The Big Bang Theory — 5. Sezon Bölüm 22
Kelimeler ve anlamları
438 kelime
Seviye
çekici olmayan
Sahnedehoş olmayan veya ilgi çekmeyen
The food looked unappealing
Yemek çekici görünmüyordu
akçaağaç
Sahnedesonbaharda yaprakları kırmızıya dönen bir ağaç türü
I saw a beautiful maple tree
Güzel bir akçaağaç gördüm
küfür
Sahnedekaba veya saldırgan sözler
Please do not use swear words in class
Lütfen sınıfta küfür etmeyin
akşam
Sahnedeöğleden sonra ile gece arasındaki süre
The evening is cool
Akşam serindir
akşam
günün güneş battıktan sonraki bölümü
I like the cool evening air
Akşam serinliğini severim
akşam
öğleden sonra ile gece arasındaki gün bölümü
I read a book in the evening
Akşamları kitap okurum
akşam vakti
günün öğleden sonra ile gece arasındaki dilimi
The evening is a peaceful time
Akşam vakti huzurlu bir zamandır
ilk
Sahnedezaman veya sıra bakımından herkesten önce gelen
She was the first person to arrive
O gelen ilk kişiydi
birinci sınıf
mümkün olan en yüksek standartta
This hotel provides first class service
Bu otel birinci sınıf hizmet sunuyor
başlangıçta
en başta veya başlangıç aşamasında
At first I did not understand
Başlangıçta anlamadım
teşekkür ederim
Sahnedeminnettarlık göstermek için kullanılan sözler
Thank you for the help
Yardım için teşekkür ederim
teşekkür
minnettarlık ifade eden söz
I sent a thank-you to my teacher
Öğretmenime bir teşekkür gönderdim
teşekkür ederim
minnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan nazik ifade
I want to say thank you
Sana teşekkür ederim demek istiyorum
teşekkür
minnettarlığı göstermenin nazik bir yolu
A simple thank you goes a long way
Basit bir teşekkür çok şey ifade eder
teşekkürler
minnettar olduğunuzu belirtmek için kullanılan sözler
Please say thank you for the gift
Lütfen hediye için teşekkürler de
teşekkür ederim
minnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan sözler
Thank you for your help
Yardımın için teşekkür ederim
ağır
Sahnedeağırlığı fazla olan
This box is heavy
Bu kutu ağır
ciddi
önemli veya zorlu durum
This is a heavy topic
Bu ciddi bir konu
ağır
çok yağlı veya şekerli olan
This chocolate cake is very heavy
Bu çikolatalı kek çok ağır
heavy metal
yüksek sesli ve sert bir rock müzik türü
He listens to heavy metal
O heavy metal dinliyor
pis koku
Sahnedehoş olmayan kötü bir koku
There is a terrible stink in here
Burada berbat bir pis koku var
berbat olmak
bir konuda çok başarısız olmak
I stink at playing tennis
Tenis oynamakta berbatım
yaygara
gürültülü bir şekilde yapılan kamusal şikayet veya itiraz
He raised a stink about the poor service
Kötü hizmet hakkında büyük bir yaygara kopardı
buluşmak
Sahnedebir yerde bir araya gelmek
Let's meet at the park
Parkta buluşalım
Buluşmak
Birisiyle veya bir şeyle bir araya gelmek
Let us meet at the park tomorrow
Yarın parkta buluşalım
müsabaka
insanların spor dallarında yarıştığı etkinlik
The swimming meet was exciting
Yüzme müsabakası heyecan vericiydi
karşılamak
bir ihtiyacı veya gerekliliği gidermek
This solution meets all requirements
Bu çözüm tüm gereksinimleri karşılıyor
müsabaka
sporcuların yarıştığı organizasyon
The swim meet is tomorrow
Yüzme müsabakası yarın
toplantı
insanların bir araya gelmek için planladığı görüşme
We have a meet at noon
Öğlen bir toplantımız var
bir gün
Sahnedegelecekteki belirsiz bir zamanda
Someday I will travel the world
Bir gün dünyayı gezeceğim
bir gün
gelecekte belirli olmayan bir zaman
I hope to visit Japan someday
Bir gün Japonya'yı ziyaret etmeyi umuyorum
meraklı
Sahnedeyeni şeyler öğrenmeye istekli
He is a curious student
O, meraklı bir öğrencidir
yaş
Sahnedebir kişinin yaşadığı süre
Age is just a number
Yaş sadece bir sayıdır
çağ
belirli özelliklerle tanınan zaman dilimi
We live in the digital age
Dijital çağda yaşıyoruz
yaşlanmak
daha yaşlı hale gelmek
Everyone ages
Herkes yaşlanır
yaşlanmak
zaman geçtikçe daha yaşlı hale gelmek
People age as time passes
İnsanlar zaman geçtikçe yaşlanır
liken
Sahnedeağaç kabuklarında veya kayalarda görülen bir canlı türü
The tree bark is covered in lichen
Ağaç kabuğu likenle kaplı
liken
kayalar veya ağaçlar üzerinde büyüyen bitki benzeri organizma
Lichen grows on the old rocks
Kayaların üzerinde liken büyür
durdurmak
Sahnedebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
Sahnedebirine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
uğramak
bir yere kısa süreliğine gitmek
I will stop by your house later
Daha sonra evine uğrayacağım
ev ödevi
Sahnedebir öğrencinin evde yapması gereken okul çalışması
I have a lot of homework today
Bugün çok ödevim var
bekâr erkek
Sahnedeevli olmayan erkek
He went to the party stag
Partiye bekâr olarak gitti
erkek geyik
erkek cinsindeki geyik
The stag runs fast
Erkek geyik hızlı koşar
yetişkin erkek geyik
tam gelişmiş erkek geyik
A stag is a large animal
Yetişkin erkek geyik büyük bir hayvandır
şaka yapmak
Sahnedeşaka olsun diye gerçek olmayan bir şey söylemek
I am just kidding
Sadece şaka yapıyorum
şaka yapmak
ciddi olmayan bir şey söylemek
I am just kidding
Sadece şaka yapıyorum
deniz ayakkabısı
Sahnedesuda veya su kenarında giyilmek için tasarlanmış ayakkabı
I wore aqua socks at the beach
Plajda deniz ayakkabısı giydim
başlamak
Sahnedebir şeye başlamak
He is starting a new job
Yeni bir işe başlıyor
başlangıç
bir şeyin ilk kısmı
This is the starting line
Bu başlangıç çizgisi
başlangıç
bir etkinliğe ilk başlayan
We are in the starting group
Biz başlangıç grubundayız
geliştirmek
Sahnedeyeni bir şey üretmek veya ortaya çıkarmak
The team developed a new product
Ekip yeni bir ürün geliştirdi
gelişmek
daha büyük veya daha gelişmiş bir şeye dönüşmek
The seed develops into a plant
Tohum bir bitkiye dönüşür
gelişme
yeni ve ilgi çekici bir olay
We are waiting for the latest development
En son gelişmeyi bekliyoruz
banyo etmek
fotoğraf filminden görüntü oluşturmak
I developed the film yesterday
Dün filmi banyo ettim
başarılar
Sahnedebirine başarı veya mutluluk dileme
I wish you good luck with your exam
Sınavında sana başarılar dilerim
bol şans
birine başarı veya şans dilemek için kullanılır
Good luck on your exam
Sınavında bol şans
şans
başarı veya olumlu sonuç
Winning that game required some good luck
O oyunu kazanmak biraz şans gerektirdi
vay be
Sahnedeşaşkınlık veya hayranlık belirten ünlem
Wow, this is beautiful
Vay be, bu çok güzel
hayran bırakmak
birini çok etkilemek
Her performance wowed the audience
Performansı izleyicileri hayran bıraktı
Vay
şaşkınlık veya hayranlık ifade eden söz
Wow, what a nice view
Vay, ne kadar güzel bir manzara
durum
Sahnedebir şeyin içinde bulunduğu hâl
The car is in good condition
Araba iyi durumda
rahatsızlık
tıbbi bir sorun veya hastalık
He has a heart condition
Kalp rahatsızlığı var
şart
bir şeyin gerçekleşmesi için gereken durum
I accept the condition
Şartı kabul ediyorum
koşullandırmak
birini belirli şekilde davranmaya alıştırmak
The dog was conditioned to sit
Köpek oturmaya koşullandırıldı
keyifli vakit
Sahnedeeğlenceli veya mutlu geçirilen zaman
We had a good time at the party
Partide keyifli vakit geçirdik
eğlence düşkünü
sosyal etkinliklerden ve eğlenmekten hoşlanan
He is a good time person
O eğlence düşkünü bir insan
uygun zaman
bir şey için elverişli veya yerinde olan an
Is this a good time to talk
Konuşmak için uygun zaman mı
iyi vakit
keyifli veya eğlenceli geçen bir zaman dilimi
We had a good time at the party
Partide iyi vakit geçirdik
ışıltılı
Sahnedemutlu sağlıklı veya güzel görünen
She looked radiant at the party
Partide ışıltılı görünüyordu
parlak
ışık veya ısı yayan
The sun is radiant today
Güneş bugün çok parlak
utanç
Sahnedeyanlış bir şey yaptığınızda hissedilen acı verici duygu
He felt a deep sense of shame
Derin bir utanç hissetti
ayıplamak
birinin yaptığı bir davranış yüzünden onu kötü hissettirmek
They shamed him for lying
Yalan söylediği için onu ayıpladılar
üzüntü
yaşanan bir durumdan dolayı duyulan keder
It is a shame that the store is closed
Mağazanın kapalı olması büyük bir üzüntü
ürkütücü
Sahnedekorku veya huzursuzluk hissi veren
This old house is creepy
Bu eski ev ürkütücü
tüyler ürpertici
korkutucu veya rahatsız edici
He is a creepy man
O tüyler ürpertici bir adam
ürpertici
hafif bir korku veya rahatsızlık hissi veren
That old house looks really creepy
O eski ev gerçekten ürpertici görünüyor
sekiz
Sahnedesekiz sayısı
I have eight apples
Sekiz tane elmam var
restoran
Sahnedeyemek servisi yapılan yer
The restaurant is closed today
Restoran bugün kapalı
restoran
yemek satın alıp yiyebileceğiniz yer
This restaurant is very famous
Bu restoran çok ünlü
restoran
yemek yenen yer
Let's meet at the restaurant
Restoranda buluşalım
restoran
yemek yiyebileceğiniz bir yer
I like to eat at a restaurant
Restoranda yemek yemeyi severim
bornoz
Sahnedeuzun ve bol bir giysi
He put on his robe after the shower
Duştan sonra bornozunu giydi
tanıştırmak
Sahnedebirini başka biriyle tanıştırmak
I want to introduce you to my friend
Seni arkadaşımla tanıştırmak istiyorum
tanıştırmak
birini başkasına ilk kez tanıtmak
I want to introduce my friend to you
Arkadaşımı seninle tanıştırmak istiyorum
tanıtmak
bir şeyi ilk defa bir yere getirmek
The company introduced a new product
Şirket yeni bir ürün tanıttı
tanıtmak
yeni bir şeyi ortaya koymak
The company introduced a new phone
Şirket yeni bir telefon tanıttı
hey
Sahnededikkat çekmek veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
Hey, look at this!
Hey, şuna bak!
davet etmek
Sahnedebirini gelmeye veya katılmaya çağırmak
I will invite him to join us
Onu bize katılmaya davet edeceğim
davet etmek
birini bir yere veya etkinliğe çağırmak
I will invite my friends to the party
Arkadaşlarımı partiye davet edeceğim
davet
bir yere gitmek veya bir şey yapmak için yapılan sözlü veya yazılı istek
I received an invite to the wedding
Düğüne bir davet aldım
mantar
Sahnedemantar veya küf gibi canlı bir organizma
The fungus grows on damp walls
Mantar nemli duvarlarda yetişir
pay
Sahnedebir şeyin bir parçası veya bölümü
This is your share
Bu senin payın
paylaşmak
bir özelliği başkasıyla aynı şekilde taşımak
We share the same hobby
Aynı hobiyi paylaşıyoruz
ortak kullanmak
bir nesneyi başkalarıyla birlikte kullanmak
I share a room with him
Odamı onunla ortak kullanıyorum
paylaşmak
bir şeyi başkalarıyla kullanmak ya da onlara vermek
I will share my food with you
Yemeğimi seninle paylaşacağım
paylaşmak
bir şeyi başkalarıyla aynı anda birlikte kullanmak
We share the same office
Aynı ofisi paylaşıyoruz
tamamen
Sahnedeher bakımdan veya tam derecede
I completely forgot about the meeting
Toplantıyı tamamen unuttum
gösteri
Sahnedehalka açık yapılan performans veya etkinlik
We went to see a magic show
Bir sihir gösterisi izlemeye gittik
göstermek
bir şeyin görülmesini sağlamak
He shows me his photos
Bana fotoğraflarını gösteriyor
program
televizyon veya radyo yayını
I like watching TV shows
Televizyon programları izlemeyi severim
başka biri
Sahnedeherhangi başka bir kişi
Is anybody else coming to the party
Partiye başka biri geliyor mu
iç çamaşırı
Sahnededış kıyafetlerin altına giyilen giysi
I need to buy new underwear
Yeni iç çamaşırı almam gerekiyor
tiksinti
Sahnedegüçlü bir hoşnutsuzluk veya tiksinme hissi
He looked at the insect with disgust
Böceğe tiksintiyle baktı
etkinlikler
Sahnedezaman geçirmek için yapılan işler
We have many fun activities today
Bugün birçok eğlenceli etkinliğimiz var
keyif almak
Sahnedebir şeyi çok eğlenceli veya heyecan verici bulmak
He gets a kick out of playing jokes
Şaka yapmaktan büyük keyif alıyor
kabızlık
Sahnededışkılamada güçlük çekme durumu
He has constipation
Onda kabızlık var
aynı evi paylaşmak
Sahnedebaşka birisiyle aynı evi kullanmak
They live with their friends
Arkadaşlarıyla aynı evi paylaşıyorlar
kabullenmek
zor veya nahoş bir durumu tahammül ederek kabul etmek
You have to learn to live with it
Bununla yaşamayı öğrenmelisin
birlikte yaşamak
biriyle aynı evi paylaşmak
I live with my family
Ailemle birlikte yaşıyorum
aynı evde oturmak
biriyle aynı konutta kalmak
They live with their grandparents
Büyükannesi ve büyükbabasıyla aynı evde oturuyorlar
katlanmak
hoş olmayan bir şeye alışıp onunla yaşamaya çalışmak
I have to live with this pain
Bu ağrıya katlanmak zorundayım
ciddiyetle
Sahnedeiçtenlikle veya ciddi bir tavırla
He spoke seriously about his future
Geleceği hakkında ciddiyetle konuştu
ciddi bir şekilde
çok ağır veya aşırı bir durumda
He was seriously injured in the accident
Kazada ciddi bir şekilde yaralandı
ciddiyetle
içten ve ciddi bir biçimde
He spoke seriously about his future
Geleceği hakkında ciddiyetle konuştu
nükte
Sahnedezekice veya komik söz
That was a real zinger
Çok zekice bir laftı
iğneleyici söz
zekice veya sivri dilli yorum
He ended the speech with a real zinger
Konuşmasını gerçekten iğneleyici bir sözle bitirdi
iğneleyici söz
hızlı ve esprili ya da eleştirel bir yorum
He delivered a real zinger during the meeting
Toplantı sırasında gerçekten iğneleyici bir söz söyledi
hatırlamak
Sahnedegeçmişte olan bir şeyi anımsamak
I think back to my childhood
Çocukluğumu hatırlıyorum
eskiyi anımsamak
geçmişte yaşananları hatırlamak
I often think back to my school days
Sık sık okul günlerimi anımsarım
bile
Sahnedeşaşırtıcı veya uç bir durumu belirtmek için kullanılır
He didn't even say hello
Merhaba bile demedi
ödeşmiş
iki taraf arasında borç veya avantaj bulunmaması durumu
Now we are even
Şimdi ödeştik
çabalamak
bir şeyi başarmak için gayret göstermek
You should even to reach your goal
Hedefine ulaşmak için çabalamalısın
çift
ikiye tam bölünebilen sayı
Four is an even number
Dört çift bir sayıdır
ilaç
Sahnedehastalıkları iyileştirmek için kullanılan madde
Take your medicine every day
İlacını her gün al
ilaç
Sahnedehastalığı tedavi etmek için kullanılan madde
I take medicine for my headache
Baş ağrım için ilaç alıyorum
tıp
hastalıkların ve yaralanmaların tedavisiyle ilgilenen bilim
He studies medicine at university
Üniversitede tıp okuyor
ilaç
hastalıkları tedavi etmek için kullanılan madde
Take your medicine to feel better
Daha iyi hissetmek için ilacını al
karı koca
Sahnedeevli bir erkek ve kadın
They are a happy husband and wife
Onlar mutlu bir karı koca
evli çift
birbirleriyle evli olan kadın ve erkek
They are a happy husband and wife
Onlar mutlu bir evli çift
geçmek
Sahnedebir taraftan diğer tarafa başarıyla geçmek
The car could not get through the narrow street
Araba dar sokaktan geçemedi
tamamlamak
zor bir işi bitirmek veya zor bir dönemi atlatmak
I need to get through my homework
Ödevimi tamamlamam gerekiyor
ulaşmak
birine telefonla veya iletişim yoluyla erişmeyi başarmak
I could not get through to him
Ona ulaşamadım
bitirmek
zor bir işi tamamlamak veya halletmek
I have to get through my homework
Ödevimi bitirmem gerekiyor
başarmak
zor bir şeyi yapmayı veya tamamlamayı becermek
She got through the difficult exam
Zor sınavı başardı
atlatmak
güç bir durumun üstesinden gelmek
We will get through this hard time
Bu zor zamanı atlatacağız
ağaç
Sahnedegövdesi ve dalları olan uzun bir bitki
The tree is tall
Ağaç uzun
ağaç
gövdesi odunsu ve çok yıllık olan büyük bitki
There is a tall tree in the garden
Bahçede uzun bir ağaç var
ağaca tırmandırmak
bir hayvanı ağaca çıkmaya zorlamak
The dog treed the cat
Köpek kediyi ağaca tırmandırdı
harika
Sahnedeçok iyi veya etkileyici
You did a terrific job
Harika bir iş çıkardın
bir defalık
SahnedeTek seferlik olan
This is a one time offer
Bu bir defalık bir tekliftir
bir kez
Sadece bir kez gerçekleşen
I saw him one time
Onu bir kez gördüm
bir seferlik
bir kez gerçekleşmiş veya yapılmış olan
This is a one time payment
Bu bir seferlik bir ödemedir
tek kullanımlık
sadece bir kez kullanılan veya gerçekleşen
This is a one-time offer
Bu tek kullanımlık bir teklif
tütün
Sahnedeyaprakları içilen bir bitki
He grows tobacco on his farm
Çiftliğinde tütün yetiştiriyor
uygun
Sahnedebir durum için doğru veya yerinde olan
This dress is appropriate for the party
Bu elbise parti için uygun
el koymak
bir şeyi izinsiz olarak almak
He appropriated the company funds for personal use
Şirket fonlarına kişisel kullanım için el koydu
el koymak
bir şeyi kendi kullanımı için izinsiz almak
He appropriated the money
Paraya el koydu
istemek
Sahnedebir şeyi yapmayı dilemek
I wanna go home
Eve gitmek istiyorum
istemek
bir şeye sahip olmayı dilemek
I wanna drink
Bir şeyler içmek istiyorum
duymak
Sahnedekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
duymak
Sahnedebir haberi veya bilgiyi başkasından öğrenmek
I heard that they are moving
Onların taşınacağını duydum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
yerine
Sahnedebir şeyin yerine başka bir şey geçmesi
I drank tea instead of coffee
Kahve yerine çay içtim
yerine
bir şeyin yerine başka birini veya bir şeyi tercih etmek
I drank water instead of coffee
Kahve yerine su içtim
yerine
bir şeyden ziyade başka bir şey
You should study instead of sleeping
Uyumak yerine ders çalışmalısın
yerini almak
bir şeyin yerine geçmek
I used butter instead of oil
Yağ yerine tereyağı kullandım
yerine
bir şeyin yerine başkasını koymak
I drank tea instead of coffee
Kahve yerine çay içtim
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Yeah I agree with you
Evet sana katılıyorum
kararsız
iki seçenek arasında karar veremeyen
I am yeah about this choice
Bu seçim konusunda kararsızım
evet
bir şeyi onaylamak için kullanılır
Yeah that sounds like a good plan
Evet bu kulağa iyi bir plan gibi geliyor
akraba
Sahnedekan veya evlilik yoluyla bağlı olunan kişi
She is a close relative
O yakın bir akrabamdır
göreceli
başka bir şeye oranla değerlendirilen
Success is relative
Başarı görecelidir
en az
Sahnedebelirtilen miktardan daha az olmayan
I need at least ten dollars
En az on dolara ihtiyacım var
en azından
bir sorun olsa da olumlu bir yanını belirtmek için kullanılır
At least it is not raining
En azından yağmur yağmıyor
bari
yapılması beklenen en basit şeyi belirtmek için kullanılır
You could at least say sorry
Bari özür dileyebilirdin
en azından
hiç değilse biraz olsun
It is at least warm here
Burası en azından sıcak
sonuç
Sahnedebir şeyin olası etkisi veya sonucu
The decision has serious implications
Bu kararın ciddi sonuçları var
ima
doğrudan söylenmeyip hissettirilen anlam
Her tone carried a clear implication of doubt
Tonu net bir şüphe iması taşıyordu
zorunda
Sahnedebir şeyi yapmak zorunda olmak
I gotta go now
Şimdi gitmem lazım
zorunda olmak
Sahnedebir şeyi yapma gerekliliği
I gotta go now
Şimdi gitmem gerek
gururlu
Sahnedebir başkasının başarısıyla mutlu olmak
I am proud of you
Seninle gurur duyuyorum
gururlu
kendi başarılarından tatmin olmak
He is proud of his work
İşiyle gurur duyuyor
gururlu
memnuniyet ve kıvanç gösteren
She has a proud expression
Gururlu bir ifadesi var
gururlu
kendinle veya başkasıyla memnuniyet duyma
I am proud of your success
Başarınla gurur duyuyorum
gebe kalmak
Sahnedevücutta bir bebeğin oluşmaya başlaması
She wanted to conceive a child
Bir çocuk sahibi olmak istedi
meydana getirmek
yeni bir yaşamın başlamasını sağlamak
Nature conceives life in diverse ways
Doğa yaşamı çeşitli yollarla meydana getirir
tasarlamak
zihinde bir fikir oluşturmak
I cannot conceive of such a world
Böyle bir dünya hayal edemiyorum
artık
Sahnedeartık veya bir daha (olumsuz cümlelerde kullanılır)
I don't live there anymore
Artık orada yaşamıyorum
artık
Sahnedegünümüzde geçerliliğini yitirmiş durumları ifade eder
They don't play together anymore
Artık birlikte oynamıyorlar
artık
artık gerçekleşmeyen veya var olmayan
I don't live here anymore
Artık burada yaşamıyorum
artık
bir şeyin eskisi gibi devam etmediğini belirtir
I don't go there anymore
Artık oraya gitmiyorum
pedikür
Sahnedeayak ve ayak tırnaklarına uygulanan bakım işlemi
I am going to get a pedicure
Bugün pedikür yaptırmaya gidiyorum
pedikür
ayaklar ve ayak tırnakları için yapılan güzellik bakımı
I need a pedicure
Bir pediküre ihtiyacım var
taşınmak
Sahnedeyeni bir eve veya konuta yerleşmek
We move in next week
Gelecek hafta taşınıyoruz
içeri girmek
bir yere grup halinde girmek
The team decided to move in
Takım içeri girmeye karar verdi
oturmaya hazır
hemen yerleşmeye veya kullanılmaya uygun olan
The house is move in ready
Ev oturmaya hazır
yaklaşmak
birine veya bir şeye saldırmak ya da kontrolü ele geçirmek için yakınlaşmak
The soldiers move in on the enemy base
Askerler düşman üssüne yaklaşıyor
taşınmak
yeni bir evde veya dairede yaşamaya başlamak
They will move in tomorrow
Onlar yarın taşınacak
Birlikte taşınmak
biriyle aynı evde yaşamaya başlamak
They decided to move in together
Birlikte taşınmaya karar verdiler
Sessizce girmek
bir yere fark ettirmeden girmek
The cat moved in silently
Kedi sessizce içeri girdi
Aynı evi paylaşmak
biriyle birlikte yaşamaya başlamak
She moved in with her partner
Partneriyle aynı evi paylaşmaya başladı
Yeni eve taşınmak
başka bir yere yerleşmek
He moved in to a new apartment
Yeni bir apartmana taşındı
Yerleşmek
yeni bir konutta düzen kurmak
The tenants will move in soon
Kiracılar yakında yerleşecek
Ortak yaşam kurmak
birisiyle evini birleştirmek
They are moving in as a couple
Çift olarak ortak yaşam kuruyorlar
taşınma
yeni bir eve yerleşme eylemi
We have a move-in date next week
Gelecek hafta için bir taşınma tarihimiz var
aile
Sahnedekan veya evlilikle birbirine bağlı kişiler
I love my family
Ailemi seviyorum
yemek tarifi
yemek hazırlamak için gerekli talimatlar
Please follow the family for this dish
Lütfen bu yemek için tarifi izle
bölüm
bir televizyon dizisinin parçası
I watched the first family of the show
Dizinin ilk bölümünü izledim
striptizci
Sahnedestriptiz yapan kişi
She is a professional stripper
O profesyonel bir striptizci
striptiz yapan kişi
Sahnedekıyafetlerini çıkararak dans eden kişi
The stripper performed on stage
Striptiz yapan kişi sahnede performans sergiledi
sıyırıcı
bir şeyin dış kaplamasını çıkarmaya yarayan alet
I used a stripper to remove the wire cover
Kabloyu soymak için bir sıyırıcı kullandım
striptizci
eğlence amaçlı striptiz yapan kişi
The stripper performed on stage
Striptizci sahnede performans sergiledi
manzara
Sahnedebir yerden görülebilen şey
The hotel room has a great view
Otel odasının harika bir manzarası var
izlemek
bir şeyi görmek veya seyretmek
I want to view the photo
Fotoğrafı görmek istiyorum
görüş
bir konu hakkındaki düşünce
What is your view on this
Bu konudaki görüşün nedir
program
televizyonda yayınlanan içerik
I watched the morning view on TV
Televizyondaki sabah programını izledim
akıllı
Sahnedeöğrenme ve anlama kapasitesi yüksek olan
Dogs are intelligent animals
Köpekler akıllı hayvanlardır
zeki
hızlı kavrama ve anlama yeteneğine sahip olan
He is very intelligent
O çok zeki
et suyu
Sahnedeet veya sebzelerin pişirilmesiyle elde edilen sıvı
The chicken broth is warm
Tavuk suyu sıcak
hatırlamak
Sahnedegeçmişteki bir anıyı zihne geri getirmek
I remember my childhood
Çocukluğumu hatırlıyorum
hatırlamak
bir şeyi yapmayı unutmamak
Remember to lock the door
Kapıyı kilitlemeyi hatırla
tatmak
Sahnedekalitesini anlamak için az miktarda denemek
Please taste the soup
Lütfen çorbayı tat
tat
bir şeyi yerken veya içerken hissedilen duygu
This cake has a sweet taste
Bu kekin tatlı bir tadı var
zevk
bir şeye karşı kişisel beğeni
We have the same taste in music
Müzik konusunda aynı zevke sahibiz
tat
bir şeyin kısa süreliğine yaşanması
She wanted a taste of success
Başarının tadına bakmak istedi
kültürel olarak
Sahnedebir grubun fikir ve gelenekleriyle ilgili bir şekilde
They are culturally different from each other
Birbirlerinden kültürel olarak farklılar
kültürel olarak
bir toplumun fikirleri gelenekleri ve sosyal davranışları ile ilgili bir şekilde
They are culturally different from us
Onlar bizden kültürel olarak farklı
mış gibi yapmak
Sahnedebir şey gerçek değilken gerçekmiş gibi davranmak
He pretended to be asleep
Uyuyormuş gibi yaptı
mış gibi yapmak
bir şey gerçekmiş gibi davranmak
The kids pretend to be superheroes
Çocuklar süper kahramanmış gibi yapıyor
rol yapmak
gerçek olmayan bir durumu doğruymuş gibi davranmak
The children like to pretend they are pirates
Çocuklar korsanmış gibi davranmayı severler
taklit etmek
bir şeyin gerçek olmadığını bilerek öyleymiş gibi yapmak
The child likes to pretend he is a superhero
Çocuk kahramanmış gibi yapmayı sever
söz
Sahnedebir şeyi kesinlikle yapacağınızı bildiren ifade
I will keep my promise
Sözümü tutacağım
salıverme
tutulan birini veya bir şeyi serbest bırakma
He gave his promise to let them go
Onları serbest bırakmaya söz verdi
gelecek vaadi
gelecekte başarılı olacağını gösteren nitelik
The young student shows great promise
Genç öğrenci büyük gelecek vaat ediyor
söz vermek
birine bir şeyin gerçekleşeceğini söylemek
I promise to call you later
Seni daha sonra arayacağıma söz veriyorum
gelenek
Sahnedebir toplumda yerleşmiş olan davranış biçimi
It is the custom to shake hands
El sıkışmak bir gelenektir
kişiye özel
kişinin isteklerine göre hazırlanmış
He ordered a custom suit for the wedding
Düğün için kişiye özel bir takım elbise sipariş etti