The Big Bang Theory — 5. Sezon Bölüm 16
Kelimeler ve anlamları
513 kelime
Seviye
orada
Sahnedekonuşmacının gerisinde veya geçmişte kalan bir yerde
I left my bag back there
Çantamı orada bıraktım
öncesinde
daha önce bahsedilen bir yer veya zaman
We talked about that back there
Bunun hakkında az önce konuşmuştuk
orada
daha önce bulunduğumuz yer
I left my coat back there
Ceketimi orada bıraktım
memnun
Sahnedememnuniyet veya mutluluk duyan
I am glad to see you
Seni gördüğüme memnun oldum
memnun
mutlu ve hoşnut
I am glad to see you
Seni gördüğüme memnunum
Yahudi
SahnedeYahudilerle veya Yahudilik diniyle ilgili olan
He is Jewish
O Yahudidir
yaşamak
Sahnedebir yerde ev sahibi olmak
We live in a big house
Biz büyük bir evde yaşıyoruz
canlı
Sahnedegösterildiği anda gerçekleşen
The match is on live TV
Maç canlı televizyonda
canlı
hayatı olan
The fish is still live
Balık hala canlı
yaşamak
bir kişinin veya şeyin var olma biçimi
Fish live in water
Balıklar suda yaşar
yaşamak
bir yerde evinin olması
I live in Istanbul
İstanbul'da yaşıyorum
yaşamak
bir durumu tecrübe etmek
I want to live new adventures
Yeni maceralar yaşamak istiyorum
ihtiyaç duymak
Sahnedegerekli olduğu için bir şeye gereksinim duymak
I need some help
Biraz yardıma ihtiyacım var
ihtiyaç
gerekli veya zorunlu olan şey
There is a need for water
Suya ihtiyaç var
su kanalı
Sahnedesuyu bir yerden diğerine taşımaya yarayan dar yapı
The logs floated down the flume
Kütükler su kanalından aşağı yüzdü
tedbirli şekilde
Sahnederiskten veya aşırılıktan kaçınarak
They managed their money conservatively
Paralarını tedbirli bir şekilde yönettiler
çözmek
Sahnedebir çözüm bulmak
They settled the argument
Tartışmayı çözdüler
yerleşmek
yeni bir yerde yaşamaya başlamak
They decided to settle in London
Londra'ya yerleşmeye karar verdiler
yerleşmek
hareket etmeyi bırakıp bir yerde kalmak
The dust began to settle
Toz yerleşmeye başladı
ödemek
borçlanılan parayı vermek
We need to settle the bill today
Bugün hesabı ödememiz gerekiyor
film yıldızı
Sahnedefilmlerde oynayan ünlü oyuncu
She is a famous movie star
O ünlü bir film yıldızı
köpüklü
Sahnedeiçinde küçük hava kabarcıkları olan
This drink is very bubbly
Bu içecek çok köpüklü
köpüklü şarap
köpüklü şarap için kullanılan gayriresmi bir kelime
Let's open a bottle of bubbly
Bir şişe köpüklü şarap açalım
yabancı
Sahnedekendi ülkenizden olmayan
I like learning foreign languages
Yabancı dil öğrenmeyi seviyorum
yabancı
başka bir ülkeye ait olan
I want to learn a foreign language
Yabancı bir dil öğrenmek istiyorum
yabancı
başka bir kültürden olduğu için bilinmeyen
This custom is foreign to me
Bu gelenek bana yabancı
mesaj atmak
Sahnedetelefonla yazılı mesaj göndermek
Please text me later
Daha sonra bana mesaj at
metin
yazılı bir eser veya içerik
Please read this text carefully
Lütfen bu metni dikkatlice oku
mesaj
telefondan gönderilen yazılı ileti
I sent him a text
Ona bir mesaj gönderdim
mesajlaşmak
telefondan yazılı bir ileti göndermek
I will text you later
Seni sonra mesajlayacağım
histoloji
Sahnededokuların mikroskobik yapısının bilimsel olarak incelenmesi
Histology is important for diagnosing diseases
Histoloji hastalıkların teşhisi için önemlidir
dürüstçe
Sahnededoğru ve samimi bir şekilde
Please answer honestly
Lütfen dürüstçe cevap ver
oldukça
Sahnedebir dereceye kadar; aşırı olmayan
The exam was fairly easy
Sınav oldukça kolaydı
adilce
herkes için doğru ve eşit bir şekilde
The judge treated everyone fairly
Hakim herkese adilce davrandı
orta derecede
orta düzeyde
It is a fairly long walk
Bu orta derecede uzun bir yürüyüş
erkek arkadaş
Sahnederomantik bir ilişki içinde olunan erkek
She went to the cinema with her boyfriend
O erkek arkadaşıyla sinemaya gitti
erkek arkadaş
romantik bir ilişki içinde olan erkek
He has a boyfriend
Onun bir erkek arkadaşı var
erkek arkadaş
düzenli romantik ilişki kurulan erkek
My boyfriend is a doctor
Erkek arkadaşım bir doktor
kemik
Sahnedeiskeleti oluşturan sert beyaz madde
The dog chewed the bone
Köpek kemiği çiğnedi
İyilik
birine yapılan küçük bir yardım
He threw me a bone by helping me
Bana yardım ederek bir iyilik yaptı
Dolar
bir doları ifade eden argo terim
That meal cost five bones
O yemek beş dolara mal oldu
cinsel ilişkiye girmek
birisiyle cinsel birliktelik yaşamak
The couple decided to bone
Çift cinsel ilişkiye girmeye karar verdi
yeni konuya geçmek
Sahnedebaşka bir konuya geçmek
Let's move on to the next topic
Hadi bir sonraki konuya geçelim
atlatmak
geçmişteki kötü bir olayın etkisinden kurtulup hayatına devam etmek
She is ready to move on after the breakup
Ayrılıktan sonra hayatına devam etmeye hazır
ilerlemek
bir sonraki aşamaya geçmek
We should move on to the next topic
Bir sonraki konuya ilerlemeliyiz
yeni bir başlangıç yapmak
önceki bir işi bitirdikten sonra farklı bir şeye başlamak
It is time to move on with your life
Hayatına yeni bir başlangıç yapma zamanı geldi
mikroskop
Sahnedeküçük nesneleri görmek için kullanılan bir araç
I use a microscope in science class
Fen dersinde mikroskop kullanıyorum
saklanma
Sahnedegörünmez kalma eylemi
The children are hiding in the garden
Çocuklar bahçede saklanıyor
saklama
bir şeyi göz önünden uzak tutma
She is hiding the letter
Mektubu saklıyor
bahçıvan
Sahnedebahçe işleriyle uğraşan kimse
The gardener is watering the flowers
Bahçıvan çiçekleri suluyor
bahçıvan
bahçeyle ilgilenen kişi
The gardener waters the plants every day
Bahçıvan her gün bitkileri sular
Bahçıvan
bahçede çalışan kişi
The gardener waters the flowers every day
Bahçıvan her gün çiçekleri sular
fil
Sahnedehortumu adı verilen uzun bir burnu olan çok büyük bir hayvan
The elephant is very big
Fil çok büyüktür
fil
uzun bir burnu ve büyük kulakları olan çok iri bir hayvan
The elephant is a very large animal
Fil çok iri bir hayvandır
akraba
Sahnedekan veya evlilik yoluyla bağlı olunan kişi
She is a close relative
O yakın bir akrabamdır
göreceli
başka bir şeye oranla değerlendirilen
Success is relative
Başarı görecelidir
tehlikeli ucu
Sahnedebir şeyin zarar verebilen kısmı
Don't put your finger at the business end of the tool
Parmağını aletin tehlikeli ucuna koyma
hariç
Sahnededahil etmemek
Everyone except Tom came
Tom hariç herkes geldi
ancak
bir durumu belirtirken karşıtlık bildirmek için kullanılır
I would go except I am tired
Giderdim ancak yorgunum
hariç
bir şeyi dahil etmeden
Everyone came except him
O hariç herkes geldi
hariç
bir durumun veya kişinin dışında bırakıldığını belirtmek için kullanılır
Everyone came, except you
Sen hariç herkes geldi
imza atmak
Sahnedekabul ettiğini göstermek için bir belgeye ismini yazmak
Please sign the contract here
Lütfen sözleşmeyi buraya imzalayın
işaret
bir anlamı olan vücut hareketi
He made a sign to be quiet
Sessiz olması için bir işaret yaptı
işaret
özel bir anlamı olan sembol
It is a sign of respect
Bu bir saygı işaretidir
duymak
Sahnedebirinin veya bir şeyin varlığından haberdar olmak
I have never heard of this artist
Bu sanatçıyı hiç duymadım
duymak
bir kişi veya olay hakkında bilgi sahibi olmak
I have heard of that famous author
O ünlü yazarı duydum
öğrenmek
bir şeyin varlığından haberdar olmak
Have you heard of the new concert
Yeni konseri duydun mu
vakit geçirmek
Sahnederahat bir şekilde zaman harcamak
I just want to hang out at home
Sadece evde vakit geçirmek istiyorum
asmak
ıslak çamaşırları kuruması için ipe dizmek
I hang out the laundry in the sun
Çamaşırları güneşte asıyorum
sarkıtmak
vücudun bir kısmını pencere veya kapıdan dışarı çıkarmak
Do not hang out the window
Pencereden dışarı sarkma
takılma
arkadaşlarla yapılan gündelik sosyal buluşma
We planned a fun hang out for Friday
Cuma günü için eğlenceli bir takılma planladık
takılmak
arkadaşlarla rahat bir şekilde vakit geçirmek
We like to hang out on weekends
Hafta sonları takılmaktan hoşlanırız
vakit geçirmek
arkadaşlarla dinlenerek zaman harcamak
They hang out at the park every day
Her gün parkta vakit geçirirler
oyalanmak
biriyle rahat bir ortamda zaman harcamak
We hung out at my house
Benim evimde oyalandık
birlikte olmak
arkadaşlarla keyifli bir şekilde beraber olmak
Let's hang out this evening
Bu akşam birlikte olalım
sağlıklı
Sahnedeiyi bir sağlık durumuna sahip olma
She is a healthy person
O sağlıklı bir insan
sağlıklı
sağlığa yararlı
Eating fruit is a healthy choice
Meyve yemek sağlıklı bir seçimdir
faydalı
yararlı veya olumlu
A healthy profit is good
İyi bir kar faydalıdır
sağlıksız
bedenen güçlü ve iyi durumda olmayan
He looks not healthy
Sağlıksız görünüyor
cevap vermek
Sahnedebir soruya veya duruma karşılık olarak bir şey söylemek veya yapmak
Please respond to my question
Lütfen soruma cevap verin
yanıtlamak
bir yazıya veya mesaja karşılık olarak bir şey yazmak veya söylemek
He didn't respond to the email
E-postaya yanıt vermedi
tepki vermek
bir şeye karşılık olarak bir şey yapmak
How did he respond to the news
Habere nasıl tepki verdi
cevap vermek
bir soruya veya söze karşılık olarak bir şey söylemek
Please respond to my question
Lütfen soruma cevap ver
-e rağmen
Sahnedesöylenen bir şeye rağmen şaşırtıcı bir durumu belirtmek için kullanılır
Even though it was raining, we went for a walk
Yağmur yağmasına rağmen yürüyüşe çıktık
olmasına rağmen
bir durumun olmasına karşın
I went out even though it was raining
Yağmur yağmasına rağmen dışarı çıktım
her ne kadar
bir durumun olmasına karşın
Even though he was tired he worked
Her ne kadar yorgun olsa da çalıştı
önce
Sahnedeşimdiye göre geçmişte kalmış zaman
I arrived an hour ago
Bir saat önce geldim
önce
şimdiden önce veya geçmişte
I saw him two days ago
Onu iki gün önce gördüm
titremek
Sahnedesoğuktan veya duygulardan dolayı hafifçe sarsılmak
He began to tremble with cold
Soğuktan titremeye başladı
titremek
kontrolsüzce hafifçe sallanmak
Her hands began to tremble
Elleri titremeye başladı
titremek
kontrolsüzce hafifçe sarsılmak
Her hands tremble when she is cold
Üşüdüğünde elleri titriyor
anlamlı
Sahnedebüyük önemi veya amacı olan
We had a meaningful conversation
Anlamlı bir konuşma yaptık
gergin
Sahnedegelecekte ne olacağı konusunda endişeli veya korkmuş
I feel nervous about the exam
Sınav hakkında gergin hissediyorum
gergin
kolayca endişelenen veya huzursuz olan
I feel nervous before the exam
Sınavdan önce gergin hissediyorum
dilim
Sahnedeekmek veya pizza gibi bir şeyin ince parçası
I want a slice of pizza
Bir dilim pizza istiyorum
dilimlemek
ince parçalar halinde kesmek
Slice the bread
Ekmeği dilimle
dilimlemek
bir şeyi ince ve yassı parçalara ayırmak
Please slice the bread
Lütfen ekmeği dilimle
dilim
bir şeyin parçası veya hissesi
I want a slice of cake
Bir dilim kek istiyorum
bacaklar
Sahnedeinsanların yürümek için kullandıkları vücut bölümleri
My legs are tired from walking
Yürümekten bacaklarım yoruldu
bacaklar
yürümek için kullanılan vücut bölgesi
My legs are tired
Bacaklarım yorgun
bacaklar
şarap kadehi çalkalandıktan sonra kenardan aşağı süzülen damlalar
The wine leaves clear legs on the glass
Şarap kadehin kenarında belirgin bacaklar bırakıyor
ayak
bir şeyi destekleyen veya ayakta tutan yapı
The chair has four wooden legs
Sandalyenin dört ahşap ayağı var
üzgün
Sahnedepişmanlık duyan veya özür dileyen
I am sorry for being late
Geç kaldığım için üzgünüm
kalmak
Sahnedebir yerde bulunmaya devam etmek
Please stay here
Lütfen burada kal
uyanık kalmak
tamamen uyanık ve net düşünebilir durumda olmak
I need to stay awake
Uyanık kalmam gerekiyor
kalmak
bir yerde belirli bir süre konaklamak
We will stay in a hotel
Bir otelde kalacağız
kalış
bir yerde geçirilen süre
We enjoyed our stay in London
Londra'daki kalışımızdan keyif aldık
şeker hastası
Sahnedevücudun kan şekerini düzenleyemediği hastalığa sahip kişi
The diabetic checks their blood sugar daily
Şeker hastası her gün kan şekerini kontrol eder
çarpma
Sahnedebir sayının belirli bir sayıda kendisiyle toplanması işlemi
Multiplication is a basic math skill
Çarpma temel bir matematik becerisidir
çarpma
Sahnedebir sayıyı belirli sayıda kendisiyle toplama matematiksel işlemi
Multiplication is taught in elementary school
Çarpma ilkokulda öğretilir
biyolog
Sahnedecanlıları inceleyen bilim insanı
She is a biologist
O bir biyologdur
inanılmaz
Sahnedeçok iyi veya etkileyici
The view is incredible
Manzara inanılmaz
neredeyse
Sahnedetam olarak değil ama çok yakın
I almost missed the bus
Neredeyse otobüsü kaçırıyordum
ah
Sahnedeani bir acı hissedildiğinde kullanılan ünlem
Ouch! That hurts
Ah! Bu acıtıyor
ıstakoz
Sahnedesert kabuklu ve kıskaçları olan, yenilebilir deniz canlısı
The lobster is very expensive
Istakoz çok pahalıdır
istakoz
Sahnedesert kabuklu ve büyük kıskaçları olan bir deniz hayvanı
I ate a delicious lobster at the restaurant
Restoranda lezzetli bir istakoz yedim
matematik
Sahnedesayıların ve şekillerin özelliklerini inceleyen bilim dalı
I study math at school
Okulda matematik çalışıyorum
matematik
sayıların ve şekillerin incelendiği bilim
I like math
Matematiği severim
düğün
Sahnedeevlilik töreni
We are going to a wedding this Saturday
Bu cumartesi bir düğüne gidiyoruz
evlilik töreni
Sahnedeiki kişinin evlendiği merasim
The wedding ceremony starts at noon
Evlilik töreni öğlen başlıyor
gelin
evlenen kadın
The bride arrived at the wedding early
Gelin düğüne erken geldi
düğün
evlilik töreni
They are planning their wedding
Onlar düğünlerini planlıyorlar
düğün
iki kişinin evlendiği tören
They are planning a beautiful wedding
Güzel bir düğün planlıyorlar
nikah
evlilik bağıyla birleşme töreni
They had a small nikah ceremony
Küçük bir nikah töreni yaptılar
ıslatmak
Sahnedebir şeyi ıslak veya nemli hale getirmek
Wet the cloth first
Önce bezi ıslat
ıslak
su veya başka bir sıvı ile kaplı
The grass is wet
Çimler ıslak
hatalı
bir konuda tamamen yanlış düşünme durumu
You are completely wet if you think that
Bunu düşünüyorsan tamamen hatalısın
pısırık
cesareti veya karakter gücü olmayan
He is too wet to stand up for himself
Kendini savunmak için fazla pısırık
konum
Sahnedebelirli bir yer veya pozisyon
What is your current location?
Şu anki konumun nedir?
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
ahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
yanlış
doğru olmayan bir biçimde
You answered the question wrong
Soruyu yanlış cevapladın
yanlış
doğru olmayan veya düzgün çalışmayan
Something is wrong with my car
Arabamda bir sorun var
durdurmak
Sahnedebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
birine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
uğramak
bir yere kısa süreliğine gitmek
I will stop by your house later
Daha sonra evine uğrayacağım
başına gelmek
Sahnedebirinin başına bir şey gelmesi durumu
What happened to him
Ona ne oldu
tesadüfen yapmak
plan yapmadan bir eylem gerçekleştirmek
I happened to meet him at the park
Onunla parkta tesadüfen karşılaştım
tesadüfen yapmak
planlamadan bir şey yapmak
I happened to meet him
Onunla tesadüfen karşılaştım
denk gelmek
bir şeyin rastlantı sonucu olması
I happened to be there
Tesadüfen orada bulundum
rast gelmek
beklenmedik bir şekilde meydana gelmek
Such things happen to everyone
Böyle şeyler herkesin başına gelir
istemeden yapmak
planlamadan bir şeyle sonuçlanmak
I happened to break the glass
Kadehi yanlışlıkla kırdım
başına gelmek
birinin veya bir şeyin başına bir durumun gelmesi
What happened to your car
Arabana ne oldu
tesadüfen yapmak
bir şeyi şans eseri gerçekleştirmek
I happened to see him at the store
Onu mağazada tesadüfen gördüm
duymak
Sahnedekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
duymak
Sahnedebir haberi veya bilgiyi başkasından öğrenmek
I heard that they are moving
Onların taşınacağını duydum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
muktedir
Sahnedebir şeyi yapma yeteneği veya imkanı olan
She is able to speak English
İngilizce konuşabiliyor
şeyler
Sahnedebir nesne, fikir veya durum
Some things are hard to explain
Bazı şeyler açıklanması zordur
şey
nesne veya eşya
This is a useful thing
Bu yararlı bir şey
işler
insanların yaptığı eylemler veya olaylar
We have many things to do today
Bugün yapacak çok işimiz var
şeyler
türü ne olursa olsun nesneler veya durumlar
I have many things in my bag
Çantamda birçok şey var
durumlar
genel olaylar veya faaliyetler
Things are going well
Durumlar iyi gidiyor
eşyalar
nesneler veya maddeler
Please put your things away
Lütfen eşyalarını yerine koy
yeterli
Sahnedeihtiyaç duyulduğu kadar olan
We have plenty of food for everyone
Herkes için yeterli yemeğimiz var
bolca
yeterince veya çok miktarda olan
We have plenty of time
Bolca vaktimiz var
oldukça
büyük ölçüde veya çok
That room is plenty big for our needs
O oda ihtiyaçlarımız için oldukça büyük
terli
Sahnedevücuttan çıkan terle kaplı
I feel sweaty after exercising
Egzersiz yaptıktan sonra terli hissediyorum
terli
terle kaplanmış
My palms are sweaty
Avuçlarım terli
terli
vücut sıvısı nedeniyle ıslanmış
His face was sweaty
Yüzü terliydi
seçmek
Sahnedebir şeyi almaya veya yapmaya karar vermek
I will go for the cake
Keki seçeceğim
geçerli olmak
bir durumun birisi veya bir şey için geçerli olması
The same rule goes for everyone
Aynı kural herkes için geçerlidir
hedeflemek
bir amaca ulaşmaya çalışmak
I will go for the win
Galibiyeti hedefliyorum
ayrılmak
bir yerden hareket etmeye hazırlanmak
I have to go for today
Bugün için ayrılmalıyım
peşinden gitmek
bir şeyin gerçekleşmesi için çabalamak
You should go for your dreams
Hayallerinin peşinden gitmelisin
geçerli olmak
birinin veya bir şeyin durumuna uygun düşmek
This rule goes for everyone
Bu kural herkes için geçerli
girişmek
bir şeyi elde etmeye veya yapmaya çalışmak
I will go for the top prize
Büyük ödül için girişiyorum
fiyat biçilmek
belirli bir bedele sahip olmak
This painting goes for a high price
Bu tabloya yüksek bir fiyat biçiliyor
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı amaçlamak
We go for an early start tomorrow
Yarın erken başlamaya niyetleniyoruz
uymak
birine uygun veya doğru olmak
That color goes for your skin tone
O renk tenine uyuyor
desteklemek
birini seçmek veya tutmak
I go for the local team
Yerel takımı destekliyorum
çabalamak
bir amaca ulaşmaya gayret etmek
You should go for your dreams
Hayallerin için çabalamalısın
tercih etmek
bir şeyi istemek veya seçmek
I think I will go for the salad
Sanırım salatayı tercih edeceğim
saldırmak
birini dövmeye veya yenmeye çalışmak
The dog might go for you
Köpek sana saldırabilir
yer
Sahnedebelirli bir alan veya nokta
This is a nice spot for a picnic
Burası piknik için güzel bir yer
fark etmek
birini veya bir şeyi görmek veya fark etmek
I spotted him in the crowd
Onu kalabalığın içinde fark ettim
zaaf
bir şeye duyulan özel sevgi
She has a soft spot for cats
Kedilere karşı bir zaafı var
hesabını karşılamak
birinin masrafını veya borcunu ödemek
I will spot you for lunch today
Bugün öğle yemeğini senin yerine ödeyeceğim
harika
Sahnedeçok iyi
You did a great job
Harika bir iş çıkardın
büyük
boyut veya derece olarak çok büyük
It was a great success
Büyük bir başarıydı
büyük
soy ağacında bir kuşak öncesi
He is my great-grandfather
O benim büyük büyükbabam
gün
Sahnede24 saatlik süre
I work every day
Her gün çalışıyorum
dönem
Sahnedeözellikle geçmişteki belirli bir zaman dilimi
In my grandfather's day, there were no computers
Büyükbabamın döneminde bilgisayarlar yoktu
özel gün
Sahnedebelirli bir şeyi kutlamak için ayrılmış gün
We celebrate a special day
Biz özel bir gün kutlarız
bir gün
gelecekteki bir zaman
I want to travel the world one day
Bir gün dünyayı gezmek istiyorum
sandviç
Sahnedeiki dilim ekmek arası malzeme
I ate a sandwich for lunch
Öğle yemeği için sandviç yedim
Sandwich
İngiltere veya Amerika da bulunan bir yerleşim yeri adı
Sandwich is a town
Sandwich bir kasabadır
müon
Sahnedeatomdan daha küçük bir parçacık
The scientist detected a muon
Bilim insanı bir müon tespit etti
heh
Sahnedegülmeyi temsil eden bir ses
Heh, you are right
Heh, haklısın
baştan başlamak
Sahnedeen baştan tekrar başlamak
I want to start over
Baştan başlamak istiyorum
yeniden başlamak
bir işi en başından tekrar yapmaya başlamak
I had to start over after the mistake
Hatadan sonra yeniden başlamak zorunda kaldım
kural
Sahnedebir kılavuz veya yasa
Follow the rules
Kurallara uyun
yönetmek
bir şey üzerinde güce sahip olmak
The king rules the land
Kral ülkeyi yönetiyor
harika olmak
en iyi veya baskın olmak
This song rules
Bu şarkı harika
hüküm vermek
bir yasal davada resmi karar vermek
The judge will rule on the case
Yargıç dava hakkında hüküm verecek
yönetmek
bir ülke veya bölge üzerinde resmi yetkiye sahip olmak
The king used to rule the country
Kral eskiden ülkeyi yönetirdi
kural
ne yapmanız veya yapmamanız gerektiğini söyleyen ifade
You must follow the school rules
Okul kurallarına uymalısın
adet
olayların olağan veya normal durumu
Working late is the rule here
Burada geç çalışmak bir adettir
ilke
bir şeyin nasıl yapıldığını anlatan genel ifade
It is a fundamental rule of science
Bu bilimin temel bir ilkesidir
düzenleme
ne yapabileceğiniz hakkında resmi talimat
New safety rules were introduced
Yeni güvenlik düzenlemeleri getirildi
kural
bir yargıç veya yetkili tarafından alınan resmi karar
The judge made a strict rule
Yargıç katı bir kural koydu
ızgara yapmak
Sahnedeyiyecekleri doğrudan ateş üzerindeki metal bir çerçevede pişirmek
We grill chicken in the summer
Yazın tavuk ızgara yaparız
ızgara
yiyecekleri doğrudan ateş üzerinde pişirmek için kullanılan metal çerçeve
Put the meat on the grill
Eti ızgaraya koy
sorguya çekmek
birine çok sayıda zor soru sormak
The police grilled the suspect for hours
Polis şüpheliyi saatlerce sorguya çekti
ızgara yapmak
ateş veya ısı üzerinde yiyecek pişirmek
We will grill some chicken tonight
Bu akşam biraz tavuk ızgara yapacağız
ızgara
yiyecekleri doğrudan ateş üzerinde pişirmeye yarayan alet
He cooks burgers on the grill
Burgerleri ızgarada pişiriyor
özel alan
bir kişinin özel alanı veya işi
Stop getting all up in my grill
Özel alanıma girmeyi bırak
ızgara restoranı
ızgara yemekler servis eden bir yer
We ate dinner at the local grill
Akşam yemeğini yerel ızgara restoranında yedik
beyin sapı
Sahnedebeyni omuriliğe bağlayan beyin bölümü
The brain stem controls basic body functions
Beyin sapı temel vücut fonksiyonlarını kontrol eder
beyin sapı
beyni omuriliğe bağlayan kısım
The brain stem controls basic body functions
Beyin sapı temel vücut fonksiyonlarını kontrol eder
çiftlik hayvanları
Sahnedegıda veya iş için çiftlikte beslenen hayvanlar
The farmer has a lot of livestock
Çiftçinin çok fazla çiftlik hayvanı var
kulak
Sahnedeişitmemizi sağlayan organ
I have two ears
İki kulağım var
kulak
bir şeyi anlama veya ayırt etme yeteneği
She has a good ear for music
Müziğe iyi bir kulağı var
kulak
bir şeyi fark etme veya değerlendirme yeteneği
She has a good ear for music
Onun iyi bir müzik kulağı var
erişim
önemli bir kişiye ulaşma ve onu etkileme yetisi
She has the ear of the director
Onun müdüre doğrudan erişimi var
korumak
Sahnedebirini veya bir şeyi zarardan uzak tutmak
We must protect the environment
Çevreyi korumalıyız
korumak
birini veya bir şeyi zarar görmekten sakınmak
The mother protected her child from the rain
Anne çocuğunu yağmurdan korudu
korumak
bir şeyi güvende tutmak
We must protect the environment
Çevreyi korumalıyız
ücreti ödenmiş
Sahnedeyapılan iş karşılığında para verilmiş
She is a paid worker
O ücretli bir çalışan
satın aldı
bir şeyi edinmek
He paid for the car
Arabayı satın aldı
dikkat etti
birine veya bir şeye yoğunlaşma eylemi
He paid attention to the lesson
O derse dikkat etti
sonraki
Sahnedeşu anki veya mevcut olandan sonra gelen
See you next week
Gelecek hafta görüşürüz
yandaki
bir şeye çok yakın veya onun yanında olan
She sat in the next seat
O yandaki koltukta oturdu
anlamak
Sahnedebir şeyi kavramak veya anlamak
I don't get it
Anlamıyorum
ceza almak
yanlış bir davranışın sonucunda cezalandırılmak
You will get it if you do that
Bunu yaparsan cezanı çekersin
elde etmek
bir şeye sahip olmak veya onu kazanmak
I hope I get it soon
Umarım onu yakında elde ederim
halletmek
bir işi tamamlamak
I will get it done today
Onu bugün halledeceğim
telefona bakmak
gelen bir çağrıyı yanıtlamak
Please get it when it rings
Çaldığında lütfen telefona bak
tamamlamak
bir işi veya görevi bitirmek
I will get it done by tomorrow
İşi yarına kadar tamamlayacağım
almak
bir şeyi elde etmek veya satın almak
I need to get it from the store
Onu mağazadan almam gerekiyor
kavuşmak
bahsi geçen nesneye sahip olmak
Did you get it in the mail
Onu postayla aldın mı
cezalandırılmak
azarlanmak veya bir yaptırıma uğramak
You will get it when dad comes home
Babam eve gelince cezanı çekeceksin
tanımak
Sahnededaha önce görülen birini veya bir şeyi hatırlayıp kim olduğunu anlamak
I didn't recognize him at first
Onu ilk başta tanıyamadım
kabul etmek
bir şeyin doğru veya önemli olduğunu kabul etmek
They finally recognized the need for change
Sonunda değişim gerekliliğini kabul ettiler
rezervasyon yapmak
Sahnedebir şeyi önceden ayırmak
I want to book a room
Bir oda ayırtmak istiyorum
kitap
yazılı sayfaların ciltlenmiş hali
I read a book
Bir kitap okudum
kaydetmek
birinin tutuklanmasını polis kayıtlarına resmi olarak işlemek
The police decided to book the suspect
Polis şüpheliyi kaydetmeye karar verdi
kitap
sayfaları olan yazılı bir eser
I am reading a good book
İyi bir kitap okuyorum
manipüle etmek
Sahnedebirini kurnazca veya dürüst olmayan bir yolla etkilemek
He tried to manipulate her decision
Onun kararını manipüle etmeye çalıştı
manipüle etmek
birini veya bir şeyi kontrol etmek
He tried to manipulate her
Onu manipüle etmeye çalıştı
yönlendirmek
bir kişiyi veya durumu ustaca kontrol etmek
She manipulated the conversation
Sohbeti o yönlendirdi
şekillendirmek
bir şeyi beceriyle değiştirmek veya kullanmak
He manipulated the data to show the results
Sonuçları göstermek için verileri şekillendirdi
tamamlamak
Sahnedebir eylemin başarıyla bittiğini gösterir
I worked it out
Bunu hallettim
dışarı
bir bina veya odanın dışında olan
Let's go out
Hadi dışarı çıkalım
dışarı çıkarmak
bir şeyi içeriden dışarıya almak
Take out the trash
Çöpü dışarı çıkar
açığa çıkarmak
gizli bir şeyi bilinir hale getirmek
The truth came out
Gerçek ortaya çıktı
önemsemek
Sahnedebirine veya bir şeye ilgi veya endişe duymak
I don't care
Umursamıyorum
istemek
bir şeyi yapmayı istemek
Would you care for tea
Çay ister misiniz
bakım
birine veya bir şeye bakma eylemi
Skin care is important
Cilt bakımı önemlidir