The Big Bang Theory — 8. Sezon Bölüm 20
Kelimeler ve anlamları
398 kelime
Seviye
asmak
Sahnedebir şeyi düşmemesi için yüksek bir yere tutturmak
I will hang the painting on the wall
Tabloyu duvara asacağım
takılmak
birileriyle boş vakit geçirmek
I like to hang with my friends
Arkadaşlarımla takılmayı seviyorum
kavrayış
bir işin nasıl yapılacağını anlama becerisi
I finally got the hang of this game
Sonunda bu oyunun inceliğini kavradım
asarak öldürmek
birinin boynuna ip geçirerek yaşamına son vermek
The killer hanged his victim
Katil kurbanını asarak öldürdü
ortada bırakmak
birini zor bir durumda yardımsız bırakmak
They hung me out to dry
Beni ortada bıraktılar
asmak
bir şeyi yüksek bir yere sabitlemek
Hang the coat on the hook
Montu kancaya as
asılı durmak
görülebilmesi için bir yüzeye tutturulmuş olmak
The painting hangs on the wall
Tablo duvarda asılı duruyor
takılmak
boş zamanı rahat bir şekilde geçirmek
Let us hang out tonight
Bu gece takılalım
asmak
boynuna ip geçirip kendini aşağı bırakarak yaşamına son vermek
He tried to hang himself
Kendini asmaya çalıştı
askıda kalmak
bir durumun kesinlik kazanmayıp belirsiz olması
The decision hangs in the balance
Karar hala askıda kalıyor
kaçırmak
Sahnedemevcut bir şeyi elde edememek veya ondan faydalanamamak
Don't miss out on this chance
Bu fırsatı kaçırma
fırsatı kaçırmak
bir etkinlikten veya durumdan yararlanma şansını yitirmek
You will miss out on the fun
Eğlenceyi kaçıracaksın
mahrum kalmak
bir şeyi deneyimleme veya elde etme şansına sahip olamamak
I do not want to miss out on this experience
Bu deneyimden mahrum kalmak istemiyorum
fırsatı kaçırmak
bir şeye dahil olamamak veya ondan yararlanamamak
Don't miss out on this great deal
Bu harika fırsatı kaçırmayın
kaçırmak
bir şeye sahip olma fırsatını bulamamak
I do not want to miss out on the fun
Eğlenceyi kaçırmak istemiyorum
fırsatı kaçırmak
bir şeyi yapma veya ondan keyif alma şansına sahip olamamak
You will miss out on the party
Partiyi kaçıracaksın
inek
Sahnedebir konuyla aşırı ilgilenen kimse
He is a computer nerd
O bir bilgisayar ineği
tutkun
belli bir konuya çok ilgi duyan kişi
He is a movie nerd
O bir film tutkunu
inek
derslere veya teknik konulara aşırı odaklanan kişi
He is a math nerd
O bir matematik ineği
ineklik yapmak
sosyal açıdan garip görülecek kadar çok ders çalışmak
He is nerding out on his science project
Bilim projesi üzerinde ineklik yapıyor
olgun
Sahnedetamamen gelişmiş veya büyümüş
He is very mature for his age
Yaşına göre çok olgun
olgunlaşmak
yetişkin bir duruma gelmek veya tam olarak gelişmek
He needs time to mature
Olgunlaşmak için zamana ihtiyacı var
olgun
tam olarak büyümüş veya gelişmiş
He is a mature person
O olgun bir insan
yeter
Sahnedeartık daha fazlasına gerek yok
That is enough
Bu kadar yeter
yeterli
istenilen ya da gereken miktarda
Do you have enough water
Yeterli suyun var mı
yeterli
ihtiyaç kadar olan
I have enough money
Yeterince param var
yeterli
gerektiği kadar
This is enough for me
Bu benim için yeterli
bahse girmek
Sahnedebir şeyden çok emin olmak
I bet he is late
Bahse girerim geç kalmıştır
bahis oynamak
bir oyun veya yarış için para riske atmak
He bet on the red car
Kırmızı arabaya bahis oynadı
seçenek
en uygun veya yararlı olan tercih
Taking the train is your best bet
Trene binmek en iyi seçeneğin
bahse girmek
bir şeyin doğru olacağına dair iddiaya girmek
I bet he will arrive late
Onun geç geleceğine bahse girerim
böbrek
Sahnedekanı süzmeye yarayan organ
The kidney filters blood
Böbrek kanı süzer
mekanik
Sahnedemakinelerle ilgili
This is a mechanical problem
Bu mekanik bir sorun
mekanik
makinelerle veya aletlerle ilgili olan
He is a mechanical engineer
O bir makine mühendisi
sinirlendirmek
Sahnedebirini kızdırmak veya rahatsız etmek
His loud voice irritates me
Onun yüksek sesi beni sinirlendiriyor
uzak durmak
Sahnedebir yerden veya bir durumdan uzak durmak
Please stay out of my room
Lütfen odama girme
girmemek
bir yere girmekten kaçınmak
Please stay out of that room
Lütfen o odaya girme
karışmamak
bir meseleye dahil olmaktan kaçınmak
I want to stay out of their argument
Onların tartışmasına karışmak istemiyorum
ödünç vermek
Sahnedebir şeyi kısa süreliğine kullanması için birine vermek
Can you lend me your pen?
Bana kalemini ödünç verebilir misin?
ödünç vermek
birinin bir şeyi geçici olarak kullanmasına izin vermek
Can you lend me a pen
Bana bir kalem ödünç verebilir misin
ödünç vermek
birinin bir şeyi bir süreliğine kullanmasına izin vermek
Can you lend me a pen
Bana bir kalem ödünç verebilir misin
şu anda
Sahnedetam şu an veya bulunulan an
I am studying right now
Şu anda ders çalışıyorum
tamam mı
karşıdaki kişinin anlayıp anlamadığını kontrol etme
You understand right now
Anladın tamam mı
şu an
içinde bulunulan zaman dilimi
Right now is the best time
Şu an en iyi zaman
şu anda
içinde bulunulan an
I am busy right now
Şu anda meşgulüm
şu an
içinde bulunulan tam bu an
I am busy right now
Şu an meşgulüm
hemen
tam bu anda
I need to go right now
Hemen gitmem gerekiyor
şu anda
tam olarak bu zamanda
I am studying right now
Şu anda ders çalışıyorum
hali hazırda
içinde bulunduğumuz an itibarıyla
He is working right now
O şu anda çalışıyor
hemen şimdi
tam bu anda
Please come here right now
Lütfen hemen şimdi buraya gel
kokmak
Sahnedebir koku yaymak
The fish smells bad
Balık kötü kokuyor
kokusunu almak
bir kokuyu fark etmek veya tanımak
I can smell smoke
Duman kokusunu alabiliyorum
koku
burunla algılanan özellik
I love the smell of rain
Yağmurun kokusunu seviyorum
geri dönmek
eski bir konuma veya popülariteye yeniden kavuşmak
The trend began to smell again
Moda tekrar geri dönmeye başladı
kapatmak
Sahnedebir cihazın veya makinenin çalışmasını durdurmak
Please turn off the lamp
Lütfen lambayı kapat
kapatmak
bir makineyi veya ışığı durdurmak
Please turn off the light
Lütfen ışığı kapatın
soğutan şey
birinin birine veya bir şeye olan ilgisini azaltan durum
Rude behavior is a real turn off
Kaba davranış insanı gerçekten soğutuyor
kafasını boşaltmak
bir şey hakkında düşünmeyi durdurmak
I need to turn off for a while
Bir süreliğine kafamı boşaltmaya ihtiyacım var
sapmak
seyahat edilen yoldan veya patikadan ayrılmak
Turn off the highway at the next exit
Bir sonraki çıkıştan otobandan sap
soğutmak
birinin ilgisini kaybetmesine veya tiksinmesine neden olmak
His rude behavior turned me off
Onun kaba davranışı benden soğuttu
niyetinde olmak
Sahnedene yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
gitmek
Sahnedebir yere varmak veya bir etkinliğe katılmak
We go to school every morning
Her sabah okula gideriz
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
ilk tercih
birinin en sık kullandığı veya seçtiği şey ya da kişi
Pizza is my go-to meal on Fridays
Pizza cumaları ilk tercihim olan yemektir
gitmek
bir yere veya kişiye ulaşmak
The letter goes to the manager
Mektup müdüre gidiyor
gitmek
bir okulda öğrenci olmak
She goes to university in London
O Londra'da üniversiteye gidiyor
yönelmek
bir yerin doğrultusunda hareket etmek
The road goes to the city center
Yol şehir merkezine yöneliyor
uğramak
bir yeri ziyaret etmek
I will go to the library today
Bugün kütüphaneye uğrayacağım
gitmek
belirli bir yere doğru hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
gitmek
birine ulaşmak ya da teslim edilmek
This award will go to the best student
Bu ödül en iyi öğrenciye gidecek
üzgün
Sahnedepişmanlık duyan veya özür dileyen
I am sorry for being late
Geç kaldığım için üzgünüm
geçici çözüm
Sahnedeasıl yöntem çalışmadığında başvurulan alternatif yöntem
We need a work around for this issue
Bu sorun için bir geçici çözüme ihtiyacımız var
çözüm yolu bulmak
Sahnedebir sorun veya zorlukla başa çıkmanın bir yolunu bulmak
We found a way to work around this problem
Bu soruna bir çözüm yolu bulduk
çözüm bulmak
bir problemle başa çıkmak için yol bulmak
We found a work around for the software bug
Yazılım hatası için bir çözüm bulduk
anlamına gelmek
Sahnedebelirli bir anlama sahip olmak
What does this word mean
Bu kelime ne anlama geliyor
araç
bir şeyi yapma yolu
This is a means of communication
Bu bir iletişim aracıdır
kaba
nazik olmayan veya zalim
He is very mean to me
Bana karşı çok kaba
niyetlenmek
bir şey yapmayı planlamak veya istemek
I meant to call you earlier
Seni daha önce aramaya niyetlenmiştim
demek istemek
konuşurken bir şeyi açıklamak için kullanılan ifade
I mean to say that we are late
Geç kaldığımızı demek istiyorum
müthiş
çok iyi veya yetenekli
She plays a mean tennis match
O müthiş bir tenis maçı çıkarıyor
yani
konuşurken duraksamak veya açıklık getirmek için kullanılan söz
I mean it is not raining today
Yani bugün yağmur yağmıyor
anlamına gelmek
bir şeyin ne olduğunu belirtmek
A red light means stop
Kırmızı ışık dur anlamına gelir
yöntem
bir işi yapmanın yolu
They used a simple mean to fix it
Bunu düzeltmek için basit bir yöntem kullandılar
temsil etmek
bir fikri ifade etmek veya göstermek
The flag means our country
Bayrak ülkemizi temsil eder
genç adam
Sahnedeyaşı ilerlememiş erkek
A young man is walking in the park
Genç bir adam parkta yürüyor
erkek arkadaş
romantik partner olan genç erkek
She went to the movies with her young man
O erkek arkadaşıyla sinemaya gitti
delikanlı
gençlik çağındaki erkek
He was a tall young man
O uzun boylu bir delikanlıydı
dile getirmek
Sahnedesözle veya yazıyla aktarmak
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
fikrini belirtmek
bir düşünceyi ifade etmek
She says it is a good idea
O bunun iyi bir fikir olduğunu söylüyor
göstermek
bilgi veya rakam belirtmek
The sign says stop
Tabela durmayı gösteriyor
aptal
Sahnedemantıklı veya zeki olmayan
That was a stupid mistake
Bu aptalca bir hataydı
aptal
aptal veya sinir bozucu kişi
Stop being so stupid
Bu kadar aptal olma
hazırlan
Sahnedeyarış başlangıcında harekete geçmeye hazır olma komutu
The runners waited for the get set signal
Koşucular hazırlan sinyalini bekledi
ziyaret etmek
Sahnedebir yere belirli bir süre kalmak için gitmek
I will visit my grandmother tomorrow
Yarın büyükannemi ziyaret edeceğim
ziyaret etmek
birini görmeye gitmek ve onunla vakit geçirmek
I will visit my grandmother
Babaannemi ziyaret edeceğim
musallat olmak
birine kötü bir durum veya sıkıntı vermek
The sickness visited the small town
Hastalık küçük kasabaya musallat oldu
seçmek
Sahnedebir şeyi tercih etmek veya seçmek
Pick a color
Bir renk seç
pena
telli çalgıları çalmak için kullanılan küçük alet
He lost his guitar pick
Gitar penasını kaybetti
almak
bir nesneyi elinize almak veya kaldırmak
Pick up your book
Kitabını al
temizlemek
küçük bir boşluktan bir şeyi çıkarmak
Use a toothpick to pick your teeth
Dişlerini temizlemek için kürdan kullan
borçlu olmak
Sahnedebirine para veya bir şey verme zorunluluğu
I owe you ten dollars
Sana on dolar borçluyum
dayandırmak
bir şeyi bir nedene bağlamak
He owes his success to hard work
Başarısını çok çalışmaya dayandırıyor
borçlu olmak
birine para veya bir şey vermek zorunda olmak
I owe you five dollars
Sana beş dolar borçluyum
yatak
Sahnedeuyumak için kullanılan mobilya
I go to bed
Yatağa gidiyorum
kasa
kamyonun arkasındaki yük taşıma alanı
The truck bed is full of wood
Kamyonun kasası odunla dolu
taban
nehir veya vadi zemini
Fish live at the river bed
Balıklar nehir tabanında yaşar
arayan kişi
Sahnedetelefonla arama yapan kişi
The caller hung up the phone
Arayan kişi telefonu kapattı
ziyaretçi
bir yeri ziyarete gelen kişi
We had a surprise caller this morning
Bu sabah sürpriz bir ziyaretçimiz oldu
arayan
telefon görüşmesi başlatan kimse
The caller left a message
Arayan kişi bir mesaj bıraktı
telefon eden
arama gerçekleştiren kişi
I do not know who the caller is
Telefon eden kişinin kim olduğunu bilmiyorum
bekle
Sahnedekısa bir süre beklemek
Hang on a minute
Bir dakika bekle
bağlı olmak
bir durumun veya sonucun başka bir şeye dayalı olması
Success hangs on your hard work
Başarı senin sıkı çalışmana bağlı
asmak
bir şeyi bir yere sabitlemek
Hang on the poster here
Posteri buraya as
elinde tutmak
bir şeyi kaybetmeden saklamak
Please hang on to this receipt
Lütfen bu fişi elinde tut
kat planı
Sahnedebir yapının bölümlerini yukarıdan gösteren çizim
We looked at the floor plan
Kat planına baktık
kat planı
bir oda veya binanın düzenini gösteren şema
We looked at the floor plan of our new apartment
Yeni dairemizin kat planına baktık
yerleşim planı
bir binadaki odaların sıralanışını gösteren çizim
The floor plan shows where the kitchen is
Yerleşim planı mutfağın nerede olduğunu gösteriyor
halı
Sahnedeyer kaplamak için kullanılan yumuşak örtü
The carpet is red
Halı kırmızı
dudak büzmek
Sahnededudakların öne doğru itilmesiyle yapılan yüz ifadesi
She began to pout
Dudak büzmeye başladı
yönetmek
Sahnedebir şeyi yönetmekten sorumlu olmak
She directs the movie
Filmi yönetiyor
doğrudan
arada hiçbir şey olmadan
This is a direct flight
Bu doğrudan bir uçuş
açık sözlü
nazik olmaya çalışmadan tam olarak düşündüğünü söyleyen
She is very direct with her feedback
Geri bildirimlerinde çok açık sözlüdür
yöneltmek
bir şeyi belirli bir yöne çevirmek
He directed the light at the wall
O ışığı duvara yöneltti
seçkin
Sahnedeen yetenekli veya başarılı olan insan grubu
They are part of an elite team
Onlar seçkin bir takımın parçası
seçkin
en iyi veya en yetenekli kişilerden oluşan grup
The elite team won the championship
Seçkin takım şampiyonluğu kazandı
çıktı
Sahnedeyazıcıdan alınan belge
Please check the printout
Lütfen çıktıyı kontrol et
gerçek
Sahnedevar olan veya doğru olan
This is a real diamond
Bu gerçek bir elmas
gerçekten
çok veya samimi bir şekilde
He is real quiet
O gerçekten sessiz
sade
süslü veya karmaşık olmayan
He prefers a real and simple lifestyle
O sade ve basit bir yaşam tarzını tercih ediyor
sosyalist
üretim araçlarının topluma ait olduğu bir sisteme inanan kişi
He is a real who believes in common ownership
O ortak mülkiyete inanan bir sosyalisttir
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
ahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
yanlış
doğru olmayan bir biçimde
You answered the question wrong
Soruyu yanlış cevapladın
yanlış
doğru olmayan veya düzgün çalışmayan
Something is wrong with my car
Arabamda bir sorun var
fizik
Sahnedemadde, enerji ve hareketi inceleyen bilim dalı
I love physics
Fiziği seviyorum
fizik
madde enerji ve hareketin incelenmesi
He is studying physics at university
Üniversitede fizik çalışıyor
fizik bilimi
madde ve enerjinin etkileşimini araştıran bilim dalı
Physics explains how the universe works
Fizik bilimi evrenin nasıl işlediğini açıklar
etkinlikler
Sahnedezaman geçirmek için yapılan işler
We have many fun activities today
Bugün birçok eğlenceli etkinliğimiz var
güvenli
Sahnedetehlikeli veya riskli olmayan
You are safe here
Burada güvendesin
çelik kasa
değerli eşyaları korumak için kullanılan metal kutu
The documents are in the safe
Belgeler çelik kasada
güvenilir
bir işi iyi yapacağına inanılan
She is a safe choice for the job
O bu iş için güvenilir bir seçenek
kesin
bir şeyden emin olma durumu
It is a safe bet
Bu kesin bir bahis
borcu ödemek
Sahnedebir borcu tamamen kapatmak için para vermek
I need to pay off my loan
Kredimi ödemem gerekiyor
karşılığını almak
çabaların başarılı olması veya değmesi
Hard work pays off
Sıkı çalışma karşılığını verir
rüşvet vermek
birine dürüst olmayan bir iş yapması için para vermek
He tried to pay off the guard
Güvenlik görevlisine rüşvet vermeye çalıştı
borcu ödemek
bir borcu tamamen kapatmak için para vermek
I finally paid off my loan
Nihayet kredimi ödedim
kazanç
yapılan bir işin karşılığında alınan para veya ödül
This hard work had a big pay-off
Çok çalışmanın büyük bir kazancı oldu
ait olmak
Sahnedebir kişinin veya kurumun malı olmak
This book belongs to me
Bu kitap bana ait
üyesi olmak
bir grubun veya organizasyonun parçası olmak
I belong to a chess club
Bir satranç kulübünün üyesiyim
ait olmak
bir şeyin parçası veya sahibi olmak
This book belongs to me
Bu kitap bana ait
ait olmak
birinin mülkiyetinde bulunmak
This book belongs to me
Bu kitap bana ait
uyumak
Sahnedegözler kapalı şekilde dinlenmek
It is time to go to sleep
Uyuma vakti geldi
iki katı
Sahnedebir sayıyı ikiyle çarpma işlemi
The result is times two
Sonuç iki katıdır
örnek
Sahnedebir şeyi açıklamak için kullanılan somut durum
Give me an example
Bana bir örnek ver
örnek
bir şeyin neye benzediğini gösteren şey
Can you give me an example
Bana bir örnek verebilir misin
önce
Sahnedeşimdiye göre geçmişte kalmış zaman
I arrived an hour ago
Bir saat önce geldim
önce
şimdiden önce veya geçmişte
I saw him two days ago
Onu iki gün önce gördüm
haber
Sahnedebir olay veya durum hakkında yeni bilgi
I have some good news
Bazı iyi haberlerim var
Benimle Kal
Sahnede1986 yapımı bir Amerikan büyüme çağı filmi
I watched Stand by Me last night
Dün gece Benimle Kal filmini izledim
yırtmak
Sahnedebir şeyi küçük parçalara ayırmak
She ripped up the letter
Mektubu yırttı
yırtıp atmak
bir şeyi kaba bir şekilde parçalamak veya yırtmak
He ripped up the letter
Mektubu yırtıp attı
devam etmek
Sahnedebir moladan sonra yeniden başlamak
We will resume the meeting at two
Toplantıya saat ikide devam edeceğiz
özgeçmiş
iş deneyimi ve eğitimin özeti
Please send me your resume
Lütfen bana özgeçmişinizi gönderin
özgeçmiş
iş deneyimi ve becerilerin listelendiği belge
Please send me your resume
Lütfen özgeçmişini bana gönder
devam etmek
durduktan sonra tekrar başlamak
We will resume the lesson soon
Dersimize yakında devam edeceğiz
aile
Sahnedekan veya evlilikle birbirine bağlı kişiler
I love my family
Ailemi seviyorum
yemek tarifi
yemek hazırlamak için gerekli talimatlar
Please follow the family for this dish
Lütfen bu yemek için tarifi izle
bölüm
bir televizyon dizisinin parçası
I watched the first family of the show
Dizinin ilk bölümünü izledim
gücü yetmek
Sahnedebir şeyi satın almak veya yapmak için yeterli paraya sahip olmak
I cannot afford a new car
Yeni bir arabaya gücüm yetmez
sağlamak
bir şeyi vermek veya sunmak
The tree affords us shade
Ağaç bize gölge sağlar
gücü yetmek
bir şeye yetecek kadar para veya zamana sahip olmak
I cannot afford a new car
Yeni bir araba almaya gücüm yetmiyor
ortaya çıkmak
Sahnedebirinin bir yerde görünmesi veya gelmesi
He finally showed up at the party
Sonunda partide göründü
gelmek
bir yere varmak veya görünmek
He didn't show up for the meeting
Toplantıya gelmedi
rezil etmek
birini başkalarının önünde utandırmak
She showed him up in front of the team
Onu takımın önünde rezil etti
belirmek
bir arka plan üzerinde kolayca fark edilmek
The stain does not show up on this dark shirt
Bu koyu renkli gömlekte leke belli olmuyor
gölgede bırakmak
birinden daha iyi performans göstererek onu kötü duruma düşürmek
He tried to show up his rival during the match
Maç sırasında rakibini gölgede bırakmaya çalıştı
gölgede bırakmak
birinden daha iyi performans göstererek onu geride bırakmak
He showed up his rival with a better performance
Rakibini daha iyi bir performansla gölgede bıraktı
gelmek
bir etkinliğe katılmak veya bir yere varmak
He did not show up for the party
O partiye gelmedi
anlamak
Sahnedebir şeyin anlamını kavramak
I understand the lesson
Dersi anlıyorum
anlamak
ne demek olduğunu bilmek
I understand you
Seni anlıyorum
anlamak
bir durumun veya gerçeğin bilincine varmak
I understand the risks involved
İşin içindeki riskleri anlıyorum
kavramak
söylenen bir şeyi zihnen çözümlemek
I understood his instructions clearly
Talimatlarını net bir şekilde kavradım
keman
Sahnedeyay ile çalınan telli bir müzik aleti
She plays the violin
O, keman çalıyor
izleyici
Sahnedebir şeyi izleyen kişi
The show has millions of viewers
Programın milyonlarca izleyicisi var
icat etmek
Sahnedeyeni bir şey tasarlamak veya yapmak
Who invented the telephone?
Telefonu kim icat etti?
dinlemek
Sahnedesese dikkat etmek
I listen to music
Müzik dinlerim
dinlemek
bir sesi veya konuşan kişiyi duymaya çalışmak
I like to listen to music
Müzik dinlemeyi severim
kulak vermek
birini veya bir şeyi dikkatle dinleyip önemsemek
Please listen to my advice
Lütfen tavsiyeme kulak ver
dinlemek
bir sesi duymak için dikkatini vermek
Listen to the teacher
Öğretmeni dinle
çok komik
Sahnedeaşırı derecede komik veya güldüren
That joke was hilarious
O şaka çok komikti
sonra
Sahnedebir olaydan sonra gerçekleşen
We will eat later
Yemekten sonra yiyeceğiz
geç
Sahnedebeklenenden daha geç
She arrived later than me
O benden geç geldi
merhum
vefat etmiş kişi
The late king died long ago
Merhum kral uzun zaman önce öldü
yeni
son zamanlarda gerçekleşen
That is a later development
O yeni bir gelişme
daha sonra
gelecekte veya belirli bir olaydan sonra
I will do it later
Bunu daha sonra yapacağım
sonra
şu andan daha ileri bir vakit
See you later
Seni sonra görürüm
gelecekte
ileriki bir zamanda
I will be back later
Gelecekte geri döneceğim
gecikmeli
beklenen zamandan daha geç gerçekleşen
The later train arrived at midnight
Gecikmeli tren gece yarısı vardı
geç dönem
bir zaman diliminin sonuna yakın olan
This is a later work of the artist
Bu sanatçının geç dönem bir eseri
vakitli değil
kararlaştırılan zamanda olmayan
He is later than usual
Her zamankinden daha vakitsiz
gecikmiş
zamanında olmayan
She is later than we expected
Beklediğimizden daha gecikmiş durumda
sonra
şimdiki zamandan daha ileri bir vakit
I will see you later
Seni daha sonra göreceğim
tamam
Sahnededinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
tamam
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
tamam
onay veya kabullenme belirtmek için kullanılan ifade
All right I will go to the store
Tamam markete gideceğim
iyi
kabul edilebilir veya sorunsuz durum
Everything is all right
Her şey yolunda
salgın
Sahnedebir hastalığın vakalarının sayısındaki ani artış
The flu epidemic spread quickly
Grip salgını hızla yayıldı
rahim
Sahnededişilerde bebeklerin geliştiği organ
The baby grows in the uterus
Bebek rahimde büyür
diyet kola
Sahnededaha az kalori içeren şekerli ve gazlı bir içecek
I will have a diet coke
Ben bir diyet kola alayım
göre
Sahnedebirinin veya bir kaynağın belirttiğine dayanarak
According to the report it will be sunny
Raporlara göre hava güneşli olacak
uyarınca
bir şeye uygun veya uyumlu bir şekilde
The work was done according to the plan
İş plana uygun olarak yapıldı
keyfine göre
dış bir zorlama olmadan kendi tercihine dayanarak
You may act according to your own choice
Kendi keyfine göre hareket edebilirsin
ilişkin
bir şeyle alakalı veya bağlantılı
This is according to the recent changes
Bu son değişikliklere ilişkin
göre
birinin ifadesine veya bir bilgi kaynağına dayanarak
According to the news it will rain tomorrow
Haberlere göre yarın yağmur yağacak
merhaba
Sahnedeselam vermek için kullanılır
Hello, how are you
Merhaba, nasılsın
yahu
şaşkınlık veya inanmazlık belirtmek için kullanılır
Hello? Are you kidding
Yahu, şaka mı yapıyorsun
kazanmak
Sahnedebir ödül veya zafer elde etmek
She hopes to win the game
O oyunu kazanmayı umuyor
bahis oynamak
bir oyun veya yarış üzerine para riske etmek
I will win on that horse
O ata bahis oynayacağım
standart
her zamanki veya normal seçenek
This is the win choice
Bu standart seçim
yakışmak
birinin üzerinde iyi durmak
That jacket wins on you
O ceket sana çok yakışıyor
kazanmak
bir yarışmada veya müsabakada birinci olmak
She wants to win the race
O yarışı kazanmak istiyor
elde etmek
çaba göstererek bir şeyi hak etmek
She worked hard to win his respect
Saygısını elde etmek için çok çalıştı
gönlünü kazanmak
birinin sevgi veya ilgisini elde etmek
He tried to win her heart
Onun kalbini kazanmaya çalıştı
ödül kazanmak
yarışma sonucunda ödül almak
Did you win the big prize
Büyük ödülü kazandın mı
galip gelmek
bir mücadeleden üstün ayrılmak
They will win the tournament
Turnuvada galip gelecekler
başarmak
bir işi iyi bir sonuçla bitirmek
You must win in life
Hayatta başarmak zorundasın
başarıya ulaşmak
bir hedefe ulaşıp galip gelmek
They fight to win
Başarıya ulaşmak için savaşıyorlar
yenmek
rakibini mağlup ederek galip gelmek
Our team will win today
Takımımız bugün rakiplerini yenecek
sevgisini kazanmak
birinin aşkını veya ilgisini elde etmek
He hoped to win her heart
Onun kalbini kazanmayı umuyordu
büyük zafer
çok büyük bir galibiyet veya başarı
The election was a big win for the party
Seçim parti için büyük bir zaferdi
galibiyet
bir yarışmada elde edilen başarı veya ödül
That was an easy win for them
Onlar için kolay bir galibiyetti
kazanmak
ödül almak veya birinci olmak
I want to win the game
Oyunu kazanmak istiyorum
sır
Sahnedebaşkalarına söylemediğiniz bilgi
I have a secret to tell you
Sana söyleyecek bir sırrım var
gizli
başkaları tarafından bilinmeyen
I have a secret plan
Gizli bir planım var
tarikat
Sahnedesıradışı inançları olan küçük bir dini grup
He joined a strange cult
Garip bir tarikata katıldı
katılmak
Sahnedebir grubun parçası olmak
I want to join the club
Kulübe katılmak istiyorum
eşlik etmek
birinin yanına gitmek
Join us for lunch
Öğle yemeği için bize katılın
evlendirmek
evlilik yoluyla birleştirmek
The priest joined them in marriage
Rahip onları evlilikle birleştirdi
birleştirmek
iki şeyi birbirine bağlamak
Please join these two pieces of rope
Lütfen bu iki ip parçasını birleştirin
teşekkür
Sahnedeminnet veya şükran ifadesi
Many thanks for the help
Yardım için çok teşekkürler
teşekkür etmek
birine minnettarlığını bildirmek
I want to thank you
Sana teşekkür etmek istiyorum
kongre
Sahnedebelirli bir amaç için düzenlenen büyük toplantı
I am going to the convention
Kongreye gidiyorum
anlaşma
ülkeler arasında yapılan resmi uzlaşma
The countries signed a new convention
Ülkeler yeni bir anlaşma imzaladı
gelenek
toplumda kabul görmüş alışılmış davranış biçimi
Shaking hands is a social convention
Tokalaşmak sosyal bir gelenektir
yapım öncesi
Sahnedefilm veya dizi çekiminden önceki planlama dönemi
The movie is still in pre production
Film hala yapım öncesi aşamasında
konuşmak
Sahnedebiriyle sözlü iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam lazım
konuşmak
birine sözlü olarak bir şeyleri anlatmak
I need to talk to my teacher
Öğretmenimle konuşmam gerekiyor
konuşmak
biriyle sözlü iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam gerekiyor
sohbet etmek
biriyle karşılıklı konuşmak
We should talk to our neighbors
Komşularımızla sohbet etmeliyiz
emin
Sahnedeşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
elbette
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
tamam
bir öneriyi veya fikri onaylamak için kullanılan ifade
We can meet later. Sure.
Daha sonra buluşabiliriz. Tamam.
huysuz
Sahnedeçabuk sinirlenen veya aksi
He is cranky when he is tired
Yorgun olduğunda huysuz olur
meraklı
Sahnedeyeni şeyler öğrenmeye istekli
He is a curious student
O, meraklı bir öğrencidir
harika
Sahnedeçok etkileyici veya çok iyi
This view is awesome
Bu manzara harika
müthiş
çok yüksek kalitede veya şaşırtıcı derecede iyi
Your performance was awesome
Performansın müthişti
şahane
çok güzel veya hayranlık uyandırıcı
That is an awesome idea
Bu şahane bir fikir
harika
son derece etkileyici veya keyifli
That movie was awesome
O film harikaydı
yerine
Sahnedebir şeyin yerine başka bir şey geçmesi
I drank tea instead of coffee
Kahve yerine çay içtim
yerine
bir şeyin yerine başka birini veya bir şeyi tercih etmek
I drank water instead of coffee
Kahve yerine su içtim
yerine
bir şeyden ziyade başka bir şey
You should study instead of sleeping
Uyumak yerine ders çalışmalısın
yerini almak
bir şeyin yerine geçmek
I used butter instead of oil
Yağ yerine tereyağı kullandım
yerine
bir şeyin yerine başkasını koymak
I drank tea instead of coffee
Kahve yerine çay içtim
başlık
Sahnedekitap veya film gibi bir eserin adı
What is the title of the book?
Kitabın başlığı nedir?
tapu
Sahnedebir mülkün kime ait olduğunu gösteren yasal belge
She holds the title to the house
Evin tapusuna o sahip
şampiyonluk
bir sporda en iyinin kim olduğuna karar veren yarışma
He won the world boxing title
Dünya boks şampiyonluğunu kazandı
unvan
bir kişinin sosyal veya mesleki konumunu gösteren sözcük
He has the title of professor
Profesör unvanına sahip
durup dururken
Sahnedehiç beklenmedik bir anda
He called me out of the blue
Beni durup dururken aradı
beklenmedik bir şekilde
önceden hiçbir işaret olmadan gerçekleşen
The idea came out of the blue
Fikir beklenmedik bir şekilde ortaya çıktı