The Big Bang Theory — 9. Sezon Bölüm 22
Kelimeler ve anlamları
455 kelime
Seviye
elbette
Sahnedeevet demek veya güçlü bir şekilde onaylamak için kullanılır
Can you help me? You bet!
Bana yardım edebilir misin? Elbette!
elbette
güçlü bir onaylama belirtmek veya rica ederim anlamında kullanılan gayriresmi ifade
Can you help me? You bet
Bana yardım edebilir misin? Elbette
kesinlikle
bir konuda çok emin olduğunu veya onayladığını ifade etmek
Will you come to the party? You bet!
Partiye gelecek misin? Kesinlikle!
fark etmek
Sahnedebir şeyi anlamak veya farkına varmak
I realized my mistake
Hatamı fark ettim
gerçekleştirmek
bir şeyi gerçek hale getirmek veya hayata geçirmek
She realized her dream
Hayalini gerçekleştirdi
idrak etmek
bir durumun önemini veya gerçekliğini kavramak
He finally realized the truth
Sonunda gerçeği idrak etti
kazı ve kokla
Sahnedekazındığında koku çıkaran özellik
These stickers are scratch and sniff
Bu çıkartmalar kazı ve kokla türündendir
kazı kokla
ovalayınca koku yayan etiket
I like this scratch and sniff sticker
Bu kazı kokla etiketini seviyorum
eşlemek
Sahnedeiki şeyi bir araya getirerek takım oluşturmak
I need to pair these socks
Bu çorapları eşlemem gerekiyor
çift
birlikte kullanılan iki eşyadan oluşan set
I have a pair of socks
Bir çift çorabım var
çift
birbiriyle ilgili iki şeyden oluşan set
I bought a new pair of shoes
Yeni bir çift ayakkabı aldım
kaotik
Sahnedetam bir düzensizlik içinde olan
The traffic was chaotic
Trafik kaotikti
bak
Sahnededikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
şimdi
Sahnedeiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
hafta sonu tatili
SahnedeCuma akşamından pazar gecesine kadar olan zaman
We are going on a trip for the weekend
Hafta sonu tatili için bir geziye çıkıyoruz
hafta sonu
cumartesi ve pazar günleri
I will go to the park this weekend
Bu hafta sonu parka gideceğim
ilk
Sahnedezaman veya sıra bakımından herkesten önce gelen
She was the first person to arrive
O gelen ilk kişiydi
birinci sınıf
mümkün olan en yüksek standartta
This hotel provides first class service
Bu otel birinci sınıf hizmet sunuyor
başlangıçta
en başta veya başlangıç aşamasında
At first I did not understand
Başlangıçta anlamadım
vakit geçirmek
Sahnederahat bir şekilde zaman harcamak
I just want to hang out at home
Sadece evde vakit geçirmek istiyorum
asmak
ıslak çamaşırları kuruması için ipe dizmek
I hang out the laundry in the sun
Çamaşırları güneşte asıyorum
sarkıtmak
vücudun bir kısmını pencere veya kapıdan dışarı çıkarmak
Do not hang out the window
Pencereden dışarı sarkma
takılma
arkadaşlarla yapılan gündelik sosyal buluşma
We planned a fun hang out for Friday
Cuma günü için eğlenceli bir takılma planladık
takılmak
arkadaşlarla rahat bir şekilde vakit geçirmek
We like to hang out on weekends
Hafta sonları takılmaktan hoşlanırız
vakit geçirmek
arkadaşlarla dinlenerek zaman harcamak
They hang out at the park every day
Her gün parkta vakit geçirirler
oyalanmak
biriyle rahat bir ortamda zaman harcamak
We hung out at my house
Benim evimde oyalandık
birlikte olmak
arkadaşlarla keyifli bir şekilde beraber olmak
Let's hang out this evening
Bu akşam birlikte olalım
hoş
Sahnedegüzel veya keyif verici
We had a lovely day at the park
Parkta çok hoş bir gün geçirdik
güzel
çok hoş veya çekici olan
She looks lovely in that dress
O elbise içinde çok güzel görünüyor
sevimli
nazik ve hoş bir insan
She is a lovely person
O çok sevimli bir insan
hoş
çok hoş veya güzel olan
She looks lovely in that dress
O bu elbise içinde çok hoş görünüyor
dâhilik
Sahnedeüstün zihinsel yetenek
Her musical genius is obvious
Onun müzikal dâhiliği ortada
dahi
Sahnedeolağanüstü zeka veya yeteneğe sahip kişi
Albert Einstein was a true genius
Albert Einstein gerçek bir dahiydi
şaka yapmak
Sahnedeciddi olmayan bir şey söylemek
I am just kidding
Sadece şaka yapıyorum
çocuk
genç bir kişi
The kid is playing
Çocuk oyun oynuyor
bilim insanı
Sahnedebilimsel çalışmalar yapan kişi
The scientist analyzed the data carefully
Bilim insanı verileri dikkatlice analiz etti
bilim insanı
bilimle uğraşan kişi
He is a famous scientist
O ünlü bir bilim insanıdır
üç
Sahnedeüç sayısı
I have three apples
Üç elmam var
konu
Sahnedebir konuşmanın veya yazının temel meselesi
What is the topic of the lesson
Dersin konusu ne
hız treni
Sahnedelunaparklarda bulunan, dik inişleri ve dönüşleri olan hızlı tren
I love riding the roller coaster
Hız trenine binmeyi seviyorum
inişli çıkışlı dönem
duygusal açıdan ani değişiklikler içeren durum
Her life has been a total roller coaster lately
Hayatı son zamanlarda tam bir inişli çıkışlı dönemden geçiyor
dalgalanmak
çok hızlı ve öngörülemez şekilde değişmek
Their emotions roller coaster every day
Duyguları her gün dalgalanıp duruyor
hız treni
eğlence parklarında bulunan dik inişleri olan hızlı bir raylı sistem
The roller coaster was very fast
Hız treni çok hızlıydı
inişli çıkışlı dönem
birçok ani değişikliğin yaşandığı durum
My emotions felt like a roller coaster
Duygularım inişli çıkışlı bir dönem gibiydi
iyilik
Sahnedeyardımsever veya nazik bir davranış
Can you do me a favor
Bana bir iyilik yapabilir misin
iyilik
Sahnedebirinden rica edilen yardım
Could you do me a favor
Bana bir iyilik yapabilir misin
desteklemek
bir şeyi onaylamak veya ona razı olmak
Most people favor the new law
Çoğu insan yeni yasayı destekliyor
kayırmak
birine avantaj sağlamak veya ona daha nazik davranmak
The teacher favors some students
Öğretmen bazı öğrencileri kayırıyor
et
Sahnedeyiyecek olan hayvan eti
We eat meat for dinner
Akşam yemeği için et yeriz
öz
bir şeyin en önemli veya temel kısmı
This is the meat of the story
Hikayenin can alıcı noktası burası
vajina
kadın cinsel organı için kullanılan argo bir terim
They used that word in a vulgar way
O kelimeyi kaba bir şekilde kullandılar
çaylak
deneyimsiz veya yeni olan kişi
The manager warned the fresh meat about the rules
Müdür yeni çaylağı kurallar konusunda uyardı
sushi
Sahnedebalık veya sebzeli soğuk pirinçten yapılan bir Japon yemeği
I like eating sushi
Sushi yemeyi severim
sushi
Sahnedesirke ile tatlandırılmış pirinç ve çiğ balık veya diğer malzemelerle yapılan Japon yemeği
Sushi is a healthy meal
Sushi sağlıklı bir yemektir
oluşturmak
Sahnedeyeni bir şey yapmak veya var etmek
I want to create a new account
Yeni bir hesap oluşturmak istiyorum
sakin
Sahnedegüçlü duygulardan uzak veya rahatlamış
Please stay calm
Lütfen sakin kal
sakinleştirmek
sakin veya rahat hale getirmek
The music calmed her
Müzik onu sakinleştirdi
sakin
endişeli veya kızgın olmayan
He stayed calm during the exam
O sınav sırasında sakin kaldı
boya
Sahnedeyüzeyleri renklendirmek için kullanılan sıvı madde
The paint is blue
Boya mavi
boyamak
bir yüzeyi boya ile renklendirmek
I will paint the wall
Duvarı boyayacağım
resim yapmak
boya kullanarak resim oluşturmak
She likes to paint
O resim yapmayı sever
resmetmek
bir durumu veya kişiyi kelimelerle betimlemek
The report paints a sad picture of the situation
Rapor durumu üzücü bir şekilde resmediyor
ayrılmak
Sahnedebiriyle olan romantik ilişkiyi bitirmek
She wants to break up with her boyfriend
Erkek arkadaşından ayrılmak istiyor
ejderha
Sahnedehikayelerde geçen uçabilen büyük kertenkele benzeri hayali yaratık
The dragon breathes fire
Ejderha ateş püskürtür
ejder
Game of Thrones kurgusal evrenindeki bir para birimi
He paid for his meal with a gold dragon
Yemeği için bir altın ejder ile ödeme yaptı
ejderha
Uzun kuyruklu ve pürüzlü derili devasa bir sürüngen
The dragon flew over the mountain
Ejderha dağın üzerinden uçtu
dil
konuşmak için kullanılan kelimeler sistemi
Dragon is a language
Dragon bir dildir
teşekkür
Sahnedeminnettarlık ifadesi
He sent his thanks
Teşekkürlerini gönderdi
teşekkürler
birine minnettar olduğunu söylemek
Thanks for the help
Yardım için teşekkürler
teşekkürler
minnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan kısa bir ifade
Thanks for your help
Yardımın için teşekkürler
neredeyse hiç
Sahnedeçok az veya neredeyse hiç
I can hardly hear you
Seni neredeyse hiç duyamıyorum
Zindanlar ve Ejderhalar
Sahnedeoyuncuların karakterler oluşturup maceralara atıldığı popüler bir masaüstü oyun
I play Dungeons and Dragons every week
Her hafta Zindanlar ve Ejderhalar oynuyorum
Zindanlar ve Ejderhalar
oyuncuların karakterler yaratıp maceralara atıldığı bir masaüstü rol yapma oyunu
They love playing Dungeons and Dragons
Zindanlar ve Ejderhalar oynamayı seviyorlar
kullanmak
Sahnedebir şeyi faydalanmak amacıyla kullanmak
I am using a computer
Bir bilgisayar kullanıyorum
bahse girmek
Sahnedebir şeyden çok emin olmak
I bet he is late
Bahse girerim geç kalmıştır
bahis oynamak
bir oyun veya yarış için para riske atmak
He bet on the red car
Kırmızı arabaya bahis oynadı
seçenek
en uygun veya yararlı olan tercih
Taking the train is your best bet
Trene binmek en iyi seçeneğin
bahse girmek
bir şeyin doğru olacağına dair iddiaya girmek
I bet he will arrive late
Onun geç geleceğine bahse girerim
ölmek üzere
Sahnedeölüme çok yakın olmak
The plant is dying
Bitki ölmek üzere
can atmak
bir şeyi yapmayı çok istemek
I am dying to see you
Seni görmek için can atıyorum
az tuzlu
Sahnedeçok az tuz içeren
I need a low sodium diet
Az tuzlu bir diyete ihtiyacım var
düşük sodyumlu
normalden daha az tuz içeren
Choose the low sodium soup option
Düşük sodyumlu çorba seçeneğini tercih et
teşekkür etmek
Sahnedebirine minnettarlığını bildirmek
I want to thank you
Sana teşekkür etmek istiyorum
teşekkür
Sahnedeminnet veya şükran ifadesi
Many thanks for the help
Yardım için çok teşekkürler
şarap
Sahnedeüzümden yapılan alkollü içecek
I drink red wine
Kırmızı şarap içerim
ağırlamak
Sahnedebirinin beğenisini kazanmak için ona yemek veya içki ısmarlamak
They wined and dined the potential client
Potansiyel müşteriyi güzelce ağırladılar
meyve suyu kutusu
Sahnedeiçinde meyve suyu bulunan küçük kutu
The child has a juice box
Çocuğun bir meyve suyu kutusu var
dış
Sahnedebir şeyin dış kısmında bulunan
The external walls are white
Dış duvarlar beyazdır
yüzücü
Sahnedesu sporlarıyla uğraşan kişi
He is a professional swimmer
O profesyonel bir yüzücü
yüzücü
yüzebilen kişi
She is a good swimmer
O iyi bir yüzücü
tavuk
Sahnedeetinden ve yumurtasından faydalanılan bir çiftlik hayvanı
The chicken is eating corn
Tavuk mısır yiyor
cesaret oyunu
iki kişinin birbirini geri çekilmeye zorladığı bir durum
We played a game of chicken
Bir cesaret oyununa giriştik
korkak
cesur olmayan
Do not be such a chicken
Bu kadar korkak olma
soğuk
Sahnededüşük sıcaklık
The winter cold is harsh
Kış soğuğu serttir
soğuk
nezaket veya sevgi göstermeyen
He is a cold person
O soğuk bir insandır
soğuk algınlığı
burun akıntısı ve öksürükle seyreden hastalık
I have a cold
Soğuk algınlığına yakalandım
bilinçsiz
olan bitenin farkında olmayacak şekilde uyanık olmama durumu
He was knocked cold in the fight
Dövüşte darbe alıp bilinçsiz hale geldi
gizem
Sahnedebilinmeyen veya açıklanamayan şey
It is a mystery
Bu bir gizem
gizem
anlaşılması veya açıklanması zor olan şey
Solving the crime was a real mystery
Suçu çözmek gerçek bir bilmeceydi
meçhul
kimliği veya kişiliği bilinmeyen kişi
The new student is a total mystery
Yeni öğrenci tam bir meçhul
merhaba
Sahnedeselam vermek için kullanılır
Hello, how are you
Merhaba, nasılsın
yahu
şaşkınlık veya inanmazlık belirtmek için kullanılır
Hello? Are you kidding
Yahu, şaka mı yapıyorsun
kılıç
Sahnedesavaşmak için kullanılan uzun metal bir bıçak
The knight has a sword
Şövalyenin bir kılıcı var
artırmak
Sahnedebir şeyi daha büyük veya daha fazla hale getirmek
We need to increase sales
Satışları artırmamız gerekiyor
artmak
daha büyük veya daha fazla hale gelmek
The number of students continues to increase
Öğrenci sayısı artmaya devam ediyor
sürdürmek
Sahnedebir durumu veya şeyi devam ettirmek
They maintain a good relationship
İyi bir ilişki sürdürüyorlar
iddia etmek
bir şeyin doğru olduğunu savunmak
He maintains that he is innocent
Masum olduğunu iddia ediyor
soya sosu
Sahnedesoya fasulyesinden yapılan tuzlu bir sıvı
I like soy sauce with sushi
Suşiyle soya sosunu severim
Nobel ödülü
Sahnedeüstün çalışmalar için verilen dünyaca ünlü ödül
He won a Nobel Prize
Nobel ödülü kazandı
nobel ödülü
çeşitli alanlardaki başarılar için verilen ünlü uluslararası ödül
She won the Nobel prize for physics
Fizik dalında Nobel ödülünü kazandı
duymak
Sahnedebirinin veya bir şeyin varlığından haberdar olmak
I have never heard of this artist
Bu sanatçıyı hiç duymadım
duymak
bir kişi veya olay hakkında bilgi sahibi olmak
I have heard of that famous author
O ünlü yazarı duydum
öğrenmek
bir şeyin varlığından haberdar olmak
Have you heard of the new concert
Yeni konseri duydun mu
neden
Sahnedehangi sebeple
How come you are late
Neden geç kaldın
nasıl oldu da
hangi sebeple veya nasıl olduğu sorulurken kullanılır
How come you are late?
Nasıl oldu da geç kaldın?
edinmek
Sahnedebir şeye sahip olmak
He got a new car
Yeni bir araba edindi
vardı
bir yere ulaşmak
I got home late
Eve geç vardım
haline gelmek
değişip yeni bir duruma girmek
It got dark outside
Dışarısı karardı
anlamak
bir şeyi doğru şekilde kavramak veya duymak
I finally got the message
Sonunda mesajı anladım
aşırıya kaçmak
Sahnedegerektiğinden veya sağlıklı olandan daha fazlasını yapmak
Don't overdo the exercise
Egzersizde aşırıya kaçma
gevelemek
Sahnedesessiz ve belirsiz bir şekilde konuşmak
He mumbled something
Bir şeyler geveledi
mırıldanmak
alçak sesle ve anlaşılmaz bir şekilde konuşmak
Don't mumble
Mırıldanma
önünde
Sahnedebir şeyin veya birinin ön kısmında olan
The car is in front of the house
Araba evin önünde
gözü önünde
birinin bulunduğu yer
Do not talk in front of him
Onun gözü önünde konuşma
önünde
bir şeyin veya kişinin doğrudan ilerisindeki alan
He is waiting in front of the door
O kapının önünde bekliyor
önünde
birinin veya bir şeyin karşısındaki konum
The car is in front of the house
Araba evin önünde
yön bulma ile ilgili
Sahnedeyön bulma veya rota izleme süreciyle bağlantılı
The ship has advanced navigational tools
Geminin gelişmiş yön bulma araçları var
gün
Sahnede24 saatlik süre
I work every day
Her gün çalışıyorum
dönem
özellikle geçmişteki belirli bir zaman dilimi
In my grandfather's day, there were no computers
Büyükbabamın döneminde bilgisayarlar yoktu
özel gün
belirli bir şeyi kutlamak için ayrılmış gün
We celebrate a special day
Biz özel bir gün kutlarız
bir gün
gelecekteki bir zaman
I want to travel the world one day
Bir gün dünyayı gezmek istiyorum
ayaklar
Sahnedevücudun üzerinde durulan kısımları
My feet are cold
Ayaklarım soğuk
fit
12 inç değerindeki uzunluk ölçü birimi
The wall is ten feet high
Duvar on fit yüksekliğinde
fit
12 inç uzunluğa eşit ölçü birimi
The room is 10 feet wide
Oda 10 fit genişliğindedir
fırsatı olmak
Sahnedebir şeyi yapma şansı bulmak
You get to meet the director
Yönetmenle tanışma fırsatın var
varmak
bir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
rahatsız etmek
birini kızdırmak veya üzmek
His constant talking really gets to me
Onun sürekli konuşması beni gerçekten rahatsız ediyor
başlamak
bir işe girişmek
We will get to the main topic soon
Ana konuya yakında başlayacağız
varmak
bir yere ulaşmak
We will get to the hotel soon
Otele yakında varacağız
fırsat bulmak
bir şey yapma şansı yakalamak
I get to travel for work
İş için seyahat etme fırsatı buluyorum
şans elde etmek
bir şey yapmak için imkanın olması
You get to meet the director
Yönetmenle tanışma şansı elde ediyorsun
izinli olmak
bir şeyi yapma yetkisine sahip olmak
I get to leave early today
Bugün erken çıkma iznim var
başarmak
bir şeyi yapma imkanı bulmak
We finally get to see the show
Sonunda gösteriyi izlemeyi başardık
zorunda olmak
bir şeyi yapmak durumunda kalmak
I have to get to the airport
Havaalanına gitmek zorundayım
ulaşmak
bir şeyle bağlantı kurabilmek
You can get to the main road from here
Buradan ana yola ulaşabilirsin
etkilemek
birinin duygularını sarsmak veya üzmek
Her bad mood started to get to me
Onun kötü ruh hali beni etkilemeye başladı
zorunda olmak
bir şeyi yapmaya mecbur kalmak
I get to clean my room today
Bugün odamı temizlemek zorundayım
fırsat bulmak
bir şeyi yapmaya izinli olmak
You get to stay up late tonight
Bu gece geç saate kadar ayakta kalmaya iznin var
fırsat yakalamak
bir şeyi yapma şansına sahip olmak
I get to meet the director tomorrow
Yarın yönetmenle tanışma fırsatım olacak
ilişkili olmak
bir şeyle bağlantı kurmak
Does this rule get to our project
Bu kural projemizle ilişkili mi
kaçınmak
Sahnedebirinden veya bir şeyden uzak durmak
I try to avoid traffic
Trafikten kaçınmaya çalışıyorum
kaçınmak
bir şeyden uzak durmak veya uzak kalmak
Try to avoid bad habits
Kötü alışkanlıklardan kaçınmaya çalış
kaçınmak
birinden veya bir şeyden uzak durmak
I try to avoid heavy traffic
Yoğun trafikten kaçınmaya çalışıyorum
anaokulu
Sahnedeokul öncesi eğitim kurumu
My daughter goes to preschool
Kızım anaokuluna gidiyor
füze
Sahnedebir hedefe fırlatılan uçan nesne
The army launched a missile
Ordu bir füze fırlattı
gelecek nesiller
Sahnedegelecekte yaşayacak olan tüm insanlar
We must protect the earth for posterity
Dünyayı gelecek nesiller için korumalıyız
dışarı
Sahnedebir bina veya odanın dışında olan
Let's go out
Hadi dışarı çıkalım
tamamlamak
bir eylemin başarıyla bittiğini gösterir
I worked it out
Bunu hallettim
dışarı çıkarmak
bir şeyi içeriden dışarıya almak
Take out the trash
Çöpü dışarı çıkar
açığa çıkarmak
gizli bir şeyi bilinir hale getirmek
The truth came out
Gerçek ortaya çıktı
navigasyon
Sahnedebir rotayı planlama ve takip etme eylemi
Modern cars have GPS navigation
Modern arabalarda GPS navigasyonu vardır
izin vermek
Sahnedebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
bildirmek
Sahnedebirine bir şeyi haber vermek
Let me know your answer
Cevabını bana bildir
işten çıkarmak
birinin işine son vermek
The manager had to let him go
Müdür onu işten çıkarmak zorunda kaldı
hayal kırıklığına uğratmak
beklentileri karşılayamamak
I will not let you down
Seni hayal kırıklığına uğratmayacağım
dikkat etmek
Sahnedetehlikeye karşı dikkatli olmak
Watch out for the cars
Arabalara dikkat et
gözlemek
birini veya bir şeyi fark etmek için dikkatli olmak
Watch out for the mailman
Postacıyı gözle
dikkat etmek
tehlikeden kaçınmak için temkinli olmak
Watch out for the wet floor
Islak zemine dikkat et
dikkat etmek
bir şeye karşı temkinli olmak
Watch out for the ice on the road
Yoldaki buza dikkat et
aylar
Sahnedebir yılın on iki bölümünden biri
There are twelve months in a year
Bir yılda on iki ay vardır
Aylar
yılın on iki bölümünden biri
There are twelve months in a year
Bir yılda on iki ay vardır
aylar
yaklaşık 30 günden oluşan zaman birimi
There are twelve months in a year
Bir yılda on iki ay vardır
ay
bir yılın on iki bölümünden her biri
This project takes six months
Bu proje altı ay sürüyor
aşağılamak
Sahnedebirini daha az saygın göstermek
I didn't want to demean him
Onu aşağılamak istemedim
doğru
Sahnedegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
tamam
anlaşma veya anlama belirtmek için kullanılır
Right, I will do it
Tamam, yapacağım
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
jakuzi
Sahnedeiçinde sıcak su bulunan banyo küveti
I relaxed in the hot tub
Jakuzide rahatladım
jakuzi
dinlenmek için kullanılan sıcak suyla dolu büyük küvet
We relaxed in the hot tub
Jakuzide rahatladık
jakuzi
dinlenmek veya içine girmek için kullanılan geniş sıcak su havuzu
We relaxed in the hot tub
Jakuzide dinlendik
kesinlikle
Sahnedehiçbir şüphe olmadan
I will definitely come
Kesinlikle geleceğim
uygulama
Sahnedebir şeyin pratik kullanımı
This tool has a useful application
Bu aracın yararlı bir uygulaması var
uygulama
bilgisayar veya telefondaki bir yazılım
I downloaded a new application
Yeni bir uygulama indirdim
başvuru
bir şey için yapılan resmi yazılı talep
She sent her job application
İş başvurusunu gönderdi
peşinden gitmek
Sahnedebir şeyi elde etmek için çaba göstermek
She wants to pursue her dreams
O hayallerinin peşinden gitmek istiyor
kovalamak
birini veya bir şeyi yakalamak için peşinden gitmek
The police pursued the suspect
Polis şüpheliyi kovaladı
peşinden gitmek
bir şeyi elde etmeye veya başarmaya çalışmak
She wants to pursue a career in art
O sanatta bir kariyerin peşinden gitmek istiyor
sıcak
Sahnedeyüksek sıcaklıkta olan
The coffee is hot
Kahve sıcak
popüler
Sahnedeşu an çok ilgi gören
This game is hot
Bu oyun çok popüler
hevesli
bir şeyi yapmaya çok istekli olan
He is hot to start his new job
Yeni işine başlamak için çok hevesli
popüler
çok beğenilen veya talep gören
That game is very hot right now
O oyun şu an çok popüler
sıcak
yüksek ısıya sahip olan
The coffee is very hot
Kahve çok sıcak
geri dönmek
Sahnedebir yere veya bir konuya yeniden dönmek
I want to go back to my home
Evime geri dönmek istiyorum
geri dönmek
bir yere tekrar gitmek
I will go back to my house
Evime geri döneceğim
ilgili
Sahnedebir şeyi öğrenmek veya bilmek isteyen
I am interested in space
Uzaya ilgi duyuyorum
ilgili
bir konuya karşı merak duyan
I am interested in astronomy
Astronomiye ilgi duyuyorum
ilgili
bir şeyi öğrenme veya tanıma isteği duyma durumu
I have an interested look on my face
Yüzümde ilgili bir ifade var
meraklı
bir şeyi öğrenmeye veya araştırmaya hevesli olma
He is very interested in history
O tarihe çok meraklı
an
Sahnedeçok kısa bir zaman dilimi
Wait a moment
Bir an bekle
şu an
şimdiki zaman dilimi
I am busy at the moment
Şu anda meşgulüm
an
çok kısa bir zaman dilimi
Wait a moment please
Lütfen bir an bekleyin
süre
oldukça kısa bir zaman parçası
It only took a moment
Sadece kısa bir süre aldı
rica etmek
Sahnedebir şey istemek
I ask for a pen
Bir kalem rica ediyorum
sormak
Sahnedebirine soru yöneltmek
I need to ask a question
Bir soru sormam gerekiyor
istemek
bir şeyi yapmayı planlamak
I ask to do this task
Bu görevi yapmayı istiyorum
belirtmek
bir görüşü ifade etmek
You should ask your opinion clearly
Görüşünü açıkça belirtmelisin
tuvalet kağıdı
Sahnedetuvalette temizlik için kullanılan yumuşak kağıt
I need some toilet paper
Biraz tuvalet kağıdına ihtiyacım var
tuvalet kağıdı
tuvalet sonrası temizlik için kullanılan ince kağıt yaprakları
We need to buy more toilet paper
Daha fazla tuvalet kağıdı almamız gerekiyor
tuvalet kağıdı
tuvalet temizliğinde kullanılan yumuşak kağıt
Please bring me some toilet paper
Lütfen bana biraz tuvalet kağıdı getir
akşam
Sahnedeöğleden sonra ile gece arasındaki süre
The evening is cool
Akşam serindir
akşam
günün güneş battıktan sonraki bölümü
I like the cool evening air
Akşam serinliğini severim
akşam
öğleden sonra ile gece arasındaki gün bölümü
I read a book in the evening
Akşamları kitap okurum
akşam vakti
günün öğleden sonra ile gece arasındaki dilimi
The evening is a peaceful time
Akşam vakti huzurlu bir zamandır
Yıldız Savaşları
Sahnedepopüler bir bilim kurgu film serisi
I love watching Star Wars movies
Yıldız Savaşları filmlerini izlemeyi seviyorum
Yıldız Savaşları
popüler bir bilim kurgu film ve medya serisi
Star Wars is a famous movie series
Yıldız Savaşları ünlü bir film serisidir
star wars
popüler bir bilim kurgu film ve televizyon dizisi serisi
I watched the new star wars movie
Yeni star wars filmini izledim
duymak
Sahnedekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
duymak
Sahnedebir haberi veya bilgiyi başkasından öğrenmek
I heard that they are moving
Onların taşınacağını duydum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
çuf çuf tren
Sahnedeçocukların tren için kullandığı isim
Look at the little choo choo
Şu küçük çuf çuf trene bak
çuf çuf
trenin çıkardığı ses
The train went choo choo
Tren çuf çuf diye gitti
çuf çuf
çocuklar tarafından tren için kullanılan gayri resmi bir ifade
Look at the big choo choo
Şu koca çuf çufa bak