The Big Bang Theory — 6. Sezon Bölüm 3
Kelimeler ve anlamları
442 kelime
Seviye
yaşasın
Sahnedeheyecan veya mutluluk belirten ünlem
Whee! We are finally here
Yaşasın! Sonunda buradayız
vuhuu
heyecan veya eğlence anında çıkarılan ses
Whee! This slide is fast
Vuhuu! Bu kaydırak çok hızlı
istenmeyen
Sahnedeistenmeyen veya ihtiyaç duyulmayan
These are unwanted gifts
Bunlar istenmeyen hediyeler
yeniden türetme
Sahnedebir şeyi yeniden türetme süreci
The rederivation was successful
Yeniden türetme başarılıydı
başarmak
Sahnedebir şeyi başarıyla tamamlamak
I want to accomplish my goals
Hedeflerimi başarmak istiyorum
geniş adım
Sahnedeyürürken veya koşarken atılan uzun adım
He took a giant stride forward
İleriye doğru dev bir adım attı
uzun adımlarla yürümek
uzun adımlarla yürümek
She strode across the room
Odanın karşısına uzun adımlarla yürüdü
büyük adımlarla yürümek
uzun ve kararlı adımlarla ilerlemek
He strode purposefully to the door
Kapıya doğru büyük adımlarla yürüdü
ilerleme
bir durum veya beceride kaydedilen istikrarlı gelişme
He made a great stride in learning English
İngilizce öğrenme konusunda büyük bir ilerleme kaydetti
çok
Sahnedebüyük ölçüde
I like it very much
Onu çok seviyorum
ne kadar
bir şeyin miktarı
How much is this
Bu ne kadar
pek
küçük bir ölçüde
It did not help much
Pek yardımcı olmadı
fazla
geriye kalan miktar
Not much is left
Geriye fazla bir şey kalmadı
ünlü
Sahnedebirçok kişi tarafından tanınan
He is a famous singer
O ünlü bir şarkıcıdır
derin
Sahnedeçok güçlü veya yoğun
He has a deep love for music
Müziğe karşı derin bir sevgisi var
derin
yüzeyden çok aşağıya inen
The ocean is very deep
Okyanus çok derindir
kalın
düşük tona sahip olan
He has a deep voice
Onun kalın bir sesi var
zengin
çok parası olan
He has deep pockets
Onun çok parası var
cesur görünmek
Sahnedekorktuğun veya endişelendiğin halde kendine güveniyormuş gibi davranmak
She put on a brave face despite her sadness
Üzüntüsüne rağmen cesur görünmeye çalıştı
tür
Sahnedebenzer özelliklere sahip grup
What kind of music do you like
Ne tür müzik seversiniz
nazik
dost canlısı ve cömert
She is a kind person
O nazik bir insandır
biraz
küçük bir ölçüde
I am kind of tired
Biraz yorgunum
nazik
başkalarına karşı iyi ve yardımsever olan
She is a kind person
O nazik bir insan
en az
Sahnedebelirtilen miktardan daha az olmayan
I need at least ten dollars
En az on dolara ihtiyacım var
en azından
bir sorun olsa da olumlu bir yanını belirtmek için kullanılır
At least it is not raining
En azından yağmur yağmıyor
bari
yapılması beklenen en basit şeyi belirtmek için kullanılır
You could at least say sorry
Bari özür dileyebilirdin
en azından
hiç değilse biraz olsun
It is at least warm here
Burası en azından sıcak
çok
Sahnedebüyük bir sayı veya miktar
I have a lot of friends
Çok arkadaşım var
sık sık
birçok kez veya sıklıkla
He travels a lot
O sık sık seyahat eder
çok
birçok kez veya büyük ölçüde
I read a lot
Çok okurum
çok
büyük ölçüde
I miss you a lot
Seni çok özlüyorum
astronot
Sahnedeuzayda seyahat eden kişi
The astronaut landed on the moon
Astronot aya indi
hesaplayan
Sahnedesayıları kullanarak sonuç bulma
He is calculating the total cost
O toplam maliyeti hesaplıyor
hesapçı
çıkarı için kurnazca davranan
She is a calculating person
O hesapçı bir insan
cadı
Sahnedeözellikle hikayelerde büyü yapan kişi
The witch flies on a broomstick
Cadı süpürge üzerinde uçuyor
büyücü
sihirli güçleri olan kişi
The witch cast a spell
Büyücü bir büyü yaptı
cadı
sihirli güçleri olan kadın
The wicked witch lives in the forest
Kötü cadı ormanda yaşıyor
cadı
büyü yapan kadın
The witch flew on her broom
Cadı süpürgesinin üzerinde uçtu
hızlandırılmış süreç
Sahnedenormalden daha hızlı ilerleme sağlayan yöntem
They are on a fast track to promotion
Terfi için hızlandırılmış bir yoldalar
kestirme yol
bir sonuca hızlıca ulaşmayı sağlayan yöntem
This is a fast track to finishing the work
Bu işi bitirmenin kestirme bir yoludur
hızlandırmak
bir sürecin tamamlanmasını çabuklaştırmak
We need to fast track this decision
Bu kararı hızlandırmalıyız
hızlandırmak
bir şeyin normalden daha çabuk gerçekleşmesini sağlamak
We need to fast track this project
Bu projeyi hızlandırmamız gerekiyor
durdurmak
Sahnedebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
Sahnedebirine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
uğramak
bir yere kısa süreliğine gitmek
I will stop by your house later
Daha sonra evine uğrayacağım
etkileyici
Sahnedebaşkalarını etkileyecek şekilde kibar ve kendinden emin
He is a smooth talker
O, etkileyici konuşan biridir
yumuşatmak
bir durumu daha az zor veya gergin hale getirmek
He tried to smooth the situation
Durumu yumuşatmaya çalıştı
pürüzsüz
yüzeyinde hiçbir engebe veya pürüz bulunmayan
The surface of the table is smooth
Masanın yüzeyi pürüzsüz
yumuşatmak
bir sorunu daha az ciddi hale getirmek
They smoothed out the problems before the meeting
Toplantıdan önce sorunları yumuşattılar
histerezis
Sahnedebir sistemde neden ile sonuç arasındaki gecikme
The material shows hysteresis under magnetic stress
Malzeme manyetik stres altında histerezis gösterir
keşif
Sahnedebulunan veya öğrenilen şey
It was a great discovery
Bu harika bir keşifti
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
tanımak
birini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
aksi takdirde
Sahnedeaksi durumda veya başka bir şey olursa
Hurry up, otherwise you will be late
Acele et, aksi takdirde geç kalacaksın
başka türlü
başka bir şekilde veya farklı olarak
I thought otherwise
Ben farklı düşündüm
asılmak
Sahnedebirine romantik ilgi göstermek
He tried to come on to her
Ona asılmaya çalıştı
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
ahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
yanlış
doğru olmayan bir biçimde
You answered the question wrong
Soruyu yanlış cevapladın
yanlış
doğru olmayan veya düzgün çalışmayan
Something is wrong with my car
Arabamda bir sorun var
arzulanır
Sahnedeinsanların istediği veya çekici bulduğu niteliklere sahip
He has many desirable qualities
Onun pek çok arzu edilen özelliği var
günlük
Sahnedekişisel deneyimlerin yazıldığı defter
I write in my journal every day
Her gün günlüğüme yazarım
dergi
Sahnedeciddi bir gazete veya akademik yayın
He reads a medical journal
O, tıbbi bir dergi okur
günlük tutmak
kişisel bir deftere düşünceleri veya yaşanılanları düzenli olarak yazmak
I journal every morning
Her sabah günlük tutarım
yarı
Sahnedeoyunların veya maçların eşit iki bölümünden biri
The team played both halves well
Takım her iki yarıyı da iyi oynadı
yarı
tam olmayan veya kısmen
He was half asleep
Yarı uykuluydu
hayat arkadaşı
evli olduğunuz veya romantik bir ilişki yaşadığınız kişi
I am going out with my better half
Hayat arkadaşımla dışarı çıkıyorum
dile getirmek
Sahnedesözle veya yazıyla aktarmak
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
fikrini belirtmek
bir düşünceyi ifade etmek
She says it is a good idea
O bunun iyi bir fikir olduğunu söylüyor
göstermek
bilgi veya rakam belirtmek
The sign says stop
Tabela durmayı gösteriyor
başlamak
Sahnedebir şeye başlamak
Let's begin the lesson
Hadi derse başlayalım
primat
Sahnedemaymunları ve insanları kapsayan memeli hayvan grubu
Humans are a type of primate
İnsanlar bir primat türüdür
uzmanlık
Sahnedebir konuda sahip olunan özel bilgi veya beceri
She has a lot of expertise in digital marketing
Dijital pazarlama konusunda çok fazla uzmanlığı var
kayıt
Sahnedeolayların veya gerçeklerin yazılı ya da sözlü hesabı
The police have a record of the accident
Polisin kaza ile ilgili bir kaydı var
rekor
şimdiye kadar ulaşılan en yüksek seviye
He broke the world record
Dünya rekorunu kırdı
kaydetmek
ses video veya bilgiyi daha sonra kullanmak üzere depolamak
Please record the meeting
Lütfen toplantıyı kaydedin
plak
müzik veya ses depolayan düz disk
I listen to music on an old record
Eski bir plaktan müzik dinliyorum
beklemek
Sahnedebir şeyin olacağını düşünmek
I expect a call today
Bugün bir telefon bekliyorum
hamile
bir bebeğe gebe olmak
She is expecting a baby
Bebek bekliyor
beklenmek
bir eylemi yapması istenmek
You are expected to come
Gelmeniz bekleniyor
ummak
bir şeyin olacağını düşünmek
I expect a reply soon
Yakında bir cevap umuyorum
hafta
Sahnedeyedi günlük süre
I will see you next week
Seni haftaya göreceğim
hafta
yedi günlük zaman dilimi
There are seven days in a week
Bir haftada yedi gün vardır
vakit kaybı
Sahnedeçok fazla zaman alan şey
Playing this game is a real time suck
Bu oyunu oynamak tam bir vakit kaybı
en yüksek onur derecesiyle
Sahnedebir üniversite diploması için en üst akademik başarı seviyesi
She graduated summa cum laude
O üniversiteden en yüksek onur derecesiyle mezun oldu
en yüksek onur derecesi
üniversite derecesi için en yüksek akademik başarı düzeyi
She graduated summa cum laude
O en yüksek onur derecesi ile mezun oldu
sap
Sahnedebitkinin ana ince uzun kısmı
The flower has a long stem
Çiçeğin uzun bir sapı var
kaynaklanmak
bir şeyin belirli bir yerden meydana gelmesi
His success stems from hard work
Başarısı çok çalışmaktan kaynaklanıyor
beyin sapı
beyni omuriliğe bağlayan beyin bölümü
The brain stem controls basic body functions
Beyin sapı temel vücut fonksiyonlarını kontrol eder
durdurmak
bir şeyin akışını veya yayılmasını önlemek
He pressed the wound to stem the bleeding
Kanamayı durdurmak için yaraya bastırdı
gelip almak
Sahnedebirini veya bir şeyi bulunduğu yerden alıp getirmek
Can you come get me from the station
Beni istasyondan gelip alabilir misin
iki
Sahnede2 sayısı
I have two cats
İki kedim var
iki
Sahnede1 ve 1 sayılarının toplamı olan rakam
I have two apples
İki elmam var
iki
1 sayısından sonra gelen sayı
The answer is two
Cevap iki
iki
2 sayısı
I have two dogs
İki köpeğim var
pasta süsü
Sahnedetatlıların üzerine dökülen küçük şeker parçaları
I put sprinkles on my ice cream
Dondurmamın üzerine pasta süsü koydum
pasta süsü
tatlıları süslemek için kullanılan küçük renkli şeker parçaları
I put sprinkles on my ice cream
Dondurmamın üzerine pasta süsü koydum
kutu
Sahnededüz kenarları olan bir kap
Put the books in the box
Kitapları kutuya koy
sınıflandırmak
Sahnedebirini belirli bir kategoriye koymak
They try to box people into categories
İnsanları kategorilere ayırmaya çalışıyorlar
boks yapmak
yumruklarla dövüşmek
They like to box on weekends
Hafta sonları boks yapmayı severler
paketlemek
bir şeyi kutunun içine koymak
Please box the items carefully
Lütfen eşyaları dikkatlice paketleyin
silah haline getirilmiş
Sahnedesilah olarak kullanılmak üzere uyarlanmış
The virus was weaponized by the secret lab
Virüs gizli laboratuvar tarafından silah haline getirildi
teorik
Sahnedegerçek durumlardan ziyade fikirlerle ilgili olan
This is a theoretical problem
Bu teorik bir problem
yetişkin bezi
Sahnedeatıkları emmesi için yetişkinler tarafından giyilen emici malzeme
The patient needs a new diaper
Hastanın yeni bir yetişkin bezine ihtiyacı var
bebek bezi
bebeklerin atıklarını emen bez
The baby needs a new diaper
Bebeğin yeni bir beze ihtiyacı var
altını değiştirmek
bebeğe temiz bir bez takmak
I need to diaper the baby
Bebeğin altını değiştirmem gerekiyor
dönerek hareket etmek
Sahnedeburularak veya dönerek hareket etmek
The leaves swirl in the wind
Yapraklar rüzgarda dönerek hareket ediyor
sarmal
dondurma içindeki farklı aromaların burgu şeklinde dağılması
I ordered the strawberry swirl
Çilekli sarmal dondurma istedim
ferromanyetik
Sahnedegüçlü bir şekilde mıknatıslanabilen maddelerle ilgili
Iron is a ferromagnetic material
Demir ferromanyetik bir maddedir
beyin
Sahnededüşünce ve duyguları kontrol eden, kafanın içindeki yumuşak organ
The brain controls the body
Beyin vücudu kontrol eder
zeka
düşünme ve öğrenme yeteneği
He has a great brain
Onun harika bir zekası var
muayene
bir sağlık durumunu kontrol etme işlemi
The doctor performed a medical examination
Doktor bir muayene yaptı
kafasına vurmak
birinin kafasına çok sert şekilde vurmak
He threatened to brain his enemy with a club
Düşmanının kafasına sopayla vurmakla tehdit etti
zarar görmemiş
Sahnedehasar almamış veya zayıflamamış olan
Her eyesight remained unimpaired after the checkup
Göz sağlığı kontrolden sonra zarar görmemişti
kendi zamanında
Sahnedeiş veya resmi görevlerin dışındaki zaman
Do this on your own time
Bunu kendi zamanında yap
çikolata
Sahnedekakaodan yapılan tatlı bir yiyecek
I love chocolate
Çikolatayı severim
çikolata
Sahnedekakaodan yapılan tatlı kahverengi bir yiyecek
I like chocolate cake
Çikolatalı keki severim
çikolata
kakaodan yapılan ve genellikle şekerleme olarak yenen kahverengi yiyecek
I like eating dark chocolate
Bitter çikolata yemeyi severim
vanilya
Sahnedefasulyelerden elde edilen tatlı bir aroma
I like vanilla ice cream
Vanilyalı dondurmayı severim
sıradan
olağandışı özellikleri olmayan
The design is too vanilla
Tasarım çok sıradan
doldurmak
Sahnedebir şeyi tamamen dolu hale getirmek
Please fill the glass with water
Lütfen bardağı suyla doldur
doyma miktarı
doyana kadar yenen yemek
Eat your fill
Doyana kadar ye
doldurmak
bir işteki boşluğu doldurmak
Fill the position
Pozisyonu doldur
korkuyla dolmak
aşırı derecede korkmak
He was filled with dread
İçi korkuyla doldu
bilgilendirmek
birine bir şey hakkında bilgi vermek
Please fill me in on the details
Lütfen bana detaylar hakkında bilgi ver
doldurmak
vaktini bir şey yaparak geçirmek
She fills her days with reading
Günlerini kitap okuyarak dolduruyor
doldurmak
bir şeyin içini ekleyerek dolu hale getirmek
Fill the bottle with water
Şişeyi suyla doldur
doldurmak
boş yerlere bilgi yazmak
Please fill out this form
Lütfen bu formu doldurun
umut etmek
Sahnedebir şeyin olmasını istemek
I hope for a better future
Daha iyi bir gelecek umuyorum
reflü
Sahnedegeriye doğru akma eylemi
He has acid reflux
Onun asit reflüsü var
kaygı
Sahnedeendişe veya huzursuzluk hissi
He suffers from anxiety
Kaygı problemi yaşıyor
endişe
gerginlik veya korku hissi
I felt a lot of anxiety before the test
Sınavdan önce çok endişe duydum
uyumak
Sahnedegözler kapalı şekilde dinlenmek
I need to sleep
Uyumam gerekiyor
buluşmak
Sahnedebir yerde bir araya gelmek
Let's meet at the park
Parkta buluşalım
Buluşmak
Birisiyle veya bir şeyle bir araya gelmek
Let us meet at the park tomorrow
Yarın parkta buluşalım
müsabaka
insanların spor dallarında yarıştığı etkinlik
The swimming meet was exciting
Yüzme müsabakası heyecan vericiydi
karşılamak
bir ihtiyacı veya gerekliliği gidermek
This solution meets all requirements
Bu çözüm tüm gereksinimleri karşılıyor
müsabaka
sporcuların yarıştığı organizasyon
The swim meet is tomorrow
Yüzme müsabakası yarın
toplantı
insanların bir araya gelmek için planladığı görüşme
We have a meet at noon
Öğlen bir toplantımız var
enfeksiyon
Sahnedebakteri veya virüslerin neden olduğu hastalık
The doctor treated the infection
Doktor enfeksiyonu tedavi etti
enfeksiyon
mikropların neden olduğu hastalık
She has a chest infection
Onun göğüs enfeksiyonu var
bulaşma
mikropların bir yere veya şeye girmesine izin veren süreç
Wash your hands to prevent infection
Enfeksiyonu önlemek için ellerinizi yıkayın
suçla ilgili
Sahnedesuçla veya yasalara aykırı olan
Criminal activities are illegal
Suç faaliyetleri yasa dışıdır
suçlu
bir suç işleyen kimse
The criminal was arrested
Suçlu tutuklandı
suçlu
suç işleyen kişi
The police caught the criminal
Polis suçluyu yakaladı
cesur
Sahnedetehlike veya acı ile yüzleşmeye hazır
She is a brave girl
O cesur bir kız
göğüs germek
zor veya tehlikeli bir durumla korkusuzca yüzleşmek
She braved the heavy rain to go out
Dışarı çıkmak için şiddetli yağmura göğüs gerdi
verdi
Sahnedebir şeyi birine iletmek
I gave him the keys
Anahtarları ona verdim
verdi
bir şeyi ücretsiz olarak birine vermek
He gave me a pen
Bana bir kalem verdi
denemek
bir şeyi yapmaya çalışmak
I gave it a try
Onu denedim
emir vermek
birinin bir şey yapması için talimat bildirmek
He gave an order to start the project
Projeyi başlatmak için emir verdi
dalkavukluk
Sahnedebirini memnun etmek için söylenen güzel sözler
He used flattery to get a promotion
Terfi almak için dalkavukluk yaptı
çay kaşığı
Sahnedeiçecekleri karıştırmak veya az miktarda yiyeceği ölçmek için kullanılan küçük kaşık
Put one teaspoon of sugar in your tea
Çayına bir çay kaşığı şeker at
kurşun kalem
Sahnedeyazmak veya çizmek için kullanılan grafitle dolu ince tahta çubuk
I have a yellow pencil
Sarı bir kurşun kalemim var
not düşmek
bir etkinliği takvime geçici olarak kaydetmek
I will pencil our meeting in for Friday
Toplantımızı cuma günü için not düşeceğim
kurşun kalemle yazmak
bir şeyi kurşun kalem kullanarak yazmak veya işaretlemek
Please pencil your name on the list
Lütfen adınızı listeye kurşun kalemle yazın
günlük
Sahnedegünlük olayların yazıldığı defter
I write in my diary every night
Her gece günlüğüme yazarım
ajanda
planlanmış olayları ve randevuları yazdığınız bir kitap
I wrote the meeting in my diary
Toplantıyı ajandama yazdım
parçacık
Sahnedebir şeyin çok küçük parçası
A tiny particle of dust is here
Burada küçük bir toz parçacığı var
inanılmaz
Sahnedeçok iyi veya etkileyici
The view is incredible
Manzara inanılmaz
dikkat
Sahnedebir şeyi özenle dinleme veya izleme eylemi
Pay attention to the teacher
Öğretmene dikkat et
dikkat
bir şeye veya birine odaklanma durumu
Please pay attention
Lütfen dikkat edin
bakım
hasta veya yaralı birine yardım etme eylemi
He needs medical attention
Tıbbi bakıma ihtiyacı var
izleyici
Sahnedebir şeyi seyreden kimse
He is a quiet watcher
O sessiz bir izleyicidir
sıfır yerçekimi
Sahnedeuzayda ağırlığın hissedilmediği durum
Astronauts float in zero gravity
Astronotlar sıfır yerçekiminde havada kalır
yerçekimsizlik
yerçekiminin hissedilmediği durum
Astronauts float in zero gravity
Astronotlar yerçekimsiz ortamda yüzerler
ağırlıksızlık
uzay gibi ortamlarda ağırlığın olmaması hali
They study the effects of zero gravity
Onlar sıfır yerçekiminin etkilerini inceliyorlar
sordu
Sahnedecevap almak için bir şey söylemek
He asked a question
Bir soru sordu
istedi
birinden bir şey yapmasını rica etmek
He asked me to help him
Benden ona yardım etmemi istedi
fikir sordu
birinin görüşünü öğrenmek istemek
He asked for my opinion
Fikrimi sordu
tamam
Sahnedekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
Sahnedeiyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
Sahnedebir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
haline gelmek
Sahnededeğişip yeni bir duruma girmek
It got dark outside
Dışarısı karardı
edinmek
Sahnedebir şeye sahip olmak
He got a new car
Yeni bir araba edindi
vardı
bir yere ulaşmak
I got home late
Eve geç vardım
anlamak
bir şeyi doğru şekilde kavramak veya duymak
I finally got the message
Sonunda mesajı anladım
tamam
Sahnededinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
tamam
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
tamam
onay veya kabullenme belirtmek için kullanılan ifade
All right I will go to the store
Tamam markete gideceğim
iyi
kabul edilebilir veya sorunsuz durum
Everything is all right
Her şey yolunda
yanında olmak
Sahnededestek olmak için birinin yanında bulunmak
I will sit with her
Onun yanında olacağım
içine sinmek
bir durumun kişide belirli bir duygu oluşturması
That decision does not sit well with me
Bu karar içime sinmedi
baş başa kalmak
zor bir duygu veya durumla sakin kalarak yüzleşmek
It is healthy to sit with your emotions
Duygularınla baş başa kalmak sağlıklıdır
üzerinde düşünmek
bir şey hakkında dikkatlice düşünmek veya hissetmek
I need to sit with this decision before acting
Harekete geçmeden önce bu karar üzerinde düşünmem gerekiyor
belki
Sahnedeihtimalle veya olabilir anlamında
Perhaps it will rain today
Belki bugün yağmur yağar
mat
Sahnedeüzerine oturmak veya yatmak için kullanılan kalın malzeme
He slept on a mat
Bir matın üzerinde uyudu
keçeleşmek
saç veya tüylerin birbirine dolanarak topaklanması
Her long hair began to mat
Uzun saçları keçeleşmeye başladı
aramak
Sahnedebir şeyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
aramak
bir şeyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
beklemek
bir şeyin olacağını ummak ya da tahmin etmek
You are looking for trouble
Bela arıyorsun
aramak
kayıp bir şeyi ya da kişiyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
aramak
bir şeyi bulmaya veya elde etmeye çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
şehvet
Sahnedebir şeye karşı duyulan güçlü arzu
He has a lust for power
Güç arzusu var
değerli
Sahnedebüyük değere veya öneme sahip olan
This ring is very valuable
Bu yüzük çok değerli