The Big Bang Theory — 3. Sezon Bölüm 16
Kelimeler ve anlamları
468 kelime
Seviye
düzen
Sahnedeşeylerin yerleştirilme veya birbirini takip etme şekli
Put the books in alphabetical order
Kitapları alfabetik sıraya koy
emir
Sahnedebir şeyi yapılması için verilen talimat
The captain gave a strict order
Kaptan kesin bir emir verdi
tarikat
aynı dini kurallara bağlı topluluk
He joined a religious order
Dini bir tarikata katıldı
sipariş etmek
bir restoranda yemek ya da içecek istemek
I want to order a pizza
Bir pizza sipariş etmek istiyorum
mahkeme emri
Sahnedemahkeme tarafından verilen resmi yazılı emir
The judge issued a writ for his arrest
Hakim onun tutuklanması için bir mahkeme emri çıkardı
kızdırmak
Sahnedebirini öfkelendirmek veya rahatsız etmek
His rude behavior really cheesed me off
Onun kaba davranışı beni gerçekten çok kızdırdı
uzaklaştırma kararı
SahnedeBirinin bir şeyi yapmasını engelleyen yasal karar
The judge issued a restraining order
Hakim bir uzaklaştırma kararı çıkardı
uzaklaştırma kararı
bir kişinin diğerinden uzak durması için mahkemenin verdiği karar
She obtained a restraining order against him
Ona karşı uzaklaştırma kararı aldı
talimat
birine bir şey yapması için verilen komut
He gave a strict restraining order to clean the room
Odayı temizlemesi için kesin bir talimat verdi
uzaklaştırma kararı
birinin başka biriyle temas kurmasını engelleyen yasal belge
She got a restraining order against her harasser
Tacizcisine karşı bir uzaklaştırma kararı aldı
hayran
Sahnedebirini veya bir şeyi çok seven kişi
He is a big fan of jazz
O, cazın büyük bir hayranıdır
vantilatör
havayı hareket ettiren kanatlı makine
Turn on the fan
Vantilatörü aç
yellemek
hava akımı oluşturmak için sallamak
She fanned herself with a book
Kitapla kendini yelledi
hoşlanmayan kişi
birinden veya bir şeyden hoşlanmayan kimse
He is a fan of no one here
Buradaki kimseden hoşlanmıyor
altıncı
Sahnedebeşinciden sonra gelen
He finished in sixth place
Altıncı sırada bitirdi
altıncı
beşinciden sonra gelen
He lives on the sixth floor
O altıncı katta yaşıyor
konuşmak
Sahnedebiriyle sözlü iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam lazım
konuşmak
birine sözlü olarak bir şeyleri anlatmak
I need to talk to my teacher
Öğretmenimle konuşmam gerekiyor
konuşmak
biriyle sözlü iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam gerekiyor
sohbet etmek
biriyle karşılıklı konuşmak
We should talk to our neighbors
Komşularımızla sohbet etmeliyiz
kurabiye
Sahnedegenellikle çikolata parçalı veya kuruyemişli küçük tatlı hamur işi
I baked some chocolate chip cookies
Çikolata parçalı kurabiyeler pişirdim
kusmuk
mideden dışarı çıkarılan yiyecek
He threw up his cookies
Midesindekileri çıkardı
omuz
Sahnedekolu vücuda bağlayan eklem
My shoulder hurts
Omzum ağrıyor
yük
kişinin üstlenmesi gereken ağır görev
He bears a heavy shoulder for the team
Takım için ağır bir yük taşıyor
banket
yolun kenarında bulunan emniyet şeridi
He pulled the car onto the shoulder
Arabayı bankete çekti
beceri
Sahnedebir şeyi iyi yapabilme yeteneği
Reading is an important skill
Okuma önemli bir beceridir
gelato
Sahnedeİtalyan tarzı dondurma
I want to eat some gelato
Biraz gelato yemek istiyorum
heh
Sahnedegülmeyi temsil eden bir ses
Heh, you are right
Heh, haklısın
kalça
Sahnedeinsanın üzerine oturduğu iki etli vücut kısmından biri
He fell down and hurt his buttock
Düştü ve kalçasını incitti
kalça
üzerine oturulan vücudun iki etli kısmı
He fell on his buttocks
Kalçasının üzerine düştü
gerçek
Sahnededoğru olduğu bilinen şey
This is a known fact
Bu bilinen bir gerçektir
gerçek
Sahnededoğru veya gerçek olan bir şey
It is a fact that the earth is round
Dünyanın yuvarlak olduğu bir gerçektir
gerçek
Sahnededoğru olan bir şey
It is a fact that the earth is round
Dünyanın yuvarlak olması bir gerçektir
aslında
bir şeyin doğru olduğunu vurgulamak veya ek bilgi vermek için kullanılır
In fact, it is very cold
Aslında hava çok soğuk
tamir etmek
Sahnedebozulan bir şeyi yeniden çalışır hale getirmek
Can you fix my bike?
Bisikletimi tamir edebilir misin?
zor durum
zor veya nahoş bir durum
They are in a real fix
Onlar gerçekten zor bir durumda
hile karıştırmak
bir yarışma veya oylama sonucunu önceden haksız yere belirlemek
They tried to fix the election
Seçime hile karıştırmaya çalıştılar
sabitlemek
bir şeyi belli bir yerde duracak şekilde tutturmak
Please fix the shelf to the wall
Lütfen rafı duvara sabitleyin
diğerleri
Sahnedegruptan geriye kalan insanlar veya nesneler
Some stayed and the others left
Bazıları kaldı ve diğerleri gitti
başkaları
başka insanlar
We should help others
Başkalarına yardım etmeliyiz
başkaları
sözü edilenden farklı olan insanlar
You should respect others
Başkalarına saygı göstermelisin
sonunda
Sahnedeuzun bir süre veya gecikmeden sonra
He finally finished the project
Projeyi sonunda bitirdi
sonunda
uzun bir süre sonra veya nihayet
He finally arrived home
Sonunda eve vardı
sonunda
uzun bir zaman veya çabadan sonra
I finally finished my homework
Ödevimi sonunda bitirdim
son olarak
bir listenin veya konuşmanın sonunu belirtmek için
Finally we will look at the budget
Son olarak bütçeye bakacağız
hiç kimse
Sahnedehiçbir kişi
No one is home
Evde kimse yok
hiç kimse
hiçbir kişi
No one knows the answer
Cevabı hiç kimse bilmiyor
hiç kimse
tek bir kişi bile değil
No one is at home
Evde hiç kimse yok
düşünme
Sahnededikkatli bir şekilde düşünme eylemi
He was lost in thought
Düşüncelere dalmıştı
bahsetmek
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
He thought to mention the new plan
O yeni plandan bahsetmeyi düşündü
düşünmek
bir konu hakkında görüşe sahip olmak
I thought you were busy
Meşgul olduğunu düşünmüştüm
düşünce
zihinden geçen fikir veya inanış
He had a strange thought
Aklına tuhaf bir düşünce geldi
doğru
Sahnedegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
tamam
Sahnedeanlaşma veya anlama belirtmek için kullanılır
Right, I will do it
Tamam, yapacağım
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
çöp
Sahnededüşük değerli veya kalitesiz şeyler
This movie is total crap
Bu film tamamen çöp
kaka
vücudun attığı katı atık
The dog left some crap on the carpet
Köpek halıya kaka yaptı
umursama
bir şeye gösterilen ilgi veya kaygı
I do not give a crap
Umurumda değil
kötülemek
birisi veya bir şey hakkında çok olumsuz konuşmak
Do not crap on my work
Çalışmamı kötüleme
eğitim
Sahnedebirine bir şeyin nasıl yapılacağının öğretilmesi eylemi
He received instruction in piano
Piyano eğitimi aldı
öğretim
becerilerin öğrenilmesi veya öğretilmesi süreci
The school provides quality instruction
Okul kaliteli öğretim sağlıyor
talimat
birine ne yapacağını söyleyen yönergeler
Follow the instructions carefully
Talimatları dikkatlice izleyin
hukuk fakültesi
Sahnedehukuk eğitimi verilen üniversite bölümü
She wants to go to law school after graduating
Mezun olduktan sonra hukuk fakültesine gitmek istiyor
hukuk fakültesi
insanların avukat olmak için eğitim gördüğü okul
She started law school last year
Geçen yıl hukuk fakültesine başladı
fark etmek
Sahnedebir şeyi anlamak veya farkına varmak
I realized my mistake
Hatamı fark ettim
gerçekleştirmek
bir şeyi gerçek hale getirmek veya hayata geçirmek
She realized her dream
Hayalini gerçekleştirdi
idrak etmek
bir durumun önemini veya gerçekliğini kavramak
He finally realized the truth
Sonunda gerçeği idrak etti
emin
Sahnedeşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
elbette
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
tamam
bir öneriyi veya fikri onaylamak için kullanılan ifade
We can meet later. Sure.
Daha sonra buluşabiliriz. Tamam.
anlamak
Sahnedebir şeyin anlamını kavramak
I understand the lesson
Dersi anlıyorum
anlamak
ne demek olduğunu bilmek
I understand you
Seni anlıyorum
anlamak
bir durumun veya gerçeğin bilincine varmak
I understand the risks involved
İşin içindeki riskleri anlıyorum
kavramak
söylenen bir şeyi zihnen çözümlemek
I understood his instructions clearly
Talimatlarını net bir şekilde kavradım
hariç
Sahnedebir şey dışında tutulan tek şeyi belirtmek için kullanılır
Everyone came except for John
John hariç herkes geldi
hariç
bir şeyi dışarıda tutarak
Everyone was there except for John
John hariç herkes oradaydı
hariç
birini veya bir şeyi dışarıda bırakarak
Everyone arrived except for John
John hariç herkes geldi
iğneleyici
Sahnedegizlice kırıcı ve eleştirel olan
He made a snide remark
İğneleyici bir yorum yaptı
iğneleyici
dolaylı yoldan kırıcı ve eleştirel olan
He made a snide remark about my work
İşim hakkında iğneleyici bir yorum yaptı
tarih
Sahnedeayın veya yılın belirli bir günü
What is today's date?
Bugünün tarihi ne?
çıkmak
Sahnedebirisiyle romantik bir amaçla görüşmek
They have been dating for two months
İki aydır çıkıyorlar
hurma
palmiye ağacından yetişen tatlı kahverengi meyve
I like eating dates
Hurma yemeyi severim
bugüne kadar
şimdiki zamana kadar
We have learned a lot to date
Bugüne kadar çok şey öğrendik
paslanmaz çelik
Sahnedepaslanmayan dayanıklı bir metal
This pot is made of stainless steel
Bu tencere paslanmaz çelikten yapılmıştır
sınırında olmak
Sahnedeneredeyse bir şey haline gelmek veya ona çok benzemek
His behavior borders on madness
Davranışları deliliğin sınırında
sınırında olmak
bir şey olmaya çok yakın olmak
His behavior borders on rudeness
Davranışları kabalık sınırında
sorumlu
Sahnedebir işten veya durumdan dolayı yükümlü olan
He is responsible for the project
Projeden o sorumlu
hoş
Sahnedekeyifli veya zevkli
We had a nice day
Hoş bir gün geçirdik
güzel
göze hitap eden
That is a nice dress
O güzel bir elbise
iyi
nazik veya dost canlısı
She is a nice person
O iyi bir insan
yapması beklenmek
Sahnedebirinden bir şey yapması beklenmesi
You are supposed to be here at nine
Dokuzda burada olman bekleniyor
yapması gerekmesi
bir şeyi yapma zorunluluğu olması
Students are supposed to wear uniforms
Öğrencilerin üniforma giymesi gerekiyor
beklenmek
belirli bir amaç için planlanmış veya hedeflenmiş olmak
The train is supposed to arrive on time
Trenin zamanında gelmesi bekleniyor
gerekmek
yapılması beklenen veya zorunlu olan şey
You are supposed to arrive on time
Zamanında gelmen gerekiyor
beklenmek
yapılması öngörülen veya gereken durum
It is supposed to rain today
Bugün yağmur yağması bekleniyor
gözyaşı damlası
Sahnedegözden akan sıvı damlası
A single teardrop fell down her cheek
Yanağından tek bir gözyaşı damlası süzüldü
evren
Sahnedeuzay ve içindeki her şeyin tamamı
The universe is vast
Evren uçsuz bucaksızdır
evren
belirli bir durum veya koşullar bütünü
She considers a vast universe of options
O geniş bir seçenek evrenini değerlendiriyor
evren
yıldızlar gezegenler ve galaksiler dahil uzayda var olan her şey
The universe is very big
Evren çok büyüktür
imza atmak
Sahnedekabul ettiğini göstermek için bir belgeye ismini yazmak
Please sign the contract here
Lütfen sözleşmeyi buraya imzalayın
işaret
Sahnedeözel bir anlamı olan sembol
It is a sign of respect
Bu bir saygı işaretidir
işaret
bir anlamı olan vücut hareketi
He made a sign to be quiet
Sessiz olması için bir işaret yaptı
boğaz
Sahnedeağızdan mideye giden iç geçit
My throat is sore
Boğazım ağrıyor
boğaz
boynun ön kısmındaki kanal
Something is stuck in my throat
Boğazıma bir şey kaçtı
boğaz
boynun ön kısmında yiyecek ve hava geçişini sağlayan bölge
My throat is sore today
Bugün boğazım ağrıyor
acımasız
Sahnedeacı veya ıstırap veren
He is a cruel person
O acımasız bir insandır
küçümseme
Sahnedebirine karşı duyulan yoğun saygısızlık ve değersiz görme duygusu
He looked at his rival with contempt
Rakibine küçümsemeyle baktı
acil servis
Sahnedehastanelerde acil tıbbi bakım sağlanan bölüm
He is in the emergency room
O acil serviste
acil servis
hastanelerin ani ve ciddi yaralanmaları veya hastalıkları tedavi eden bölümü
He was taken to the emergency room
O acil servise kaldırıldı
acil servis
hastanede acil tıbbi bakımın yapıldığı bölüm
He was taken to the emergency room
O acil servise götürüldü
acil servis
hastanelerde acil tıbbi bakımın sağlandığı bölüm
He was taken to the emergency room
O acil servise götürüldü
burrito
Sahnedetortilla ekmeğine sarılmış bir Meksika yemeği
I want to eat a burrito
Bir burrito yemek istiyorum
dikkat sesi
Sahnedebirini uyarmak veya sözünü kesmek için çıkarılan ses
She used an ahem to interrupt him
Onu durdurmak için dikkat sesi çıkardı
öhö
boğazı temizlemek için çıkarılan ses
Ahem she cleared her throat
Öhö diyerek boğazını temizledi
hoşça kal
Sahnedeayrılırken kullanılan bir kelime
Bye, see you tomorrow
Hoşça kal, yarın görüşürüz
bay bay
veda etmenin kısa ve gayriresmi yolu
Bye, mom
Bay bay anne
davetsiz
Sahnedebir yere çağrılmamış olan
He arrived uninvited to the party
Partiye davetsiz geldi
inanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe you
Sana inanıyorum
sörf tahtası
Sahnededalgaların üzerinde kaymak için kullanılan uzun ve düz tahta
He bought a new surfboard
Yeni bir sörf tahtası satın aldı
öğrenen
Sahnedebir şeyi öğrenen kişi
He is a fast learner
O hızlı öğrenen biridir
konuşabilmek
Sahnedekonuşma yeteneğine sahip olmak
The baby can talk
Bebek konuşabiliyor
ikna etmek
birini bir şeyi yapmaya razı etmek
I talked him into coming
Onu gelmeye ikna ettim
konuşmak
bir konu hakkında karşılıklı konuşmak
They need to talk about their plans
Planları hakkında konuşmaları gerekiyor
ne halt
Sahnedebir soruyu vurgulamak veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
What the hell are you doing
Ne halt ediyorsun
bu da ne
şaşkınlık veya öfke belirtmek için kullanılan bir ifade
What the hell you broke it
Bu da ne sen onu kırdın
bu da ne
şaşkınlık hüsran veya kayıtsızlık ifade etmek için kullanılır
What the hell is that
Bu da ne
korkutucu
Sahnedekorkuya neden olan
The movie was very frightening
Film çok korkutucuydu
korkutucu
insanda korku hissi uyandıran
That movie was very frightening
O film çok korkutucuydu
düşünmek
Sahnedebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
fikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
düşünmek
bir konu üzerinde zihinsel işlem yapmak
I think he is coming
Onun geldiğini düşünüyorum
plaka
Sahnedeüzerinde harf ve rakamların bulunduğu taşıtın kimliğini belirten metal levha
The license plate was covered in mud
Plaka çamurla kaplıydı
dikkat etmek
Sahnedebir şeye odaklanarak bakmak veya dinlemek
Please pay attention to the teacher
Lütfen öğretmene dikkat et
dikkat etmek
bir şeye odaklanmak veya önem vermek
Please pay attention to the teacher
Lütfen öğretmene dikkat et
dikkat etmek
bir şeyi dikkatle izlemek veya dinlemek
Please pay attention to the teacher
Lütfen öğretmene dikkat et
genellikle
Sahnedeçoğu durumda
I usually wake up at 7 am
Genellikle sabah 7'de uyanırım
ilginç
Sahnedeilginç veya heyecan verici ayrıntılar içeren
She told me the juicy story
Bana o ilginç hikayeyi anlattı
sulu
içinde bol miktarda sıvı bulunan
This steak is tender and juicy
Bu biftek yumuşak ve sulu
devam etmek
Sahnedebir şeyi yapmaya devam etmek
Please go on with your story
Lütfen hikayene devam et
hissetmek
bir şeyin doğru olduğuna dair güçlü bir his
I have a feeling that something is go on
Bir şeylerin döndüğüne dair bir hissim var
konmak
bir yüzeyin üzerine yerleşmek
The lid goes on the jar
Kapak kavanoza konar
sürülmek
bir maddenin bir yüzeye uygulanması
The paint goes on easily
Boya kolayca sürülür
yayınlanmak
radyo veya televizyonda gösterilmek
The show will go on tonight
Gösteri bu gece yayınlanacak
çıkmak
biriyle romantik bir randevuya gitmek
Are you going on a date tonight
Bu gece bir randevuya mı çıkıyorsun
katılmak
bir gezi veya etkinliğe iştirak etmek
Are you going on the tour
Tura katılıyor musun
konuşup durmak
bir konu hakkında uzun süre konuşmak
Don't go on about it anymore
Artık bu konuda konuşup durma
yayına çıkmak
bir televizyon veya radyo programında yer almak
The actor will go on the show tonight
Oyuncu bu gece programa çıkacak
katılmak
bir etkinlik veya faaliyete dahil olmak
She will go on the trip with us
O bizimle geziye katılacak
olmak
gerçekleşmek veya meydana gelmek
Tell me what is going on here
Burada neler olduğunu bana söyle
devam etmek
sürmek veya ilerlemek
We must go on with our work
İşimizi yapmaya devam etmeliyiz
başlamak
bir faaliyete girişmek
I will go on a diet tomorrow
Yarın diyete başlayacağım
uzun uzun konuşmak
bir konu hakkında uzun süre konuşmak
He went on about his old job
Eski işi hakkında uzun uzun konuştu
girmek
bir web sitesini veya hizmeti kullanmak
I go on the internet every day
Her gün internete girerim
hiç
Sahnedeherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
çok
bir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
daima
her zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
hiçbir zaman
hiçbir vakitte
I will not ever go back
Hiçbir zaman geri dönmeyeceğim
hiç
geçmişte bir noktadan bugüne kadar olan zaman
Have you ever been to Paris
Hiç Parise gittin mi
hiç
geçmişteki bir noktadan günümüze kadar olan sürede
Have you ever been to Paris
Hiç Parise gittin mi
imza atmak
Sahnedebir şeye kendi adını yazmak
The actor autographed the photo
Oyuncu fotoğrafa imza attı
imza
Sahnedebir kişinin kendi el yazısıyla attığı isim
I asked the actor for his autograph
Aktörden imzasını istedim
kopya
Sahnedebaşka bir şeyin aynısı olarak yapılan şey
I made a copy of the document
Belgenin bir kopyasını çıkardım
anlaşıldı
bir radyo mesajını almak ve anlamak
Copy that, loud and clear
Anlaşıldı, yüksek ve net
taklit etmek
bir başkasının yaptığı bir şeyi aynı şekilde yapmak
She tries to copy her sister
Kız kardeşini taklit etmeye çalışıyor
metin
basılacak veya yayınlanacak yazılı içerik
Please proofread the advertising copy
Lütfen reklam metnini düzeltin
desteklemek
Sahnedebirine teşvik veya yardım sunarak yardımcı olmak
They are supporting the team
Takımı destekliyorlar
destekleyen
yardım veya teşvik veren
She is supporting her friend
Arkadaşını destekliyor
yardımcı
daha az önemli veya ikincil olan
He played a supporting role in the movie
Filmde yardımcı bir rolde oynadı
destekleyici
bir şeyin başarılı olmasına yardım eden
He gave a supporting argument
Destekleyici bir argüman sundu
çekmece
Sahnedemobilyaların içindeki kayar bölme
Put your socks in the drawer
Çoraplarını çekmeceye koy
çekmece
masa veya dolaplarda bulunan çekilerek açılan bölme
Put the keys in the drawer
Anahtarları çekmeceye koy
çizer
resim yapan kimse
He is a talented drawer
O yetenekli bir çizer
külot
iç çamaşırı için kullanılan gayriresmi terim
He put on a clean pair of drawers
Temiz bir külot giydi
ifade etmek
Sahnedebir şeyi belirli bir şekilde söylemek
How should I put it
Bunu nasıl ifade etmeliyim
inmek
Sahnededaha alçak bir yere veya bölgeye gitmek
Let's go down to the beach
Plaja inelim
düşmek
bir sayının veya miktarın belirli bir seviyeye gelmesi
The price went down to five dollars
Fiyat beş dolara düştü
gitmek
bir yere seyahat etmek
I will go down to the city
Şehre gideceğim
hiçbir şey
Sahnedehiçbir miktar veya nesne
There is nothing here
Burada hiçbir şey yok
hiçbir şey
herhangi bir nesnenin olmaması
I have nothing in my hand
Elimde hiçbir şey yok
hiç
geriye kalan bir şeyin yokluğu
There is nothing left
Geriye hiçbir şey kalmadı
hiçbir şey
herhangi bir şeyin bulunmaması
There is nothing in the box
Kutunun içinde hiçbir şey yok
kontrolü kaybetmek
Sahnedebir durumu veya nesneyi yönetemez hale gelmek
The driver lost control of the car
Sürücü arabanın kontrolünü kaybetti
kontrolünü kaybetmek
öfke veya üzüntü nedeniyle kendine hakim olamamak
He lost control when he heard the news
Haberi duyunca kontrolünü kaybetti
çileden çıkmak
aşırı derecede sinirlenmek veya üzülmek
She lost control after the argument
Tartışmadan sonra çileden çıktı
başına gelmek
Sahnedebirinin başına gelmek
A great tragedy befell him
Başına büyük bir trajedi geldi
içinde
Sahnedebir şeyin iç kısmı veya içinde
The keys are inside the bag
Anahtarlar çantanın içinde
içeride
bir yerin veya nesnenin içi
It is very hot inside
İçerisi çok sıcak
içeriden
sadece sınırlı sayıda kişinin bildiği
She has inside knowledge
Onun içeriden bilgisi var
iç
bir yerin iç kısmı veya oraya girme imkanı
The key lets you inside the room
Anahtar odaya girmenizi sağlar
sebep
Sahnedebir şeyin meydana gelmesine yol açan neden
Give me one good reason
Bana tek bir geçerli sebep ver
mantık yürütmek
mantık kullanarak bir sonuca varmak
We must reason logically
Mantıklı bir şekilde düşünmeliyiz
akıl
mantıklı düşünme yetisi
Humans have the power of reason
İnsanlar akıl yürütme gücüne sahiptir
besleme
Sahnedebir makineye veya sisteme sağlanan veri ya da malzeme
The machine needs a steady feed
Makinenin sürekli beslemeye ihtiyacı var
beslenmek
Sahnedegıda alarak yaşamak
Cows feed on grass
İnekler otla beslenir
içerik akışı
sürekli güncellenen bilgi dizisi
The website has a constant content feed
Web sitesinin sürekli bir içerik akışı var
yayın
canlı video veya veri akışı
The news feed is updated constantly
Haber akışı sürekli güncelleniyor
yem
hayvanlar için yiyecek
The farmer bought some feed for the cows
Çiftçi inekler için biraz yem aldı
beslemek
bir kişiye veya hayvana yiyecek vermek
It is time to feed the baby
Bebeği besleme zamanı geldi
normal
Sahnedealışılmış veya tipik
It was just a regular day
Sadece normal bir gündü
müdavim
bir yere sık giden kişi
He is a regular at this cafe
O bu kafenin müdavimidir
düzenli
sık sık veya belirli zamanlarda olan
I exercise on a regular basis
Düzenli olarak egzersiz yaparım
düzenli
belirli aralıklarla tekrarlanan veya standart olan
The bus arrives at regular intervals
Otobüs düzenli aralıklarla gelir
sıradan
her zamanki gibi olan veya tipik
This is my regular route to work
Bu işe gitmek için kullandığım sıradan yol
goblin
Sahnedehikayelerde geçen küçük ve yaramaz bir yaratık
The goblin stole the key
Goblin anahtarı çaldı
görmezden gelmek
Sahnedebirine veya bir şeye bilerek dikkat etmemek
He ignored my question
Sorumu görmezden geldi
görmezden gelmek
bir şeye dikkat etmemek
Ignore the warning signs
Uyarı işaretlerini görmezden gel
yok saymak
birini veya bir şeyi fark etmemezlikten gelmek
He ignored me at the party
Partide beni yok saydı
dikkate almamak
bir şeye bakmamak veya dinlememek
Just ignore the noise
Sadece gürültüyü dikkate alma
garip
Sahnedealışılmışın dışında veya şaşırtıcı
That is a strange sound
Bu garip bir ses
tuhaf
alışılmadık veya sıra dışı
It was a strange dream
Tuhaf bir rüyaydı
garip
normal veya beklenenden farklı olan
It is strange to see snow here
Burada kar görmek garip
ihtiyaç duymak
Sahnedegerekli olduğu için bir şeye gereksinim duymak
I need some help
Biraz yardıma ihtiyacım var
ihtiyaç
gerekli veya zorunlu olan şey
There is a need for water
Suya ihtiyaç var
duymak
Sahnedekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
duymak
bir haberi veya bilgiyi başkasından öğrenmek
I heard that they are moving
Onların taşınacağını duydum
yani
Sahnedesöylenenleri açıklamak veya duraksamak için kullanılır
I mean, it is a bit expensive
Yani, biraz pahalı
niyetinde olmak
Sahnedene yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
gitmek
Sahnedebir yere varmak veya bir etkinliğe katılmak
We go to school every morning
Her sabah okula gideriz
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
ilk tercih
birinin en sık kullandığı veya seçtiği şey ya da kişi
Pizza is my go-to meal on Fridays
Pizza cumaları ilk tercihim olan yemektir
gitmek
bir yere veya kişiye ulaşmak
The letter goes to the manager
Mektup müdüre gidiyor
gitmek
bir okulda öğrenci olmak
She goes to university in London
O Londra'da üniversiteye gidiyor
yönelmek
bir yerin doğrultusunda hareket etmek
The road goes to the city center
Yol şehir merkezine yöneliyor
uğramak
bir yeri ziyaret etmek
I will go to the library today
Bugün kütüphaneye uğrayacağım
gitmek
belirli bir yere doğru hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
gitmek
birine ulaşmak ya da teslim edilmek
This award will go to the best student
Bu ödül en iyi öğrenciye gidecek
açıkça
Sahnedekolayca görülebilen veya anlaşılabilen bir şekilde
He is obviously lying
Açıkça yalan söylüyor
oturup dinlenmek
Sahnedevücudunu alt kısmı üzerine dayayıp dinlenmek
You can sit down here
Buraya oturup dinlenebilirsin
masada yenen yemek
insanların masaya oturarak yediği yemek
We had a sit-down meal
Masada yenen bir yemek yedik
oturma eylemi
bir şeyi protesto etmek için topluca oturarak yapılan eylem
The workers held a sit-down in the factory
İşçiler fabrikada bir oturma eylemi yaptılar
oturup konuşmak
biriyle resmi veya planlı bir görüşme yapmak
We should sit down to discuss the contract
Sözleşmeyi görüşmek için oturup konuşmalıyız
oturmak
vücudunu bir yere veya zemine doğru alçaltmak
Please sit down here
Lütfen buraya otur
oturmak
sandalyeye veya yere yerleşmek
You can sit down on the floor
Yere oturabilirsin