The Big Bang Theory — 4. Sezon Bölüm 5
Kelimeler ve anlamları
468 kelime
Seviye
çok
Sahnedebir şeyi vurgulamak için kullanılır
That is a darn good idea
Bu çok iyi bir fikir
sökmük dikmek
kumaştaki deliği dikişle onarmak
She needs to darn her socks
Çoraplarındaki söküğü dikmesi gerekiyor
değer
Sahnedebir şeyin ne kadar yararlı veya önemli olduğu
This ring has great value
Bu yüzüğün büyük bir değeri var
değer vermek
bir şeyi önemli bulmak
I value your friendship
Arkadaşlığına değer veriyorum
kurgu
Sahnedefarklı parçaların bir araya getirilmesiyle oluşan fikir
This social construct influences our behavior
Bu toplumsal kurgu davranışımızı etkiliyor
inşa etmek
bir şeyi yapmak veya inşa etmek
They construct a new bridge
Yeni bir köprü inşa ediyorlar
yakında
Sahnedekısa bir süre sonra
I will see you soon
Yakında görüşürüz
yakında
kısa bir süre içinde
I will see you soon
Seni yakında göreceğim
günün kelimesi
Sahnedeher gün öğrenmek için seçilen kelime
What is the word of the day?
Günün kelimesi ne?
Günün kelimesi
her gün öne çıkarılan sözcük
The word of the day is happy
Günün kelimesi mutlu
temelli
Sahnedebelirli bir temele veya esasa sahip olan
It is a fact based argument
Bu gerçek temelli bir tartışmadır
dayalı
bir şeyden yola çıkılarak geliştirilen veya oluşturulan
The movie is based on a book
Film bir kitaba dayalıdır
merkezli
bir yerde bulunan veya faaliyet gösteren
The company is based in London
Şirket Londra merkezlidir
özsu
Sahnedemeyve veya sebzelerin içindeki doğal sıvı
The leaf has a sticky juice
Yaprağın yapışkan bir özsuyu var
canlandırmak
bir şeyi daha güçlü veya canlı hale getirmek
They need to juice up the plan
Planı canlandırmaları gerekiyor
nüfuz
kararları etkileme gücü veya yeteneği
He has the juice to get the project approved
Projenin onaylanmasını sağlayacak nüfuzu var
doping yapmak
performansı artırmak için yasaklı madde kullanmak
The athlete was banned for juicing
Sporcu doping yaptığı için men edildi
tamam
Sahnedekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
iyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
bir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
hatırlatmak
Sahnedebirine bir şeyi hatırlamasını sağlamak
Please remind me to call him
Lütfen ona telefon etmemi hatırlat
doğru
Sahnedegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
tamam
Sahnedeanlaşma veya anlama belirtmek için kullanılır
Right, I will do it
Tamam, yapacağım
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
yakınlık
Sahnedebir şeye yakın olma durumu
The hotel is in close proximity to the beach
Otel plaja çok yakın
dahi
Sahnedeolağanüstü zeka veya yeteneğe sahip kişi
Albert Einstein was a true genius
Albert Einstein gerçek bir dahiydi
dâhilik
üstün zihinsel yetenek
Her musical genius is obvious
Onun müzikal dâhiliği ortada
yüzünden
Sahnedebir şeyin sonucu olarak
We stayed home because of the rain
Yağmur yüzünden evde kaldık
-den dolayı
bir şeyin sonucu olarak
We stayed at home because of the rain
Yağmurdan dolayı evde kaldık
yüzünden
bir şeyin sebep olduğu durum
The game was canceled because of the rain
Maç yağmur yüzünden iptal edildi
geliştirmek
Sahnedebir şeyi daha iyi hale getirmek
I want to improve my skills
Becerilerimi geliştirmek istiyorum
gelişmek
daha iyi hale gelmek
His English is improving
İngilizcesi gelişiyor
aklına gelmek
Sahnedebirinin zihninde belirlemek
It didn't occur to me
Aklıma gelmedi
ne kadar
Sahnedemiktar veya fiyat sormak için kullanılan ifade
How much is this
Bu ne kadar
meyhane
Sahnedeinsanların alkol içip sohbet ettiği yer
They met at the old tavern
Eski meyhanede buluştular
durum
Sahnedebir şeyin içinde bulunduğu hal veya konum
What is your current status?
Şu anki durumun nedir?
statü
toplumdaki yer veya mevki
He has high status in the company
Şirkette yüksek bir statüsü var
durum
bir şeyin bulunduğu konum veya hal
What is the status of your application
Başvurunuzun durumu nedir
akılda tutmak
Sahnedebir şeyi düşüncelerinde saklamak
Keeping in mind the rules is important
Kuralları akılda tutmak önemlidir
sıcak
Sahnedeyüksek sıcaklıkta olan
The coffee is hot
Kahve sıcak
popüler
Sahnedeşu an çok ilgi gören
This game is hot
Bu oyun çok popüler
hevesli
bir şeyi yapmaya çok istekli olan
He is hot to start his new job
Yeni işine başlamak için çok hevesli
popüler
çok beğenilen veya talep gören
That game is very hot right now
O oyun şu an çok popüler
uğraşmak
Sahnedebir şey için zaman ve çaba harcamak
She is working on her painting
O resim üzerinde uğraşıyor
etkilemek
birinin üzerinde etkili olmak
The medicine is starting to work on him
İlaç onun üzerinde etkisini göstermeye başladı
bir görevde bulunmak
bir işte çalışmak
She works on the council
O konseyde çalışıyor
üzerinde durmak
bir sorunu çözmeye veya halletmeye çalışmak
I need to work on this problem
Bu problem üzerinde durmam gerekiyor
çalışmak
bir işi ücret karşılığı veya görev olarak yapmak
I work on a big project
Büyük bir projede çalışıyorum
uğraşmak
bir görevi yaparken meşgul olmak
I am working on my homework
Ödevimle uğraşıyorum
emek vermek
bir işi yapmak için zaman ve çaba harcamak
She works on her painting daily
O her gün resmine emek veriyor
çözmeye çalışmak
bir problem üzerine düşünmeye başlamak
We are working on the problem
Problem üzerinde çalışıyoruz
geliştirmek
bir şeyi daha iyi hale getirmeye çalışmak
He works on his English skills
İngilizce becerilerini geliştiriyor
uğraş göstermek
bir şeyi yapmaya veya çözmeye çabalamak
They work on a new strategy
Yeni bir strateji üzerinde uğraş gösteriyorlar
meşgul olmak
bir görev veya faaliyetle vakit geçirmek
She is working on her report
Raporuyla meşgul oluyor
dahil olmak
bir faaliyetle ilgilenmek
He works on a charity project
Bir yardım projesine dahil oluyor
tamir etmek
bir şeyi onarmaya veya iyileştirmeye çalışmak
They work on the broken car
Bozulan arabayı tamir etmeye çalışıyorlar
odaklanmak
bir işe zaman ve çaba ayırmak
I work on my writing tasks
Yazma görevlerime odaklanıyorum
ele almak
bir şeyi yapmaya veya halletmeye çalışmak
We work on the difficult issue
Zor konuyu ele alıyoruz
iyileştirmek
bir şeyi daha iyi bir duruma getirmek
He works on his performance
Performansını iyileştirmeye çalışıyor
onarmak
bir şeyi düzeltmek veya geliştirmek için çabalamak
I work on the leaky pipe
Sızdıran boruyu onarmaya çalışıyorum
çabalamak
bir şeyi yapmak veya geliştirmek için gayret etmek
She works on her fitness
Formunu korumaya çabalıyor
güzelleştirmek
bir şeyi daha iyi hale getirmek için uğraşmak
They work on their garden
Bahçelerini güzelleştirmek için uğraşıyorlar
çözüm aramak
bir soruna yanıt bulmaya çalışmak
We work on the puzzle
Yapboza çözüm arıyoruz
kıskanç
Sahnedebaşkalarının sahip olduklarını çekemeyen
He is green eyed because his friend got a new job
Arkadaşı yeni bir iş bulduğu için kıskançlık duyuyor
yeşil gözlü
gözleri yeşil renkte olan kişi
She is a pretty green-eyed girl
O güzel yeşil gözlü bir kız
kıskanç
başkasının sahip olduğu şeylerden dolayı mutsuz hissetme
He felt green-eyed about his friend's luck
Arkadaşının şansını kıskandı
ayrı ayrı
Sahnedebir arada olmayan şekilde
They live separately
Onlar ayrı yaşıyorlar
eşlik etmek
Sahnedebiriyle birlikte bir yere gitmek
I will go with you to the store
Mağazaya seninle geleceğim
seçmek
bir şeyi seçmek veya karar vermek
I will go with the red car
Kırmızı arabayı seçeceğim
yakışmak
birlikte iyi görünmek veya uygun olmak
This tie goes with your suit
Bu kravat takım elbisene yakışıyor
ilişki kurmak
biriyle veya bir şeyle yakın bağ kurmak veya dahil olmak
I want to go with someone who is kind
Kibar biriyle ilişki kurmak istiyorum
hikaye
Sahnedeolayların anlatımı
I read a long story
Uzun bir hikaye okudum
kat
bir binanın seviyesi veya katı
The house has two stories
Evin iki katı var
durum
belirli bir durum veya olaylar dizisi
That is a different story
Bu farklı bir durum
minnettar olmak
Sahnedebir şey için teşekkür hissetmek
I appreciate your help
Yardımınız için minnettarım
rahatsız olmak
bir durumdan dolayı hoşnutsuzluk duymak
I would appreciate it if you stopped bothering me
Beni rahatsız etmeyi bırakırsan sevinirim
takdir etmek
bir şeyin önemini veya değerini anlamak
I appreciate the effort you put into this
Bunun için harcadığın çabayı takdir ediyorum
takdir etmek
bir şeyin değerini anlamak
I appreciate your help
Yardımını takdir ediyorum
adres
Sahnedebirinin yaşadığı veya çalıştığı yer
What is your home address
Ev adresin nedir
ele almak
bir sorunu veya soruyu düşünmek ve çözmeye başlamak
We need to address the issue
Bu sorunu ele almamız gerekiyor
hitap etmek
birine konuşmak veya bir şeyi birine göndermek
He addressed the crowd
Kalabalığa hitap etti
konuşma
bir dinleyici kitlesine yapılan resmi konuşma
The president gave an address
Başkan bir konuşma yaptı
kıskançlık
Sahnedebaşkasının sahip olduğu şeye sahip olma isteği
Jealousy can ruin a friendship
Kıskançlık bir arkadaşlığı bozabilir
Kıskançlık
Sahnedebaşkasının sahip olduğu şeylere sahip olma isteğinden doğan mutsuzluk veya öfke hissi
He could not hide his jealousy of his friend
Arkadaşına duyduğu kıskançlığı gizleyemedi
kıskançlık
birinin istediğiniz bir şeye sahip olması nedeniyle duyulan kızgınlık veya mutsuzluk hissi
He looked at his friend's car with jealousy
Arkadaşının arabasına kıskançlıkla baktı
evet
Sahnedeevet demenin gayri resmi yolu
Yep, I can help you
Evet, sana yardım edebilirim
evet
evet anlamında kullanılan gayriresmi kelime
Yep I will be there
Evet orada olacağım
tamam
bir şeyi onaylamak için kullanılan ifade
Yep that sounds right
Tamam bu doğru görünüyor
testisler
Sahnedeerkek üreme organları
He hurt his nuts
Testislerini incitti
kaçık
akli dengesi yerinde olmayan
That idea is nuts
Bu fikir kaçıkça
kuruyemiş
sert kabuklu yenilebilir tohum
I like eating salted nuts
Tuzlu kuruyemiş yemeyi severim
somun
cıvataya takılan delikli küçük metal parça
Tighten the nuts with a wrench
Somunları bir anahtarla sıkıştır
bak
Sahnededikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
hadi
Sahnedearkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
şimdi
Sahnedeiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
sürmek
Sahnedehareket halindeki bir aracı kontrol ederek kullanmak
She wants to ride her new bike
Yeni bisikletini sürmek istiyor
lunapark aracı
eğlence parklarında insanların keyif için bindiği mekanik araç
The roller coaster is a fun ride
Hız treni eğlenceli bir lunapark aracıdır
araç yolculuğu
bir vasıta ile yapılan seyahat
The ride to the airport was long
Havaalanına araç yolculuğu uzundu
sürekli eleştirmek
birini sürekli rahatsız etmek veya eleştirmek
Stop riding me about my mistakes
Hatalarım hakkında beni sürekli eleştirmeyi bırak
tamam
Sahnededinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
tamam
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
tamam
onay veya kabullenme belirtmek için kullanılan ifade
All right I will go to the store
Tamam markete gideceğim
inanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe you
Sana inanıyorum
devam et
Sahnedebir şeye başlamak veya devam etmek
Please go ahead
Lütfen devam et
onay
bir işe başlamak için verilen resmi izin
We got the go ahead to start
Başlamak için onay aldık
iyi haber
Sahnedesevindirici bir bilgi
I have some good news for you
Senin için iyi bir haberim var
mademki
Sahnedebir durum gerçekleştiği için
Now that you are here, we can start
Madem buradasın, başlayabiliriz
mademki
yeni bir durum nedeniyle bir şeyin doğru olduğunu açıklamak için kullanılır
Now that you are here we can start
Mademki buradasın başlayabiliriz
şebekeden bağımsız
Sahnedekamu sistemlerine veya hizmetlerine bağlı olmayan
They live off the grid in the mountains
Dağlarda şebekeden bağımsız yaşıyorlar
şebekeden bağımsız
kamu hizmetlerine bağlı olmayan yaşam biçimi
They live off the grid in the mountains
Onlar dağlarda şebekeden bağımsız yaşıyorlar
sonlandırma
Sahnedebir sürecin veya durumun bitirilmesi eylemi
They announced the sudden termination of the project
Projenin ani sonlandırıldığını duyurdular
ortak
Sahnedebir gruba ait olan veya grup tarafından yapılan
It was a collective effort
Bu ortak bir çabaydı
anlayışlı
Sahnedebaşkalarının duygularını anlayan ve önemseyen
She was very sympathetic when I lost my job
İşimi kaybettiğimde bana karşı çok anlayışlıydı
tutum
Sahnedebir şey hakkında düşünme veya hissetme biçimi
She has a positive attitude
Olumlu bir tutumu var
tutum
bir konu hakkındaki düşünce veya bakış açısı
He has a positive attitude towards his work
İşiyle ilgili pozitif bir tutumu var
fizikçi
Sahnedefizik bilimi ile uğraşan bilim insanı
Einstein was a famous physicist
Einstein ünlü bir fizikçiydi
mesajlaşma
Sahnedetelefon üzerinden yazılı mesaj gönderme
He is texting his friend
Arkadaşına mesaj atıyor
transseksüel
Sahnedecinsiyet kimliği doğuştan atanan cinsiyetinden farklı olan kişi
They are transsexual
Onlar transseksüel
yardım etmek
Sahnedebirine destek olmak veya yardım sağlamak
Can you help me?
Bana yardım edebilir misin?
yardımcı
başkalarına yardım eden kişi
She is a great help
O harika bir yardımcıdır
kendini tutmak
bir şeyi yapmaktan kendini alıkoymak
I couldn't help laughing
Gülmekten kendimi alamadım
azaltmak
bir şeyi daha az miktarda kullanmak
This habit helps to use less water
Bu alışkanlık daha az su kullanmaya yardımcı olur
yetenek
Sahnedebir şeyi yapabilme gücü veya becerisi
She has the ability to sing well
Onun iyi şarkı söyleme yeteneği var
yetenek
bir şeyi yapabilme gücü veya becerisi
She has the ability to learn quickly
Hızlı öğrenme yeteneğine sahip
yetenek
bir şeyi yapabilme gücü veya becerisi
She has the ability to speak three languages
O üç dil konuşma yeteneğine sahip
civarında
Sahnedebir yerin yakınındaki alan
Many trees are around the school
Okulun civarında çok ağaç var
yaklaşık
yaklaşık bir miktarı belirtmek için kullanılır
I will arrive around 5 PM
Saat 5 civarında geleceğim
aşina
bir şeyi nasıl kullanacağını veya idare edeceğini bilmek
She knows her way around the office
Ofis konusunda bilgisi var
tersine
bir şeyin yönünü veya sonucunu değiştirmek
We must turn the situation around
Durumu tersine çevirmeliyiz
toplumsal
Sahnedeinsanların gruplar halinde birlikte yaşamasıyla ilgili
This is a major social issue
Bu önemli bir toplumsal sorun
sosyal etkinlik
insanların eğlenmek veya sosyalleşmek için bir araya gelmesi
We went to a social last night
Dün akşam bir sosyal etkinliğe gittik
sosyal
insanlarla etkileşim kurmakla ilgili
He is a very social person
O çok sosyal bir insan
kendini koruma
Sahnedekendini bir saldırıdan koruma eylemi
She is taking a self defense class
Kendini koruma dersi alıyor
kendini savunma
bir saldırıya karşı kişinin kendi güvenliğini sağlama eylemi
They practiced self defense techniques
Kendini savunma teknikleri çalıştılar
meşru müdafaa
kendine zarar gelmesini önlemek için yapılan hareket
He studied karate for self defense
O meşru müdafaa için karate öğrendi
tatmin etmek
Sahnedebirinin istediğine sahip olduğu için mutlu hissetmesini sağlamak
The results satisfied the client
Sonuçlar müşteriyi tatmin etti
ikna etmek
birini bir şeyin doğru olduğuna inandırmak
The evidence satisfied the police
Kanıtlar polisi ikna etti
tatmin etmek
bir ihtiyacı veya isteği karşılamak
A simple meal will satisfy him
Basit bir yemek onu tatmin edecektir
karşılamak
istenen veya gereken şeyi yapmak
You need to satisfy the requirements
Gereksinimleri karşılaman gerekiyor
başarı
Sahnedebir hedefe ulaşmanın sonucu
Hard work leads to success
Sıkı çalışma başarıya götürür
çok komik
Sahnedeaşırı derecede komik veya güldüren
That joke was hilarious
O şaka çok komikti
senaryo
Sahnedeolası bir olaylar dizisi
What is the worst-case scenario?
En kötü senaryo nedir?
uyku vakti
Sahnedeuyumak için yatağa gidilen zaman
It is bedtime
Uyku vakti geldi
alışveriş merkezi
Sahnedeiçinde çok sayıda mağaza bulunan büyük bina
I am going to the mall
Alışveriş merkezine gidiyorum
cadde
Londrada bulunan ağaçlıklı geniş cadde
They walked down the mall
Onlar caddede yürüdüler
evlilik töreni
Sahnedeiki kişinin evlendiği merasim
The wedding ceremony starts at noon
Evlilik töreni öğlen başlıyor
gelin
evlenen kadın
The bride arrived at the wedding early
Gelin düğüne erken geldi
düğün
evlilik töreni
We are going to a wedding this Saturday
Bu cumartesi bir düğüne gidiyoruz
düğün
evlilik töreni
They are planning their wedding
Onlar düğünlerini planlıyorlar
sanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I suppose that you are right
Haklı olduğunu sanıyorum
varsaymak
bir şeyin doğru olduğunu kanıtsız kabul etmek
I suppose you are right
Haklı olduğunu varsayıyorum
niyetinde olmak
bir amaç veya plan taşımak
You are supposed to arrive by ten
Ona kadar varman gerekiyor
önermek
Sahnedebir fikri değerlendirilmesi için sunmak
I suggest we go home
Eve gitmemizi öneririm
işaret etmek
bir şeyi göstermek veya ima etmek
The evidence suggests he is guilty
Kanıtlar onun suçlu olduğunu gösteriyor
yanlış anlamak
Sahnedebir şeyi yanlış şekilde anlamak
I think you misunderstand me
Sanırım beni yanlış anlıyorsun
yanlış anlamak
bir şeyi doğru şekilde kavrayamamak
I misunderstood the question
Soruyu yanlış anladım
anlaşma
Sahnedekişiler veya gruplar arasında yapılan resmi anlaşma
The two countries signed a peace pact
İki ülke bir barış anlaşması imzaladı
ne halt
Sahnedebir soruyu vurgulamak veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
What the hell are you doing
Ne halt ediyorsun
bu da ne
şaşkınlık veya öfke belirtmek için kullanılan bir ifade
What the hell you broke it
Bu da ne sen onu kırdın
bu da ne
şaşkınlık hüsran veya kayıtsızlık ifade etmek için kullanılır
What the hell is that
Bu da ne
harika
Sahnedeçok iyi
You did a great job
Harika bir iş çıkardın
büyük
boyut veya derece olarak çok büyük
It was a great success
Büyük bir başarıydı
büyük
soy ağacında bir kuşak öncesi
He is my great-grandfather
O benim büyük büyükbabam
kuzen
Sahnedehala, teyze, amca veya dayı çocukları
She is my cousin
O benim kuzenim
affetmek
Sahnedebirini resmi olarak cezadan kurtarmak
The king pardoned the prisoner
Kral mahkumu affetti
efendim
birinin söylediğini tekrarlamasını istemek için kullanılır
Pardon? I didn't hear you
Efendim? Sizi duymadım
af
bir hata veya kaba davranışın mazur görülmesi
He asked for a pardon for his mistake
Hatası için af diledi
çıkmak
Sahnedebirisiyle romantik bir amaçla görüşmek
They have been dating for two months
İki aydır çıkıyorlar
tarih
ayın veya yılın belirli bir günü
What is today's date?
Bugünün tarihi ne?
hurma
palmiye ağacından yetişen tatlı kahverengi meyve
I like eating dates
Hurma yemeyi severim
bugüne kadar
şimdiki zamana kadar
We have learned a lot to date
Bugüne kadar çok şey öğrendik
dile getirmek
Sahnedesözle veya yazıyla aktarmak
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
fikrini belirtmek
bir düşünceyi ifade etmek
She says it is a good idea
O bunun iyi bir fikir olduğunu söylüyor
göstermek
bilgi veya rakam belirtmek
The sign says stop
Tabela durmayı gösteriyor
biriyle yatmak
Sahnedebiriyle cinsel ilişkiye girmek
He hopes to get laid tonight
Bu gece biriyle yatmayı umuyor
sushi
Sahnedesirke ile tatlandırılmış pirinç ve çiğ balık veya diğer malzemelerle yapılan Japon yemeği
Sushi is a healthy meal
Sushi sağlıklı bir yemektir
sushi
balık veya sebzeli soğuk pirinçten yapılan bir Japon yemeği
I like eating sushi
Sushi yemeyi severim
karar
Sahnededüşünerek yapılan seçim
It was a difficult decision
Zor bir karardı
karar
iki veya daha fazla olasılık arasından seçim yapma eylemi
He made a difficult decision
Zor bir karar verdi
ayaklar
Sahnedevücudun üzerinde durulan kısımları
My feet are cold
Ayaklarım soğuk
fit
12 inç değerindeki uzunluk ölçü birimi
The wall is ten feet high
Duvar on fit yüksekliğinde
fit
12 inç uzunluğa eşit ölçü birimi
The room is 10 feet wide
Oda 10 fit genişliğindedir
direnmek
Sahnedebir şeyi kabul etmeyi veya uymayı reddetmek
They resisted the new rules
Yeni kurallara direndiler
istemek
Sahnedebir şeyi dilemek veya arzulamak
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
istemek
bir şeyi arzu etmek veya talep etmek
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
aramak
birini bulmaya veya yakalamaya çalışmak
The police want him for robbery
Polis onu soygun nedeniyle arıyor
ortaya çıkmak
Sahnedebir durumun veya sorunun meydana gelmesi
A new problem may arise
Yeni bir sorun ortaya çıkabilir
ortaya çıkmak
bir durumun meydana gelmesi veya başlaması
Problems arise when we rush
Acele ettiğimizde sorunlar ortaya çıkar
ortaya çıkmak
bir durumun veya sorunun meydana gelmeye başlaması
A new problem might arise
Yeni bir problem ortaya çıkabilir
tam olarak
Sahnedetam ve kesin bir şekilde
The meeting starts at 9:00 precisely
Toplantı tam olarak saat 9:00'da başlıyor
homurdanmak
Sahnededüşük ve kaba bir ses çıkarmak
He grunted in response
Cevap olarak homurdandı
er
düşük rütbeli asker için kullanılan gayriresmi bir sözcük
He started as a grunt
Er olarak başladı
homurtu
bir insan veya hayvan tarafından çıkarılan düşük kaba ses
The pig let out a loud grunt
Domuz yüksek bir homurtu çıkardı
güvence vermek
Sahnedebirine bir şeyin doğru olduğu konusunda güvence vermek
I assure you that everything will be fine
Sana her şeyin yolunda gideceğine dair güvence veriyorum
güvence vermek
birine bir şeyin kesin olduğunu söyleyerek rahatlatmak
She assured me that the task was done
İşin bittiği konusunda bana güvence verdi
konuşmak
Sahnedebirisiyle sohbet etmek amacıyla konuşmak
I need to speak to you
Seninle konuşmam gerekiyor
azarlamak
birisinin kötü davranışı veya hatası hakkında ciddi şekilde konuşmak
The teacher had to speak to the student
Öğretmen öğrenciyi azarlamak zorunda kaldı
hitap etmek
birinin duygularına veya düşüncelerine seslenmek
This movie really speaks to me
Bu film gerçekten duygularıma hitap ediyor
konuşmak
biriyle sohbet etmek veya iletişim kurmak
I need to speak to you
Seninle konuşmam gerekiyor
konuşmak
biriyle sözlü iletişim kurmak
I need to speak to him
Onunla konuşmam gerekiyor
görüşmek
biriyle karşılıklı sohbet etmek
I want to speak to the manager
Müdürle görüşmek istiyorum
anahtarı
Sahnedebir şeyi başarmak için en önemli olan şey
Hard work is the key to success
Sıkı çalışma başarının anahtarıdır
giriş anahtarı
bir yere girmek veya bir şeyi kullanmak için gereken yol
This card is the key to the building
Bu kart binaya giriş anahtarıdır
değiştirilmiş
Sahnedeasıl halinden farklı hale getirilmiş
He used a modified car for the race
O yarış için değiştirilmiş bir araba kullandı