

The Crown — 1. Sezon Bölüm 5
Kelimeler ve anlamları
698 kelime
Seviye
üye
Sahnedebir gruba dahil olan kişi
He is a member of the club
O kulübün bir üyesidir
anımsamak
bir şeyi zihne geri getirmek
I try to recall the answer
Cevabı anımsamaya çalışıyorum
akıl almaz
Sahnedeanlaşılması imkansız olan
The mystery of the universe is unfathomable
Evrenin gizemi akıl almazdır
varsayım
Sahnedekanıt olmadan doğru olduğu düşünülen şey
Your assumption is wrong
Varsayımın yanlış
mütevazı
Sahnedeçok büyük veya pahalı olmayan
They live in a modest house
Mütevazı bir evde yaşıyorlar
mütevazı
kendi yetenekleri veya başarılarından bahsetmeyen
He is very modest
O çok mütevazıdır
protesto etmek
Sahnedebir şeye karşı olduğunu söylemek veya göstermek
They protest against the new law
Yeni yasayı protesto ediyorlar
protesto
güçlü bir şikayet veya itiraz
The decision met with a loud protest
Karar sert bir protestoyla karşılandı
utanç
Sahnedeutanma veya mahcubiyet hissi
He blushed in embarrassment
Utançtan kızardı
bolluk
bir şeyin aşırı miktarda olması
He has an embarrassment of riches
Onun aşırı bir bolluğu var
fotoğraf
Sahnedekamera ile çekilmiş resim
This is a beautiful photograph
Bu güzel bir fotoğraf
fotoğraflamak
fotoğraf makinesiyle resim çekmek
She likes to photograph flowers
Çiçekleri fotoğraflamayı sever
normal
Sahnedealışılmış, sıradan veya garip olmayan
It is normal to feel nervous
Gergin hissetmek normaldir
normal
alışılagelmiş veya tuhaf olmayan
It is normal to feel nervous
Gergin hissetmek normaldir
olup olmadığı
Sahnedeiki olasılığı belirtmek için kullanılır
I don't know whether he will come
Gelip gelmeyeceğini bilmiyorum
ip-medigi
iki olasılık arasında seçim veya belirsizlik belirtmek için kullanılan bağlaç
I do not know whether he is coming
Onun gelip gelmeyeceğini bilmiyorum
beyefendi
Sahnedebir erkeğe hitap ederken kullanılan nazik terim
This gentleman is waiting
Bu beyefendi bekliyor
bey
Sahnedebir erkeğe nazik şekilde seslenmek için kullanılan kelime
Is there a gentleman who can help
Yardım edebilecek bir bey var mı
beyefendi
nazik ve görgülü erkek
He is a real gentleman
O gerçek bir beyefendi
beyefendi
yüksek sosyal sınıftan gelen nazik erkek
He is a true gentleman
O gerçek bir beyefendi
geçerli
Sahnedebir durum için uygun veya ilgili olan
This rule is not applicable here
Bu kural burada geçerli değil
insanlar
Sahnedebir grup insan, özellikle aile veya arkadaşlar
My folks are coming to visit
Ailem ziyarete geliyor
aile
aile bireyleri
I am visiting my folks this weekend
Bu hafta sonu ailemi ziyarete gidiyorum
halk
sıradan insanların geleneksel kültürüyle ilgili
She likes to listen to folk music
O halk müziği dinlemeyi sever
fırsatı olmak
Sahnedebir şeyi yapma şansı bulmak
You get to meet the director
Yönetmenle tanışma fırsatın var
varmak
bir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
rahatsız etmek
birini kızdırmak veya üzmek
His constant talking really gets to me
Onun sürekli konuşması beni gerçekten rahatsız ediyor
başlamak
bir işe girişmek
We will get to the main topic soon
Ana konuya yakında başlayacağız
varmak
bir yere ulaşmak
We will get to the hotel soon
Otele yakında varacağız
fırsat bulmak
bir şey yapma şansı yakalamak
I get to travel for work
İş için seyahat etme fırsatı buluyorum
şans elde etmek
bir şey yapmak için imkanın olması
You get to meet the director
Yönetmenle tanışma şansı elde ediyorsun
izinli olmak
bir şeyi yapma yetkisine sahip olmak
I get to leave early today
Bugün erken çıkma iznim var
başarmak
bir şeyi yapma imkanı bulmak
We finally get to see the show
Sonunda gösteriyi izlemeyi başardık
zorunda olmak
bir şeyi yapmak durumunda kalmak
I have to get to the airport
Havaalanına gitmek zorundayım
ulaşmak
bir şeyle bağlantı kurabilmek
You can get to the main road from here
Buradan ana yola ulaşabilirsin
etkilemek
birinin duygularını sarsmak veya üzmek
Her bad mood started to get to me
Onun kötü ruh hali beni etkilemeye başladı
zorunda olmak
bir şeyi yapmaya mecbur kalmak
I get to clean my room today
Bugün odamı temizlemek zorundayım
peri
Sahnedesihirli güçleri olan küçük hayali yaratık
The fairy flew over the garden
Peri bahçenin üzerinde uçtu
peri
kanatları olan küçük hayali bir varlık
The fairy has a magic wand
Perinin sihirli bir değneği var
masal perisi
masallarda anlatılan küçük sihirli kişi
She dressed up as a fairy for the party
Partide masal perisi gibi giyindi
heyecan verici
Sahnedeheyecan uyandıran
The game was very exciting
Oyun çok heyecan vericiydi
koku
Sahnedeburunla algılanan özellik
I love the smell of rain
Yağmurun kokusunu seviyorum
kokusunu almak
bir kokuyu fark etmek veya tanımak
I can smell smoke
Duman kokusunu alabiliyorum
kokmak
bir koku yaymak
The fish smells bad
Balık kötü kokuyor
geri dönmek
eski bir konuma veya popülariteye yeniden kavuşmak
The trend began to smell again
Moda tekrar geri dönmeye başladı
mutlu bir şekilde
Sahnedemutlu veya neşeli bir şekilde
She smiled happily
Mutlu bir şekilde gülümsedi
gerçekten
Sahnedebir ifadeyi vurgulamak için kullanılır
It is very cold indeed
Gerçekten çok soğuk
bağlı
Sahnedeiple veya başka bir şeyle sıkıca tutturulmuş
The prisoner was bound in chains
Mahkum zincirlerle bağlanmıştı
yönelmiş
bir yere doğru hareket eden
The ship is bound for home
Gemi eve doğru gidiyor
sıçrayış
uzun veya yüksek bir atlama hareketi
The deer cleared the fence in a single bound
Geyik tek bir sıçrayışla çitin üzerinden atladı
kesin
gerçekleşmesi neredeyse kaçınılmaz olan
It is bound to rain today
Bugün yağmur yağması kesin
hissetmek
Sahnedefiziksel veya duygusal bir duyuya sahip olmak
I feel very tired
Çok yorgun hissediyorum
düşünmek
Sahnedebir fikir veya tutuma sahip olmak
I feel that we should go
Gitmemiz gerektiğini düşünüyorum
endişeli
kendine güvenmeyen veya emin olamayan his
I feel anxious about the test
Sınav hakkında endişeli hissediyorum
hatırlatmak
birine bir şeyi anımsatmak
This song makes me feel my childhood
Bu şarkı bana çocukluğumu hatırlatıyor
tombul
Sahnedeküçük ve yuvarlak ya da şişman
The baby has pudgy cheeks
Bebeğin tombul yanakları var
tek
Sahnedesadece bir tane olan
I need a single sheet of paper
Tek bir kağıda ihtiyacım var
tek banknot
bir dolarlık kağıt para
He paid with a single
Tek bir banknotla ödeme yaptı
tek vuruş
beyzbolda vurucunun birinci kaleye ulaşmasını sağlayan vuruş
The player hit a single
Oyuncu tek vuruş yaptı
bekar
evli olmayan
He is currently single
O şu anda bekar
tekli
bir albümü tanıtmak için yayınlanan kısa müzik kaydı
They released a new single yesterday
Dün yeni bir tekli yayınladılar
tek
yalnızca bir tane olan
I have a single dollar left
Geriye sadece tek bir dolarım kaldı
hırlamak
Sahnededişleri göstererek öfkeli bir ses çıkarmak
The dog started to snarl at the stranger
Köpek yabancıya hırlamaya başladı
düğüm
birbirine dolanmış karmaşık yığın
There is a snarl in the fishing line
Balık oltasında bir düğüm var
temsil etmek
Sahnedebiri adına hareket etmek veya konuşmak
The lawyer represents the client
Avukat müvekkili temsil ediyor
simgelemek
bir şey için sembol veya işaret olmak
The dove represents peace
Güvercin barışı simgeler
temsil etmek
bir şeyi simgelemek veya ifade etmek
The red color represents danger
Kırmızı renk tehlikeyi temsil eder
ritüel
Sahnedebelirli bir düzende gerçekleştirilen geleneksel eylemler bütünü
They performed a traditional ritual
Geleneksel bir ritüel gerçekleştirdiler
hükümdar
Sahnedebir krallığın yöneticisi
The monarch lives in a palace
Hükümdar bir sarayda yaşar
hükümdar
ülkeyi yöneten kral veya kraliçe
The monarch rules the country
Hükümdar ülkeyi yönetir
org
Sahnedegenellikle kiliselerde kullanılan büyük bir klavyeli çalgı
He plays the organ in church
Kilisede org çalıyor
organ
vücudun belirli bir işlevi olan parçası
The heart is an important organ
Kalp önemli bir organdır
aslında
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu vurgulamak veya ek bilgi vermek için kullanılır
In fact, it is very cold
Aslında hava çok soğuk
gerçek
doğru olduğu bilinen şey
This is a known fact
Bu bilinen bir gerçektir
gerçek
doğru veya gerçek olan bir şey
It is a fact that the earth is round
Dünyanın yuvarlak olduğu bir gerçektir
gerçek
doğru olan bir şey
It is a fact that the earth is round
Dünyanın yuvarlak olması bir gerçektir
bir parçası
Sahnedebir grubun veya organizasyonun üyesi olmak
I am part of the team
Takımın bir parçasıyım
öfkeli
Sahnedeçok kızgın olan
He was furious with me
Bana çok kızgındı
belirli
Sahnedebelirli bir kişiye veya şeye ait
Is there a particular reason?
Belirli bir sebep var mı?
özellikle
her zamankinden daha fazla veya özellikle
I love music, in particular jazz
Müziği severim, özellikle cazı
titiz
kolay beğenmeyen ve çok yüksek standartları olan
He is very particular about his food
O yemeği konusunda çok titizdir
kontrol etmek
Sahnedebir şeye dikkatlice bakmak
Please check your answers
Lütfen cevaplarınızı kontrol edin
hesap
ödenmesi gereken miktarı gösteren belge
Can I have the check please
Hesabı alabilir miyim lütfen
kareli
kumaş üzerindeki küçük kareli desen
He wore a check shirt
Kareli bir gömlek giydi
hesap
bir hizmet veya yemek için ne kadar borcunuz olduğunu gösteren kağıt parçası
Could we have the check please
Hesabı alabilir miyiz lütfen
tarih
Sahnedegeçmiş olayların incelenmesi veya kaydı
I love reading about history
Tarih hakkında okumayı severim
tarih
Sahnedegeçmiş olayların yazılı kaydı
We learn history at school
Okulda tarih dersi görüyoruz
geçmiş
bir kişiyle paylaşılan geçmiş ilişki veya deneyim
They have a long history together
Onların birlikte uzun bir geçmişi var
tarih
geçmişte yaşanmış olayların bütünü
We learn history at school
Okulda tarih öğreniyoruz
yerleşmiş
Sahnedeuzun süredir var olan ve değiştirilmesi zor olan
The problem is deep-seated in the culture
Sorun kültürde yerleşmiş durumda
köklü
güçlü bir şekilde tutulan ve değiştirilmesi zor olan
He has a deep-seated fear of heights
Onun köklü bir yükseklik korkusu var
uyum sağlamak
Sahnedeyeni koşullara alışmak veya uymak
Animals adapt to their environment
Hayvanlar çevrelerine uyum sağlar
göreve getirme
Sahnedebirini resmi olarak bir makama seçme eylemi
The anointing of the new CEO was announced yesterday
Yeni CEO'nun göreve getirilmesi dün duyuruldu
birlikte çalışmak
Sahnedebir işi bir başkasıyla beraber yapmak
I work with my sister
Kız kardeşimle birlikte çalışıyorum
idare etmek
bir şeyi kullanabilmek veya onunla başa çıkabilmek
I can work with this budget
Bu bütçeyle idare edebilirim
başa çıkmak
bir durumu başarılı şekilde yönetmek
I can work with that schedule
Bu programla başa çıkabilirim
ile çalışmak
bir nesneyi kullanmak veya bir kişiyle iş yapmak
I work with computers every day
Her gün bilgisayarlarla çalışırım
katlanmak
Sahnedezor veya acı verici bir duruma dayanmak
She had to endure the cold weather
Soğuk havaya katlanmak zorunda kaldı
sürmek
uzun süre devam etmek
The tradition endures today
Gelenek bugün hala sürüyor
katlanmak
zor veya acı verici bir şeye dayanmak
She had to endure the pain
Acıya katlanmak zorundaydı
ileri görüşlü
Sahnedegeleceğe yönelik planlar yapan
This company has a forward-looking approach
Bu şirketin ileri görüşlü bir yaklaşımı var
muktedir
Sahnedebir şeyi yapma yeteneği veya imkanı olan
She is able to speak English
İngilizce konuşabiliyor
ketum
Sahnededikkat çekmemeye veya utandırmamaya özen gösteren
She was very discreet about her private life
Özel hayatı konusunda çok ketumdu
rekor
Sahnedeşimdiye kadar ulaşılan en yüksek seviye
He broke the world record
Dünya rekorunu kırdı
kaydetmek
ses video veya bilgiyi daha sonra kullanmak üzere depolamak
Please record the meeting
Lütfen toplantıyı kaydedin
plak
müzik veya ses depolayan düz disk
I listen to music on an old record
Eski bir plaktan müzik dinliyorum
kayıt
olayların veya gerçeklerin yazılı ya da sözlü hesabı
The police have a record of the accident
Polisin kaza ile ilgili bir kaydı var
hayal gücü
Sahnedezihinde görüntüler oluşturma yeteneği
She has a great imagination
Onun harika bir hayal gücü var
hayal gücü
zihinde yeni fikirler veya resimler oluşturma yeteneği
She has a vivid imagination
Onun çok canlı bir hayal gücü var
sunmak
Sahnedebirine sürekli olarak bir şeyden bolca vermek
They plied him with food and drink
Ona sürekli yiyecek ve içecek sundular
icra etmek
bir mesleği veya işi yapmak
He continued to ply his trade as a carpenter
Marangozluk mesleğini icra etmeye devam etti
sefer yapmak
bir güzergahta düzenli olarak gidip gelmek
Ferries ply between the islands
Feribotlar adalar arasında sefer yapıyor
kat
bir malzemenin üst üste binen tabakalarından her biri
This toilet paper is two ply
Bu tuvalet kağıdı iki katlı
ziyaret etmek
Sahnedebirini görmeye gitmek ve onunla vakit geçirmek
I will visit my grandmother
Babaannemi ziyaret edeceğim
ziyaret etmek
bir yere belirli bir süre kalmak için gitmek
I will visit my grandmother tomorrow
Yarın büyükannemi ziyaret edeceğim
musallat olmak
birine kötü bir durum veya sıkıntı vermek
The sickness visited the small town
Hastalık küçük kasabaya musallat oldu
ölçek
Sahnedebir şeyin boyutu veya kapsamı
We need to understand the scale of this problem
Bu sorunun ölçeğini anlamamız gerekiyor
pul
balıkların derisini kaplayan küçük sert parçalar
The fish has shiny scales
Balığın parlak pulları var
tırmanmak
dik bir yere yukarı doğru çıkmak
The climber scaled the wall
Dağcı duvara tırmandı
gam
müzik notalarının belirli bir sıraya göre dizilmesi
She practiced the piano scale
O piyano gamı çalıştı
tanımak
Sahnedegeçmişten bir tanışıklığı olmak
I know him from school
Onu okuldan tanıyorum
ile ilgili
Sahnedebir konuyla ilgili olarak
I have a question regarding the project
Proje ile ilgili bir sorum var
husus
Sahnedebelirli bir nokta veya detay
He spoke regarding this matter
O bu hususta konuştu
görmek
bir şeyi belirli bir şekilde düşünmek
Regarding him as a friend I trust him
Onu bir arkadaş olarak görüp ona güveniyorum
hakkında
bir konu ile ilgili olmak
I have a question regarding your plan
Planın hakkında bir sorum var
tarihçi
Sahnedegeçmişteki olayları inceleyen kişi
The historian wrote a book about Rome
Tarihçi Roma hakkında bir kitap yazdı
ikram etmek
Sahnedebirine bir şeyi alma şansı vermek
He offered me some water
Bana biraz su ikram etti
teklif
bir şeyin yapılması veya verilmesi yönündeki öneri
He accepted the job offer
İş teklifini kabul etti
izin vermek
Sahnedebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
bildirmek
Sahnedebirine bir şeyi haber vermek
Let me know your answer
Cevabını bana bildir
işten çıkarmak
birinin işine son vermek
The manager had to let him go
Müdür onu işten çıkarmak zorunda kaldı
hayal kırıklığına uğratmak
beklentileri karşılayamamak
I will not let you down
Seni hayal kırıklığına uğratmayacağım
ayırmak
Sahnedebir şeyi kullanmayıp başkasına vermek için kenara koymak
Can you spare a minute to help me
Bana yardım etmek için bir dakika ayırabilir misin
bağışlamak
Sahnedebirini zarar görmekten veya ölmekten kurtarmak
The enemy decided to spare his life
Düşman onun hayatını bağışlamaya karar verdi
yedek
fazladan tutulan
I have a spare key
Yedek bir anahtarım var
esirgemek
birini bir zahmetten veya yükten kurtarmak
Please spare me the details
Lütfen detayları benden esirge
hükümdar
Sahnedekendisine sadakatle hizmet edilen feodal bey veya kral
The knight bowed before his liege
Şövalye hükümdarının önünde eğildi
sevgi
Sahnedebirine karşı duyulan sevgi veya yakınlık hissi
She has a deep affection for her dog
Köpeğine karşı derin bir sevgisi var
geri dönmek
Sahnedeönceki bir yere veya zamana dönmek
I want to go back home
Eve geri dönmek istiyorum
dayanmak
belirli bir geçmiş zamandan beri var olmak
Our friendship goes back ten years
Dostluğumuz on yıl öncesine dayanıyor
şanslı
Sahnedeiyi şansa veya başarıya sahip olan
I am fortunate to have a good family
İyi bir aileye sahip olduğum için şanslıyım
özerklik
Sahnedekendi kararlarını alma ve kendi hayatını yönetme yetisi
Students need autonomy to learn effectively
Öğrencilerin etkili bir şekilde öğrenmeleri için özerkliğe ihtiyaçları vardır
durum
Sahnedebir durumu etkileyen koşullar
It was a difficult circumstance
Zor bir durumdu
söz
Sahnedebir şeyi kesinlikle yapacağınızı bildiren ifade
I will keep my promise
Sözümü tutacağım
salıverme
tutulan birini veya bir şeyi serbest bırakma
He gave his promise to let them go
Onları serbest bırakmaya söz verdi
gelecek vaadi
gelecekte başarılı olacağını gösteren nitelik
The young student shows great promise
Genç öğrenci büyük gelecek vaat ediyor
söz vermek
birine bir şeyin gerçekleşeceğini söylemek
I promise to call you later
Seni daha sonra arayacağıma söz veriyorum
kendi adına konuşmak
Sahnedebir şeyin niteliklerini veya karakterini ortaya koymak
The results speak for themselves
Sonuçlar kendi adına konuşuyor
talep etmek
bir şeyi kendisi için ayırmasını istemek
I want to speak for that room
O odayı kendim için ayırmak istiyorum
ayrılmış
başkası tarafından önceden alınmış veya rezerve edilmiş
This seat is already spoken for
Bu koltuk çoktan ayrılmış
ilişkisi olmak
biriyle romantik bir birliktelik içinde bulunmak
He is spoken for and not available
Onun bir ilişkisi var ve müsait değil
hani
Sahnedekonuşurken dikkat çekmek veya düşünürken kullanılan bir ifade
You know, I am not sure about this
Hani, bu konuda emin değilim
biliyorsun
dinleyicinin anlayıp anlamadığını kontrol etmek veya duraksamak için kullanılır
It is a bit expensive, you know
Biraz pahalı, biliyorsun
bilmek
bir şey hakkında bilgi sahibi olmak
Do you know the answer
Cevabı biliyor musun
söz hakkı vermek
Sahnedebirinden konuşmasını veya cevap vermesini istemek
The teacher called on me to answer the question
Öğretmen soruyu cevaplamam için bana söz hakkı verdi
ziyaret etmek
birini görmek için yanına gitmek
I will call on my grandmother today
Bugün büyükannemi ziyaret edeceğim
çağırmak
birinden bir şey yapmasını istemek
The teacher called on her to speak
Öğretmen konuşması için onu çağırdı
grup
Sahnedebirlikte müzik yapan müzisyenler grubu
He is in a rock band
O bir rock grubunda
bant
malzemenin ince ve düz parçası
Use a rubber band
Paket lastiği kullan
birleşmek
ortak bir amaç için insanları bir araya getirmek
We must band together to solve this problem
Bu sorunu çözmek için birleşmeliyiz
bant
haberleşme amacıyla kullanılan radyo frekans aralığı
The radio operates on a specific frequency band
Radyo belirli bir frekans bandında çalışıyor
gösterişli
Sahnededikkat çekmek için pahalı veya süslü eşyalar kullanma
He bought an ostentatious car to impress his friends
Arkadaşlarını etkilemek için gösterişli bir araba satın aldı
eşyalar
Sahnedebirine ait olan şeyler
He lost all his possessions
Tüm eşyalarını kaybetti
sahiplik
bir şeye sahip olma durumu
The possession of the land is disputed
Arazinin sahipliği tartışmalı
musallat
bir ruh tarafından ele geçirilme durumu
He claimed to be suffering from demonic possession
Kötü ruhların musallatına uğradığını iddia etti
bulundurma
bir şeyi yasal olarak elinde tutma durumu
The suspect was arrested for illegal drug possession
Şüpheli yasa dışı uyuşturucu bulundurmaktan tutuklandı
sevgili
Sahnedesevilen kişi
He wrote a letter to his beloved
Sevgilisine bir mektup yazdı
çok sevilen
çok sevilen veya değer verilen
She is my beloved grandmother
O benim çok sevdiğim büyükannem
çok
Sahnedebüyük ölçüde
I like it very much
Onu çok seviyorum
ne kadar
bir şeyin miktarı
How much is this
Bu ne kadar
pek
küçük bir ölçüde
It did not help much
Pek yardımcı olmadı
fazla
geriye kalan miktar
Not much is left
Geriye fazla bir şey kalmadı
tahammül etmek
Sahnedehoş olmayan bir durumu kabul edebilmek
I can stand the noise
Gürültüye tahammül edebiliyorum
durumda olmak
Sahnedebelirli bir konumda veya durumda bulunmak
How do things stand now
Şu an durumlar nasıl
dik durmak
vücudun dik olacak şekilde ayaklarının üzerinde bulunmak
She stood straight to show respect
Saygı göstermek için dik durdu
destek
bir şeyi tutmak için kullanılan yapı
The camera is on a stand
Kamera bir desteğin üzerinde
önermek
Sahnedebir fikri değerlendirilmesi için sunmak
I suggest we go home
Eve gitmemizi öneririm
işaret etmek
bir şeyi göstermek veya ima etmek
The evidence suggests he is guilty
Kanıtlar onun suçlu olduğunu gösteriyor
grafik
Sahnedeverilerin veya bilgilerin görsel olarak gösterimi
Look at the sales chart
Satış grafiğine bak
liste
popülerliği gösteren sıralama listesi
The song reached the top of the chart
Şarkı listenin zirvesine ulaştı
rotasını belirlemek
bir yol veya yön planlamak
They charted a course for the trip
Gezi için bir rota belirlediler
güdü
Sahnedebir şeyi yapmaya iten sebep
He had no motive to lie
Yalan söylemek için bir sebebi yoktu
aklı başında
Sahnedezihinsel olarak sağlıklı veya makul
He seems sane
Aklı başında görünüyor
saray yaveri
Sahnedekraliyet ailesi üyesine yardımcı olan görevli
The equerry accompanied the prince on his journey
Saray yaveri prense yolculuğunda eşlik etti
garip
Sahnedealışılmışın dışında veya şaşırtıcı
That is a strange sound
Bu garip bir ses
tuhaf
alışılmadık veya sıra dışı
It was a strange dream
Tuhaf bir rüyaydı
garip
normal veya beklenenden farklı olan
It is strange to see snow here
Burada kar görmek garip
yetenekli
Sahnedebir şeyi yapabilme yeteneğine sahip olan
She is capable of doing the job
O bu işi yapabilecek yetenekte
yetenekli
bir şeyi iyi yapabilme becerisine sahip olan
She is a very capable student
O çok yetenekli bir öğrenci
çözüm
Sahnedebir sorunu çözme yolu
We found a solution to the problem
Soruna bir çözüm bulduk
çözelti
içinde başka bir maddenin çözündüğü sıvı
Salt water is a simple solution
Tuzlu su basit bir çözeltidir
seçmek
Sahnedeseçenekler arasından karar vermek
Choose a color
Bir renk seç
seçmek
seçenekler arasından birini almak
You can choose a color
Bir renk seçebilirsin
seçmek
bir gruptan bir şeyi tercih etmek
Choose your favorite color
En sevdiğin rengi seç
seçmek
bir karar vererek tercihini yapmak
You must choose a path
Bir yol seçmelisin
seçilmiş
bir grup arasından özenle ayrılmış
This is the chosen one
Bu seçilmiş olandır
incelemek
Sahnedebir şeyi dikkatlice kontrol etmek
I will audit the report
Raporu inceleyeceğim
denetlemek
bir şeyi resmi olarak kontrol etmek
The accountant will audit the books
Muhasebeci defterleri denetleyecek
birinci elden
kişisel deneyimle elde edilen
I have first hand experience of the war
Savaş hakkında birinci elden deneyimim var
ilk elden
başkalarından değil bizzat kendi deneyiminden edinilen
I have first-hand experience with this job
Bu iş hakkında ilk elden deneyimim var
rahatsız etmek
Sahnedebirini üzmek veya endişelendirmek
I don't want to disturb you
Seni rahatsız etmek istemiyorum
bölmek
birinin yaptığı işi durdurmak
Do not disturb me while I am working
Çalışırken beni bölme
yerinden oynatmak
bir şeyin yerini veya durumunu değiştirmek
Do not disturb the papers on the desk
Masadaki kağıtları yerinden oynatma