

The Crown — 1. Sezon Bölüm 4
Kelimeler ve anlamları
776 kelime
Seviye
şu anda
Sahnedeşu an yaşanan zaman dilimi
He is busy at present
O şu anda meşgul
gazete
Sahnedegünlük olarak basılan haber yayını
I read the newspaper every morning
Her sabah gazete okurum
kıkırdamak
Sahnedesessizce gülmek
He chuckled at the joke
Şakaya kıkırdadı
kıkırdamak
sessiz ve yumuşak bir şekilde gülmek
He gave a little chuckle
Hafifçe kıkırdadı
kıkırdamak
alçak sesle gülmek
She chuckled at the joke
Şakaya kıkırdayarak güldü
kıkırdamak
kısa ve sessiz sesler çıkararak gülmek
He started to chuckle at the funny video
Komik videoya kıkırdamaya başladı
kıyasla
Sahnedebaşka bir şeyle karşılaştırıldığında
The city is small by comparison
Şehir kıyasla küçüktür
kişneme
Sahnedeatın çıkardığı hafif ve yumuşak ses
I heard the soft whicker of the horse in the stable
Ahırda atın hafif kişnemesini duydum
gece boyunca
Sahnedegece süresince
I stayed overnight at a hotel
Bir otelde gece boyunca kaldım
bir gecede
Sahnedeçok kısa sürede aniden
He became famous overnight
Bir gecede ünlü oldu
ertesi güne göndermek
bir şeyi ertesi gün ulaşacak şekilde göndermek
I will overnight the documents
Belgeleri ertesi güne göndereceğim
bir gecede
kısa süre içinde aniden
He became famous overnight
Bir gecede ünlü oldu
yumuşatmak
Sahnedebirinin öfkesini veya korkusunu azaltmak
His smile disarmed her
Gülümsemesi onu yumuşattı
silahsızlandırmak
birinin elinden silahını almak
The police disarmed the suspect
Polis şüpheliyi silahsızlandırdı
devam etmek
Sahnedebir şeyi yapmaya devam etmek
Please continue reading
Lütfen okumaya devam et
sürmek
Sahnedeolmaya veya gerçekleşmeye devam etmek
The rain continued all day
Yağmur tüm gün sürdü
sürdürmek
bir şeyi kararlılıkla yapmaya devam etmek
He continued his studies
Çalışmalarını sürdürdü
devam etmek
bir eylemi kesintisiz sürdürmek
They decided to continue the meeting
Toplantıya devam etmeye karar verdiler
yeterli
Sahnedegerektiği kadar
This is enough for me
Bu benim için yeterli
yeter
artık daha fazlasına gerek yok
That is enough
Bu kadar yeter
yeterli
istenilen ya da gereken miktarda
Do you have enough water
Yeterli suyun var mı
yeterli
ihtiyaç kadar olan
I have enough money
Yeterince param var
radyo
Sahnederadyo yayınlarını alan cihaz
I listened to the news on the wireless
Haberleri radyodan dinledim
kablosuz
kablo yerine radyo sinyalleri kullanan
I have a wireless mouse
Kablosuz bir farem var
hayati
Sahnedeson derece önemli veya gerekli
Water is vital for life
Su yaşam için hayatidir
genelinde
Sahnedebir şeyin tamamını kapsayacak şekilde
The news spread across the country
Haber ülke genelinde yayıldı
soldan sağa
bulmacadaki yatay ipucu
Look at five across
Beş soldan sağaya bak
haberdar
bir konu hakkında bilgi sahibi olan
Are you across the project details
Proje detaylarından haberdar mısın
karşıya
bir taraftan diğer tarafa doğru
He walked across the street
Caddenin karşısına yürüdü
çektirmek
Sahnedebirine hoş olmayan bir şeyi yaşatmak
He did not want to inflict pain on others
Başkalarına acı çektirmek istemedi
görev düşmek
Sahnedebirinin sorumluluğu veya görevi haline gelmek
The task falls to you
Bu görev sana düştü
üstüne düşmek
bir şeyin üzerine düşmek
He fell to the ground
Yere düştü
kontrolüne girmek
birinin veya bir şeyin kontrolü altına girmek
The city fell to the enemy
Şehir düşmanın kontrolüne girdi
yanında
Sahnedebir şeye veya birine çok yakın
He sat next to me
O benim yanımda oturdu
neredeyse
bir durumun gerçekleşmesine çok az kalması
It is next to impossible
Bu neredeyse imkansız
sıradaki
mevcut olandan sonra gelen
Who is next to go
Gitmek için sıradaki kim
yanında
bir şeyin çok yakınında
The book is next to the lamp
Kitap lambanın yanında
eğitimli
Sahnedeözel bir beceri kazanmış olan
She is a trained professional
O eğitimli bir profesyonel
antrenman yaptı
düzenli egzersiz yaparak bir spora veya aktiviteye hazırlanmak
She trained hard for the race
Yarış için sıkı antrenman yaptı
eğitilmiş
bir beceri kazandırılmış veya hazırlanmış
The dog is well trained
Köpek iyi eğitilmiş
hastane
Sahnedehasta insanların tedavi edildiği yer
He is in the hospital
O, hastanede
hastane
Sahnedehastaların tedavi edildiği bina
I went to the hospital for a checkup
Kontrolüm için hastaneye gittim
sağlık merkezi
tıbbi hizmetlerin sunulduğu yer
The medical center is very busy today
Sağlık merkezi bugün çok yoğun
hastane
hastaların tedavi edildiği yer
He works at the hospital
O hastanede çalışıyor
muhalefet
Sahnedebaşka bir görüşe karşı çıkan veya rekabet eden grup
The opposition criticized the new law
Muhalefet yeni yasayı eleştirdi
muhalefet
bir şeye karşı çıkma veya direnme eylemi
There is strong opposition to the new law
Yeni yasaya karşı güçlü bir muhalefet var
rakip
rekabet ettiğiniz kişi veya grup
We must defeat the opposition in the game
Oyunda rakibi yenmeliyiz
dakika
Sahnede60 saniyelik zaman birimi
It takes ten minutes
On dakika sürer
dakika
bir derecenin altmışta birine eşit açı birimi
One degree contains sixty minutes
Bir derece altmış dakika içerir
çok küçük
boyutu son derece ufak olan
The scientist studied the minute particles
Bilim insanı çok küçük parçacıkları inceledi
tutanak
bir toplantıda konuşulanların resmi yazılı kaydı
They read the minutes of the meeting
Toplantı tutanaklarını okudular
tam o an
bir şeyin gerçekleştiği an
Call me the minute you arrive
Vardığın an beni ara
dakika
altmış saniyelik zaman dilimi
I will be back in a minute
Bir dakika içinde geri döneceğim
adil
Sahnedeherkese eşit ve hakkaniyetli davranan
An equitable distribution of resources is important
Kaynakların adil bir şekilde dağıtılması önemlidir
pay
Sahnedebir işteki ortaklık veya hisse durumu
He has an interest in the company
Şirkette bir payı var
ilgilendirmek
Sahnedebirinin bir şeye merak duymasını veya dikkat etmesini sağlamak
This book interests me
Bu kitap ilgimi çekiyor
faiz
ödünç alınan para için ödenen ek ücret
The bank charges a high interest rate
Banka yüksek bir faiz oranı uyguluyor
hobi
boş zamanlarda yapmaktan hoşlanılan etkinlik
Reading is one of my interests
Okumak hobilerimden biridir
eğilmek
Sahnedevücudun dik durmaması için hareket ettirilmesi
Do not lean against the wall
Duvara yaslanma
kıt
bir şeyin çok az olması
It was a lean year
Kıt bir yıldı
yağsız
vücutta çok az yağ olması
I like lean meat
Yağsız eti severim
eğiliminde olmak
bir şeyi tercih etme veya seçme olasılığı
I lean toward the blue shirt
Mavi gömleğe eğilimindeyim
hareketsiz
Sahnedeyer değiştirmeyen veya kımıldamayan
He stood unmoving for an hour
Bir saat boyunca hareketsiz durdu
yoğun sis
Sahnedegörüşü zorlaştıran kalın sis
We could not see in the thick pea-souper
Yoğun siste önümüzü göremiyorduk
gelişmek
Sahnededaha iyi hale gelmek
His English is improving
İngilizcesi gelişiyor
geliştirmek
Sahnedebir şeyi daha iyi hale getirmek
I want to improve my skills
Becerilerimi geliştirmek istiyorum
öksürük
Sahnedeakciğerlerden havayı sesli bir şekilde dışarı çıkarma eylemi
I have a bad cough
Kötü bir öksürüğüm var
ödemek
genellikle isteksizce veya zorla para vermek
You have to cough up the money
Parayı ödemen gerekiyor
makale
Sahnedegazete veya dergide yayınlanan yazı
I read an interesting article
İlginç bir makale okudum
parça
belirli bir türdeki tek bir nesne
He bought an article of clothing
Bir kıyafet parçası satın aldı
madde
yasal bir belgenin veya kanunun ayrı bir bölümü
The first article is very important
İlk madde çok önemlidir
inanç
birine veya bir şeye duyulan güçlü güven
He has faith in the future
Geleceğe dair inancı var
derhal
Sahnedegecikmeden hemen gerçekleşen
We need an immediate answer
Derhal bir cevaba ihtiyacımız var
yakın
aile veya arkadaşlık açısından en doğrudan olan
I only invited my immediate family
Sadece yakın ailemi davet ettim
yol açtı
Sahnedebir durumun gerçekleşmesine neden oldu
The new rules brought changes to the company
Yeni kurallar şirkette değişikliklere yol açtı
getirdi
bir şeyi bir yere getirmek
He brought some water
Biraz su getirdi
taşıdı
bir şeyi bir yere taşımak
She brought the bag
Çantayı taşıdı
gelmek
Sahnedebir yere varmak veya görünmek
He didn't show up for the meeting
Toplantıya gelmedi
ortaya çıkmak
birinin bir yerde görünmesi veya gelmesi
He finally showed up at the party
Sonunda partide göründü
rezil etmek
birini başkalarının önünde utandırmak
She showed him up in front of the team
Onu takımın önünde rezil etti
belirmek
bir arka plan üzerinde kolayca fark edilmek
The stain does not show up on this dark shirt
Bu koyu renkli gömlekte leke belli olmuyor
gölgede bırakmak
birinden daha iyi performans göstererek onu kötü duruma düşürmek
He tried to show up his rival during the match
Maç sırasında rakibini gölgede bırakmaya çalıştı
gölgede bırakmak
birinden daha iyi performans göstererek onu geride bırakmak
He showed up his rival with a better performance
Rakibini daha iyi bir performansla gölgede bıraktı
gelmek
bir etkinliğe katılmak veya bir yere varmak
He did not show up for the party
O partiye gelmedi
felaket
Sahnedezarar veren çok kötü bir olay
The flood was a great calamity
Sel büyük bir felaketti
barometrik
Sahnedeatmosferik basınç ölçümüyle ilgili
The barometric pressure is falling rapidly
Barometrik basınç hızla düşüyor
normalde
Sahnedeolağan şekilde
I normally wake up at 7 AM
Normalde sabah 7'de uyanırım
normal şekilde
alışılmış bir biçimde
She is behaving normally today
Bugün normal şekilde davranıyor
genellikle
çoğu durumda
I normally go to work by bus
Genellikle işe otobüsle giderim
normalde
alışılmış olan şekilde
I normally go to work by bus
Normalde işe otobüsle giderim
banliyö
Sahnedeşehrin dışındaki yerleşim alanlarıyla ilgili
I live in a suburban neighborhood
Banliyöde bir mahallede yaşıyorum
frenlemek
Sahnedebir taşıtın hızını azaltmak
You need to brake here
Burada frenlemen gerekiyor
fren yapmak
bir taşıtı durdurmak
The driver had to brake at the light
Sürücü ışıkta fren yapmak zorunda kaldı
gıcırdamak
yüksek perdeden bir ses çıkarmak
The wheels brake with a loud noise
Tekerlekler yüksek sesle gıcırdıyor
fren
bir taşıtın yavaşlamasını veya durmasını sağlayan cihaz
Use the brake to stop the car
Arabayı durdurmak için freni kullan
neşeli
Sahnedemutlu ve arkadaş canlısı
He is a jovial man
O neşeli bir adamdır
yönetme
Sahnedebir şeyi kontrol etme veya onunla ilgilenme
He is handling the situation well
Durumu iyi yönetiyor
nefes
Sahnedeakciğerlere alınan hava
Take a deep breath
Derin bir nefes al
bağımsız
Sahnedebaşkalarının yardımına veya desteğine ihtiyaç duymayan
She is an independent woman
O bağımsız bir kadın
bağımsız
başkalarının yardımına veya desteğine ihtiyaç duymayan
She is a very independent person
O çok bağımsız bir insandır
içeri gel
Sahnedebir yere girmek için yapılan davet
Please come on in
Lütfen içeri gel
içinde
Sahnedebelirli bir zaman veya mekanın içinde
I will arrive within an hour
Bir saat içinde varacağım
oluşturmak
Sahnedebir şeyi meydana getirmek veya yapmak
They will form a committee
Onlar bir komite oluşturacak
form
doldurulması gereken boşlukları olan kağıt
Fill out this form
Bu formu doldurun
şekil
bir şeyin görünür yapısı
The ice took a strange form
Buz garip bir şekil aldı
form
fiziksel veya zihinsel olarak iyi olma durumu
The athlete is in excellent form
Sporcu mükemmel bir formda
arkadaş
Sahnedetanıdığınız ve sevdiğiniz kişi
He is a friend from school
O okuldan bir arkadaşım
dost
çok iyi tanıdığınız ve sevdiğiniz kişi
We have been friends for years
Yıllardır dostuz
destekçi
bir şeyi destekleyen kişi
He is a friend of the arts
O sanatın bir dostudur
yakında
Sahnedekısa bir süre sonra
I will see you soon
Yakında görüşürüz
yakında
kısa bir süre içinde
I will see you soon
Seni yakında göreceğim
gördü
Sahnedegözlerle algılamak
I saw a bird
Bir kuş gördüm
testereyle kesmek
dişli bir alet kullanarak kesmek
He sawed the wood
Odunu testereyle kesti
bahsi karşılamak
bir oyunda rakibin bahsine eşlik etmek
He saw the bet
Bahsi karşıladı
testere
kesmek için kullanılan dişli bıçaklı alet
Use the saw
Testereyi kullan
teşekkür
Sahnedeminnettarlık ifadesi
He sent his thanks
Teşekkürlerini gönderdi
teşekkürler
birine minnettar olduğunu söylemek
Thanks for the help
Yardım için teşekkürler
teşekkürler
minnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan kısa bir ifade
Thanks for your help
Yardımın için teşekkürler
sevinç çığlığı atmak
Sahnedeheyecandan yüksek sesle bağırmak
He let out a whoop of joy
Sevinçten bir çığlık attı
atamak
Sahnedebirini bir işe veya makama seçmek
They appointed him as manager
Onu müdür olarak atadılar
rapor
Sahnedebir olay veya durum hakkındaki anlatım
She gave a detailed report
Detaylı bir rapor verdi
bildirmek
Sahnedebir konu hakkında bilgi vermek
She reported the news to her boss
Haberleri patronuna bildirdi
bildirmek
talimat üzerine bir yere gitmek
Report to the manager immediately
Derhal müdüre başvurun
rapor
bilgi veya bulguların yazılı açıklaması
I wrote a report for school
Okul için bir rapor yazdım
ayak bileği
Sahnedeayağı bacağa bağlayan eklem
I hurt my ankle
Ayak bileğimi incittim
ayak bileği
ayak ile bacak arasındaki eklem
He wore socks up to his ankle
Bileğine kadar çorap giydi
yazmak
Sahnedebir bilgiyi kağıda veya sisteme kaydetmek
Please put down your name on the list
Lütfen adınızı listeye yazın
kesin bir şekilde belirtmek
bir şeyi kararlı bir şekilde ifade etmek
He put down his rules clearly
Kurallarını açıkça belirtti
aşağılamak
biri hakkında kırıcı şeyler söylemek
Stop putting me down
Beni aşağılamayı bırak
uyutmak
bir çocuğu uyuması için yatağına koymak
I will put the baby down for a nap
Bebeği uyuması için yatağına yatıracağım
peşinat vermek
bir ödemenin bir kısmını başlangıçta yapmak
We put down some money for the new car
Yeni araba için bir miktar peşinat verdik
bırakmak
elinde tuttuğu bir şeyi yüzeyin üzerine koymak
Please put down your heavy bag
Lütfen ağır çantanı bırak
peşinat yatırmak
bir alışveriş için ilk ödemeyi yapmak
We put down a deposit for the car
Araba için peşinat yatırdık
uyutmak
acısını dindirmek için bir hayvanı öldürmek
The vet had to put down the sick dog
Veteriner hasta köpeği uyutmak zorunda kaldı
indirmek
bir şeyi daha düşük bir seviyeye getirmek
Put down the box you are holding
Elindeki kutuyu aşağı indir
koymak
bir nesneyi bir yüzeyin üzerine bırakmak
Please put down your book on the table
Lütfen kitabını masanın üzerine koy
istemek
Sahnedebir şeyi yapmaya istekli olmak
Would you care to join us
Bize katılmak ister misin
sıra
Sahnedebaşkalarından sonra bir şeyi yapabileceğiniz zaman
It is your turn now
Şimdi senin sıran
dönüştürmek
bir şeyi başka bir şeye dönüştürmek
She turned the room into a gym
Odayı bir spor salonuna dönüştürdü
vermek
bir şeyi başkasına uzatmak
Please turn the book to him
Lütfen kitabı ona ver
çevirmek
bir cihazı çalıştırmak için düğmeyi hareket ettirmek
Turn the knob to start the machine
Makineyi çalıştırmak için düğmeyi çevir
ilk görev
Sahnedebir dönemin başlangıcında yapılan ilk iş
The first thing you need to do is register
İlk görev olarak kayıt yaptırmalısın
ilk şey
bir olayın gerçekleştiği başlangıç anı
That was the first thing I noticed
Bu fark ettiğim ilk şeydi
ilk kural
bir konu hakkındaki en temel bilgi
First thing you need to learn is grammar
Öğrenmen gereken ilk kural dil bilgisidir
tam
Sahnedevurgulamak için kullanılan
It was a complete surprise
Bu tam bir sürprizdi
tamamlamak
Sahnedebir işi sona erdirmek
Please complete the form
Lütfen formu tamamlayın
tamamlamak
Sahnedebir şeyin eksik olan kısımlarını bitirmek
You must complete the puzzle
Yapbozu tamamlamalısın
eksiksiz
tüm parçaları olan
The set is now complete
Set artık eksiksiz
ısrarlı
Sahnedeuzun süre durmadan devam eden
He is a persistent student
O ısrarlı bir öğrenci
ısrarcı
zorluklara rağmen bir şeyi yapmaya devam eden
He is very persistent
O çok ısrarcıdır
olmak
Sahnedebir şey olmaya başlamak
She wants to become a doctor
O doktor olmak istiyor
yakışmak
bir kıyafetin birinde güzel durması
That dress really becomes you
O elbise sana gerçekten yakışıyor
dönüşmek
bir şeyden başka bir şeye geçmek
Water will become ice
Su buza dönüşecek
hale gelmek
bir şey durumuna geçmeye başlamak
The weather will become cold
Hava soğuk hale gelecek
vurgulamak
Sahnedebir şeye özel önem vermek
I want to stress this point
Bu noktayı vurgulamak istiyorum
gerilme
bir nesne üzerine uygulanan kuvvet
The bridge cannot take too much stress
Köprü çok fazla gerilmeye dayanamaz
stres
zor durumların neden olduğu endişe veya zihinsel gerginlik
High stress affects your health
Yüksek stres sağlığınızı etkiler
stres yaratmak
birini kaygılı veya endişeli hale getirmek
This project stresses me
Bu proje bende stres yaratıyor
başardı
Sahnedebir hedefe ulaşmak veya başarılı olmak
She studied hard and finally made it
Çok çalıştı ve sonunda başardı
başarıyla varmak
bir yere başarıyla ulaşmak
We made it to the meeting on time
Toplantıya zamanında ulaşmayı başardık
tavsiye etmek
Sahnedebir şeyin iyi veya yararlı olduğunu söylemek
I recommend this book
Bu kitabı tavsiye ederim
tufan
Sahnedekaraları kaplayan büyük miktarda su
The heavy rain caused a deluge
Şiddetli yağmur bir tufana neden oldu
izin vermek
Sahnedebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
bildirmek
birine bir şeyi haber vermek
Let me know your answer
Cevabını bana bildir
işten çıkarmak
birinin işine son vermek
The manager had to let him go
Müdür onu işten çıkarmak zorunda kaldı
hayal kırıklığına uğratmak
beklentileri karşılayamamak
I will not let you down
Seni hayal kırıklığına uğratmayacağım
bir
Sahnede1 sayısı
I have one apple in my bag
Çantamda bir elma var
bölüm
bir dizinin parçası
I watched episode one last night
Dün gece dizinin ilk bölümünü izledim
an
çok kısa bir süre
Wait for one moment please
Lütfen bir an bekleyin
biraz
küçük bir derecede
This is one better than that
Bu ondan biraz daha iyi
iyi
Sahnedeyüksek kalitede veya tatmin edici
This is a good book
Bu iyi bir kitap
mal
alınıp satılan ürünler
These are luxury goods
Bunlar lüks mallardır
epey
bir miktarı veya dereceyi vurgulayan söz
It took a good ten minutes
Epey bir on dakika sürdü
nefes almak
Sahnedeakciğerlere hava çekip verme süreci
It is hard to breathe in this room
Bu odada nefes almak zor
canlandırmak
bir şeye yeni bir canlılık veya enerji kazandırmak
We need to breathe life into the project
Projeye hayat vermemiz gerekiyor
ile yatıp kalkmak
bir şeye kendini tamamen adamış veya onunla dolu olmak
He breathes fashion
O modayla yatıp kalkıyor
fısıldamak
bir şeyi gizli bir şekilde söylemek
She did not breathe a word about it
O konu hakkında tek kelime bile etmedi
bu arada
Sahnedeilgili bir yorum eklemek için kullanılır
Incidentally, I saw your brother yesterday
Bu arada, dün kardeşini gördüm
tarafsız
Sahnedebir tarafı tutmayan
The judge must be impartial
Hakim tarafsız olmalıdır
paylaşmak
Sahnedebir şeyi başkalarıyla kullanmak ya da onlara vermek
I will share my food with you
Yemeğimi seninle paylaşacağım
pay
bir şeyin bir parçası veya bölümü
This is your share
Bu senin payın
paylaşmak
bir özelliği başkasıyla aynı şekilde taşımak
We share the same hobby
Aynı hobiyi paylaşıyoruz
ortak kullanmak
bir nesneyi başkalarıyla birlikte kullanmak
I share a room with him
Odamı onunla ortak kullanıyorum
tutanak
Sahnedebir toplantıda konuşulanların resmi yazılı kaydı
The secretary recorded the minutes
Sekreter tutanakları kaydetti
televizyon programı
uzun soluklu bir Amerikan haber dergisi televizyon programı
Many people watch 60 Minutes
Birçok insan 60 Minutes programını izliyor
dakika
altmış saniyeden oluşan zaman birimi
There are sixty minutes in an hour
Bir saat altmış dakikadır
istemek
Sahnedebir şeyi istediğini söylemek
I will ask for a glass of water
Bir bardak su isteyeceğim
davetiye çıkarmak
kötü bir olayın gerçekleşmesine neden olacak şekilde davranmak
You are asking for trouble by staying out late
Geç saatlere kadar kalarak başını belaya davetiye çıkarıyorsun
istemek
bir şey istediğini belirtmek
She will ask for help
O yardım isteyecek
davetiye çıkarmak
kötü bir durumun gerçekleşmesine neden olacak şekilde davranmak
You are asking for trouble
Başını derde sokuyorsun
daha sıkı
Sahnededaha fazla çabayla
You should work harder
Daha sıkı çalışmalısın
daha zor
yapılması kolay olmayan
This math problem is harder than the last one
Bu matematik problemi bir öncekinden daha zor
daha sert
daha fazla fiziksel güç kullanarak
Hit the ball harder
Topa daha sert vur
zeki
Sahnedeçabuk öğrenen veya anlayan
She is a clever student
O zeki bir öğrencidir
zeki
bir şeyi çabuk kavrayan veya düşünen
He is a clever student
O zeki bir öğrenci
sadece
Sahnedebasit bir şekilde veya sadece
It is simply a matter of time
Bu sadece bir zaman meselesi
sadece
Sahnedesadece veya kolay bir şekilde
I simply wanted to help
Sadece yardım etmek istedim
basitçe
basit veya anlaşılır bir biçimde
She explained it simply
Bunu basitçe anlattı
kesinlikle
bir ifadeyi vurgulamak için kullanılır
It is simply amazing
Bu kesinlikle harika
ayırmak
Sahnedenesneleri birbirinden uzaklaştırmak
Please separate the red and white clothes
Lütfen kırmızı ve beyaz kıyafetleri ayırın
ayrı
diğerlerinden farklı veya birleşmemiş olan
They have separate rooms
Onların ayrı odaları var
ayrılmak
romantik veya evlilik ilişkisini sonlandırmak
They decided to separate last year
Geçen yıl ayrılmaya karar verdiler
ayırmak
birbirine bağlı olan şeyleri birbirinden uzaklaştırmak
You should separate the red socks from the white ones
Kırmızı çorapları beyazlardan ayırmalısın
gürültüyle talep etmek
Sahnedebir şeyi gürültülü veya acil bir şekilde istemek
The crowd began to clamor for change
Kalabalık değişim için gürültüyle talep etmeye başladı
kuralcı
Sahnedekuralların veya doğruluğun kesinlikle uygulanmasında ısrar eden kişi
He is a stickler for punctuation
Noktalama işaretleri konusunda çok kuralcıdır
girmek
Sahnedebir yere girmek
Please go in
Lütfen içeri gir
bulutlanmak
güneşin bulutların arkasına gizlenmesi
The sun went in behind the clouds
Güneş bulutların arkasında bulutlandı
saldırmak
birini eleştirmeye veya ona karşı çıkmaya başlamak
The media will go in on the politician
Medya siyasetçiye saldırmaya başlayacak
izin vermek
Sahnedebir şeye izin vermek veya onaylamak
My parents permit me to go out
Ailem dışarı çıkmama izin veriyor
izin belgesi
size izin veren resmi bir kağıt
You need a work permit
Bir çalışma iznine ihtiyacınız var
izin belgesi
bir şeye izin verildiğini gösteren resmi belge
You need a permit to park here
Buraya park etmek için bir izin belgesine ihtiyacın var
izin belgesi
bir şeyi yapmaya yetki veren resmi belge
I need a permit to park here
Buraya park etmek için bir izin belgesine ihtiyacım var
anayasa
Sahnedebir ülkenin temel yasaları veya ilkeleri
The country wrote a new constitution
Ülke yeni bir anayasa yazdı
bünye
bir kişinin genel sağlık ve direnç durumu
She has a strong constitution
Güçlü bir bünyesi var
anayasa
bir ülkenin veya kuruluşun temel kuralları
The constitution protects the rights of all citizens
Anayasa tüm vatandaşların haklarını korur
istasyon
Sahnedeinsanların çalıştığı veya beklediği yer
I will meet you at the station
Seninle istasyonda buluşacağım
baş seviyesi
bebeğin başının doğum kanalındaki konumu
The baby is at station zero
Bebek sıfırıncı seviyede
yerleştirmek
birini bir görev için belirli bir yere atamak
The army stationed soldiers at the border
Ordu sınıra asker yerleştirdi
çiftlik
koyun veya sığır yetiştirilen büyük arazi
They work on a cattle station
Bir sığır çiftliğinde çalışıyorlar