The Big Bang Theory — 8. Sezon Bölüm 23
Kelimeler ve anlamları
412 kelime
Seviye
dünyada
Sahnedesoru veya ifadeleri vurgulamak için kullanılan kalıp
What in the world are you doing
Dünyada ne yapıyorsun
resim
Sahnedegörsel bir temsil
I drew a picture
Bir resim çizdim
hayal etmek
zihinde canlandırmak
I can't picture it
Bunu hayal edemiyorum
genel durum
bir durumun tamamı veya ana fikri
You need to understand the whole picture
Genel durumu anlaman gerekiyor
film
sinemada gösterilen hareketli görüntü
We saw a funny picture at the cinema
Sinemada komik bir film izledik
hikayeler
Sahnedehayali veya gerçek olayların anlatımı
I love reading ghost stories
Hayalet hikayeleri okumayı severim
katlar
bir binanın katları veya seviyeleri
The building has ten stories
Binanın on katı var
inanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe you
Sana inanıyorum
sosisli sandviç
Sahnedeekmek arasında servis edilen pişmiş sosis
I want a hot dog
Bir sosisli sandviç istiyorum
sosis
uzun bir ekmek arasında servis edilen pişmiş sosis
I would like to eat a hot dog
Bir sosisli yemek istiyorum
sosisli
uzun bir ekmek içinde servis edilen pişmiş sosis
He bought a hot dog at the stand
Büfeden bir sosisli aldı
sosisli sandviç
uzun bir ekmekle sunulan pişmiş sosis
Kids love to eat hot dogs
Çocuklar sosisli sandviç yemeyi sever
tehlikeli
Sahnedeçok riskli veya tehlikeli olan
Driving on the icy road was very hairy
Buzlu yolda araba sürmek çok tehlikeliydi
kıllı
vücudunda çokça kıl bulunan
He has hairy arms
Onun kolları kıllı
tehlikeli
tehlikeli veya karmaşık olan
That was a hairy situation
Çok tehlikeli bir durumdu
hissetmek
Sahnedefiziksel veya duygusal bir duyuya sahip olmak
I feel very tired
Çok yorgun hissediyorum
düşünmek
Sahnedebir fikir veya tutuma sahip olmak
I feel that we should go
Gitmemiz gerektiğini düşünüyorum
endişeli
kendine güvenmeyen veya emin olamayan his
I feel anxious about the test
Sınav hakkında endişeli hissediyorum
hatırlatmak
birine bir şeyi anımsatmak
This song makes me feel my childhood
Bu şarkı bana çocukluğumu hatırlatıyor
hissetmek
bir duygu veya durumu deneyimlemek
I feel happy today
Bugün mutlu hissediyorum
utandırmak
Sahnedebirini mahcup etmek veya kendini kötü hissettirmek
Don't embarrass me in front of my friends
Arkadaşlarımın önünde beni utandırma
utandırmak
birini utangaç veya rahatsız hissettirmek
Don't embarrass me
Beni utandırma
utanmak
utangaç veya rahatsız hissetmek
I felt embarrassed
Utandım
halletmek
Sahnedebir sorunu veya karışık bir durumu çözmek
We need to straighten out this misunderstanding
Bu yanlış anlaşılmayı halletmemiz gerekiyor
düzeltmek
bir şeyi düz hale getirmek veya düzenlemek
Straighten out your desk
Masanı düzelt
çözmek
bir sorunu gidermek veya bir durumu açıklığa kavuşturmak
We need to straighten out this misunderstanding
Bu yanlış anlaşılmayı gidermemiz gerekiyor
düzeltmek
birinin kötü davranışlarını daha iyi hale getirmek
He needs to straighten out his behavior
Davranışlarını düzeltmesi gerekiyor
inşa etmek
Sahnedeparçaları bir araya getirerek bir şey yapmak
They build a new house
Yeni bir ev inşa ediyorlar
vücut yapısı
bir kişinin vücudunun şekli ve boyutu
He has a strong build
Güçlü bir vücut yapısı var
artmak
bir şeyin zamanla daha büyük veya güçlü hale gelmesi
The excitement began to build
Heyecan artmaya başladı
oluşturmak
zamanla bir şeyi meydana getirmek veya kurmak
We want to build a strong team
Güçlü bir ekip oluşturmak istiyoruz
davranmak
Sahnedebirine karşı belirli bir şekilde hareket etmek
She treats everyone with kindness
Herkese nezaketle davranır
ödül
haz veren şey
This chocolate is a special treat
Bu çikolata özel bir ödül
ısmarlamak
birinin yiyecek veya içecek masrafını karşılamak
I will treat you to lunch today
Bugün öğle yemeğini ben ısmarlayacağım
tedavi etmek
bir hastaya tıbbi bakım uygulamak
The doctor will treat the patient
Doktor hastayı tedavi edecek
kompleks
Sahnedekişinin kendisi hakkında sahip olduğu fikir ve duygular bütünü
He has an inferiority complex
Onun aşağılık kompleksi var
kompleks
bir arada bulunan bina grubu
The sports complex is huge
Spor kompleksi çok büyük
karmaşık
çok parçalı ve anlaşılması zor olan
This is a complex problem
Bu karmaşık bir problem
muktedir
Sahnedebir şeyi yapma yeteneği veya imkanı olan
She is able to speak English
İngilizce konuşabiliyor
ayakkabılar
Sahnedeayakları koruyan giysi
I have new shoes
Yeni ayakkabılarım var
yer
birinin içinde bulunduğu durum veya konum
I would not like to be in your shoes
Senin yerinde olmak istemezdim
yer
birinin içinde bulunduğu durum veya konum
I would not want to be in his shoes
Onun yerinde olmak istemezdim
nal
atın toynaklarına çakılan metal parça
The horse needed new shoes
Atın yeni nallara ihtiyacı vardı
video oyunu
Sahnedeekranda oynanan elektronik bir oyun
I like to play video games
Video oyunları oynamayı severim
video oyunu
bilgisayar veya konsolda oynanan oyun
I love playing video games
Video oyunu oynamayı seviyorum
elektronik oyun
ekranda oynanan dijital oyun
They enjoy playing electronic games
Elektronik oyun oynamaktan keyif alıyorlar
video oyunu
bir ekranda kontrolcü yardımıyla oynanan oyun
I play video games after school
Okuldan sonra video oyunu oynarım
denemek
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
Sahnedebir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
mahkemede suçlu olup olmadığına karar vermek için delilleri incelemek
They will try the suspect in court
Şüpheliyi mahkemede yargılayacaklar
için
Sahnedebir sebepten dolayı
Since it is raining we stayed home
Yağmur yağdığı için evde kaldık
-den beri
Sahnedegeçmişteki bir noktadan günümüze kadar
I have lived here since 2010
2010'dan beri burada yaşıyorum
den beri
geçmişteki bir zamandan şimdiye kadar
I have been here since morning
Sabahtan beri buradayım
diğer yanağını çevirmek
Sahnedekendisine kötülük yapıldığında karşılık vermemek
He decided to turn the other cheek after being insulted
Hakarete uğradıktan sonra diğer yanağını çevirmeyi seçti
dindar
SahnedeTanrıya karşı derin saygı duyan ve günah işlemekten korkan
He is a god fearing person
O dindar bir insandır
Tanrı korkusu olan
Tanrıya karşı derin bir saygı ve korku duyan
They are a god-fearing family
Onlar Tanrı korkusu taşıyan bir ailedir
fark etmek
Sahnedebir şeyi anlamak veya farkına varmak
I realized my mistake
Hatamı fark ettim
gerçekleştirmek
bir şeyi gerçek hale getirmek veya hayata geçirmek
She realized her dream
Hayalini gerçekleştirdi
idrak etmek
bir durumun önemini veya gerçekliğini kavramak
He finally realized the truth
Sonunda gerçeği idrak etti
Afrikalı
SahnedeAfrika kıtasından olan
He is African
O Afrikalı
gün
Sahnede24 saatlik süre
I work every day
Her gün çalışıyorum
özel gün
Sahnedebelirli bir şeyi kutlamak için ayrılmış gün
We celebrate a special day
Biz özel bir gün kutlarız
dönem
özellikle geçmişteki belirli bir zaman dilimi
In my grandfather's day, there were no computers
Büyükbabamın döneminde bilgisayarlar yoktu
bir gün
gelecekteki bir zaman
I want to travel the world one day
Bir gün dünyayı gezmek istiyorum
matkap
Sahnededelik açmak için kullanılan alet
He used a drill to make a hole
Delik açmak için matkap kullandı
tatbikat
acil durumlar için yapılan uygulama çalışması
We have a fire drill today
Bugün yangın tatbikatımız var
sorguya çekmek
birine art arda çok soru sormak
The teacher drilled the students with questions
Öğretmen öğrencileri sorularla sorguya çekti
delmek
bir alet kullanarak bir nesnede delik açmak
He will drill a hole in the wall
Duvara bir delik açacak
sıkmak
Sahnedesıkıca kapatmak veya kavramak
He clenched his fists in anger
Öfkeden yumruklarını sıktı
kazanmak
bir yarışmada galibiyet elde etmek
They clenched the victory
Zaferi onlar kazandı
affetmek
Sahnedebirinin hatası nedeniyle ona kızmayı bırakmak
Please forgive me
Lütfen beni affet
affetmek
birinin yaptığı bir şey için ona kızmayı bırakmak
You should forgive him for his mistake
Onun hatası için onu affetmelisin
çözmek
Sahnedebir problemin çözümünü bulmak
I will work out the problem
Sorunu çözeceğim
spor yapmak
zindelik için fiziksel aktivite yapmak
I work out every morning
Her sabah spor yaparım
planlamak
bir şeyi dikkatlice düşünmek ve geliştirmek
We need to work out a plan
Bir plan yapmamız gerekiyor
sonuçlanmak
bir durumun belli bir şekilde neticelenmesi
The situation worked out eventually
Durum sonunda sonuçlandı
çözmek
bir soruna çözüm bulmak
We can work out this problem
Bu sorunu çözebiliriz
bir yol
Sahnedebir şeyi yapmanın bir yöntemi
This is one way to do it
Bu yapmanın bir yoludur
tek yönlü
sadece tek yöne giden
I bought a one way ticket
Tek yönlü bir bilet aldım
tek yön
tek yönde harekete izin veren
This is a one way street
Burası tek yönlü bir sokaktır
tek yön
dönüşü olmayan gidiş bileti
I bought a one way ticket to London
Londra'ya tek yön bilet aldım
tek yönlü
sadece bir yöne hareket etmeye izin veren
This street is a one-way road
Bu cadde tek yönlü bir yoldur
geri dönmek
Sahnedebir yere veya bir aktiviteye tekrar gitmek
I will get back to work
İşe geri döneceğim
geri almak
kaybedilen bir şeyi yeniden elde etmek
I want to get back my book
Kitabımı geri almak istiyorum
barışmak
bir sorun yaşadıktan sonra biriyle arayı düzeltmek
They decided to get back together
Tekrar bir araya gelmeye karar verdiler
öcünü almak
birine yaptığı kötülüğe karşılık zarar vermek
He wanted to get back at her
Ondan öcünü almak istedi
beslemek
Sahnedebirine yiyecek vermek
Good food nourishes the body
İyi yemek vücudu besler
iyi geçinmek
Sahnedebirisiyle dostça bir ilişkiye sahip olmak
I get along with my brother
Kardeşimle iyi geçiniyorum
idare etmek
bir durumla başa çıkmak veya ilerlemeye devam etmek
How are you getting along with your new job
Yeni işinle nasıl idare ediyorsun
eşlik etmek
birinin yanında bulunmak
You can get along with us
Bize eşlik edebilirsin
ayrılmak
bir yerden başka bir yere gitmek
It is time for us to get along
Bizim ayrılma vaktimiz geldi
iyi geçinmek
biriyle uyumlu ve dostça bir ilişkiye sahip olmak
My sister and I get along well
Kız kardeşimle iyi geçiniriz
düşünmek
Sahnedefikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
düşünmek
bir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
düşünmek
bir konu üzerinde zihinsel işlem yapmak
I think he is coming
Onun geldiğini düşünüyorum
sakal
Sahnedeerkeklerin çenesinde ve yanaklarında çıkan kıllar
He has a long beard
Onun uzun bir sakalı var
paravan
birinin gerçek kimliğini veya ilişkisini gizleyen kişi
He used his friend as a beard to hide his true relationship
Gerçek ilişkisini gizlemek için arkadaşını paravan olarak kullandı
sihirli
Sahnedebüyüleyici veya sihirle ilgili
It was a magical moment
Sihirli bir andı
büyülü
sihirli veya büyü güçlerine sahip olan
The forest looked magical in the moonlight
Orman ay ışığında büyülü görünüyordu
büyülü
büyü veya doğaüstü olaylarla ilgili olan
The fairy tale had a magical ending
Masalın büyülü bir sonu vardı
sihirli
büyü gücüne sahip olan veya büyüyle ilgili
The magician performed a magical trick
Sihirbaz sihirli bir numara yaptı
konuşmak
Sahnedebiriyle sözlü iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam lazım
konuşmak
birine sözlü olarak bir şeyleri anlatmak
I need to talk to my teacher
Öğretmenimle konuşmam gerekiyor
konuşmak
biriyle sözlü iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam gerekiyor
sohbet etmek
biriyle karşılıklı konuşmak
We should talk to our neighbors
Komşularımızla sohbet etmeliyiz
kitap
Sahnedeyazılı sayfaların ciltlenmiş hali
I read a book
Bir kitap okudum
rezervasyon yapmak
bir şeyi önceden ayırmak
I want to book a room
Bir oda ayırtmak istiyorum
kaydetmek
birinin tutuklanmasını polis kayıtlarına resmi olarak işlemek
The police decided to book the suspect
Polis şüpheliyi kaydetmeye karar verdi
kitap
sayfaları olan yazılı bir eser
I am reading a good book
İyi bir kitap okuyorum
diploma
Sahnedeeğitim programı tamamlandığında alınan unvan
She has a university degree
Üniversite diploması var
derece
sıcaklık ölçü birimi
It is twenty degrees today
Bugün hava yirmi derece
derece
bir şeyin miktarı veya seviyesi
There is a high degree of risk
Yüksek bir risk derecesi var
derece
sıcaklığı ölçmek için kullanılan bir birim
It is 20 degrees outside
Dışarısı 20 derece
giymek
Sahnedevücuda kıyafet geçirmek
Put on your coat before you leave
Dışarı çıkmadan önce montunu giy
düzenlemek
bir etkinlik tertip etmek
They decided to put on a concert
Bir konser düzenlemeye karar verdiler
üzerine koymak
bir şeyi bir yüzeyin üstüne bırakmak
Put the plate on the table
Tabağı masanın üzerine koy
numara
bir şeyi taklit etme veya sahte davranış
His sadness was just a put-on
Onun üzüntüsü sadece bir numaraydı
açmak
bir cihazı veya kontrolü çalışır duruma getirmek
I put on the heater when it is cold
Hava soğuk olduğunda ısıtıcıyı açarım
eklemek
birini bir listeye veya anlaşmaya dahil etmek
Please put my name on the list
Lütfen adımı listeye ekle
kilo almak
vücut ağırlığının artması
I put on weight during the holidays
Tatil boyunca kilo aldım
çalmak
müzik veya kayıt başlatmak
I put on some jazz music
Biraz caz müziği çaldım
değer biçmek
bir şeye önem seviyesi atamak
They put a high value on honesty
Dürüstlüğe büyük değer biçiyorlar
giymek
kıyafet veya ayakkabı gibi şeyleri vücuda takmak
Put on your coat before going out
Dışarı çıkmadan önce montunu giy
sürmek
vücudun bir bölgesine krem veya makyaj yaymak
She puts on lotion
O krem sürer
giymek
vücuda kıyafet geçirmek
She puts on a coat
O bir palto giyer
sahnelemek
bir tiyatro oyunu veya gösteri sunmak
They put on a show
Onlar bir gösteri sahnelediler
düzenlemek
halka açık bir etkinlik organize etmek
They put on a charity event
Bir yardım etkinliği düzenlediler
sergilemek
bir performansı izleyicilere göstermek
He put on a great performance
Harika bir performans sergiledi
takmak
gözlük gibi bir aksesuarı kullanmaya başlamak
Put on your glasses
Gözlüklerini tak
açmak
bir cihazda ses veya görüntü başlatmak
Put on some music
Biraz müzik aç
işletmek
birine şaka yoluyla takılmak
Don't put me on
Beni işletme
koymak
bir şeyi bir yüzeyin üzerine yerleştirmek
Put your book on the table
Kitabını masanın üzerine koy
görevlendirmek
birine iş veya sorumluluk vermek
They put him on the project
Onu projede görevlendirdiler
kandırmak
birini doğru olmayan bir şeye inandırmaya çalışmak
Are you putting me on
Beni kandırıyor musun
çocuk
Sahnedegenç bir insan
The child is playing
Çocuk oyun oynuyor
çocuk
insanın küçük yaştaki hali
Every child likes to play
Her çocuk oyun oynamayı sever
çocuk
genç bir insan
That is the child's toy
O çocuğun oyuncağı
ne kadar
Sahnedemiktar veya fiyat sormak için kullanılan ifade
How much is this
Bu ne kadar
alçakgönüllülük
Sahnedekendini övme veya büyüklenme eğiliminde olmama
She showed great modesty about her success
Başarıları konusunda büyük bir alçakgönüllülük gösterdi
edep
vücudu çok fazla göstermeme konusunda dikkatli olma durumu
She dressed with modesty
Edep gereği kapalı giyindi
ayrılmak
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
They left the house early
Evden erkenden ayrıldılar
bırakmak
bir şeyi olduğu yerde tutmak
Leave your coat on the chair
Ceketini sandalyede bırak
bırakmak
birine bir şey devretmek
He left his money to his son
Parasını oğluna bıraktı
izin
bir şey yapma müsaadesi
He asked for leave to visit his family
Ailesini ziyaret etmek için izin istedi
soğuk
Sahnedenezaket veya sevgi göstermeyen
He is a cold person
O soğuk bir insandır
soğuk algınlığı
burun akıntısı ve öksürükle seyreden hastalık
I have a cold
Soğuk algınlığına yakalandım
soğuk
düşük sıcaklık
The winter cold is harsh
Kış soğuğu serttir
bilinçsiz
olan bitenin farkında olmayacak şekilde uyanık olmama durumu
He was knocked cold in the fight
Dövüşte darbe alıp bilinçsiz hale geldi
dondurma
Sahnedesütten yapılan tatlı ve donmuş bir gıda
I love chocolate ice cream
Çikolatalı dondurmayı severim
dondurma
süt veya krema, şeker ve aromalarla yapılan tatlı ve soğuk yiyecek
I love to eat strawberry ice cream
Çilekli dondurma yemeyi seviyorum
o zamandan beri
Sahnedegeçmişteki bir zamandan şimdiye kadar
I have lived here ever since I was a child
Çocukluğumdan beri burada yaşıyorum
o zamandan beri
geçmişteki bir noktadan şu ana kadar sürekli olarak
I have lived here ever since
O zamandan beri burada yaşıyorum
o zamandan beri
geçmişteki bir noktadan şu ana kadar
I have lived here ever since
Buraya taşındığımdan beri burada yaşıyorum
o günden beri
geçmişteki belirli bir zamandan itibaren
She has been happy ever since
O günden beri çok mutlu
izin vermek
Sahnedebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
bildirmek
birine bir şeyi haber vermek
Let me know your answer
Cevabını bana bildir
işten çıkarmak
birinin işine son vermek
The manager had to let him go
Müdür onu işten çıkarmak zorunda kaldı
hayal kırıklığına uğratmak
beklentileri karşılayamamak
I will not let you down
Seni hayal kırıklığına uğratmayacağım
elektrik
Sahnedeışık ve makineler için kullanılan bir enerji türü
The electricity went out during the storm
Fırtına sırasında elektrik kesildi
elektrik
ışık ve ısı üretmek için kullanılan enerji
We use electricity at home
Evde elektrik kullanırız
sütten kesmek
Sahnedebir bebeği veya yavru hayvanı anne sütünden ayırıp başka yiyeceklere alıştırmak
She decided to wean her baby
Bebeğini sütten kesmeye karar verdi
eyvah
Sahnedeşaşkınlık veya üzüntü belirten ifade
Oh dear, I forgot my keys
Eyvah, anahtarlarımı unuttum
sevgili
sevilen veya değer verilen
My dear friend is coming
Sevgili arkadaşım geliyor
sayın
mektup veya e-posta başlangıcında kullanılan nezaket sözü
Dear Mr. Smith
Sayın Bay Smith
isim
Sahnedebir kişiye veya nesneye verilen sözcük
My name is Alex
Benim adım Alex
adlandırmak
birine veya bir şeye isim vermek
They named the baby Leo
Bebeğe Leo adını verdiler
ün
insanların bir kişi veya şey hakkındaki görüşü
He has a good name in the city
Şehirde iyi bir ünü var
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
ahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
yanlış
doğru olmayan bir biçimde
You answered the question wrong
Soruyu yanlış cevapladın
yanlış
doğru olmayan veya düzgün çalışmayan
Something is wrong with my car
Arabamda bir sorun var
önemli olmak
Sahnedebir şeyin değer veya önem taşıması
It does not matter to me
Bu benim için önemli değil
süre
kısa bir zaman dilimi
It happened in a matter of days
Bu birkaç gün içinde oldu
madde
eşyaların yapıldığı fiziksel temel
Everything is made of matter
Her şey maddeden yapılmıştır
mesele
ele alınması gereken önemli bir konu
This is a private matter
Bu özel bir mesele
önem
bir şeyin değeri veya gerekliliği
This work is a matter of great importance
Bu iş büyük önem taşıyan bir konu
sorun
çözülmesi gereken güç bir durum
I have a private matter to discuss with you
Seninle konuşmam gereken özel bir sorun var
konu
üzerinde durulan düşünce veya olay
We should focus on the matter at hand
Elimizdeki konuya odaklanmalıyız
madde
fiziksel dünyayı oluşturan temel yapı
Everything in the universe is made of matter
Evrendeki her şey maddeden oluşur
mevzu
üzerine konuşulan veya ilgilenilen durum
Let us talk about a different matter
Farklı bir mevzu hakkında konuşalım
buluşmak
Sahnedebir yerde bir araya gelmek
Let's meet at the park
Parkta buluşalım
Buluşmak
Birisiyle veya bir şeyle bir araya gelmek
Let us meet at the park tomorrow
Yarın parkta buluşalım
müsabaka
insanların spor dallarında yarıştığı etkinlik
The swimming meet was exciting
Yüzme müsabakası heyecan vericiydi
karşılamak
bir ihtiyacı veya gerekliliği gidermek
This solution meets all requirements
Bu çözüm tüm gereksinimleri karşılıyor
müsabaka
sporcuların yarıştığı organizasyon
The swim meet is tomorrow
Yüzme müsabakası yarın
toplantı
insanların bir araya gelmek için planladığı görüşme
We have a meet at noon
Öğlen bir toplantımız var
zorluk
Sahnedehayattaki sıkıntılar ve mücadeleler
She learned from the hard knocks of life
Hayatın zorluklarından ders çıkardı
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Yeah I agree with you
Evet sana katılıyorum
kararsız
iki seçenek arasında karar veremeyen
I am yeah about this choice
Bu seçim konusunda kararsızım
evet
bir şeyi onaylamak için kullanılır
Yeah that sounds like a good plan
Evet bu kulağa iyi bir plan gibi geliyor
banka
Sahnedeparanın saklandığı finansal kurum
I have a bank account
Bir banka hesabım var
nehir kıyısı
bir nehrin yanındaki toprak alan
We sat on the river bank
Nehir kıyısında oturduk
yana yatmak
bir yana doğru eğilmek
The plane banked to the left
Uçak sola doğru yattı
biriktirmek
bir şeyi daha sonra kullanmak üzere saklamak
You should bank your savings for later
Birikimlerini daha sonrası için saklamalısın
ıslık
Sahnededudakları büzerek hava üfleyip çıkarılan ince ses
I heard a soft whistling
Hafif bir ıslık sesi duydum
uygunsuz
Sahnedebir durum için uygun olmayan veya düzgün olmayan
His behavior was inappropriate for the meeting
Davranışı toplantı için uygunsuzdu
saygılı
Sahnedesaygı gösteren ve nazik olan
He is always respectful to others
Başkalarına karşı her zaman saygılıdır
bahsetmek
Sahnedebir şeyden kısaca söz etmek
He didn't mention the price
Fiyattan bahsetmedi
değinmek
bir konuya kısaca değinmek
Please mention your experience in the letter
Lütfen mektupta deneyiminizden değinin
bahsetmek
birinden veya bir şeyden söz etmek
He mentioned the book to me
Kitaptan bana bahsetti
üzmek
Sahnedebirini üzgün veya endişeli hissettirmek
Please do not upset her
Lütfen onu üzme
sürpriz galibiyet
daha güçlü bir rakibe karşı kazanılan beklenmedik zafer
The small team caused a major upset
Küçük takım büyük bir sürpriz galibiyet elde etti
üzgün
mutsuz veya endişeli hissetme durumu
She felt upset after the argument
Tartışmadan sonra üzgün hissetti
bozmak
bir şeyin düzenini veya işleyişini aksatmak
The rain upset our plans
Yağmur planlarımızı bozdu
teşekkür ederim
Sahnedeminnettarlık göstermek için kullanılan sözler
Thank you for the help
Yardım için teşekkür ederim
teşekkür
minnettarlık ifade eden söz
I sent a thank-you to my teacher
Öğretmenime bir teşekkür gönderdim
teşekkür ederim
minnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan nazik ifade
I want to say thank you
Sana teşekkür ederim demek istiyorum
teşekkür
minnettarlığı göstermenin nazik bir yolu
A simple thank you goes a long way
Basit bir teşekkür çok şey ifade eder
teşekkürler
minnettar olduğunuzu belirtmek için kullanılan sözler
Please say thank you for the gift
Lütfen hediye için teşekkürler de
teşekkür ederim
minnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan sözler
Thank you for your help
Yardımın için teşekkür ederim
yazık
Sahnedebir durumun üzücü olduğunu belirtmek için kullanılır
Too bad you cannot come
Gelememen ne yazık
fil foku
Sahnedebüyük burunlu iri bir deniz hayvanı
The elephant seal has a huge nose
Fil fokunun kocaman bir burnu vardır
deniz fili
Sahnedesoğuk sularda yaşayan büyük bir fok
The elephant seal lives in cold water
Deniz fili soğuk suda yaşar
yanlış konuşmak
Sahnedehata yaparak yanlış bir şey söylemek
I did not mean to misspeak
Yanlış konuşmak istemedim
yanlış söylemek
bir şeyi yanlışlıkla söylemek
I apologize, I misspoke
Özür dilerim, yanlış söyledim
çok çalışmak
Sahnedebir şeyi başarmak için yoğun çaba sarf etmek
I work hard at my job
İşimde çok çalışıyorum
görev
Sahnedeyapılması gereken iş veya sorumluluk
It is my duty to help you
Sana yardım etmek benim görevim
görev
yapılması gereken işler
It is your duty to help him
Ona yardım etmek senin görevin
görev
yapılması gereken iş veya sorumluluk
It is my duty to help others
Başkalarına yardım etmek benim görevim
gümrük vergisi
mallar üzerinden ödenen vergi
You must pay duty on these goods
Bu mallar için gümrük vergisi ödemelisiniz
yavru köpek
Sahnedeköpek yavrusu
The pup is playing
Yavru köpek oyun oynuyor
yavru
Sahnedebazı memelilerin yavrusu
The pup followed its mother
Yavru annesini takip etti
temelli
Sahnedebelirli bir temele veya esasa sahip olan
It is a fact based argument
Bu gerçek temelli bir tartışmadır
dayalı
bir şeyden yola çıkılarak geliştirilen veya oluşturulan
The movie is based on a book
Film bir kitaba dayalıdır
merkezli
bir yerde bulunan veya faaliyet gösteren
The company is based in London
Şirket Londra merkezlidir
bütün
Sahnedeeksiksiz ve tam olan
She read the entire book
Bütün kitabı okudu
bütün
tamamı veya eksiksiz olan
I read the entire book
Kitabın tamamını okudum
tüm
bir şeyin tamamı
The entire team arrived early
Tüm takım erken geldi
süt
Sahnedegıda veya içecek olarak kullanılan hayvanlardan elde edilen beyaz sıvı
I drink milk every morning
Her sabah süt içerim
sağmak
bir memeliden süt elde etmek
He learned to milk the cow
İneği sağmayı öğrendi
bitkisel süt
bitkilerden elde edilen kremsi içecek
I prefer almond milk in my coffee
Kahvemde badem sütünü tercih ederim
sömürmek
bir durumdan mümkün olduğunca fazla fayda sağlamak
He tried to milk the situation for all it was worth
Durumu olabildiğince sömürmeye çalıştı
ses efekti
Sahnedebir filmde veya gösteride eyleme uyması için oluşturulan ses
The movie used a loud sound effect
Film yüksek sesli bir ses efekti kullandı
mecazen
Sahnedegerçek anlamıyla değil simgesel bir şekilde
I am figuratively drowning in work
Mecazi anlamda işlerin içinde boğuluyorum
biyolog
Sahnedecanlıları inceleyen bilim insanı
She is a biologist
O bir biyologdur
başka amaçla kullanmak
Sahnedebir şeyi farklı bir amaçla tekrar kullanmak
I repurposed the old jar as a pen holder
Eski kavanozu kalemlik olarak kullandım
beceri
Sahnedepratik bilgi veya yetenek
He has the know-how to fix the car
Arabayı tamir edecek becerisi var
harika
Sahnedehayranlık veya şaşkınlık uyandıran
The view is amazing
Manzara harika
inanılmaz
büyük bir şaşkınlık veya hayranlık yaratan
It was an amazing sight
İnanılmaz bir manzaraydı
harika
çok iyi veya olumlu şekilde şaşırtıcı
You did an amazing job
Harika bir iş çıkardın
iç çekmek
Sahnededuyguları belli etmek için derin nefes vermek
He sighed with relief
Rahatlamayla iç çekti
otel
Sahnedeseyahat ederken konaklamak için para ödenen yer
I booked a hotel room
Bir otel odası ayırttım
otel
seyahat edenlerin kaldığı yer
The hotel is near the beach
Otel plajın yakınında
otel
gezginlerin kalabileceği ve uyuyabileceği yer
We stayed at a small hotel
Küçük bir otelde kaldık
ödül
Sahnedebaşarı karşılığında verilen ödül
She won an award for her painting
Resmi için bir ödül kazandı
ödül vermek
birine başarı karşılığında ödül vermek
They awarded her a prize
Ona bir ödül verdiler
doğru
Sahnedegerçek olan veya yanlış olmayan
It is true that she is here
Burada olduğu doğru
dürüst
yalan söylemeyen ve doğru sözlü
He is a true person
O dürüst bir insan
sadık
birine bağlı ve vefalı olan
She is a true friend to me
O benim için sadık bir dost
güvenilir
her zaman beklenen şekilde çalışan
This system is true and effective
Bu sistem güvenilir ve etkili