The Big Bang Theory — 5. Sezon Bölüm 10
Kelimeler ve anlamları
464 kelime
Seviye
film
Sahnedesinemada veya televizyonda gösterilen hikaye
I love watching movies
Film izlemeyi severim
hiçbir şekilde
Sahnedevurgu yapmak için kullanılır
I have no doubt whatsoever
Hiçbir şüphem yok
her ne olursa olsun
herhangi bir şeyi vurgulamak için kullanılır
Any help whatsoever is welcome
Her ne şekilde olursa olsun her türlü yardım hoş karşılanır
sarımtırak
Sahnedecildin soluk ve sarımsı görünümü
Her skin looked sallow after the flu
Grip sonrası cildi sarımtırak görünüyordu
dört katı
Sahnedemiktarın veya sayının dört misli
They pay a quadruple price
Dört katı fiyat ödüyorlar
dört katına çıkarmak
bir şeyi dört misli yapmak
We need to quadruple our production
Üretimimizi dört katına çıkarmalıyız
yanında olmak
Sahnededestek olmak için birinin yanında bulunmak
I will sit with her
Onun yanında olacağım
içine sinmek
bir durumun kişide belirli bir duygu oluşturması
That decision does not sit well with me
Bu karar içime sinmedi
baş başa kalmak
zor bir duygu veya durumla sakin kalarak yüzleşmek
It is healthy to sit with your emotions
Duygularınla baş başa kalmak sağlıklıdır
üzerinde düşünmek
bir şey hakkında dikkatlice düşünmek veya hissetmek
I need to sit with this decision before acting
Harekete geçmeden önce bu karar üzerinde düşünmem gerekiyor
gömlek
Sahnedevücudun üst kısmına giyilen giysi
He is wearing a white shirt
O beyaz bir gömlek giyiyor
gömlek
vücudun üst kısmına giyilen bir giysi
He is wearing a blue shirt
O mavi bir gömlek giyiyor
silah ateşlemek
Sahnedebir silahı kullanıp patlatmak
Please do not shoot the weapon
Lütfen silahı ateşleme
hay aksi
hafif kızgınlık veya hayal kırıklığı belirten ünlem
Shoot, I forgot my keys
Hay aksi, anahtarlarımı unuttum
hay aksi
şaşkınlık veya kızgınlık ifade eden ünlem
Shoot I forgot my keys
Hay aksi anahtarlarımı unuttum
çekmek
kamera ile görüntü kaydetmek
We will shoot a movie
Bir film çekeceğiz
çekmek
kamera ile görüntü kaydetmek
We will shoot a movie tomorrow
Yarın bir film çekeceğiz
ateşlemek
bir silahın patlamasını sağlamak
He shot the gun into the air
Silahı havaya ateşledi
vurmak
birini veya bir şeyi vurmak için silah kullanmak
You should not shoot at birds
Kuşlara ateş etmemelisin
ateş etmek
birine veya bir şeye silah doğrultup ateşlemek
The soldier shot at the target
Asker hedefe ateş etti
ateş açmak
silah veya başka bir mühimmatı ateşlemek
They decided to shoot at the enemy
Düşmana ateş açmaya karar verdiler
yaralamak
silahla birini vurarak sakat bırakmak
The robber shot the security guard
Soyguncu güvenlik görevlisini vurdu
hedef almak
birine veya bir şeye ateş etmek
Do not shoot at the innocent people
Masum insanlara ateş etmeyin
enjekte etmek
bir sıvıyı zorla bir yere vermek
The doctor will shoot the medicine
Doktor ilacı enjekte edecek
vurup yaralamak
mermi ile birini yaralamak
He accidentally shot his friend
Kazara arkadaşını vurdu
öldürmek
mermi ile birinin yaşamına son vermek
The soldier shot the guard
Asker nöbetçiyi vurdu
vurup öldürmek
silah kullanarak birini öldürmek
They shot the man in the street
Adamı sokakta vurup öldürdüler
ateş etmek
birine veya bir şeye ateşli silahla vurmak
He decided to shoot at the target
Hedefe ateş etmeye karar verdi
fırlatmak
bir şeyi hızla ileriye doğru göndermek
Please shoot the ball to me
Lütfen topu bana fırlat
göz gezdirmek
Sahnedehızlıca okumak veya aramak
I looked through the reports
Raporlara göz gezdirdim
hologram
Sahnedeışıkla oluşturulan üç boyutlu görüntü
The museum has a hologram of a dinosaur
Müzede bir dinozor hologramı var
biriyle yatmak
Sahnedebiriyle cinsel ilişkiye girmek
He hopes to get laid tonight
Bu gece biriyle yatmayı umuyor
iyi
Sahnedeyeterince iyi veya tatmin edici
I feel fine today
Bugün iyi hissediyorum
para cezası
bir kural veya yasayı çiğnediğiniz için ödemeniz gereken para
He paid a fine for parking
Park ettiği için para cezası ödedi
zinde
iyi bir sağlık durumu içinde
She is feeling fine today
Bugün kendini zinde hissediyor
ufak
boyut veya miktar olarak çok küçük
There is fine sand on the beach
Sahilde ufak kumlar var
iyi
kabul edilebilir veya sorunsuz olan
Everything will be fine
Her şey iyi olacak
güzel
göze hoş gelen veya çekici
She looks very fine today
Bugün çok güzel görünüyor
kaliteli
çok iyi niteliğe sahip olan
This is a fine piece of work
Bu kaliteli bir iş
yeterli
kabul edilebilir veya yeterli olan
It is fine to stay here
Burada kalmak yeterli
kullanmak
Sahnedebir şeyi faydalanmak amacıyla kullanmak
He employed a new method to solve the problem
Sorunu çözmek için yeni bir yöntem kullandı
işe almak
birine çalışması için ücret ödemek
The company wants to employ more staff
Şirket daha fazla personel işe almak istiyor
işe almak
birine çalışması için maaş vermek
They employ ten people at the factory
Fabrikada on kişi çalıştırıyorlar
istihdam etmek
birine maaş karşılığı iş vermek
The company will employ more people
Şirket daha fazla insan istihdam edecek
ne dersin
Sahnedebir öneride bulunmak için kullanılır
What do you say to a movie?
Bir filme ne dersin?
muhafaza etmek
Sahnedebir şeyi elinde tutmaya devam etmek
The company wants to retain its best employees
Şirket en iyi çalışanlarını elinde tutmak istiyor
anestezi
Sahnedevücudun bir kısmındaki his kaybı
The patient was under anesthesia
Hasta anestezi altındaydı
yapacak
Sahnedegeleceğe dair bir plan veya tahmini ifade etmek için kullanılır
I'm gonna call you
Seni arayacağım
sihirli
Sahnedebüyüleyici veya sihirle ilgili
It was a magical moment
Sihirli bir andı
büyülü
sihirli veya büyü güçlerine sahip olan
The forest looked magical in the moonlight
Orman ay ışığında büyülü görünüyordu
büyülü
büyü veya doğaüstü olaylarla ilgili olan
The fairy tale had a magical ending
Masalın büyülü bir sonu vardı
sihirli
büyü gücüne sahip olan veya büyüyle ilgili
The magician performed a magical trick
Sihirbaz sihirli bir numara yaptı
kurmak
Sahnedebir şeyi kurmak veya meydana getirmek
They want to establish a new company
Yeni bir şirket kurmak istiyorlar
kanıtlamak
bir şeyin doğru olduğunu göstermek
The evidence established the truth
Kanıtlar gerçeği kanıtladı
indirmek
Sahnedebir dosyayı internetten bir cihaza aktarmak
I want to download this app
Bu uygulamayı indirmek istiyorum
indirmek
verileri internetten bir cihaza kopyalamak
I will download this file
Bu dosyayı indireceğim
olup olmadığı
Sahnedeiki olasılığı belirtmek için kullanılır
I don't know whether he will come
Gelip gelmeyeceğini bilmiyorum
ip-medigi
iki olasılık arasında seçim veya belirsizlik belirtmek için kullanılan bağlaç
I do not know whether he is coming
Onun gelip gelmeyeceğini bilmiyorum
meme
Sahnedekadın göğsü için kullanılan gayri resmi terim
She has small boobs
Küçük memeleri var
aptalca hata
aptalca yapılan bir hata
I made a real boob
Gerçekten aptalca bir hata yaptım
aptal
aptal veya şapşal bir kişi
Stop acting like a boob
Aptal gibi davranmayı bırak
de
Sahnedeolumsuz cümlelerde de anlamı katar
I don't like it either
Ben de sevmiyorum
ya da
Sahnedeiki seçenekten biri veya diğeri
Either you stay or I go
Ya sen kalırsın ya da ben giderim
da
olumsuz cümlelerde benzer bir durumu belirtmek için kullanılır
I do not like apples and she does not either
Elma sevmiyorum ve o da sevmiyor
kısıtlamak
Sahnedebirinin özgürlüğünü veya eylemlerini sınırlamak
The rules bind their actions significantly
Kurallar onların eylemlerini önemli ölçüde kısıtlıyor
bağlamak
bir şeyi iple veya benzeriyle tutturmak
He bound the logs together
Kütükleri birbirine bağladı
çıkmaz
zor ve karmaşık bir durum
I am in a bit of a bind right now
Şu anda biraz çıkmazdayım
latte
Sahnedeespresso ve sıcak sütle hazırlanan bir kahve
I would like a latte please
Lütfen bir latte istiyorum
çok
Sahnedebüyük bir miktar veya sayı
I have a lot of books
Çok kitabım var
çok
büyük bir miktar veya sayı
There are a lot of people here
Burada çok insan var
yeter
Sahnedeartık daha fazlasına gerek yok
That is enough
Bu kadar yeter
yeterli
Sahnedeistenilen ya da gereken miktarda
Do you have enough water
Yeterli suyun var mı
yeterli
ihtiyaç kadar olan
I have enough money
Yeterince param var
yeterli
gerektiği kadar
This is enough for me
Bu benim için yeterli
ünlü
Sahnedeherkesçe bilinen veya tanınan
He is a noted author
O ünlü bir yazar
not edilmiş
bir yere yazılmış veya belirtilmiş
The important points were noted by the assistant
Önemli noktalar asistan tarafından not edilmişti
herhangi bir şey
Sahnedeherhangi bir nesne veya madde
I can eat anything
Herhangi bir şeyi yiyebilirim
hiçbir şey
herhangi bir nesne veya madde
I don't have anything
Hiçbir şeyim yok
listeden silmek
Sahnedebirini sosyal medya listesinden kaldırmak
I deleted him from my list
Onu listemden sildim
arkadaşlıktan çıkarmak
Sahnedebirini sosyal medya arkadaş listesinden silmek
She decided to unfriend him
Onu arkadaşlıktan çıkarmaya karar verdi
sınırlı
Sahnedebelli bir miktar veya alanla kısıtlanmış
We have limited time
Sınırlı zamanımız var
sınırlı
belirli bir miktar veya sayı ile çevrili olan
The budget for this project is limited
Bu projenin bütçesi sınırlı
rahatça
Sahnederahat bir şekilde
She sat comfortably on the sofa
Kanepede rahatça oturdu
ayak parmağı
Sahnedeayağın ucundaki ayrı bölümler
I hurt my toe
Ayak parmağımı incittim
uymak
kurallara veya talimatlara riayet etmek
You need to toe the line
Kurallara uyman gerekiyor
durma
Sahnedehiçbir şeyin hareket etmediği veya gerçekleşmediği durum
Traffic came to a standstill
Trafik durma noktasına geldi
karşılıklı
Sahnedeiki veya daha fazla kişi tarafından hissedilen veya yapılan
They have mutual respect
Karşılıklı saygı duyuyorlar
önemsemek
Sahnedebir konu veya kişi hakkında endişelenmek
I care about my grades
Notlarımı önemsiyorum
önemsemek
birine değer vermek veya onu sevmek
I care about my friends
Arkadaşlarımı önemsiyorum
genişleme
Sahnededaha büyük hale gelme eylemi
The company plans an expansion into Asia
Şirket Asya'ya doğru bir genişleme planlıyor
noter
Sahnedebelgeleri tasdik etme yetkisi olan görevli
I need to go to the notary to sign this document
Bu belgeyi imzalamak için notere gitmem gerekiyor
muhtemelen
Sahnedebüyük olasılıkla
It will probably rain today
Bugün muhtemelen yağmur yağacak
şarap
Sahnedeüzümden yapılan alkollü içecek
I drink red wine
Kırmızı şarap içerim
ağırlamak
birinin beğenisini kazanmak için ona yemek veya içki ısmarlamak
They wined and dined the potential client
Potansiyel müşteriyi güzelce ağırladılar
çıkarma
Sahnedebir şeyi bulunduğu yerden dışarı alma eylemi
The extraction of the tooth was difficult
Dişin çekilmesi zordu
inek
Sahnedebir konuyla aşırı ilgilenen kimse
He is a computer nerd
O bir bilgisayar ineği
tutkun
belli bir konuya çok ilgi duyan kişi
He is a movie nerd
O bir film tutkunu
inek
derslere veya teknik konulara aşırı odaklanan kişi
He is a math nerd
O bir matematik ineği
ineklik yapmak
sosyal açıdan garip görülecek kadar çok ders çalışmak
He is nerding out on his science project
Bilim projesi üzerinde ineklik yapıyor
hikaye anlatıcılığı
Sahnedehikaye veya öykü anlatma sanatı
Storytelling is a great way to teach children
Hikaye anlatıcılığı çocuklara öğretmek için harika bir yoldur
hmm
Sahnededüşünürken veya tereddüt ederken çıkarılan ses
Hmm, let me think
Hmm, bir düşüneyim
yumuşak davranmak
Sahnedebirine karşı nazik veya hoşgörülü davranmak
Please go easy on him
Lütfen ona yumuşak davran
yumuşak davranmak
birine karşı daha az sert olmak
Go easy on him because he is new
Yeni olduğu için ona yumuşak davran
sevgi
Sahnedebirine karşı duyulan güçlü sevgi hissi
I love my family
Ailemi seviyorum
tipi
Sahnedehayvan derisi veya kumaştan yapılan koni şeklinde çadır
The Native Americans lived in a tepee
Kızılderililer tipide yaşardı
ortaya çıkmak
Sahnedebir durumun sonunda aslında nasıl olduğunun anlaşılması
It turned out to be true
Doğru olduğu ortaya çıktı
dönüşmek
gelişim göstererek bir şeye dönüşmek
He turned out to be a good student
İyi bir öğrenci oldu
ortaya çıkmak
gerçek durumun sonradan anlaşılması
It turned out that he was lying
Yalan söylediği ortaya çıktı
söndürmek
ışığı kapatmak
Turn out the lights
Işıkları söndür
boşaltmak
bir kabın veya cebin içindekileri dışarı çıkarmak
He turned out his pockets to find the coin
Bozuk parayı bulmak için ceplerini boşalttı
geri çevirmek
birini kabul etmeyi veya ona yardım etmeyi reddetmek
They turned out the man who asked for help
Yardım isteyen adamı geri çevirdiler
katılmak
bir topluluğa veya etkinliğe hazır bulunmak
Many people turned out for the concert
Konsere pek çok insan katıldı
sonuçlanmak
belirli bir şekilde gelişmek veya bitmek
The cake turned out delicious
Kek harika sonuçlandı
üretmek
büyük miktarlarda mal ortaya koymak
The factory turns out many toys
Fabrika çok sayıda oyuncak üretiyor
dışarı salmak
hayvanları açık bir alana bırakmak
The farmer turned out the cows
Çiftçi inekleri dışarı saldı
ortaya çıkmak
bir gerçeğin sonradan fark edilmesi
It turned out that the key was in the drawer
Anahtarın çekmecede olduğu ortaya çıktı
sonuçlanmak
bir durumun belirli bir şekilde bitmesi
The meeting turned out well
Toplantı iyi sonuçlandı
söndürmek
bir ışık kaynağını kapatmak
Please turn out the light before sleeping
Uyumadan önce lütfen ışığı söndür
toplanmak
bir olay için insanların bir araya gelmesi
Many people turned out for the protest
Protesto için birçok insan toplandı
gerçekleşmek
olayların belirli bir seyir izlemesi
The situation turned out quite complicated
Durum oldukça karmaşık bir şekilde gerçekleşti
anlaşılmak
bir şeyin aslında öyle olduğunun fark edilmesi
It turned out he was right all along
Onun başından beri haklı olduğu anlaşıldı
çıkmak
bir kişinin sonradan farklı bir karakterde görülmesi
The stranger turned out to be an old friend
Yabancı eski bir arkadaş çıktı
neticelenmek
bir durumun belli bir şekilde bitişe ulaşması
Their long search turned out in failure
Uzun aramaları başarısızlıkla neticelendi
kullanmak
Sahnedebir şeyden yararlanmak
Can I use your pen
Kalemini kullanabilir miyim
yarar
bir şeyin sağladığı fayda
That information has no use
O bilginin hiçbir yararı yok
eskiden yapmak
geçmişte düzenli yapılan ama artık yapılmayan eylem
I used to swim every morning
Eskiden her sabah yüzerdim
ihtiyaç duymak
bir şeye gerek duymak
I could really use some help
Gerçekten biraz yardıma ihtiyacım var
istismar etmek
birini kendi çıkarı için kandırmak
He used me for his benefit
Kendi çıkarı için beni istismar etti
kullanmak
bir şeyi işleme koymak
Use your brain to solve this
Bunu çözmek için beynini kullan
küfür etmek
kaba veya saldırgan bir dil kullanmak
Do not use bad words here
Burada kötü kelimeler kullanma
yararlanmak
bir şeyden fayda sağlamak
You can use these tools for work
İş için bu araçlardan yararlanabilirsin
gerekçe göstermek
bir durum için geçerli bir sebep sunmak
She used the rain as a reason for being late
Yağmuru geç kalmak için gerekçe gösterdi
kötüye kullanmak
bir şeyi yanlış veya zararlı bir şekilde kullanmak
He misused his power
Yetkisini kötüye kullandı
sık sık
bir şeyin çok kez yapılması veya gerçekleşmesi
I use my computer often
Bilgisayarımı sık sık kullanırım
alışkın olmak
bir şeye deneyim yoluyla aşina olmak
I am used to waking up early
Erken kalkmaya alışkınım
mademki
Sahnedebir durum gerçekleştiği için
Now that you are here, we can start
Madem buradasın, başlayabiliriz
mademki
yeni bir durum nedeniyle bir şeyin doğru olduğunu açıklamak için kullanılır
Now that you are here we can start
Mademki buradasın başlayabiliriz
iyi geceler
Sahnedeayrılırken veya uyumaya giderken kullanılan bir ifade
Good night, see you tomorrow
İyi geceler, yarın görüşürüz
iyi geceler
gece veda ederken kullanılan ifade
Good night see you tomorrow
İyi geceler yarın görüşürüz
iyi geceler
akşam veda ederken veya uyumaya giderken kullanılan nazik bir ifade
I will see you tomorrow good night
Yarın görüşürüz iyi geceler
güzel bir akşam
akşam saatlerinde geçirilen keyifli vakit
I had a good night with my friends
Arkadaşlarımla güzel bir akşam geçirdim
hani
Sahnedekonuşurken dikkat çekmek veya düşünürken kullanılan bir ifade
You know, I am not sure about this
Hani, bu konuda emin değilim
biliyorsun
dinleyicinin anlayıp anlamadığını kontrol etmek veya duraksamak için kullanılır
It is a bit expensive, you know
Biraz pahalı, biliyorsun
bilmek
bir şey hakkında bilgi sahibi olmak
Do you know the answer
Cevabı biliyor musun
nefret etmek
Sahnedebirinden veya bir şeyden hiç hoşlanmamak
I hate cold weather
Soğuk havadan nefret ederim
itiraf etmek
bir şeyin doğru olduğunu söylemek
He confessed the truth
Gerçeği itiraf etti
nefret
birine veya bir şeye karşı duyulan çok güçlü hoşlanmama duygusu
They have so much hate in their hearts
Kalplerinde çok fazla nefret var
nefret etmek
birinden veya bir şeyden yoğun bir şekilde hoşlanmamak
I hate spiders
Örümceklerden nefret ederim
atıp tutmak
Sahnedeyalan söylemek veya kendini övmek için abartmak
Don't believe him, he is full of it
Ona inanma, atıp tutuyor
sihirli değnek
Sahnedebüyü yaparken kullanılan ince çubuk
The wizard waved his magic wand
Büyücü sihirli değneğini salladı
taramak
bir cihazı bir şeyin üzerinde gezdirerek kontrol etmek
Security guards wand passengers
Güvenlik görevlileri yolcuları tarıyor
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
tanımak
birini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
ilginç
Sahnedemerak uyandıran
The book is very interesting
Kitap çok ilginç
ilgi çekici
bir şeyi merak etme veya öğrenme isteği uyandıran
This book is very interesting
Bu kitap çok ilgi çekici
ilgi çekici
merak veya dikkat uyandıran
This is an interesting story
Bu ilgi çekici bir hikaye
manevi destek
Sahnedebirine inandığınızı göstererek verilen yardım
He came to offer me moral support
Bana manevi destek vermek için geldi
yuva
Sahnedeyasa dışı faaliyetlerin yapıldığı gizli yer
The police raided the gambling den
Polis kumar yuvasına baskın düzenledi
çalışma odası
evde dinlenmek veya çalışmak için kullanılan oda
He is reading in the den
Çalışma odasında kitap okuyor
in
vahşi bir hayvanın yaşadığı veya saklandığı yer
The bear slept in its den
Ayı ininde uyudu
acıyan yer
Sahnedeküçük bir yaralanma veya acı için kullanılan çocukça kelime
I have an ouchie on my knee
Dizimde acıyan bir yer var
beklemek
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesini beklemek
Please wait for me
Lütfen beni bekle
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
sabırsızlanmak
bir şeyin olması için heyecan duymak
I can't wait for summer
Yaz için sabırsızlanıyorum
beklemek
kısa bir süreliğine durmak
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
beklemek
bir şeyin olmasını ya da birinin gelmesini umarak durmak
Please wait for me
Lütfen beni bekle
cihaz
Sahnedebelirli bir amaç için tasarlanmış ekipman parçası
This is a useful device
Bu faydalı bir cihaz
bot
Sahnedeayağı ve ayak bileğini veya bacağı örten ayakkabı
I bought new boots for winter
Kış için yeni botlar aldım
üstelik
söylenenlere ilave bir şey eklemek için kullanılır
He is smart and kind to boot
O hem zeki hem de üstelik nazik
bagaj
arabanın arkasında eşya taşımak için kullanılan yer
Put the suitcase in the boot
Bavulu bagaja koy
kovmak
birini işinden veya görevinden zorla uzaklaştırmak
They had to boot him from his job
Onu işinden kovmak zorunda kaldılar
düşünmek
Sahnedebir konu üzerinde dikkatlice düşünmek
I will consider your offer
Teklifinizi düşüneceğim
saymak
bir şeyi belli bir şekilde görmek veya kabul etmek
I consider him a friend
Onu bir arkadaşım olarak görüyorum
dikkate almak
bir karar verirken belirli bir durumu düşünmek
You should consider the cost before buying it
Satın almadan önce maliyeti dikkate almalısın
keyifli
Sahnedehaz veya keyif veren
It was an enjoyable evening
Keyifli bir akşamdı
adam
Sahnedebir erkek veya erkek çocuk
He is a nice fellow
O nazik bir adam
meslektaş
aynı statüye veya aktiviteye sahip kişi
He is a fellow student
O bir okul arkadaşı
adam
genellikle erkekler için kullanılan samimi bir ifade
He is a nice fellow
O iyi bir adam
itiraf etmek
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu söylemek
He admitted his mistake
Hatasını itiraf etti
kabul etmek
bir yere girmeye izin vermek
The club admits members only
Kulüp sadece üyeleri kabul eder
el altında
Sahnedekullanıma hazır veya yakın olan
Keep a notebook at hand
Yanında bir defter bulundur
mevcut
şu anda gerçekleşen veya var olan
Focus on the task at hand
Elindeki işe odaklan
salgı bezi
Sahnedevücutta madde üreten organ
The thyroid is a gland
Tiroid bir salgı bezidir
tarih
Sahnedeayın veya yılın belirli bir günü
What is today's date?
Bugünün tarihi ne?
çıkmak
Sahnedebirisiyle romantik bir amaçla görüşmek
They have been dating for two months
İki aydır çıkıyorlar
hurma
palmiye ağacından yetişen tatlı kahverengi meyve
I like eating dates
Hurma yemeyi severim
bugüne kadar
şimdiki zamana kadar
We have learned a lot to date
Bugüne kadar çok şey öğrendik
istemek
Sahnedebir şeyi dilemek veya arzulamak
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
istemek
bir şeyi arzu etmek veya talep etmek
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
aramak
birini bulmaya veya yakalamaya çalışmak
The police want him for robbery
Polis onu soygun nedeniyle arıyor
sonraki
Sahnedeşu anki veya mevcut olandan sonra gelen
See you next week
Gelecek hafta görüşürüz
yandaki
bir şeye çok yakın veya onun yanında olan
She sat in the next seat
O yandaki koltukta oturdu
bile
Sahnedeşaşırtıcı veya uç bir durumu belirtmek için kullanılır
He didn't even say hello
Merhaba bile demedi
ödeşmiş
iki taraf arasında borç veya avantaj bulunmaması durumu
Now we are even
Şimdi ödeştik
çabalamak
bir şeyi başarmak için gayret göstermek
You should even to reach your goal
Hedefine ulaşmak için çabalamalısın
çift
ikiye tam bölünebilen sayı
Four is an even number
Dört çift bir sayıdır
doğum öncesi
Sahnedebebek doğmadan önce gerçekleşen
Prenatal care is important for the baby
Doğum öncesi bakım bebek için önemlidir
rahatsızlık
Sahnedefiziksel veya zihinsel huzursuzluk
She felt some discomfort in her back
Sırtında bir rahatsızlık hissetti
rahatsızlık
rahatsız olma veya ağrı hissi
The chair caused some discomfort
Sandalye biraz rahatsızlık verdi
rahatsız etmek
birini huzursuz veya tedirgin hissettirmek
His strange behavior began to discomfort everyone
Onun tuhaf davranışları herkesi rahatsız etmeye başladı
rahatsızlık
fiziksel veya duygusal hoş olmayan his
She felt discomfort in her back
Sırtında bir rahatsızlık hissetti
harp
Sahnedebirçok teli olan büyük bir müzik aleti
She plays the harp
Arp çalıyor
diline dolamak
bir konuyu sıkıcı bir biçimde sürekli yinelemek
Please stop harping on about your old job
Lütfen eski işinden bahsedip durmayı bırak
arp
müzik yapmaya yarayan telli bir çalgı
She plays the harp beautifully
O arpı çok güzel çalıyor
dijital olarak
Sahnedebilgisayar veya internet kullanarak
We submitted the form digitally
Formu dijital olarak gönderdik
ağ dokusu
Sahnedeağ gibi boşlukları olan ince esnek malzeme
Ducks have webbing between their toes
Ördeklerin parmakları arasında ağ dokusu vardır
mağaza
Sahnedeürünlerin satıldığı yer
I am going to the store
Mağazaya gidiyorum
depolamak
bir şeyi sonra kullanmak için bir yere koymak
Store the grain in the barn
Tahılları ahıra depola
bekleyen
gelecekte olması beklenen
There is a surprise in store for you
Seni bir sürpriz bekliyor
mağaza
eşyaların satıldığı bir yer
I went to the store
Mağazaya gittim
ömür boyu
Sahnedebir yaşam boyunca süren
He is a lifelong learner
O ömür boyu öğrenen biridir
çekici kadın
Sahnedeçekici ve hareketli kadın
She is quite a vixen
O oldukça çekici bir kadın
dişi tilki
dişi tilki
The vixen was protecting her cubs
Dişi tilki yavrularını koruyordu