

The Boys — 3. Sezon Bölüm 1
Kelimeler ve anlamları
697 kelime
Seviye
iyilik
Sahnedebirinden rica edilen yardım
Could you do me a favor
Bana bir iyilik yapabilir misin
iyilik
yardımsever veya nazik bir davranış
Can you do me a favor
Bana bir iyilik yapabilir misin
desteklemek
bir şeyi onaylamak veya ona razı olmak
Most people favor the new law
Çoğu insan yeni yasayı destekliyor
kayırmak
birine avantaj sağlamak veya ona daha nazik davranmak
The teacher favors some students
Öğretmen bazı öğrencileri kayırıyor
kitap
Sahnedeyazılı sayfaların ciltlenmiş hali
I read a book
Bir kitap okudum
rezervasyon yapmak
bir şeyi önceden ayırmak
I want to book a room
Bir oda ayırtmak istiyorum
kaydetmek
birinin tutuklanmasını polis kayıtlarına resmi olarak işlemek
The police decided to book the suspect
Polis şüpheliyi kaydetmeye karar verdi
kitap
sayfaları olan yazılı bir eser
I am reading a good book
İyi bir kitap okuyorum
zorla yedirmek
birine bir şeyi zorla yedirmek
They tried to force feed the prisoner
Mahkumu zorla beslemeye çalıştılar
zorla yedirmek
birini istemediği halde yemek yemeye zorlamak
They had to force feed the sick bird
Hasta kuşu zorla beslemek zorunda kaldılar
zorla yedirmek
birinin ağzına bir şeyler koyarak zorla beslemek
The nurse had to force-feed the child
Hemşire çocuğa zorla yemek yedirmek zorunda kaldı
ihtiyaç duymak
Sahnedegerekli olduğu için bir şeye gereksinim duymak
I need some help
Biraz yardıma ihtiyacım var
ihtiyaç
gerekli veya zorunlu olan şey
There is a need for water
Suya ihtiyaç var
acımasız
Sahnedeacı veya ıstırap veren
He is a cruel person
O acımasız bir insandır
berbat
Sahnedeçok kötü veya düşük kaliteli
This movie is shit
Bu film berbat
kandırmak
birini kandırmak veya ona yalan söylemek
Are you shitting me
Benimle dalga mı geçiyorsun
ateş etme
Sahnedesilahla ateş etme eylemi
He is shooting a target
Bir hedefe ateş ediyor
deneme
bir şeyi başarmaya çalışmak
He is shooting for a promotion
O terfi etmeye çalışıyor
çekim
film veya reklam için video kaydetmek
They are shooting a new movie
Yeni bir film çekiyorlar
silahlı saldırı
birinin insanlara ateş açtığı olay
The news reported a shooting yesterday
Haberlerde dün bir silahlı saldırı olduğu bildirildi
ateş etmek
bir silahtan mermi fırlatmak
He is shooting at the target
Hedefe ateş ediyor
ateş açmak
bir hedefe yönelik silah kullanmak
They started shooting at the invaders
İşgalcilere ateş açmaya başladılar
ateş etme
silah kullanma eylemi
The shooting continued for hours
Ateş etme saatlerce sürdü
silah atışı
silahların ateşlenmesi durumu
We heard loud shooting nearby
Yakınlarda güçlü bir silah atışı duyduk
atıcılık
hedef vurmayı içeren spor dalı
She practices shooting every day
Her gün atıcılık çalışıyor
silahlı saldırı
birinin birçok kişiye zarar vermek için ateş açması
There was a shooting at the school
Okulda bir silahlı saldırı oldu
vurulma
bir kişinin ateşli silahla vurulduğu olay
He was injured in a shooting
Vurulma olayında yaralandı
ateş etme
silahla mermi atma eylemi
The soldiers began shooting
Askerler ateş etmeye başladı
silah kullanma
birini veya bir şeyi vurmak için silah kullanma işi
He is practicing shooting at the target
Hedefe silah kullanma çalışması yapıyor
silahlı saldırı
birinin silahla vurulduğu olay
Police are investigating the shooting
Polis silahlı saldırıyı araştırıyor
çekim
bir kamera ile görüntü kaydetme etkinliği
The shooting of the film ended yesterday
Filmin çekimi dün bitti
şerefsizler
Sahnedeçok kaba veya hoş olmayan insanlar
Do not talk to those assholes
O şerefsizlerle konuşma
dürüst
Sahnededoğrudan ve doğru sözlü
Give me a straight answer
Bana dürüst bir cevap ver
düz
Sahnedeeğrisi veya bükümü olmayan
Draw a straight line
Düz bir çizgi çiz
heteroseksüel
karşı cinse cinsel ilgi duyan
He is straight
O heteroseksüel
dümdüz
yön değiştirmeden veya durmadan ilerleyen
Go straight to your home
Evine dümdüz git
ay
Sahnedeotuz gün civarındaki zaman dilimi
There are twelve months in a year
Bir yılda on iki ay vardır
ay
Sahnedeyılın on iki bölümünden biri
February is the second month of the year
Şubat yılın ikinci ayıdır
aylık
bir ay süren veya kapsayan
It was a six-month project
Bu altı aylık bir projeydi
ay
yılın on iki bölümünden her biri
There are twelve months in a year
Bir yılda on iki ay vardır
şaka
Sahnedeinsanları güldürmek için yapılan komik veya zekice davranış
He played a joke on his friend
Arkadaşına bir şaka yaptı
fıkra
sonu komik biten kısa hikaye
He told a funny joke
Komik bir fıkra anlattı
şaka
ciddiye alınmaması gereken şey
His excuse was a joke
Bahanesi bir şakaydı
şaka yapmak
gülmek için bir şeyler söylemek veya ciddi olmadığını belirtmek
I was only joking
Sadece şaka yapıyordum
şaka
insanların gülmesini sağlayan veya ciddiye alınmaması gereken söz veya davranış
I told a joke to my friend
Arkadaşıma bir şaka yaptım
dışarıdan
Sahnedebir grubun veya yerin dışından
He looked at the group from the outside
Gruba dışarıdan baktı
ürün
Sahnedesatılmak üzere üretilen şey
This is a new product
Bu yeni bir ürün
sonuç
başka bir şeyin neden olduğu veya ortaya çıkardığı şey
This success is a product of hard work
Bu başarı sıkı çalışmanın bir sonucudur
utandırmak
Sahnedebirini utangaç veya rahatsız hissettirmek
Don't embarrass me
Beni utandırma
utanmak
utangaç veya rahatsız hissetmek
I felt embarrassed
Utandım
utandırmak
birini mahcup etmek veya kendini kötü hissettirmek
Don't embarrass me in front of my friends
Arkadaşlarımın önünde beni utandırma
ev ödevi
Sahnedebir öğrencinin evde yapması gereken okul çalışması
I have a lot of homework today
Bugün çok ödevim var
karar vermek
Sahnedebir konu hakkında seçim yapmak
I need to decide what to eat
Ne yiyeceğime karar vermem lazım
dışarıda
Sahnedebina dışında olan yer
The kids are playing outside
Çocuklar dışarıda oynuyor
dış yüzey
bir şeyin dış kısmı veya yüzeyi
The outside of the box is blue
Kutunun dışı mavidir
dışarıdan
bir grubun veya yerin dışından gelen
He is an outside consultant
O dışarıdan bir danışmandır
hariç
bir şeyin veya bir kimsenin dahil olmadığı durum
Outside of this small issue the project is complete
Bu küçük mesele haricinde proje tamamlandı
ırkçı
Sahnedeinsanların ırklarına dayalı adaletsiz inançlara sahip olan
He made a racist comment
Irkçı bir yorum yaptı
dışarı
Sahnedebir yerin içinden dışına doğru hareket etmek
She ran out of the room
Odadan dışarı koştu
nedeniyle
Sahnedebir şeyin sonucu olarak
I did it out of curiosity
Bunu meraktan yaptım
dışında tutmak
Sahnedebirini veya bir şeyi dahil etmemek
They kept me out of the meeting
Beni toplantının dışında tuttular
kalmadı
bir şeyin elinde tükenmiş olması
We are out of sugar
Şekerimiz kalmadı
-den
bir yerden veya kaynaktan gelmek
I got the water out of the tap
Suyu musluktan aldım
arasından
bir grubun içinden seçilmek
Choose one out of these three
Bu üçünün arasından bir tane seç
içinden
bir şeyin iç kısmından gelmek
He came out of the room
Odanın içinden geldi
yoksun
bir şeye sahip olmamak
We are out of bread
Ekmeksiz kaldık
uzaklaşarak
bir yerden ayrılmak
Please get out of my house
Lütfen evimden çık
dışında
artık bir grubun parçası olmamak
He is out of the team
O artık takımın dışında
tükenmiş
bir şeyin bitmiş olması
We are out of gas
Benzinimiz bitti
dışarıda
bir yerin içinde olmamak
She is out of the office
Ofisin dışında
dışarı
bir yerin içerisi olmaması
Stay out of the rain
Yağmurun dışında kal
çıkararak
bir şeyi bir yerden almak
Take the keys out of your pocket
Anahtarları cebinden çıkar
alınarak
birini veya bir şeyi bir yerden uzaklaştırmak
They took the boy out of school
Çocuğu okuldan aldılar
kalmamış
bir şeyin tamamen bitmiş olması
We are out of sugar for the tea
Çay için şekerimiz kalmadı
tümör
Sahnedevücutta oluşan anormal doku kitlesi
The doctor found a small tumor
Doktor küçük bir tümör buldu
yaklaşık olarak
Sahnedetam olarak değil; yaklaşık
It takes roughly ten minutes
Yaklaşık on dakika sürer
sertçe
şiddetli veya agresif bir şekilde
He pushed her roughly
Onu sertçe itti
zayıf
Sahnedegücü veya kuvveti az olan
He feels weak after being sick
Hastalandıktan sonra kendini zayıf hissediyor
zayıf
gücü az olan
He is too weak to stand
Ayakta duramayacak kadar zayıf
daha zayıf
zayıf sıfatının karşılaştırma biçimi
He became weaker after the illness
Hastalıktan sonra daha zayıf düştü
kalori
Sahnedegıdalardaki enerjiyi ölçen birim
This apple has 95 calories
Bu elma 95 kalori
kalori
yiyeceklerdeki enerji miktarını ölçen birim
This apple has fifty calories
Bu elma elli kalori
hız
Sahnedehızlı olma durumu veya hareket hızı
The car traveled at high speed
Araba yüksek hızla gitti
hızlanmak
hızlı gitmek veya bir şeyi hızlandırmak
Don't speed on the highway
Otobanda hız yapma
tarz
bir kişinin hoşlandığı veya iyi olduğu şey
That activity is not my speed
O etkinlik benim tarzım değil
amfetamin
yasa dışı uyarıcı bir madde
He was arrested for selling speed
Amfetamin sattığı için tutuklandı
kemik
Sahnedeiskeleti oluşturan sert beyaz madde
The dog chewed the bone
Köpek kemiği çiğnedi
İyilik
birine yapılan küçük bir yardım
He threw me a bone by helping me
Bana yardım ederek bir iyilik yaptı
Dolar
bir doları ifade eden argo terim
That meal cost five bones
O yemek beş dolara mal oldu
cinsel ilişkiye girmek
birisiyle cinsel birliktelik yaşamak
The couple decided to bone
Çift cinsel ilişkiye girmeye karar verdi
yukarı getirmek
Sahnedebir şeyi bulunduğu yerden alıp üst kata taşımak
Please bring up my bag from the car
Lütfen çantamı arabadan yukarı getir
bahsetmek
bir konudan bahsetmeye başlamak
Don't bring up the wedding
Düğünden bahsetme
yetiştirmek
bir çocuğu büyüyene kadar bakıp eğitmek
She brought up three children alone
Üç çocuğunu tek başına yetiştirdi
yetiştirmek
bir çocuğu yetişkin olana kadar büyütmek
She brought up three children alone
Üç çocuğu tek başına yetiştirdi
suçlamak
birinin yasa dışı bir şey yaptığını resmen söylemek
The police will bring him up on charges
Polis onu suçlayacak
iyi haber
Sahnedesevindirici bir bilgi
I have some good news for you
Senin için iyi bir haberim var
katılmak istemek
Sahnedebir gruba veya etkinliğe dahil olmayı arzulamak
Do you want in on the game
Oyuna katılmak istiyor musun
dahil olmak istemek
bir şeyin parçası olmayı arzu etmek
He wants in on the project
O projeye dahil olmak istiyor
dahil olmak istemek
bir grubun veya etkinliğin parçası olmayı arzu etmek
I want in on your plans
Planlarınıza dahil olmak istiyorum
takım
Sahnedeberaber çalışan bir grup insan
They are a strong team
Onlar güçlü bir takım
sahne
Sahnedeperformans sergilenen yüksek alan
The actor is on the stage
Oyuncu sahnededir
aşama
bir sürecin adımı
We are at the first stage
İlk aşamadayız
hazırlamak
hazır hale getirmek
He staged the equipment
Ekipmanları hazırladı
sahnelemek
bir şeyi gerçekmiş gibi göstermek amacıyla düzenlemek
They staged a protest in the city center
Şehir merkezinde bir protesto sahnelediler
aşama
bir süreçteki belirli bir nokta
We are in the first stage of the project
Projenin ilk aşamasındayız
rota
Sahnedeizlenmesi planlanan yol veya yön
The ship changed its course
Gemi rotasını değiştirdi
elbette
evet demek veya onaylamak için kullanılır
Of course I will come
Elbette geleceğim
kurs
belirli bir konuda verilen dersler dizisi
I am taking an English course
İngilizce kursuna gidiyorum
yemek sırası
bir öğünün bölümlerinden her biri
The first course was soup
İlk yemek sırası çorbaydı
tabii
bir durumun beklendik veya aşikar olduğunu belirtir
Of course I will help you
Tabii ki sana yardım edeceğim
yemek kısmı
servis edilen bir öğünün bölümlerinden biri
I liked the main course
Ana yemek kısmını sevdim
süreç
bir zaman dilimi veya dönem
During the course of the day
Gün süresince
yol
bir hareketin veya gelişimin izlediği yön
The ship changed its course
Gemi yolunu değiştirdi
parkur
bir spor veya etkinlik için kullanılan arazi
The golf course is very large
Golf parkuru çok geniş
kurs
belirli bir konuda verilen dersler dizisi
I am taking an English course
İngilizce kursu alıyorum
dün gece
Sahnedebugünden önceki gece
I went to the cinema last night
Dün gece sinemaya gittim
dün gece
bugünden önceki gece
I slept well last night
Dün gece iyi uyudum
kökünden kazımak
Sahnedekötü bir şeyi bulup yok etmek
They want to root out corruption
Yolsuzluğu kökünden kazımak istiyorlar
kökünü kazımak
bir şeyi veya birini bularak tamamen ortadan kaldırmak
The police are trying to root out corruption
Polis yolsuzluğun kökünü kazımaya çalışıyor
kökünü kazımak
kötü bir şeyi bulup tamamen yok etmek
They need to root out corruption
Yozlaşmanın kökünü kazımaları gerekiyor
yok
Sahnedehayır kelimesinin gayriresmi kullanımı
Do you want to go? Nah.
Gitmek ister misin? Yok.
cömert
Sahnedebaşkalarına vermeye veya paylaşmaya istekli
He is a very generous man
O çok cömert bir adam
çok kızgın
Sahnedeçok öfkeli veya sinirli hissetmek
He is really pissed
O gerçekten çok kızgın
sarhoş
alkol etkisiyle kendinden geçmiş
He was completely pissed after the party
Partiden sonra tamamen sarhoştu
kızgın
birini sinirlendirmek
She was so pissed about the delay
Gecikmeden dolayı çok kızgındı
pislik
Sahnedeçok kaba veya kötü niyetli kişi
He is such an asshole
O tam bir pislik
pislik
Sahnedeçok kaba veya kötü niyetli kimse
Don't be an asshole to your friends
Arkadaşlarına karşı pislik olma
pislik
Sahnedeçok kaba veya sevimsiz insan
Don't be such an asshole
Bu kadar pislik olma
makat
vücuttan dışkının atıldığı açıklık
He felt pain in his asshole
Makatında ağrı hissetti
içinde
Sahnedebir şeyin iç kısmı veya içinde
The keys are inside the bag
Anahtarlar çantanın içinde
içeride
bir yerin veya nesnenin içi
It is very hot inside
İçerisi çok sıcak
içeriden
sadece sınırlı sayıda kişinin bildiği
She has inside knowledge
Onun içeriden bilgisi var
iç
bir yerin iç kısmı veya oraya girme imkanı
The key lets you inside the room
Anahtar odaya girmenizi sağlar
tam olarak
Sahnedekesin veya eksiksiz bir şekilde
It is exactly ten o'clock
Saat tam olarak on
lütfen
Sahnedenazik bir ricada bulunmak için kullanılır
Please help me
Lütfen bana yardım et
memnun etmek
birini mutlu etmek
I want to please my parents
Ailemi memnun etmek istiyorum
istediğini yapmak
birinin kendi keyfine göre hareket etmesi
You can do as you please
İstediğini yapabilirsin
bağlı olmak
Sahnedeyardım veya destek için birine veya bir şeye ihtiyaç duymak
I depend on my parents
Aileme bağlıyım
hadi
Sahnedebirini bir şeyi yapmaya teşvik etmek
Come on, you can do it
Hadi, yapabilirsin
üstüne gitmek
çok baskıcı veya aşırı davranmak
Don't come on so strong
Çok üstüme gelme
hadi canım
inanmamayı veya karşı çıkmayı ifade etmek
Come on, that is not true
Hadi canım, bu doğru değil
hadi ama
öfke veya hayal kırıklığını ifade eden söz
Come on, stop wasting my time
Hadi ama, zamanımı boşa harcamayı bırak
kur
birini cezbetmek için yapılan hamle
She gave him a come-on to start a conversation
Sohbet başlatmak için ona kur yaptı
belirmek
görünmeye veya olmaya başlamak
A smile came on his face
Yüzünde bir gülümseme belirdi
yaklaşmak
bir şeye doğru veya daha yakınına hareket etmek
He came on toward the house
Eve doğru yaklaştı
katılmak
bir etkinlikte veya faaliyette yer almak
Do you want to come on the trip with us
Bizimle geziye katılmak ister misin
haydi
birine acele etmesini veya daha fazla çaba göstermesini söylemek için kullanılır
Come on we are going to be late
Haydi geç kalacağız
hadi
birini acele etmeye veya denemeye teşvik etmek
Come on we will be late
Hadi geç kalacağız
gülmek
Sahnedebir şeyin komik olduğunu belirtmek için ses çıkarmak
He laughs at the joke
Şakaya gülüyor
gülüş
mutlu veya eğlenmişken çıkarılan ses
I heard her laugh
Onun gülüşünü duydum
kahkaha
insanları gülümseten veya eğlendiren şey
That joke was a good laugh
O şaka çok iyi bir kahkahaydı
pürüz
Sahnedeplan veya sistemdeki küçük aksaklık
There are a few kinks in the system
Sistemde birkaç pürüz var
fantezi
cinsel arzu veya özel ilgi alanı
He talked about his kinks openly
Fantezileri hakkında açıkça konuştu
Kinks grubu
altmışlı yıllarda kurulan İngiliz rock grubu
The Kinks were a famous British band
The Kinks ünlü bir İngiliz grubuydu
enerji
Sahnedeaktif olmak için gereken güç veya yetenek
I don't have any energy today
Bugün hiç enerjim yok
reddetmek
Sahnedebir teklifi veya kişiyi kabul etmemek
He rejected the offer
Teklifi reddetti
defolu ürün
standartlara uymadığı için kabul edilmeyen ürün
This shirt is a reject
Bu gömlek defolu bir ürün
reddedilen ürün
kabul edilmeyip geri çevrilen şey
The factory sells the rejects cheaply
Fabrika reddedilen ürünleri ucuza satıyor
çalmak
Sahnedebaşkasının eşyasını izinsiz olarak almak
He stole my pen
Kalemimi çaldı
çalmak
başkasının hak ettiği ilgiyi veya övgüyü almak
She stole the show
Tüm ilgiyi o topladı
kelepir
çok uygun fiyata alınan şey
This jacket was a steal
Bu ceket tam bir kelepir
çalmak
birine ait olan bir şeyi izinsiz almak
Someone tried to steal my bike
Birisi bisikletimi çalmaya çalıştı
çalmak
bir şeyi izinsiz almak
Someone tried to steal my bag
Biri çantamı çalmaya çalıştı
teslim etmek
Sahnedebir şeyi ihtiyaç duyulan yere götürmek
The courier will deliver the package tomorrow
Kurye paketi yarın teslim edecek
doğurtmak
bir bebeğin doğumuna yardımcı olmak
The doctor will deliver the baby
Doktor bebeği doğurtacak
yerine getirmek
vaat edilen veya beklenen bir şeyi gerçekleştirmek
They promised to deliver results
Sonuçları yerine getireceklerine söz verdiler
sunmak
bir topluluğa resmi bir konuşma yapmak
The professor will deliver a lecture today
Profesör bugün bir ders sunacak
düşünceli
Sahnedebaşkalarını düşünen
It was very thoughtful of you
Çok düşünceliydiniz
gömmek
Sahnedebir şeyle tamamen örtmek
The house was buried in snow
Ev kara gömüldü
ezmek
bir takımı büyük bir farkla yenmek
They buried the other team 5-0
Diğer takımı 5-0 ile ezdiler
gömmek
bir şeyi bulunamayacak bir yere koymak
The dog likes to bury its bone
Köpek kemiğini gömmeyi sever
gömmek
bir ölüyü toprağa koymak
They buried the body
Cesedi gömdüler
günaydın
Sahnedesabahları birisiyle karşılaşıldığında kullanılan nazik bir ifade
Good morning, how are you?
Günaydın, nasılsın?
program
Sahnedeplanlanan etkinliklerin ve zamanlarının listesi
Check the schedule for today
Bugünün programını kontrol et
planlamak
bir şeyi belirli bir zamana planlamak veya düzenlemek
I will schedule a meeting
Bir toplantı planlayacağım
program
etkinliklerin veya görevlerin planı
My schedule is very busy
Programım çok yoğun
planlama
olayların ne zaman gerçekleşeceğini belirleme süreci
I need to make a schedule for the week
Haftalık bir plan yapmam gerekiyor
izin vermek
Sahnedebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
bildirmek
birine bir şeyi haber vermek
Let me know your answer
Cevabını bana bildir
işten çıkarmak
birinin işine son vermek
The manager had to let him go
Müdür onu işten çıkarmak zorunda kaldı
hayal kırıklığına uğratmak
beklentileri karşılayamamak
I will not let you down
Seni hayal kırıklığına uğratmayacağım
teminat
Sahnedebir krediyi garanti altına almak için verilen değerli varlık
The bank requires collateral for the loan
Banka kredi için teminat istiyor
göstermek
Sahnedebir şeyin nasıl çalıştığını veya yapıldığını göstermek
He will demonstrate how to use the machine
Makinenin nasıl kullanılacağını gösterecek
noir
Sahnedekaranlık ve gizemli bir film veya kurgu tarzı
I love noir films
Noir filmleri severim
esmer
koyu renkli saça ve tene sahip kişi
The noir man sat alone at the bar
Esmer adam barda tek başına oturdu
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
başlamak
Sahnedebir işe girişmek
We will get to the main topic soon
Ana konuya yakında başlayacağız
fırsatı olmak
Sahnedebir şeyi yapma şansı bulmak
You get to meet the director
Yönetmenle tanışma fırsatın var
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
rahatsız etmek
birini kızdırmak veya üzmek
His constant talking really gets to me
Onun sürekli konuşması beni gerçekten rahatsız ediyor
varmak
bir yere ulaşmak
We will get to the hotel soon
Otele yakında varacağız
fırsat bulmak
bir şey yapma şansı yakalamak
I get to travel for work
İş için seyahat etme fırsatı buluyorum
şans elde etmek
bir şey yapmak için imkanın olması
You get to meet the director
Yönetmenle tanışma şansı elde ediyorsun
izinli olmak
bir şeyi yapma yetkisine sahip olmak
I get to leave early today
Bugün erken çıkma iznim var
başarmak
bir şeyi yapma imkanı bulmak
We finally get to see the show
Sonunda gösteriyi izlemeyi başardık
zorunda olmak
bir şeyi yapmak durumunda kalmak
I have to get to the airport
Havaalanına gitmek zorundayım
ulaşmak
bir şeyle bağlantı kurabilmek
You can get to the main road from here
Buradan ana yola ulaşabilirsin
etkilemek
birinin duygularını sarsmak veya üzmek
Her bad mood started to get to me
Onun kötü ruh hali beni etkilemeye başladı
zorunda olmak
bir şeyi yapmaya mecbur kalmak
I get to clean my room today
Bugün odamı temizlemek zorundayım
fırsat bulmak
bir şeyi yapmaya izinli olmak
You get to stay up late tonight
Bu gece geç saate kadar ayakta kalmaya iznin var
fırsat yakalamak
bir şeyi yapma şansına sahip olmak
I get to meet the director tomorrow
Yarın yönetmenle tanışma fırsatım olacak
ilişkili olmak
bir şeyle bağlantı kurmak
Does this rule get to our project
Bu kural projemizle ilişkili mi
ara sokak
Sahnedebinalar arasındaki dar yol
The cat hid in the alleyway
Kedi ara sokağa saklandı
saniye
Sahnededakikanın altmışta biri olan zaman birimi
Wait for a second
Bir saniye bekle
ikinci
birinciden sonra gelen
This is my second book
Bu benim ikinci kitabım
ikinci porsiyon
yemeğin ikinci servis edilen kısmı
I want a second helping
İkinci bir porsiyon istiyorum
desteklemek
bir öneriye resmi olarak destek vermek
I second the motion
Öneriyi destekliyorum
harika
Sahnedeçok iyi veya etkileyici olan
It was a wonderful day
Harika bir gündü
ortak kullanmak
Sahnedebir nesneyi başkalarıyla birlikte kullanmak
I share a room with him
Odamı onunla ortak kullanıyorum
pay
bir şeyin bir parçası veya bölümü
This is your share
Bu senin payın
paylaşmak
bir özelliği başkasıyla aynı şekilde taşımak
We share the same hobby
Aynı hobiyi paylaşıyoruz
paylaşmak
bir şeyi başkalarıyla kullanmak ya da onlara vermek
I will share my food with you
Yemeğimi seninle paylaşacağım
paylaşmak
bir şeyi başkalarıyla aynı anda birlikte kullanmak
We share the same office
Aynı ofisi paylaşıyoruz
kenara kaymak
Sahnedeyer açmak için yana doğru hareket etmek
Can you move over a bit?
Biraz yana kayabilir misin?
kenara çekilmek
yer açmak için fiziksel konumu değiştirmek
Please move over so I can sit down
Oturabilmem için lütfen kenara çekil
yana kaymak
başkasına yer açmak için yer değiştirmek
Please move over so I can sit
Lütfen oturabilmem için yana kay
niyetlenmek
Sahnedebir şey yapmayı planlamak veya amaçlamak
We look to finish the work today
İşi bugün bitirmeyi planlıyoruz
güvenmek
birinden yardım veya tavsiye beklemek
They look to their parents for guidance
Rehberlik için anne babalarına güveniyorlar
hesaba katmak
bir durumu dikkatlice değerlendirmek
You should look to the risks
Riskleri hesaba katmalısın
başvurmak
yardım veya tavsiye için birine yönelmek
We look to you for advice
Tavsiye için sana başvuruyoruz
sorun
Sahnedebir problem veya zorluk
He is having some trouble
Bazı sorunlar yaşıyor
zahmet vermek
endişe veya kaygıya neden olmak
I do not want to trouble you
Seni zahmete sokmak istemiyorum
rahatsız etmek
birini küçük bir sorunla veya ek işle uğraştırmak
Sorry to trouble you
Sizi rahatsız ettiğim için özür dilerim
sorun
yaşanılan bir güçlük veya mesele
They had some trouble with the car
Arabayla ilgili bazı sorunlar yaşadılar
hayalet yazar
Sahnedebaşkası adına metin yazan kişi
The celebrity hired a ghostwriter for her book
Ünlü isim kitabı için bir hayalet yazar tuttu
görünüşe göre
Sahnedegöründüğü kadarıyla
Apparently, he forgot the meeting
Görünüşe göre toplantıyı unuttu
yine de
Sahnedebuna rağmen
It was delicious though
Yine de lezzetliydi
rağmen
bir durumun tersine rağmen
Though it was raining we went out
Yağmur yağmasına rağmen dışarı çıktık
her ne kadar
karşıt bir durumu ifade etmek için kullanılır
Though he was tired he kept working
Her ne kadar yorgun olsa da çalışmaya devam etti
yine de
bir cümlede karşıt bir fikir belirtmek için kullanılır
It is a bit expensive though
Yine de biraz pahalı
porsiyon
Sahnedetek bir kişiye verilen yiyecek miktarı
One serving of cake is not enough
Bir porsiyon kek yeterli değil
servis
yiyecek veya içecek sunma
They are serving the meal now
Şu anda yemeği servis ediyorlar
hizmet etme
bir görevde veya rolde bulunma
She is serving in the army
O orduda hizmet ediyor
çekmek
Sahnedebir şeyi kendine doğru hareket ettirmek
He pulled the door open
Kapıyı çekerek açtı
geri çekmek
Sahnedebir şeyi geri almak veya çıkarmak
He decided to pull his request
İsteğini geri çekmeye karar verdi
oyun oynamak
dürüst olmayan veya muzip bir şey yapmak
He tried to pull a trick on me
Bana bir oyun oynamaya çalıştı
çekim
birine veya bir şeye gitme isteği uyandıran güçlü duygu
I felt a strong pull towards him
Ona karşı güçlü bir çekim hissettim
küçük
Sahnedeboyutu büyük olmayan
This is a small cat
Bu küçük bir kedi
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anlayıp anlamadığını kontrol etmek veya duraksamak için kullanılır
It is a bit expensive, you know
Biraz pahalı, biliyorsun
hani
Sahnedekonuşurken dikkat çekmek veya düşünürken kullanılan bir ifade
You know, I am not sure about this
Hani, bu konuda emin değilim
bilmek
bir şey hakkında bilgi sahibi olmak
Do you know the answer
Cevabı biliyor musun
uğruna
Sahnedebir amaç veya fayda için
I did it for her sake
Bunu onun uğruna yaptım
sake
pirinçten yapılan Japon alkollü içeceği
I ordered a glass of sake
Bir bardak sake sipariş ettim
uğruna
bir şeyin yapılması için olan amaç veya neden
I did it for the sake of peace
Barış uğruna bunu yaptım
en kötü
Sahnedekalite bakımından en düşük seviyede olan
This is the worst restaurant in town
Bu şehirdeki en kötü restoran
en kötü
en nahoş veya en düşük kaliteli olan
This is the worst movie I have ever seen
Bu, şimdiye kadar izlediğim en kötü film
en feci
en ağır veya en olumsuz durumda olan
It was the worst day of his life
Hayatının en feci günüydü
sol
Sahnedesağın karşı tarafı
Turn left here
Buradan sola dön
ayrılmak
bir yerden veya birinden uzaklaşmak
She left the office at five
Ofisten saat beşte ayrıldı
kalmak
diğerleri gittikten sonra orada olmaya devam etmek
Only two cookies are left
Sadece iki kurabiye kaldı
bırakmak
bir şeyin belirli bir durumda olmasını sağlamak
He left the door open
Kapıyı açık bıraktı
dinlenme odası
Sahnedeiş yerinde insanların mola verdikleri oda
Meet me in the breakroom
Benimle dinlenme odasında buluş
aynı
Sahnedefarklı olmayan
We have the same car
Bizim arabalarımız aynı
aynı
daha önce sözü edilenin tıpkısı
I saw the same man yesterday
Dün aynı adamı gördüm
Görüşürüz
Sahnedebirine veda ederken kullanılan ifade
See you tomorrow
Yarın görüşürüz
işler
Sahnedekişisel veya özel durumlar
You should not interfere in other people's affairs
Başkalarının işlerine karışmamalısın
özel işler
bir kimsenin kişisel konuları
He handles his own affairs
O kendi özel işlerini halleder
durum
bir şeyin genel gidişatı veya hali
The state of affairs is complex
Mevcut durum karmaşık
mesele
önemli veya ilgi çekici bir olay ya da durum
It was a very formal affair
Çok resmi bir meseleydi
dönüşmek
Sahnedebaşka bir şeye dönüşmek veya değişmek
The caterpillar turned into a butterfly
Tırtıl bir kelebeğe dönüştü
sapağa girmek
farklı bir yola veya patikaya girmek için yön değiştirmek
Turn into the next street
Bir sonraki sokağa gir
dönüşmek
bir şeyin başka bir şeye dönüşmesi
The caterpillar will turn into a butterfly
Tırtıl kelebeğe dönüşecek
dönüşmek
bir şeyin başka bir şeye değişmesi
The caterpillar will turn into a butterfly
Tırtıl kelebeğe dönüşecek
barış zamanı
Sahnedeülkenin savaşta olmadığı dönem
Factories operate normally during peacetime
Fabrikalar barış zamanında normal çalışır