The Big Bang Theory — 3. Sezon Bölüm 11
Kelimeler ve anlamları
451 kelime
Seviye
neden olmak
Sahnedebir olayın gerçekleşmesine yol açmak
The rain caused the flood
Yağmur sele neden oldu
dava
insanların desteklediği bir amaç veya hareket
She works for a good cause
İyi bir dava için çalışıyor
sağlamak
birinin bir işi yapmasına yol açmak
That caused him to change his mind
Bu onun fikrini değiştirmesini sağladı
çünkü
bir durumun nedenini belirtmek için kullanılır
I am staying here 'cause I am tired
Burada kalıyorum çünkü yorgunum
sebep
bir şeyin olmasına yol açan etken
What was the cause of the fire
Yangının sebebi neydi
iltifat etmek
Sahnedebirine övgüde bulunmak
He complimented her on her dress
Onun elbisesine iltifat etti
ciddi
Sahnedezarar veya tehlikeye neden olan
He had a serious accident
O ciddi bir kaza geçirdi
ciddi
dikkatli düşünme veya eylem gerektiren
This is a serious problem
Bu ciddi bir problem
ciddi
şaka yapmayan, söylediklerinde samimi olan
Are you serious?
Ciddi misin?
ciddi
miktarı veya derecesi yüksek olan
It is a serious problem
Bu ciddi bir problem
öyle varsaymak
Sahnedekanıt olmadan bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I take it you agree
Katıldığını varsayıyorum
kabul etmek
sunulan bir şeyi almak
I will take it
Onu kabul edeceğim
başa çıkmak
bir sorunla veya durumla mücadele etmek
Can you take it
Bununla başa çıkabilir misin
taşımak
bir şeyi bir yerden başka bir yere yer değiştirmek
Please take it to the kitchen
Lütfen bunu mutfağa taşı
kabul etmek
kendisine sunulanı almak
You should take it as a gift
Onu bir hediye olarak kabul etmelisin
dayanmak
zor bir duruma katlanmak
I cannot take it anymore
Artık buna dayanamıyorum
kabullenmek
bir durumu olduğu gibi kabul etmek
You have to take it as it is
Onu olduğu gibi kabullenmelisin
almak
bir şeyi tutup yanına götürmek
Take it with you
Onu yanına al
vasıfsız
Sahnedeözel bir yetenek veya eğitim gerektirmeyen
He spent his life doing menial jobs
Hayatını vasıfsız işler yaparak geçirdi
iğrenç
Sahnedegüçlü bir hoşnutsuzluk veya iğrenme duygusu uyandıran
He is a loathsome person who always lies
O her zaman yalan söyleyen iğrenç bir insan
ayrılmak
Sahnedebir yerden ayrılmak
The plane departs at noon
Uçak öğlen kalkıyor
vefat etmek
yaşamın sona ermesi
He departed this life last year
O geçen yıl vefat etti
narsistik kişilik bozukluğu
Sahnedebir kişinin aşırı ilgi ve hayranlık görme ihtiyacı duyduğu ruhsal durum
He was diagnosed with narcissistic personality disorder
Ona narsistik kişilik bozukluğu teşhisi kondu
suçlamak
Sahnedebirinin bir yanlıştan sorumlu olduğunu söylemek
Do not blame me for this mistake
Bu hata için beni suçlama
ayıplamak
birinin yaptığı davranışı onaylamadığını belirtmek
They blamed him for his selfish behavior
Bencil davranışından dolayı onu ayıpladılar
sorumlu tutmak
bir olayın sonucunu birinin üzerine yıkmak
I blame the rain for the delay
Gecikmeden dolayı yağmuru sorumlu tutuyorum
suç
kötü bir durumdan dolayı sorumlu tutulma durumu
He accepted the blame for the accident
Kazanın suçunu üstlendi
fark etmek
Sahnedebir şeyi görmek veya dikkat etmek
I noticed a new sign
Yeni bir tabela fark ettim
duyuru
bilgi veya uyarı veren yazılı beyan
There is a notice on the wall
Duvarda bir duyuru var
dikkat
bir şeye dikkatini verme durumu
His new car caught my notice
Yeni arabası dikkatimi çekti
idealize edilmiş
Sahnedemümkün olduğunca kusursuz gösterilmiş
He has an idealized view of his childhood
Çocukluğuna dair idealize edilmiş bir bakışı var
gözde büyütülmüş
gerçekte olduğundan daha iyi kabul edilen
She has an idealized view of the past
Geçmişe dair gözde büyütülmüş bir görüşü var
ortaya çıkmak
Sahnedebir durumun veya sorunun meydana gelmesi
A new problem may arise
Yeni bir sorun ortaya çıkabilir
ortaya çıkmak
bir durumun meydana gelmesi veya başlaması
Problems arise when we rush
Acele ettiğimizde sorunlar ortaya çıkar
ortaya çıkmak
bir durumun veya sorunun meydana gelmeye başlaması
A new problem might arise
Yeni bir problem ortaya çıkabilir
bakım
Sahnedebir şeyin iyi durumda kalması için gereken çalışma
The car needs regular maintenance
Arabanın düzenli bakıma ihtiyacı var
erkek arkadaş
Sahnederomantik bir ilişki içinde olan erkek
He has a boyfriend
Onun bir erkek arkadaşı var
erkek arkadaş
düzenli romantik ilişki kurulan erkek
My boyfriend is a doctor
Erkek arkadaşım bir doktor
erkek arkadaş
romantik bir ilişki içinde olunan erkek
She went to the cinema with her boyfriend
O erkek arkadaşıyla sinemaya gitti
öte yandan
Sahnedefarklı bir bakış açısını sunmak için kullanılır
I love the city. On the other hand, I love the country
Şehri seviyorum. Öte yandan, kırsalı seviyorum
çözülmemiş
Sahnedehenüz çözülmemiş veya karara bağlanmamış
The issue remains unresolved
Sorun hâlâ çözülmemiş durumda
nişanlı olmak
Sahnedeevlenmeye söz vermiş olmak
They are engaged to be married
Onlar evlenmek için nişanlılar
Noel ağacı
SahnedeNoel için süslenmiş ağaç
We have a beautiful christmas tree
Güzel bir Noel ağacımız var
Noel ağacı
Noel zamanı süslenen yaprak dökmeyen ağaç
We put presents under the Christmas tree
Noel ağacının altına hediyeler koyuyoruz
hakarete uğramış
Sahnedebirine karşı kaba veya saygısızca davranılması
She felt insulted by his words
Sözlerinden dolayı hakarete uğramış hissetti
büyütme
Sahnedebir şeyi daha büyük hale getirme eylemi
The enlargement of the photo shows more detail
Fotoğrafın büyütülmesi daha fazla detay gösteriyor
ön
Sahnedeileriye bakan taraf
Sit in the front of the car
Arabanın önünde otur
avans vermek
bir bedeli ödenmeden önce birine bir şey sağlamak
Can you front me the money until Friday
Cuma gününe kadar bana avans verebilir misin
cephe
belirli bir faaliyetin veya konunun yürütüldüğü alan
They are working on the diplomatic front
Diplomatik cephede çalışıyorlar
kılıf
gizli ve yasa dışı işleri örtbas etmek için kullanılan görünürdeki faaliyet
The event was a front for his illegal activities
Etkinlik yasa dışı faaliyetleri için bir kılıftı
paravan
bir şeyin arkasındaki gerçeği gizlemek için kullanılan görünüş
They used the store as a front
Dükkanı paravan olarak kullandılar
ön
bir kişinin durduğu yer veya bir şeyin ön kısmı
Please stand at the front of the line
Lütfen sıranın önünde durun
cephe
ilerleyen bir hava kütlesinin ön kenarı
A cold front is moving in
Soğuk bir hava cephesi yaklaşıyor
ön
bir şeyin ileride bulunan kısmı
Stand at the front of the line
Sıranın en önüne geç
durdurmak
Sahnedebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
birine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
uğramak
bir yere kısa süreliğine gitmek
I will stop by your house later
Daha sonra evine uğrayacağım
teori
Sahnedebir durumu açıklamak için kurulan sistemli fikirler bütünü
The theory of relativity is complex
Görelilik teorisi karmaşıktır
varsayım
bir olayla ilgili öne sürülen fikir veya tahmin
I have a theory about why she left
Neden gittiğine dair bir varsayımım var
teori
bir şeyin nasıl çalıştığını açıklayan fikirler
This theory explains how the engine works
Bu teori motorun nasıl çalıştığını açıklıyor
kafeterya
Sahnedeyiyecek ve içecek alınıp yenen yer
I will meet you in the cafeteria
Seninle kafeteryada buluşacağım
samimi
Sahnedeyakın kişisel ilişkiye sahip olan
They are intimate friends
Onlar samimi arkadaşlardır
ima etmek
bir şeyi dolaylı yoldan ifade etmek
She intimated that the plan failed
Planın başarısız olduğunu ima etti
iç çamaşırı
dış giysilerin altına giyilen giysi
She bought some new intimates
Yeni iç çamaşırları satın aldı
lafı açılmışken
Sahnedebahsetmişken
Speaking of movies, have you seen the new one?
Filmlerden bahsetmişken, yenisini izledin mi?
lafı açılmışken
bir konudan bahsetmeye başlarken kullanılan ifade
Speaking of the party, are you going?
Partinin lafı açılmışken gidiyor musun?
bahsi açılmışken
daha önce bahsedilen konuyla bağlantılı olarak
Speaking of movies have you seen the new one
Filmlerden bahsetmişken yenisini izledin mi
hakkında konuşurken
bir konudan bahsetmek
Speaking of movies let us go to the cinema
Film hakkında konuşurken sinemaya gidelim
güzel
Sahnedeçok hoş veya çekici olan
She looks lovely in that dress
O elbise içinde çok güzel görünüyor
sevimli
Sahnedenazik ve hoş bir insan
She is a lovely person
O çok sevimli bir insan
hoş
güzel veya keyif verici
We had a lovely day at the park
Parkta çok hoş bir gün geçirdik
hoş
çok hoş veya güzel olan
She looks lovely in that dress
O bu elbise içinde çok hoş görünüyor
-e kadar
Sahnedebelli bir sınıra veya miktara kadar
It can take up to ten days
On güne kadar sürebilir
yapmak
bir aktiviteyle meşgul olmak
What are you up to
Ne yapıyorsun
-e kadar
belirli bir yere kadar
He walked up to the door
Kapıya kadar yürüdü
gücü yetmek
bir şeyi yapabilmek için gereken enerjiye sahip olmak
I am not up to going out today
Bugün dışarı çıkmaya gücüm yetmiyor
e kadar
belirli bir sınıra kadar olan
The room holds up to ten people
Oda on kişiye kadar insan alabiliyor
sorumluluk
bir kişinin seçim yapma görevi
The choice is up to you
Seçim senin sorumluluğunda
bağlı
birinin tercihine veya kararına göre hareket etmek
It is up to you
Bu sana bağlı
kadar
bir miktarın ulaşabileceği en üst sınır
Up to five people can sit here
Buraya beş kişiye kadar oturabilir
peşinde
bir işle meşgul olmak
What have you been up to lately
Son zamanlarda neler peşindesin
fikir
Sahnedezihindeki bir düşünce veya plan
That is a great idea
Bu harika bir fikir
fikir
bir şey hakkındaki bilgi veya anlayış
I have no idea where he is
Onun nerede olduğu hakkında hiçbir fikrim yok
beklemek
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesini beklemek
Please wait for me
Lütfen beni bekle
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
sabırsızlanmak
bir şeyin olması için heyecan duymak
I can't wait for summer
Yaz için sabırsızlanıyorum
beklemek
kısa bir süreliğine durmak
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
beklemek
bir şeyin olmasını ya da birinin gelmesini umarak durmak
Please wait for me
Lütfen beni bekle
kutlamak
Sahnedeönemli bir olayı anmak için özel bir şeyler yapmak
They celebrate the victory
Zaferi kutluyorlar
kutlamak
özel bir etkinlik için eğlenceli bir şeyler yapmak
We celebrate my birthday
Doğum günümü kutlarız
kutlamak
özel bir günü veya olayı anmak
We celebrate his birthday every year
Onun doğum gününü her yıl kutlarız
kutlamak
özel bir olay için eğlenceli bir şeyler yapmak
We will celebrate your birthday tonight
Bu gece doğum gününü kutlayacağız
isim
Sahnedebir kişiye veya nesneye verilen sözcük
My name is Alex
Benim adım Alex
adlandırmak
birine veya bir şeye isim vermek
They named the baby Leo
Bebeğe Leo adını verdiler
ün
insanların bir kişi veya şey hakkındaki görüşü
He has a good name in the city
Şehirde iyi bir ünü var
ölmek
Sahnedeyaşamın kalıcı olarak sona ermesi
Everyone will die one day
Herkes bir gün ölecek
zar
oyunlarda kullanılan üzerinde sayılar olan küçük küp
Roll the die
Zarı at
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am dying for a coffee
Bir kahve için can atıyorum
ölmek üzere
ölüme çok yakın olmak
The plant is going to die soon
Bitki yakında ölmek üzere
çok istemek
bir şeyi yapmayı çok arzulamak
I am dying to see the show
Gösteriyi görmeyi çok istiyorum
tecrübesiz kişi
belirli bir aktiviteyi daha önce hiç yapmamış kimse
He is still a die here
O burada hala tecrübesiz biri
ölmek
yaşamın sona ermesi
The old tree died yesterday
Yaşlı ağaç dün öldü
bozulmak
çalışmayı veya işlemeyi bırakmak
My laptop died suddenly
Dizüstü bilgisayarım aniden bozuldu
ölmek
canlılığın sona ermesi
All living things will eventually die
Tüm canlılar sonunda ölecek
toplumsal kural
Sahnedetoplumda genel olarak kabul gören davranış şekli
Shaking hands is a common social convention
El sıkışmak yaygın bir toplumsal kuraldır
süslemek
Sahnedebir şeyi güzel göstermek için şeyler eklemek
We decorate the cake
Pastayı süslüyoruz
süslemek
Sahnedebir şeyi daha iyi görünmesi için güzel şeylerle donatmak
We decorate the house for Christmas
Noel için evi süslüyoruz
madalya ile ödüllendirmek
birine başarılarından dolayı nişan veya madalya vermek
The general was decorated for his service
General hizmetlerinden dolayı madalya ile ödüllendirildi
dekore etmek
bir yeri veya odayı daha güzel hale getirmek
We want to decorate our living room
Oturma odamızı dekore etmek istiyoruz
her iki durumda da
Sahnedehangi seçenek olursa olsun
Either way, we will be late
Her iki durumda da geç kalacağız
her iki durumda da
iki seçenekten hangisi olursa olsun
It will rain either way so take an umbrella
Her iki durumda da yağmur yağacak bu yüzden bir şemsiye al
his
Sahnedebir duygu veya farkındalık
I have a sense of relief
Bir rahatlama hissi içindeyim
mantık
Sahnedeaçık veya makul olma özelliği
What you said makes sense
Söylediklerin mantıklı geliyor
anlam
belirli bir mana veya yorum
This word has another sense
Bu kelimenin başka bir anlamı var
hissetmek
bir şeyin farkına varmak
I sense that something is wrong
Bir şeylerin yanlış olduğunu hissediyorum
düzenli
Sahnedesık sık veya belirli zamanlarda olan
I exercise on a regular basis
Düzenli olarak egzersiz yaparım
müdavim
bir yere sık giden kişi
He is a regular at this cafe
O bu kafenin müdavimidir
normal
alışılmış veya tipik
It was just a regular day
Sadece normal bir gündü
düzenli
belirli aralıklarla tekrarlanan veya standart olan
The bus arrives at regular intervals
Otobüs düzenli aralıklarla gelir
sıradan
her zamanki gibi olan veya tipik
This is my regular route to work
Bu işe gitmek için kullandığım sıradan yol
molekül
Sahnedebir kimyasal maddenin en küçük birimi
Water is made of molecules
Su moleküllerden oluşur
üzgün
Sahnedepişmanlık duyan veya özür dileyen
I am sorry for being late
Geç kaldığım için üzgünüm
kalkülüs
Sahnededeğişim hızları ve birikim ile ilgilenen bir matematik dalı
He is studying calculus at university
Üniversitede kalkülüs okuyor
hesap
karmaşık seçenekleri değerlendirme yöntemi
The politician made a risky political calculus
Politikacı riskli bir siyasi hesap yaptı
tutkuyla
Sahnedegüçlü bir duyguyla veya coşkuyla
She speaks passionately about her work
İşi hakkında tutkuyla konuşur
dengesiz
Sahnedekolayca değişebilen veya yıkılabilen
The chair is unstable
Sandalye dengesiz
büyümek
Sahnedeyaşça büyümek
Children grow quickly
Çocuklar hızlı büyür
artmak
Sahnedebir şeyin miktarının veya sayısının çoğalması
The demand for goods continues to grow
Ürünlere olan talep artmaya devam ediyor
yetiştirmek
bitki veya saç gibi şeylerin gelişmesini sağlamak
They grow tomatoes in the garden
Bahçede domates yetiştiriyorlar
endişelenmek
bir durum karşısında kaygı duymaya başlamak
I began to grow worried about the weather
Hava durumu hakkında endişelenmeye başladım
büyümek
bir duruma gelmek veya gelişmeye başlamak
The plant started to grow
Bitki büyümeye başladı
yetersiz
Sahnedeikna edici olmayan veya zayıf
That is a lame excuse
Bu çok yetersiz bir bahane
saçma
inandırıcı olmayan veya etkisiz
That is a lame excuse
Bu saçma bir bahane
topal
bacağındaki sorun yüzünden yürüyemeyen
The horse is lame
At topal
karşıya
Sahnedebir taraftan diğer tarafa doğru
He walked across the street
Caddenin karşısına yürüdü
soldan sağa
bulmacadaki yatay ipucu
Look at five across
Beş soldan sağaya bak
haberdar
bir konu hakkında bilgi sahibi olan
Are you across the project details
Proje detaylarından haberdar mısın
genelinde
bir şeyin tamamını kapsayacak şekilde
The news spread across the country
Haber ülke genelinde yayıldı
aşırı
Sahnedegereğinden fazla
He is overly cautious
O aşırı tedbirlidir
ağır
Sahnedeağırlığı fazla olan
This box is heavy
Bu kutu ağır
ciddi
önemli veya zorlu durum
This is a heavy topic
Bu ciddi bir konu
ağır
çok yağlı veya şekerli olan
This chocolate cake is very heavy
Bu çikolatalı kek çok ağır
heavy metal
yüksek sesli ve sert bir rock müzik türü
He listens to heavy metal
O heavy metal dinliyor
kırpmak
Sahnedebir şeyden küçük miktarlarda kesip çıkarmak
I need to trim the hedge
Çiti budamam gerekiyor
kenar süsü
bir şeye eklenen dekoratif kısımlar
The dress has a gold trim
Elbisenin altın rengi bir kenar süsü var
formda
çekici bir şekilde ince ve zinde
She has a trim figure
O formda bir vücuda sahip
sekiz
Sahnedesekiz sayısı
I have eight apples
Sekiz tane elmam var
hissetmek
Sahnedefiziksel veya duygusal bir duyuya sahip olmak
I feel very tired
Çok yorgun hissediyorum
düşünmek
Sahnedebir fikir veya tutuma sahip olmak
I feel that we should go
Gitmemiz gerektiğini düşünüyorum
endişeli
kendine güvenmeyen veya emin olamayan his
I feel anxious about the test
Sınav hakkında endişeli hissediyorum
hatırlatmak
birine bir şeyi anımsatmak
This song makes me feel my childhood
Bu şarkı bana çocukluğumu hatırlatıyor
hissetmek
bir duygu veya durumu deneyimlemek
I feel happy today
Bugün mutlu hissediyorum
kaçınmak
Sahnedebirinden veya bir şeyden uzak durmak
I try to avoid traffic
Trafikten kaçınmaya çalışıyorum
kaçınmak
bir şeyden uzak durmak veya uzak kalmak
Try to avoid bad habits
Kötü alışkanlıklardan kaçınmaya çalış
kaçınmak
birinden veya bir şeyden uzak durmak
I try to avoid heavy traffic
Yoğun trafikten kaçınmaya çalışıyorum
belki
Sahnedeihtimalle veya olabilir anlamında
Perhaps it will rain today
Belki bugün yağmur yağar
eğitimsiz
Sahnedeyeterli eğitim almamış kimse
Many uneducated people struggle to find jobs
Pek çok eğitimsiz insan iş bulmakta zorlanıyor
hatırlatmak
Sahnedebirine bir şeyi hatırlamasını sağlamak
Please remind me to call him
Lütfen ona telefon etmemi hatırlat
eleştiri
Sahnedebir şeyin ayrıntılı analizi veya değerlendirmesi
The teacher gave a critique of my essay
Öğretmen makalem hakkında bir eleştiri yaptı
eleştirmek
bir şey hakkında görüş bildirmek
The teacher will critique my essay
Öğretmen makalemi eleştirecek
değiştirmek
Sahnedebir şeyi başka bir hale getirmek
He needs to change his clothes
Kıyafetlerini değiştirmesi gerekiyor
para üstü
ödemeden sonra geri alınan miktar
You forgot your change
Para üstünü unuttun
konu değişimi
konuşulan temayı başka bir şeye çevirme
It is time for a change of topic
Konu değişimi zamanı geldi
değişim
bir şeyin başkalaşmasıyla ortaya çıkan yeni durum
There was a big change in the weather
Havada büyük bir değişim oldu
değiştirmek
bir şeyi farklı hale getirmek
I need to change the plan
Planı değiştirmem gerekiyor
değişmek
farklı hale gelmek
The weather is starting to change
Hava değişmeye başlıyor
üstünü değiştirmek
farklı kıyafetler giymek
Please change before we leave
Gitmeden önce lütfen üstünü değiştir
bozuk para
küçük metal para şeklindeki para
I have some change in my pocket
Cebimde biraz bozuk para var
aktarma yapmak
bir araçtan diğerine geçmek
I have to change trains there
Orada tren değiştirmem gerekiyor
değişiklik
yeni bir durum veya farklılık
This is a big change for us
Bu bizim için büyük bir değişiklik
kıyafet değiştirmek
kendine farklı kıyafetler giymek
She went to change for the party
Partiye gitmek için kıyafet değiştirdi
yenisiyle değiştirmek
eski bir eşyayı yenisiyle yenilemek
I need to change the battery
Pili değiştirmem gerekiyor
müzikal
şarkı ve dans içeren oyun veya film
We saw a change at the theater
Tiyatroda bir müzikal izledik
değiştirmek
bir şeyi farklı hale getirmek
Please change the color of the wall
Lütfen duvarın rengini değiştir
kıskanmak
Sahnedebirinin sahip olduğu özelliklere veya eşyalara özenmek
I envy your talent
Yeteneğini kıskanıyorum
kıskanmak
başkasının sahip olduğu bir şeye karşı duyulan huzursuzluk
I envy your new car
Yeni arabanı kıskanıyorum
hemfikir olmak
Sahnedebiriyle aynı görüşü paylaşmak
We agree on this point
Bu noktada hemfikiriz
hemfikir olmak
birisiyle aynı düşünceye sahip olmak
I agree with you
Seninle hemfikirim
katılmak
birisiyle aynı düşünceye sahip olmak ya da bir şeyi kabul etmek
I agree with your plan
Planına katılıyorum
güve
Sahnedegece ortaya çıkan uçan bir böcek
The moth is attracted to the light
Güve ışığa çekilir
akşamdan kalma
Sahnedeçok fazla alkol tükettikten sonra kendini kötü hissetme
He is feeling hung over today
Bugün akşamdan kalmayım
akşamdan kalmak
çok fazla alkol tükettikten sonra rahatsızlanmak
I hung over after the party
Partiden sonra akşamdan kaldım
akşamdan kalma
aşırı alkol tüketimi sonrası hissedilen kötü durum
He feels hung over this morning
Bu sabah akşamdan kalma hissediyor
akşamdan kalma
fazla alkol tükettikten sonra hissedilen rahatsızlık
I am feeling hung over today
Bugün akşamdan kalmayım
akşamdan kalma
çok fazla alkol aldıktan sonra ertesi gün kötü hissetme durumu
I feel hung-over today
Bugün akşamdan kalmayım
yangın tehlikesi
Sahnedeyangına sebep olabilecek durum
Old wiring in the building is a fire hazard
Binadaki eski kablolar bir yangın tehlikesidir
gururlu
Sahnedebir başkasının başarısıyla mutlu olmak
I am proud of you
Seninle gurur duyuyorum
gururlu
kendi başarılarından tatmin olmak
He is proud of his work
İşiyle gurur duyuyor
gururlu
memnuniyet ve kıvanç gösteren
She has a proud expression
Gururlu bir ifadesi var
gururlu
kendinle veya başkasıyla memnuniyet duyma
I am proud of your success
Başarınla gurur duyuyorum
şah mat
Sahnedesatrançta rakip şahın hareket edemez hale gelmesi
It is checkmate
Şah mat oldu
tik
Sahnedeirade dışı gerçekleşen tekrarlayıcı hareket
He has a nervous tic
Onun sinirsel bir tiki var
en az
Sahnedebelirtilen miktardan daha az olmayan
I need at least ten dollars
En az on dolara ihtiyacım var
en azından
bir sorun olsa da olumlu bir yanını belirtmek için kullanılır
At least it is not raining
En azından yağmur yağmıyor
bari
yapılması beklenen en basit şeyi belirtmek için kullanılır
You could at least say sorry
Bari özür dileyebilirdin
en azından
hiç değilse biraz olsun
It is at least warm here
Burası en azından sıcak
öğrenmek
Sahnedebir şeyi öğrenmek veya keşfetmek
I will find out the answer
Cevabı öğreneceğim
yakalanmak
birinin hatalı veya dürüst olmayan bir şey yaptığını keşfetmek
I hope he does not find out
Umarım o yakalanmaz
öğrenmek
bir bilgi veya gerçek hakkında fikir sahibi olmak
I want to find out the truth
Gerçeği öğrenmek istiyorum
almak
Sahnedebir nesneyi elinize almak veya kaldırmak
Pick up your book
Kitabını al
seçmek
bir şeyi tercih etmek veya seçmek
Pick a color
Bir renk seç
pena
telli çalgıları çalmak için kullanılan küçük alet
He lost his guitar pick
Gitar penasını kaybetti
temizlemek
küçük bir boşluktan bir şeyi çıkarmak
Use a toothpick to pick your teeth
Dişlerini temizlemek için kürdan kullan
parça
Sahnedebütünün bir kısmı
The engine has many parts
Motorun birçok parçası var
rol
film veya tiyatrodaki karakter
He played a small part
Küçük bir rol oynadı
ayrılmak
birbirinden uzaklaşmak
They parted at the airport
Havalimanında ayrıldılar
bronz madalya
Sahnedeüçüncüye verilen ödül
He won a bronze medal
Bronz madalya kazandı
bronz
bakır ve kalay karışımı sert maden
The statue is made of bronze
Heykel bronzdan yapılmış
bronzlaşmak
güneş ışığı etkisiyle cildin renginin koyulaşması
She likes to bronze in the sun
O güneşte bronzlaşmayı sever
aşağılayıcı ifade
bir kişiye karşı kullanılan çok kaba ve hakaret edici söz
He used a bronze to insult him
Onu aşağılamak için kaba bir söz kullandı
eklemek
Sahnedebir şeyi başka bir şeye katmak
Add some salt to the soup
Çorbaya biraz tuz ekle
artırmak
bir şeyin miktarını veya değerini büyütmek
They added to their existing debt
Mevcut borçlarını artırdılar
dikkat eksikliği
odaklanmayı zorlaştıran bir bozukluk
He has ADD and struggles to focus
Onun dikkat eksikliği var ve odaklanmakta zorlanıyor
eklemek
daha fazla şey söylemek
He added that he will be late
Geç kalacağını da ekledi
madalya kazanan
Sahnedebir yarışmada madalya kazanan kişi
He is an Olympic medalist
O bir Olimpiyat madalyası sahibidir
sıcaklık
Sahnederahatlatıcı bir ısı düzeyi
I love the warmth of the sun
Güneşin sıcaklığını seviyorum
sıcaklık
dostça ve nazik bir duygu
She received them with great warmth
Onları büyük bir sıcaklıkla karşıladı
yaşlanma
Sahnedeyaşlı hale gelme süreci
He is worried about aging
O yaşlanmaktan endişeleniyor
dikkat çekici derecede
Sahnedeşaşırtıcı veya dikkat çekici bir seviyede
She is remarkably talented
O dikkat çekici derecede yetenekli
iyi
Sahnedeyeterince iyi veya tatmin edici
I feel fine today
Bugün iyi hissediyorum
para cezası
bir kural veya yasayı çiğnediğiniz için ödemeniz gereken para
He paid a fine for parking
Park ettiği için para cezası ödedi
zinde
iyi bir sağlık durumu içinde
She is feeling fine today
Bugün kendini zinde hissediyor
ufak
boyut veya miktar olarak çok küçük
There is fine sand on the beach
Sahilde ufak kumlar var
iyi
kabul edilebilir veya sorunsuz olan
Everything will be fine
Her şey iyi olacak
güzel
göze hoş gelen veya çekici
She looks very fine today
Bugün çok güzel görünüyor
kaliteli
çok iyi niteliğe sahip olan
This is a fine piece of work
Bu kaliteli bir iş
yeterli
kabul edilebilir veya yeterli olan
It is fine to stay here
Burada kalmak yeterli
efemera
Sahnedekısa ömürlü olan veya kısa süre saklanması amaçlanan koleksiyon parçaları
He keeps old theater tickets as ephemera
Eski tiyatro biletlerini efemera olarak saklıyor
gibi gelmek
Sahnedebir şeyin öyle olduğu izlenimini vermek
That sounds like a good idea
Bu kulağa iyi bir fikir gibi geliyor
gibi gelmek
bir şeyin benzeri gibi görünmek
That sounds like a great plan
Bu harika bir plan gibi geliyor
sesini andırmak
bir şeyle benzer ses çıkarmak
The wind sounds like a whistle
Rüzgar bir ıslık sesini andırıyor
sesi benzemek
başka birinin sesine benzer sese sahip olmak
You sound like your mother
Sesin annene benziyor
çocukluk
Sahnedeçocuk olduğu zamanlar
I had a happy childhood
Mutlu bir çocukluğum vardı
tamam
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
tamam
dinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
tamam
onay veya kabullenme belirtmek için kullanılan ifade
All right I will go to the store
Tamam markete gideceğim
iyi
kabul edilebilir veya sorunsuz durum
Everything is all right
Her şey yolunda