

The Boys — 3. Sezon Bölüm 7
Kelimeler ve anlamları
680 kelime
Seviye
konuşmak
Sahnedebiriyle sözlü iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam lazım
konuşmak
birine sözlü olarak bir şeyleri anlatmak
I need to talk to my teacher
Öğretmenimle konuşmam gerekiyor
konuşmak
biriyle sözlü iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam gerekiyor
sohbet etmek
biriyle karşılıklı konuşmak
We should talk to our neighbors
Komşularımızla sohbet etmeliyiz
kötü şöhretli
Sahnedekötü bir şeyle tanınan
he is a notorious criminal
o kötü şöhretli bir suçludur
ortak
Sahnedeiş veya etkinlikte birlikte çalışılan kimse
He is my business partner
O benim iş ortağım
hayat arkadaşı
evli olduğunuz veya romantik bir ilişki içinde olduğunuz kimse
She lives with her partner
O hayat arkadaşıyla yaşıyor
ortak
birlikte bir şey yaptığınız kişi
She is my business partner
O benim iş ortağım
ortak
birlikte çalıştığınız veya oyun oynadığınız kişi
I have a new dance partner
Yeni bir dans ortağım var
en azından
Sahnedebir sorun olsa da olumlu bir yanını belirtmek için kullanılır
At least it is not raining
En azından yağmur yağmıyor
bari
yapılması beklenen en basit şeyi belirtmek için kullanılır
You could at least say sorry
Bari özür dileyebilirdin
en az
belirtilen miktardan daha az olmayan
I need at least ten dollars
En az on dolara ihtiyacım var
en azından
hiç değilse biraz olsun
It is at least warm here
Burası en azından sıcak
yeter
Sahnedeartık daha fazlasına gerek yok
That is enough
Bu kadar yeter
yeterli
Sahnedegerektiği kadar
This is enough for me
Bu benim için yeterli
yeterli
istenilen ya da gereken miktarda
Do you have enough water
Yeterli suyun var mı
yeterli
ihtiyaç kadar olan
I have enough money
Yeterince param var
korkmuş
Sahnedekorkuya kapılmış
He was scared of the dark
Karanlıktan korkuyordu
korkmuş
Sahnedekorku veya endişe hissetme durumu
She is scared of dogs
O köpeklerden korkuyor
korkmuş
korku hisseden
I am scared of spiders
Örümceklerden korkuyorum
hayatta
Sahnedeyaşayan ve ölü olmayan
He is still alive
O hâlâ hayatta
canlı
Sahnedehayatı ve deneyimleri olan
She is happy to be alive
O hayatta olduğu için mutlu
göz teması
Sahnedebirinin gözlerine doğrudan bakmak
Make eye contact when you speak
Konuşurken göz teması kur
göz teması
iki kişinin birbirinin gözlerine bakması
It is hard to keep eye contact when you are nervous
Heyecanlıyken göz teması kurmak zordur
göz teması
iki kişinin birbirinin gözlerine bakması
Maintain eye contact when speaking
Konuşurken göz teması kurun
sidik kavanozu
Sahnedeiçine idrar yapılan geniş ağızlı cam veya kil kap
He kept a piss jar under the bed
Yatağının altında bir sidik kavanozu tutuyordu
gördü
Sahnedegözlerle algılamak
I saw a bird
Bir kuş gördüm
testereyle kesmek
dişli bir alet kullanarak kesmek
He sawed the wood
Odunu testereyle kesti
bahsi karşılamak
bir oyunda rakibin bahsine eşlik etmek
He saw the bet
Bahsi karşıladı
testere
kesmek için kullanılan dişli bıçaklı alet
Use the saw
Testereyi kullan
yetenekli insanlar
Sahnedeözel bir beceriye sahip kimseler grubu
The company is looking for new talent
Şirket yeni yetenekler arıyor
yetenek
doğuştan gelen beceri veya kabiliyet
She has a talent for painting
Onun resim yapmaya yeteneği var
yetenek
doğuştan gelen beceri veya yatkınlık
She has a talent for music
Onun müziğe yeteneği var
dolu
Sahnedebir şeyin içinde çok miktarda bulunan
The room is full of people
Oda insanlarla dolu
dans etmek
Sahnedemüziğe göre vücudunu hareket ettirmek
They dance together
Birlikte dans ederler
isim
birini veya bir şeyi çağırmak için kullanılan sözcük
The station dance is Alpha
İstasyonun ismi Alfa
dans
müzik eşliğinde yapılan ritmik hareket sanatı
They performed a traditional dance
Geleneksel bir dans sergilediler
dans eşi
birlikte bir şeyler yaptığınız kişi
He was her dance for the night
O gece onun dans eşiydi
dans
insanların dans ettiği sosyal toplanma
We are going to a dance tonight
Bu akşam bir dansa gidiyoruz
dans etmek
vücudunu müzikle uyumlu hareket ettirmek
She likes to dance at parties
Partilerde dans etmeyi sever
psikopat
Sahnedeempati yeteneği olmayan ve antisosyal davranan kişi
He is a psychopath
O bir psikopat
psikopat
ciddi bir akıl hastalığı olan kimse
The movie was about a dangerous psychopath
Film tehlikeli bir psikopat hakkındaydı
nefret etmek
Sahnedebirinden veya bir şeyden hiç hoşlanmamak
I hate cold weather
Soğuk havadan nefret ederim
nefret etmek
Sahnedebirinden veya bir şeyden yoğun bir şekilde hoşlanmamak
I hate spiders
Örümceklerden nefret ederim
itiraf etmek
bir şeyin doğru olduğunu söylemek
He confessed the truth
Gerçeği itiraf etti
nefret
birine veya bir şeye karşı duyulan çok güçlü hoşlanmama duygusu
They have so much hate in their hearts
Kalplerinde çok fazla nefret var
korkunç
Sahnedeçok kötü veya nahoş
The weather is horrible
Hava korkunç
aşırı
çok büyük bir derecede
There was a horrible amount of work
Dehşet verici miktarda iş vardı
berbat
çok kötü veya rahatsız edici
This is a horrible smell
Bu berbat bir koku
korkunç
çok kötü veya nahoş olan
The food was horrible
Yemek korkunçtu
kapmak
Sahnedehızlı bir hareketle bir şeyi almak
She grabbed her keys and left
Anahtarlarını kaptı ve gitti
kapmak
bir şeyi elinle hızla almak
She reached out to grab the bag
Çantayı kapmak için uzandı
çevrelemek
bir şeyi her taraftan sarmak
The walls grab the garden
Duvarlar bahçeyi çevreliyor
harika
Sahnedehayranlık veya şaşkınlık uyandıran
The view is amazing
Manzara harika
inanılmaz
büyük bir şaşkınlık veya hayranlık yaratan
It was an amazing sight
İnanılmaz bir manzaraydı
harika
çok iyi veya olumlu şekilde şaşırtıcı
You did an amazing job
Harika bir iş çıkardın
uzanmak
Sahnededinlenmek için vücudunu düz bir pozisyona getirmek
I want to lie down
Uzanmak istiyorum
uzanıp dinlenmek
yatay pozisyonda kısa süreli dinlenme
He needs a lie down
Onun biraz uzanıp dinlenmeye ihtiyacı var
uzanmak
dinlenmek ya da uyumak için vücudu yatay konuma getirmek
I want to lie down for a while
Biraz uzanmak istiyorum
suçlamak
Sahnedebirinin bir yanlıştan sorumlu olduğunu söylemek
Do not blame me for this mistake
Bu hata için beni suçlama
ayıplamak
birinin yaptığı davranışı onaylamadığını belirtmek
They blamed him for his selfish behavior
Bencil davranışından dolayı onu ayıpladılar
sorumlu tutmak
bir olayın sonucunu birinin üzerine yıkmak
I blame the rain for the delay
Gecikmeden dolayı yağmuru sorumlu tutuyorum
suç
kötü bir durumdan dolayı sorumlu tutulma durumu
He accepted the blame for the accident
Kazanın suçunu üstlendi
sakladı
Sahnedebir şeyi görünmeyecek bir yere koydu
He hid the key under the mat
Anahtarı paspasın altına sakladı
sakladı
bir şeyi görünmeyecek bir yere koymak
He hid the key under the mat
Anahtarı paspasın altına sakladı
serbest bırakmak
Sahnedebirini veya bir şeyi özgür bırakmak
He set the bird loose
Kuşu serbest bıraktı
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
başlamak
Sahnedebir işe girişmek
We will get to the main topic soon
Ana konuya yakında başlayacağız
fırsatı olmak
Sahnedebir şeyi yapma şansı bulmak
You get to meet the director
Yönetmenle tanışma fırsatın var
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
rahatsız etmek
birini kızdırmak veya üzmek
His constant talking really gets to me
Onun sürekli konuşması beni gerçekten rahatsız ediyor
varmak
bir yere ulaşmak
We will get to the hotel soon
Otele yakında varacağız
fırsat bulmak
bir şey yapma şansı yakalamak
I get to travel for work
İş için seyahat etme fırsatı buluyorum
şans elde etmek
bir şey yapmak için imkanın olması
You get to meet the director
Yönetmenle tanışma şansı elde ediyorsun
izinli olmak
bir şeyi yapma yetkisine sahip olmak
I get to leave early today
Bugün erken çıkma iznim var
başarmak
bir şeyi yapma imkanı bulmak
We finally get to see the show
Sonunda gösteriyi izlemeyi başardık
zorunda olmak
bir şeyi yapmak durumunda kalmak
I have to get to the airport
Havaalanına gitmek zorundayım
ulaşmak
bir şeyle bağlantı kurabilmek
You can get to the main road from here
Buradan ana yola ulaşabilirsin
etkilemek
birinin duygularını sarsmak veya üzmek
Her bad mood started to get to me
Onun kötü ruh hali beni etkilemeye başladı
zorunda olmak
bir şeyi yapmaya mecbur kalmak
I get to clean my room today
Bugün odamı temizlemek zorundayım
fırsat bulmak
bir şeyi yapmaya izinli olmak
You get to stay up late tonight
Bu gece geç saate kadar ayakta kalmaya iznin var
fırsat yakalamak
bir şeyi yapma şansına sahip olmak
I get to meet the director tomorrow
Yarın yönetmenle tanışma fırsatım olacak
ilişkili olmak
bir şeyle bağlantı kurmak
Does this rule get to our project
Bu kural projemizle ilişkili mi
uyandırmak
Sahnedebirini uykudan uyandırmak
Wake up your sister
Kız kardeşini uyandır
uyanmak
Sahnedeuykudan çıkıp bilincin yerine gelmesi
I wake up at seven
Saat yedide uyanırım
uyanma
uykudan uyanma eylemi
My early wake-up made me tired
Erken uyanmam beni yordu
uyanmak
uykudan uyanmak
I wake up early every morning
Her sabah erken uyanırım
uyanmak
uyumayı bırakıp bilinçli hale gelmek
I wake up early every day
Her gün erken uyanırım
uyanmak
uyumayı bırakıp gözlerini açmak
I wake up early every day
Her gün erken uyanırım
uyandırma
kişinin uyanmasını sağlayan sinyal veya zil sesi
The wake-up call is at seven
Uyandırma servisi saat yedide
oyun oynamak
Sahnededürüst olmayan veya muzip bir şey yapmak
He tried to pull a trick on me
Bana bir oyun oynamaya çalıştı
çekmek
bir şeyi kendine doğru hareket ettirmek
He pulled the door open
Kapıyı çekerek açtı
geri çekmek
bir şeyi geri almak veya çıkarmak
He decided to pull his request
İsteğini geri çekmeye karar verdi
çekim
birine veya bir şeye gitme isteği uyandıran güçlü duygu
I felt a strong pull towards him
Ona karşı güçlü bir çekim hissettim
aman tanrım
Sahnedeşaşkınlık veya duygu belirtmek için kullanılır
My god, look at that!
Aman tanrım, şuna bak!
sakinleşmek
Sahnedeheyecanlı veya öfkeli hissetmeyi bırakmak
You need to walk outside to cool off
Sakinleşmek için dışarıda yürümelisin
serinlemek
sıcakladıktan sonra ısısı düşmek
We jumped into the lake to cool off
Serinlemek için göle atladık
büyük olay
Sahnedeçok önemli olan durum
This is a big deal
Bu büyük bir olay
abartılacak bir şey
Sahnedepek önem taşımayan durum
It is no big deal
Abartılacak bir şey değil
önemli mesele
çok ciddi veya mühim olan bir konu
It is not a big deal
Bu önemli bir mesele değil
aman tanrım
Sahnedeşaşkınlık veya heyecanı ifade etmek için kullanılan nida
Oh my god that is incredible
Aman tanrım bu inanılmaz
aman tanrım
şaşkınlık veya şok ifade eden söz
Oh my god look at this
Aman tanrım şuna bak
tamamen deli
Sahnedetamamen çılgın veya akıl sağlığı yerinde olmayan
That man is batshit
O adam tamamen deli
bırakmak
Sahnedebir şeyi yapmayı durdurmak
Leave off shouting
Bağırmayı bırak
dışarıda bırakmak
Sahnedebirini veya bir şeyi listeye dahil etmemek
Please leave my name off the list
Lütfen adımı listeden çıkar
dahil etmemek
bir şeyi listeye veya gruba katmamak
You can leave off his name from the list
Onun adını listeden çıkarabilirsin
süper kahraman
Sahnedeinsanüstü güçleri olan hayali karakter
Spider-Man is a famous superhero
Örümcek Adam ünlü bir süper kahramandır
alan
Sahnedebir yüzeyin veya boşluğun bir parçası
This is a quiet area
Burası sessiz bir alan
alan
belirli bir yer veya bölge
This is a play area for children
Burası çocuklar için bir oyun alanı
alan
bir konu veya durumun parçası
He is an expert in this area
O bu alanda bir uzmandır
eskiden yapmak
Sahnedegeçmişte düzenli olarak yapılan ama artık yapılmayan eylemler için kullanılır
I used to swim every day
Eskiden her gün yüzerdim
alışkın
bir durumu önceden deneyimlediği için ona aşina olma
I am used to the cold weather
Soğuk havaya alışkınım
gerçek
Sahnedebir şey hakkındaki gerçekler
Tell me the truth
Bana gerçeği söyle
yasak
bir şeyin yapılamadığı veya izin verilmediği durum
This area is a no go
Bu bölge yasak
imkansız
olası veya izin verilebilir olmayan
The deal is a no go
Anlaşma imkansız
yapılamaz
gerçekleşmesi veya yapılması mümkün olmayan
That plan is a no go
O plan yapılamaz
yasak
yapılmasına izin verilmeyen veya mümkün olmayan
This area is a no-go
Bu bölgeye giriş yasak
sabırsızlanmak
Sahnedebir şeyin olması için heyecan duymak
I can't wait for summer
Yaz için sabırsızlanıyorum
beklemek
Sahnedekısa bir süreliğine durmak
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
beklemek
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesini beklemek
Please wait for me
Lütfen beni bekle
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
beklemek
bir şeyin olmasını ya da birinin gelmesini umarak durmak
Please wait for me
Lütfen beni bekle
zorlamak
Sahnedebirini bir eyleme mecbur bırakmak
They forced him to leave
Onu gitmeye zorladılar
kuvvet
polis veya asker gibi insanlardan oluşan grup
He joined the police force
Polis kuvvetine katıldı
zorlamak
bir şeyi hareket ettirmek için fiziksel güç kullanmak
He forced the door open
Kapıyı açmak için zorladı
kuvvet
fiziksel dayanıklılık veya bedensel güç
He pushed the door with force
Kapıyı kuvvetle itti
girmek
Sahnedebir yere yürüyerek girmek
He walked into the room
Odaya girdi
çarpmak
yürürken kazara birine veya bir şeye çarpmak
I walked into the door
Kapıya çarptım
kolayca elde etmek
çaba göstermeden bir işi veya fırsatı yakalamak
He walked into a great job
Harika bir işi kolayca kaptı
bilmeden girmek
ne olduğunu anlamadan bir duruma dahil olmak
I walked into a very difficult situation
Çok zor bir duruma bilmeden girdim
oyundan atmak
Sahnedebirini ceza olarak bir yerden uzaklaştırmak
The referee will send off the player
Hakem oyuncuyu oyundan atacak
uğurlama
birini veda etmek için düzenlenen etkinlik
They gave her a great send off
Ona harika bir uğurlama yaptılar
uzaklaştırmak
birini bir yerden veya etkinlikten ayrılması için göndermek
The referee decided to send off the player
Hakem oyuncuyu sahadan atmaya karar verdi
göndermek
bir şeyi bir yere yollamak
I will send off the letter today
Mektubu bugün göndereceğim
içinde
Sahnedebir şeyin iç kısmı veya içinde
The keys are inside the bag
Anahtarlar çantanın içinde
içeride
Sahnedebir yerin veya nesnenin içi
It is very hot inside
İçerisi çok sıcak
içeriden
sadece sınırlı sayıda kişinin bildiği
She has inside knowledge
Onun içeriden bilgisi var
iç
bir yerin iç kısmı veya oraya girme imkanı
The key lets you inside the room
Anahtar odaya girmenizi sağlar
çok sıcak
Sahnedeçok yüksek sıcaklıkta olan
The stove is superhot right now
Ocak şu an çok sıcak
ihanet etmek
Sahnedegüvendiği birine sadakatsizlik etmek
He betrayed his best friend
En iyi arkadaşına ihanet etti
ele vermek
isteyerek olmasa da bir duygu veya özelliği açığa çıkarmak
Her smile betrayed her excitement
Gülümsemesi heyecanını ele verdi
ihanet etmek
dürüst davranmayarak birine zarar vermek
He betrayed his best friend
En iyi arkadaşına ihanet etti
iyileşmek
Sahnedetekrar sağlıklı hale gelmek
The wound will heal soon
Yara yakında iyileşecek
iyileştirmek
Sahnedebirini veya bir şeyi tekrar sağlıklı hale getirmek
The doctor helped to heal his wound
Doktor yarasının iyileşmesine yardım etti
daha kötü
Sahnededaha nahoş veya daha düşük kaliteli
The weather is getting worse
Hava daha da kötüleşiyor
daha kötü
daha düşük kaliteli veya daha ciddi olan
This cake tastes worse than the last one
Bu kekin tadı bir öncekine göre daha kötü
dinlemek
Sahnedesese dikkat etmek
I listen to music
Müzik dinlerim
dinlemek
bir sesi veya konuşan kişiyi duymaya çalışmak
I like to listen to music
Müzik dinlemeyi severim
kulak vermek
birini veya bir şeyi dikkatle dinleyip önemsemek
Please listen to my advice
Lütfen tavsiyeme kulak ver
dinlemek
bir sesi duymak için dikkatini vermek
Listen to the teacher
Öğretmeni dinle
siktir git
Sahnedebirine kızgınlık göstermek için kullanılan kaba bir ifade
Don't say fuck you to me
Bana siktir git deme
tek
Sahnedesadece bir tane olan
I need a single sheet of paper
Tek bir kağıda ihtiyacım var
tek banknot
bir dolarlık kağıt para
He paid with a single
Tek bir banknotla ödeme yaptı
tek vuruş
beyzbolda vurucunun birinci kaleye ulaşmasını sağlayan vuruş
The player hit a single
Oyuncu tek vuruş yaptı
bekar
evli olmayan
He is currently single
O şu anda bekar
tekli
bir albümü tanıtmak için yayınlanan kısa müzik kaydı
They released a new single yesterday
Dün yeni bir tekli yayınladılar
tek
yalnızca bir tane olan
I have a single dollar left
Geriye sadece tek bir dolarım kaldı
kadro
Sahnedebir işte kalıcı olarak çalışma hakkı
The professor finally received tenure
Profesör nihayet kadroya girdi
görev süresi
bir kimsenin bir görevde bulunduğu zaman dilimi
His tenure as manager lasted five years
Müdür olarak görev süresi beş yıl sürdü
hadi oradan
Sahnedebirine saçmaladığını veya yalan söylediğini belirtmek için kullanılan ifade
You expect me to believe that Come off it
Buna inanacağımı mı sanıyorsun Hadi oradan
hadi oradan
birinin söylediğine inanmadığınızı belirtmek için kullanılan ifade
Come off it, you were not even there!
Hadi oradan, orada bile değildin!
doku
Sahnedeyüzeyin dokunulduğunda verdiği his
This fabric has a soft texture
Bu kumaşın yumuşak bir dokusu var
dokulandırmak
bir yüzeye belirli bir görünüm veya his vermek
She used a tool to texture the clay
Kile doku vermek için bir alet kullandı
pislik
Sahnedesevimsiz ya da aptal bir insan için kullanılan çok kaba bir sözcük
Some people call an unpleasant person a cunt
Bazı insanlar hoş olmayan birine pislik derler
orospu
bir kişiye karşı kullanılan çok kaba ve hakaret içerikli bir söz
He was being a complete cunt
Tam bir orospu gibi davranıyordu
am
kadın cinsel organı için kullanılan çok kaba bir sözcük
The word is a vulgar term for female genitalia
O kelime kadın cinsel organı için kaba bir terimdir
övmek
Sahnedebiri veya bir şey hakkında olumlu konuşmak
He talked up the city to his friends
Arkadaşlarına şehri övdü
ikna etmek
birini bir şeyi yapmaya razı etmek
I talked him up to the project
Onu projeye ikna ettim
övmek
bir şeyi popüler kılmak için hakkında olumlu konuşmak
She talked up the new movie to her friends
Yeni filmi arkadaşlarına övdü
kalmak
Sahnedebir yerde bulunmaya devam etmek
Please stay here
Lütfen burada kal
uyanık kalmak
tamamen uyanık ve net düşünebilir durumda olmak
I need to stay awake
Uyanık kalmam gerekiyor
kalmak
bir yerde belirli bir süre konaklamak
We will stay in a hotel
Bir otelde kalacağız
kalış
bir yerde geçirilen süre
We enjoyed our stay in London
Londra'daki kalışımızdan keyif aldık
karıştırmak
Sahnedeşeyleri düzensiz bir şekilde birbirine katmak
The letters were scrambled on the page
Sayfadaki harfler karıştırılmıştı
tırmanmak
el ve ayakları kullanarak hızla hareket etmek
They scrambled up the hill
Tepeden yukarı tırmandılar
çırparak pişirmek
yumurtayı sürekli karıştırarak pişirmek
I like to scramble eggs for breakfast
Kahvaltı için yumurta çırparak pişirmeyi severim
kulübe
Sahnedeküçük ve basit bir ev
They stayed in a log cabin
Kütük bir kulübede kaldılar
kulübe
Sahnedegenellikle kırsal bir bölgede yer alan küçük ve basit ev
They stayed in a small wooden cabin
Küçük bir ahşap kulübede kaldılar
kabin
uçaklarda yolcuların oturduğu kapalı bölüm
The flight attendant is in the cabin
Uçuş görevlisi kabinde
çabuk ol
Sahnedebirinden bir işi hemen yapmasını istemek için kullanılan ifade
Chop chop we need to leave now
Çabuk ol şimdi çıkmamız gerekiyor
çabuk ol
bir şeyi hızlıca yapması için söylenir
Chop chop, we are late
Çabuk ol, geç kaldık
film
Sahnedesinemada veya televizyonda gösterilen hikaye
I love watching movies
Film izlemeyi severim
bir şekilde
Sahnedenasıl olduğu bilinmeyen bir şekilde
I will finish it somehow
Onu bir şekilde bitireceğim
tamam
Sahnededinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
tamam
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
tamam
onay veya kabullenme belirtmek için kullanılan ifade
All right I will go to the store
Tamam markete gideceğim
iyi
kabul edilebilir veya sorunsuz durum
Everything is all right
Her şey yolunda
yüzmek
Sahnedevücudunu kullanarak suyun içinde hareket etmek
I like to swim
Yüzmeyi severim
başarmak
bir işte ayakta kalmak veya başarılı olmak
The new business will swim
Yeni iş başarılı olacak
yüzmek
vücudunu kullanarak suda hareket etme eylemi
I like to swim in the sea
Denizde yüzmeyi severim
yüzme dersi
suda hareket etmeyi öğrenmek için yapılan çalışma
I am going to my swim lesson
Yüzme dersime gidiyorum
sohbet
Sahnedekişiler arasındaki karşılıklı konuşma
We had a long conversation
Uzun bir sohbet ettik
fotoğraf fırsatı
Sahnedehalkla ilişkiler amacıyla fotoğraf çekilmesi için planlanan etkinlik
The politician arranged a photo op at the school
Politikacı okulda bir fotoğraf fırsatı ayarladı
fotoğraf çekimi fırsatı
kısa süreli resmi fotoğraf çekme imkanı
The politician set up a photo op
Siyasetçi bir fotoğraf çekimi fırsatı ayarladı
aç
Sahnedeyiyecek yeme ihtiyacı duyan
I am hungry
Ben açım
istekli
bir şeyi şiddetle arzulayan
He is hungry for success
Başarıya açtır
daha aç
öncekine göre daha fazla yeme ihtiyacı hissetme
I am even more hungry now
Şimdi daha da aç hissediyorum
hasat etmek
Sahnedemahsulü veya bir vücut parçasını kullanım için toplamak
Farmers harvest wheat in autumn
Çiftçiler sonbaharda buğday hasat eder
hasat
ekinlerin toplanması işlemi
The farmers are busy with the harvest
Çiftçiler hasatla meşgul
tatil
Sahnedeişe veya okula ara verilen dinlenme süresi
I am on vacation
Tatildeyim
organ
Sahnedevücudun belirli bir işlevi olan parçası
The heart is an important organ
Kalp önemli bir organdır
org
genellikle kiliselerde kullanılan büyük bir klavyeli çalgı
He plays the organ in church
Kilisede org çalıyor
saçmalık
Sahnedeaptalca veya gerçek dışı konuşma
That is total bullshit
Bu tamamen saçmalık
saçmalamak
doğru olmayan şeyler söylemek
Stop bullshitting me and tell the truth
Bana saçmalamayı bırak ve doğruyu söyle
gevezelik etmek
rahat ve resmi olmayan bir şekilde sohbet etmek
We were just bullshitting in the kitchen
Mutfakta öylece gevezelik ediyorduk
dakika
Sahnedealtmış saniyeden oluşan zaman birimi
There are sixty minutes in an hour
Bir saat altmış dakikadır
televizyon programı
uzun soluklu bir Amerikan haber dergisi televizyon programı
Many people watch 60 Minutes
Birçok insan 60 Minutes programını izliyor
tutanak
bir toplantıda konuşulanların resmi yazılı kaydı
The secretary recorded the minutes
Sekreter tutanakları kaydetti
dakika
altmış saniyelik zaman dilimi
Wait for five minutes
Beş dakika bekle
kullanmak
Sahnedebir şeyi faydalanmak amacıyla kullanmak
I am using a computer
Bir bilgisayar kullanıyorum
berbat
Sahnedeçok kötü veya düşük kaliteli
This movie is shit
Bu film berbat
kandırmak
birini kandırmak veya ona yalan söylemek
Are you shitting me
Benimle dalga mı geçiyorsun
bekle
Sahnedekısa bir süre beklemek
Hang on a minute
Bir dakika bekle
bağlı olmak
bir durumun veya sonucun başka bir şeye dayalı olması
Success hangs on your hard work
Başarı senin sıkı çalışmana bağlı
asmak
bir şeyi bir yere sabitlemek
Hang on the poster here
Posteri buraya as
elinde tutmak
bir şeyi kaybetmeden saklamak
Please hang on to this receipt
Lütfen bu fişi elinde tut
çok
Sahnedebüyük bir sayı veya miktar
I have a lot of friends
Çok arkadaşım var
sık sık
birçok kez veya sıklıkla
He travels a lot
O sık sık seyahat eder
çok
birçok kez veya büyük ölçüde
I read a lot
Çok okurum
çok
büyük ölçüde
I miss you a lot
Seni çok özlüyorum
bırakmak
Sahnedebirine yönelik bir davranışı durdurmak
Get off my back
Peşimi bırak
inmek
Sahnedebir araçtan veya yerden ayrılmak
I will get off the bus at the next stop
Bir sonraki durakta otobüsten ineceğim
cezadan kurtulmak
bir şey için cezalandırılmaktan kaçınmak
He got off with a fine
Cezadan bir para cezasıyla kurtuldu
kapatmak
bir telefon görüşmesini bitirmek
I need to get off the phone now
Şimdi telefonu kapatmam gerekiyor
inmek
bir yerden veya taşıttan ayrılmak
Please get off the bus
Lütfen otobüsten inin
rahat bırakmak
birini rahatsız etmeyi durdurmak
Get off him now
Onu hemen rahat bırak
inmek
bir yerden ayrılmak veya uzaklaşmak
I need to get off the bus
Otobüsten inmem gerekiyor
yumruk atmak
Sahnedebir şeye kuvvetle vurmak
He packs a hard punch
O çok sert yumruk atar
yerleştirmek
eşyaları bir kabın içine doldurmak
Pack the boxes
Kutuları doldur
sürü
bir arada bulunan canlılar grubu
A pack of dogs
Bir köpek sürüsü
silah taşımak
yanında silah bulundurmak
He used to pack a gun
Eskiden silah taşırdı
paket
bir şeyleri içine koymaya yarayan küçük kutu
I bought a pack of gum
Bir paket sakız aldım
doldurmak
bir yeri çok sayıda insanla tıklım tıklım etmek
The fans packed the stadium
Taraftarlar stadyumu doldurdu
apar topar gitmek
bir yeri aceleyle terk etmek
We should pack and leave soon
Yakında apar topar gitmeliyiz
eşya hazırlamak
gezi için eşyaları bavula veya çantaya yerleştirmek
Have you packed your suitcase yet
Bavulunu hazırladın mı
paketlemek
eşyaları seyahat veya saklamak için çantaya veya kutuya yerleştirmek
I need to pack my bag
Çantamı hazırlamam gerekiyor
hazırlamak
eşyaları bir çanta veya bavula yerleştirmek
I need to pack my bag for the trip
Gezi için çantamı hazırlamam gerekiyor
unutmak
Sahnedebir şeyi hatırlayamamak
I often forget my keys
Anahtarlarımı sık sık unuturum
hatırlamak
bir şeyi tekrar akla getirmek
I remember this song
Bu şarkıyı hatırlıyorum
unutmak
bir şeyi hatırlayamamak
I often forget where I put my keys
Anahtarlarımı nereye koyduğumu sık sık unuturum
boşvermek
bir şeyi düşünmeyi veya ona önem vermeyi bırakmak
Just forget the argument
Tartışmayı boşver
unutmak
bir şeyi hatırlayamamak
I always forget his name
Onun adını her zaman unutuyorum
bırakmak
Sahnedebir şeyi yapmayı durdurmak
I want to quit smoking
Sigarayı bırakmak istiyorum
bırakmak
bir işi veya eylemi yapmayı durdurmak
He decided to quit his job.
O işini bırakmaya karar verdi.
şerefsizler
Sahnedeçok kaba veya hoş olmayan insanlar
Do not talk to those assholes
O şerefsizlerle konuşma
çöp
Sahnededüşük değerli veya kalitesiz şeyler
This movie is total crap
Bu film tamamen çöp
kaka
vücudun attığı katı atık
The dog left some crap on the carpet
Köpek halıya kaka yaptı
umursama
bir şeye gösterilen ilgi veya kaygı
I do not give a crap
Umurumda değil
kötülemek
birisi veya bir şey hakkında çok olumsuz konuşmak
Do not crap on my work
Çalışmamı kötüleme
tamam
Sahnedekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
Sahnedeiyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
Sahnedebir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim