The Big Bang Theory — 7. Sezon Bölüm 2
Kelimeler ve anlamları
442 kelime
Seviye
göz
Sahnedegörmeyi sağlayan vücut bölümü
I have two eyes
İki gözüm var
yetenek
bir şeyi fark etme veya ona dikkat etme becerisi
She has a good eye for art
Sanat konusunda iyi bir yeteneği var
merkez
fırtınanın tam ortasındaki sakin bölge
The eye of the storm is calm
Fırtınanın merkezi çok sakindir
gözlemek
birine veya bir şeye dikkatlice bakmak
He eyed the stranger suspiciously
Yabancıyı şüpheyle gözledi
sürme
Sahnedebir taşıtı kontrol etmek ve hareket ettirmek
I am driving a car
Araba sürüyorum
zorlamak
birini bir şeyi yapmaya veya belli bir şekilde hissetmeye itmek
He is driving me crazy
Beni deli ediyor
kazandırmak
bir işletmenin para kazanmasını sağlamak
This strategy is driving profit
Bu strateji kâr sağlıyor
doğru
Sahnedegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
tamam
Sahnedeanlaşma veya anlama belirtmek için kullanılır
Right, I will do it
Tamam, yapacağım
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
huysuz
Sahnederuh hali tahmin edilemez şekilde değişen
He is very moody today
Bugün çok huysuz
sent
Sahnededolar veya avronun yüzde birine eşit para birimi
I have fifty cents in my pocket
Cebimde elli sent var
yüzde bir
bir bütünün yüz parçaya bölünmüş kısmı
The word percent literally means per cent
Yüzde kelimesi tam olarak her yüz için anlamına gelir
yüz
yüz sayısı
A century is one hundred years
Bir yüzyıl yüz yıldır
müdür
Sahnedebir işletmeyi veya ekibi yöneten kişi
He is a great manager
O harika bir müdür
yönetici
bir ekibin veya işin sorumlusu olan kişi
The manager is in a meeting
Yönetici bir toplantıda
menajer
sanatçı veya sporcuların işlerini yürüten kişi
The singer has a good manager
Şarkıcının iyi bir menajeri var
önünde
Sahnedebir şeyin veya birinin ön kısmında bulunan
The car is in front of the house
Araba evin önünde
önünde
birinin veya bir şeyin ilerisindeki konum
She is standing in front of the door
O kapının önünde duruyor
önünde
bir kimsenin veya bir şeyin bulunduğu yer
The car is parked in front of the house
Araba evin önünde park edilmiş
salatalık
Sahnedesalatalarda sıkça kullanılan gevrek dokulu uzun yeşil bir sebze
I put cucumber in the salad
Salataya salatalık koydum
en kötü
Sahnedekalite bakımından en düşük seviyede olan
This is the worst restaurant in town
Bu şehirdeki en kötü restoran
en kötü
en nahoş veya en düşük kaliteli olan
This is the worst movie I have ever seen
Bu, şimdiye kadar izlediğim en kötü film
en feci
en ağır veya en olumsuz durumda olan
It was the worst day of his life
Hayatının en feci günüydü
veri
Sahnedeanaliz için kullanılan bilgiler veya gerçekler
We collected a lot of data
Çok fazla veri topladık
garip
Sahnedealışılmışın dışında veya şaşırtıcı
That is a strange sound
Bu garip bir ses
tuhaf
alışılmadık veya sıra dışı
It was a strange dream
Tuhaf bir rüyaydı
garip
normal veya beklenenden farklı olan
It is strange to see snow here
Burada kar görmek garip
parça
Sahnedebir bütünün küçük bir kısmı
I have a piece of cake
Bir parça kekim var
birleştirmek
ayrı parçaları bütün oluşturacak şekilde bir araya getirmek
I will piece these parts together
Bu parçaları birleştireceğim
sapasağlam
zarar görmemiş
The box arrived in one piece
Kutu sapasağlam ulaştı
adet
belirli bir türden tek bir nesne
I have two pieces of furniture
İki adet mobilyam var
özür
Sahnedeüzgün olduğunu belirten sözler
Please accept my apologies
Lütfen özürlerimi kabul edin
ısıtmak
Sahnedebir şeyi sıcak veya daha sıcak hale getirmek
Warm up the soup
Çorbayı ısıt
ısınmak
bir şeye hazırlanmak için yapılan kısa aktivite
You should warm up before exercise
Egzersizden önce ısınmalısın
ısınmak
bir aktiviteye hazırlanmak için yapılan hareketler
You should warm up before exercising
Egzersizden önce ısınmalısın
ısınma
ana egzersizden önce yapılan hareketler dizisi
We do a warm up before sports
Spora başlamadan önce ısınma yaparız
alışmak
bir duruma veya kişiye karşı daha samimi hissetmeye başlamak
She eventually warmed up to the new boss
Sonunda yeni patronuna alıştı
ısınmak
spor veya egzersizden önce vücudu hazırlamak
You need to warm up before you run
Koşmadan önce ısınman gerekiyor
ısınma
egzersizden önce vücudu hazırlamak için yapılan kısa aktivite
I do a quick warm-up before running
Koşudan önce hızlı bir ısınma yaparım
derinden
Sahnedeçok yoğun veya büyük ölçüde
I am deeply sorry for what happened
Olanlar için derinden üzgünüm
derinden
bir şeyi çok yoğun şekilde hissetmek
I deeply regret my mistake
Hatamdan dolayı çok derinden pişmanlık duyuyorum
yan etki
Sahnedebir ilaç veya durum nedeniyle ortaya çıkan istenmeyen sonuç
This medicine has a side effect
Bu ilacın bir yan etkisi var
yan etki
bir ilacın neden olduğu istenmeyen fiziksel değişiklik
This medicine has a common side effect
Bu ilacın yaygın bir yan etkisi var
yan etki
bir ilaç veya tedavinin neden olduğu istenmeyen fiziksel değişim
This medicine has a side effect
Bu ilacın bir yan etkisi var
Çin yemeği
SahnedeÇin'e özgü yemek pişirme tarzı
I love Chinese food
Çin yemeklerini severim
Çinli
Çin ile ilgili olan
He is Chinese
O Çinli
Çince
Çin'de konuşulan dil
I am learning to speak Chinese
Çince konuşmayı öğreniyorum
kostüm
Sahnedebaşka birine veya bir şeye benzemek için giyilen kıyafetler
He wore a pirate costume
Korsan kostümü giydi
unlu
Sahnedeun gibi kuru ve ufalanan bir dokuya sahip
The apple was mealy
Elma unluydu
gülmek
Sahnedebir şeyin komik olduğunu belirtmek için ses çıkarmak
He laughs at the joke
Şakaya gülüyor
gülüş
mutlu veya eğlenmişken çıkarılan ses
I heard her laugh
Onun gülüşünü duydum
kahkaha
insanları gülümseten veya eğlendiren şey
That joke was a good laugh
O şaka çok iyi bir kahkahaydı
taçlandırmak
Sahnedebir şeyi özel veya başarılı bir şekilde bitirmek
He capped off the game with a goal
Maçı bir golle taçlandırdı
düşman
Sahnedesavaştığınız veya rekabet ettiğiniz kişi
They are old enemies
Onlar eski düşmanlar
brownie
Sahnedeküçük bir çikolatalı kek
I love eating brownies
Brownie yemeyi severim
küçük izci
kız izci teşkilatının küçük bir üyesi
She is a member of the Brownies
O bir küçük izci
kusursuz
Sahnedehiçbir hatası veya kusuru olmayan
This diamond is perfect
Bu elmas kusursuz
mükemmelleştirmek
bir şeyi kusursuz hale getirmek
She wants to perfect her skills
Becerilerini mükemmelleştirmek istiyor
tam puan
okul çalışması için verilen en yüksek not
She got a perfect on her history exam
Tarih sınavından tam puan aldı
bahane
bir hatayı açıklamak için öne sürülen neden
That is just a perfect for being late
Bu geç kalmak için sadece bir bahane
sürmek
Sahnedehareket halindeki bir aracı kontrol ederek kullanmak
She wants to ride her new bike
Yeni bisikletini sürmek istiyor
lunapark aracı
eğlence parklarında insanların keyif için bindiği mekanik araç
The roller coaster is a fun ride
Hız treni eğlenceli bir lunapark aracıdır
araç yolculuğu
bir vasıta ile yapılan seyahat
The ride to the airport was long
Havaalanına araç yolculuğu uzundu
sürekli eleştirmek
birini sürekli rahatsız etmek veya eleştirmek
Stop riding me about my mistakes
Hatalarım hakkında beni sürekli eleştirmeyi bırak
romantik
Sahnedesevgi gösteren veya ifade eden
He is a romantic man
O romantik bir adamdır
romantik
sevgi veya güçlü duygusal bağlılık ile ilgili
They had a romantic dinner
Onlar romantik bir akşam yemeği yediler
kurtardı
Sahnedetehlikeli bir durumdan veya zorluktan çıkarmak
The firefighters rescued the cat from the tree
İtfaiyeciler kediyi ağaçtan kurtardı
kurtarılma
tehlikeden kurtulma eylemi
The act of being rescued is intense
Kurtarılma eylemi yoğundur
kurtarılmış
tehlikeden veya zor durumdan çıkarılmış
They found the rescued dog
Kurtarılmış köpeği buldular
kurtarılan
tehlikeden veya beladan kurtarılan kişi
The rescued man thanked us
Kurtarılan adam bize teşekkür etti
geçirdi
Sahnedezamanı bir şeyi yaparak kullandı
She spent the day reading
Günü okuyarak geçirdi
bitkin
çok yorgun veya enerjisi kalmamış
I am completely spent
Tamamen bitkinim
harcadı
bir şey karşılığında para verdi
He spent all his money
Bütün parasını harcadı
tükenmiş
zaten kullanılmış veya tüketilmiş
The battery is spent
Pil tükenmiş
kupon
Sahnedeindirim veya ücretsiz bir ürün sağlayan kağıt parçası
I have a coupon for this pizza
Bu pizza için bir kuponum var
indirim kuponu
alışverişte indirim sağlayan kağıt parçası
Use this coupon to get a discount
İndirim almak için bu kuponu kullanın
Aman Tanrım
Sahnedeşaşkınlık veya şok belirtmek için kullanılır
My gosh, look at that cake!
Aman Tanrım, şu keke bak!
daha büyük
Sahnedeboyut olarak daha geniş veya hacimli
I need a bigger box
Daha büyük bir kutuya ihtiyacım var
daha büyük
boyutu büyük olan
This house is bigger than mine
Bu ev benimkinden daha büyük
daha büyük
daha geniş veya kapsamlı bir ölçüde
The issue is much bigger than we expected
Sorun beklediğimizden çok daha büyük
teşekkür
Sahnedeminnet veya şükran ifadesi
Many thanks for the help
Yardım için çok teşekkürler
teşekkür etmek
birine minnettarlığını bildirmek
I want to thank you
Sana teşekkür etmek istiyorum
daire
Sahnededaha büyük bir binanın parçası olan konut
I live in a small apartment
Küçük bir dairede yaşıyorum
daire
yaşamak için ayrılmış odalar bütünü
Your apartment is very beautiful
Daireniz çok güzel
daire
daha büyük bir binanın parçası olan yaşam alanı
She lives in a small apartment
O küçük bir dairede yaşıyor
şişman
Sahnedevücut yapısı geniş veya ağırlığı fazla olan
The fat cat is sleeping
Şişman kedi uyuyor
yağ
Sahnedeyiyeceklerde bulunan doğal yağlı madde
This food has too much fat
Bu yiyecek çok fazla yağ içeriyor
yüklü
bir şeyi vurgulamak için kullanılan
He received a fat salary
Yüklü bir maaş aldı
dikkatini dağıtmak
Sahnedebirinin dikkatini başka yöne çekmek
Don't distract me while I am working
Ben çalışırken dikkatimi dağıtma
Sorun değil
Sahnedeteşekkürlere yanıt olarak veya bir durumun sorun olmadığını belirtmek için kullanılır
Thanks for your help. No problem.
Yardımın için teşekkürler. Sorun değil.
kolayca
herhangi bir zorluk yaşamadan
I solved the puzzle with no problem
Bulmacayı kolayca çözdüm
canlı ve neşeli
Sahnedeenerji ve neşe dolu olan
She is always so perky in the morning
Sabahları her zaman çok canlı ve neşelidir
deniz
Sahnededünya yüzeyinin çoğunu kaplayan büyük tuzlu su kütlesi
They swam in the sea today
Bugün denizde yüzdüler
deniz
dünyanın büyük bir kısmını kaplayan tuzlu su kütlesi
I love swimming in the sea
Denizde yüzmeyi severim
yığın
bir şeyin çok büyük miktarı veya sayısı
I saw a sea of faces
Bir insan yığını gördüm
yalan söyleme
Sahnededoğru olmayan bir şeyi bilerek söylemek
He is lying to his parents
Ailesine yalan söylüyor
boş boş yatmak
faydalı hiçbir şey yapmadan vakit geçirmek
Stop lying around all day
Bütün gün boş boş yatmayı bırak
uzanma
bir yüzey üzerinde yatay konumda bulunma
He is lying on the sofa
Koltukta uzanıyor
uzanmak
yatay bir konumda bulunmak
He is lying on the bed
O yatakta uzanıyor
tabii ki
Sahnedeonaylamak veya evet demek için kullanılır
Of course I will help you
Tabii ki sana yardım edeceğim
elbette
birini onaylamak veya beklendik bir durumu belirtmek için kullanılan ifade
Can you help me? Of course
Bana yardım edebilir misin? Elbette
elbette
bir şeyin beklendiğini veya aşikar olduğunu belirtmek için kullanılır
Of course I will help you
Elbette sana yardım edeceğim
açıkça
Sahnedenet bir şekilde
It is clearly visible
Bu açıkça görünüyor
açıkça
kolayca görülebilen duyulabilen veya anlaşılabilen bir biçimde
She spoke clearly during the meeting
Toplantı sırasında açıkça konuştu
mutant
Sahnedesıra dışı bir şekilde değişmiş olan
The scientist created a mutant plant
Bilim insanı mutant bir bitki yarattı
varsaymak
Sahnedekanıt olmadan bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I assume you are tired
Yorgun olduğunu varsayıyorum
üstlenmek
bir görev veya sorumluluğu üzerine almak
He assumed the role of manager
Yönetici rolünü üstlendi
unutmak
Sahnedebir şeyi hatırlayamamak
I often forget my keys
Anahtarlarımı sık sık unuturum
hatırlamak
bir şeyi tekrar akla getirmek
I remember this song
Bu şarkıyı hatırlıyorum
unutmak
bir şeyi hatırlayamamak
I often forget where I put my keys
Anahtarlarımı nereye koyduğumu sık sık unuturum
boşvermek
bir şeyi düşünmeyi veya ona önem vermeyi bırakmak
Just forget the argument
Tartışmayı boşver
unutmak
bir şeyi hatırlayamamak
I always forget his name
Onun adını her zaman unutuyorum
arkadaşlık
Sahnedearkadaşlar arasındaki yakın ilişki
They have a long friendship
Uzun bir arkadaşlıkları var
arkadaşlık
arkadaş olma durumu
Our friendship is very strong
Arkadaşlığımız çok güçlü
arkadaşlık
arkadaşlar arasındaki yakın ilişki
They have a long friendship
Onların uzun bir arkadaşlığı var
eleştiri
Sahnedebir şeyi değerlendirme veya yargılama eylemi
The book received some criticism
Kitap bazı eleştiriler aldı
eleştiri
bir şeyin hatalı yönlerini söyleme eylemi
Her criticism was fair
Onun eleştirisi adildi
dik dik bakma
Sahnedebir şeye uzun süre gözlerini ayırmadan bakmak
She is staring at the painting
O tabloya dik dik bakıyor
berbat
Sahnedeçok kötü veya hoş olmayan
The movie was awful
Film berbattı
çok
çok fazla veya aşırı derecede
He has an awful lot of money
Çok fazla parası var
aşırı
son derece
It was an awful long time
Aşırı uzun bir zamandı
kötü
çok fena veya nahoş olan
The weather was awful yesterday
Hava dün çok kötüydü
geri almak
Sahnedeönceden satılmış bir şeyi tekrar satın almak
The company will buy back the shares
Şirket hisseleri geri alacak
ay
Sahnedeotuz gün civarındaki zaman dilimi
There are twelve months in a year
Bir yılda on iki ay vardır
ay
Sahnedeyılın on iki bölümünden biri
February is the second month of the year
Şubat yılın ikinci ayıdır
aylık
bir ay süren veya kapsayan
It was a six-month project
Bu altı aylık bir projeydi
ay
yılın on iki bölümünden her biri
There are twelve months in a year
Bir yılda on iki ay vardır
diyette
Sahnedeözel bir beslenme planı uygulamak
I am on a diet
Şu an diyetteyim
güzel
Sahnedegöze veya zihne hoş gelen
She has a beautiful voice
Onun güzel bir sesi var
güzel
göze hitap eden ve hoş görünen
She is a beautiful woman
O güzel bir kadın
süper kahraman
Sahnedeinsanüstü güçleri olan hayali karakter
Spider-Man is a famous superhero
Örümcek Adam ünlü bir süper kahramandır
tamam
Sahnededinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
tamam
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
tamam
onay veya kabullenme belirtmek için kullanılan ifade
All right I will go to the store
Tamam markete gideceğim
tuhaf
Sahnedealışılmadık veya garip
This is a weird smell
Bu tuhaf bir koku
garip hissettirmek
birine kendini garip veya rahatsız hissettirmek
He weirded me out
Beni garip hissettirdi
garip
normal veya alışılmış olmayan
He had a weird dream last night
Dün gece garip bir rüya gördü
garip hissettirmek
birini tuhaf veya tedirgin hissettirmek
His comment really weirded me out
Yorumu beni gerçekten garip hissettirdi
meşhur bir şekilde
Sahnedeherkesçe bilinen bir biçimde
He is famously stubborn
Meşhur bir şekilde inatçıdır
gayet iyi
çok iyi bir biçimde
They get along famously
Gayet iyi anlaşıyorlar
sevgili
Sahnederomantik bir ilişki içinde olunan kişi
Everyone likes my girlfriend
Herkes benim sevgilimi seviyor
kadın arkadaş
arkadaş olan kadın
She is my female friend
O benim kadın arkadaşım
kız arkadaş
bir rol için uygun olma nitelikleri
She is my girlfriend and has the qualities for this role
O benim kız arkadaşım ve bu rol için gereken niteliklere sahip
otuzlarında
Sahnedeotuz ile otuz dokuz yaşları arasında olan kimse
She is a thirty something person
O otuzlu yaşlarında birisi
harika
Sahnedeçok iyi
You did a great job
Harika bir iş çıkardın
büyük
boyut veya derece olarak çok büyük
It was a great success
Büyük bir başarıydı
büyük
soy ağacında bir kuşak öncesi
He is my great-grandfather
O benim büyük büyükbabam
dönmek
Sahnedebir merkez etrafında hareket etmek
The wheel rotates fast
Tekerlek hızlıca döner
dönmek
bir merkez nokta etrafında daire çizerek hareket etmek
The Earth rotates on its axis
Dünya kendi ekseni etrafında döner
sırayla değişmek
düzenli aralıklarla yer değiştirmek
Workers rotate their tasks
Çalışanlar görevlerini sırayla değiştirir
döndürmek
bir nesneyi bir merkez etrafında hareket ettirmek
Please rotate the dial
Lütfen kadranı döndür
satmak
Sahnedebir şeyi para karşılığında vermek
I will sell my old phone
Eski telefonumu satacağım
satmak
kişisel çıkar için birini ele vermek
He sold his partner to the police
Ortağını polise sattı
ikna etmek
birini bir şeye inanmaya ikna etmek
He sold me on the new plan
Beni yeni plana ikna etti
satmak
bir fikri veya planı başkasına kabul ettirmek
He tried to sell his new plan to the team
Yeni planını takıma satmaya çalıştı
ikna olmak
bir şeye inanmaya veya kabul etmeye razı olmak
He was sold on the idea
Bu fikir ona cazip geldi
hiçbir şey
hiçbir anlamda bir şey bulunmaması durumu
She has nothing left to sell
Satacak hiçbir şeyi kalmadı
satmak
para karşılığında bir şeyi vermek
They sell fresh vegetables
Onlar taze sebze satıyorlar
uydurma kelime
Sahnedestandart bir anlamı olmayan hayali veya uydurulmuş kelime
This word is just a tweepadock
Bu kelime sadece uydurma bir kelime
sadakatsizlik
Sahnedeeşine veya partnerine sadık olmama durumu
He was accused of infidelity
Sadakatsizlikle suçlandı
hafta
Sahnedeyedi günlük süre
I will see you next week
Seni haftaya göreceğim
hoş
Sahnedekeyifli veya zevkli
We had a nice day
Hoş bir gün geçirdik
güzel
göze hitap eden
That is a nice dress
O güzel bir elbise
iyi
nazik veya dost canlısı
She is a nice person
O iyi bir insan
canı istemek
Sahnedebir şeyi yapma isteği duymak
I feel like going for a walk
Yürüyüşe çıkasım var
gibi hissetmek
bir durumda veya rolde olduğunu düşünmek
Sometimes I feel like a child
Bazen kendimi çocuk gibi hissediyorum
gibi gelmek
bir durumun gerçekleşeceği izlenimine kapılmak
It feels like it is going to snow
Kar yağacak gibi geliyor
isteyip canı çekmek
bir şeyi yapma arzusu duymak
I feel like eating pizza
Canım pizza yemek istiyor
önce
Sahnedeşimdiye göre geçmişte kalmış zaman
I arrived an hour ago
Bir saat önce geldim
önce
şimdiden önce veya geçmişte
I saw him two days ago
Onu iki gün önce gördüm
önlem
Sahnedebelirli bir amaca ulaşmak için atılan adım
They took measures to improve safety
Güvenliği artırmak için önlemler aldılar
değerini belirlemek
Sahnedebir şeyin miktarını veya değerini tespit etmek
We need to measure the progress
İlerlemeyi belirlememiz gerekiyor
ölçü
bir şeyin belli bir miktarı veya derecesi
Success is not just a measure of money
Başarı sadece paranın bir ölçüsü değildir
mevki
bir kişinin toplumdaki yeri veya rütbesi
He holds a high measure in the community
Toplumda yüksek bir mevkisi var
alkışlamak
Sahnedeses çıkarmak için elleri birbirine vurmak
They began to clap
Alkışlamaya başladılar
bel soğukluğu
cinsel yolla bulaşan bir hastalık için kullanılan argo terim
He has the clap
Bel soğukluğu var
tutuklamak
birini polis gözetimine veya hapse almak
The police clapped him in jail
Polis onu hapse attı
harika
Sahnedeçok iyi veya etkileyici
That is a neat trick
Bu harika bir numara
sek
buz veya karıştırıcı olmadan servis edilen
He drinks his whiskey neat
Viskisini sek içer
düzenli
temiz ve düzenli
Her desk is always neat
Masası her zaman düzenlidir
düzenli
temiz ve düzenli olan
Please keep your desk neat
Lütfen masanı düzenli tut
hormon
Sahnedevücutta fonksiyonları kontrol eden doğal bir madde
Insulin is a hormone
İnsülin bir hormondur
deniz yolculuğu
Sahnedeözellikle deniz yoluyla yapılan uzun seyahat
They went on a long sea voyage
Uzun bir deniz yolculuğuna çıktılar
deniz yolculuğu
özellikle deniz yoluyla yapılan uzun seyahat
The ship began its long voyage
Gemi uzun yolculuğuna başladı
en az
Sahnedebelirtilen miktardan daha az olmayan
I need at least ten dollars
En az on dolara ihtiyacım var
en azından
bir sorun olsa da olumlu bir yanını belirtmek için kullanılır
At least it is not raining
En azından yağmur yağmıyor
bari
yapılması beklenen en basit şeyi belirtmek için kullanılır
You could at least say sorry
Bari özür dileyebilirdin
en azından
hiç değilse biraz olsun
It is at least warm here
Burası en azından sıcak
hecelemek
Sahnedebir kelimenin harflerini sırayla söylemek veya yazmak
How do you spell your name
İsmini nasıl hecelersin
belirtmek
genellikle kötü bir şeyin olacağının işareti olmak
This spells disaster
Bu felaket habercisidir
büyü
sihirli güce sahip sözler veya eylemler
The witch cast a spell
Cadı bir büyü yaptı
süre
kısa bir zaman aralığı
I worked there for a short spell
Orada kısa bir süre çalıştım
tamam
Sahnedekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
Sahnedeiyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
bir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
pantolon
Sahnedevücudun alt kısmını örten giysi
I am wearing black pants
Siyah pantolon giyiyorum
berbat
çok düşük kaliteli veya kötü
This movie was pants
Bu film berbattı
küçük düşürmek
birinin pantolonunu şaka olsun diye indirip onu utandırmak
He decided to pants his friend to embarrass him
Arkadaşını utandırmak için pantolonunu indirdi
pantolon
bacakları örten bir giysi türü
I bought new blue pants
Yeni mavi bir pantolon aldım
beklemek
Sahnedebir şey olana kadar bir yerde durmak
I am waiting for the bus
Otobüsü bekliyorum
beklemek
birinin gelmesini veya bir şeyin olmasını bekleyerek bir yerde durmak
I wait for the bus
Otobüsü bekliyorum
sabırsızlıkla beklemek
bir şeyin olmasını heyecanla istemek
I am waiting for my vacation
Tatilimi sabırsızlıkla bekliyorum
su tabancası
Sahnedesu fışkırtan oyuncak
He has a squirt gun
Onun bir su tabancası var
itiraf etmek
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu söylemek
He admitted his mistake
Hatasını itiraf etti
kabul etmek
bir yere girmeye izin vermek
The club admits members only
Kulüp sadece üyeleri kabul eder
burada
Sahnedekonuşmacının bulunduğu yer
Come up here and sit with me
Benimle buraya gel ve otur