmi açıklama
The school made an important announcement
Okul önemli bir duyuru yaptı
duyuru
halka veya bir gruba yapılan resmi bildirim
The school made an announcement
Okul bir duyuru yaptı
karamel
Sahnedeşeker ve kremadan yapılan tatlı, çiğnenebilir bir yiyecek
I love caramel candy
Karamel şekerlemesini severim
karamel
şeker ve sütten yapılan yumuşak çiğnenebilir şekerleme
I love the taste of caramel
Karamelin tadını seviyorum
komedyen
Sahnedeinsanları güldürmek için şakalar yapan kişi
He is a famous comedian
O ünlü bir komedyendir