

The Boys — 3. Sezon Bölüm 2
Kelimeler ve anlamları
690 kelime
Seviye
komünist
Sahnedemülkiyetin topluluğa ait olduğu bir sistemi destekleyen kişi
He is a communist
O bir komünisttir
hissetti
Sahnededokunma veya duygu yoluyla fark etmek
I felt the cold wind
Soğuk rüzgarı hissettim
utandı
utangaç veya tuhaf hissetmek
He felt awkward at the party
Partide kendini tuhaf hissetti
keçe
preslenmiş yünden yapılan yumuşak kumaş
This hat is made of felt
Bu şapka keçeden yapılmıştır
hasta
Sahnedekendini iyi hissetmeyen
I feel sick today
Bugün hasta hissediyorum
müthiş
çok iyi veya etkileyici argo
That car is sick
Bu araba müthiş
iğrenç
tiksinme duygusu uyandıran
This is a sick joke
Bu iğrenç bir şaka
bıkkın
bir şeyden uzun süre maruz kaldığı için sıkılmış olma durumu
I am sick of this noise
Bu gürültüden bıktım
sonraki
Sahnedeşu anki veya mevcut olandan sonra gelen
See you next week
Gelecek hafta görüşürüz
yandaki
bir şeye çok yakın veya onun yanında olan
She sat in the next seat
O yandaki koltukta oturdu
kalitesiz
Sahnededüşük kaliteli veya zevksiz
That outfit looks really naff
O kıyafet gerçekten çok zevksiz
sahne
Sahnedeperformans sergilenen yüksek alan
The actor is on the stage
Oyuncu sahnededir
aşama
bir sürecin adımı
We are at the first stage
İlk aşamadayız
hazırlamak
hazır hale getirmek
He staged the equipment
Ekipmanları hazırladı
sahnelemek
bir şeyi gerçekmiş gibi göstermek amacıyla düzenlemek
They staged a protest in the city center
Şehir merkezinde bir protesto sahnelediler
aşama
bir süreçteki belirli bir nokta
We are in the first stage of the project
Projenin ilk aşamasındayız
öğrenmek
Sahnedebir şeyi öğrenmek veya keşfetmek
I will find out the answer
Cevabı öğreneceğim
yakalanmak
birinin hatalı veya dürüst olmayan bir şey yaptığını keşfetmek
I hope he does not find out
Umarım o yakalanmaz
öğrenmek
bir bilgi veya gerçek hakkında fikir sahibi olmak
I want to find out the truth
Gerçeği öğrenmek istiyorum
deney tüpü
Sahnedelaboratuvarda deney yapmak için kullanılan cam kap
The scientist held the test tube carefully
Bilim insanı deney tüpünü dikkatlice tuttu
deney tüpü
sıvı veya gazların konulduğu uzun ve içi boş silindirik kap
She put the liquid in a test tube
Sıvıyı bir deney tüpüne koydu
deney tüpü
bilimsel deneylerde kullanılan ince cam kap
The scientist held the test tube
Bilim insanı deney tüpünü tuttu
yönetmek
Sahnedebir şeyi yönetmekten sorumlu olmak
She directs the movie
Filmi yönetiyor
doğrudan
arada hiçbir şey olmadan
This is a direct flight
Bu doğrudan bir uçuş
açık sözlü
nazik olmaya çalışmadan tam olarak düşündüğünü söyleyen
She is very direct with her feedback
Geri bildirimlerinde çok açık sözlüdür
yöneltmek
bir şeyi belirli bir yöne çevirmek
He directed the light at the wall
O ışığı duvara yöneltti
boğulmak
Sahnedeboğazına bir şey kaçmasıyla nefes alamamak
He choked on a piece of apple
Bir elma parçasıyla boğuldu
boğulmak
nefes alamamak
He began to choke
Boğulmaya başladı
tıkamak
bir şeyin akışını durdurmak veya yavaşlatmak
The leaves choke the drain
Yapraklar gideri tıkıyor
boğulmak
nefes alamayacak duruma gelmek
He choked on his food
Yemeği boğazına kaçtı
karmaşık
Sahnedeanlaşılması veya çözülmesi zor olan
This machine is very complicated
Bu makine çok karmaşık
karışık
durumu veya çözümü zor olan
Their relationship is complicated
Onların ilişkisi karışık
karmaşık
anlaşılması veya uğraşılması güç olan
This math problem is very complicated
Bu matematik problemi çok karmaşık
karmaşık
anlaşılması veya çözülmesi zor olan
This math problem is too complicated
Bu matematik problemi çok karmaşık
zehir
Sahnedehastalığa veya ölüme neden olabilen madde
The snake's poison is strong
Yılanın zehri güçlüdür
zehirlemek
birine zehirli bir madde vermek
He tried to poison the king
Kralı zehirlemeye çalıştı
zehir
hastalığa veya ölüme neden olabilen madde
The snake had a deadly poison
Yılanın ölümcül bir zehri vardı
içki
birinin tercih ettiği alkollü içecek için kullanılan gayriresmi terim
What is your poison tonight
Bu gece ne içersin
hiç
Sahnedeherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
çok
bir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
daima
her zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
hiçbir zaman
hiçbir vakitte
I will not ever go back
Hiçbir zaman geri dönmeyeceğim
hiç
geçmişte bir noktadan bugüne kadar olan zaman
Have you ever been to Paris
Hiç Parise gittin mi
hiç
geçmişteki bir noktadan günümüze kadar olan sürede
Have you ever been to Paris
Hiç Parise gittin mi
milyon dolarlık
Sahnedeçok değerli veya yüksek maliyetli
This is a million dollar idea
Bu milyon dolarlık bir fikir
çok pahalı
çok büyük miktarda paraya mal olan
He bought a million dollar car
O milyon dolarlık bir araba satın aldı
saat
Sahnede60 dakikaya eşit süre
I will be there in one hour
Bir saat içinde orada olacağım
saat
Sahnede60 dakikalık zaman dilimi
I will be there in an hour
Bir saat içinde orada olacağım
saat
bir günün yirmi dört parçasından biri
We will leave in one hour
Bir saat içinde ayrılacağız
aralık
Sahnedeyılın on ikinci ve son ayı
December is a cold month
Aralık soğuk bir aydır
çöküş
Sahnedeaniden meydana gelen başarısızlık veya çöküş
The economy suffered a complete meltdown
Ekonomi tam bir çöküş yaşadı
çöküş
bir makinenin sistemin veya cihazın aniden bozulması
The computer system had a total meltdown
Bilgisayar sistemi tamamen çöktü
sinir krizi
bir kişinin aniden duygusal kontrolünü kaybetmesi
The child had a meltdown in the store
Çocuk mağazada sinir krizi geçirdi
bok
Sahnedekaba bir dışkı tabiri veya öfke ünlemi
He shouted merde when he dropped his phone
Telefonunu düşürünce merde diye bağırdı
dehşete düşürmek
Sahnedegüçlü bir onaylamama veya dehşet duygusu uyandırmak
The news appalled the public
Haberler halkı dehşete düşürdü
eşlik etmek
Sahnedebiriyle beraber bir yere gitmek
Do you want to come with me
Benimle gelmek ister misin
beraberinde gelmek
bir şeyle beraber sunulmak
The phone comes with a charger
Telefon şarj cihazıyla birlikte gelir
birlikte gelmek
bir şeyin parçası olarak sunulmak veya satılmak
This phone comes with a charger
Bu telefon şarj aletiyle birlikte geliyor
beraberinde gelmek
bir şey ile aynı zamanda var olmak veya gerçekleşmek
This phone comes with a charger.
Bu telefonun yanında şarj aleti gelir.
verdi
Sahnedebir şeyi birine iletmek
I gave him the keys
Anahtarları ona verdim
verdi
bir şeyi ücretsiz olarak birine vermek
He gave me a pen
Bana bir kalem verdi
denemek
bir şeyi yapmaya çalışmak
I gave it a try
Onu denedim
emir vermek
birinin bir şey yapması için talimat bildirmek
He gave an order to start the project
Projeyi başlatmak için emir verdi
karşılık vermek
Sahnedebir saldırıyı durdurmaya çalışmak veya karşı çıkmak
He decided to fight back
Karşılık vermeye karar verdi
eğiliminde olmak
Sahnedebir şeyi yapmaya yatkın veya alışkın olmak
I tend to drink coffee in the morning
Sabahları kahve içme eğilimindeyim
bakmak
bir şeye özen gösterip bakımını yapmak
She tends to her flowers every morning
Her sabah çiçeklerine bakar
Almanlar
SahnedeAlmanya kökenli kişiler için kullanılan aşağılayıcı argo terim
He used the term krauts as a slur
Almanları aşağılamak için krauts terimini kullandı
öğrenmek
Sahnedeçalışarak veya deneyim yoluyla bilgi veya beceri edinmek
I want to learn English
İngilizce öğrenmek istiyorum
öğretmek
birine bilgi veya beceri kazandırmak
He learned me a new skill
Bana yeni bir beceri öğretti
öğrenmek
bir durum hakkında haber almak
I learned that the meeting is postponed
Toplantının ertelendiğini öğrendim
öğrenmek
yeni bir bilgi veya beceri edinmek
I am learning how to play chess
Satranç oynamayı öğreniyorum
tertemiz
Sahnedelekesiz ve çok temiz
Her house is always immaculate
Evi her zaman tertemiz
okullar
Sahnedeçocukların öğrenim gördüğü yer
There are many schools in this city
Bu şehirde birçok okul var
okullar
insanların öğrenmek için gittiği yerler
Children go to schools every day
Çocuklar her gün okullara gider
okullar
insanların eğitim almak için gittiği yerler
Children go to schools to learn
Çocuklar öğrenmek için okullara gider
okul
öğrencilerin öğrenmek için gittiği yer
I go to school every morning
Her sabah okula giderim
okullar
öğrencilerin eğitim almak için gittiği kurumlar
Many schools are closed today
Bugün birçok okul kapalı
düşmek
Sahnedehızla yere doğru hareket etmek
Be careful not to fall
Düşmemeye dikkat et
sonbahar
yaz ile kış arasındaki mevsim
The leaves change color in the fall
Sonbaharda yapraklar renk değiştirir
haline gelmek
yeni bir duruma girmek
The room fell silent
Oda sessizliğe büründü
başarısız olmak
bir şeyi yapmayı başaramamak
The mission did not fall
Görev başarısız olmadı
yıkım
Sahnedebüyük hasara veya ölüme yol açan çok kötü bir olay
The war ended in a nuclear holocaust
Savaş nükleer bir yıkımla sona erdi
vazgeçmek
Sahnedebir şeyi yapmayı bırakmak
Don't give it up now
Şimdi vazgeçme
yine de
Sahnedeher durumda
It's raining, but I'll go anyway
Yağmur yağıyor ama yine de gideceğim
neyse
konuyu değiştirmek veya bir duraksamadan sonra devam etmek için kullanılan söz
Anyway let us continue with the lesson
Neyse derse devam edelim
üzgün
Sahnedemutsuz veya endişeli hissetme durumu
She felt upset after the argument
Tartışmadan sonra üzgün hissetti
sürpriz galibiyet
daha güçlü bir rakibe karşı kazanılan beklenmedik zafer
The small team caused a major upset
Küçük takım büyük bir sürpriz galibiyet elde etti
üzmek
birini üzgün veya endişeli hissettirmek
Please do not upset her
Lütfen onu üzme
bozmak
bir şeyin düzenini veya işleyişini aksatmak
The rain upset our plans
Yağmur planlarımızı bozdu
sahnede
Sahnedesanatçıların performans sergilediği alanın üzerinde
The singer is onstage
Şarkıcı sahnede
zeki
Sahnedehızlı zekaya sahip olan
He is a smart student
O zeki bir öğrenci
sızlamak
keskin bir acı vermek
My eyes began to smart
Gözlerim sızlamaya başladı
akıllı
mantıklı ve doğru karar veren
It was a smart choice
Bu akıllıca bir seçimdi
şık
iyi giyimli veya temiz görünüşlü
He looks very smart in his suit
O takım elbisesiyle çok şık görünüyor
cesaretsiz
Sahnedecesareti veya gücü olmayan
He was too weak-kneed to stand up for his beliefs
İnançlarını savunmak için fazla cesaretsizdi
cesaretsiz
cesareti veya özgüveni olmayan
He was too weak-kneed to speak up
Fikrini söyleyemeyecek kadar cesaretsizdi
içermek
Sahnedebir grubun veya setin parçası olarak bulundurmak
The price includes breakfast
Fiyata kahvaltı dahildir
içermek
bir grubun veya bütünün parçası olarak bulundurmak
The book includes many pictures
Kitap birçok resim içerir
inşaat projesi
Sahnedebir arazi üzerine yeni binalar veya dükkanlar inşa etme süreci
They are building a new housing development
Yeni bir konut projesi inşa ediyorlar
gelişim
büyüme veya iyileşme süreci
The city has seen rapid development
Şehir hızlı bir gelişim gösterdi
gelişme
yeni ve ilginç bir olay
There is a new development in the case
Davada yeni bir gelişme oldu
gelişme
büyüme veya iyileşme süreci
The country is showing economic development
Ülke ekonomik gelişme gösteriyor
ateşli silah
Sahnedemermi atan silah
He owns a firearm
Onun bir ateşli silahı var
neşeyle
Sahnedemutlu ve heyecanlı bir şekilde
The children played gleefully in the garden
Çocuklar bahçede neşeyle oynadılar
resim
Sahnedegörsel bir temsil
I drew a picture
Bir resim çizdim
hayal etmek
zihinde canlandırmak
I can't picture it
Bunu hayal edemiyorum
genel durum
bir durumun tamamı veya ana fikri
You need to understand the whole picture
Genel durumu anlaman gerekiyor
film
sinemada gösterilen hareketli görüntü
We saw a funny picture at the cinema
Sinemada komik bir film izledik
sürpriz
Sahnedebeklenmedik şekilde gerçekleşen
It was a surprise visit
Sürpriz bir ziyaretti
şaşırmak
Sahnedebeklenmedik bir durum karşısında hayrete düşmek
I am surprised by the gift
Hediyeye şaşırdım
sürpriz
beklenmedik bir durum anında söylenen söz
Surprise! I am here
Sürpriz! Buradayım
sürpriz
beklenmedik şekilde gerçekleşen olay
That party was a big surprise
O parti büyük bir sürprizdi
toparlanmak
Sahnedezor bir durumdan sonra eski haline geri dönmek
He bounced back quickly after his illness
Hastalığından sonra çabucak toparlandı
oh
Sahnederahatlama veya bitkinlik ifade etmek için kullanılır
Whew, that was a close call!
Oh, ucuz atlattık!
ince parça
Sahnedebir şeyin küçük ve ince parçası
She took a sliver of cake
Kekten ince bir parça aldı
dilimlemek
ince parçalar halinde kesmek
She slivered the almonds
Bademleri ince ince dilimledi
bratwurst
Sahnedegenellikle ızgarada pişirilen bir sosis türü
I like grilled brats
Izgara bratwurstları severim
şımarık çocuk
kötü davranan çocuk
He is acting like a brat
O şımarık bir çocuk gibi davranıyor
asker çocuğu
askeri bir ailede büyüyen çocuk
She grew up as a military brat
O bir asker çocuğu olarak büyüdü
oyuncak
Sahnedeçocukların oynaması için yapılan nesne
This is a new toy
Bu yeni bir oyuncak
oyalanmak
bir şeyle ciddiyetsizce oynamak
He was toying with his food
Yemeğiyle oyalanıyordu
dışlamak
Sahnedebirine olan desteği veya onayı kamusal alanda durdurmak
People decided to cancel the actor
İnsanlar oyuncuyu dışlamaya karar verdi
iptal etmek
bir şeyin gerçekleşmeyeceğine karar vermek
I need to cancel my appointment
Randevumu iptal etmem gerekiyor
iptal etmek
planlanmış bir etkinliğin gerçekleşmeyeceğine karar vermek
They had to cancel the meeting
Toplantıyı iptal etmek zorunda kaldılar
geçersiz kılmak
bir bilet veya pulun artık kullanılamayacağını belirtmek için işaretlemek
The machine will cancel your ticket
Makine biletinizi geçersiz kılacak
asker
Sahnedeorduda savaşan kişi
He is a brave soldier
O cesur bir askerdir
asker
orduda görev yapan kişi
The soldier is guarding the camp
Asker kampı koruyor
yeterli
Sahnedeistenilen ya da gereken miktarda
Do you have enough water
Yeterli suyun var mı
yeter
artık daha fazlasına gerek yok
That is enough
Bu kadar yeter
yeterli
ihtiyaç kadar olan
I have enough money
Yeterince param var
yeterli
gerektiği kadar
This is enough for me
Bu benim için yeterli
bölüm
Sahnedebir şeyin parçası veya kısmı
This is a small segment of the market
Bu, pazarın küçük bir bölümüdür
düşünmek
Sahnedebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
fikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
düşünmek
bir konu üzerinde zihinsel işlem yapmak
I think he is coming
Onun geldiğini düşünüyorum
hayat kurtarıcı
Sahnedeölümü veya ciddi yaralanmayı önleyen
This medicine is life saving
Bu ilaç hayat kurtarıcıdır
hayran
Sahnedebirini veya bir şeyi çok seven kişi
He is a big fan of jazz
O, cazın büyük bir hayranıdır
vantilatör
havayı hareket ettiren kanatlı makine
Turn on the fan
Vantilatörü aç
yellemek
hava akımı oluşturmak için sallamak
She fanned herself with a book
Kitapla kendini yelledi
hoşlanmayan kişi
birinden veya bir şeyden hoşlanmayan kimse
He is a fan of no one here
Buradaki kimseden hoşlanmıyor
iyi ki doğdun
Sahnedebirinin doğduğu gün için kullanılan kutlama ifadesi
Happy birthday Tom
İyi ki doğdun Tom
çıkarmak
Sahnedekıyafet gibi bir şeyi üzerinden çıkarmak
Please take off your shoes
Lütfen ayakkabılarınızı çıkarın
havalanmak
hızla ayrılmak veya uçağın yükselmesi
The plane will take off soon
Uçak yakında havalanacak
izin almak
belirli bir süre işten uzak kalmak
I want to take off next Friday
Gelecek Cuma izin almak istiyorum
popülerleşmek
hızla başarılı veya tanınır hale gelmek
The new software really took off this year
Yeni yazılım bu yıl gerçekten çok tuttu
dikkatini dağıtmak
birinin bir şeyi düşünmeyi bırakmasını sağlamak
This hobby helps take off the stress from your mind
Bu hobi zihnindeki stresi uzaklaştırmaya yardımcı olur
yükselişe geçmek
başarılı veya popüler olmaya başlamak
Her career really started to take off
Kariyeri gerçekten yükselişe geçmeye başladı
izin almak
işten bir süre uzak kalmak
I will take off next week
Gelecek hafta izin alacağım
fırlayıp gitmek
aniden ve hızlıca bir yerden ayrılmak
He took off as soon as the bell rang
Zil çalar çalmaz fırlayıp gitti
izin almak
işe ara vererek çalışmamak
I will take off next week
Gelecek hafta izin alacağım
hızla uzaklaşmak
bir yerden aniden gitmek
He took off suddenly
O aniden hızla uzaklaştı
havalanmak
yerden göğe doğru yükselmek
The plane will take off now
Uçak şimdi havalanacak
havalanmak
bir uçağın veya aracın yerden yükselmeye başlaması
The plane will take off soon
Uçak yakında havalanacak
kalkış
bir hava aracının yerden havalanması
The plane is ready for take off
Uçak kalkış için hazır
iyilik
Sahnedeyardımsever veya nazik bir davranış
Can you do me a favor
Bana bir iyilik yapabilir misin
desteklemek
bir şeyi onaylamak veya ona razı olmak
Most people favor the new law
Çoğu insan yeni yasayı destekliyor
kayırmak
birine avantaj sağlamak veya ona daha nazik davranmak
The teacher favors some students
Öğretmen bazı öğrencileri kayırıyor
iyilik
birinden rica edilen yardım
Could you do me a favor
Bana bir iyilik yapabilir misin
dikkat etmek
Sahnedetehlikeye karşı dikkatli olmak
Watch out for the cars
Arabalara dikkat et
gözlemek
birini veya bir şeyi fark etmek için dikkatli olmak
Watch out for the mailman
Postacıyı gözle
dikkat etmek
tehlikeden kaçınmak için temkinli olmak
Watch out for the wet floor
Islak zemine dikkat et
dikkat etmek
bir şeye karşı temkinli olmak
Watch out for the ice on the road
Yoldaki buza dikkat et
tanıştın mı
Sahnedebiriyle ilk kez bir araya gelmek
Have you met my brother?
Kardeşimle tanıştın mı?
lanet olası
Sahnedegüçlü bir öfke veya rahatsızlık belirtmek için kullanılır
This goddamn car won't start
Bu lanet olası araba çalışmıyor
göndermek
Sahnedebirini veya bir şeyi bir yere gitmeye yöneltmek
I will send him to school
Onu okula göndereceğim
göndermek
bir mesajı veya nesneyi başkasına ulaştırmak
I will send an email to him
Ona bir e-posta göndereceğim
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I send to do this
Bunu yapmaya niyetleniyorum
göndermek
bir şeyi veya birini bir yere ulaştırmak amacıyla yola çıkarmak
Please send the letter to my house
Lütfen mektubu evime gönder
başarmak
Sahnedeistenilen bir sonucu elde etmek veya sözünü tutmak
He came through for us
Bizim için durumu kurtardı
geçmek
bir alanın içinden geçmek, genellikle bir uyarı olarak kullanılır
Please come through
Lütfen geçin
sözünü tutmak
birine verilen sözü yerine getirmek
He came through for us in the end
Sonunda bize karşı sözünü tuttu
belirmek
görünür veya duyulur hale gelmek
The sun came through the clouds
Güneş bulutların arasından belirdi
atlatmak
zor bir deneyimi veya hastalığı sağ salim geçirmek
He came through the surgery well
Ameliyatı başarıyla atlattı
ulaşmak
bir haberin veya bilginin gelip hazır hale gelmesi
The test results finally came through
Test sonuçları sonunda ulaştı
onaylanmak
başarıyla tamamlanmak veya kabul edilmek
Our visa application came through yesterday
Vize başvurumuz dün onaylandı
yardımına yetişmek
birine yardım etmek için gerekeni yapmak
She came through for us in the crisis
Kriz anında yardımımıza yetişti
geçmek
bir yerden hareket ederek ilerlemek
Many people come through this town every day
Her gün bu kasabadan çok insan geçiyor
içinden geçmek
bir yerin bir tarafından diğer tarafına gitmek
You must come through the tunnel to reach us
Bize ulaşmak için tünelden geçmelisin
içeri girmek
dışarıdan bir alana giriş yapmak
Please come through the front door
Lütfen ön kapıdan içeri gir
atıştırmak
Sahnedeözellikle atıştırmalıklar yemek
We noshed on some nuts while waiting
Beklerken biraz kuruyemiş atıştırdık
önermek
Sahnedebir fikri değerlendirilmesi için sunmak
I suggest we go home
Eve gitmemizi öneririm
işaret etmek
bir şeyi göstermek veya ima etmek
The evidence suggests he is guilty
Kanıtlar onun suçlu olduğunu gösteriyor
kökler
Sahnedeailenin geldiği yer veya köken
She wants to discover her roots
O köklerini keşfetmek istiyor
kökler
bitkinin toprağın altında kalan kısmı
The tree has deep roots
Ağacın derin kökleri var
köken
bir kişinin geldiği aile veya yer
She wanted to learn more about her roots
Kökenleri hakkında daha fazla şey öğrenmek istedi
köken
bir şeyin kaynağı veya başlangıcı
She wants to learn more about her family roots
Ailesinin kökenleri hakkında daha fazla şey öğrenmek istiyor
uygun
Sahnedebelirli bir durum için doğru olan
He is not fit for the job
Bu iş için uygun değil
formda
güçlü ve fiziksel olarak sağlıklı
She exercises to stay fit
Formda kalmak için egzersiz yapıyor
nöbet
aniden gelen güçlü bir duygu veya davranış
He had a fit of anger
Bir öfke nöbeti geçirdi
uymak
bir şeyin bir yere girecek doğru boyutta veya şekilde olması
The key fits the lock perfectly
Anahtar kilide tam uyuyor
yerine bakmak
Sahnedebirisi yokken onun işini yapmak
Can you cover for me during my lunch break
Öğle aramda yerime bakabilir misin
örtbas etmek
bir şeyin gerçek yüzünü saklamak
He tried to cover for his lies
Yalanlarını örtbas etmeye çalıştı
suçunu üstlenmek
başkasının hatasının sorumluluğunu almak
She covered for him when he made a mistake
Hata yaptığında onun suçunu üstlendi
örtbas etmek
bir eylemin gerçek nedenini gizlemek
He covered for his brother's mistake
Kardeşinin hatasını örtbas etti
içinde
Sahnedebelirli bir zaman veya mekanın içinde
I will arrive within an hour
Bir saat içinde varacağım
mürettebat
Sahnedebirlikte çalışan insan grubu
The crew is ready
Mürettebat hazır
ekip
birlikte çalışan insan grubu
The film crew worked hard
Film ekibi çok çalıştı
mürettebatta yer almak
bir teknenin veya geminin ekibinde görev yapmak
He likes to crew on sailing boats
O yelkenli teknelerde mürettebat olarak çalışmayı sever
ekip
film veya gösteri setinde oyunculardan ayrı olarak çalışan grup
The film crew set up the cameras
Film ekibi kameraları kurdu
belki
Sahnedebir şeyin doğru olabileceğini belirtmek için kullanılır
This is possibly the best way
Bu muhtemelen en iyi yol
saç kesimi
Sahnedesaçın kesilme ve şekillendirilme biçimi
I need a haircut
Saçlarımı kestirmem gerekiyor
değer kesintisi
bir varlığın veya yatırımın değerinde yapılan indirim
The bondholders had to accept a haircut
Tahvil sahipleri bir değer kesintisini kabul etmek zorunda kaldı
yaralamak
birine ciddi şekilde zarar vermek
He got banged up in the accident
Kazada yaralandı
harika
çok iyi veya etkileyici
The team did a bang-up job
Ekip harika bir iş çıkardı
önünde
Sahnedebir şeyin veya birinin ön kısmında bulunan
The car is in front of the house
Araba evin önünde
önünde
birinin veya bir şeyin ilerisindeki konum
She is standing in front of the door
O kapının önünde duruyor
önünde
bir kimsenin veya bir şeyin bulunduğu yer
The car is parked in front of the house
Araba evin önünde park edilmiş
medya
Sahnedehaberleri bildiren kuruluşlar topluluğu
The media reported on the event
Medya olay hakkında haber yaptı
medya
haberlerin ve bilgilerin paylaşıldığı iletişim araçları
Social media is very popular
Sosyal medya çok popüler
yarım
bir şeyin iki eşit parçasından biri
The media of the path was marked
Yolun yarısı işaretlendi
çorap
ayağı ve bacağı sıkıca saran giysi
She bought a new pair of media
Yeni bir çift çorap satın aldı
aramak
Sahnedebir şeyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
aramak
bir şeyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
beklemek
bir şeyin olacağını ummak ya da tahmin etmek
You are looking for trouble
Bela arıyorsun
aramak
kayıp bir şeyi ya da kişiyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
aramak
bir şeyi bulmaya veya elde etmeye çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
bırakmak
Sahnedetutmayı bırakmak
Let go of the rope
İpi bırak
işten çıkarmak
birinin işine son vermek
They let her go last week
Onu geçen hafta işten çıkardılar
serbest bırakmak
birinin bir sorumluluktan veya cezadan kurtulmasına izin vermek
They decided to let him go
Onu serbest bırakmaya karar verdiler
süpersonik
Sahnedeses hızından daha hızlı olan
The jet is supersonic
Jet süpersoniktir
Afrikalı
SahnedeAfrika kıtasından olan
He is African
O Afrikalı
bahse girmek
Sahnedebir şeyden çok emin olmak
I bet he is late
Bahse girerim geç kalmıştır
bahis oynamak
bir oyun veya yarış için para riske atmak
He bet on the red car
Kırmızı arabaya bahis oynadı
seçenek
en uygun veya yararlı olan tercih
Taking the train is your best bet
Trene binmek en iyi seçeneğin
bahse girmek
bir şeyin doğru olacağına dair iddiaya girmek
I bet he will arrive late
Onun geç geleceğine bahse girerim
geri dönmek
Sahnedebir yere veya bir işe geri gitmek
I will get back to work soon
Yakında işe geri döneceğim
geri dönmek
birine daha sonra ulaşarak bilgi vermek
I will get back to you soon
Size yakında geri döneceğim
tekrar başlamak
bir aradan sonra bir şeye yeniden dönmek
Let us get back to work
Haydi işimize geri dönelim
geri dönmek
biriyle daha sonra tekrar iletişim kurmak
I will get back to you later
Sana daha sonra geri döneceğim
haber vermek
bir gecikmeden sonra biriyle iletişime geçmek
I will get back to you with the answer
Cevabı sana daha sonra bildireceğim
cevap vermek
birine yanıt göndermek
She needs to get back to him today
Bugün ona cevap vermesi gerekiyor
rutin
Sahnedebir şeylerin yapılışındaki düzenli yol
I have a morning routine
Bir sabah rutinim var
hareket dizisi
spor veya gösterilerde düzenli olarak uygulanan hareketler bütünü
The gymnast practiced her routine
Jimnastikçi hareket dizisini çalıştı