

The Crown — 1. Sezon Bölüm 7
Kelimeler ve anlamları
696 kelime
Seviye
doğa
Sahnedebir şeyin temel nitelikleri veya kişiliği
It is his nature to be kind
Kibar olmak onun doğasında var
doğa
fiziksel dünya ve tüm canlılar
I love spending time in nature
Doğada vakit geçirmeyi seviyorum
doğa
fiziksel dünya ve yaşayan varlıklar
We must protect nature
Doğayı korumalıyız
doğa
yeryüzündeki bitkiler hayvanlar ve doğal ortam
I love spending time in nature
Doğada vakit geçirmeyi seviyorum
kurnazlıkla yenmek
Sahnedebirinden daha zekice hareket ederek onu alt etmek
The spy was able to outthink the enemy
Casus düşmanı kurnazlıkla yenmeyi başardı
stratejide yenmek
zihinsel olarak birinden daha üstün bir plan geliştirmek
He tried to outthink the competition
Rekabeti stratejide yenmeye çalıştı
ancak
Sahnedezıtlık belirtmek için kullanılır
It was raining; however, we went out
Yağmur yağıyordu; ancak dışarı çıktık
nasıl olursa olsun
hangi şekilde olursa olsun
However you do it, it is fine
Nasıl yaparsan yap, sorun değil
ancak
iki ifade arasındaki zıtlığı belirtmek için kullanılır
It is raining; however, we will go out.
Hava yağmurlu; ancak dışarı çıkacağız.
saray görevlisi
Sahnedesarayda hizmet eden veya bulunan kimse
The courtier stood near the king
Saray görevlisi kralın yakınında durdu
barış
Sahnedesavaş veya çatışmanın olmadığı durum
We all want peace in the world
Hepimiz dünyada barış istiyoruz
barış
çatışmanın olmadığı, sessiz ve sakin durum
We all want peace
Hepimiz barış istiyoruz
sulh hakimi
küçük yasal meselelerle ilgilenen yerel görevli
The justice of the peace signed our papers
Sulh hakimi kağıtlarımızı imzaladı
oturup dinlenmek
Sahnedevücudunu alt kısmı üzerine dayayıp dinlenmek
You can sit down here
Buraya oturup dinlenebilirsin
masada yenen yemek
insanların masaya oturarak yediği yemek
We had a sit-down meal
Masada yenen bir yemek yedik
oturma eylemi
bir şeyi protesto etmek için topluca oturarak yapılan eylem
The workers held a sit-down in the factory
İşçiler fabrikada bir oturma eylemi yaptılar
oturup konuşmak
biriyle resmi veya planlı bir görüşme yapmak
We should sit down to discuss the contract
Sözleşmeyi görüşmek için oturup konuşmalıyız
şimdiye kadar
Sahnedeşu ana kadar geçen süre boyunca
So far, everything is good
Şimdiye kadar her şey iyi
bu kadar uzağa
çok uzak bir mesafeye
I cannot walk so far
Bu kadar uzağa yürüyemem
şimdiye kadar
şu ana kadar geçen zaman dilimi
I have finished two chapters so far
Şimdiye kadar iki bölüm bitirdim
ilgilendirmek
Sahnedebirinin bir şeye merak duymasını veya dikkat etmesini sağlamak
This book interests me
Bu kitap ilgimi çekiyor
faiz
ödünç alınan para için ödenen ek ücret
The bank charges a high interest rate
Banka yüksek bir faiz oranı uyguluyor
hobi
boş zamanlarda yapmaktan hoşlanılan etkinlik
Reading is one of my interests
Okumak hobilerimden biridir
pay
bir işteki ortaklık veya hisse durumu
He has an interest in the company
Şirkette bir payı var
varsaymak
Sahnedekanıt olmadan bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I assume you are tired
Yorgun olduğunu varsayıyorum
üstlenmek
bir görev veya sorumluluğu üzerine almak
He assumed the role of manager
Yönetici rolünü üstlendi
rota
Sahnedeizlenmesi planlanan yol veya yön
The ship changed its course
Gemi rotasını değiştirdi
elbette
evet demek veya onaylamak için kullanılır
Of course I will come
Elbette geleceğim
kurs
belirli bir konuda verilen dersler dizisi
I am taking an English course
İngilizce kursuna gidiyorum
yemek sırası
bir öğünün bölümlerinden her biri
The first course was soup
İlk yemek sırası çorbaydı
tabii
bir durumun beklendik veya aşikar olduğunu belirtir
Of course I will help you
Tabii ki sana yardım edeceğim
yemek kısmı
servis edilen bir öğünün bölümlerinden biri
I liked the main course
Ana yemek kısmını sevdim
süreç
bir zaman dilimi veya dönem
During the course of the day
Gün süresince
yol
bir hareketin veya gelişimin izlediği yön
The ship changed its course
Gemi yolunu değiştirdi
parkur
bir spor veya etkinlik için kullanılan arazi
The golf course is very large
Golf parkuru çok geniş
kurs
belirli bir konuda verilen dersler dizisi
I am taking an English course
İngilizce kursu alıyorum
felaket
Sahnedebüyük zarar veya acıya neden olan ani olay
The flood was a complete catastrophe
Sel tam bir felaketti
inatçılık
Sahnedekendi istediğini yapma konusundaki inatçı kararlılık
His willfulness made it hard to work with him
Onun inatçılığı onunla çalışmayı zorlaştırdı
seçme
Sahnedebir şeyi tercih etme eylemi
Choosing the right path is difficult
Doğru yolu seçmek zordur
ifade
Sahnedebir birim oluşturan sözcük grubu
I don't know this phrase
Bu ifadeyi bilmiyorum
devlet adamı
Sahnededeneyimli ve saygın bir siyasi lider
He was a great statesman
O büyük bir devlet adamıydı
devlet adamı
Sahnedetecrübeli ve saygın siyasi lider
He is a respected statesman
O saygın bir devlet adamıdır
devlet adamı
deneyimli ve saygın siyasi lider
He is a respected statesman
O saygın bir devlet adamıdır
farkında
Sahnedeçevresinde olup bitenlerin farkında olan
She was conscious of the noise
Gürültünün farkındaydı
vakit geçirmek
Sahnedebir şeyi yaparak zaman harcamak
I spend my weekends reading
Hafta sonlarımı kitap okuyarak geçiririm
harcamak
bir şey için para vermek
I spend money on food
Yiyeceğe para harcıyorum
harcamak
bir amaç için para zaman veya emek kullanmak
I spent all my money
Tüm paramı harcadım
gün
Sahnede24 saatlik süre
I work every day
Her gün çalışıyorum
bir gün
Sahnedegelecekteki bir zaman
I want to travel the world one day
Bir gün dünyayı gezmek istiyorum
dönem
özellikle geçmişteki belirli bir zaman dilimi
In my grandfather's day, there were no computers
Büyükbabamın döneminde bilgisayarlar yoktu
özel gün
belirli bir şeyi kutlamak için ayrılmış gün
We celebrate a special day
Biz özel bir gün kutlarız
çağırmak
Sahnedebir şeyi ortaya çıkarmak veya gerçekleşmesini sağlamak
The wizard summoned a ghost
Sihirbaz bir hayalet çağırdı
çağırmak
Sahnedeinsanlara bir yere gelmelerini emretmek
The king summoned his advisors
Kral danışmanlarını çağırdı
küstah
Sahnedekaba bir şekilde aşırı özgüvenli
He made a presumptuous comment
Küstahça bir yorum yaptı
konuşmak
Sahnedebiriyle sözlü iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam lazım
konuşmak
birine sözlü olarak bir şeyleri anlatmak
I need to talk to my teacher
Öğretmenimle konuşmam gerekiyor
konuşmak
biriyle sözlü iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam gerekiyor
sohbet etmek
biriyle karşılıklı konuşmak
We should talk to our neighbors
Komşularımızla sohbet etmeliyiz
doğuştan yetenekli
Sahnedebir konuda doğuştan yeteneği olan kimse
He is a natural at playing piano
O piyano çalmakta doğuştan yetenekli
doğal
beklenen veya alışılmış olan
It is natural to feel nervous
Gergin hissetmek doğaldır
doğal
doğada kendiliğinden var olan ve insan yapımı olmayan
We prefer natural food
Biz doğal yiyecekleri tercih ederiz
kullanmak
Sahnedebir şeyden yararlanmak
Can I use your pen
Kalemini kullanabilir miyim
yarar
bir şeyin sağladığı fayda
That information has no use
O bilginin hiçbir yararı yok
eskiden yapmak
geçmişte düzenli yapılan ama artık yapılmayan eylem
I used to swim every morning
Eskiden her sabah yüzerdim
ihtiyaç duymak
bir şeye gerek duymak
I could really use some help
Gerçekten biraz yardıma ihtiyacım var
istismar etmek
birini kendi çıkarı için kandırmak
He used me for his benefit
Kendi çıkarı için beni istismar etti
kullanmak
bir şeyi işleme koymak
Use your brain to solve this
Bunu çözmek için beynini kullan
küfür etmek
kaba veya saldırgan bir dil kullanmak
Do not use bad words here
Burada kötü kelimeler kullanma
yararlanmak
bir şeyden fayda sağlamak
You can use these tools for work
İş için bu araçlardan yararlanabilirsin
gerekçe göstermek
bir durum için geçerli bir sebep sunmak
She used the rain as a reason for being late
Yağmuru geç kalmak için gerekçe gösterdi
kötüye kullanmak
bir şeyi yanlış veya zararlı bir şekilde kullanmak
He misused his power
Yetkisini kötüye kullandı
sık sık
bir şeyin çok kez yapılması veya gerçekleşmesi
I use my computer often
Bilgisayarımı sık sık kullanırım
önce
Sahnedeşimdiden önce veya geçmişte
I saw him two days ago
Onu iki gün önce gördüm
önce
şimdiye göre geçmişte kalmış zaman
I arrived an hour ago
Bir saat önce geldim
engellemek
Sahnedebirinin veya bir şeyin hareket etmesini veya çalışmasını zorlaştırmak
Heavy rain hampered our progress
Şiddetli yağmur ilerlememizi engelledi
kirli sepeti
çamaşırlar veya eşyalar için kullanılan büyük kap
Put your clothes in the hamper
Kıyafetlerini kirli sepetine koy
edebiyat
Sahnedebir döneme, dile veya konuya ait yazılı eserler
I love reading English literature
İngiliz edebiyatı okumayı seviyorum
devam etmek
Sahnedebir işe devam etmek
I need to get on with my work
İşime devam etmem gerekiyor
iyi geçinmek
biriyle arkadaşça veya hoş bir ilişkiye sahip olmak
I get on with my colleagues
İş arkadaşlarımla iyi geçinirim
iyi geçinmek
biriyle arkadaşça ve samimi bir ilişkiye sahip olmak
I get on with my colleagues
İş arkadaşlarımla iyi geçiniyorum
duymak
Sahnedekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
duymak
Sahnedebir haberi veya bilgiyi başkasından öğrenmek
I heard that they are moving
Onların taşınacağını duydum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
yabancı
Sahnedebaşka bir ülkeye ait olan
I want to learn a foreign language
Yabancı bir dil öğrenmek istiyorum
yabancı
Sahnedekendi ülkenizden olmayan
I like learning foreign languages
Yabancı dil öğrenmeyi seviyorum
yabancı
başka bir kültürden olduğu için bilinmeyen
This custom is foreign to me
Bu gelenek bana yabancı
erken
Sahnedebir zaman diliminin başlangıcına yakın
I woke up early today
Bugün erkenden uyandım
erken
şimdiki zamandan önceki bir vakitte
We arrived early
Erken geldik
erken
beklenenden daha önce gerçekleşen
I arrived early today
Bugün erken geldim
ciddi
Sahnedeçok ciddi veya resmî
He had a solemn expression
Ciddi bir ifadesi vardı
ayak uydurmak
Sahnedebir başkasıyla aynı hızda ilerlemek
Try to keep up with the group
Gruptan geri kalmamaya çalış
sürdürmek
bir şeyi aynı seviyede yapmaya devam etmek
Keep up the good work
İyi iş çıkarmaya devam et
uyutmamak
birinin uyumasına engel olmak
The loud music kept me up all night
Yüksek sesli müzik beni bütün gece uyutmadı
çaba
Sahnedebir şeyi başarmak için harcanan enerji
It takes a lot of effort to learn a language
Bir dil öğrenmek çok çaba gerektirir
çaba
bir şeyi yapmak için harcanan fiziksel veya zihinsel enerji
It takes effort to learn a new language
Yeni bir dil öğrenmek çaba gerektirir
ayrılış
Sahnedebir yerden ayrılma eylemi
Our departure is tomorrow
Ayrılışımız yarın
sapma
Sahnedenormal veya beklenenden farklı olma durumu
This decision is a departure from our usual policy
Bu karar alışılmış politikamızdan bir sapmadır
bilgi
Sahnededeneyimle kazanılan bilgi veya farkındalık
She has a lot of knowledge about history
Tarih hakkında çok bilgisi var
sunmak
Sahnedebir şeyi birine vermek veya iletmek
I would like to extend my thanks
Teşekkürlerimi sunmak istiyorum
uzatmak
bir şeyi daha uzun hale getirmek
I want to extend my visa
Vizemi uzatmak istiyorum
uzanmak
belirli bir alanı veya mesafeyi kaplamak
The garden extends to the river
Bahçe nehre kadar uzanıyor
stilt
Sahnedeyerden yüksekte yürümek için kullanılan uzun direkler
The performer walked on stilts
Sanatçı stiltlerle yürüdü
hayal etmek
Sahnedezihninde bir görüntü oluşturmak
Just imagine a world without war
Sadece savaşsız bir dünya hayal et
hayal etmek
zihinde bir resim veya görüntü oluşturmak
Imagine a beautiful beach
Güzel bir plaj hayal et
hayal etmek
zihninde bir görüntü oluşturmak
Imagine you are on a beach
Sahilde olduğunu hayal et
dahil etmek
Sahnedebirini bir şeye katmak veya ilgilendirmek
We need to engage the local community
Yerel topluluğu dahil etmemiz gerekiyor
nişanlı
evlenmek üzere söz vermiş
They are engaged
Onlar nişanlı
çalıştırmak
bir makineyi veya sistemi çalışır duruma getirmek
You need to engage the machine
Makineyi çalıştırman gerekiyor
çatışmaya girmek
birine veya bir şeye karşı savaşmaya başlamak
The soldiers engaged the enemy
Askerler düşmanla çatışmaya girdi
yardımcı
Sahnedebirine yardım eden veya onun yerine geçen kişi
The deputy manager is in charge today
Bugün yardımcı müdür görevli
polis yardımcısı
yasal olarak başkasının yetkilerini kullanan kişi
He is a deputy for the local precinct
Yerel karakolda polis yardımcısı olarak çalışıyor
patlatma
Sahnedebir patlayıcıyı infilak ettirme eylemi
The bomb squad performed a controlled detonation
Bomba imha ekibi kontrollü bir patlatma gerçekleştirdi
minnettar
Sahnedeşükran duyan veya teşekkür eden
I am grateful for your help
Yardımın için minnettarım
anlamak
Sahnedebir şeyin anlamını kavramak
I understand the lesson
Dersi anlıyorum
anlamak
Sahnedene demek olduğunu bilmek
I understand you
Seni anlıyorum
anlamak
bir durumun veya gerçeğin bilincine varmak
I understand the risks involved
İşin içindeki riskleri anlıyorum
kavramak
söylenen bir şeyi zihnen çözümlemek
I understood his instructions clearly
Talimatlarını net bir şekilde kavradım
çok daha
Sahnedeönemli ölçüde veya büyük derecede
This car is far better
Bu araba çok daha iyi
şimdiye kadar
şu ana kadar
So far everything is good
Şimdiye kadar her şey iyi
ilerleme
yapılması veya tamamlanması gereken kısım
How far are you with your homework
Ödevinde ne kadar ilerledin
uzak
bir noktadan veya yerden büyük mesafede
The store is too far
Mağaza çok uzak
imkansız
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesinin mümkün olmadığını belirtmek için kullanılır
No way he can win
Onun kazanması imkansız
hadi canım
şaşkınlık ifade etmek veya bir şeye inanmakta güçlük çekmek
No way you won the lottery
Hadi canım piyangoyu kazandığına inanamıyorum
asla
kesin bir dille reddetmek veya bir şeyi kabul etmemek
No way am I doing that
Asla bunu yapmayacağım
asla
bir şeyi yapmayı reddetmek için kullanılan ifade
No way I am doing that
Bunu asla yapmam
katman
Sahnedebir malzemenin kalınlığı veya tabakası
The cake has three layers
Pastanın üç katmanı var
tabaka halinde sermek
bir şeyin üzerini malzeme ile kaplamak
You should layer the cake with cream
Pastayı krema ile kaplamalısın
tercih etmek
Sahnedebir şeyi diğerinden daha çok istemek veya sevmek
I prefer coffee to tea
Kahveyi çaya tercih ederim
tercih etmek
bir şeyi diğerine karşı daha çok istemek
I prefer tea to coffee
Çayı kahveye tercih ederim
karmaşık
Sahnedeçok parçalı ve anlaşılması zor olan
This is a complex problem
Bu karmaşık bir problem
kompleks
kişinin kendisi hakkında sahip olduğu fikir ve duygular bütünü
He has an inferiority complex
Onun aşağılık kompleksi var
kompleks
bir arada bulunan bina grubu
The sports complex is huge
Spor kompleksi çok büyük
öncülük etmek
Sahnedebir etkinliğe veya organizasyona liderlik etmek
She will spearhead the new project
Yeni projeye öncülük edecek
doğru
Sahnedegerçek olan veya yanlış olmayan
It is true that she is here
Burada olduğu doğru
dürüst
yalan söylemeyen ve doğru sözlü
He is a true person
O dürüst bir insan
sadık
birine bağlı ve vefalı olan
She is a true friend to me
O benim için sadık bir dost
güvenilir
her zaman beklenen şekilde çalışan
This system is true and effective
Bu sistem güvenilir ve etkili
daha hafif
Sahnedeağırlığı eskisinden az olan
This bag is lighter than the other one
Bu çanta diğerinden daha hafif
çakmak
ateş yakmaya yarayan küçük alet
He used a lighter to light the candle
Mumu yakmak için çakmak kullandı
aydınlatıcı
ışık veren nesne
This lamp acts as a lighter for the room
Bu lamba oda için aydınlatıcı görevi görüyor
daha açık
rengi daha az koyu veya aydınlık olan
This blue shirt is lighter
Bu mavi gömlek daha açık
yasaklamak
Sahnedebir şeye izin vermemek
My parents forbid me to go out
Ailem dışarı çıkmamı yasakladı
yasaklamak
Sahnedebir eylemin yapılmasına izin vermemek
They forbid smoking in the office
Ofiste sigara içmeyi yasaklıyorlar
yasaklamak
bir şeyin yapılmasına izin vermemek
Smoking is forbidden here
Burada sigara içmek yasaktır
engellemek
bir durumun oluşmasına mani olmak
Heavy rain forbids us from leaving
Şiddetli yağmur ayrılmamızı engelliyor
acil olarak
Sahnedebir an önce yapılması gereken şekilde
I need a doctor urgently
Acilen bir doktora ihtiyacım var
tatbikat
Sahnedeacil durumlar için yapılan uygulama çalışması
We have a fire drill today
Bugün yangın tatbikatımız var
matkap
delik açmak için kullanılan alet
He used a drill to make a hole
Delik açmak için matkap kullandı
sorguya çekmek
birine art arda çok soru sormak
The teacher drilled the students with questions
Öğretmen öğrencileri sorularla sorguya çekti
delmek
bir alet kullanarak bir nesnede delik açmak
He will drill a hole in the wall
Duvara bir delik açacak
neredeyse hiç
Sahnedeçok az veya neredeyse hiç
I can hardly hear you
Seni neredeyse hiç duyamıyorum
rahatsızlık
Sahnedezorluk çıkaran durum
Sorry for the inconvenience
Verdiğimiz rahatsızlık için özür dileriz
rahatsız etmek
Sahnedebirine zorluk veya sıkıntı vermek
I hope this does not inconvenience you
Umarım bu sizi rahatsız etmez
zahmet vermek
birine sorun veya zorluk çıkarmak
I hope I did not inconvenience you
Umarım size zahmet vermedim
fikir
Sahnedekişisel görüş veya yargı
What is your opinion?
Senin fikrin nedir?
görüş
bir konu hakkındaki kişisel düşünce veya yargı
What is your opinion on this topic
Bu konu hakkındaki görüşün nedir
doldurmak
Sahnedeboşluklara bilgi yazmak
Please fill in this form
Lütfen bu formu doldurun
bilgilendirmek
birine bilmesi gerekenleri anlatmak
Can you fill me in on the details
Beni detaylar hakkında bilgilendirebilir misin
yerine bakmak
birinin işini veya görevini geçici olarak yapmak
Can you fill in for me tomorrow
Yarın benim yerime bakabilir misin
dernek
Sahnedeortak çıkarı olan insanlar grubu
she is a member of a local hiking association
o yerel bir yürüyüş derneğinin üyesidir
dernek
ortak bir ilgi alanı olan kişilerin kurduğu organizasyon
He joined the tennis association
Tenis derneğine katıldı
bağlantı
insanlar veya şeyler arasındaki ilişki
there is a strong association between smoking and illness
sigara içmek ve hastalık arasında güçlü bir bağlantı var
Grand National
SahnedeBirleşik Krallık'ta her yıl düzenlenen ünlü bir at yarışı
The Grand National is a famous horse race
Grand National ünlü bir at yarışıdır
uygulamak
Sahnedebir planı veya eylemi hayata geçirmek
They executed the plan well
Planı iyi bir şekilde uyguladılar
idam etmek
birini ceza olarak öldürmek
The prisoner was executed
Mahkum idam edildi
bir bit yeniği sezmek
Sahnedebirinin dürüst olmadığını veya kötü bir şey planladığını hissetmek
They offered too much money so I smelled a rat
Çok fazla para teklif ettiler bu yüzden bir bit yeniği olduğunu sezdim
haksız
Sahnedehaksız bir durumda veya suçlu olmak
You are in the wrong in this argument
Bu tartışmada sen haksızsın
yeterli
Sahnedeihtiyaç duyulan miktarda olan
Two liters of water is sufficient for one day
Bir gün için iki litre su yeterlidir
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anlayıp anlamadığını kontrol etmek veya duraksamak için kullanılır
It is a bit expensive, you know
Biraz pahalı, biliyorsun
hani
Sahnedekonuşurken dikkat çekmek veya düşünürken kullanılan bir ifade
You know, I am not sure about this
Hani, bu konuda emin değilim
bilmek
bir şey hakkında bilgi sahibi olmak
Do you know the answer
Cevabı biliyor musun
soğuk algınlığı
Sahnedeburun akıntısı ve öksürükle seyreden hastalık
I have a cold
Soğuk algınlığına yakalandım
soğuk
nezaket veya sevgi göstermeyen
He is a cold person
O soğuk bir insandır
soğuk
düşük sıcaklık
The winter cold is harsh
Kış soğuğu serttir
bilinçsiz
olan bitenin farkında olmayacak şekilde uyanık olmama durumu
He was knocked cold in the fight
Dövüşte darbe alıp bilinçsiz hale geldi
alan
Sahnedeboş veya kullanılabilir alan
There is no space here
Burada hiç yer yok
dalıp gitmek
odaklanmayı kaybetmek veya unutmak
I spaced out during the lesson
Ders sırasında dalıp gittim
aralık bırakmak
nesneleri birbirlerinden uzağa yerleştirmek
You should space the plants out
Bitkiler arasında aralık bırakmalısın
alan
bir kişinin mevcut durumu veya koşulları
I am in a good space right now
Şu an iyi bir durumdayım
içermek
Sahnedebir grubun veya setin parçası olarak bulundurmak
The price includes breakfast
Fiyata kahvaltı dahildir
içermek
bir grubun veya bütünün parçası olarak bulundurmak
The book includes many pictures
Kitap birçok resim içerir
yatak
Sahnedeuyumak için kullanılan mobilya
I go to bed
Yatağa gidiyorum
kasa
kamyonun arkasındaki yük taşıma alanı
The truck bed is full of wood
Kamyonun kasası odunla dolu
taban
nehir veya vadi zemini
Fish live at the river bed
Balıklar nehir tabanında yaşar
ürün
Sahnedetek bir şey veya nesne
This item is on sale
Bu ürün indirimde
çift
romantik bir ilişki içinde olan iki kişi
I think they are an item
Bence onlar bir çift
giyinmek
Sahnedekıyafet giymek
I need to dress for work
İş için giyinmem gerekiyor
elbise
kadınlar veya kızlar için üst ve alt kısmı örten giysi
She is wearing a blue dress
Mavi bir elbise giyiyor
pansuman yapmak
bir yarayı temizleyip kapatmak
The nurse will dress the wound
Hemşire yaraya pansuman yapacak
süslemek
bir şeyi daha çekici hale getirmek için güzelleştirmek
We should dress the cake with fresh fruit
Pastayı taze meyveyle süslemeliyiz
kaygan
Sahnedepürüzsüz olduğu için üzerinde yürümek veya tutmak zor olan
The floor is slippery
Yer kaygan
güvenilmez
Sahnededürüst veya güvenilir olmayan
He is a slippery character
O güvenilmez bir karakter
kaygan
üzerinde durulması veya tutulması zor olan
The floor is wet and slippery
Zemin ıslak ve kaygan
kaygan
üzerinde durmanın veya tutmanın zor olduğu
The floor is slippery because of the water
Yer su yüzünden kaygan
konu
Sahnedetartışılan veya üzerinde konuşulan tema
This is a difficult subject
Bu zor bir konu
tebaa
Sahnedebir hükümdarın yönetimi altındaki kimse
The king protected his subjects
Kral tebaasını korudu
maruz bırakmak
birini hoş olmayan bir duruma sokmak
He subjected the prisoner to torture
Mahkumu işkenceye maruz bıraktı
tebaa
hükümdarın veya devletin yönetimi altındaki kişi
He is a loyal subject of the queen
O kraliçenin sadık bir tebaasıdır
gölgede bırakmak
Sahnedebirini veya bir şeyi daha az önemli göstermek
His success overshadowed mine
Onun başarısı benimkini gölgede bıraktı
olup olmadığı
Sahnedeiki olasılığı belirtmek için kullanılır
I don't know whether he will come
Gelip gelmeyeceğini bilmiyorum
ip-medigi
Sahnedeiki olasılık arasında seçim veya belirsizlik belirtmek için kullanılan bağlaç
I do not know whether he is coming
Onun gelip gelmeyeceğini bilmiyorum
toparlanmak
Sahnedezor bir durumdan sonra eski haline geri dönmek
He bounced back quickly after his illness
Hastalığından sonra çabucak toparlandı
ara sıra
Sahnedezaman zaman veya bazen
I occasionally visit my grandparents
Ara sıra büyükanne ve büyükbabamı ziyaret ederim
kibarca
Sahnedebaşkalarına saygı gösteren bir şekilde
He asked politely
Kibarca sordu
başlamak
Sahnedebir işe veya sürece ilk adımı atmak
She is starting out as a teacher
O öğretmenliğe yeni başlıyor
üniversite
Sahnedeliseden sonra öğrencilerin eğitim gördüğü yer
She is studying at college
O üniversitede okuyor