

The Boys — 4. Sezon Bölüm 8
Kelimeler ve anlamları
752 kelime
Seviye
değiştirmek
Sahnedebir şeyi başka bir hale getirmek
He needs to change his clothes
Kıyafetlerini değiştirmesi gerekiyor
para üstü
ödemeden sonra geri alınan miktar
You forgot your change
Para üstünü unuttun
konu değişimi
konuşulan temayı başka bir şeye çevirme
It is time for a change of topic
Konu değişimi zamanı geldi
değişim
bir şeyin başkalaşmasıyla ortaya çıkan yeni durum
There was a big change in the weather
Havada büyük bir değişim oldu
değiştirmek
bir şeyi farklı hale getirmek
I need to change the plan
Planı değiştirmem gerekiyor
değişmek
farklı hale gelmek
The weather is starting to change
Hava değişmeye başlıyor
üstünü değiştirmek
farklı kıyafetler giymek
Please change before we leave
Gitmeden önce lütfen üstünü değiştir
bozuk para
küçük metal para şeklindeki para
I have some change in my pocket
Cebimde biraz bozuk para var
aktarma yapmak
bir araçtan diğerine geçmek
I have to change trains there
Orada tren değiştirmem gerekiyor
değişiklik
yeni bir durum veya farklılık
This is a big change for us
Bu bizim için büyük bir değişiklik
kıyafet değiştirmek
kendine farklı kıyafetler giymek
She went to change for the party
Partiye gitmek için kıyafet değiştirdi
yenisiyle değiştirmek
eski bir eşyayı yenisiyle yenilemek
I need to change the battery
Pili değiştirmem gerekiyor
müzikal
şarkı ve dans içeren oyun veya film
We saw a change at the theater
Tiyatroda bir müzikal izledik
değiştirmek
bir şeyi farklı hale getirmek
Please change the color of the wall
Lütfen duvarın rengini değiştir
seçenek
Sahnedeseçilebilecek şey
You have two options
İki seçeneğiniz var
seçenek
birkaç olasılık arasından tercih yapma imkanı
You have the option to leave early
Erken ayrılma seçeneğin var
ölmek üzere
Sahnedeölüme çok yakın olmak
The plant is dying
Bitki ölmek üzere
can atmak
bir şeyi yapmayı çok istemek
I am dying to see you
Seni görmek için can atıyorum
koordinat
Sahnedebir konumun yerini gösteren sayı dizisi
Enter the coordinates of the city
Şehrin koordinatlarını girin
koordine etmek
şeylerin birlikte çalışmasını sağlamak için düzenlemek
We need to coordinate our efforts
Çabalarımızı koordine etmemiz gerekiyor
koordine etmek
faaliyetleri veya insanları düzenlemek ve yönetmek
I need to coordinate the project team
Proje ekibini koordine etmem gerekiyor
açıklamak
Sahnedebir şeyi kolay anlaşılır kılmak için nedenlerini veya detaylarını vermek
Can you explain this rule
Bu kuralı açıklayabilir misin
açıklamak
bir şeyi anlaşılır hale getirmek
Can you explain this
Bunu açıklayabilir misin
açıklamak
bir şeyi anlaşılır kılmak için bilgi vermek
Please explain the rules to me
Lütfen kuralları bana açıkla
açıklamak
bir şeyi anlaşılır hale getirmek
Can you explain this math problem to me
Bu matematik problemini bana açıklayabilir misin
biliyordu
Sahnedebir durumu kavramış olmak
He knew the truth
Gerçeği biliyordu
biliyordu
bir konuda bilgi sahibi olmak
I knew the answer
Cevabı biliyordum
başka bir
Sahnedebir tane daha veya farklı bir tane
I want another cup of coffee
Bir fincan daha kahve istiyorum
bütün
Sahnedebir şeyin tamamı
I ate the whole pizza
Bütün pizzayı yedim
bütün
hiçbir parçası eksik veya hasarlı olmayan
I ate the whole apple
Bütün elmayı yedim
almaya gelmek
Sahnedebirini bulunduğu yerden alıp götürmek için gelmek
I came for my son at school
Okuldan oğlumu almaya geldim
saldırmak
birini eleştirmek veya agresif bir şekilde yüzleşmek
Why did he come for you
Neden sana saldırdı
yönelmek
birine veya bir şeye doğru hareket etmek
The dog is coming for the ball
Köpek topa doğru yöneliyor
hesap sormak
birine karşı koymak veya yüzleşmek amacıyla yaklaşmak
She came for him after his rude comment
Kaba yorumundan sonra ondan hesap sordu
ziyarete gelmek
birini veya bir şeyi görmek için bir yere varmak
She will come for a visit tomorrow
O yarın ziyarete gelecek
olmak
Sahnedemeydana gelmek veya gerçekleşmek
What happened?
Ne oldu?
meydana gelmek
bir şeyin gerçekleşmesi
Something strange happened
Tuhaf bir şey oldu
başına gelmek
bir olayın birinin başına gelmesi
That happened to my friend
Bu arkadaşımın başına geldi
tutuklamak
Sahnedebirini polis gözetimi altına almak
The police arrested the man
Polis adamı tutukladı
durma
bir işlevin aniden durması
He suffered a cardiac arrest
Kalp durması geçirdi
tutuklamak
birini yasal yetkiyle gözaltına almak
The police will arrest the thief
Polis hırsızı tutuklayacak
yakalamak
birini yasal yollarla ele geçirmek
They arrested him at the airport
Onu havaalanında yakaladılar
sessizce
Sahnedeaz veya hiç gürültü yapmadan
Please speak quietly
Lütfen sessizce konuş
emin olmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu kontrol etmek
Make sure the door is locked
Kapının kilitli olduğundan emin ol
sağlamak
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesini kesinleştirmek
Make sure you arrive on time
Zamanında geldiğinden emin ol
emin olmak
hiçbir şüphe duymamak
Make sure of the facts
Gerçeklerden emin ol
garantiye almak
bir şeyin doğru olduğundan emin olmak için kontrol etmek
Make sure the door is locked
Kapının kilitli olduğundan emin ol
göndermek
Sahnedebirini veya bir şeyi bir yere gitmeye yöneltmek
I will send him to school
Onu okula göndereceğim
göndermek
bir mesajı veya nesneyi başkasına ulaştırmak
I will send an email to him
Ona bir e-posta göndereceğim
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I send to do this
Bunu yapmaya niyetleniyorum
göndermek
bir şeyi veya birini bir yere ulaştırmak amacıyla yola çıkarmak
Please send the letter to my house
Lütfen mektubu evime gönder
hey
Sahnededikkat çekmek veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
Hey, look at this!
Hey, şuna bak!
ağlama krizine girmek
duygusal kontrolü kaybedip ağlamaya başlamak
She broke down when she heard the news
Haberi duyunca ağlama krizine girdi
bozuldu
düzgün çalışmaz hale gelmek
The car broke down on the way home
Araba eve giderken bozuldu
bozuldu
aniden çalışmayı bırakmak veya arızalanmak
My car broke down on the highway
Arabam otobanda bozuldu
sadık
Sahnedeçok kararlı ve bağlı olan
He is a staunch supporter of the team
O takımın sadık bir destekçisidir
durdurmak
bir sıvının akışını engellemek
They tried to staunch the flow of blood
Kan akışını durdurmaya çalıştılar
evrimleşmek
Sahnedezamanla kademeli olarak değişmek
Species evolve over millions of years
Türler milyonlarca yıl içinde evrimleşir
anlaşma
Sahnedeiki kişi veya grup arasındaki uzlaşma
We made a bargain
Bir anlaşma yaptık
kelepir
Sahnedenormal fiyatından daha ucuza alınan şey
This car was a real bargain
Bu araba tam bir kelepir
pazarlık etmek
bir anlaşmanın şartlarını tartışmak
We had to bargain for the price
Fiyat için pazarlık etmek zorunda kaldık
ummak
bir şeyin gerçekleşmesini beklemek
He got more than he bargained for
Beklediğinden fazlasını elde etti
sürpriz
Sahnedebeklenmedik şekilde gerçekleşen olay
That party was a big surprise
O parti büyük bir sürprizdi
sürpriz
beklenmedik bir durum anında söylenen söz
Surprise! I am here
Sürpriz! Buradayım
sürpriz
beklenmedik şekilde gerçekleşen
It was a surprise visit
Sürpriz bir ziyaretti
şaşırmak
beklenmedik bir durum karşısında hayrete düşmek
I am surprised by the gift
Hediyeye şaşırdım
ölümcül
Sahnedeölüme yol açabilen
The dose was lethal
Doz ölümcüldü
doğru
Sahnedegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
tamam
anlaşma veya anlama belirtmek için kullanılır
Right, I will do it
Tamam, yapacağım
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
bak
Sahnededikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
şimdi
Sahnedeiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
sırt
Sahnedeinsan vücudunun arka kısmı
My back hurts
Sırtım ağrıyor
geri
Sahnedeönceki yere veya konuma dönmek
Please come back
Lütfen geri gel
desteklemek
birini veya bir şeyi desteklemek
I will back you up
Seni destekleyeceğim
geri dönmek
birinin mesajına yanıt vermek
I will write back soon
Yakında geri döneceğim
kardeş
Sahnedeyakın erkek arkadaş veya kardeş
He is my bro
O benim kardeşim
birader
Sahnedebir erkeğe hitap ederken kullanılan samimi sözcük
What's up bro
Naber birader
kardeş
erkek kardeş için kullanılan gayriresmi hitap
He is my bro
O benim kardeşim
adlandırmak
Sahnedebirine veya bir şeye isim vermek
They named the baby Leo
Bebeğe Leo adını verdiler
isim
Sahnedebir kişiye veya nesneye verilen sözcük
My name is Alex
Benim adım Alex
ün
insanların bir kişi veya şey hakkındaki görüşü
He has a good name in the city
Şehirde iyi bir ünü var
olursa diye
Sahnedebir şeyin olması ihtimaline karşı önlem olarak
Take an umbrella in case it rains
Yağmur yağarsa diye şemsiye al
olur da
bir durumun gerçekleşme ihtimaline karşı
Take an umbrella in case it rains
Yağmur yağar diye şemsiyeni al
olası duruma karşı
bir şeyin gerçekleşme ihtimaline karşı hazırlıklı olmak
Take an umbrella in case it rains
Yağmur yağma ihtimaline karşı bir şemsiye al
tekrar denemek
Sahnedebir şeyi yeniden denemek
I will go one more time
Bir kez daha deneyeceğim
daha iyisini yapmak
başkalarından daha başarılı olmaya çalışmak
She tried to go one better than her rival
Rakibinden daha iyisini yapmaya çalıştı
yedek
Sahnedeihtiyaç duyulduğunda kullanılabilecek fazladan şey
I have a backup plan
Bir yedek planım var
destek
ek yardım veya kaynak
The police called for backup
Polis destek çağırdı
yedek
bir şeyin güvenli tutulan ikinci kopyası
Always keep a backup of your files
Dosyalarınızın her zaman bir yedeğini tutun
yedek
ihtiyaç duyulduğunda kullanılabilecek ekstra yardım
We need a backup plan
Bir yedek plana ihtiyacımız var
ilginç
Sahnedemerak uyandıran
The book is very interesting
Kitap çok ilginç
ilgi çekici
bir şeyi merak etme veya öğrenme isteği uyandıran
This book is very interesting
Bu kitap çok ilgi çekici
ilgi çekici
merak veya dikkat uyandıran
This is an interesting story
Bu ilgi çekici bir hikaye
şekerleme
Sahnedekısa süreli uyku
I took a short nap
Kısa bir şekerleme yaptım
kestirmek
kısa süreliğine uyumak
I like to nap after lunch
Öğle yemeğinden sonra kestirmeyi severim
istemek
Sahnedebir şeyi istediğini söylemek
I will ask for a glass of water
Bir bardak su isteyeceğim
davetiye çıkarmak
kötü bir olayın gerçekleşmesine neden olacak şekilde davranmak
You are asking for trouble by staying out late
Geç saatlere kadar kalarak başını belaya davetiye çıkarıyorsun
istemek
bir şey istediğini belirtmek
She will ask for help
O yardım isteyecek
davetiye çıkarmak
kötü bir durumun gerçekleşmesine neden olacak şekilde davranmak
You are asking for trouble
Başını derde sokuyorsun
başkan yardımcısı
Sahnedebaşkana bağlı olarak çalışan ikinci kişi
The vice president assisted the leader
Başkan yardımcısı lidere yardım etti
başkan yardımcısı
bir grupta veya organizasyonda ikinci yetkili olan kişi
The vice-president will lead the meeting today
Başkan yardımcısı bugün toplantıya başkanlık edecek
başkan yardımcısı
kurumda başkandan sonra gelen üst düzey yönetici
She is a vice president at the firm
O firmada başkan yardımcısı
başkan yardımcısı
şirkette veya devlette başkandan sonra gelen üst düzey yönetici
They promoted her to vice president
Onu başkan yardımcılığına terfi ettirdiler
başkan yardımcısı
bir ülkede yetki bakımından ikinci sırada olan kişi
The vice president gave a speech
Başkan yardımcısı bir konuşma yaptı
eğitmek
Sahnedebirine bir beceri kazandırmak için hazırlamak
They train dogs to help people
Köpekleri insanlara yardım etmesi için eğitiyorlar
tren
Sahnederaylar üzerinde giden birbirine bağlı araçlar dizisi
The train is very crowded today
Tren bugün çok kalabalık
doğrultmak
bir silahı hedefe yöneltmek
He trained the rifle at the target
Tüfeği hedefe doğrulttu
kuyruk
resmi bir kıyafetin arkasından yere sarkan uzun kısım
The bride wore a dress with a long train
Gelin uzun kuyruklu bir elbise giydi
antrenman yapmak
kondisyonu veya yeteneği geliştirmek için fiziksel çalışma yapmak
Athletes train every day
Sporcular her gün antrenman yapar
eğitmek
birine bir beceriyi yapmayı öğretmek
They train dogs to help people
İnsanlara yardım etmeleri için köpekleri eğitirler
eşlik etmek
Sahnedebiriyle beraber bir yere gitmek
Do you want to come with me
Benimle gelmek ister misin
beraberinde gelmek
Sahnedebir şeyle beraber sunulmak
The phone comes with a charger
Telefon şarj cihazıyla birlikte gelir
birlikte gelmek
bir şeyin parçası olarak sunulmak veya satılmak
This phone comes with a charger
Bu telefon şarj aletiyle birlikte geliyor
beraberinde gelmek
bir şey ile aynı zamanda var olmak veya gerçekleşmek
This phone comes with a charger.
Bu telefonun yanında şarj aleti gelir.
nişanlı
Sahnedeevlenmek üzere sözleşmiş kadın
She is my fiance
O benim nişanlım
nişanlı
evlenmek için sözleşmiş kişi
He introduced his fiance to the family
Nişanlısını aileyle tanıştırdı
nişanlı
evleneceği kişi olan kadın
Her fiance is a doctor
Nişanlısı bir doktordur
nişanlı
evlenmek üzere nişanlanmış kadın
She is my fiance
O benim nişanlım
nişanlı
evlenmek üzere sözleşmiş kadın
He is buying a ring for his fiancée
Nişanlısı için bir yüzük alıyor
nişanlı
evlenecek olan kadın
She is his fiancée
O onun nişanlısı
yavaşça hareket ettirmek
Sahnedebir şeyi yavaşça ve nazikçe hareket ettirmek
She eased the door open
Kapıyı yavaşça açtı
kolaylık
zorluk veya çabanın olmaması durumu
He passed the test with ease
Sınavı kolaylıkla geçti
rahatlık
fiziksel veya zihinsel sıkıntının olmaması
She performed the task with ease
O görevi rahatlıkla yerine getirdi
kolaylaştırmak
bir şeyin zorluğunu azaltmak
New software will ease the process
Yeni yazılım süreci kolaylaştıracak
dudak parlatıcısı
Sahnededudaklara parlaklık veren kozmetik ürün
She applied some lip gloss before leaving
Çıkmadan önce biraz dudak parlatıcısı sürdü
dudak parlatıcısı
dudaklara sürülen parlak madde
She is applying lip gloss
Dudak parlatıcısı sürüyor
dudak parlatıcısı
dudaklara uygulanan parlak kozmetik ürünü
I forgot my lip gloss at home
Dudak parlatıcımı evde unuttum
son derece
Sahnedeçok yüksek derecede
It is extremely hot today
Bugün hava son derece sıcak
su
Sahnedeyağmur olarak yağan ve nehirlerde bulunan berrak sıvı
I drink a glass of water
Bir bardak su içerim
sulamak
bitkilere su vermek
I water the plants every day
Bitkileri her gün sularım
yalan söylemek
Sahnedegerçek olmayan bir şey söylemek
Do not lie to me
Bana yalan söyleme
uzanmak
bir yüzeyde yatay pozisyonda durmak
I like to lie on the beach
Plajda uzanmayı severim
bulunmak
belirli bir yerde veya durumda olmak
The village lies in the valley
Köy vadide bulunur
bırakmak
Sahnedebir şeyi yapmayı bırakmak
I want to give up smoking
Sigarayı bırakmak istiyorum
pes etmek
denemeyi bırakmak veya teslim olmak
Don't give up now
Şimdi pes etme
işten çıkarmak
birini bir işi bırakmaya veya bir yerden ayrılmaya zorlamak
The company had to give up some staff
Şirket bazı personeli işten çıkarmak zorunda kaldı
evlenmek
Sahnedeevlilik bağıyla bağlanmak
They want to get married
Evlenmek istiyorlar
evli
bir eşe sahip olma durumu
They are married
Onlar evli
evlenmek
nikah kıyarak eş olma
They will get married in June
Onlar haziranda evlenecekler
evlenmek
bir eşe sahip olmak
They want to get married soon
Yakında evlenmek istiyorlar
eve varmak
Sahnedeyaşadığın yere ulaşmak
I get home at 6 PM
Saat 18'de eve varırım
vites kolu
Sahnedearaçlarda vites değiştirmek için kullanılan mekanik kol
He grabbed the shifter to change gears
Vites değiştirmek için vites kolunu tuttu
vardiyalı çalışan
vardiyalı işlerde görev yapan kimse
She is a regular shifter at the factory
O fabrikada düzenli bir vardiyalı çalışan
seçimle ilgili
Sahnedeseçim yapma sistemiyle ilgili
The electoral system needs reform
Seçim sisteminin reforma ihtiyacı var
düzenli
Sahnedederli toplu bir şekilde düzenlenmiş
His desk is very orderly
Masası çok düzenli
hastabakıcı
hastanede hastaların bakımına yardım eden personel
The orderly brought the patient a glass of water
Hastabakıcı hastaya bir bardak su getirdi
hastane görevlisi
hastanede genel işleri yapan yardımcı çalışan
An orderly cleaned the room after the patient left
Hasta ayrıldıktan sonra hastane görevlisi odayı temizledi
hasta bakıcı
hastanede hastalara yardım eden görevli
The orderly moved the patient to another room
Hasta bakıcı hastayı başka bir odaya taşıdı
özgür
Sahnedekısıtlanmamış veya kontrol edilmeyen
The bird is free
Kuş özgür
ücretsiz
bedava olan veya ücret ödenmeyen
This water is free
Bu su ücretsiz
serbest bırakmak
birini veya bir şeyi tutulduğu ya da sıkıştığı yerden kurtarmak
They decided to free the bird from the cage
Kuşu kafesten serbest bırakmaya karar verdiler
müsait
yapacak işi veya zorunluluğu olmayan
I am free this afternoon
Bu öğleden sonra müsaitim
adil
Sahnedeherkese eşit veya makul şekilde davranan
This is a fair deal
Bu adil bir anlaşma
güzel
bakıldığında hoş görünen
She has a fair face
Onun güzel bir yüzü var
fuar
sergilerin ve eğlencelerin olduğu halka açık etkinlik
We went to the book fair
Kitap fuarına gittik
eş zamanlı
Sahnedeaynı anda gerçekleşen
We had two concurrent meetings today
Bugün iki eş zamanlı toplantımız vardı
sadece
Sahnedesadece tek bir şey ve başka hiçbir şey değil
It is nothing but a dream
Bu sadece bir rüya
yenmek
Sahnedebir yarışma veya kavgada birini mağlup etmek
Our team defeated them
Takımımız onları yendi
yenilgi
bir oyun veya yarışmayı kazanamama durumu
He accepted his defeat
Yenilgisini kabul etti
boşa çıkarmak
bir şeyin yararlı veya etkili olmasını engellemek
This error defeats the purpose of the experiment
Bu hata deneyin amacını boşa çıkarıyor
yenilmek
bir yarışma veya kavgada rakibine karşı kaybetmek
The team was defeated in the game
Takım oyunda yenildi
tamam
Sahnedekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
Sahnedeiyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
bir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
iyilik
Sahnedeyardımsever veya nazik bir davranış
Can you do me a favor
Bana bir iyilik yapabilir misin
desteklemek
bir şeyi onaylamak veya ona razı olmak
Most people favor the new law
Çoğu insan yeni yasayı destekliyor
kayırmak
birine avantaj sağlamak veya ona daha nazik davranmak
The teacher favors some students
Öğretmen bazı öğrencileri kayırıyor
iyilik
birinden rica edilen yardım
Could you do me a favor
Bana bir iyilik yapabilir misin
yarı
Sahnedeoyunların veya maçların eşit iki bölümünden biri
The team played both halves well
Takım her iki yarıyı da iyi oynadı
yarı
tam olmayan veya kısmen
He was half asleep
Yarı uykuluydu
hayat arkadaşı
evli olduğunuz veya romantik bir ilişki yaşadığınız kişi
I am going out with my better half
Hayat arkadaşımla dışarı çıkıyorum
duymak
Sahnedebir şeyi birinden öğrenmek
Did you hear about the accident?
Kazayı duydun mu?
duymak
bir kişi veya durum hakkında bilgi ya da haber almak
Did you hear about the accident
Kazayı duydun mu
haberdar olmak
bir durumla ilgili bilgi almak
I heard about the meeting
Toplantıdan haberdar oldum
duymak
bir şeyi öğrenmek veya işitmek
Did you hear about the news
Haberleri duydun mu
karşılaştırmak
Sahnedeiki veya daha fazla şey arasındaki benzerlik ve farkları incelemek
I will compare these two items
Bu iki eşyayı karşılaştıracağım
karşılaştırmak
benzerlikleri ve farklılıkları incelemek
Compare these two pictures.
Bu iki resmi karşılaştır.
karşılaştırmak
iki veya daha fazla şeyi benzerliklerini veya farklılıklarını görmek için incelemek
Please compare these two photos
Lütfen bu iki fotoğrafı karşılaştır
karşılaştırmak
benzerlik ve farklılıkları görmek için incelemek
Please compare these two pictures
Lütfen bu iki resmi karşılaştırın
felsefi
Sahnedehayat üzerine derin düşüncelerle ilgili
He has a philosophical approach to life
Hayata felsefi bir yaklaşımı var
gitmek
Sahnedebir yere varmak veya bir etkinliğe katılmak
We go to school every morning
Her sabah okula gideriz
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
niyetinde olmak
ne yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
ilk tercih
birinin en sık kullandığı veya seçtiği şey ya da kişi
Pizza is my go-to meal on Fridays
Pizza cumaları ilk tercihim olan yemektir
gitmek
bir yere veya kişiye ulaşmak
The letter goes to the manager
Mektup müdüre gidiyor
gitmek
bir okulda öğrenci olmak
She goes to university in London
O Londra'da üniversiteye gidiyor
yönelmek
bir yerin doğrultusunda hareket etmek
The road goes to the city center
Yol şehir merkezine yöneliyor
uğramak
bir yeri ziyaret etmek
I will go to the library today
Bugün kütüphaneye uğrayacağım
gitmek
belirli bir yere doğru hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
gitmek
birine ulaşmak ya da teslim edilmek
This award will go to the best student
Bu ödül en iyi öğrenciye gidecek
bıçaklamak
Sahnedekeskin bir nesneyle birine zarar vermek
He stabbed the thief
Hırsızı bıçakladı
deneme
bir şeyi yapma girişimi
I will take a stab at it
Bunu deneyeceğim
saplamak
keskin bir nesneyi bir şeye itmek
She stabbed the pin into the map
İğneyi haritaya sapladı
ihanet etmek
birinin güvenini kötüye kullanarak zarar vermek
He stabbed his friend by telling a lie
Arkadaşına yalan söyleyerek ihanet etti
oğlan
Sahnedegenç bir erkek çocuk veya genç adam
He is a bright lad
O zeki bir oğlan
delikanlı
Sahnedegenç bir erkek
The young lad helped me with my bags
Genç delikanlı çantalarımı taşımama yardım etti
vay be
Sahnedeşaşkınlık veya hayranlık belirten ünlem
Wow, this is beautiful
Vay be, bu çok güzel
Vay
Sahnedeşaşkınlık veya hayranlık ifade eden söz
Wow, what a nice view
Vay, ne kadar güzel bir manzara
hayran bırakmak
birini çok etkilemek
Her performance wowed the audience
Performansı izleyicileri hayran bıraktı
ateş eden kişi
Sahnedesilahla ateş eden kimse
The police caught the shooter
Polis, ateş eden kişiyi yakaladı
atıcı
bir şeyi fırlatan mekanizma
This toy is a ball shooter
Bu oyuncak bir top atıcıdır
shot
küçük bir bardakta sunulan sert içki
He ordered a tequila shooter
Bir tekila shot istedi
tetikçi
silah kullanan kişi
The shooter ran away from the scene
Tetikçi olay yerinden kaçtı
tiksindirici
Sahnedegüçlü bir hoşnutsuzluk veya iğrenme duygusu yaratan
Such behavior is disgusting
Böyle bir davranış tiksindirici
iğrenç
güçlü bir tiksinti uyandıran
This food is disgusting
Bu yemek iğrenç
iğrenç
güçlü bir tiksinti uyandıran
The garbage smells disgusting
Çöp iğrenç kokuyor
tiksindirici
çok nahoş veya rahatsız edici
His behavior was disgusting
Onun davranışı tiksindiriciydi
şu anda
Sahnedetam şu an veya bulunulan an
I am studying right now
Şu anda ders çalışıyorum
tamam mı
karşıdaki kişinin anlayıp anlamadığını kontrol etme
You understand right now
Anladın tamam mı
şu an
içinde bulunulan zaman dilimi
Right now is the best time
Şu an en iyi zaman
şu anda
içinde bulunulan an
I am busy right now
Şu anda meşgulüm
şu an
içinde bulunulan tam bu an
I am busy right now
Şu an meşgulüm
hemen
tam bu anda
I need to go right now
Hemen gitmem gerekiyor
şu anda
tam olarak bu zamanda
I am studying right now
Şu anda ders çalışıyorum
hali hazırda
içinde bulunduğumuz an itibarıyla
He is working right now
O şu anda çalışıyor
hemen şimdi
tam bu anda
Please come here right now
Lütfen hemen şimdi buraya gel
pislik
Sahnedeçok kaba veya kötü niyetli kişi
He is such an asshole
O tam bir pislik
makat
vücuttan dışkının atıldığı açıklık
He felt pain in his asshole
Makatında ağrı hissetti
pislik
çok kaba veya kötü niyetli kimse
Don't be an asshole to your friends
Arkadaşlarına karşı pislik olma
pislik
çok kaba veya sevimsiz insan
Don't be such an asshole
Bu kadar pislik olma
gizli
Sahnedebaşkaları tarafından bilinmeyen
I have a secret plan
Gizli bir planım var
sır
Sahnedebaşkalarına söylemediğiniz bilgi
I have a secret to tell you
Sana söyleyecek bir sırrım var
harika
Sahnedehayranlık veya şaşkınlık uyandıran
The view is amazing
Manzara harika
harika
Sahnedeçok iyi veya olumlu şekilde şaşırtıcı
You did an amazing job
Harika bir iş çıkardın
inanılmaz
büyük bir şaşkınlık veya hayranlık yaratan
It was an amazing sight
İnanılmaz bir manzaraydı
dışarı çıkmak
Sahnedebir yerden ayrılıp başka bir yere gitmek
It is time to go out
Dışarı çıkma zamanı geldi
gezmek
eğlenmek için evden ayrılmak
I want to go out tonight
Bu gece dışarı çıkmak istiyorum
sönmek
yanmayı veya çalışmayı durdurmak
The lights suddenly went out
Işıklar aniden söndü
gönderilmek
bir yere ulaştırılmak üzere yola çıkmak
The invitations went out yesterday
Davetiyeler dün gönderildi
dışarı çıkmak
bir yerden ayrılıp dışarı gitmek
I want to go out tonight
Bu gece dışarı çıkmak istiyorum
dışarı çıkmak
sosyal nedenlerle evden ayrılıp bir yere gitmek
We will go out for dinner tonight
Bu akşam akşam yemeği için dışarı çıkacağız
suikastla öldürmek
Sahnedeönemli bir kişiyi kasıtlı olarak öldürmek
They tried to assassinate the president
Başkana suikast düzenlemeye çalıştılar
paniklemek
Sahnedeaniden yoğun korku veya endişe hissetmek
I freaked out when I saw the spider
Örümceği görünce panikledim
panikleme
ani ve şiddetli bir duygu patlaması
She had a major freak out in front of everyone
Herkesin önünde büyük bir panikleme yaşadı
panik krizi
aniden yaşanan yoğun korku veya panik hali
She had a major freak-out
Büyük bir panik krizi yaşadı
paniklemek
aşırı derecede üzülmek veya korkmak
Do not freak out about the exam
Sınav hakkında panikleme
arkadaş
Sahnedesevdiğiniz ve birlikte vakit geçirdiğiniz kişi
He is my friend
O benim arkadaşım
Akrabalar
Kan bağı veya evlilik yoluyla birbirine bağlı insan grubu
They are my friends
Onlar benim akrabalarım
destekçiler
bir grubu veya davayı destekleyen insanlar
The museum has many friends who donate money
Müzenin para bağışlayan birçok destekçisi var
arkadaşlar
tanıdığınız ve sevdiğiniz insanlar
I have many friends
Benim birçok arkadaşım var
arkadaşlar
tanıdığınız ve sevdiğiniz kişilerden oluşan grup
I have many friends
Benim birçok arkadaşım var
bile
Sahnedeşaşırtıcı veya uç bir durumu belirtmek için kullanılır
He didn't even say hello
Merhaba bile demedi
çift
Sahnedeikiye tam bölünebilen sayı
Four is an even number
Dört çift bir sayıdır
ödeşmiş
iki taraf arasında borç veya avantaj bulunmaması durumu
Now we are even
Şimdi ödeştik
çabalamak
bir şeyi başarmak için gayret göstermek
You should even to reach your goal
Hedefine ulaşmak için çabalamalısın
affetme
Sahnedeyanlış yapan birine karşı duyulan öfkenin sona ermesi
She asked for his forgiveness
Onun affını istedi
pandemi
Sahnedegeniş bir bölgeye yayılan hastalık
The world faced a global pandemic
Dünya küresel bir pandemiyle karşı karşıya kaldı
çözmek
Sahnedebir sorunu çözüme kavuşturmak
They hope to resolve the conflict
Anlaşmazlığı çözmeyi umuyorlar
karar vermek
kesin bir karar almak
She resolved to study harder
Daha sıkı çalışmaya karar verdi
kararlılık
bir şeyi başarmak için sahip olunan güçlü irade
He showed great resolve
O büyük bir kararlılık gösterdi
film
Sahnedehareketli görüntülerden oluşan sinema yapıtı
I watched a great film
Harika bir film izledim
filme çekmek
kamera ile hareketli görüntüleri kaydetmek
They are filming a movie
Bir film çekiyorlar
film
fotoğraf çekmek için kullanılan ışığa duyarlı maddeyle kaplı ince esnek şerit
I need to buy a new roll of film
Yeni bir rulo film almam gerekiyor
tabaka
bir yüzey üzerindeki çok ince madde kaplaması
There was a thin film of oil on the water
Suyun üzerinde ince bir yağ tabakası vardı
yol
Sahnedehareket edilen hat veya güzergah
I am on my way
Yoldayım
imkansız
bir şeyin gerçekleşemeyeceğini belirtmek için kullanılır
No way
İmkansız
yöntem
bir şeyi yapma biçimi veya yolu
This is the best way
Bu en iyi yöntem
çok
büyük bir miktarda veya derecede
It is way too expensive
Bu çok fazla pahalı
araçta
Sahnedebir taşıtın içinde veya üzerinde
All passengers are on board
Tüm yolcular araçta
dahili
bir cihazın içine yerleştirilmiş veya ona entegre edilmiş
The computer has on-board memory
Bilgisayarın dahili belleği var
hemfikir
bir fikri veya kararı desteklemek
I am on board with your suggestion
Önerinle hemfikirim
grup üyesi
bir topluluğun parçası olarak dahil edilmiş
Everyone on board must work together
Gruptaki herkes birlikte çalışmalı
gemide
bir gemi uçak veya araç içinde bulunan
All passengers are on board
Tüm yolcular gemide
dahil
bir işe katılmayı veya yardım etmeyi kabul etmek
We are glad to have you on board
Aramıza katıldığın için mutluyuz
bak
Sahnedebirinin dikkatini çekmek için kullanılır
Look, we are late
Bak, geç kaldık
görünmek
belirli bir şekilde görünmek
You look happy
Mutlu görünüyorsun
görünüş
birinin dış görünüşü veya çekiciliği
I like her look
Onun görünüşünü seviyorum
bakmak
gözleri bir şeye doğru çevirmek
Look at the bird
Kuşa bak