

The Crown — 1. Sezon Bölüm 1
Kelimeler ve anlamları
542 kelime
Seviye
aşırı derecede
Sahnedeçok büyük ölçüde
It is terribly cold today
Bugün hava aşırı derecede soğuk
çok
bir sıfatı güçlendirmek için kullanılan
I am terribly sorry
Çok üzgünüm
kötü
çok kötü bir şekilde
He behaved terribly at the party
Partide çok kötü davrandı
giyinmek
Sahnedekıyafet giymek
I need to dress for work
İş için giyinmem gerekiyor
elbise
kadınlar veya kızlar için üst ve alt kısmı örten giysi
She is wearing a blue dress
Mavi bir elbise giyiyor
pansuman yapmak
bir yarayı temizleyip kapatmak
The nurse will dress the wound
Hemşire yaraya pansuman yapacak
süslemek
bir şeyi daha çekici hale getirmek için güzelleştirmek
We should dress the cake with fresh fruit
Pastayı taze meyveyle süslemeliyiz
dakika
Sahnede60 saniyelik zaman birimi
It takes ten minutes
On dakika sürer
dakika
bir derecenin altmışta birine eşit açı birimi
One degree contains sixty minutes
Bir derece altmış dakika içerir
çok küçük
boyutu son derece ufak olan
The scientist studied the minute particles
Bilim insanı çok küçük parçacıkları inceledi
tutanak
bir toplantıda konuşulanların resmi yazılı kaydı
They read the minutes of the meeting
Toplantı tutanaklarını okudular
tam o an
bir şeyin gerçekleştiği an
Call me the minute you arrive
Vardığın an beni ara
dakika
altmış saniyelik zaman dilimi
I will be back in a minute
Bir dakika içinde geri döneceğim
teori
Sahnedebir durumu açıklamak için kurulan sistemli fikirler bütünü
The theory of relativity is complex
Görelilik teorisi karmaşıktır
varsayım
bir olayla ilgili öne sürülen fikir veya tahmin
I have a theory about why she left
Neden gittiğine dair bir varsayımım var
teori
bir şeyin nasıl çalıştığını açıklayan fikirler
This theory explains how the engine works
Bu teori motorun nasıl çalıştığını açıklıyor
nefret etmek
Sahnedebirinden veya bir şeyden yoğun bir şekilde hoşlanmamak
I hate spiders
Örümceklerden nefret ederim
itiraf etmek
bir şeyin doğru olduğunu söylemek
He confessed the truth
Gerçeği itiraf etti
nefret etmek
birinden veya bir şeyden hiç hoşlanmamak
I hate cold weather
Soğuk havadan nefret ederim
nefret
birine veya bir şeye karşı duyulan çok güçlü hoşlanmama duygusu
They have so much hate in their hearts
Kalplerinde çok fazla nefret var
önemli
Sahnedeçok anlamlı veya önemli
There is a significant difference
Önemli bir fark var
fırkateyn
Sahnedeküçük ve hızlı bir savaş gemisi
The navy deployed a frigate for the mission
Donanma görev için bir fırkateyn görevlendirdi
karar vermek
Sahnedebir konu hakkında seçim yapmak
I need to decide what to eat
Ne yiyeceğime karar vermem lazım
karar vermek
bir seçenek üzerinde tercihte bulunmak
You must decide which path to take
Hangi yolu seçeceğine karar vermelisin
desteklemek
Sahnedebirine destek olmak için bağırmak
We cheered on the runners
Koşucuları destekledik
tezahürat yapmak
birini desteklediğini göstermek için bağırmak
The crowd cheered on the team
Kalabalık takım için tezahürat yaptı
sağlık
Sahnedesağlıklı veya hasta olma durumu
Exercise is good for your health
Egzersiz sağlığınız için iyidir
sağlık
Sahnedehastalık veya yaralanma olmayan durum
Eating vegetables is good for your health
Sebze yemek sağlığınız için iyidir
sağlık durumu
bir kişinin vücudunun veya zihninin hali
Her health is improving
Sağlık durumu iyileşiyor
kalıcı
Sahnedeuzun süre veya sonsuza dek süren
This is a permanent job
Bu kalıcı bir iş
ara sıra olan
Sahnedebazen olan ama sık olmayan
We have occasional rain in summer
Yazın ara sıra yağmur yağar
hükümdar
Sahnedebir ülkeyi yöneten kral veya kraliçe
The sovereign signed the new law
Hükümdar yeni yasayı imzaladı
egemen
kendi kendini yönetme yetkisine sahip
The country is a sovereign nation
Ülke egemen bir ulustur
hükümdar
ülkeyi yöneten kral veya kraliçe
The sovereign lives in the palace
Hükümdar sarayda yaşıyor
kazandı
Sahnedebir yarışmada veya oyunda başarı sağlamak
They won the match
Maçı onlar kazandı
kazandı
bir yarışmada en iyi olmak veya birinci gelmek
She won the gold medal in the race
Yarışta altın madalyayı o kazandı
seçmek
Sahnedebir şeyi tercih etmek veya seçmek
Pick a color
Bir renk seç
pena
telli çalgıları çalmak için kullanılan küçük alet
He lost his guitar pick
Gitar penasını kaybetti
almak
bir nesneyi elinize almak veya kaldırmak
Pick up your book
Kitabını al
temizlemek
küçük bir boşluktan bir şeyi çıkarmak
Use a toothpick to pick your teeth
Dişlerini temizlemek için kürdan kullan
yasal olarak
Sahnedeyasalara uygun bir şekilde
He acted lawfully
Yasalara uygun hareket etti
ileri
Sahnedeön tarafa veya geleceğe doğru
Step forward
İleri adım at
girişken
kaba görünebilecek kadar kendinden emin
He was too forward
Fazla girişkendi
forvet
sporlarda hücum oyuncusu pozisyonu
He plays as a forward
Forvet olarak oynuyor
iletmek
bir şeyi başka bir kişiye veya yere göndermek
Please forward the email
Lütfen e-postayı iletin
oyalanmak
Sahnedeboş yere zaman harcamak
Do not dally on your way home
Eve dönerken oyalanma
itibar
Sahnedeyüksek bir sosyal veya resmi konum
The role carries great dignity
Bu rol büyük bir itibar taşır
haysiyet
saygıya değer olma durumu
Everyone should be treated with dignity
Herkes haysiyetle muamele görmelidir
seni
Sahnedesen kelimesinin eski dilde kullanılan biçimi
I love thee
Seni seviyorum
silah ateşlemek
Sahnedebir silahı kullanıp patlatmak
Please do not shoot the weapon
Lütfen silahı ateşleme
hay aksi
hafif kızgınlık veya hayal kırıklığı belirten ünlem
Shoot, I forgot my keys
Hay aksi, anahtarlarımı unuttum
hay aksi
şaşkınlık veya kızgınlık ifade eden ünlem
Shoot I forgot my keys
Hay aksi anahtarlarımı unuttum
çekmek
kamera ile görüntü kaydetmek
We will shoot a movie
Bir film çekeceğiz
çekmek
kamera ile görüntü kaydetmek
We will shoot a movie tomorrow
Yarın bir film çekeceğiz
ateşlemek
bir silahın patlamasını sağlamak
He shot the gun into the air
Silahı havaya ateşledi
vurmak
birini veya bir şeyi vurmak için silah kullanmak
You should not shoot at birds
Kuşlara ateş etmemelisin
ateş etmek
birine veya bir şeye silah doğrultup ateşlemek
The soldier shot at the target
Asker hedefe ateş etti
ateş açmak
silah veya başka bir mühimmatı ateşlemek
They decided to shoot at the enemy
Düşmana ateş açmaya karar verdiler
yaralamak
silahla birini vurarak sakat bırakmak
The robber shot the security guard
Soyguncu güvenlik görevlisini vurdu
hedef almak
birine veya bir şeye ateş etmek
Do not shoot at the innocent people
Masum insanlara ateş etmeyin
enjekte etmek
bir sıvıyı zorla bir yere vermek
The doctor will shoot the medicine
Doktor ilacı enjekte edecek
vurup yaralamak
mermi ile birini yaralamak
He accidentally shot his friend
Kazara arkadaşını vurdu
öldürmek
mermi ile birinin yaşamına son vermek
The soldier shot the guard
Asker nöbetçiyi vurdu
vurup öldürmek
silah kullanarak birini öldürmek
They shot the man in the street
Adamı sokakta vurup öldürdüler
ateş etmek
birine veya bir şeye ateşli silahla vurmak
He decided to shoot at the target
Hedefe ateş etmeye karar verdi
fırlatmak
bir şeyi hızla ileriye doğru göndermek
Please shoot the ball to me
Lütfen topu bana fırlat
huzursuz etmek
Sahnedebirini endişeli veya gergin hissettirmek
The bad news started to agitate him
Kötü haberler onu huzursuz etmeye başladı
kışkırtmak
bir konu hakkında insanları harekete geçmeye teşvik etmek
They agitated for better working conditions
Daha iyi çalışma koşulları için kışkırttılar
fark
Sahnedeşeylerin aynı olmama durumu
What is the difference between these two?
Bu ikisi arasındaki fark nedir?
fark
bir şeyin yol açtığı değişiklik veya etki
Your help made a big difference
Yardımınız büyük bir fark yarattı
fark
iki şeyin birbirinin aynısı olmama durumu
There is a big difference between these colors
Bu renkler arasında büyük bir fark var
Soru sormak
Sahnedebirinden bilgi almak amacıyla bir şey sormak
She wanted to question him about the project
Proje hakkında ona soru sormak istedi
sorgulamak
bir şey hakkında şüphe belirtmek
I question his honesty
Onun dürüstlüğünü sorguluyorum
Söz konusu
Üzerinde tartışılan konu
This is the issue in question
Söz konusu olan mesele budur
göz
Sahnedebir şeyi fark etme veya ona odaklanma yeteneği
Keep one eye on the door
Kapı üzerinde bir gözün olsun
tek göz
görmeyi sağlayan organ
He closed one eye
Tek gözünü kapattı
yaşasın
Sahnedemutluluk veya heyecan belirtmek için kullanılan bir söz
Hooray, we won!
Yaşasın, kazandık!
geri dönmek
Sahnedebir yere tekrar gelmek
I will be back soon
Yakında geri döneceğim
devlet adamlığı
Sahnedekamu veya siyasi işleri bilgece yönetme yeteneği
She showed great statesmanship during the crisis
Kriz sırasında büyük bir devlet adamlığı sergiledi
damat
Sahnedeevlenen erkek
The groom looked very happy
Damat çok mutlu görünüyordu
bakım yapmak
bir kişiyi veya hayvanı temiz ve düzenli hale getirmek
She groomed her horse
Atının bakımını yaptı
yetiştirmek
birini bir görev veya iş için hazırlamak
The manager is grooming her for the position
Müdür onu pozisyon için yetiştiriyor
damat
evlenmekte olan erkek
The groom wore a black suit
Damat siyah bir takım elbise giydi
en az
Sahnedemiktar veya derece bakımından en düşük olan
He played the least of all
En az o oynadı
iyi
Sahnedeyüksek kalitede veya tatmin edici
This is a good book
Bu iyi bir kitap
mal
alınıp satılan ürünler
These are luxury goods
Bunlar lüks mallardır
epey
bir miktarı veya dereceyi vurgulayan söz
It took a good ten minutes
Epey bir on dakika sürdü
org
Sahnedegenellikle kiliselerde kullanılan büyük bir klavyeli çalgı
He plays the organ in church
Kilisede org çalıyor
organ
vücudun belirli bir işlevi olan parçası
The heart is an important organ
Kalp önemli bir organdır
insafsız
Sahnedeçok kaba veya nazik olmayan bir kişi
Stop being such a bastard
Bu kadar insafsız olmayı bırak
çalışkan kişi
çok sıkı ve yorulmadan çalışan kimse
He is a hard working bastard
O çok çalışkan biridir
evlilik dışı çocuk
evli olmayan ebeveynlerden dünyaya gelen çocuk
The child was born a bastard
Çocuk evlilik dışı doğmuştu
pislik
sevmediğin bir kişi için kullanılan kaba veya kırıcı bir ifade
He acted like a complete bastard
Tam bir pislik gibi davrandı
pislik
kaba ve rahatsız edici insanlar için kullanılan kaba bir söz
He is a real bastard
O tam bir pislik
kartuş
Sahnedeiçinde bir madde bulunan küçük kap veya tüp
I need a new ink cartridge
Yeni bir mürekkep kartuşuna ihtiyacım var
geç
Sahnedezamanında olmayan
I am late for work
İşe geç kaldım
merhum
artık hayatta olmayan
His late father was a doctor
Merhum babası doktordu
son
yakın zamanda gerçekleşen veya yapılan
These are late reports
Bunlar son raporlar
geç
belirlenen zamandan sonra olan
I am late for work
İşe geç kaldım
elde etmeye çalışmak
Sahnedebir şeyi başarmak için çabalamak
She seeks a better future
Daha iyi bir gelecek elde etmeye çalışıyor
aramak
bir şeyi bulmaya çalışmak
He is seeking a new job
Yeni bir iş arıyor
aramak
bir şeyi bulmak için çaba sarf etmek
They seek a solution
Bir çözüm arıyorlar
aramak
birini veya bir şeyi bulmaya çalışmak
He is seeking his lost cat
Kaybolan kedisini arıyor
yerine
Sahnedebir şey yerine
I chose tea rather than coffee
Kahve yerine çay seçtim
yerine
bir şeyin yerine başka bir şeyi seçmek
I chose water rather than soda
Gazoz yerine su seçtim
yerine
başka bir şeyin yerine
I drink tea rather than coffee
Kahve yerine çay içerim
kapatmak
Sahnedebir cihazın veya makinenin çalışmasını durdurmak
Please turn off the lamp
Lütfen lambayı kapat
kapatmak
bir makineyi veya ışığı durdurmak
Please turn off the light
Lütfen ışığı kapatın
soğutan şey
birinin birine veya bir şeye olan ilgisini azaltan durum
Rude behavior is a real turn off
Kaba davranış insanı gerçekten soğutuyor
kafasını boşaltmak
bir şey hakkında düşünmeyi durdurmak
I need to turn off for a while
Bir süreliğine kafamı boşaltmaya ihtiyacım var
sapmak
seyahat edilen yoldan veya patikadan ayrılmak
Turn off the highway at the next exit
Bir sonraki çıkıştan otobandan sap
soğutmak
birinin ilgisini kaybetmesine veya tiksinmesine neden olmak
His rude behavior turned me off
Onun kaba davranışı benden soğuttu
tebrikler
Sahnedebir başarıyı kutlamak için söylenen sözler
Congratulations on your new job
Yeni işin için tebrikler
tıkanıklık
Sahnedebir geçişi engelleyen durum
The blockage caused a flood
Tıkanıklık su baskınına neden oldu
stres
Sahnedezor durumların neden olduğu endişe veya zihinsel gerginlik
High stress affects your health
Yüksek stres sağlığınızı etkiler
vurgulamak
bir şeye özel önem vermek
I want to stress this point
Bu noktayı vurgulamak istiyorum
gerilme
bir nesne üzerine uygulanan kuvvet
The bridge cannot take too much stress
Köprü çok fazla gerilmeye dayanamaz
stres yaratmak
birini kaygılı veya endişeli hale getirmek
This project stresses me
Bu proje bende stres yaratıyor
affedersiniz
Sahnedeözür dilemek veya birinin dikkatini çekmek için kullanılan nazik bir ifade
Excuse me, where is the station?
Affedersiniz, istasyon nerede?
pardon
duyulmayan veya anlaşılmayan bir şeyi tekrar ettirmek için kullanılan ifade
Excuse me could you say that again
Pardon bunu tekrar söyleyebilir misiniz
affedersiniz
birinin dikkatini çekmek veya özür dilemek için kullanılan nazik bir ifade
Excuse me can you help me
Affedersiniz bana yardım edebilir misiniz
pardon
birinin dikkatini çekmek veya özür dilemek için söylenen söz
Excuse me I did not see you
Pardon sizi görmedim
tren düdüğü
Sahnedesinyal olarak kullanılan, trendeki yüksek sesli düdük
I heard the train whistle
Tren düdüğünü duydum
gülmek
Sahnedebir şeyin komik olduğunu belirtmek için ses çıkarmak
He laughs at the joke
Şakaya gülüyor
gülüş
mutlu veya eğlenmişken çıkarılan ses
I heard her laugh
Onun gülüşünü duydum
kahkaha
insanları gülümseten veya eğlendiren şey
That joke was a good laugh
O şaka çok iyi bir kahkahaydı
izin vermek
Sahnedebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
bildirmek
birine bir şeyi haber vermek
Let me know your answer
Cevabını bana bildir
işten çıkarmak
birinin işine son vermek
The manager had to let him go
Müdür onu işten çıkarmak zorunda kaldı
hayal kırıklığına uğratmak
beklentileri karşılayamamak
I will not let you down
Seni hayal kırıklığına uğratmayacağım
eşlik etmek
Sahnedebir şeyle aynı zamanda meydana gelmek
Fever often attends this illness
Ateş genellikle bu hastalığa eşlik eder
ilgilenmek
birine veya bir şeye yardım etmek ya da bakım sağlamak
You should attend to your studies
Derslerinle ilgilenmelisin
beklemek
birinin gelmesine kadar orada bulunmak
He attended the guests at the door
Misafirleri kapıda bekledi
katılmak
bir etkinliğe gitmek veya bir yerde bulunmak
I will attend the meeting
Toplantıya katılacağım
yemek alanı
Sahnedeinsanların yemek yediği yer
The dining area is clean
Yemek alanı temiz
yemek odası
evde insanların yemek yedikleri oda
We are having dinner in the dining room
Akşam yemeğini yemek odasında yiyoruz
hiç
Sahnedeherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
çok
bir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
daima
her zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
hiçbir zaman
hiçbir vakitte
I will not ever go back
Hiçbir zaman geri dönmeyeceğim
hiç
geçmişte bir noktadan bugüne kadar olan zaman
Have you ever been to Paris
Hiç Parise gittin mi
hiç
geçmişteki bir noktadan günümüze kadar olan sürede
Have you ever been to Paris
Hiç Parise gittin mi
içinde
Sahnedebir şeyin iç kısmı veya içinde
The keys are inside the bag
Anahtarlar çantanın içinde
içeride
Sahnedebir yerin veya nesnenin içi
It is very hot inside
İçerisi çok sıcak
içeriden
sadece sınırlı sayıda kişinin bildiği
She has inside knowledge
Onun içeriden bilgisi var
iç
bir yerin iç kısmı veya oraya girme imkanı
The key lets you inside the room
Anahtar odaya girmenizi sağlar
ay
Sahnedeotuz gün civarındaki zaman dilimi
There are twelve months in a year
Bir yılda on iki ay vardır
ay
Sahnedeyılın on iki bölümünden biri
February is the second month of the year
Şubat yılın ikinci ayıdır
aylık
bir ay süren veya kapsayan
It was a six-month project
Bu altı aylık bir projeydi
ay
yılın on iki bölümünden her biri
There are twelve months in a year
Bir yılda on iki ay vardır
dahiyane
Sahnedeçok zeki veya yaratıcı
He came up with an ingenious solution
Dahiyane bir çözüm buldu
hasta
Sahnedetıbbi bakım alan kişi
The doctor sees the patient
Doktor hastayı muayene ediyor
sabırlı
beklerken veya sorunlarla uğraşırken sakin kalan
Please be patient
Lütfen sabırlı olun
tercih etmek
Sahnedebir şeyi diğerinden daha çok istemek veya sevmek
I prefer coffee to tea
Kahveyi çaya tercih ederim
tercih etmek
bir şeyi diğerine karşı daha çok istemek
I prefer tea to coffee
Çayı kahveye tercih ederim
olursa diye
Sahnedebir şeyin olması ihtimaline karşı önlem olarak
Take an umbrella in case it rains
Yağmur yağarsa diye şemsiye al
olur da
bir durumun gerçekleşme ihtimaline karşı
Take an umbrella in case it rains
Yağmur yağar diye şemsiyeni al
olası duruma karşı
bir şeyin gerçekleşme ihtimaline karşı hazırlıklı olmak
Take an umbrella in case it rains
Yağmur yağma ihtimaline karşı bir şemsiye al
kavga
Sahnedegürültülü tartışma
They had a big row
Büyük bir kavga ettiler
kürek çekmek
Sahnedebir tekneyi küreklerle sürmek
He likes to row the boat
Kayığı kürekle sürmeyi sever
sıra
insan veya nesnelerin oluşturduğu yan yana dizi
Please sit in the front row
Lütfen ön sırada oturun
sıra
birbiri ardına gelen olaylar dizisi
They won three games in a row
Üst üste üç oyun kazandılar
başbakan
Sahnedehükümetin başındaki yüksek rütbeli yönetici
The prime minister spoke to the people
Başbakan halka hitap etti
başbakan
hükümetin başındaki kişi
The prime minister announced new laws
Başbakan yeni yasaları duyurdu
başbakan
bir ülkenin yönetiminden sorumlu kişi
The prime minister made a speech
Başbakan bir konuşma yaptı
başbakan
hükümetin en üst düzey yetkilisi
The prime minister met with the president
Başbakan cumhurbaşkanı ile görüştü
selef
Sahnedebir görevde kendinden önce bulunan kimse
He replaced his predecessor
Selefinin yerini aldı
üzerinde durmak
Sahnedebir yüzeyin üzerinde durur pozisyonda olmak
The book sits on the table
Kitap masanın üzerinde duruyor
üye olmak
bir kurul veya komitede görev yapmak
She sits on the school board
Okul yönetim kurulunda üye olarak görev yapıyor
bekletmek
bir işi yapmayı veya karara bağlamayı ertelemek
The manager is sitting on the report
Müdür raporu bekletiyor
üzerine oturmak
bir şeyin veya birinin ağırlığını vermek
Please do not sit on the fragile chair
Lütfen kırılgan sandalyenin üzerine oturma
eylemsiz kalmak
bir konuda harekete geçmek yerine hiçbir şey yapmamak veya beklemek
Do not sit on the report
Raporu bekletme
oturmak
bir şeyin üzerinde oturur durumda bulunmak
Please sit on the chair
Lütfen sandalyeye otur
yenilemek
Sahnedebir binayı veya odayı onarıp yeni gibi görünmesini sağlamak
They want to renovate the old house
Eski evi yenilemek istiyorlar
öbür gün
Sahnedeyarından sonraki gün
I will call you the day after tomorrow
Seni öbür gün arayacağım
geri dönmek
Sahnedebir yere veya konuya tekrar gitmek
I went back to the office
Ofise geri döndüm
geri dönmek
eski haline veya konumuna dönmek
Let's get back to work
Hadi işe geri dönelim
idrak etmek
Sahnedebir durumun önemini veya gerçekliğini kavramak
He finally realized the truth
Sonunda gerçeği idrak etti
fark etmek
bir şeyi anlamak veya farkına varmak
I realized my mistake
Hatamı fark ettim
gerçekleştirmek
bir şeyi gerçek hale getirmek veya hayata geçirmek
She realized her dream
Hayalini gerçekleştirdi
rezeksiyon
Sahnedeameliyatla organ veya dokunun bir kısmının kesilip çıkarılması
The surgeon planned a liver resection
Cerrah karaciğer rezeksiyonu planladı
daha hızlı
Sahnededaha kısa sürede gerçekleşen
This path is quicker
Bu yol daha hızlı
daha hızlı
daha kısa sürede gerçekleşen
We need a quicker way
Daha hızlı bir yola ihtiyacımız var
evsiz
Sahnedeyaşayacak bir yeri olmayan
He is homeless
O evsiz
niyetinde olmak
Sahnedene yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
gitmek
bir yere varmak veya bir etkinliğe katılmak
We go to school every morning
Her sabah okula gideriz
ilk tercih
birinin en sık kullandığı veya seçtiği şey ya da kişi
Pizza is my go-to meal on Fridays
Pizza cumaları ilk tercihim olan yemektir
gitmek
bir yere veya kişiye ulaşmak
The letter goes to the manager
Mektup müdüre gidiyor
gitmek
bir okulda öğrenci olmak
She goes to university in London
O Londra'da üniversiteye gidiyor
yönelmek
bir yerin doğrultusunda hareket etmek
The road goes to the city center
Yol şehir merkezine yöneliyor
uğramak
bir yeri ziyaret etmek
I will go to the library today
Bugün kütüphaneye uğrayacağım
gitmek
belirli bir yere doğru hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
gitmek
birine ulaşmak ya da teslim edilmek
This award will go to the best student
Bu ödül en iyi öğrenciye gidecek
gitmek
bir yerin yönüne doğru hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
iç çekmek
Sahnededuygu belirtmek için sesli nefes vermek
She sighs because she is tired
Yorgun olduğu için iç çekiyor
tuvalet
Sahnedeatıkların döküldüğü kase şeklindeki tesisat
I need to use the toilet
Tuvaleti kullanmam gerekiyor
felaket
çok kötü veya başarısız bir durum
The project is a total toilet
Proje tam bir felaket
tuvalet
insan atıklarını boşaltmak için kullanılan tesisat
Please clean the toilet
Lütfen tuvaleti temizle
kabul etmek
Sahnedebir şeye onay vermek
She accepted the invitation
Daveti kabul etti
kabul etmek
bir şeyi doğru veya geçerli olarak tanımak
I accept the truth
Gerçeği kabul ediyorum
kabul etmek
sunulan bir şeyi almak
He accepted the award
Ödülü kabul etti
kabul etmek
bir şeyi almaya veya onaylamaya razı olmak
I accept your offer
Teklifi kabul ediyorum
akciğer
Sahnedenefes almak için kullanılan göğüs boşluğundaki organ
He has a problem with his lung
Onun akciğerinde bir sorun var
amperaj
Sahnedeelektrik akımının şiddeti
The amperage is too high for this wire
Bu kablo için amperaj çok yüksek
bak
Sahnededikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
şimdi
Sahnedeiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
tamam
Sahnedeonaylamak veya bir şeyin yolunda olduğunu belirtmek için kullanılır
Alright, I will go
Tamam, gideceğim
bir
Sahnede1 sayısı
I have one apple in my bag
Çantamda bir elma var
bölüm
bir dizinin parçası
I watched episode one last night
Dün gece dizinin ilk bölümünü izledim
an
çok kısa bir süre
Wait for one moment please
Lütfen bir an bekleyin
biraz
küçük bir derecede
This is one better than that
Bu ondan biraz daha iyi
deneyimli
Sahnedeuzun süre çalışarak bilgi veya beceri sahibi olan
She is an experienced teacher
O deneyimli bir öğretmen
deneyimli
bir şeyi yaparak beceri veya bilgi kazanmış olan
He is an experienced teacher
O deneyimli bir öğretmendir
deneyim
bir şey yaparken kazanılan beceri veya bilgi
He gained experience from the job
İşi sayesinde deneyim kazandı
değişiklik
Sahnedebir şeyde yapılan küçük değişiklik
He made a small alteration to the plan
Plan üzerinde küçük bir değişiklik yaptı
sigara içen
Sahnedetütün kullanan kişi
He is a smoker
O bir sigara içicisidir
tütsüleme makinesi
dumanla yavaşça yemek pişiren cihaz
I cooked ribs in the smoker
Kaburgaları tütsüleme makinesinde pişirdim
endişe
Sahnedebir durumdan kaynaklanan huzursuzluk hissi
She expressed her worry about the project
Proje hakkındaki endişesini dile getirdi
endişelenmek
Sahnedebir şey hakkında kaygılı hissetmek
Do not worry about me
Benim hakkımda endişelenme
kaygılandırmak
birini tedirgin etmek
The news worried the family
Haberler aileyi kaygılandırdı
endişe
insanı kaygılandıran düşünceler veya durumlar
I have many worries about my future
Geleceğim hakkında birçok endişem var
endişeli
gergin veya kaygılı hissetme
Do not worry about the exam
Sınav hakkında endişelenme
öğle yemeği
Sahnedegün ortasında yenilen yemek
I have lunch at noon
Öğle yemeğini öğlen yerim
öğle yemeği
günün ortasında yenen yemek
I had a salad for lunch
Öğle yemeğinde salata yedim
matematikçi
Sahnedesayılar ve şekillerle ilgilenen kişi
She is a famous mathematician
O, ünlü bir matematikçidir