The Big Bang Theory — 5. Sezon Bölüm 6
Kelimeler ve anlamları
501 kelime
Seviye
yormak
Sahnedebirini çok yorgun hissettirmek
Walking all day will tire you
Tüm gün yürümek seni yorar
lastik
tekerleğin yola temas eden kauçuk kısmı
The car needs a new tire
Arabanın yeni bir lastiğe ihtiyacı var
kazlar
Sahnedeuzun boyunlu büyük bir su kuşu
The geese are swimming in the lake
Kazlar gölde yüzüyor
ebeveyn
Sahnedebir kişinin annesi veya babası
I love my parents
Ebeveynlerimi seviyorum
ana şirket
başka bir şirketin sahibi olan şirket
The parent company owns several smaller businesses
Ana şirket birkaç küçük işletmeye sahip
ebeveynlik yapmak
bir çocuğun bakımını üstlenip onu büyütmek
They are parenting their children with love
Çocuklarını sevgiyle yetiştiriyorlar
ebeveyn
bir çocuğun annesi veya babası
My parent is very kind
Ebeveynim çok nazik
düşmek
Sahnedebir yüzeyden veya nesneden ayrılıp yere inmek
The picture fell off the wall
Resim duvardan düştü
azalmak
miktar sayı veya nitelik olarak daha düşük hale gelmek
Sales started to fall off
Satışlar azalmaya başladı
aşağı düşmek
yüksek bir seviyeden aşağıya doğru inmek
Books fall off the shelf
Kitaplar raftan aşağı düşer
düşmek
bir şeyin üzerinden aşağıya doğru bırakılmak
The apple fell off the tree
Elma ağaçtan düştü
bak
Sahnededikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
tam zamanı
Sahnedebir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
şimdi
Sahnedeiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
boşa harcamak
Sahnedebir şeyi gereksiz yere elden çıkarmak
Don't throw away this chance
Bu fırsatı boşa harcama
atmak
istenmeyen bir şeyi elden çıkarmak
Don't throw away these papers
Bu kağıtları atma
atmak
bir şeyi bir yerden atarak uzaklaştırmak
I will throw away the trash
Çöpü atacağım
tahmin etmek
Sahnedeemin olmadan bir fikir oluşturmak
Can you guess my age
Yaşımı tahmin edebilir misin
tahmin
kesin olarak bilmeden bir cevap verme çabası
I made a guess about the answer
Cevap hakkında bir tahminde bulundum
tahmin
tam olarak emin olmadan doğru olduğunu düşündüğünüz fikir
My guess was wrong
Tahminim yanlıştı
hoş geldiniz
Sahnedemağaza veya restoranlarda müşterileri karşılamak için kullanılan Japonca selamlaşma ifadesi
The shopkeeper said irasshaimase when I walked in
İçeri girdiğimde dükkan sahibi hoş geldiniz dedi
bilmiş
Sahnedeherkesten çok şey bildiğini sanan kişi
He is such a smarty pants
O tam bir bilmiş
ukala
her şeyi bildiğini sanan kişi
Don't be such a smarty pants
Bu kadar ukala olma
çok bilmiş
her şeyi bildiğini sanan kişi
He is such a smarty pants
O tam bir çok bilmiş
bilgiç
her şeyi bildiğini sanan kişi
Stop being a smarty pants
Çok bilmişlik yapmayı bırak
Bilmiş
Başkalarına zeki olduğunu göstermeye çalışan kimse
Stop acting like a smarty pants
Bilmişlik yapmayı bırak
tamam
Sahnedekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
peki
Sahnedebir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
iyi
iyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Yeah I agree with you
Evet sana katılıyorum
kararsız
iki seçenek arasında karar veremeyen
I am yeah about this choice
Bu seçim konusunda kararsızım
evet
bir şeyi onaylamak için kullanılır
Yeah that sounds like a good plan
Evet bu kulağa iyi bir plan gibi geliyor
zor
Sahnedeyapılması veya baş edilmesi kolay olmayan
This is a tough question
Bu zor bir soru
dayanıklı
çok güçlü veya cesur olan
He is a tough man
O dayanıklı bir adamdır
kötü şans
kötü bir durumu önemsemediklerini belirtmek için kullanılır
Tough luck for you
Senin için kötü şans
sert
insanlara karşı zorlayıcı veya katı olan
The teacher is very tough
Öğretmen çok sert
komik biri
Sahnedeçok komik olan kişi
She is a real hoot
O gerçekten çok komik biri
ötmek
baykuşun çıkardığı derin ve yüksek ses
The owl began to hoot
Baykuş ötmeye başladı
çok komik şey
çok eğlenceli veya komik olan durum ya da kişi
That comedy show was a real hoot
O komedi şovu gerçekten çok komikti
gerçek
Sahnedevar olan veya doğru olan
This is a real diamond
Bu gerçek bir elmas
gerçekten
çok veya samimi bir şekilde
He is real quiet
O gerçekten sessiz
sade
süslü veya karmaşık olmayan
He prefers a real and simple lifestyle
O sade ve basit bir yaşam tarzını tercih ediyor
sosyalist
üretim araçlarının topluma ait olduğu bir sisteme inanan kişi
He is a real who believes in common ownership
O ortak mülkiyete inanan bir sosyalisttir
rinit
Sahnedeburun iç zarının şişmesi
The doctor said my sneezing is due to rhinitis
Doktor hapşırmamın rinit kaynaklı olduğunu söyledi
dengeleyici
Sahnedeinsanları veya şeyleri daha eşit hale getiren şey
Education is a great equalizer
Eğitim harika bir dengeleyicidir
müdavim
Sahnedebir yere sık giden kişi
He is a regular at this cafe
O bu kafenin müdavimidir
normal
Sahnedealışılmış veya tipik
It was just a regular day
Sadece normal bir gündü
düzenli
sık sık veya belirli zamanlarda olan
I exercise on a regular basis
Düzenli olarak egzersiz yaparım
düzenli
belirli aralıklarla tekrarlanan veya standart olan
The bus arrives at regular intervals
Otobüs düzenli aralıklarla gelir
sıradan
her zamanki gibi olan veya tipik
This is my regular route to work
Bu işe gitmek için kullandığım sıradan yol
denemek
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
bir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
mahkemede suçlu olup olmadığına karar vermek için delilleri incelemek
They will try the suspect in court
Şüpheliyi mahkemede yargılayacaklar
durdurmak
Sahnedebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
Sahnedebirine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
uğramak
bir yere kısa süreliğine gitmek
I will stop by your house later
Daha sonra evine uğrayacağım
değiştirmek
Sahnedebir şeyi farklı hale getirmek
He is changing the plan
Planı değiştiriyor
kıyafet değiştirme
kıyafetleri çıkarıp yenilerini giyme eylemi
He is changing his clothes now
O şu an kıyafetlerini değiştiriyor
çok tatlı
Sahnedefazlasıyla sevimli veya çekici
The puppy is super cute
Yavru köpek çok tatlı
bak kim
Sahnedebirine veya bir şeye dikkat etmek
Look who is here
Bak kim gelmiş
yeniden doğmuş
SahnedeHristiyan inancına göre dini bir dönüşüm yaşamış kişi
He claims to be born again
O yeniden doğmuş olduğunu iddia ediyor
yeniden doğmak
Hristiyanlıkta ruhsal yenilenme ile iman etmek
He says he was born again
O yeniden doğduğunu söyledi
yeniden doğmuş
Hristiyanlıkta ruhsal olarak yenilenmiş kişi
He is a born again Christian
O yeniden doğmuş bir Hristiyandır
Nobel ödülü
Sahnedeüstün çalışmalar için verilen dünyaca ünlü ödül
He won a Nobel Prize
Nobel ödülü kazandı
nobel ödülü
çeşitli alanlardaki başarılar için verilen ünlü uluslararası ödül
She won the Nobel prize for physics
Fizik dalında Nobel ödülünü kazandı
rastgele cinsel ilişki
Sahnedeçok sayıda cinsel partneri olma durumu
Promiscuity can lead to health risks
Rastgele cinsel ilişki sağlık risklerine yol açabilir
harika
Sahnedeçok iyi veya etkileyici olan
It was a wonderful day
Harika bir gündü
göre
Sahnedebirinin veya bir kaynağın belirttiğine dayanarak
According to the report it will be sunny
Raporlara göre hava güneşli olacak
uyarınca
bir şeye uygun veya uyumlu bir şekilde
The work was done according to the plan
İş plana uygun olarak yapıldı
keyfine göre
dış bir zorlama olmadan kendi tercihine dayanarak
You may act according to your own choice
Kendi keyfine göre hareket edebilirsin
ilişkin
bir şeyle alakalı veya bağlantılı
This is according to the recent changes
Bu son değişikliklere ilişkin
göre
birinin ifadesine veya bir bilgi kaynağına dayanarak
According to the news it will rain tomorrow
Haberlere göre yarın yağmur yağacak
içecek
Sahnedesu veya meyve suyu gibi içilen sıvı
What beverage would you like?
Hangi içeceği istersiniz?
utandırmak
Sahnedebirini utangaç veya rahatsız hissettirmek
Don't embarrass me
Beni utandırma
utanmak
utangaç veya rahatsız hissetmek
I felt embarrassed
Utandım
utandırmak
birini mahcup etmek veya kendini kötü hissettirmek
Don't embarrass me in front of my friends
Arkadaşlarımın önünde beni utandırma
Yahudi
SahnedeYahudi dinine veya kökenine sahip kişi
He is a Jew
O bir Yahudi
yatıştırıcı
Sahnedebirini sakinleştiren veya ağrısını azaltan
The music is very soothing
Müzik çok rahatlatıcı
mırıldanmak
Sahnedeağzı kapalıyken alçak ve sürekli bir ses çıkarmak
She likes to hum a song
Şarkı mırıldanmayı sever
uğultu
alçak perdeden sürekli gelen ses
I heard a low hum in the room
Odada hafif bir uğultu duydum
mırıldanmak
ağzı kapalı şekilde alçak bir ses çıkarmak
She was humming a happy tune
Mutlu bir melodi mırıldanıyordu
Aman Tanrım
Sahnedeşaşkınlık veya vurgu belirtmek için kullanılan ünlem
My word, it is huge
Aman Tanrım, bu kocaman
sözüm
ciddi bir taahhüt
You have my word that I will be there
Orada olacağıma dair söz veriyorum
ifadem
birinin dile getirdiği söz
You should trust my word
İfademe güvenmelisin
kanser
Sahnedehücrelerin anormal şekilde büyüdüğü ciddi bir hastalık
He is fighting cancer
Kanserle savaşıyor
kanser
bir grup veya sisteme büyük zarar veren kişi veya şey
Corruption is a cancer to the organization
Yozlaşma kurum için bir kanserdir
aksan
Sahnedebir bölgeye özgü konuşma biçimi
He has a strong British accent
Onun güçlü bir İngiliz aksanı var
vurgulamak
bir şeyi daha belirgin hale getirmek
The blue tie accents his eyes
Mavi kravat gözlerini vurguluyor
aksan
bir kişinin kelimeleri söyleyiş biçimi
She speaks with a French accent
O Fransız aksanıyla konuşuyor
tabii ki
Sahnedeonaylamak veya evet demek için kullanılır
Of course I will help you
Tabii ki sana yardım edeceğim
elbette
birini onaylamak veya beklendik bir durumu belirtmek için kullanılan ifade
Can you help me? Of course
Bana yardım edebilir misin? Elbette
elbette
bir şeyin beklendiğini veya aşikar olduğunu belirtmek için kullanılır
Of course I will help you
Elbette sana yardım edeceğim
içerik
Sahnedebir şeyin içinde yer alan bilgi veya fikirler
This book has very interesting content
Bu kitabın içeriği çok ilginç
içerik
bir şeyin içinde bulunan madde miktarı
The sugar content is high
Şeker içeriği yüksek
memnun
sahip olduklarından mutlu hissetmek
She is content with her life
Hayatından memnun
benzer
Sahnedeaynı görünüme veya özelliğe sahip olan
The two brothers look alike
İki kardeş birbirine benziyor
terim
Sahnedebelirli bir bağlamda kullanılan kelime veya ifade
This is a technical term
Bu teknik bir terimdir
şart
bir anlaşmanın kuralı veya parçası
The terms of the contract are fair
Sözleşmenin şartları adildir
dönem
belirli bir görev süresi veya zaman dilimi
His term in office ends soon
Görev süresi yakında doluyor
füze
Sahnedebir hedefe fırlatılan uçan nesne
The army launched a missile
Ordu bir füze fırlattı
sürmek
Sahnedehareket halindeki bir aracı kontrol ederek kullanmak
She wants to ride her new bike
Yeni bisikletini sürmek istiyor
lunapark aracı
eğlence parklarında insanların keyif için bindiği mekanik araç
The roller coaster is a fun ride
Hız treni eğlenceli bir lunapark aracıdır
araç yolculuğu
bir vasıta ile yapılan seyahat
The ride to the airport was long
Havaalanına araç yolculuğu uzundu
sürekli eleştirmek
birini sürekli rahatsız etmek veya eleştirmek
Stop riding me about my mistakes
Hatalarım hakkında beni sürekli eleştirmeyi bırak
binmek
bir aracın üzerine oturup gitmek
I like to ride my bike
Bisikletime binmeyi seviyorum
sürmek
bir hayvanın üzerine oturup onu yönlendirmek
She loves to ride horses
O at sürmeyi seviyor
yolculuk yapmak
bir taşıtla yolculuk etmek
We ride the bus to school
Okula otobüsle gidiyoruz
gezinti
bir araca binerek yapılan kısa süreli yolculuk
They went for a ride
Bir gezintiye çıktılar
ödül sahibi
Sahnedeönemli bir ödül kazanmış olan kişi
She is a Nobel laureate
O bir Nobel ödülü sahibi
açıkçası
Sahnededürüst ve doğrudan bir şekilde
Frankly, I do not like this
Açıkçası bunu sevmedim
inmek
Sahnedebir araçtan veya yerden ayrılmak
I will get off the bus at the next stop
Bir sonraki durakta otobüsten ineceğim
bırakmak
birine yönelik bir davranışı durdurmak
Get off my back
Peşimi bırak
cezadan kurtulmak
bir şey için cezalandırılmaktan kaçınmak
He got off with a fine
Cezadan bir para cezasıyla kurtuldu
kapatmak
bir telefon görüşmesini bitirmek
I need to get off the phone now
Şimdi telefonu kapatmam gerekiyor
inmek
bir yerden veya taşıttan ayrılmak
Please get off the bus
Lütfen otobüsten inin
rahat bırakmak
birini rahatsız etmeyi durdurmak
Get off him now
Onu hemen rahat bırak
inmek
bir yerden ayrılmak veya uzaklaşmak
I need to get off the bus
Otobüsten inmem gerekiyor
boyacı
Sahnedeayakkabıları temizleyen ve parlatan kişi
The bootblack cleaned the customer's shoes
Boyacı müşterinin ayakkabılarını temizledi
üzerine düşmek
Sahnedeaşağı doğru gidip bir şeyin üzerine konmak
Rain will fall on the garden
Yağmur bahçenin üzerine düşecek
saldırmak
bir yere veya ülkeye karşı askeri saldırı başlatmak
The soldiers fell on the camp
Askerler kampa saldırdı
denk gelmek
belirli bir tarihte meydana gelmek
My birthday falls on a Friday
Doğum günüm cumaya denk geliyor
üstüne kalmak
bir işin yükünün birine geçmesi
The project cost falls on the company
Proje maliyeti şirketin üstüne kaldı
üzerine düşmek
bir yüzeyin veya birinin üstüne doğru devrilmek
The heavy tree will fall on the house
Ağır ağaç evin üzerine düşecek
hayvanlar
Sahnedehareket edebilen ve hisleri olan canlılar
Animals can feel emotions
Hayvanlar duygu hissedebilir
hayvanlar
bitki olmayan canlı varlık
I love animals
Hayvanları severim
hayvanlar
bitki olmayan canlılar
There are many animals in the forest
Ormanda birçok hayvan var
hayvanlar
hareket edebilen ve hissedebilen canlı varlık
We saw many wild animals at the zoo
Hayvanat bahçesinde birçok vahşi hayvan gördük
taç
Sahnedekral veya kraliçenin taktığı süslü başlık
The king wears a golden crown
Kral altın bir taç takıyor
cadde ismi
bir yol veya sokak için kullanılan bir isim
We live on Crown Street
Crown Caddesinde oturuyoruz
kraliyet ailesi
bir kral veya kraliçe ile onların ailesi
The crown traveled to the city
Kraliyet ailesi şehre seyahat etti
taç giydirmek
birini resmi olarak kral veya kraliçe yapmak
They will crown the new queen tomorrow
Yeni kraliçeye yarın taç giydirecekler
akşam yemeği
Sahnedegünün son öğünü
We had a light supper
Hafif bir akşam yemeği yedik
akşam yemeği
günün son ana öğünü
We ate supper together
Akşam yemeğini birlikte yedik
puan
Sahnedekaliteyi veya seviyeyi belirten sayı
The movie has a high rating
Filmin yüksek bir puanı var
iştah
Sahnedeyemek yeme isteği
I have no appetite today
Bugün hiç iştahım yok
istek
bir şeyi yapma veya sahip olma yönündeki güçlü arzu
He has an appetite for adventure
Maceraya karşı büyük bir isteği var
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anlayıp anlamadığını kontrol etmek veya duraksamak için kullanılır
It is a bit expensive, you know
Biraz pahalı, biliyorsun
hani
Sahnedekonuşurken dikkat çekmek veya düşünürken kullanılan bir ifade
You know, I am not sure about this
Hani, bu konuda emin değilim
bilmek
bir şey hakkında bilgi sahibi olmak
Do you know the answer
Cevabı biliyor musun
av tüfeği
Sahnedeküçük metal parçacıkları fırlatan bir silah
He used a shotgun
Bir av tüfeği kullandı
ön koltuk
şoförün yanındaki yolcu koltuğu
I call shotgun
Ön koltuk benim
tek nefeste içmek
bir içeceği kutu veya şişeden çok hızlı şekilde tüketmek
He shotgunned the cold beer
Bira kutusunu tek nefeste içti
ateş etmek
bir ateşli silah kullanarak atış yapmak
He shotgunned at the target
Hedefe doğru ateş etti
bebek odası
Sahnedebebekler veya küçük çocuklar için ayrılmış oda
The baby is sleeping in the nursery
Bebek bebek odasında uyuyor
kreş
küçük çocukların bakıldığı yer
She works at a nursery
O bir kreşte çalışıyor
kapı eşiği
Sahnedebir binanın ön kapısının hemen dışındaki alan
He stood on the doorstep
Kapı eşiğinde durdu
ölüm eşiği
birinin ölmeye çok yakın olması
He was at death's doorstep
O ölümün eşiğindeydi
atasözü
Sahnedeyaygın olarak bilinen kısa ifade
It is an old saying
Bu eski bir atasözüdür
söyleme
birine kelimelerle bir şey iletmek
He is saying hello to his friend
Arkadaşına merhaba söylüyor
söyleyiş
sözcüklerin dile getirilme eylemi
His way of saying things is funny
Onun bir şeyleri söyleyiş tarzı komik
söyleme
bir şeyi kelimelerle ifade etme eylemi
Saying that was a mistake
Bunu söylemek bir hataydı
kung fu
SahnedeÇin dövüş sanatı
He practices kung fu every day
O her gün kung fu çalışıyor
tutmak
Sahnedebelirli bir miktar para gerektirmek
It costs ten dollars
On dolar tutuyor
mal olmak
bir şeye mal olmak
This mistake cost him his job
Bu hata ona işine mal oldu
mal olmak
bir şey için ödenmesi gereken para miktarı
This jacket costs fifty dollars
Bu ceket elli dolara mal oluyor
açık büfe
Sahnedeyemeklerin masadan kendilerinin alındığı servis şekli
The hotel has a breakfast buffet
Otelin bir kahvaltı büfesi var
hırpalamak
bir şeyi kuvvetlice ve sürekli olarak vurup sarsmak
The strong winds buffeted the boat
Sert rüzgarlar tekneyi hırpaladı
sushi
Sahnedebalık veya sebzeli soğuk pirinçten yapılan bir Japon yemeği
I like eating sushi
Sushi yemeyi severim
sushi
Sahnedesirke ile tatlandırılmış pirinç ve çiğ balık veya diğer malzemelerle yapılan Japon yemeği
Sushi is a healthy meal
Sushi sağlıklı bir yemektir
neredeyse
Sahnedetam olarak değil ama çok yakın
I almost missed the bus
Neredeyse otobüsü kaçırıyordum
endişeli
Sahnedehuzursuz veya kaygılı hissetmek
I am worried about the exam
Sınav hakkında endişeliyim
unutmak
Sahnedebir şeyi hatırlayamamak
I often forget my keys
Anahtarlarımı sık sık unuturum
hatırlamak
bir şeyi tekrar akla getirmek
I remember this song
Bu şarkıyı hatırlıyorum
unutmak
bir şeyi hatırlayamamak
I often forget where I put my keys
Anahtarlarımı nereye koyduğumu sık sık unuturum
boşvermek
bir şeyi düşünmeyi veya ona önem vermeyi bırakmak
Just forget the argument
Tartışmayı boşver
unutmak
bir şeyi hatırlayamamak
I always forget his name
Onun adını her zaman unutuyorum
artık
Sahnedeartık veya bir daha (olumsuz cümlelerde kullanılır)
I don't live there anymore
Artık orada yaşamıyorum
artık
artık gerçekleşmeyen veya var olmayan
I don't live here anymore
Artık burada yaşamıyorum
artık
bir şeyin eskisi gibi devam etmediğini belirtir
I don't go there anymore
Artık oraya gitmiyorum
artık
günümüzde geçerliliğini yitirmiş durumları ifade eder
They don't play together anymore
Artık birlikte oynamıyorlar
tespih
Sahnededua saymak için kullanılan boncuk dizisi
He holds the rosary in his hands while praying
Dua ederken ellerinde tespih tutuyor
haber
Sahnedebir olay veya durum hakkında yeni bilgi
I have some good news
Bazı iyi haberlerim var
kıyafetler
Sahnedevücuda giyilen şeyler
I like my new clothes
Yeni kıyafetlerimi seviyorum
ıslak
su veya başka bir sıvı ile kaplanmış
The clothes are wet
Kıyafetler ıslak
giydirmek
birine kıyafetlerini giydirmek
She clothes the children
Çocukları giydiriyor
kıyafet
vücudu örtmek için giyilen eşya
I need new clothes for the party
Parti için yeni kıyafetlere ihtiyacım var
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anlayıp anlamadığını kontrol etmek veya duraklamak için kullanılan ifade
It is a bit expensive, ya know
Biraz pahalı, biliyorsun
tekrar
Sahnedebir kez daha
Please try again
Lütfen tekrar dene
affetmek
Sahnedebir hatayı hoşgörüyle karşılamak
Please excuse my foolish error
Lütfen aptalca hatamı affedin
affedersiniz
nazikçe dikkat çekmek veya özür dilemek için kullanılan ifade
Excuse me may I pass
Affedersiniz geçebilir miyim
bahane
bir durumu açıklamak için sunulan gerekçe
He has a good excuse
Onun iyi bir bahanesi var
bahane
bir hatayı açıklamak için sunulan neden
Do not make an excuse for being late
Geç kaldığın için bahane üretme
yapı taşı
Sahnedebir şeyin oluşturulduğu temel parça
Trust is a building block of a good relationship
Güven iyi bir ilişkinin yapı taşıdır
polis
Sahnedepolis teşkilatının bir üyesi
The cop stopped the car
Polis arabayı durdurdu
almak
bir şeyi ele geçirmek veya elde etmek
I copped a new shirt at the store
Mağazadan yeni bir gömlek aldım
üzgün bir şekilde
Sahnedemutsuz olduğunu gösterecek şekilde
He looked at me sadly
Bana üzgün bir şekilde baktı
hatırlatmak
Sahnedebirine bir şeyi hatırlamasını sağlamak
Please remind me to call him
Lütfen ona telefon etmemi hatırlat
geçen yıl
Sahnedeiçinde bulunduğumuz yıldan hemen önceki yıl
I moved here last year
Geçen yıl buraya taşındım
geçen sene
içinde bulunduğumuz yıldan bir önceki yıl
It was colder last year
Geçen sene daha soğuktu
büyümek
Sahnedeyaşça büyümek
Children grow quickly
Çocuklar hızlı büyür
yetiştirmek
bitki veya saç gibi şeylerin gelişmesini sağlamak
They grow tomatoes in the garden
Bahçede domates yetiştiriyorlar
artmak
bir şeyin miktarının veya sayısının çoğalması
The demand for goods continues to grow
Ürünlere olan talep artmaya devam ediyor
endişelenmek
bir durum karşısında kaygı duymaya başlamak
I began to grow worried about the weather
Hava durumu hakkında endişelenmeye başladım
büyümek
bir duruma gelmek veya gelişmeye başlamak
The plant started to grow
Bitki büyümeye başladı
bam
Sahnedeaniden meydana gelen yüksek ses veya çarpma
Bam! The door closed
Bam! Kapı kapandı
akıllı
Sahnedemantıklı ve doğru karar veren
It was a smart choice
Bu akıllıca bir seçimdi
zeki
hızlı zekaya sahip olan
He is a smart student
O zeki bir öğrenci
sızlamak
keskin bir acı vermek
My eyes began to smart
Gözlerim sızlamaya başladı
şık
iyi giyimli veya temiz görünüşlü
He looks very smart in his suit
O takım elbisesiyle çok şık görünüyor
ücretsiz
Sahnedebedava olan veya ücret ödenmeyen
This water is free
Bu su ücretsiz
özgür
kısıtlanmamış veya kontrol edilmeyen
The bird is free
Kuş özgür
serbest bırakmak
birini veya bir şeyi tutulduğu ya da sıkıştığı yerden kurtarmak
They decided to free the bird from the cage
Kuşu kafesten serbest bırakmaya karar verdiler
müsait
yapacak işi veya zorunluluğu olmayan
I am free this afternoon
Bu öğleden sonra müsaitim
Hollywood Şöhretler Yolu
SahnedeHollywood'da ünlülerin isimlerinin bulunduğu yıldızlarla kaplı ünlü kaldırım
I want to visit the Walk of Fame in Los Angeles
Los Angeles'taki Şöhretler Yolu'nu ziyaret etmek istiyorum