

The Crown — Season 1 Episode 1
Kelimeler ve anlamları
542 kelime
Seviye
can atmak
Sahnedebir şeyi yapmayı çok istemek
I am dying to see you
Seni görmek için can atıyorum
ölmek üzere
Sahnedeölüme çok yakın olmak
The plant is dying
Bitki ölmek üzere
dede
Sahnedeannenizin veya babanızın babası
I visit my grandpapa every weekend
Hafta sonları dedemi ziyaret ederim
beklemek
Sahnedebir şeyin olmasını beklemek
We await your reply
Yanıtınızı bekliyoruz
maymun
Sahnedegoril veya şempanze gibi kuyruksuz, büyük bir primat türü
The gorilla is a large ape
Goril büyük bir maymundur
taklit etmek
birinin davranışlarını aptalca veya özgün olmayan bir şekilde kopyalamak
He likes to ape his teacher
Öğretmenini taklit etmeyi seviyor
taklit etmek
başkasının davranışlarını veya hareketlerini kopyalamak
He loves to ape his older brother
Abisini taklit etmeyi seviyor
geri dönmek
Sahnedebir yere veya konuya tekrar gitmek
I went back to the office
Ofise geri döndüm
geri dönmek
eski haline veya konumuna dönmek
Let's get back to work
Hadi işe geri dönelim
hasta
Sahnedekendini iyi hissetmeyen
I feel sick today
Bugün hasta hissediyorum
müthiş
çok iyi veya etkileyici argo
That car is sick
Bu araba müthiş
iğrenç
tiksinme duygusu uyandıran
This is a sick joke
Bu iğrenç bir şaka
bıkkın
bir şeyden uzun süre maruz kaldığı için sıkılmış olma durumu
I am sick of this noise
Bu gürültüden bıktım
güzel
Sahnedegöze veya zihne hoş gelen
She has a beautiful voice
Onun güzel bir sesi var
güzel
göze hitap eden ve hoş görünen
She is a beautiful woman
O güzel bir kadın
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
tanımak
birini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
tartışmak
Sahnedebir konu hakkında biriyle konuşmak
We need to discuss the plan
Planı tartışmamız gerekiyor
fark
Sahnedeşeylerin aynı olmama durumu
What is the difference between these two?
Bu ikisi arasındaki fark nedir?
fark
bir şeyin yol açtığı değişiklik veya etki
Your help made a big difference
Yardımınız büyük bir fark yarattı
fark
iki şeyin birbirinin aynısı olmama durumu
There is a big difference between these colors
Bu renkler arasında büyük bir fark var
kazanmak
Sahnedebir ödül veya zafer elde etmek
She hopes to win the game
O oyunu kazanmayı umuyor
bahis oynamak
bir oyun veya yarış üzerine para riske etmek
I will win on that horse
O ata bahis oynayacağım
standart
her zamanki veya normal seçenek
This is the win choice
Bu standart seçim
yakışmak
birinin üzerinde iyi durmak
That jacket wins on you
O ceket sana çok yakışıyor
kazanmak
bir yarışmada veya müsabakada birinci olmak
She wants to win the race
O yarışı kazanmak istiyor
elde etmek
çaba göstererek bir şeyi hak etmek
She worked hard to win his respect
Saygısını elde etmek için çok çalıştı
gönlünü kazanmak
birinin sevgi veya ilgisini elde etmek
He tried to win her heart
Onun kalbini kazanmaya çalıştı
ödül kazanmak
yarışma sonucunda ödül almak
Did you win the big prize
Büyük ödülü kazandın mı
galip gelmek
bir mücadeleden üstün ayrılmak
They will win the tournament
Turnuvada galip gelecekler
başarmak
bir işi iyi bir sonuçla bitirmek
You must win in life
Hayatta başarmak zorundasın
başarıya ulaşmak
bir hedefe ulaşıp galip gelmek
They fight to win
Başarıya ulaşmak için savaşıyorlar
yenmek
rakibini mağlup ederek galip gelmek
Our team will win today
Takımımız bugün rakiplerini yenecek
sevgisini kazanmak
birinin aşkını veya ilgisini elde etmek
He hoped to win her heart
Onun kalbini kazanmayı umuyordu
büyük zafer
çok büyük bir galibiyet veya başarı
The election was a big win for the party
Seçim parti için büyük bir zaferdi
galibiyet
bir yarışmada elde edilen başarı veya ödül
That was an easy win for them
Onlar için kolay bir galibiyetti
beklemek
Sahnedebir şeyin olacağını düşünmek
I expect a call today
Bugün bir telefon bekliyorum
hamile
bir bebeğe gebe olmak
She is expecting a baby
Bebek bekliyor
beklenmek
bir eylemi yapması istenmek
You are expected to come
Gelmeniz bekleniyor
ummak
bir şeyin olacağını düşünmek
I expect a reply soon
Yakında bir cevap umuyorum
kahkaha
Sahnedegülme eylemi
I heard laughter coming from the kitchen
Mutfaktan gelen kahkahaları duydum
kahkaha
gülme eylemi veya çıkardığı ses
The room was filled with laughter
Oda kahkahalarla doluydu
fundalık
Sahnedeotlar ve çalılarla kaplı yüksek açık alan
The moors are very windy
Fundalıklar çok rüzgarlıdır
bağlamak
bir tekneyi sabit bir noktaya tutturmak
He moored the boat to the pier
Tekneyi iskeleye bağladı
demirlemek
bir tekneyi sabit bir yere sabitlemek
You cannot moor here
Buraya demirleyemezsiniz
Mağripli
Kuzey Afrika ve İber Yarımadası kökenli Müslüman halkın bir üyesi
He is a Moor
O bir Mağripli
açmak
Sahnedekapalı veya engelli olan bir şeyi erişilebilir hale getirmek
Please open the door
Lütfen kapıyı aç
açık
kapalı veya engellenmiş olmayan
The window is open
Pencere açık
açık fikirli
yeni bir şeyi değerlendirmeye hazır
I am open to suggestions
Önerilere açığım
açık
kapalı olmayan
The store is open now
Mağaza şimdi açık
kabul etmek
Sahnedebir şeye onay vermek
She accepted the invitation
Daveti kabul etti
kabul etmek
bir şeyi doğru veya geçerli olarak tanımak
I accept the truth
Gerçeği kabul ediyorum
kabul etmek
sunulan bir şeyi almak
He accepted the award
Ödülü kabul etti
kabul etmek
bir şeyi almaya veya onaylamaya razı olmak
I accept your offer
Teklifi kabul ediyorum
halk meclisi
Sahnedeparlamentodaki seçilmiş temsilciler grubu
The commons debated the new law
Halk meclisi yeni yasayı tartıştı
ortak alan
iki veya daha fazla kişi tarafından paylaşılan yer
They manage the land as a commons
Araziyi ortak bir alan olarak yönetiyorlar
avam kamarası
üyeleri halk tarafından seçilen parlamento kısmı
The House of Commons is part of the UK parliament
Avam Kamarası Birleşik Krallık parlamentosunun bir parçasıdır
meclis kanadı
parlamentoda seçilmiş üyelerin toplandığı kısım
They walked into the commons to vote
Oy kullanmak için meclis kanadına yürüdüler
tekrar ayağa kalkmak
Sahnededüştükten sonra yeniden ayağa kalkmak
He fell down but got back up
Yere düştü ama tekrar ayağa kalktı
aşırı
Sahnedegerekenden veya adil olandan daha fazla
She is under undue pressure at work
İş yerinde aşırı baskı altında
sonuç
Sahnedebir şeyin sonucunda meydana gelen durum
The result was surprising
Sonuç şaşırtıcıydı
yol açmak
bir şeyin meydana gelmesine neden olmak
Heavy rain resulted in flooding
Şiddetli yağmur sele yol açtı
alışılmadık
Sahnedenormal olmayan veya nadir görülen
It is unusual to snow here in April
Burada nisan ayında kar yağması alışılmadık bir durumdur
sıradışı
alışılmışın dışında olan
She has an unusual talent
Onun sıradışı bir yeteneği var
ön
Sahnedeileriye bakan taraf
Sit in the front of the car
Arabanın önünde otur
avans vermek
bir bedeli ödenmeden önce birine bir şey sağlamak
Can you front me the money until Friday
Cuma gününe kadar bana avans verebilir misin
cephe
belirli bir faaliyetin veya konunun yürütüldüğü alan
They are working on the diplomatic front
Diplomatik cephede çalışıyorlar
kılıf
gizli ve yasa dışı işleri örtbas etmek için kullanılan görünürdeki faaliyet
The event was a front for his illegal activities
Etkinlik yasa dışı faaliyetleri için bir kılıftı
paravan
bir şeyin arkasındaki gerçeği gizlemek için kullanılan görünüş
They used the store as a front
Dükkanı paravan olarak kullandılar
ön
bir kişinin durduğu yer veya bir şeyin ön kısmı
Please stand at the front of the line
Lütfen sıranın önünde durun
cephe
ilerleyen bir hava kütlesinin ön kenarı
A cold front is moving in
Soğuk bir hava cephesi yaklaşıyor
kullanmak
Sahnedebir şeyi faydalanmak amacıyla kullanmak
I am using a computer
Bir bilgisayar kullanıyorum
onur
Sahnedeönemli bir iş başarınca kazanılan büyük saygı veya övgü
It is a glory to help others
Başkalarına yardım etmek büyük bir onurdur
görkem
büyük bir güzellik veya halkın duyduğu hayranlık
The glory of the sunset is breathtaking
Gün batımının görkemi nefes kesici
başa çıkmak
Sahnedebir durumla veya sorunla ilgilenmek
I can handle this problem
Bu sorunla başa çıkabilirim
kulp
Sahnedebir nesneyi tutmaya veya taşımaya yarayan kısım
Please hold the handle of the door
Lütfen kapının kulpunu tut
takma ad
kimlik belirlemek için kullanılan isim veya lakap
What is your Twitter handle
Twitter kullanıcı adın nedir
uzatmak
bir şeyi elden ele teslim etmek
Handle the book to your friend
Kitabı arkadaşına uzat
zerre
Sahnedebir şeyin çok küçük bir parçası veya noktası
There is a speck of dust on the table
Masanın üzerinde bir toz zerresi var
an
Sahnedeçok kısa bir zaman dilimi
Wait a moment
Bir an bekle
şu an
şimdiki zaman dilimi
I am busy at the moment
Şu anda meşgulüm
kazandı
Sahnedebir yarışmada veya oyunda başarı sağlamak
They won the match
Maçı onlar kazandı
kazandı
bir yarışmada en iyi olmak veya birinci gelmek
She won the gold medal in the race
Yarışta altın madalyayı o kazandı
niyetlenmek
Sahnedebir şey yapmayı planlamak veya istemek
I meant to call you earlier
Seni daha önce aramaya niyetlenmiştim
araç
bir şeyi yapma yolu
This is a means of communication
Bu bir iletişim aracıdır
anlamına gelmek
belirli bir anlama sahip olmak
What does this word mean
Bu kelime ne anlama geliyor
kaba
nazik olmayan veya zalim
He is very mean to me
Bana karşı çok kaba
demek istemek
konuşurken bir şeyi açıklamak için kullanılan ifade
I mean to say that we are late
Geç kaldığımızı demek istiyorum
müthiş
çok iyi veya yetenekli
She plays a mean tennis match
O müthiş bir tenis maçı çıkarıyor
yani
konuşurken duraksamak veya açıklık getirmek için kullanılan söz
I mean it is not raining today
Yani bugün yağmur yağmıyor
anlamına gelmek
bir şeyin ne olduğunu belirtmek
A red light means stop
Kırmızı ışık dur anlamına gelir
yöntem
bir işi yapmanın yolu
They used a simple mean to fix it
Bunu düzeltmek için basit bir yöntem kullandılar
temsil etmek
bir fikri ifade etmek veya göstermek
The flag means our country
Bayrak ülkemizi temsil eder
sonraki
Sahnedeşu anki veya mevcut olandan sonra gelen
See you next week
Gelecek hafta görüşürüz
yandaki
bir şeye çok yakın veya onun yanında olan
She sat in the next seat
O yandaki koltukta oturdu
yalnız
Sahnedearkadaşı veya yanında kimsesi olmadığı için üzgün olma durumu
I feel lonely when I am at home alone
Evde tek başımayken kendimi yalnız hissediyorum
ıssız
diğer insanlardan veya yerlerden çok uzak
The cabin was in a lonely place
Kulübe ıssız bir yerdeydi
hastalık
Sahnedehasta olma durumu
He missed school because of sickness
Hastalık nedeniyle okula gitmedi
daraltmak
Sahnedebir şeyi daha az geniş hale getirmek
Narrow the search
Aramayı daraltın
dar
geniş olmayan
The street is very narrow
Sokak çok dar
yemin etmek
Sahnedeciddi bir söz vermek
He vowed to return
Geri döneceğine yemin etti
saray
Sahnedekral veya imparatorun ailesiyle yaşadığı ve çalıştığı yer
The queen lives at the court
Kraliçe sarayda yaşıyor
mahkeme
yasal davaların görüldüğü yer
He must appear in court
Mahkemeye çıkmak zorunda
saha
belirli sporların oynandığı alan
They are playing on the tennis court
Tenis kortunda oynuyorlar
kur yapmak
birine romantik amaçla yaklaşmak
He is trying to court her
Ona kur yapmaya çalışıyor
bazen
Sahnedebazı zamanlar, her zaman değil
Sometimes I wake up early
Bazen erken uyanırım
vurmak
Sahnedebir şeye, örneğin kapıya vurmak
Knock on the door
Kapıyı çal
hamile bırakmak
bir kadının gebe kalmasına neden olmak
He knocked her up
Onu hamile bıraktı
indirmek
bir şeyin değerini veya miktarını azaltmak
They knocked ten dollars off
Fiyattan on dolar indirdiler
etkilemek
birini derin bir şekilde hayran bırakmak
Her performance knocked them out
Performansı onları çok etkiledi
kavga
Sahnedegürültülü tartışma
They had a big row
Büyük bir kavga ettiler
kürek çekmek
Sahnedebir tekneyi küreklerle sürmek
He likes to row the boat
Kayığı kürekle sürmeyi sever
sıra
insan veya nesnelerin oluşturduğu yan yana dizi
Please sit in the front row
Lütfen ön sırada oturun
sıra
birbiri ardına gelen olaylar dizisi
They won three games in a row
Üst üste üç oyun kazandılar
kullanmak
Sahnedebir şeyden yararlanmak
Can I use your pen
Kalemini kullanabilir miyim
yarar
bir şeyin sağladığı fayda
That information has no use
O bilginin hiçbir yararı yok
eskiden yapmak
geçmişte düzenli yapılan ama artık yapılmayan eylem
I used to swim every morning
Eskiden her sabah yüzerdim
ihtiyaç duymak
bir şeye gerek duymak
I could really use some help
Gerçekten biraz yardıma ihtiyacım var
istismar etmek
birini kendi çıkarı için kandırmak
He used me for his benefit
Kendi çıkarı için beni istismar etti
kullanmak
bir şeyi işleme koymak
Use your brain to solve this
Bunu çözmek için beynini kullan
küfür etmek
kaba veya saldırgan bir dil kullanmak
Do not use bad words here
Burada kötü kelimeler kullanma
yararlanmak
bir şeyden fayda sağlamak
You can use these tools for work
İş için bu araçlardan yararlanabilirsin
gerekçe göstermek
bir durum için geçerli bir sebep sunmak
She used the rain as a reason for being late
Yağmuru geç kalmak için gerekçe gösterdi
kötüye kullanmak
bir şeyi yanlış veya zararlı bir şekilde kullanmak
He misused his power
Yetkisini kötüye kullandı
ek olarak
Sahnedebir şeye ek olarak
On top of the rain, it started to snow
Yağmura ek olarak kar yağmaya başladı
en tepesi
bir şeyin en yüksek yeri veya konumu
The cat is on top of the roof
Kedi çatının en tepesinde
kesinlikle
Sahnedehiç şüphe olmadan
He will surely win
Kesinlikle kazanacak
inç
Sahnede2.54 santimetreye eşit uzunluk birimi
That screen is ten inches wide
O ekran on inç genişliğinde
yavaşça ilerlemek
çok yavaş ve kademeli olarak hareket etmek
The car began to inch forward
Araba yavaşça ilerlemeye başladı
inç
bir fitin on ikide birine eşit olan uzunluk birimi
The screen is ten inches wide
Ekran on inç genişliğinde
endişe
Sahnedesizi huzursuz hissettiren şey
My main concern is the weather
Temel endişem hava durumu
firma
büyük bir iş yeri veya şirket
It is a large manufacturing concern
Bu büyük bir üretim firmasıdır
mesele
ele almanız gereken iş veya görev
That is none of your concern
Bu senin meselen değil
ilgilendirmek
bir konuyla ilgili veya bağlantılı olmak
This problem concerns all of us
Bu sorun hepimizi ilgilendiriyor
her zaman
Sahnedesürekli veya çok sık
He talks all the time
O her zaman konuşur
idrak etmek
Sahnedebir durumun önemini veya gerçekliğini kavramak
He finally realized the truth
Sonunda gerçeği idrak etti
fark etmek
bir şeyi anlamak veya farkına varmak
I realized my mistake
Hatamı fark ettim
gerçekleştirmek
bir şeyi gerçek hale getirmek veya hayata geçirmek
She realized her dream
Hayalini gerçekleştirdi
tebrikler
Sahnedebir başarıyı kutlamak için söylenen sözler
Congratulations on your new job
Yeni işin için tebrikler
iltihaplanma
Sahnedevücudun bir bölümündeki kızarıklık ve ağrı
He has inflammation in his joint
Ekleminde iltihaplanma var
tam
Sahnedetüm parçaları içeren
Please write your full name
Lütfen tam adınızı yazın
dolu
mümkün olduğunca çok şeyle doldurulmuş
The glass is full of water
Bardak suyla dolu
tam
mümkün olan en yüksek derecede
He has full control
O tam kontrole sahip
tok
yeterince yemek yemiş olma durumu
I am full after that meal
O yemekten sonra tokum
tıkanıklık
Sahnedebir geçişi engelleyen durum
The blockage caused a flood
Tıkanıklık su baskınına neden oldu
nefret etmek
Sahnedebirinden veya bir şeyden yoğun bir şekilde hoşlanmamak
I hate spiders
Örümceklerden nefret ederim
itiraf etmek
bir şeyin doğru olduğunu söylemek
He confessed the truth
Gerçeği itiraf etti
nefret etmek
birinden veya bir şeyden hiç hoşlanmamak
I hate cold weather
Soğuk havadan nefret ederim
nefret
birine veya bir şeye karşı duyulan çok güçlü hoşlanmama duygusu
They have so much hate in their hearts
Kalplerinde çok fazla nefret var
iyi
Sahnedeyeterince iyi veya tatmin edici
I feel fine today
Bugün iyi hissediyorum
zinde
Sahnedeiyi bir sağlık durumu içinde
She is feeling fine today
Bugün kendini zinde hissediyor
para cezası
bir kural veya yasayı çiğnediğiniz için ödemeniz gereken para
He paid a fine for parking
Park ettiği için para cezası ödedi
ufak
boyut veya miktar olarak çok küçük
There is fine sand on the beach
Sahilde ufak kumlar var
çok daha
Sahnedeönemli ölçüde veya büyük derecede
This car is far better
Bu araba çok daha iyi
şimdiye kadar
şu ana kadar
So far everything is good
Şimdiye kadar her şey iyi
ilerleme
yapılması veya tamamlanması gereken kısım
How far are you with your homework
Ödevinde ne kadar ilerledin
uzak
bir noktadan veya yerden büyük mesafede
The store is too far
Mağaza çok uzak
tuhaf
Sahnedenormalden veya beklenenden farklı
He is a very odd man
O çok tuhaf bir adam
olasılık
bir şeyin gerçekleşme ihtimali
The odds of winning are low
Kazanma olasılığı düşük
tek
ikiye tam bölünemeyen sayı
Three is an odd number
Üç tek bir sayıdır
tek tük
nadiren gerçekleşen veya ortaya çıkan
I do odd jobs for my neighbors
Komşularım için tek tük işler yapıyorum
huzursuz etmek
Sahnedebirini endişeli veya gergin hissettirmek
The bad news started to agitate him
Kötü haberler onu huzursuz etmeye başladı
kışkırtmak
bir konu hakkında insanları harekete geçmeye teşvik etmek
They agitated for better working conditions
Daha iyi çalışma koşulları için kışkırttılar
fikrini belirtmek
Sahnedebir düşünceyi ifade etmek
She says it is a good idea
O bunun iyi bir fikir olduğunu söylüyor
dile getirmek
Sahnedesözle veya yazıyla aktarmak
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
göstermek
bilgi veya rakam belirtmek
The sign says stop
Tabela durmayı gösteriyor
aslında
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu vurgulamak veya ek bilgi vermek için kullanılır
In fact, it is very cold
Aslında hava çok soğuk
gerçek
doğru olduğu bilinen şey
This is a known fact
Bu bilinen bir gerçektir
gerçek
doğru veya gerçek olan bir şey
It is a fact that the earth is round
Dünyanın yuvarlak olduğu bir gerçektir
gerçek
doğru olan bir şey
It is a fact that the earth is round
Dünyanın yuvarlak olması bir gerçektir
sırıtış
Sahnededişleri görünür şekilde genişçe gülümsemek
He had a wide grin on his face
Yüzünde geniş bir sırıtış vardı
bakım
Sahnedebir konunun belirli bir yönü veya ayrıntısı
In this regard, you are right.
Bu bakımda haklısın.
görmek
bir şeyi belirli bir şekilde düşünmek
I regard this as a success
Bunu bir başarı olarak görüyorum
saygı
hayranlık veya değer verme duygusu
I have high regard for her work
Onun işine büyük saygı duyuyorum
fikir değiştirmek
Sahnedekararını veya düşüncesini değiştirmek
I changed my mind about the movie
Film hakkındaki fikrimi değiştirdim
fikrini değiştirmek
daha önce aldığın bir karardan veya görüşten farklı bir karara varmak
I think I will change my mind
Sanırım fikrimi değiştireceğim
karşılığında
Sahnedebir şeyin bedeli veya karşılığı olarak yapılan eylem
He gave her a gift in return for her help
Yardımına karşılık olarak ona bir hediye verdi
evsiz
Sahnedeyaşayacak bir yeri olmayan
He is homeless
O evsiz
gelmek
Sahnedebir yere ulaşma
The train is coming
Tren geliyor
gelecek
Sahnedeyakın zamanda olacak olan
The coming weeks will be busy
Gelecek haftalar yoğun geçecek
ilerleme
gelişme kaydetme
The project is coming along well
Proje iyi ilerliyor
kağıt
Sahnedeyazı yazmak veya baskı yapmak için kullanılan ince tabaka
I need a piece of paper
Bir parça kağıda ihtiyacım var
kağıtla kaplamak
bir yüzeyi duvar kağıdı gibi bir maddeyle örtmek
They decided to paper the bedroom
Yatak odasını kağıtla kaplamaya karar verdiler
makale
okul veya yayın için hazırlanan yazılı çalışma
She wrote a paper about history
Tarih hakkında bir makale yazdı
zayıflık
Sahnedegüçsüz olma durumu
She felt a sudden weakness
Ani bir zayıflık hissetti
zaaf
bir şeye karşı koyamadığınız aşırı düşkünlük
I have a weakness for chocolate
Çikolataya karşı bir zaafım var
pembe yanaklı
Sahnedeyanakları pembe veya kırmızı olan
The baby was healthy and pink-faced
Bebek sağlıklı ve pembe yanaklıydı
üniforma
Sahnedebelirli bir grubun üyeleri tarafından giyilen özel kıyafet
He wears a school uniform
Okul üniforması giyer
tekdüze
her zaman veya her yerde aynı olan
The temperature is uniform in the room
Odadaki sıcaklık her yerde aynı
üniforma
bir grubun üyeleri tarafından giyilen kıyafetler
The police officer is wearing a uniform
Polis memuru üniforma giyiyor
tezahürat yapmak
Sahnedebir sözü ritmik şekilde defalarca tekrarlamak
The crowd is chanting for peace
Kalabalık barış için tezahürat yapıyor
vakit geçirmek
Sahnedebir şeyi yaparak zaman harcamak
I spend my weekends reading
Hafta sonlarımı kitap okuyarak geçiririm
harcamak
bir şey için para vermek
I spend money on food
Yiyeceğe para harcıyorum
harcamak
bir amaç için para zaman veya emek kullanmak
I spent all my money
Tüm paramı harcadım
yavaş
Sahnededüşük hızda olan
The train is very slow
Tren çok yavaş
yavaş
düşük bir hızla veya az bir hareketle gerçekleşen
Business was slow today
Bugün işler yavaştı
yavaşlatmak
bir şeyin hızını azaltmak
You must slow down
Yavaşlamalısın
hasta
Sahnedesağlıklı hissetmeyen
She is too ill to work
Çalışamayacak kadar hasta
dökmek
bir sıvıyı kazara yere akıtmak
He spilled the milk
Sütü döktü
kadar
bir vakte dek
Wait till tomorrow
Yarına kadar bekle
kötü
iyi veya olumlu olmayan
He speaks ill of his neighbors
Komşuları hakkında kötü konuşuyor
taksi
Sahnedeücret karşılığında yolcu taşıyan araç
I will take a taxi to the airport
Havalimanına gitmek için taksi tutacağım
öksürük
Sahnedeakciğerlerden havayı sesli bir şekilde dışarı çıkarma eylemi
I have a bad cough
Kötü bir öksürüğüm var
ödemek
genellikle isteksizce veya zorla para vermek
You have to cough up the money
Parayı ödemen gerekiyor
am
Sahnedekadın cinsel organı için kullanılan çok kaba bir sözcük
The word is a vulgar term for female genitalia
O kelime kadın cinsel organı için kaba bir terimdir
orospu
bir kişiye karşı kullanılan çok kaba ve hakaret içerikli bir söz
He was being a complete cunt
Tam bir orospu gibi davranıyordu
pislik
sevimsiz ya da aptal bir insan için kullanılan çok kaba bir sözcük
Some people call an unpleasant person a cunt
Bazı insanlar hoş olmayan birine pislik derler
adlandırmak
Sahnedebirine veya bir şeye isim vermek
They named the baby Leo
Bebeğe Leo adını verdiler
isim
Sahnedebir kişiye veya nesneye verilen sözcük
My name is Alex
Benim adım Alex
ün
insanların bir kişi veya şey hakkındaki görüşü
He has a good name in the city
Şehirde iyi bir ünü var
şarkı söylemek
Sahnedesesiyle müzikal sesler çıkarmak
I like to sing
Şarkı söylemeyi severim
çok iyi işlemek
bir şeyin çok iyi veya başarılı şekilde çalışması
The new design is really singing
Yeni tasarım gerçekten çok iyi işliyor
övmek
birinden veya bir şeyden iyi bir şekilde bahsetmek
She sang his praises
Ondan övgüyle bahsetti
melodi
bir şarkıyı oluşturan müzikal notalar dizisi
That sing was very catchy
O melodi çok akılda kalıcıydı
bronkoskopi
Sahnedeince bir tüp kullanılarak hava yollarının incelendiği tıbbi bir işlem
The doctor recommended a bronchoscopy
Doktor bir bronkoskopi önerdi
giyinmek
Sahnedekıyafet giymek
I need to dress for work
İş için giyinmem gerekiyor
elbise
kadınlar veya kızlar için üst ve alt kısmı örten giysi
She is wearing a blue dress
Mavi bir elbise giyiyor
pansuman yapmak
bir yarayı temizleyip kapatmak
The nurse will dress the wound
Hemşire yaraya pansuman yapacak
süslemek
bir şeyi daha çekici hale getirmek için güzelleştirmek
We should dress the cake with fresh fruit
Pastayı taze meyveyle süslemeliyiz
çocuk bakıcısı
Sahnedeçocuklara bakan kişi
The nanny looks after the baby
Çocuk bakıcısı bebeğe bakıyor
çocuk bakıcısı
bir ailede çocuklara bakması için tutulan kişi
The nanny is playing with the kids
Çocuk bakıcısı çocuklarla oyun oynuyor
yeterince iyi
Sahnedebir amaç için yeterli olan
This laptop works well enough for my work
Bu dizüstü bilgisayar işim için yeterince iyi çalışıyor
yeterince iyi
olduğu haliyle bırakılabilecek kadar iyi
The wall is painted well enough
Duvar yeterince iyi boyanmış
korumak
Sahnedebirini veya bir şeyi zarar görmekten sakınmak
The mother protected her child from the rain
Anne çocuğunu yağmurdan korudu
korumak
birini veya bir şeyi zarardan uzak tutmak
We must protect the environment
Çevreyi korumalıyız