The Big Bang Theory — 7. Sezon Bölüm 16
Kelimeler ve anlamları
396 kelime
Seviye
kuş avcısı
Sahnedekuş yakalayan kişi
The fowler set a trap for the birds
Kuş avcısı kuşlar için bir tuzak kurdu
rezalet
Sahnedetoplum içinde gösterilen öfkeli davranış
Please do not make a scene
Lütfen rezalet çıkarma
olay yeri
bir olayın gerçekleştiği yer
Police arrived at the scene
Polis olay yerine ulaştı
çevre
kişinin ilgi duyduğu sosyal ortam veya grup
She is part of the local art scene
O yerel sanat çevresinin bir parçası
sahne
bir oyun, film veya hikayenin bir bölümü
The first scene of the movie was sad
Filmin ilk sahnesi üzücüydü
inanılmaz
Sahnedenormal sınırların çok ötesinde
His energy level is off the charts
Enerji seviyesi inanılmaz yüksek
tavan yapmış
normalin veya beklenenin çok üzerinde olan
His sales numbers are off the charts
Satış rakamları tavan yapmış durumda
aniden
Sahnedebeklenmedik bir anda gerçekleşen
The rain started suddenly
Yağmur aniden başladı
aniden
beklenmedik bir şekilde
Suddenly, it started to rain
Aniden yağmur yağmaya başladı
yol açmak
Sahnedebir şeyin olmasına sebep olmak
Smoking can lead to cancer
Sigara kansere yol açabilir
yol açmak
bir şeyin olmasına neden olmak
Hard work will lead to success
Sıkı çalışma başarıya yol açacaktır
varmak
belirli bir yere giden yol veya rota olmak
This path leads to the beach
Bu yol plaja varır
yol açmak
bir yere gitmeyi sağlayan geçit oluşturmak
This door leads to the garden
Bu kapı bahçeye yol açar
açık fikirli
Sahnedeyeni fikirlere açık olan
She is very open minded
O çok açık fikirli
açık fikirli
yeni düşünceleri kabullenmeye hazır olan
She is very open minded
O çok açık fikirlidir
silah ateşlemek
Sahnedebir silahı kullanıp patlatmak
Please do not shoot the weapon
Lütfen silahı ateşleme
hay aksi
hafif kızgınlık veya hayal kırıklığı belirten ünlem
Shoot, I forgot my keys
Hay aksi, anahtarlarımı unuttum
hay aksi
şaşkınlık veya kızgınlık ifade eden ünlem
Shoot I forgot my keys
Hay aksi anahtarlarımı unuttum
çekmek
kamera ile görüntü kaydetmek
We will shoot a movie
Bir film çekeceğiz
çekmek
kamera ile görüntü kaydetmek
We will shoot a movie tomorrow
Yarın bir film çekeceğiz
ateşlemek
bir silahın patlamasını sağlamak
He shot the gun into the air
Silahı havaya ateşledi
vurmak
birini veya bir şeyi vurmak için silah kullanmak
You should not shoot at birds
Kuşlara ateş etmemelisin
ateş etmek
birine veya bir şeye silah doğrultup ateşlemek
The soldier shot at the target
Asker hedefe ateş etti
ateş açmak
silah veya başka bir mühimmatı ateşlemek
They decided to shoot at the enemy
Düşmana ateş açmaya karar verdiler
yaralamak
silahla birini vurarak sakat bırakmak
The robber shot the security guard
Soyguncu güvenlik görevlisini vurdu
hedef almak
birine veya bir şeye ateş etmek
Do not shoot at the innocent people
Masum insanlara ateş etmeyin
enjekte etmek
bir sıvıyı zorla bir yere vermek
The doctor will shoot the medicine
Doktor ilacı enjekte edecek
vurup yaralamak
mermi ile birini yaralamak
He accidentally shot his friend
Kazara arkadaşını vurdu
öldürmek
mermi ile birinin yaşamına son vermek
The soldier shot the guard
Asker nöbetçiyi vurdu
vurup öldürmek
silah kullanarak birini öldürmek
They shot the man in the street
Adamı sokakta vurup öldürdüler
ateş etmek
birine veya bir şeye ateşli silahla vurmak
He decided to shoot at the target
Hedefe ateş etmeye karar verdi
fırlatmak
bir şeyi hızla ileriye doğru göndermek
Please shoot the ball to me
Lütfen topu bana fırlat
gerçek
Sahnedebir şey hakkındaki gerçekler
Tell me the truth
Bana gerçeği söyle
davranış
Sahnedebir kişinin veya şeyin hareket etme biçimi
His behavior is polite
Davranışı çok kibar
davranış
bir kişinin hareket etme veya davranma biçimi
His behavior was very good
Davranışı çok iyiydi
ikinci favori
Sahnedeen çok sevilen ikinci şey
This pizza is my second favorite
Bu pizza benim ikinci favorim
ikinci en sevilen
sadece bir şeyden daha az sevilen
Blue is my second favorite color
Mavi benim ikinci en sevdiğim renktir
hissetmek
Sahnedefiziksel veya duygusal bir duyuya sahip olmak
I feel very tired
Çok yorgun hissediyorum
endişeli
kendine güvenmeyen veya emin olamayan his
I feel anxious about the test
Sınav hakkında endişeli hissediyorum
hatırlatmak
birine bir şeyi anımsatmak
This song makes me feel my childhood
Bu şarkı bana çocukluğumu hatırlatıyor
düşünmek
bir fikir veya tutuma sahip olmak
I feel that we should go
Gitmemiz gerektiğini düşünüyorum
hissetmek
bir duygu veya durumu deneyimlemek
I feel happy today
Bugün mutlu hissediyorum
en azından
Sahnedebir sorun olsa da olumlu bir yanını belirtmek için kullanılır
At least it is not raining
En azından yağmur yağmıyor
en az
Sahnedebelirtilen miktardan daha az olmayan
I need at least ten dollars
En az on dolara ihtiyacım var
bari
yapılması beklenen en basit şeyi belirtmek için kullanılır
You could at least say sorry
Bari özür dileyebilirdin
en azından
hiç değilse biraz olsun
It is at least warm here
Burası en azından sıcak
deneyim
Sahnedeyaşanılan olay
It was a great experience
Bu harika bir deneyimdi
tecrübe
bir işten kazanılan bilgi
She has a lot of experience
Onun çok fazla tecrübesi var
hissetmek
fiziksel veya duygusal bir duyum yaşamak
I experienced great joy
Büyük bir neşe hissettim
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Yeah I agree with you
Evet sana katılıyorum
kararsız
iki seçenek arasında karar veremeyen
I am yeah about this choice
Bu seçim konusunda kararsızım
evet
bir şeyi onaylamak için kullanılır
Yeah that sounds like a good plan
Evet bu kulağa iyi bir plan gibi geliyor
bütün
Sahnedeeksiksiz ve tam olan
She read the entire book
Bütün kitabı okudu
bütün
tamamı veya eksiksiz olan
I read the entire book
Kitabın tamamını okudum
tüm
bir şeyin tamamı
The entire team arrived early
Tüm takım erken geldi
kullanmak
Sahnedebir şeyden yararlanmak
Can I use your pen
Kalemini kullanabilir miyim
yarar
bir şeyin sağladığı fayda
That information has no use
O bilginin hiçbir yararı yok
eskiden yapmak
geçmişte düzenli yapılan ama artık yapılmayan eylem
I used to swim every morning
Eskiden her sabah yüzerdim
ihtiyaç duymak
bir şeye gerek duymak
I could really use some help
Gerçekten biraz yardıma ihtiyacım var
istismar etmek
birini kendi çıkarı için kandırmak
He used me for his benefit
Kendi çıkarı için beni istismar etti
kullanmak
bir şeyi işleme koymak
Use your brain to solve this
Bunu çözmek için beynini kullan
küfür etmek
kaba veya saldırgan bir dil kullanmak
Do not use bad words here
Burada kötü kelimeler kullanma
yararlanmak
bir şeyden fayda sağlamak
You can use these tools for work
İş için bu araçlardan yararlanabilirsin
gerekçe göstermek
bir durum için geçerli bir sebep sunmak
She used the rain as a reason for being late
Yağmuru geç kalmak için gerekçe gösterdi
kötüye kullanmak
bir şeyi yanlış veya zararlı bir şekilde kullanmak
He misused his power
Yetkisini kötüye kullandı
sık sık
bir şeyin çok kez yapılması veya gerçekleşmesi
I use my computer often
Bilgisayarımı sık sık kullanırım
alışkın olmak
bir şeye deneyim yoluyla aşina olmak
I am used to waking up early
Erken kalkmaya alışkınım
hiç
Sahnedeherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
çok
bir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
daima
her zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
hiçbir zaman
hiçbir vakitte
I will not ever go back
Hiçbir zaman geri dönmeyeceğim
hiç
geçmişte bir noktadan bugüne kadar olan zaman
Have you ever been to Paris
Hiç Parise gittin mi
hiç
geçmişteki bir noktadan günümüze kadar olan sürede
Have you ever been to Paris
Hiç Parise gittin mi
karıştırmak
Sahnedebirini veya bir şeyi başka bir şeyle karıştırmak
I often confuse the twins
İkizleri sık sık karıştırırım
yanıltmak
birini yanlış düşünmeye sevk etmek
The false information confused the witnesses
Yanlış bilgi tanıkları yanılttı
kafasını karıştırmak
birinin zihnini bulandırmak
The complicated instructions confused the students
Karmaşık talimatlar öğrencilerin kafasını karıştırdı
kafasını karıştırmak
birinin bir şeyi net bir şekilde anlamasını zorlaştırmak
These directions confuse me
Bu yol tarifleri kafamı karıştırıyor
el ele tutuşmak
Sahnedesevgi göstergesi olarak birinin elini tutmak
They walk in the park holding hands
Parkta el ele yürüyorlar
el ele tutuşmak
başka bir kişiyle ellerini birleştirmek
Let's hold hands
Haydi el ele tutuşalım
el ele tutuşmak
elleri başka birinin elleriyle birleşik olmak
They hold hands in the park
Parkta el ele tutuşuyorlar
el ele tutuşmak
birbirinin elini tutmak
The children hold hands while walking
Çocuklar yürürken el ele tutuşuyor
-den beri
Sahnedegeçmişteki bir noktadan günümüze kadar
I have lived here since 2010
2010'dan beri burada yaşıyorum
için
bir sebepten dolayı
Since it is raining we stayed home
Yağmur yağdığı için evde kaldık
den beri
geçmişteki bir zamandan şimdiye kadar
I have been here since morning
Sabahtan beri buradayım
yeniden şekillendirmek
Sahnedebir şeyin şeklini veya biçimini değiştirmek
She tried to reshape the clay
Kili yeniden şekillendirmeye çalıştı
rağmen
Sahnedezıt bir durumu belirtmek için kullanılır
Although it was raining, we went out
Yağmur yağmasına rağmen dışarı çıktık
geç
Sahnedezamanında olmayan
I am late for work
İşe geç kaldım
merhum
artık hayatta olmayan
His late father was a doctor
Merhum babası doktordu
son
yakın zamanda gerçekleşen veya yapılan
These are late reports
Bunlar son raporlar
geç
belirlenen zamandan sonra olan
I am late for work
İşe geç kaldım
genital
Sahnedecinsel organlarla ilgili olan
The doctor examined the genital area
Doktor genital bölgeyi muayene etti
rağmen
Sahnedebir durumun etkisine rağmen
Despite the rain, we went for a walk
Yağmura rağmen yürüyüşe çıktık
beklemek
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesini beklemek
Please wait for me
Lütfen beni bekle
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
sabırsızlanmak
bir şeyin olması için heyecan duymak
I can't wait for summer
Yaz için sabırsızlanıyorum
beklemek
kısa bir süreliğine durmak
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
beklemek
bir şeyin olmasını ya da birinin gelmesini umarak durmak
Please wait for me
Lütfen beni bekle
telefon
Sahnedearama yapmak için kullanılan aygıt
The phone is on the table
Telefon masanın üzerinde
telefon etmek
telefonla aramak
I will phone you tomorrow
Seni yarın arayacağım
telefon
arama yapmak ve internete girmek için kullanılan cihaz
My phone is charging
Telefonum şarj oluyor
sessiz
Sahnedeses çıkarmayan
The phone is on mute
Telefon sessizde
yumuşatmak
bir şeyin parlaklığını veya etkisini azaltmak
The designer decided to mute the bright colors
Tasarımcı parlak renkleri yumuşatmaya karar verdi
dilsiz
konuşamayan veya ses çıkaramayan
He was born mute
O dilsiz doğdu
kontrol etmek
Sahnedebir şeyi yönetmek veya ona hükmetmek
He can control the robot
Robotu kontrol edebilir
kontrol
bir şeyi yönetme veya düzenleme eylemi
She lost control of the car
Arabanın kontrolünü kaybetti
kontrol
deney sonuçlarını karşılaştırmak için kullanılan standart
The scientists used a control for their experiment
Bilim insanları deneyleri için bir kontrol kullandılar
başa çıkmak
Sahnedebir durumla veya sorunla ilgilenmek
I can handle this problem
Bu sorunla başa çıkabilirim
takma ad
kimlik belirlemek için kullanılan isim veya lakap
What is your Twitter handle
Twitter kullanıcı adın nedir
uzatmak
bir şeyi elden ele teslim etmek
Handle the book to your friend
Kitabı arkadaşına uzat
kulp
bir nesneyi tutmaya veya taşımaya yarayan kısım
Please hold the handle of the door
Lütfen kapının kulpunu tut
küvet
Sahnedevücudumuzu yıkadığımız büyük kap
I took a bath in the tub
Küvette banyo yaptım
küvet
geniş ve açık bir kap
The baby is in the tub
Bebek küvette
küvet
içinde yıkanmak için su tutan büyük kap
She is taking a bath in the tub
O küvette banyo yapıyor
ilk çocuk
Sahnedeebeveynlerin doğurduğu ilk çocuk
She is the firstborn child
O, ilk çocuk
uçup gitmek
Sahnedeartık mümkün veya geçerli olmayan
All my plans went out the window
Tüm planlarım uçup gitti
başına gelmek
Sahnedebirinin başına bir şey gelmesi durumu
What happened to him
Ona ne oldu
tesadüfen yapmak
plan yapmadan bir eylem gerçekleştirmek
I happened to meet him at the park
Onunla parkta tesadüfen karşılaştım
tesadüfen yapmak
planlamadan bir şey yapmak
I happened to meet him
Onunla tesadüfen karşılaştım
denk gelmek
bir şeyin rastlantı sonucu olması
I happened to be there
Tesadüfen orada bulundum
rast gelmek
beklenmedik bir şekilde meydana gelmek
Such things happen to everyone
Böyle şeyler herkesin başına gelir
istemeden yapmak
planlamadan bir şeyle sonuçlanmak
I happened to break the glass
Kadehi yanlışlıkla kırdım
başına gelmek
birinin veya bir şeyin başına bir durumun gelmesi
What happened to your car
Arabana ne oldu
tesadüfen yapmak
bir şeyi şans eseri gerçekleştirmek
I happened to see him at the store
Onu mağazada tesadüfen gördüm
saçma
Sahnedemantıksız veya saçma
That is a ridiculous idea
Bu saçma bir fikir
akıl almaz
aşırı derecede saçma veya mantıksız
The price is ridiculous
Fiyat akıl almaz
gülünç
çok saçma veya komik
You look ridiculous in that hat
O şapkayla gülünç görünüyorsun
saçma
çok aptalca veya mantıksız olan
Your idea is completely ridiculous
Senin fikrin tamamen saçma
-e kadar
Sahnedebelli bir sınıra veya miktara kadar
It can take up to ten days
On güne kadar sürebilir
yapmak
bir aktiviteyle meşgul olmak
What are you up to
Ne yapıyorsun
-e kadar
belirli bir yere kadar
He walked up to the door
Kapıya kadar yürüdü
gücü yetmek
bir şeyi yapabilmek için gereken enerjiye sahip olmak
I am not up to going out today
Bugün dışarı çıkmaya gücüm yetmiyor
e kadar
belirli bir sınıra kadar olan
The room holds up to ten people
Oda on kişiye kadar insan alabiliyor
sorumluluk
bir kişinin seçim yapma görevi
The choice is up to you
Seçim senin sorumluluğunda
bağlı
birinin tercihine veya kararına göre hareket etmek
It is up to you
Bu sana bağlı
kadar
bir miktarın ulaşabileceği en üst sınır
Up to five people can sit here
Buraya beş kişiye kadar oturabilir
peşinde
bir işle meşgul olmak
What have you been up to lately
Son zamanlarda neler peşindesin
önünde
Sahnedebir şeyin veya birinin ön kısmında olan
The car is in front of the house
Araba evin önünde
gözü önünde
birinin bulunduğu yer
Do not talk in front of him
Onun gözü önünde konuşma
önünde
bir şeyin veya kişinin doğrudan ilerisindeki alan
He is waiting in front of the door
O kapının önünde bekliyor
önünde
birinin veya bir şeyin karşısındaki konum
The car is in front of the house
Araba evin önünde
inek bıyığı
Sahnedeinek temalı veya inek memesini anımsatan yapay bıyık
I wore moo staches to the costume party
Kostüm partisine inek bıyığı taktım
iyi iş
Sahnedebirini bir şeyi iyi yaptığı için övmek amacıyla kullanılan söz
You did a good job
İyi iş çıkardın
etki
Sahnedegüçlü bir nüfuz veya sonuç
This decision had a big impact
Bu kararın büyük bir etkisi oldu
çarpışma
güçlü bir vuruş veya çarpma
The impact damaged the car
Çarpışma arabaya zarar verdi
etkilemek
bir şey üzerinde güçlü bir etki yaratmak
The new rules will impact our work
Yeni kurallar işimizi etkileyecek
adlandırmak
Sahnedebirine veya bir şeye isim vermek
They named the baby Leo
Bebeğe Leo adını verdiler
ün
insanların bir kişi veya şey hakkındaki görüşü
He has a good name in the city
Şehirde iyi bir ünü var
isim
bir kişiye veya nesneye verilen sözcük
My name is Alex
Benim adım Alex
hafifletmek
Sahnedekötü bir duyguyu veya ağrıyı daha az şiddetli hale getirmek
This medicine helps to relieve the pain
Bu ilaç ağrıyı hafifletmeye yardımcı olur
kurtarmak
birini bir sorumluluktan veya görevden uzaklaştırmak
He was relieved of his duties
Görevinden alındı
nöbetini devralmak
birinin işteki yerini almak
I will relieve you at six
Saat altıda nöbetini devralacağım
tuvaletini yapmak
vücuttan idrar atmak
He needed to relieve himself
Tuvaletini yapması gerekiyordu
dönem
Sahnedeözellikle geçmişteki belirli bir zaman dilimi
In my grandfather's day, there were no computers
Büyükbabamın döneminde bilgisayarlar yoktu
gün
24 saatlik süre
I work every day
Her gün çalışıyorum
özel gün
belirli bir şeyi kutlamak için ayrılmış gün
We celebrate a special day
Biz özel bir gün kutlarız
bir gün
gelecekteki bir zaman
I want to travel the world one day
Bir gün dünyayı gezmek istiyorum
tür
Sahnedebenzer özelliklere sahip grup
What kind of music do you like
Ne tür müzik seversiniz
nazik
dost canlısı ve cömert
She is a kind person
O nazik bir insandır
biraz
küçük bir ölçüde
I am kind of tired
Biraz yorgunum
nazik
başkalarına karşı iyi ve yardımsever olan
She is a kind person
O nazik bir insan
üzerinde durmak
Sahnedebir yüzeyin üzerinde durur pozisyonda olmak
The book sits on the table
Kitap masanın üzerinde duruyor
üye olmak
bir kurul veya komitede görev yapmak
She sits on the school board
Okul yönetim kurulunda üye olarak görev yapıyor
bekletmek
bir işi yapmayı veya karara bağlamayı ertelemek
The manager is sitting on the report
Müdür raporu bekletiyor
üzerine oturmak
bir şeyin veya birinin ağırlığını vermek
Please do not sit on the fragile chair
Lütfen kırılgan sandalyenin üzerine oturma
eylemsiz kalmak
bir konuda harekete geçmek yerine hiçbir şey yapmamak veya beklemek
Do not sit on the report
Raporu bekletme
ekmek
Sahnedebir şeyin büyümesi için tohum saçmak veya bir şeyi başlatmak
He sows seeds in the garden
O bahçeye tohum eker
ekmek
tohumları büyümeleri için toprağa ekmek
She sowed the seeds
Tohumları ekti
dişi domuz
yetişkin bir dişi domuz
The sow is caring for her piglets
Dişi domuz yavrularına bakıyor
sonuç
Sahnedebir şeyin sonucunda meydana gelen durum
The result was surprising
Sonuç şaşırtıcıydı
yol açmak
bir şeyin meydana gelmesine neden olmak
Heavy rain resulted in flooding
Şiddetli yağmur sele yol açtı
merhaba
Sahnedeselam vermek için kullanılır
Hello, how are you
Merhaba, nasılsın
yahu
şaşkınlık veya inanmazlık belirtmek için kullanılır
Hello? Are you kidding
Yahu, şaka mı yapıyorsun
emin
Sahnedeşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
elbette
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
tamam
bir öneriyi veya fikri onaylamak için kullanılan ifade
We can meet later. Sure.
Daha sonra buluşabiliriz. Tamam.
yeni konuya geçmek
Sahnedebaşka bir konuya geçmek
Let's move on to the next topic
Hadi bir sonraki konuya geçelim
atlatmak
geçmişteki kötü bir olayın etkisinden kurtulup hayatına devam etmek
She is ready to move on after the breakup
Ayrılıktan sonra hayatına devam etmeye hazır
ilerlemek
bir sonraki aşamaya geçmek
We should move on to the next topic
Bir sonraki konuya ilerlemeliyiz
yeni bir başlangıç yapmak
önceki bir işi bitirdikten sonra farklı bir şeye başlamak
It is time to move on with your life
Hayatına yeni bir başlangıç yapma zamanı geldi
göz
Sahnedegörmeyi sağlayan vücut bölümü
I have two eyes
İki gözüm var
yetenek
Sahnedebir şeyi fark etme veya ona dikkat etme becerisi
She has a good eye for art
Sanat konusunda iyi bir yeteneği var
merkez
fırtınanın tam ortasındaki sakin bölge
The eye of the storm is calm
Fırtınanın merkezi çok sakindir
gözlemek
birine veya bir şeye dikkatlice bakmak
He eyed the stranger suspiciously
Yabancıyı şüpheyle gözledi
ızdırap
Sahnedefiziksel veya duygusal hoş olmayan his
Love can cause pain
Aşk acı verebilir
baş belası
sinir bozucu kimse veya bir şey
Stop being a pain
Baş belası olmayı bırak
ekmek
un ve sudan yapılan pişmiş yiyecek
This pain is fresh
Bu ekmek taze
belirtmek
Sahnedebir şeye dikkat çekmek
He pointed out the mistake
Hatayı belirtti
belirtmek
bir şeyi açıkça göstermek veya açıklamak
He pointed out the best way to solve the problem
Problemi çözmenin en iyi yolunu belirtti
belirtmek
bir şeyi açıkça göstermek veya açıklamak
She pointed out the mistake in the report
O rapordaki hatayı belirtti
büyümek
Sahnedeyaşça büyümek
Children grow quickly
Çocuklar hızlı büyür
yetiştirmek
Sahnedebitki veya saç gibi şeylerin gelişmesini sağlamak
They grow tomatoes in the garden
Bahçede domates yetiştiriyorlar
artmak
bir şeyin miktarının veya sayısının çoğalması
The demand for goods continues to grow
Ürünlere olan talep artmaya devam ediyor
endişelenmek
bir durum karşısında kaygı duymaya başlamak
I began to grow worried about the weather
Hava durumu hakkında endişelenmeye başladım
büyümek
bir duruma gelmek veya gelişmeye başlamak
The plant started to grow
Bitki büyümeye başladı
haber
Sahnedebir olay veya durum hakkında yeni bilgi
I have some good news
Bazı iyi haberlerim var
yer
Sahnedebelirli bir alan veya nokta
This is a nice spot for a picnic
Burası piknik için güzel bir yer
fark etmek
birini veya bir şeyi görmek veya fark etmek
I spotted him in the crowd
Onu kalabalığın içinde fark ettim
zaaf
bir şeye duyulan özel sevgi
She has a soft spot for cats
Kedilere karşı bir zaafı var
hesabını karşılamak
birinin masrafını veya borcunu ödemek
I will spot you for lunch today
Bugün öğle yemeğini senin yerine ödeyeceğim
sözlük
Sahnedekelimelerin anlamlarını listeleyen kitap
I use a dictionary to learn new words
Yeni kelimeler öğrenmek için sözlük kullanırım
bulunmak
Sahnedebir toplulukta veya grupta hazır olmak
He sits in the audience
O seyirciler arasında bulunuyor
oturma eylemi yapmak
bir yerde oturarak protesto etmek
They decided to sit in
Oturma eylemi yapmaya karar verdiler
oturur durumda olmak
bir yerin içinde oturmuş pozisyonda olmak
She was sitting in the car
O arabada oturur durumdaydı
konuk olarak katılmak
bir etkinliğe misafir olarak eşlik etmek
The musician sat in with the band
Müzisyen gruba konuk olarak katıldı
tansiyon
Sahnedevücudunuzda dolaşan kanın damar duvarlarına uyguladığı kuvvet
High blood pressure is bad for your heart
Yüksek tansiyon kalbiniz için kötüdür
tansiyon
Sahnededamarlardaki kan akışının uyguladığı güç
High blood pressure is bad for your health
Yüksek tansiyon sağlığınız için kötüdür
tansiyon
vücudumuzdaki kanın damar duvarlarına yaptığı basınç
High blood pressure can be dangerous
Yüksek tansiyon tehlikeli olabilir
almak
Sahnedebir nesneyi yerden kaldırmak veya birini bir yerden almak
I will pick up my friend from the airport
Arkadaşımı havaalanından alacağım
iyileşmek
daha iyi hale gelmek veya artmak
The economy is starting to pick up
Ekonomi canlanmaya başlıyor
fark etmek
bir şeyi gözlemlemek veya anlamak
I picked up a strange smell in the room
Odaya girince tuhaf bir koku fark ettim
tavlamak
birini romantik olarak etkilemeye çalışmak
He always tries to pick up women
Her zaman kadınları tavlamaya çalışır
gidip getirmek
birini veya bir şeyi bulunduğu yerden almak
I will pick you up at seven
Seni saat yedide alacağım
tavlama
birini etkileyerek romantik bir ilişki başlatma girişimi
He is very good at the pick-up
O tavlama konusunda çok başarılıdır
teslim alma
birini veya bir şeyi bulunduğu yerden alma işlemi
The package pick-up is at the front desk
Paket teslim alma yeri resepsiyondadır
kaldığı yerden devam etmek
bir işe ara verdikten sonra tekrar başlamak
We will pick up the lesson tomorrow
Derse yarın kaldığımız yerden devam edeceğiz
almak
birini veya bir şeyi gidip getirmek
I will pick up my sister from school
Kız kardeşimi okuldan alacağım
kaldırmak
bir şeyi eline almak veya yerden yukarı kaldırmak
Please pick up the pen from the floor
Lütfen yerdeki kalemi kaldır
açmak
çalan telefona cevap vermek
Please pick up the phone
Lütfen telefonu aç
açmak
çaldığında telefona cevap vermek
Please pick up the phone
Lütfen telefonu aç
öğrenmek
bir bilgi veya beceri edinmek
She picked up Spanish quickly
İspanyolcayı hızlıca öğrendi
seçmek
Sahnedebir şeyi tercih etmek veya seçmek
Pick a color
Bir renk seç
pena
telli çalgıları çalmak için kullanılan küçük alet
He lost his guitar pick
Gitar penasını kaybetti
almak
bir nesneyi elinize almak veya kaldırmak
Pick up your book
Kitabını al
temizlemek
küçük bir boşluktan bir şeyi çıkarmak
Use a toothpick to pick your teeth
Dişlerini temizlemek için kürdan kullan
denemek
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
bir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
mahkemede suçlu olup olmadığına karar vermek için delilleri incelemek
They will try the suspect in court
Şüpheliyi mahkemede yargılayacaklar
manipüle etmek
Sahnedebirini veya bir şeyi kontrol etmek
He tried to manipulate her
Onu manipüle etmeye çalıştı
manipüle etmek
Sahnedebirini kurnazca veya dürüst olmayan bir yolla etkilemek
He tried to manipulate her decision
Onun kararını manipüle etmeye çalıştı
yönlendirmek
bir kişiyi veya durumu ustaca kontrol etmek
She manipulated the conversation
Sohbeti o yönlendirdi
şekillendirmek
bir şeyi beceriyle değiştirmek veya kullanmak
He manipulated the data to show the results
Sonuçları göstermek için verileri şekillendirdi
çocukça
Sahnedeçocuk gibi davranan veya olgunlaşmamış
Stop being so childish
Bu kadar çocukça davranmayı bırak
yaptırmak
Sahnedebirine bir şeyi yapmasını sağlamak
He made me cry
Beni ağlattı
yetişmek
bir yere veya hedefe ulaşmak
I can make it on time
Zamanında yetişebilirim
yapmak
bir şeyi üretmek veya oluşturmak
I make dinner every day
Her gün akşam yemeği yaparım
yapmak
bir şeyi ifade etmek veya söylemek
She made a suggestion
Bir öneride bulundu
kanal
Sahnedebir şeyi ileten veya taşıyan araç
The internet acts as a conduit for information
İnternet bilgi için bir kanal görevi görüyor
kazandı
Sahnedebir yarışmada veya oyunda başarı sağlamak
They won the match
Maçı onlar kazandı
kazandı
bir yarışmada en iyi olmak veya birinci gelmek
She won the gold medal in the race
Yarışta altın madalyayı o kazandı
çok
Sahnedebüyük bir miktar veya sayı
I have a lot of books
Çok kitabım var
bir sürü
bir şeyin büyük miktarı veya sayısı
I have a lot of books
Bir sürü kitabım var
çok
bir şeyden büyük miktarda olması
I have a lot of books
Çok kitabım var
doğru
Sahnedegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
tamam
anlaşma veya anlama belirtmek için kullanılır
Right, I will do it
Tamam, yapacağım
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
lütfen
Sahnedenazik bir ricada bulunmak için kullanılır
Please help me
Lütfen bana yardım et
memnun etmek
birini mutlu etmek
I want to please my parents
Ailemi memnun etmek istiyorum
istediğini yapmak
birinin kendi keyfine göre hareket etmesi
You can do as you please
İstediğini yapabilirsin
konuşmak
Sahnedebiriyle sözlü iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam lazım
konuşmak
birine sözlü olarak bir şeyleri anlatmak
I need to talk to my teacher
Öğretmenimle konuşmam gerekiyor
konuşmak
biriyle sözlü iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam gerekiyor
sohbet etmek
biriyle karşılıklı konuşmak
We should talk to our neighbors
Komşularımızla sohbet etmeliyiz
ciddiyetle
Sahnedeiçtenlikle veya ciddi bir tavırla
He spoke seriously about his future
Geleceği hakkında ciddiyetle konuştu
ciddi bir şekilde
çok ağır veya aşırı bir durumda
He was seriously injured in the accident
Kazada ciddi bir şekilde yaralandı
ciddiyetle
içten ve ciddi bir biçimde
He spoke seriously about his future
Geleceği hakkında ciddiyetle konuştu
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
ahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
yanlış
doğru olmayan bir biçimde
You answered the question wrong
Soruyu yanlış cevapladın
yanlış
doğru olmayan veya düzgün çalışmayan
Something is wrong with my car
Arabamda bir sorun var
mantık
Sahnedeaçık veya makul olma özelliği
What you said makes sense
Söylediklerin mantıklı geliyor
anlam
belirli bir mana veya yorum
This word has another sense
Bu kelimenin başka bir anlamı var
hissetmek
bir şeyin farkına varmak
I sense that something is wrong
Bir şeylerin yanlış olduğunu hissediyorum
his
bir duygu veya farkındalık
I have a sense of relief
Bir rahatlama hissi içindeyim
görünmek
Sahnedebir şeymiş izlenimi vermek
You seem happy today
Bugün mutlu görünüyorsun
sıfır yerçekimi
Sahnedeuzayda ağırlığın hissedilmediği durum
Astronauts float in zero gravity
Astronotlar sıfır yerçekiminde havada kalır
yerçekimsizlik
yerçekiminin hissedilmediği durum
Astronauts float in zero gravity
Astronotlar yerçekimsiz ortamda yüzerler
ağırlıksızlık
uzay gibi ortamlarda ağırlığın olmaması hali
They study the effects of zero gravity
Onlar sıfır yerçekiminin etkilerini inceliyorlar
ha ha
Sahnedegülme sesi
He said ha ha
Ha ha dedi
kahkaha
gülme eyleminin sesi
I heard a ha ha
Bir kahkaha duydum
çok
büyük ölçüde
It is ha ha good
Bu çok iyi
manipülasyon
Sahnedebirini veya bir şeyi ustalıkla yönlendirme veya etkileme eylemi
He is a master of manipulation
O, manipülasyon konusunda bir ustadır
tamam
Sahnedekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
iyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
bir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
uzay kıyafeti
Sahnedeastronotların uzayda hayatta kalmasını sağlayan koruyucu kıyafet
The astronaut wore a white space suit
Astronot beyaz bir uzay kıyafeti giydi
uzay kıyafeti
astronotların uzayda giydiği özel giysi
The astronaut wore a space suit
Astronot uzay kıyafeti giyiyordu