The Big Bang Theory — 10. Sezon Bölüm 8
Kelimeler ve anlamları
385 kelime
Seviye
sakar
Sahnedehareketleri kaba veya beceriksiz olan
He is very clumsy
O çok sakardır
kavga çıkarmak
Sahnedeöfkeli bir tartışma başlatmak
Don't pick a fight with him
Onunla kavga çıkarma
kavga çıkarmak
birisiyle bilerek öfkeli bir tartışma başlatmak
He is always trying to pick a fight
O her zaman kavga çıkarmaya çalışıyor
temel
Sahnedebasit ve gelişmemiş olan
His rudimentary skills need improvement
Temel becerileri geliştirilmeli
üremek
Sahnedeyavru veya çocuk sahibi olmak
Most animals procreate in the spring
Çoğu hayvan baharda ürer
ısrarcı
Sahnedezorluklara rağmen bir şeyi yapmaya devam eden
He is very persistent
O çok ısrarcıdır
ısrarlı
uzun süre durmadan devam eden
He is a persistent student
O ısrarlı bir öğrenci
özel gün
Sahnedebelirli bir şeyi kutlamak için ayrılmış gün
We celebrate a special day
Biz özel bir gün kutlarız
gün
24 saatlik süre
I work every day
Her gün çalışıyorum
dönem
özellikle geçmişteki belirli bir zaman dilimi
In my grandfather's day, there were no computers
Büyükbabamın döneminde bilgisayarlar yoktu
bir gün
gelecekteki bir zaman
I want to travel the world one day
Bir gün dünyayı gezmek istiyorum
yalpalamak
Sahnededengesizce sağa sola hareket etmek
The table began to wobble
Masa sallanmaya başladı
sallanma
Sahnededengesiz bir şekilde bir taraftan diğerine yapılan hareket
The chair has a wobble
Sandalyenin bir sallanması var
yalpalamak
sağa sola dengesizce hareket etmek
The table wobbles when I lean on it
Üzerine dayandığımda masa sallanıyor
sallanmak
düzensiz bir şekilde bir taraftan diğer tarafa hareket etmek
The table begins to wobble
Masa sallanmaya başlıyor
teşekkür ederim
Sahnedeminnettarlık göstermek için kullanılan sözler
Thank you for the help
Yardım için teşekkür ederim
teşekkür
minnettarlık ifade eden söz
I sent a thank-you to my teacher
Öğretmenime bir teşekkür gönderdim
teşekkür ederim
minnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan nazik ifade
I want to say thank you
Sana teşekkür ederim demek istiyorum
teşekkür
minnettarlığı göstermenin nazik bir yolu
A simple thank you goes a long way
Basit bir teşekkür çok şey ifade eder
teşekkürler
minnettar olduğunuzu belirtmek için kullanılan sözler
Please say thank you for the gift
Lütfen hediye için teşekkürler de
teşekkür ederim
minnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan sözler
Thank you for your help
Yardımın için teşekkür ederim
geçmiş
Sahnedezaten yaşanmış olan zaman
We should learn from the past
Geçmişten ders almalıyız
geçe
saatin tam vaktinden sonraki zaman
It is ten past five
Saat beşi on geçiyor
hamur işi
fırında pişmiş bir tür hamur işi veya tuzlu yemek
He bought a fresh past
Taze bir hamur işi satın aldı
sunmak
birine incelemesi veya onaylaması için vermek
Please pass this document to the manager
Lütfen bu belgeyi yöneticiye sunun
işe almak
Sahnedebirine çalışması için ücret ödemek
The company wants to employ more staff
Şirket daha fazla personel işe almak istiyor
kullanmak
bir şeyi faydalanmak amacıyla kullanmak
He employed a new method to solve the problem
Sorunu çözmek için yeni bir yöntem kullandı
işe almak
birine çalışması için maaş vermek
They employ ten people at the factory
Fabrikada on kişi çalıştırıyorlar
istihdam etmek
birine maaş karşılığı iş vermek
The company will employ more people
Şirket daha fazla insan istihdam edecek
sevimli
Sahnedenazik ve hoş bir insan
She is a lovely person
O çok sevimli bir insan
güzel
çok hoş veya çekici olan
She looks lovely in that dress
O elbise içinde çok güzel görünüyor
hoş
güzel veya keyif verici
We had a lovely day at the park
Parkta çok hoş bir gün geçirdik
hoş
çok hoş veya güzel olan
She looks lovely in that dress
O bu elbise içinde çok hoş görünüyor
ayrılmak
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
They left the house early
Evden erkenden ayrıldılar
bırakmak
Sahnedebir şeyi olduğu yerde tutmak
Leave your coat on the chair
Ceketini sandalyede bırak
bırakmak
birine bir şey devretmek
He left his money to his son
Parasını oğluna bıraktı
izin
bir şey yapma müsaadesi
He asked for leave to visit his family
Ailesini ziyaret etmek için izin istedi
güzel
Sahnedegöze veya zihne hoş gelen
She has a beautiful voice
Onun güzel bir sesi var
güzel
göze hitap eden ve hoş görünen
She is a beautiful woman
O güzel bir kadın
ismini vermek
Sahnedebirine başka birinin adını koymak
They named their baby after their father
Bebeklerine babalarının ismini verdiler
bağlı olmak
Sahnedeyardım veya destek için birine veya bir şeye ihtiyaç duymak
I depend on my parents
Aileme bağlıyım
kokmak
Sahnedebir koku yaymak
The fish smells bad
Balık kötü kokuyor
kokusunu almak
bir kokuyu fark etmek veya tanımak
I can smell smoke
Duman kokusunu alabiliyorum
koku
burunla algılanan özellik
I love the smell of rain
Yağmurun kokusunu seviyorum
geri dönmek
eski bir konuma veya popülariteye yeniden kavuşmak
The trend began to smell again
Moda tekrar geri dönmeye başladı
saat
Sahnede60 dakikaya eşit süre
I will be there in one hour
Bir saat içinde orada olacağım
saat
bir günün yirmi dört parçasından biri
We will leave in one hour
Bir saat içinde ayrılacağız
saat
60 dakikalık zaman dilimi
I will be there in an hour
Bir saat içinde orada olacağım
saat
Sahnede60 dakikalık zaman birimi
It took two hours to finish
Bitirmesi iki saat sürdü
saatlerce
uzun veya belirsiz bir süre
I waited for hours
Saatlerce bekledim
saat
altmış dakikalık zaman dilimi
We waited for two hours
İki saat bekledik
saat
altmış dakikalık bir zaman dilimi
I have been waiting for two hours
İki saattir bekliyorum
saat
günün yirmi dörtte birlik zaman dilimi
We studied for many hours
Birçok saat boyunca çalıştık
saat
altmış dakikalık zaman birimi
It takes two hours to reach there
Oraya varmak iki saat sürüyor
saat
altmış dakikadan oluşan zaman periyodu
The work will take five hours
İş beş saat sürecek
suçlamak
Sahnedebirini yasal olmayan bir şey yapmakla resmen itham etmek
The police charged him with robbery
Polis onu soygunla suçladı
şarj etmek
bir cihaza elektrik enerjisi yüklemek
I need to charge my phone
Telefonumu şarj etmem gerekiyor
ücret talep etmek
bir mal veya hizmet karşılığında para istemek
The hotel charges for breakfast
Otel kahvaltı için ücret talep ediyor
sorumluluk
birinin bakmakla yükümlü olduğu kişi veya şey
The children were in her charge
Çocuklar onun sorumluluğundaydı
ücret talep etmek
bir hizmet veya ürün için para istemek
They charge a high price
Bunun için yüksek ücret talep ediyorlar
hücum emri
ileri atılmayı veya saldırmayı bildiren komut
The general gave the order to charge
General hücum emrini verdi
hücum etmek
bir yöne doğru hızla ve güç kullanarak hareket etmek
The bull charged at the matador
Boğa matadora hücum etti
suçlamak
birinin yasa dışı bir şey yaptığını resmi olarak söylemek
The police will charge him with robbery
Polis onu soygunla suçlayacak
saldırmak
birine veya bir şeye hızlıca ve saldırganca hareket etmek
The soldiers charge the enemy position
Askerler düşman mevzisine saldırıyor
sorumluluk
kontrol veya mesuliyet sahibi olma durumu
She is in charge of the team
Ekibin sorumluluğu onda
yönetmek
bir şey üzerinde kontrol veya mesuliyet sahibi olmak
The manager charges the department
Müdür departmanı yönetiyor
sorumlu
bir şeyi idare etmekten veya kontrol etmekten yükümlü
Who is in charge of this project
Bu projenin sorumlusu kim
şu anda
Sahnedetam şu an veya bulunulan an
I am studying right now
Şu anda ders çalışıyorum
tamam mı
karşıdaki kişinin anlayıp anlamadığını kontrol etme
You understand right now
Anladın tamam mı
şu an
içinde bulunulan zaman dilimi
Right now is the best time
Şu an en iyi zaman
şu anda
içinde bulunulan an
I am busy right now
Şu anda meşgulüm
şu an
içinde bulunulan tam bu an
I am busy right now
Şu an meşgulüm
hemen
tam bu anda
I need to go right now
Hemen gitmem gerekiyor
şu anda
tam olarak bu zamanda
I am studying right now
Şu anda ders çalışıyorum
hali hazırda
içinde bulunduğumuz an itibarıyla
He is working right now
O şu anda çalışıyor
hemen şimdi
tam bu anda
Please come here right now
Lütfen hemen şimdi buraya gel
açıklamak
Sahnedebir şeyi anlaşılır hale getirmek
Can you explain this
Bunu açıklayabilir misin
açıklamak
bir şeyi anlaşılır kılmak için bilgi vermek
Please explain the rules to me
Lütfen kuralları bana açıkla
açıklamak
bir şeyi kolay anlaşılır kılmak için nedenlerini veya detaylarını vermek
Can you explain this rule
Bu kuralı açıklayabilir misin
açıklamak
bir şeyi anlaşılır hale getirmek
Can you explain this math problem to me
Bu matematik problemini bana açıklayabilir misin
her zaman
Sahnedesürekli veya çok sık
He talks all the time
O her zaman konuşur
tutkulu
Sahnedegüçlü duygular sergileyen
She is passionate about art
O, sanata karşı tutkuludur
mümkün
Sahnedeyapılabilen veya gerçekleşebilen durum
It is possible to finish the work today
İşi bugün bitirmek mümkün
aday
seçilme ihtimali olan kişi
She is a possible for the role
O bu rol için bir aday
bak
Sahnededikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
şimdi
Sahnedeiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
kuluçka makinesi
Sahnedecanlıları veya yumurtaları sıcak ve korumalı tutan cihaz
The eggs were kept in an incubator to hatch
Yumurtalar çatlaması için kuluçka makinesinde tutuldu
baştan çıkarıcı
Sahnedeçok çekici veya cezbedici olan
She gave him a seductive smile
Ona baştan çıkarıcı bir gülümseme verdi
affedersiniz
Sahnedeözür dilemek veya birinin dikkatini çekmek için kullanılan nazik bir ifade
Excuse me, where is the station?
Affedersiniz, istasyon nerede?
pardon
duyulmayan veya anlaşılmayan bir şeyi tekrar ettirmek için kullanılan ifade
Excuse me could you say that again
Pardon bunu tekrar söyleyebilir misiniz
affedersiniz
birinin dikkatini çekmek veya özür dilemek için kullanılan nazik bir ifade
Excuse me can you help me
Affedersiniz bana yardım edebilir misiniz
pardon
birinin dikkatini çekmek veya özür dilemek için söylenen söz
Excuse me I did not see you
Pardon sizi görmedim
güneş sistemi dışı
Sahnedegüneş sisteminin ötesindeki bölgelerle ilgili
Astronomers have discovered many extrasolar planets
Gökbilimciler birçok güneş sistemi dışı gezegen keşfetti
birleştirmek
Sahnedeiki veya daha fazla şeyi bir araya getirmek
Combine the ingredients in a bowl
Malzemeleri bir kapta birleştirin
biçerdöver
hasat ürünlerini kesip toplayan tarım makinesi
The combine is working in the field
Biçerdöver tarlada çalışıyor
şüphe duymak
Sahnedebir şeyden emin olmamak
I doubt he will come
Geleceğinden şüphe duyuyorum
müzik grubu
müzik yapan topluluk
The band is very good
Müzik grubu çok iyi
şüphelenmek
bir şeyin doğruluğuna inanmamak
I doubt that
Bundan şüpheleniyorum
şüphe
bir şeyin doğru olup olmadığından emin olamama hissi
I have some doubt about his story
Onun hikayesi hakkında biraz şüphem var
şaşırmak
Sahnedebeklenmedik bir durum karşısında hayrete düşmek
I am surprised by the gift
Hediyeye şaşırdım
sürpriz
beklenmedik bir durum anında söylenen söz
Surprise! I am here
Sürpriz! Buradayım
sürpriz
beklenmedik şekilde gerçekleşen
It was a surprise visit
Sürpriz bir ziyaretti
sürpriz
beklenmedik şekilde gerçekleşen olay
That party was a big surprise
O parti büyük bir sürprizdi
iyi
Sahnedekaliteli veya tatmin edici olan
It is a good idea
Bu iyi bir fikir
harika
Sahnedeçok iyi veya etkileyici olan
It was a wonderful day
Harika bir gündü
akşam yemeği vakti
Sahnedeakşam yemeğinin yendiği zaman
It is almost dinnertime
Neredeyse akşam yemeği vakti
bile
Sahnedeşaşırtıcı veya uç bir durumu belirtmek için kullanılır
He didn't even say hello
Merhaba bile demedi
ödeşmiş
iki taraf arasında borç veya avantaj bulunmaması durumu
Now we are even
Şimdi ödeştik
çabalamak
bir şeyi başarmak için gayret göstermek
You should even to reach your goal
Hedefine ulaşmak için çabalamalısın
çift
ikiye tam bölünebilen sayı
Four is an even number
Dört çift bir sayıdır
çalışmak
Sahnedebir şeyin amaçlandığı gibi işlemesi
The machine does not function
Makine çalışmıyor
resmî davet
sosyal bir toplantı veya parti
It was a formal function
Bu resmî bir davetti
işlev
bir şeyin doğal veya amaçlanan kullanımı
What is the function of this button
Bu düğmenin işlevi nedir
çalışmak
bir şeyin amaçlandığı gibi iş görmesi
The machine does not function anymore
Makine artık çalışmıyor
kalın
Sahnedeiki kenarı arasındaki mesafe fazla olan
This is a thick book
Bu kalın bir kitap
aptal
akıllı olmayan veya anlamakta yavaş olan
He is a bit thick
O biraz aptaldır
yoğun
çok belirgin veya güçlü olan
The fog was very thick this morning
Bu sabah sis çok yoğundu
kalın kafalı
eleştirilere karşı kırılmayan veya etkilenmeyen
He has a thick skin against criticism
O eleştirilere karşı kalın kafalıdır
karşılaştırmak
Sahnedeiki veya daha fazla şey arasındaki benzerlik ve farkları incelemek
I will compare these two items
Bu iki eşyayı karşılaştıracağım
karşılaştırmak
benzerlikleri ve farklılıkları incelemek
Compare these two pictures.
Bu iki resmi karşılaştır.
karşılaştırmak
iki veya daha fazla şeyi benzerliklerini veya farklılıklarını görmek için incelemek
Please compare these two photos
Lütfen bu iki fotoğrafı karşılaştır
karşılaştırmak
benzerlik ve farklılıkları görmek için incelemek
Please compare these two pictures
Lütfen bu iki resmi karşılaştırın
açıkça
Sahnedenet bir şekilde
It is clearly visible
Bu açıkça görünüyor
açıkça
kolayca görülebilen duyulabilen veya anlaşılabilen bir biçimde
She spoke clearly during the meeting
Toplantı sırasında açıkça konuştu
yerçekimsel
Sahnedeyerçekimi kuvvetiyle ilgili olan
The gravitational force pulls objects towards the Earth
Yerçekimi kuvveti nesneleri Dünya'ya doğru çeker
konyak
Sahnedeşaraptan yapılan sert bir alkollü içki
He drinks a glass of brandy
Bir kadeh konyak içer
memnun
Sahnedememnuniyet veya mutluluk duyan
I am glad to see you
Seni gördüğüme memnun oldum
memnun
mutlu ve hoşnut
I am glad to see you
Seni gördüğüme memnunum
insanoğlu
Sahnedebir grup olarak tüm insanlar
Mankind is exploring space
İnsanoğlu uzayı keşfediyor
insanlık
bir bütün olarak insan ırkı
Peace is good for all mankind
Barış tüm insanlık için iyidir
insanlık
bütün insan ırkı
Mankind must protect the planet
İnsanlık gezegeni korumalıdır
pisuvar
Sahnedeidrar yapmak için kullanılan lavabo
The urinal is in the men's restroom
Pisuvar erkekler tuvaletindedir
boş
Sahnedeamaçtan veya değerden yoksun
These are empty promises
Bunlar boş vaatler
boşaltmak
Sahnedebir kabın içindekileri dışarı çıkarmak
Please empty the trash
Lütfen çöpü boşalt
boş
içinde hiçbir şey bulunmayan
The room is empty
Oda boş
dökülmek
bir akarsuyun daha büyük bir su kütlesine boşalması
The river empties into the sea
Nehir denize dökülür
düzine
Sahnedeon iki adetlik grup
I bought a dozen eggs
Bir düzine yumurta aldım
canlı
Sahnedehayatı olan
The fish is still live
Balık hala canlı
yaşamak
bir yerde ev sahibi olmak
We live in a big house
Biz büyük bir evde yaşıyoruz
yaşamak
bir kişinin veya şeyin var olma biçimi
Fish live in water
Balıklar suda yaşar
canlı
gösterildiği anda gerçekleşen
The match is on live TV
Maç canlı televizyonda
yaşamak
bir yerde evinin olması
I live in Istanbul
İstanbul'da yaşıyorum
yaşamak
bir durumu tecrübe etmek
I want to live new adventures
Yeni maceralar yaşamak istiyorum
tamam
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
tamam
dinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
tamam
onay veya kabullenme belirtmek için kullanılan ifade
All right I will go to the store
Tamam markete gideceğim
iyi
kabul edilebilir veya sorunsuz durum
Everything is all right
Her şey yolunda
paytak yürümek
Sahnedeördek gibi kısa ve sallanarak yürümek
The duck waddled across the road
Ördek yoldan paytak paytak yürüdü
paytak yürümek
ördek gibi sağa sola sallanarak kısa adımlarla yürümek
The duck waddled across the pond
Ördek göletin karşısına paytak paytak yürüdü
çok utanmış
Sahnedeaşırı derecede utanç duyan veya rezil olmuş
She was mortified when she tripped on stage
Sahnede ayağı takılınca yerin dibine girdi
-e dayalı
Sahnedebir şeyi temel alan
The movie is based on a true story
Film gerçek bir hikâyeye dayanıyor
dayanmak
bir şeyi temel veya gerekçe olarak kullanmak
My opinion is based on facts
Benim fikrim gerçeklere dayanıyor
temellendirmek
bir karar için gerekçe olarak kullanmak
This decision is based on your report
Bu karar senin raporuna temellendiriliyor
esas almak
başka bir şey için başlangıç noktası olarak kullanmak
The book is based on a true story
Kitap gerçek bir hikayeyi esas alıyor
hizmetçi
Sahnedebaşkası için çalışan kişi
The servant cleaned the house
Hizmetçi evi temizledi
hizmetçi
başkasının evinde çalışan kişi
They hired a servant to clean the house
Evi temizlemek için bir hizmetçi tuttular
gübre
Sahnedehayvan dışkısından elde edilen gübre
Farmers use manure to help crops grow
Çiftçiler ekinlerin büyümesine yardımcı olmak için gübre kullanır
gübre
bitkilerin büyümesine yardımcı olan hayvan dışkısı
Farmers use manure in the garden
Çiftçiler bahçede gübre kullanır
döngü
Sahnedeaynı sırayla tekrar tekrar gerçekleşen olaylar dizisi
The water cycle is important for nature
Su döngüsü doğa için önemlidir
bisiklet sürmek
bisiklete binip kullanmak
He likes to cycle in the park
Parkta bisiklet sürmeyi sever
bisiklet
iki tekerleği ve pedalları olan taşıt
I ride my cycle to school
Okula bisikletimle gidiyorum
ambalaj
Sahnedebir şeyi örten kağıt veya plastik parçası
Please throw away the candy wrapper
Lütfen şeker paketini çöpe at
kalori
Sahnedegıdalardaki enerjiyi ölçen birim
This apple has 95 calories
Bu elma 95 kalori
kalori
yiyeceklerdeki enerji miktarını ölçen birim
This apple has fifty calories
Bu elma elli kalori
geri gitmek
Sahnedearkaya doğru hareket etmek
You need to back up the car
Arabayı geri gitmen gerekiyor
desteklemek
birine veya bir şeye destek olmak
I will back you up
Seni destekleyeceğim
tıkanmak
birikip hareket edemez hale gelmek
Traffic started to back up behind the truck
Kamyonun arkasında trafik tıkanmaya başladı
yedek
ihtiyaç duyulduğunda kullanılmak üzere saklanan kopya
I need a back up of this file
Bu dosyanın bir yedeğine ihtiyacım var
ayağa kalkmak
düştükten sonra tekrar ayağa kalkmak
He fell but backed up quickly
O düştü ama hemen ayağa kalktı
geri geri çıkmak
yukarı doğru geri gitmek
The truck backed up the hill
Kamyon yokuşu geri geri çıktı
yedeklemek
bilgisayar dosyalarının kaybolmaması için ek bir kopyasını oluşturmak
You should back up your files
Dosyalarını yedeklemelisin
başa dönmek
bir konuyu yeniden ele almak
Let us back up and talk about it
Başa dönelim ve bunu konuşalım
trafik sıkışıklığına yol açmak
araçların ilerlemesini engelleyerek kuyruk oluşturmak
The accident backed up traffic for miles
Kaza trafiğin kilometrelerce sıkışmasına yol açtı
yeniden çalıştırmak
bir sorundan sonra bir şeyi tekrar işler hale getirmek
Please back up the system after the error
Lütfen hatadan sonra sistemi yeniden çalıştırın
eski haline getirmek
bir şeyi önceki orijinal konumuna geri döndürmek
You should back up the files to their folder
Dosyaları eski klasörlerine geri getirmelisin
geri gitmek
geriye doğru hareket etmek veya önceki bir noktaya dönmek
You need to back up the car slowly
Arabayı yavaşça geri götürmen gerekiyor
cesur
Sahnedetehlike veya acı ile yüzleşmeye hazır
She is a brave girl
O cesur bir kız
göğüs germek
zor veya tehlikeli bir durumla korkusuzca yüzleşmek
She braved the heavy rain to go out
Dışarı çıkmak için şiddetli yağmura göğüs gerdi
hücre
Sahnedecanlıların en küçük yapı birimi
The human body is made of many cells
İnsan vücudu birçok hücreden oluşur
hücre
daha büyük bir sistemin parçası olan küçük birim
The human body is made of cells
İnsan vücudu hücrelerden oluşur
cep telefonu
arama yapmak ve internet kullanmak için kullanılan cihaz
I lost my cell phone
Cep telefonumu kaybettim
hücre
hapishanedeki küçük oda
The prisoner is in his cell
Mahkum hücresinde
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anlayıp anlamadığını kontrol etmek veya duraksamak için kullanılır
It is a bit expensive, you know
Biraz pahalı, biliyorsun
hani
Sahnedekonuşurken dikkat çekmek veya düşünürken kullanılan bir ifade
You know, I am not sure about this
Hani, bu konuda emin değilim
bilmek
bir şey hakkında bilgi sahibi olmak
Do you know the answer
Cevabı biliyor musun
sonraki
Sahnedeşu anki veya mevcut olandan sonra gelen
See you next week
Gelecek hafta görüşürüz
yandaki
bir şeye çok yakın veya onun yanında olan
She sat in the next seat
O yandaki koltukta oturdu
çalışmak
Sahnedebir konu hakkında bilgi edinmek için zaman harcamak
I study English every day
Her gün İngilizce çalışırım
çalışma odası
okuma yazma veya çalışma için kullanılan oda
He is in his study
O çalışma odasında
hızlı öğrenen
bir şeyi çabuk kavrayan kimse
She is a fast study
O hızlı öğrenen biridir
araştırma
bir konunun detaylı incelenmesi
They conducted a study on the new medicine
Yeni ilaç üzerine bir araştırma yaptılar
şeker
Sahnedeşekerle yapılan küçük ve tatlı yiyecek
Do you want some candy?
Biraz şeker ister misin?
şekerleme
şekerden yapılan tatlı yiyecek
She bought some candy at the store
Mağazadan biraz şekerleme aldı
şekerleme
şeker veya çikolatadan yapılan tatlı yiyecek
I bought some candy at the store
Mağazadan biraz şekerleme aldım
şeker
şekerden yapılmış küçük tatlı parça
She gave me a piece of candy
Bana bir parça şeker verdi
bir gün
Sahnedegelecekteki belirsiz bir zamanda
Someday I will travel the world
Bir gün dünyayı gezeceğim
bir gün
gelecekte belirli olmayan bir zaman
I hope to visit Japan someday
Bir gün Japonya'yı ziyaret etmeyi umuyorum
tamamen
Sahnedetam olarak veya bütünüyle
I fully agree with you
Sana tamamen katılıyorum
umutla
umutlu bir şekilde
He fully expects to succeed
Başarıyı umutla bekliyor
rağmen
Sahnedezıt bir durumu belirtmek için kullanılır
Although it was raining, we went out
Yağmur yağmasına rağmen dışarı çıktık
sıcaklık
Sahnedebir şeyin ne kadar sıcak veya soğuk olduğu
The temperature is high today
Bugün sıcaklık yüksek
hava
bir sosyal ortamda hissedilen rahatlık veya kabul düzeyi
She checked the temperature of the meeting before speaking
Konuşmadan önce toplantının havasını yokladı
vücut ısısı
bir kişinin vücudunun ne kadar sıcak veya soğuk olduğu
Her body temperature is normal
Vücut ısısı normal
hayali maymun
Sahnedeinsana benzeyen küçük hayali yaratık
The child likes to draw me monkeys
Çocuk hayali maymunlar çizmeyi sever
hamle
Sahnedeyapılan bir eylem veya adım
It was a smart move
Akıllıca bir hamleydi
hareket etmek
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
Please move your car
Lütfen arabanızı hareket ettirin
duygulandırmak
birini güçlü duygular hissetmeye yöneltmek
Her story really moved me
Hikayesi beni gerçekten duygulandırdı
hızla satılmak
genellikle düşük fiyata hızlıca elden çıkarılmak
These cheap goods move very fast
Bu ucuz ürünler hızla satılıyor
hareket etmek
bir yerini değiştirmek veya yeni bir yere gitmek
We will move to a new house
Yeni bir eve taşınacağız
taşınmak
yaşanılan yeri değiştirmek
We will move to a new house next month
Gelecek ay yeni bir eve taşınacağız
akış
Sahnedebir şeyin sürekli ve hareketli şekilde gelmesi
A stream of people entered the store
Mağazaya bir insan akını girdi
dere
küçük bir nehir
The stream is very clear
Dere çok berrak
yayın
internet üzerinden iletilen canlı veya kayıtlı ses veya görüntü
I am watching a live stream
Canlı bir yayın izliyorum
sınır
Sahnedeizin verilen en yüksek miktar veya en uzak nokta
There is a speed limit here
Burada bir hız sınırı var
sınırlamak
Sahnedebir şeyi belirli bir miktarın altında tutmak
You should limit your sugar intake
Şeker tüketiminizi sınırlamalısınız
sınır
izin verilen en yüksek miktar veya seviye
There is a limit to how many people can enter
İçeri girebilecek insan sayısının bir sınırı var
hissetmek
Sahnedefiziksel veya duygusal bir duyuya sahip olmak
I feel very tired
Çok yorgun hissediyorum
endişeli
kendine güvenmeyen veya emin olamayan his
I feel anxious about the test
Sınav hakkında endişeli hissediyorum
hatırlatmak
birine bir şeyi anımsatmak
This song makes me feel my childhood
Bu şarkı bana çocukluğumu hatırlatıyor
düşünmek
bir fikir veya tutuma sahip olmak
I feel that we should go
Gitmemiz gerektiğini düşünüyorum
hissetmek
bir duygu veya durumu deneyimlemek
I feel happy today
Bugün mutlu hissediyorum
dönüştürmek
Sahnedebir şeyi farklı bir forma getirmek
Convert the file to PDF
Dosyayı PDF'ye dönüştür
bam
Sahnedeaniden meydana gelen yüksek ses veya çarpma
Bam! The door closed
Bam! Kapı kapandı
üzgün
Sahnedepişmanlık duyan veya özür dileyen
I am sorry for being late
Geç kaldığım için üzgünüm
konuşabilmek
Sahnedekonuşma yeteneğine sahip olmak
The baby can talk
Bebek konuşabiliyor
ikna etmek
birini bir şeyi yapmaya razı etmek
I talked him into coming
Onu gelmeye ikna ettim
konuşmak
bir konu hakkında karşılıklı konuşmak
They need to talk about their plans
Planları hakkında konuşmaları gerekiyor
veri
Sahnedeanaliz için kullanılan bilgiler veya gerçekler
We collected a lot of data
Çok fazla veri topladık
başarmak
Sahnedezor bir şeyi yapmayı becermek
I managed to fix the car
Arabayı tamir etmeyi başardım
yönetmek
bir şeyin sorumluluğunu üstlenmek veya kontrol etmek
He manages a large team
Büyük bir ekibi yönetiyor
başarmak
bir şeyi yapmayı becermek
I can manage to finish the report
Raporu bitirmeyi başarabilirim
başarmak
bir işi veya sorunu üstesinden gelerek halletmek
I can manage this task by myself
Bu görevi kendi başıma başarabilirim
yönetmek
bir kurumun veya kişilerin işleyişini idare etmek
She manages a large company
O büyük bir şirketi yönetiyor
merhaba
Sahnedeselam vermek için kullanılır
Hello, how are you
Merhaba, nasılsın
yahu
şaşkınlık veya inanmazlık belirtmek için kullanılır
Hello? Are you kidding
Yahu, şaka mı yapıyorsun