The Big Bang Theory — 9. Sezon Bölüm 4
Kelimeler ve anlamları
366 kelime
Seviye
endişeli
Sahnedehuzursuz veya kaygılı hissetmek
I am worried about the exam
Sınav hakkında endişeliyim
pısırık
Sahnedekolayca korkan veya cesareti olmayan kişi
Don't be such a wimp
Bu kadar pısırık olma
çok
Sahnedebüyük bir miktar veya sayı
I have a lot of books
Çok kitabım var
bir sürü
bir şeyin büyük miktarı veya sayısı
I have a lot of books
Bir sürü kitabım var
çok
bir şeyden büyük miktarda olması
I have a lot of books
Çok kitabım var
uyumak
Sahnedegözler kapalı şekilde dinlenmek
I need to sleep
Uyumam gerekiyor
hayal kırıklığı
Sahnedebeklentilerin karşılanmaması durumunda hissedilen üzüntü
He felt a deep disappointment
Derin bir hayal kırıklığı hissetti
tavuk
Sahnedeetinden ve yumurtasından faydalanılan bir çiftlik hayvanı
The chicken is eating corn
Tavuk mısır yiyor
cesaret oyunu
iki kişinin birbirini geri çekilmeye zorladığı bir durum
We played a game of chicken
Bir cesaret oyununa giriştik
korkak
cesur olmayan
Do not be such a chicken
Bu kadar korkak olma
hadi
Sahnedebirini bir şeyi yapmaya teşvik etmek
Come on, you can do it
Hadi, yapabilirsin
üstüne gitmek
çok baskıcı veya aşırı davranmak
Don't come on so strong
Çok üstüme gelme
hadi canım
inanmamayı veya karşı çıkmayı ifade etmek
Come on, that is not true
Hadi canım, bu doğru değil
hadi ama
öfke veya hayal kırıklığını ifade eden söz
Come on, stop wasting my time
Hadi ama, zamanımı boşa harcamayı bırak
kur
birini cezbetmek için yapılan hamle
She gave him a come-on to start a conversation
Sohbet başlatmak için ona kur yaptı
belirmek
görünmeye veya olmaya başlamak
A smile came on his face
Yüzünde bir gülümseme belirdi
yaklaşmak
bir şeye doğru veya daha yakınına hareket etmek
He came on toward the house
Eve doğru yaklaştı
katılmak
bir etkinlikte veya faaliyette yer almak
Do you want to come on the trip with us
Bizimle geziye katılmak ister misin
haydi
birine acele etmesini veya daha fazla çaba göstermesini söylemek için kullanılır
Come on we are going to be late
Haydi geç kalacağız
hadi
birini acele etmeye veya denemeye teşvik etmek
Come on we will be late
Hadi geç kalacağız
sünnet etmek
Sahnedepenis ucundaki derinin tıbbi veya dini nedenlerle kesilmesi
Many boys are circumcised when they are babies
Birçok erkek çocuk bebekken sünnet edilir
sonunda
Sahnedeuzun bir süre veya gecikmeden sonra
He eventually arrived home
Sonunda eve vardı
sonunda
uzun bir süre sonra veya sonunda
He eventually found his keys
Sonunda anahtarlarını buldu
sonunda
uzun bir süreden veya gecikmeden sonra
We eventually arrived home
Sonunda eve vardık
karıştırmak
Sahnedebir şeyi olduğundan farklı sanmak
I mistook him for his brother
Onu kardeşiyle karıştırdım
hata
yanlış veya hatalı olan şey
I made a mistake
Bir hata yaptım
tamamen
Sahnedeçok iyi veya eksiksiz bir şekilde
It is perfectly normal
Bu tamamen normal
tutum
Sahnedebir şey hakkında düşünme veya hissetme biçimi
She has a positive attitude
Olumlu bir tutumu var
tutum
bir konu hakkındaki düşünce veya bakış açısı
He has a positive attitude towards his work
İşiyle ilgili pozitif bir tutumu var
gerçeklikten kopuk
Sahnedegerçekle bağdaşmayan yanlış inanışlara sahip olan
He is delusional if he thinks he will win
Kazanacağını düşünüyorsa gerçeklikten kopuktur
sanrılı
yanlış inançlara veya fikirlere sahip olan
He has a delusional belief that he can fly
Uçabileceğine dair sanrılı bir inancı var
şık
Sahnedemodern ve çekici bir tarza sahip olan
She is wearing a stylish dress
Şık bir elbise giyiyor
müzisyen
Sahnedemüzik yapan kişi
He is a talented musician
O yetenekli bir müzisyen
gururlu
Sahnedebir başkasının başarısıyla mutlu olmak
I am proud of you
Seninle gurur duyuyorum
gururlu
kendi başarılarından tatmin olmak
He is proud of his work
İşiyle gurur duyuyor
gururlu
memnuniyet ve kıvanç gösteren
She has a proud expression
Gururlu bir ifadesi var
gururlu
kendinle veya başkasıyla memnuniyet duyma
I am proud of your success
Başarınla gurur duyuyorum
tweet atmak
Sahnedebir sosyal medya sitesinde kısa mesaj paylaşmak
She tweeted the news
Haberi tweetledi
kuş cıvıltısı
küçük bir kuşun çıkardığı kısa ve tiz ses
I heard a tweet
Bir kuş cıvıltısı duydum
ciklemek
küçük bir kuş gibi kısa ve tiz ses çıkarmak
The bird started to tweet
Kuş ciklemeye başladı
fantastik
Sahnedesihir ve hayali dünyalarla ilgili hikayeler türü
I love reading fantasy novels
Fantastik romanlar okumayı severim
hayal
arzu edilen bir şeye dair kurulan hoş düşünce veya rüya
He has a fantasy of traveling the world
Dünyayı gezme hayali var
hayal
gerçek olmayan hoş bir durum
Living on the moon is a fantasy
Ayda yaşamak bir hayal
fantezi
gerçek olmayan hikaye veya fikir
I love reading fantasy books
Fantezi kitapları okumayı seviyorum
yumuşatmak
Sahnedebirinin duygularını etkileyerek onu hassaslaştırmak
Her smile melted my heart
Gülümsemesi kalbimi yumuşattı
erimek
katı halden sıvı hale geçmek
The ice will melt in the sun
Buz güneşte eriyecek
erimiş peynirli sandviç
içinde erimiş peynir bulunan sıcak sandviç
I ordered a tuna melt
Ton balıklı erimiş peynirli sandviç sipariş ettim
fermuar
Sahnedekıyafetleri kapatmak için kullanılan dişli düzenek
My zipper is broken
Fermuarım bozuldu
benziyor
Sahnedebir şeyin görünüşünün başka bir şeye benzemesi
That cloud looks like a rabbit
O bulut bir tavşana benziyor
benziyor
görünüş olarak benzer olmak
He looks like his father
Babasına benziyor
benzemek
bir şeyin dış görünüşüne sahip olmak
She looks like her mother
O annesine benziyor
gibi görünmek
bir durumun öyle olduğu izlenimini vermek
It looks like it will rain
Yağmur yağacak gibi görünüyor
benziyor
bir şeyin dış görünüşünün başka bir şeye benzemesi
It looks like rain
Yağmur yağacak gibi görünüyor
hava
Sahnedegenel bir his veya ortam
This room has a cool vibe
Bu odanın çok hoş bir havası var
etkilemek
birini belli bir şekilde etkilemek
She vibes with her colleagues
O çalışma arkadaşları üzerinde iyi bir etki bırakıyor
keyif yapmak
rahatlayıp anın tadını çıkarmak
They are just vibing at the beach
Sahilde keyif yapıyorlar
ile konuşmak
Sahnedebiriyle sözcükler kullanarak iletişim kurmak
I need to speak with the manager
Müdürle konuşmam gerekiyor
ile görüşmek
biriyle karşılıklı konuşma yapmak
Can I speak with you for a moment
Sizinle bir an görüşebilir miyim
gelmek
Sahnedebir yere doğru hareket etmek
Come here
Buraya gel
meydana gelmek
gerçekleşmek veya vuku bulmak
How did this come about
Bu nasıl oldu
hadi
dikkat çekmek veya söze başlamak için kullanılan ifade
Come now do not be upset
Hadi ama üzülme
beyin
Sahnededüşünce ve duyguları kontrol eden, kafanın içindeki yumuşak organ
The brain controls the body
Beyin vücudu kontrol eder
zeka
düşünme ve öğrenme yeteneği
He has a great brain
Onun harika bir zekası var
muayene
bir sağlık durumunu kontrol etme işlemi
The doctor performed a medical examination
Doktor bir muayene yaptı
kafasına vurmak
birinin kafasına çok sert şekilde vurmak
He threatened to brain his enemy with a club
Düşmanının kafasına sopayla vurmakla tehdit etti
Çinli
SahnedeÇin ile ilgili olan
He is Chinese
O Çinli
Çin yemeği
Çin'e özgü yemek pişirme tarzı
I love Chinese food
Çin yemeklerini severim
Çince
Çin'de konuşulan dil
I am learning to speak Chinese
Çince konuşmayı öğreniyorum
istemek
Sahnedebir şeyi dilemek veya arzulamak
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
istemek
bir şeyi arzu etmek veya talep etmek
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
aramak
birini bulmaya veya yakalamaya çalışmak
The police want him for robbery
Polis onu soygun nedeniyle arıyor
durum
Sahnedebelirli bir durum veya örnek
This is a special case
Bu özel bir durum
kılıf
eşyaları saklamak veya taşımak için kullanılan kutu veya çanta
He put the phone in its case
Telefonu kılıfına koydu
vaka
polisin araştırdığı olay
The police are working on the case
Polis vaka üzerinde çalışıyor
tamamen
Sahnedeher bakımdan veya tam derecede
I completely forgot about the meeting
Toplantıyı tamamen unuttum
daire
Sahnededaha büyük bir binanın parçası olan konut
I live in a small apartment
Küçük bir dairede yaşıyorum
daire
yaşamak için ayrılmış odalar bütünü
Your apartment is very beautiful
Daireniz çok güzel
daire
daha büyük bir binanın parçası olan yaşam alanı
She lives in a small apartment
O küçük bir dairede yaşıyor
kimyager
Sahnedekimya bilimi ile uğraşan bilim insanı
The chemist works in the laboratory
Kimyager laboratuvarda çalışıyor
eczacı
ilaç hazırlayan ve satan kişi
The chemist gave me some medicine
Eczacı bana biraz ilaç verdi
yudum
Sahnedeiçilen küçük miktardaki sıvı
He took a sip of tea
Çaydan bir yudum aldı
yudumlamak
bir seferde az miktarda sıvı içmek
She likes to sip her coffee slowly
Kahvesini yavaşça yudumlamayı sever
hatırlamak
Sahnedegeçmişteki bir anıyı zihne geri getirmek
I remember my childhood
Çocukluğumu hatırlıyorum
hatırlamak
bir şeyi yapmayı unutmamak
Remember to lock the door
Kapıyı kilitlemeyi hatırla
varmak
Sahnedebelirli bir sonuca veya duruma ulaşmak
They finally came to an agreement
Sonunda bir anlaşmaya vardılar
varmak
bir yere ulaşmak
He finally came to the city
Sonunda şehre vardı
farkına varmak
bir şeyi yavaşça anlamak
I slowly came to realize the truth
Yavaş yavaş gerçeğin farkına vardım
kanaatine varmak
bir kişi ya da durum hakkında belirli bir görüşe sahip olmak
I have come to believe that he is honest
Onun dürüst olduğu kanaatine vardım
değinmek
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
We will come to that topic later
O konuya sonra değineceğiz
gelmek
belirli bir yere ulaşmak
Please come to my office
Lütfen ofisime gel
ziyaret etmek
birinin yanına gidip vakit geçirmek
Please come to see me
Lütfen beni ziyarete gel
kendine gelmek
baygınlıktan sonra tekrar bilincini kazanmak
He came to after the accident
Kazadan sonra kendine geldi
başlamak
bir şeyi yapmaya girişmek
I come to like this song
Bu şarkıyı sevmeye başlıyorum
varmak
bir yere ulaşmak
We will come to the city soon
Şehre yakında varacağız
ilgili olmak
bir konu hakkında olmak
When it comes to cooking he is an expert
Yemek pişirmek söz konusu olduğunda o bir uzmandır
gelmek
bir noktaya veya duruma ulaşmak
We have come to a difficult decision
Zor bir karara geldik
ayılmak
tekrar bilinci yerine gelmek
The patient started to come to after the surgery
Hasta ameliyattan sonra ayılmaya başladı
kendine gelmek
baygınlıktan sonra bilincin geri dönmesi
She finally came to after the accident
Kazadan sonra nihayet kendine geldi
sonuçlanmak
belirli bir duruma yol açmak
The total bill came to fifty dollars
Toplam fatura elli dolar ile sonuçlandı
uğramak
birini görmek için bir yere gitmek
Please come to my house this evening
Lütfen bu akşam evime uğra
aklına gelmek
bir fikrin veya düşüncenin zihinde belirmesi
The idea came to me suddenly
Fikir aniden aklıma geldi
başvurmak
yardım veya destek için birine gitmek
You can come to me for help
Yardım için bana başvurabilirsin
varmak
belirli bir duruma ulaşmak
The situation has come to an end
Durum sona erdi
tesis
Sahnedebir binayı ve üzerinde bulunduğu araziyi kapsayan alan
Smoking is forbidden on the premises
Tesis içinde sigara içmek yasaktır
tesisler
bir işletmenin veya kuruluşun kullandığı arazi ve binalar
Smoking is not allowed on the premises
Tesislerde sigara içmek yasaktır
iş yeri
bir işletmenin faaliyetlerini sürdürdüğü arazi ve binalar
Staff must clear the premises
Personel iş yerini boşaltmalı
akşam yemeği
Sahnedegünün genellikle akşam saatlerinde yenen ana öğünü
We are having chicken for dinner
Akşam yemeğinde tavuk yiyoruz
akşam yemeği
günün ana öğünü, genellikle akşam yenir
What's for dinner?
Akşam yemeğinde ne var?
akşam yemeği
günün genellikle akşam yenen ana öğünü
We are having dinner at seven
Akşam yemeğini saat yedide yiyoruz
tür
Sahnedesanat veya eğlence türü ya da stili
What is your favorite movie genre?
En sevdiğin film türü nedir?
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Yeah I agree with you
Evet sana katılıyorum
kararsız
iki seçenek arasında karar veremeyen
I am yeah about this choice
Bu seçim konusunda kararsızım
evet
bir şeyi onaylamak için kullanılır
Yeah that sounds like a good plan
Evet bu kulağa iyi bir plan gibi geliyor
mademki
Sahnedebir durum gerçekleştiği için
Now that you are here, we can start
Madem buradasın, başlayabiliriz
mademki
yeni bir durum nedeniyle bir şeyin doğru olduğunu açıklamak için kullanılır
Now that you are here we can start
Mademki buradasın başlayabiliriz
düzeltmek
Sahnedebir şeyi doğru hale getirmek
Please correct my mistakes
Lütfen hatalarımı düzeltin
doğru
haklı veya gerçek olan
Your answer is correct
Cevabın doğru
ne kadar
Sahnedemiktar veya fiyat sormak için kullanılan ifade
How much is this
Bu ne kadar
ayrılmak
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
They left the house early
Evden erkenden ayrıldılar
bırakmak
Sahnedebir şeyi olduğu yerde tutmak
Leave your coat on the chair
Ceketini sandalyede bırak
bırakmak
birine bir şey devretmek
He left his money to his son
Parasını oğluna bıraktı
izin
bir şey yapma müsaadesi
He asked for leave to visit his family
Ailesini ziyaret etmek için izin istedi
kafiye yapmak
Sahnedekelimelerin sonunda benzer sesleri kullanmak
Words like cat and bat rhyme
Kedi ve yarasa gibi kelimeler kafiyelidir
kafiye
benzer seslerle biten kelime veya kısa şiir
This poem has a rhyme
Bu şiirin bir kafiyesi var
kafiyelenmek
bir kelimeyle aynı son sese sahip olmak
Cat and hat rhyme
Kedi ve şapka kafiyelenir
iletişime geçme
Sahnedebiriyle iletişim kurmaya çalışma
I am reaching out to him for support
Destek için onunla iletişime geçiyorum
uzanmak
bir şeyi tutmak veya almak için kolunu uzatmak
She is reaching for the book on the shelf
Raftaki kitaba uzanıyor
ulaşmak
bir yere veya seviyeye gelmek
We are reaching the station
İstasyona ulaşıyoruz
her ne zaman
Sahnedeherhangi bir zamanda
Call me whenever you want
İstediğin her an beni ara
her ne zaman
uygun olan herhangi bir zamanda
Come visit whenever you like
Ne zaman istersen gel
süper kahraman
Sahnedeinsanüstü güçleri olan hayali karakter
Spider-Man is a famous superhero
Örümcek Adam ünlü bir süper kahramandır
dikkatini çevirmek
Sahnedebir şeye odaklanmaya başlamak
Now let us turn to the next topic
Şimdi dikkatimizi bir sonraki konuya çevirelim
yardım istemek
birinden destek veya tavsiye istemek
You can always turn to your family
Her zaman ailenden yardım isteyebilirsin
sayfaya geçmek
kitapta belirli bir sayfaya ilerlemek
Students turn to page fifty
Öğrenciler ellinci sayfaya geçiyor
dönmek
birine bakmak için vücudunu hareket ettirmek
Please turn to me
Lütfen bana dön
dans etmek
Sahnedemüziğe göre vücudunu hareket ettirmek
They dance together
Birlikte dans ederler
isim
birini veya bir şeyi çağırmak için kullanılan sözcük
The station dance is Alpha
İstasyonun ismi Alfa
dans
müzik eşliğinde yapılan ritmik hareket sanatı
They performed a traditional dance
Geleneksel bir dans sergilediler
dans eşi
birlikte bir şeyler yaptığınız kişi
He was her dance for the night
O gece onun dans eşiydi
dans
insanların dans ettiği sosyal toplanma
We are going to a dance tonight
Bu akşam bir dansa gidiyoruz
dans etmek
vücudunu müzikle uyumlu hareket ettirmek
She likes to dance at parties
Partilerde dans etmeyi sever
gelişme
Sahnedebir şeyin daha iyi hale gelmesi
I can see a big improvement in your work
Çalışmalarında büyük bir gelişme görüyorum
ölmek
Sahnedeyaşamın kalıcı olarak sona ermesi
Everyone will die one day
Herkes bir gün ölecek
zar
oyunlarda kullanılan üzerinde sayılar olan küçük küp
Roll the die
Zarı at
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am dying for a coffee
Bir kahve için can atıyorum
ölmek üzere
ölüme çok yakın olmak
The plant is going to die soon
Bitki yakında ölmek üzere
çok istemek
bir şeyi yapmayı çok arzulamak
I am dying to see the show
Gösteriyi görmeyi çok istiyorum
tecrübesiz kişi
belirli bir aktiviteyi daha önce hiç yapmamış kimse
He is still a die here
O burada hala tecrübesiz biri
ölmek
yaşamın sona ermesi
The old tree died yesterday
Yaşlı ağaç dün öldü
bozulmak
çalışmayı veya işlemeyi bırakmak
My laptop died suddenly
Dizüstü bilgisayarım aniden bozuldu
ölmek
canlılığın sona ermesi
All living things will eventually die
Tüm canlılar sonunda ölecek
tekrarlamak
Sahnedebir şeyi yeniden söylemek
Please repeat the question
Lütfen soruyu tekrarla
tekrar etmek
bir şeyi yeniden yapmak
Can you repeat that please?
Lütfen bunu tekrar edebilir misiniz?
tekrar yayınlamak
bir televizyon programını ilk gösteriminden sonra yeniden yayınlamak
They will repeat the show tonight
Diziyi bu akşam tekrar yayınlayacaklar
sigara içen
Sahnedetütün kullanan kişi
He is a smoker
O bir sigara içicisidir
tütsüleme makinesi
dumanla yavaşça yemek pişiren cihaz
I cooked ribs in the smoker
Kaburgaları tütsüleme makinesinde pişirdim
bak
Sahnedebirinin dikkatini çekmek için kullanılır
Look, we are late
Bak, geç kaldık
görünmek
belirli bir şekilde görünmek
You look happy
Mutlu görünüyorsun
görünüş
birinin dış görünüşü veya çekiciliği
I like her look
Onun görünüşünü seviyorum
bakmak
gözleri bir şeye doğru çevirmek
Look at the bird
Kuşa bak
tamam
Sahnedekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
iyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
bir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
buluşmak
Sahnedebir yerde bir araya gelmek
Let's meet at the park
Parkta buluşalım
Buluşmak
Birisiyle veya bir şeyle bir araya gelmek
Let us meet at the park tomorrow
Yarın parkta buluşalım
müsabaka
insanların spor dallarında yarıştığı etkinlik
The swimming meet was exciting
Yüzme müsabakası heyecan vericiydi
karşılamak
bir ihtiyacı veya gerekliliği gidermek
This solution meets all requirements
Bu çözüm tüm gereksinimleri karşılıyor
müsabaka
sporcuların yarıştığı organizasyon
The swim meet is tomorrow
Yüzme müsabakası yarın
toplantı
insanların bir araya gelmek için planladığı görüşme
We have a meet at noon
Öğlen bir toplantımız var
duygu
Sahnedeiçte yaşanan duygusal durum
Love is a strong feeling
Aşk güçlü bir duygudur
hava
bir yerin genel havası veya karakteri
The room has a cozy feeling
Odada rahat bir hava var
his
bir şeyin doğru olduğuna dair düşünce veya görüş
I have a feeling it will rain
Yağmur yağacak gibi bir hissim var
duygu
yoğun bir his veya heyecan durumu
Love is a powerful feeling
Aşk güçlü bir duygudur
hissetmek
fiziksel veya duygusal bir tecrübe yaşamak
I am feeling happy today
Bugün mutlu hissediyorum
duymak
fiziksel bir algıya sahip olmak
I can feel the wind
Rüzgarı duyabiliyorum
sezmek
bir şeyin olduğuna dair düşünceye sahip olmak
I feel that we are lost
Kaybolduğumuzu seziyorum
izlenim
bir şeyin doğru olduğuna dair inanç
I have a feeling he knows
Onun bildiğine dair bir izlenimim var
sezgi
kanıt olmadan bir şeyin doğru olduğuna inanmak
She trusts her intuition
Sezgilerine güveniyor
his
fiziksel veya duygusal bir duyu
I have a strange feeling
Garip bir hissim var
duygu
yoğun bir heyecan durumu
Anger is a strong feeling
Öfke güçlü bir duygudur
duygu
güçlü bir his
Joy is a happy feeling
Neşe mutlu bir duygudur
duygu
güçlü bir duygu hali
She is full of feeling
O duygu dolu biri
umut
iyi şeylerin gerçekleşmesini bekleme hissi
I have a hopeful feeling about this
Bunun hakkında umutlu bir hissim var
düşünce
bir konu hakkında fikir veya tutum sahibi olma
I have a feeling that we should go
Gitmemiz gerektiğine dair bir düşüncem var
pizza
Sahnedepeynir ve malzemelerle yapılan yuvarlak İtalyan yemeği
I love eating pizza
Pizza yemeyi severim
pizza
üzerine peynir ve malzeme konulan yuvarlak fırın yemeği
We ordered a pizza for dinner
Akşam yemeği için pizza sipariş ettik
dikkat
Sahnedebir şeyi özenle dinleme veya izleme eylemi
Pay attention to the teacher
Öğretmene dikkat et
dikkat
bir şeye veya birine odaklanma durumu
Please pay attention
Lütfen dikkat edin
bakım
hasta veya yaralı birine yardım etme eylemi
He needs medical attention
Tıbbi bakıma ihtiyacı var
bırakmak
Sahnedebir şeyi yapmayı durdurmak
I want to quit smoking
Sigarayı bırakmak istiyorum
bırakmak
bir işi veya eylemi yapmayı durdurmak
He decided to quit his job.
O işini bırakmaya karar verdi.
pekâlâ
Sahnedekonuşmaya başlarken dikkat çekmek veya dinleyicinin anlayıp anlamadığını kontrol etmek için kullanılan söz
All right now let's begin
Pekâlâ başlayalım
fark etmek
Sahnedebir şeyi anlamak veya farkına varmak
I realized my mistake
Hatamı fark ettim
gerçekleştirmek
bir şeyi gerçek hale getirmek veya hayata geçirmek
She realized her dream
Hayalini gerçekleştirdi
idrak etmek
bir durumun önemini veya gerçekliğini kavramak
He finally realized the truth
Sonunda gerçeği idrak etti
ait olmak
Sahnededoğru yerde olmak
This book belongs on the shelf
Bu kitap rafa ait
belki
Sahnedeihtimalle veya olabilir anlamında
Perhaps it will rain today
Belki bugün yağmur yağar
ahit
Sahnederesmi bir söz veya anlaşma
They signed a sacred covenant
Kutsal bir ahit imzaladılar
şekerleme
Sahnedekısa süreli uyku
I took a short nap
Kısa bir şekerleme yaptım
kestirmek
kısa süreliğine uyumak
I like to nap after lunch
Öğle yemeğinden sonra kestirmeyi severim
doğru
Sahnedegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
tamam
Sahnedeanlaşma veya anlama belirtmek için kullanılır
Right, I will do it
Tamam, yapacağım
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
kredi
Sahnedeborçlanma ve geri ödeme yeteneği
I bought the laptop on credit
Dizüstü bilgisayarı krediyle aldım
hesaba yatırmak
bir hesaba para yatırmak
The bank will credit your account tomorrow
Banka yarın hesabınıza parayı yatıracak
takdir
bir başarı için verilen övgü veya onay
She deserves credit for her hard work
Sıkı çalışması nedeniyle takdiri hak ediyor
kredi
mezuniyet için gerekli olan ders puanı
This course is worth three credits
Bu ders üç kredi değerinde
dışarı
Sahnedebir yerin içinden dışına doğru hareket etmek
She ran out of the room
Odadan dışarı koştu
kalmadı
bir şeyin elinde tükenmiş olması
We are out of sugar
Şekerimiz kalmadı
nedeniyle
bir şeyin sonucu olarak
I did it out of curiosity
Bunu meraktan yaptım
dışında tutmak
birini veya bir şeyi dahil etmemek
They kept me out of the meeting
Beni toplantının dışında tuttular
-den
bir yerden veya kaynaktan gelmek
I got the water out of the tap
Suyu musluktan aldım
arasından
bir grubun içinden seçilmek
Choose one out of these three
Bu üçünün arasından bir tane seç
içinden
bir şeyin iç kısmından gelmek
He came out of the room
Odanın içinden geldi
yoksun
bir şeye sahip olmamak
We are out of bread
Ekmeksiz kaldık
uzaklaşarak
bir yerden ayrılmak
Please get out of my house
Lütfen evimden çık
dışında
artık bir grubun parçası olmamak
He is out of the team
O artık takımın dışında
tükenmiş
bir şeyin bitmiş olması
We are out of gas
Benzinimiz bitti
dışarıda
bir yerin içinde olmamak
She is out of the office
Ofisin dışında
dışarı
bir yerin içerisi olmaması
Stay out of the rain
Yağmurun dışında kal
çıkararak
bir şeyi bir yerden almak
Take the keys out of your pocket
Anahtarları cebinden çıkar
alınarak
birini veya bir şeyi bir yerden uzaklaştırmak
They took the boy out of school
Çocuğu okuldan aldılar
kalmamış
bir şeyin tamamen bitmiş olması
We are out of sugar for the tea
Çay için şekerimiz kalmadı
beklemek
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesini beklemek
Please wait for me
Lütfen beni bekle
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
sabırsızlanmak
bir şeyin olması için heyecan duymak
I can't wait for summer
Yaz için sabırsızlanıyorum
beklemek
kısa bir süreliğine durmak
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
beklemek
bir şeyin olmasını ya da birinin gelmesini umarak durmak
Please wait for me
Lütfen beni bekle
sunmak
Sahnedebirine bir şey vermek veya teklif etmek
She presented him with a gift
Ona bir hediye sundu
şimdiki zaman
şu an gerçekleşmekte olan zaman
Focus on the present
Şimdiki zamana odaklan
ortaya çıkarmak
bir şeyin olmasına neden olmak
This situation presents a problem
Bu durum bir sorun ortaya çıkarıyor
hediye
birine verilen nesne
I bought a present for my friend
Arkadaşım için bir hediye aldım
sevimli
Sahnedeşirin veya sempatik görünen
The puppy is very cute
Yavru köpek çok sevimli
şirin
Sahnedehoş ve sempatik görünen
The puppy is very cute
Yavru köpek çok şirin
ukala
ukalalık yaparak saygısız veya sinir bozucu davranan
Don't get cute with me
Bana ukalalık yapma
şirinleştirmek
bir şeyi daha sevimli veya çekici hale getirmek
You can cute up the room with some colorful cushions
Odayı renkli minderlerle şirinleştirebilirsin
gün
Sahnede24 saatlik süre
I work every day
Her gün çalışıyorum
dönem
özellikle geçmişteki belirli bir zaman dilimi
In my grandfather's day, there were no computers
Büyükbabamın döneminde bilgisayarlar yoktu
özel gün
belirli bir şeyi kutlamak için ayrılmış gün
We celebrate a special day
Biz özel bir gün kutlarız
bir gün
gelecekteki bir zaman
I want to travel the world one day
Bir gün dünyayı gezmek istiyorum
tarif edilemez
Sahnedetanımlanamayacak kadar büyük
He suffered untold misery
Tarif edilemez bir acı çekti
denemek
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
bir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
mahkemede suçlu olup olmadığına karar vermek için delilleri incelemek
They will try the suspect in court
Şüpheliyi mahkemede yargılayacaklar
daha kötü
Sahnededaha nahoş veya daha düşük kaliteli
The weather is getting worse
Hava daha da kötüleşiyor
daha kötü
daha düşük kaliteli veya daha ciddi olan
This cake tastes worse than the last one
Bu kekin tadı bir öncekine göre daha kötü
tuhaf tip
Sahnedesıradışı veya garip davranan kişi
He is a bit of a weirdo
O biraz tuhaf bir tip
tuhaf tip
Sahnedetuhaf davranan kimse
He is such a weirdo
O çok tuhaf bir tip
düşünmek
Sahnedebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
fikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
düşünmek
bir konu üzerinde zihinsel işlem yapmak
I think he is coming
Onun geldiğini düşünüyorum
istemek
Sahnedebir şeyi istediğini söylemek
I will ask for a glass of water
Bir bardak su isteyeceğim
davetiye çıkarmak
kötü bir olayın gerçekleşmesine neden olacak şekilde davranmak
You are asking for trouble by staying out late
Geç saatlere kadar kalarak başını belaya davetiye çıkarıyorsun
istemek
bir şey istediğini belirtmek
She will ask for help
O yardım isteyecek
davetiye çıkarmak
kötü bir durumun gerçekleşmesine neden olacak şekilde davranmak
You are asking for trouble
Başını derde sokuyorsun
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anlayıp anlamadığını kontrol etmek veya duraksamak için kullanılır
It is a bit expensive, you know
Biraz pahalı, biliyorsun
hani
Sahnedekonuşurken dikkat çekmek veya düşünürken kullanılan bir ifade
You know, I am not sure about this
Hani, bu konuda emin değilim
bilmek
bir şey hakkında bilgi sahibi olmak
Do you know the answer
Cevabı biliyor musun
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
tanımak
birini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı