

The Boys — 4. Sezon Bölüm 6
Kelimeler ve anlamları
742 kelime
Seviye
hemfikir olmak
Sahnedebirisiyle aynı düşünceye sahip olmak
I agree with you
Seninle hemfikirim
hemfikir olmak
biriyle aynı görüşü paylaşmak
We agree on this point
Bu noktada hemfikiriz
katılmak
birisiyle aynı düşünceye sahip olmak ya da bir şeyi kabul etmek
I agree with your plan
Planına katılıyorum
dışlamak
Sahnedebirine olan desteği veya onayı kamusal alanda durdurmak
People decided to cancel the actor
İnsanlar oyuncuyu dışlamaya karar verdi
iptal etmek
bir şeyin gerçekleşmeyeceğine karar vermek
I need to cancel my appointment
Randevumu iptal etmem gerekiyor
iptal etmek
planlanmış bir etkinliğin gerçekleşmeyeceğine karar vermek
They had to cancel the meeting
Toplantıyı iptal etmek zorunda kaldılar
geçersiz kılmak
bir bilet veya pulun artık kullanılamayacağını belirtmek için işaretlemek
The machine will cancel your ticket
Makine biletinizi geçersiz kılacak
sabbatical izni
Sahnedeeğitim veya seyahat amacıyla işten verilen uzun süreli ara
He is taking a sabbatical to write a book
Kitap yazmak için sabbatical iznine ayrılıyor
dökmek
Sahnedebir kabın içindeki sıvıyı yanlışlıkla dışarı taşırmak
I spilt my milk on the floor
Sütümü yere döktüm
şişman
Sahnedevücut yapısı geniş veya ağırlığı fazla olan
The fat cat is sleeping
Şişman kedi uyuyor
yüklü
bir şeyi vurgulamak için kullanılan
He received a fat salary
Yüklü bir maaş aldı
yağ
yiyeceklerde bulunan doğal yağlı madde
This food has too much fat
Bu yiyecek çok fazla yağ içeriyor
memleket
Sahnedekişinin yaşadığı veya büyüdüğü yer
I am going back home next month
Gelecek ay memlekete dönüyorum
eve dönmek
önceden bulunulan yere veya eve geri dönme
I am going back home tomorrow
Yarın eve dönüyorum
eve dönüş
kişinin yaşadığı veya büyüdüğü yer ya da önceki bir konuma dönüş
I am going back home today
Bugün eve dönüyorum
memleket
bir kişinin büyüdüğü veya kökeninin olduğu yer
I am going back home for the summer
Yaz için memlekete gidiyorum
büyük büyük dede
Sahnededört kuşak önceki erkek ata
My great-great-granddaddy fought in the war
Büyük büyük dedem savaşta savaştı
trigonometri
Sahnedeüçgenlerin kenarları ve açıları arasındaki ilişkileri inceleyen matematik dalı
I am studying trig for my exam
Sınavım için trigonometri çalışıyorum
müzik
Sahnedekulağa hoş gelen seslerin düzenlenmesi
I love listening to music
Müzik dinlemeyi severim
sıkıntı
zor veya hoş olmayan bir durum
He had to face the music for his actions
Yaptıkları yüzünden hesap vermek zorunda kaldı
palm yağı
Sahnedepalmiye ağacı meyvesinden elde edilen yoğun sıvı yağ
Many processed foods contain palm oil
Birçok işlenmiş gıda palm yağı içerir
yedi
Sahnedeyiyecekleri ağza alıp yutmak
He ate an apple
O bir elma yedi
yedi
yiyeceği ağza alıp yutmak
He ate an apple
O bir elma yedi
sızı
Sahnedeani ve keskin bir acı veya duygu hissi
She felt a pang of guilt
Bir suçluluk sızısı hissetti
kokarca
Sahnedekötü koku yayan küçük siyah beyaz bir hayvan
The skunk smells very bad
Kokarca çok kötü kokar
bozmak
bir içeceğin tadını veya kokusunu kötüleştirmek
Sunlight can skunk the beer
Güneş ışığı birayı bozabilir
olmuş olabilir
Sahnedegeçmişte gerçekleşmiş olabilecek bir durumu ifade eder
He mightve forgotten the key
Anahtarı unutmuş olabilir
uymak
Sahnedebirlikte iyi görünen veya birbirine yakışan
These shoes go with my dress
Bu ayakkabılar elbiseme uyuyor
eşlik etmek
bir yere biriyle birlikte gitmek
I want to go with you
Seninle gitmek istiyorum
olgun
Sahnedeyemeye hazır hale gelmiş
These tomatoes are ripe
Bu domatesler olgun
hazır
bir durumun gerçekleşmesi için uygun
The situation is ripe for action
Durum eylem için hazır
şok
Sahnedeani bir şaşkınlık veya üzüntü hissi
It was a big shock
Bu büyük bir şoktu
elektrik çarpması
vücuttan geçen elektriğin yarattığı ani acı hissi
I felt a shock when I touched the wire
Tele dokunduğumda elektrik çarpması hissettim
şok
vücudun ani ve tehlikeli tepki göstermesi durumu
The patient went into shock after the medicine
Hasta ilacı aldıktan sonra şoka girdi
dışarı
Sahnedebir bina veya odanın dışında olan
Let's go out
Hadi dışarı çıkalım
dışarı çıkarmak
Sahnedebir şeyi içeriden dışarıya almak
Take out the trash
Çöpü dışarı çıkar
tamamlamak
bir eylemin başarıyla bittiğini gösterir
I worked it out
Bunu hallettim
açığa çıkarmak
gizli bir şeyi bilinir hale getirmek
The truth came out
Gerçek ortaya çıktı
mahvetmek
Sahnedebir şeyi artık kullanılamayacak kadar bozmak
The rain ruined my clothes
Yağmur kıyafetlerimi mahvetti
harabe
yok olmuş bir yapının kalıntıları
We visited the ancient ruins
Eski harabeleri ziyaret ettik
mahvetmek
bir şeye büyük zarar vermek
The rain ruined our plans
Yağmur planlarımızı mahvetti
yıkım
tamamen yok olma veya başarısız olma durumu
The war brought total ruin
Savaş tam bir yıkım getirdi
yönetmelik
Sahnedebir şeyin nasıl yapılacağını kontrol eden resmi kurallar
The company follows strict health regulations
Şirket sıkı sağlık yönetmeliklerine uyuyor
düzenleme
neyin yapılıp neyin yapılamayacağına dair resmi talimat
You must follow the new safety regulation
Yeni güvenlik düzenlemesine uymalısınız
niyet
Sahnedeyapmak veya başarmak istenen şey
My intention is to learn English
Niyetim İngilizce öğrenmek
duymak
Sahnedebir şeyi birinden öğrenmek
Did you hear about the accident?
Kazayı duydun mu?
duymak
bir kişi veya durum hakkında bilgi ya da haber almak
Did you hear about the accident
Kazayı duydun mu
haberdar olmak
bir durumla ilgili bilgi almak
I heard about the meeting
Toplantıdan haberdar oldum
duymak
bir şeyi öğrenmek veya işitmek
Did you hear about the news
Haberleri duydun mu
biraz
Sahnedeküçük bir miktar veya derece
I am a little bit tired
Biraz yorgunum
biraz
küçük bir derecede
I am a little bit tired
Biraz yorgunum
servis
Sahnedeiki yer arasında düzenli olarak gidip gelen taşıt
I took the shuttle to the airport
Havalimanına gitmek için servise bindim
servis yapmak
insanları iki yer arasında düzenli olarak taşımak
The bus shuttles passengers to the airport
Otobüs yolcuları havalimanına servis ile taşır
takdir
Sahnedebir başarı için verilen övgü veya onay
She deserves credit for her hard work
Sıkı çalışması nedeniyle takdiri hak ediyor
hesaba yatırmak
bir hesaba para yatırmak
The bank will credit your account tomorrow
Banka yarın hesabınıza parayı yatıracak
kredi
borçlanma ve geri ödeme yeteneği
I bought the laptop on credit
Dizüstü bilgisayarı krediyle aldım
kredi
mezuniyet için gerekli olan ders puanı
This course is worth three credits
Bu ders üç kredi değerinde
kullanmak
Sahnedebir şeyden yararlanmak
Can I use your pen
Kalemini kullanabilir miyim
yarar
bir şeyin sağladığı fayda
That information has no use
O bilginin hiçbir yararı yok
eskiden yapmak
geçmişte düzenli yapılan ama artık yapılmayan eylem
I used to swim every morning
Eskiden her sabah yüzerdim
ihtiyaç duymak
bir şeye gerek duymak
I could really use some help
Gerçekten biraz yardıma ihtiyacım var
istismar etmek
birini kendi çıkarı için kandırmak
He used me for his benefit
Kendi çıkarı için beni istismar etti
kullanmak
bir şeyi işleme koymak
Use your brain to solve this
Bunu çözmek için beynini kullan
küfür etmek
kaba veya saldırgan bir dil kullanmak
Do not use bad words here
Burada kötü kelimeler kullanma
yararlanmak
bir şeyden fayda sağlamak
You can use these tools for work
İş için bu araçlardan yararlanabilirsin
gerekçe göstermek
bir durum için geçerli bir sebep sunmak
She used the rain as a reason for being late
Yağmuru geç kalmak için gerekçe gösterdi
kötüye kullanmak
bir şeyi yanlış veya zararlı bir şekilde kullanmak
He misused his power
Yetkisini kötüye kullandı
sık sık
bir şeyin çok kez yapılması veya gerçekleşmesi
I use my computer often
Bilgisayarımı sık sık kullanırım
tamam
Sahnedekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
Sahnedeiyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
Sahnedebir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
acınası
Sahnedeacıma veya küçümseme uyandıran
His excuse was pathetic
Mazereti acınasıydı
acınası
çok kötü veya işe yaramaz
Your effort was pathetic
Çaban acınasıydı
akşam
Sahnedeöğleden sonra ile gece arasındaki süre
The evening is cool
Akşam serindir
akşam
günün güneş battıktan sonraki bölümü
I like the cool evening air
Akşam serinliğini severim
akşam
öğleden sonra ile gece arasındaki gün bölümü
I read a book in the evening
Akşamları kitap okurum
akşam vakti
günün öğleden sonra ile gece arasındaki dilimi
The evening is a peaceful time
Akşam vakti huzurlu bir zamandır
rejim
Sahnedebelirli bir amaç için uygulanan kurallar bütünü veya plan
She follows a strict skincare regimen
Sıkı bir cilt bakımı rejimi uyguluyor
hile
Sahnedebirini kandırmak amacıyla yapılan kurnazca veya dürüst olmayan hareket
He tried to pull the book on me
Bana karşı hile yapmaya çalıştı
sızlanmak
Sahnedememnuniyetsizliği veya mutsuzluğu ifade etmek
He is always moaning about his job
İşinden sürekli sızlanıyor
inlemek
acı veya haz nedeniyle alçak sesle ses çıkarmak
He let out a low moan of pain
Acıyla alçak bir inilti çıkardı
zor anlar yaşatmak
Sahnedebirine karşı güçlü bir rekabet sergileyerek işini zorlaştırmak
The new player gave the champion a run for his money
Yeni oyuncu şampiyona zor anlar yaşattı
dışarı çık
Sahnedebir yerden dışarı gelmek
Come on out and play
Dışarı gel ve oyna
sohbet
Sahnedekişiler arasındaki karşılıklı konuşma
We had a long conversation
Uzun bir sohbet ettik
yarmak
Sahnedebir şeyde uzun ve dar bir kesik açmak
He slit the envelope open
Zarfı yararak açtı
yarık
uzun ve dar bir kesik veya boşluk
There is a small slit in the curtain
Perdede küçük bir yarık var
sürtük
kadınlar için kullanılan çok kaba ve aşağılayıcı bir argo kelime
It is extremely rude to call a woman a slit
Bir kadına sürtük demek son derece kabadır
hayatta kalmak
Sahnedetehlikeli bir olaydan sonra sağ kurtulmak
He survived the accident
Kazadan hayatta kaldı
yaşamını sürdürmek
yaşamaya devam etmek
Plants cannot survive without water
Bitkiler susuz yaşayamaz
hayatta kalmak
başka biri öldükten sonra yaşamaya devam etmek
He survived his wife by ten years
Eşinden on yıl daha fazla yaşadı
hayatta kalmak
zor bir durumdan sonra var olmaya devam etmek
They survived the earthquake
Depremden sağ kurtuldular
okuldan atmak
Sahnedebir öğrencinin okuldan resmen çıkarılması
The student was expelled for breaking the rules
Öğrenci kuralları çiğnediği için okuldan atıldı
dışarı atmak
bir şeyi zor kullanarak bir yerden uzaklaştırmak
The machine expels hot air
Makine sıcak havayı dışarı atıyor
teşhis koymak
Sahnedebir kişinin hastalığını belirlemek
The doctor diagnosed her with the flu
Doktor ona grip teşhisi koydu
teşhis etmek
bir sorunun nedenini bulmak
The doctor will diagnose the problem
Doktor sorunu teşhis edecek
teşhis etmek
birinin hangi hastalığa sahip olduğunu belirlemek
The doctor will diagnose the illness
Doktor hastalığı teşhis edecek
süper güç
Sahnedeçok büyük güç ve etkiye sahip ülke veya kuruluş
The USA is a major superpower
ABD büyük bir süper güçtür
süper güç
özel bir güç veya yetenek
I wish I had a superpower
Keşke bir süper gücüm olsaydı
kendine gelmek
Sahnedebaygınlıktan sonra tekrar bilincini kazanmak
He came to after the accident
Kazadan sonra kendine geldi
varmak
bir yere ulaşmak
He finally came to the city
Sonunda şehre vardı
farkına varmak
bir şeyi yavaşça anlamak
I slowly came to realize the truth
Yavaş yavaş gerçeğin farkına vardım
varmak
belirli bir sonuca veya duruma ulaşmak
They finally came to an agreement
Sonunda bir anlaşmaya vardılar
kanaatine varmak
bir kişi ya da durum hakkında belirli bir görüşe sahip olmak
I have come to believe that he is honest
Onun dürüst olduğu kanaatine vardım
değinmek
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
We will come to that topic later
O konuya sonra değineceğiz
gelmek
belirli bir yere ulaşmak
Please come to my office
Lütfen ofisime gel
ziyaret etmek
birinin yanına gidip vakit geçirmek
Please come to see me
Lütfen beni ziyarete gel
başlamak
bir şeyi yapmaya girişmek
I come to like this song
Bu şarkıyı sevmeye başlıyorum
varmak
bir yere ulaşmak
We will come to the city soon
Şehre yakında varacağız
ilgili olmak
bir konu hakkında olmak
When it comes to cooking he is an expert
Yemek pişirmek söz konusu olduğunda o bir uzmandır
gelmek
bir noktaya veya duruma ulaşmak
We have come to a difficult decision
Zor bir karara geldik
ayılmak
tekrar bilinci yerine gelmek
The patient started to come to after the surgery
Hasta ameliyattan sonra ayılmaya başladı
kendine gelmek
baygınlıktan sonra bilincin geri dönmesi
She finally came to after the accident
Kazadan sonra nihayet kendine geldi
sonuçlanmak
belirli bir duruma yol açmak
The total bill came to fifty dollars
Toplam fatura elli dolar ile sonuçlandı
uğramak
birini görmek için bir yere gitmek
Please come to my house this evening
Lütfen bu akşam evime uğra
aklına gelmek
bir fikrin veya düşüncenin zihinde belirmesi
The idea came to me suddenly
Fikir aniden aklıma geldi
yönetmek
Sahnedebir şeyi yönetmekten sorumlu olmak
She directs the movie
Filmi yönetiyor
doğrudan
arada hiçbir şey olmadan
This is a direct flight
Bu doğrudan bir uçuş
açık sözlü
nazik olmaya çalışmadan tam olarak düşündüğünü söyleyen
She is very direct with her feedback
Geri bildirimlerinde çok açık sözlüdür
yöneltmek
bir şeyi belirli bir yöne çevirmek
He directed the light at the wall
O ışığı duvara yöneltti
karşıya
Sahnedebir taraftan diğer tarafa doğru
He walked across the street
Caddenin karşısına yürüdü
soldan sağa
bulmacadaki yatay ipucu
Look at five across
Beş soldan sağaya bak
haberdar
bir konu hakkında bilgi sahibi olan
Are you across the project details
Proje detaylarından haberdar mısın
genelinde
bir şeyin tamamını kapsayacak şekilde
The news spread across the country
Haber ülke genelinde yayıldı
yine de
Sahnedeher durumda
It's raining, but I'll go anyway
Yağmur yağıyor ama yine de gideceğim
neyse
konuyu değiştirmek veya bir duraksamadan sonra devam etmek için kullanılan söz
Anyway let us continue with the lesson
Neyse derse devam edelim
tehdit
Sahnedezarar verebilecek kişi veya şey
The storm is a threat to the city
Fırtına şehir için bir tehdit
tehdit
birine istediğini yapmazsa zarar vereceğini söyleme
He made a threat against his rival
Rakibine karşı bir tehditte bulundu
güvenilmez
Sahnededürüst veya güvenilir olmayan
He is a slippery character
O güvenilmez bir karakter
kaygan
pürüzsüz olduğu için üzerinde yürümek veya tutmak zor olan
The floor is slippery
Yer kaygan
kaygan
üzerinde durulması veya tutulması zor olan
The floor is wet and slippery
Zemin ıslak ve kaygan
kaygan
üzerinde durmanın veya tutmanın zor olduğu
The floor is slippery because of the water
Yer su yüzünden kaygan
işe yaramaz
Sahnedeherhangi bir amacı veya faydası olmayan
This tool is useless
Bu araç işe yaramaz
işe yaramaz
bir işe yaramayan veya fayda sağlamayan
This broken pen is useless
Bu bozuk kalem işe yaramaz
tabii ki
Sahnedeonaylamak veya evet demek için kullanılır
Of course I will help you
Tabii ki sana yardım edeceğim
elbette
birini onaylamak veya beklendik bir durumu belirtmek için kullanılan ifade
Can you help me? Of course
Bana yardım edebilir misin? Elbette
elbette
bir şeyin beklendiğini veya aşikar olduğunu belirtmek için kullanılır
Of course I will help you
Elbette sana yardım edeceğim
tavuk
Sahnedeetinden ve yumurtasından faydalanılan bir çiftlik hayvanı
The chicken is eating corn
Tavuk mısır yiyor
cesaret oyunu
iki kişinin birbirini geri çekilmeye zorladığı bir durum
We played a game of chicken
Bir cesaret oyununa giriştik
korkak
cesur olmayan
Do not be such a chicken
Bu kadar korkak olma
kenara
Sahnedeyan tarafa doğru
Please step aside
Lütfen kenara çekilin
hariç
dahil etmeden
Aside from the weather it was a great trip
Hava durumu dışında harika bir geziydi
yan yorum
asıl konu dışındaki kısa açıklama
He made a quick aside during the speech
Konuşması sırasında kısa bir yan yorum yaptı
acemi
Sahnedebelirli bir faaliyeti daha önce hiç yapmamış kişi
I am a virgin at this game
Bu oyunda acemiyim
saf
henüz kullanılmamış veya işlenmemiş
This is virgin olive oil
Bu saf zeytinyağıdır
bakir
cinsel ilişkiye girmemiş kişi
He was a virgin until his marriage
Evliliğine kadar bakirdi
alkolsüz
içinde hiç alkol bulunmayan
I ordered a virgin mojito
Alkolsüz bir mojito sipariş ettim
soyunma kabini
Sahnedeinsanların kıyafetlerini değiştirdiği yer
I am going to the changing room to try on this shirt
Bu tişörtü denemek için soyunma kabinine gidiyorum
soyunma kabini
mağazalarda kıyafetlerin denendiği yer
I am waiting outside the changing room
Soyunma kabininin önünde bekliyorum
soyunma odası
insanların kıyafetlerini değiştirdiği oda
Please go to the changing room
Lütfen soyunma odasına gidin
kramp girmek
Sahnedebir kasın aniden ve acı vererek kasılması durumu
My leg cramped up after running for an hour
Bir saat koştuktan sonra bacağıma kramp girdi
kramp girmek
bir kasın aniden ve acı verici şekilde kasılması
My leg cramped up while swimming
Yüzerken bacağıma kramp girdi
insanlar
Sahnedebir grup insan, özellikle aile veya arkadaşlar
My folks are coming to visit
Ailem ziyarete geliyor
aile
aile bireyleri
I am visiting my folks this weekend
Bu hafta sonu ailemi ziyarete gidiyorum
halk
sıradan insanların geleneksel kültürüyle ilgili
She likes to listen to folk music
O halk müziği dinlemeyi sever
kavramak
Sahnedebir şeyi sıkıca tutmak
She gripped the railing tightly
Tırabzanı sıkıca kavradı
tutacak
bir nesneyi tutmaya yarayan kısım
The grip of the racket is soft
Raketin tutacağı yumuşak
kavrama
bir şeyi sıkıca tutma biçimi
He has a strong grip
Sıkı bir kavraması var
hakimiyet
bir durumu yönetme yeteneği
She has a good grip on the situation
Duruma çok hakim
yatağa bağımlı
Sahnedehastalık veya sakatlık yüzünden yataktan çıkamayan
The elderly patient is bed-ridden
Yaşlı hasta yatağa bağımlı
çılgınca
Sahnedeçok aptalca veya mantıksız olan
That is an insane idea
Bu çılgınca bir fikir
aptal
Sahnedeaptal kimse
He is a complete idiot
O tam bir aptal
aptal
çok aptal veya budala kimse
Do not be an idiot
Aptal olma
ne kadar
Sahnedemiktar veya fiyat sormak için kullanılan ifade
How much is this
Bu ne kadar
çok
Sahnedeçok fazla veya aşırı derecede
He has an awful lot of money
Çok fazla parası var
berbat
Sahnedeçok kötü veya hoş olmayan
The movie was awful
Film berbattı
aşırı
son derece
It was an awful long time
Aşırı uzun bir zamandı
kötü
çok fena veya nahoş olan
The weather was awful yesterday
Hava dün çok kötüydü
fonu kesmek
Sahnedebir şey için para sağlamayı durdurmak
The government decided to defund the project
Hükümet projeye ayrılan fonu kesmeye karar verdi
fonu kesmek
bir şeye sağlanan finansal desteği durdurmak
They decided to defund the project
Projenin fonunu kesmeye karar verdiler
evrimleşmek
Sahnedezamanla kademeli olarak değişmek
Species evolve over millions of years
Türler milyonlarca yıl içinde evrimleşir
siyasi bağış grubu
SahnedeABD seçimlerini etkilemek için para toplayan kuruluş
The super pac ran many political ads
Super pac birçok siyasi reklam yayınladı
siyasi fon grubu
siyasi kampanyalar için para toplayan grup
The super pac raised millions for the election
Siyasi fon grubu seçim için milyonlar topladı
seçim destek kuruluşu
siyasi adayları desteklemek için para toplayıp harcayan örgüt
Candidates rely on the super pac to support their campaign
Adaylar kampanyalarını desteklemek için seçim destek kuruluşuna güvenirler
uyanık kalmak
Sahnedeuyumayıp uyanık kalmak
I stayed up late last night
Dün gece geç saatlere kadar uyanık kaldım
yerinde kalmak
düşmeden yerinde durmak
The poster will not stay up on the wall
Poster duvarda durmuyor
geç yatmak
uyumak için normalden daha geç saatte yatağa gitmek
I like to stay up on weekends
Hafta sonları geç yatmayı severim
ayakta kalmak
uyumadan geceyi geçirmek
We stayed up all night to study
Ders çalışmak için bütün gece ayakta kaldık
pipi
Sahnedeerkek cinsel organı için kullanılan argo kelime
There were drawings of dicks on the wall
Duvarda pipi çizimleri var
dedektif
özel dedektifler için kullanılan argo kelime
The dicks were watching the suspect
Dedektifler şüpheliyi izliyordu
dar
Sahnedevücuda çok sıkı oturan
This shirt is too tight
Bu gömlek çok dar
sıkıca
rahat ve güvenli bir şekilde
You will sleep tight
Mışıl mışıl uyuyacaksın
başabaş
iki taraf veya miktar arasında çok az fark olması
The election result was very tight
Seçim sonucu çok başabaştı
dar
iki taraf veya miktar arasında çok az fark olması
The schedule is very tight
Program çok dar
zorlu
başa çıkması güç olan
We are in a tight situation
Zorlu bir durumdayız
sıkı
yerinde sağlam bir şekilde tutulan
The lid of the jar is tight
Kavanozun kapağı sıkı
sıkıca
bir şeyi çok sağlam tutacak şekilde
He held my hand tight
Elimi sıkıca tuttu
cimri
para harcamaya istekli olmayan
He is too tight to pay for dinner
Akşam yemeği için ödeme yapamayacak kadar cimri
katı
güçlü kontrol veya kurallara sahip olan
Security at the airport is tight
Havaalanındaki güvenlik katı
hakkında konuşmak
Sahnedebir konu üzerine konuşmak
We need to talk about the plan
Plan hakkında konuşmamız gerekiyor
işte buna denir
bir durumun aşırı veya sıra dışı olduğunu vurgulamak için kullanılır
Talk about a lucky break
İşte buna büyük bir şans denir
bahsetmek
bir konu hakkında bir şeyler söylemek
They talked about the project
Projeden bahsettiler
gerçek
Sahnedebir şey hakkındaki gerçekler
Tell me the truth
Bana gerçeği söyle
lanet
Sahnedekelimeyi kaba bir şekilde vurgulamak için kullanılır
It is fucking cold outside
Dışarısı lanet soğuk
cinsel ilişki
cinsel birleşme eylemi
They were fucking in the room
Odada cinsel ilişkiye giriyorlardı
tahrik etmek
Sahnedebirini cinsel olarak uyarmak
That music turns me on
Bu müzik beni tahrik ediyor
açmak
bir cihazı çalıştırmak
Turn on the TV
Televizyonu aç
tahrik edici özellik
birini cinsel olarak çeken şey
Confidence is a turn on
Özgüven tahrik edicidir
sırt çevirmek
birini desteklemeyi bırakıp ona karşı olmak
He suddenly turned on his friends
Aniden arkadaşlarına sırt çevirdi
doğrultmak
bir silahı veya aracı birine yöneltmek
He turned the gun on his opponent
Silahını rakibine doğrulttu
saldırmak
birini aniden eleştirmeye veya ona karşı gelmeye başlamak
He will turn on his friends
O arkadaşlarına saldıracak
bağlı olmak
bir sonucun başka bir şeye dayalı olması
Success often turns on small details
Başarı genellikle küçük detaylara bağlıdır
sevdirmek
birine yeni bir şeyi tanıtıp hoşuna gitmesini sağlamak
She turned me on to jazz
Bana cazı sevdirdi
cezbetmek
birinde cinsel arzu uyandırmak
This movie really turns me on
Bu film beni gerçekten cezbediyor
tahrik etmek
birini cinsel yönden heyecanlandırmak
You really turn me on
Beni gerçekten tahrik ediyorsun
açmak
bir cihazı veya makineyi çalıştırmak
Turn on the computer
Bilgisayarı aç
etkilemek
birinde cinsel arzu uyandırmak
That movie really turns him on
O film onu gerçekten etkiliyor
karşı gelmek
birine saldırmaya veya karşı durmaya başlamak
They turned on their leader during the meeting
Toplantı sırasında liderlerine karşı geldiler
bitirmek
Sahnedebir şeyi sona erdirmek
I need to finish my homework
Ödevimi bitirmem gerekiyor
bitiş
bir olayın veya etkinliğin sonu
She is near the finish of her project
Projesinin bitişine yaklaştı
yüzey görünümü
bir yüzeyin son hali
The wood has a glossy finish
Ahşabın parlak bir yüzey görünümü var
bitirmek
bir şeyi sona erdirmek
I need to finish my homework
Ödevimi bitirmem gerekiyor
dışarıda
Sahnedebina dışında olan yer
The kids are playing outside
Çocuklar dışarıda oynuyor
dış yüzey
bir şeyin dış kısmı veya yüzeyi
The outside of the box is blue
Kutunun dışı mavidir
dışarıdan
bir grubun veya yerin dışından gelen
He is an outside consultant
O dışarıdan bir danışmandır
hariç
bir şeyin veya bir kimsenin dahil olmadığı durum
Outside of this small issue the project is complete
Bu küçük mesele haricinde proje tamamlandı
kendi adına konuşmak
Sahnedebir şeyin niteliklerini veya karakterini ortaya koymak
The results speak for themselves
Sonuçlar kendi adına konuşuyor
talep etmek
bir şeyi kendisi için ayırmasını istemek
I want to speak for that room
O odayı kendim için ayırmak istiyorum
ayrılmış
başkası tarafından önceden alınmış veya rezerve edilmiş
This seat is already spoken for
Bu koltuk çoktan ayrılmış
ilişkisi olmak
biriyle romantik bir birliktelik içinde bulunmak
He is spoken for and not available
Onun bir ilişkisi var ve müsait değil
güvenli
Sahnedetehlikeli veya riskli olmayan
You are safe here
Burada güvendesin
çelik kasa
değerli eşyaları korumak için kullanılan metal kutu
The documents are in the safe
Belgeler çelik kasada
güvenilir
bir işi iyi yapacağına inanılan
She is a safe choice for the job
O bu iş için güvenilir bir seçenek
kesin
bir şeyden emin olma durumu
It is a safe bet
Bu kesin bir bahis
şşş
Sahnedebirine sessiz olmasını söylemek için kullanılır
Shh, be quiet
Şşş, sessiz ol
şşş sesi
birine sessiz olmasını söylemek için çıkarılan ses
He made a shh sound
Şşş sesi çıkardı
şşş
birinden sessiz olmasını istemek için çıkarılan ses
Shh the movie has started
Şşş film başladı
çırpmak
Sahnedemalzemeleri bir aletle karıştırmak
Beat the eggs before cooking
Pişirmeden önce yumurtaları çırpın
yenmek
birini veya bir şeyi mağlup etmek
They beat the champion
Şampiyonu yendiler
devriye bölgesi
bir polisin veya görevlinin düzenli olarak dolaştığı bölge
The officer walked his beat every evening
Memur her akşam devriye bölgesinde yürürdü
bitkin
çok yorgun ve halsiz hissetme
I am beat after working all day
Bütün gün çalıştıktan sonra bitkinim
erken varmak
bir yere bir başkasından daha önce ulaşmak
I will try to beat you to the station
İstasyona senden önce varmaya çalışacağım
daha iyi olmak
bir şeyden daha arzu edilir veya tercih edilebilir olmak
Nothing beats a cold drink on a hot day
Sıcak bir günde soğuk bir içecekten daha iyisi yoktur
bitkin
çok yorgun
I am completely beat after work
İşten sonra tamamen bitkinim
ayrılmak
bir yerden gitmek
Let us beat it before it starts raining
Yağmur başlamadan önce hadi ayrılalım
ritim
düzenli tekrarlanan ses veya hareket
I like the beat of this song
Bu şarkının ritmini seviyorum
sıkmak
Sahnedebir şeyi kuvvetle bastırmak
Squeeze the lemon
Limonu sık
sevgili
romantik bir ilişki içinde olduğunuz kişi
She is my main squeeze
O benim sevgilim
sıkıştırmak
birini bir şey yapmaya zorlamak için baskı uygulamak
They tried to squeeze him into signing the contract
Onu sözleşmeyi imzalamaya zorlamak için sıkıştırdılar
yol gösteren
Sahnedebirine yol gösterme veya tavsiye verme
He is guiding the new students
O yeni öğrencilere yol gösteriyor
genişletmek
Sahnedebir şeyi daha büyük veya daha ayrıntılı hale getirmek
We need to expand the house
Evi genişletmemiz gerekiyor
genişletmek
bir şeyi daha büyük hale getirmek
The company wants to expand its business
Şirket işini genişletmek istiyor
hadi uyan
birinin yataktan kalkması için kullanılan eğlenceli ve gayriresmi ifade
Wakey wakey it is time for school
Hadi uyan okul vakti geldi
günaydın
birini uyandırmanın eğlenceli ve gayriresmi yolu
Wakey-wakey time to go to school
Günaydın okula gitme vakti geldi