

The Crown — 1. Sezon Bölüm 8
Kelimeler ve anlamları
810 kelime
Seviye
ara
Sahnedeiki olay arasında geçen kısa süre
There was a short interlude between the acts
Perdeler arasında kısa bir ara vardı
mümkün
Sahnedeyapılabilen veya gerçekleşebilen durum
It is possible to finish the work today
İşi bugün bitirmek mümkün
aday
seçilme ihtimali olan kişi
She is a possible for the role
O bu rol için bir aday
olay
Sahnedegenellikle kötü veya sıra dışı olan bir hadise
It was a strange incident
Tuhaf bir olaydı
yavaşça kaybolmak
Sahnedeyavaş yavaş uzaklaşmak veya yok olmak
Time seems to slip away
Zaman uçup gidiyor gibi görünüyor
sıvışmak
fark edilmeden sessizce bir yerden ayrılmak
He managed to slip away from the meeting
Toplantıdan sessizce sıvışmayı başardı
sessizce uzaklaşmak
kimseye görünmeden sessizce gitmek
We decided to slip away early from the party
Partiden erkenden sessizce uzaklaşmaya karar verdik
gizlice çıkmak
fark ettirmeden sessizce yer değiştirmek
She tried to slip away before anyone saw her
Kimse onu görmeden gizlice çıkmaya çalıştı
iyi kalpli
Sahnedeşefkatli ve cömert
She is a good hearted person
O, iyi kalpli bir insandır
muhakeme
Sahnedeiyi kararlar verme veya mantıklı görüşler oluşturma yeteneği
He showed good judgement in difficult situations
Zor durumlarda iyi muhakeme gösterdi
kolay hedef
Sahnedesaldırıya veya eleştiriye açık olan savunmasız kişi veya şey
Without any cover, he was a sitting duck
Hiçbir koruması olmadığı için kolay hedefti
minimum
Sahnedeolabilecek en düşük miktar
The minimum age is 18
Minimum yaş 18'dir
minimum
mümkün olan en küçük miktar veya derece
The job requires a minimum of five years experience
İş en az beş yıl deneyim gerektiriyor
eyvah
Sahnedeşaşkınlık veya üzüntü belirten ifade
Oh dear, I forgot my keys
Eyvah, anahtarlarımı unuttum
sevgili
sevilen veya değer verilen
My dear friend is coming
Sevgili arkadaşım geliyor
sayın
mektup veya e-posta başlangıcında kullanılan nezaket sözü
Dear Mr. Smith
Sayın Bay Smith
affetmek
Sahnedebirinin hatası nedeniyle ona kızmayı bırakmak
Please forgive me
Lütfen beni affet
affetmek
birinin yaptığı bir şey için ona kızmayı bırakmak
You should forgive him for his mistake
Onun hatası için onu affetmelisin
seviye
Sahnedebir şeyin miktarı veya derecesi
The water level is rising
Su seviyesi yükseliyor
yerle bir etmek
bir yapıyı tamamen yıkmak
The storm leveled the building
Fırtına binayı yerle bir etti
düz
yüksek veya alçak kısmı olmayan bir yüzeye sahip
The ground is level here
Buradaki zemin düz
kat
bir binada belirli bir yükseklikte bulunan düz alan
We live on the third level
Üçüncü katta yaşıyoruz
yetişkin
Sahnedetam olarak büyümüş insan
She is an adult now
O artık bir yetişkin
yetişkin
tamamen büyümüş kişi
He is an adult now
O artık bir yetişkin
yetişkin
tam olarak büyümüş kişi
He is an adult
O bir yetişkin
öğleden sonra
Sahnedeöğle vaktinden akşama kadar olan süre
I have a meeting in the afternoon
Öğleden sonra bir toplantım var
öğleden sonra
günün öğle ile akşam arasındaki bölümü
We have a meeting in the afternoon
Öğleden sonra bir toplantımız var
gerçek
Sahnedebir şey hakkındaki gerçekler
Tell me the truth
Bana gerçeği söyle
mutlaka
Sahnedekaçınılmaz olmayan bir biçimde
That is not necessarily true
Bu mutlaka doğru değil
zorunlu olarak
Sahnedekaçınılmaz şekilde veya her zaman doğru olacak biçimde
The result is not necessarily bad
Sonuç zorunlu olarak kötü değil
zorunlu olarak
kaçınılması mümkün olmayan bir şekilde
This change will necessarily lead to problems
Bu değişiklik zorunlu olarak sorunlara yol açacaktır
mutlaka
her durumda ve kaçınılmaz olarak
It is not necessarily true
Bu mutlaka doğru değildir
dışarı çıkmak
Sahnedebir yerden ayrılmak veya görünür olmak
He came out of the house
Evden dışarı çıktı
doğmak
bir olaydan veya süreçten kaynaklanmak
Nothing good came out of that meeting
O toplantıdan iyi bir şey çıkmadı
açıkça söylemek
bir şeyi dürüst ve doğrudan ifade etmek
You should come out of it and be honest
Gerçekleri açıkça söylemelisin
atlatmak
zor bir durumdan iyileşerek veya kurtularak çıkmak
She came out of the crisis safely
Krizi güvenli bir şekilde atlattı
çıkmak
bir yerin içerisinden dışarıya doğru hareket etmek
The dog will come out of the house
Köpek evin dışına çıkacak
emin
Sahnedeşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
elbette
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
tamam
bir öneriyi veya fikri onaylamak için kullanılan ifade
We can meet later. Sure.
Daha sonra buluşabiliriz. Tamam.
hızlı
Sahnedeyüksek hızda
He runs very fast
O çok hızlı koşar
oruç tutmak
belirli bir süre boyunca yemek yememek
He decided to fast for a day
Bir gün boyunca oruç tutmaya karar verdi
ileri
saatin gerçek zamandan daha ileride olması
My watch is five minutes fast
Saatim beş dakika ileri
derince
genellikle uyku için kullanılan derin bir şekilde
The baby is fast asleep
Bebek derin uykuda
çok sevmek
Sahnedebirine veya bir şeye derin bir sevgi ve hayranlık duymak
I adore my grandchildren
Torunlarımı çok seviyorum
çok sevmek
birini veya bir şeyi derin bir sevgiyle sevmek
I adore my family
Ailemi çok seviyorum
çok sevmek
birine veya bir şeye derin bir sevgi duymak
I adore my grandmother
Büyükannemi çok seviyorum
bitmiş
Sahnedetükenmiş veya artık mevcut olmayan
The milk is gone
Süt bitmiş
hale gelmiş
bir duruma veya koşula dönüşmüş
He has gone mad
Çıldırdı
gitmiş
bir yerden başka bir yere gitmiş
She has gone home
Eve gitti
yok
bir yerde artık bulunmayan
She is gone for the day
O bugünlük gitti
kaybolmuş
artık mevcut olmayan
The cookies are all gone
Kurabiyelerin hepsi bitti
tükenmiş
artık varlığını sürdürmeyen
The milk is gone
Süt bitti
gitmiş
bir yerden uzaklaşmış olan
They have gone to the cinema
Onlar sinemaya gitti
kayıp
artık bulunamayan veya mevcut olmayan
My phone is gone
Telefonum kayıp
eksik
yerinde olmayan
My keys are gone
Anahtarlarım yerinde yok
geçmiş
zamanı sona ermiş olan
The summer is gone
Yaz mevsimi bitti
müzik
Sahnedekulağa hoş gelen seslerin düzenlenmesi
I love listening to music
Müzik dinlemeyi severim
sıkıntı
zor veya hoş olmayan bir durum
He had to face the music for his actions
Yaptıkları yüzünden hesap vermek zorunda kaldı
alkış
Sahnedeonaylamak için el çırpma
The crowd gave loud applause
Kalabalık yüksek sesle alkışladı
atmak
Sahnedebir şeyi kurtulmak için çöpe atmak
Throw out the old shoes
Eski ayakkabıları at
kovmak
birini bir yerden zorla çıkarmak
They threw him out of the room
Onu odadan kovdular
dışarı atmak
birini bir yerden gitmeye zorlamak
The barman threw him out
Barmen onu dışarı attı
kovmak
birinin bir yeri terk etmesini zorunlu tutmak
They will throw out the noisy guest
Gürültülü misafiri kovacaklar
istemek
Sahnedebir şeyi istediğini söylemek
I will ask for a glass of water
Bir bardak su isteyeceğim
davetiye çıkarmak
kötü bir olayın gerçekleşmesine neden olacak şekilde davranmak
You are asking for trouble by staying out late
Geç saatlere kadar kalarak başını belaya davetiye çıkarıyorsun
istemek
bir şey istediğini belirtmek
She will ask for help
O yardım isteyecek
davetiye çıkarmak
kötü bir durumun gerçekleşmesine neden olacak şekilde davranmak
You are asking for trouble
Başını derde sokuyorsun
beyler
Sahnedeerkekler için kullanılan kibar bir hitap
The gents are having a meeting
Beyler toplantı yapıyor
beyler
erkekler için kullanılan gayriresmî bir kelime
Excuse me, gents
Affedersiniz beyler
erkekler tuvaleti
erkekler için halka açık tuvalet
Excuse me, where are the gents?
Affedersiniz, erkekler tuvaleti nerede?
erkekler tuvaleti
erkekler için kullanılan umumi tuvalet
The gents is down the hall
Erkekler tuvaleti koridorun sonunda
şov kızı
Sahnedebir şovda performans sergileyen kadın
The showgirl wore a sparkling costume
Şov kızı ışıltılı bir kostüm giyiyordu
saygıdeğer
Sahnedeyaşı veya bilgeliği nedeniyle saygıya layık olan
The venerable teacher was loved by everyone
Saygıdeğer öğretmen herkes tarafından seviliyordu
donanımsız
Sahnedebir iş için gerekli beceri veya araçlara sahip olmayan
We were unequipped for the cold weather
Soğuk hava için donanımsızdık
çağ
Sahnedebelirli özelliklerle tanınan zaman dilimi
We live in the digital age
Dijital çağda yaşıyoruz
yaş
Sahnedebir kişinin yaşadığı süre
Age is just a number
Yaş sadece bir sayıdır
yaşlanmak
daha yaşlı hale gelmek
Everyone ages
Herkes yaşlanır
yaşlanmak
zaman geçtikçe daha yaşlı hale gelmek
People age as time passes
İnsanlar zaman geçtikçe yaşlanır
saygın
Sahnedeçok iyi bilinen ve saygı duyulan
He is a distinguished professor
O saygın bir profesördür
ünlü
adını duyurmuş veya başarılı
He distinguished himself in the war
Savaşta ün kazandı
saygın
itibarlı ve takdir edilen
He is a distinguished professor
O saygın bir profesör
asil
çok iyi veya etkileyici bir görünüme sahip
He looked very distinguished in his suit
Takım elbisesiyle çok asil görünüyordu
kalıcı
Sahnedeuzun süre devam eden
They have an enduring friendship
Onların kalıcı bir dostluğu var
annelik
Sahnedeanne olma durumu
Motherhood is a full-time job
Annelik tam zamanlı bir iştir
annelik
anne olma durumu
Motherhood is a full time job
Annelik tam zamanlı bir iştir
eşlik etmek
Sahnedebir yere giderken birine eşlik etmek
I will walk you to the station
Seni istasyona kadar yürüyerek götüreceğim
yürümek
Sahnedebir ayağını diğerinin önüne koyarak ilerlemek
She likes to walk in the park
O parkta yürümeyi sever
yürüyüş yolu
insanların üzerinde yürümesi için yapılmış yol
The park has a nice walk for visitors
Parkta ziyaretçiler için güzel bir yürüyüş yolu var
adım adım anlatmak
bir süreci aşama aşama tarif etmek
Let me walk you through the process
Süreci sana adım adım anlatayım
dalcık
Sahnedeüzerinde yaprak veya çiçek bulunan küçük dal
Add a sprig of rosemary to the soup
Çorbaya bir dalcık biberiye ekleyin
dürüst
Sahnededoğruyu söyleyen ve hile yapmayan
He is an honest man
O dürüst bir adamdır
bahsetmek
Sahnedebir şeyden söz etmek
He didn't speak of the accident
Kazadan bahsetmedi
bahsetmeye değer
üzerinde konuşulacak kadar önemli olan
It is a success worth speaking of
Bu bahsetmeye değer bir başarı
vurmak
Sahnedebir şeye, örneğin kapıya vurmak
Knock on the door
Kapıyı çal
hamile bırakmak
bir kadının gebe kalmasına neden olmak
He knocked her up
Onu hamile bıraktı
indirmek
bir şeyin değerini veya miktarını azaltmak
They knocked ten dollars off
Fiyattan on dolar indirdiler
etkilemek
birini derin bir şekilde hayran bırakmak
Her performance knocked them out
Performansı onları çok etkiledi
görünüşe göre
Sahnedegöründüğü kadarıyla
Apparently, he forgot the meeting
Görünüşe göre toplantıyı unuttu
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
He finally came to the city
Sonunda şehre vardı
kendine gelmek
Sahnedebaygınlıktan sonra tekrar bilincini kazanmak
He came to after the accident
Kazadan sonra kendine geldi
farkına varmak
bir şeyi yavaşça anlamak
I slowly came to realize the truth
Yavaş yavaş gerçeğin farkına vardım
varmak
belirli bir sonuca veya duruma ulaşmak
They finally came to an agreement
Sonunda bir anlaşmaya vardılar
kanaatine varmak
bir kişi ya da durum hakkında belirli bir görüşe sahip olmak
I have come to believe that he is honest
Onun dürüst olduğu kanaatine vardım
değinmek
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
We will come to that topic later
O konuya sonra değineceğiz
gelmek
belirli bir yere ulaşmak
Please come to my office
Lütfen ofisime gel
ziyaret etmek
birinin yanına gidip vakit geçirmek
Please come to see me
Lütfen beni ziyarete gel
başlamak
bir şeyi yapmaya girişmek
I come to like this song
Bu şarkıyı sevmeye başlıyorum
varmak
bir yere ulaşmak
We will come to the city soon
Şehre yakında varacağız
ilgili olmak
bir konu hakkında olmak
When it comes to cooking he is an expert
Yemek pişirmek söz konusu olduğunda o bir uzmandır
gelmek
bir noktaya veya duruma ulaşmak
We have come to a difficult decision
Zor bir karara geldik
ayılmak
tekrar bilinci yerine gelmek
The patient started to come to after the surgery
Hasta ameliyattan sonra ayılmaya başladı
kendine gelmek
baygınlıktan sonra bilincin geri dönmesi
She finally came to after the accident
Kazadan sonra nihayet kendine geldi
sonuçlanmak
belirli bir duruma yol açmak
The total bill came to fifty dollars
Toplam fatura elli dolar ile sonuçlandı
uğramak
birini görmek için bir yere gitmek
Please come to my house this evening
Lütfen bu akşam evime uğra
aklına gelmek
bir fikrin veya düşüncenin zihinde belirmesi
The idea came to me suddenly
Fikir aniden aklıma geldi
konmak
Sahnedebir yüzeye konmak veya bir yere varmak
The bird landed on the branch
Kuş dala kondu
karar vermek
bir konuda karara varmak
They landed on a final decision
Nihai bir karara vardılar
konmak
bir yüzeyin üzerine gelip durmak
The bird will land on the branch
Kuş dala konacak
hız
Sahnedehızlı olma durumu veya hareket hızı
The car traveled at high speed
Araba yüksek hızla gitti
hızlanmak
hızlı gitmek veya bir şeyi hızlandırmak
Don't speed on the highway
Otobanda hız yapma
tarz
bir kişinin hoşlandığı veya iyi olduğu şey
That activity is not my speed
O etkinlik benim tarzım değil
amfetamin
yasa dışı uyarıcı bir madde
He was arrested for selling speed
Amfetamin sattığı için tutuklandı
niyetinde olmak
Sahnedene yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
gitmek
Sahnedebir yere varmak veya bir etkinliğe katılmak
We go to school every morning
Her sabah okula gideriz
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
ilk tercih
birinin en sık kullandığı veya seçtiği şey ya da kişi
Pizza is my go-to meal on Fridays
Pizza cumaları ilk tercihim olan yemektir
gitmek
bir yere veya kişiye ulaşmak
The letter goes to the manager
Mektup müdüre gidiyor
gitmek
bir okulda öğrenci olmak
She goes to university in London
O Londra'da üniversiteye gidiyor
yönelmek
bir yerin doğrultusunda hareket etmek
The road goes to the city center
Yol şehir merkezine yöneliyor
uğramak
bir yeri ziyaret etmek
I will go to the library today
Bugün kütüphaneye uğrayacağım
gitmek
belirli bir yere doğru hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
iş tulumu
Sahnedediğer kıyafetlerin üzerine giyilen, vücudu ve bacakları örten giysi
He wears overalls for work
İş için tulum giyiyor
bahçıvan pantolon
tek parça, bacaklı giysi
She wore blue overalls
Mavi bir bahçıvan pantolon giydi
tahttan çekilme
Sahnedeiktidar mevkiinden vazgeçme eylemi
The king's abdication surprised the nation
Kralın tahttan çekilmesi ulusu şaşırttı
nüfus
Sahnedebir yerde yaşayan insanların sayısı
The population of Tokyo is very large
Tokyo'nun nüfusu çok fazladır
nüfus
bir bölgede yaşayan aynı türden canlıların tamamı
The town has a small population
Kasabanın küçük bir nüfusu var
nüfus
belirli bir bölgede yaşayan insanların tümü
The population of the city is growing
Şehrin nüfusu artıyor
çok
Sahnedebüyük ölçüde
I like it very much
Onu çok seviyorum
ne kadar
bir şeyin miktarı
How much is this
Bu ne kadar
pek
küçük bir ölçüde
It did not help much
Pek yardımcı olmadı
fazla
geriye kalan miktar
Not much is left
Geriye fazla bir şey kalmadı
söz dinlemez
Sahnedekurallara uymayan veya kontrol edilmesi zor olan
The unruly children were running around the classroom
Söz dinlemeyen çocuklar sınıfın içinde koşuşturuyordu
Gürleme
Sahnedederin ve sürekli gelen ses
I heard the rumble of thunder
Gök gürültüsünü duydum
kavga etmek
gürültülü bir kavgaya veya rekabete girmek
The two gangs decided to rumble
İki çete kavga etmeye karar verdi
gürleme
derin ve sürekli bir ses
I heard the rumble of the engine
Motorun gürlemesini duydum
daha uzun
Sahnedefiziksel boyutu daha fazla olan
This rope is longer than that one
Bu ip diğerinden daha uzun
artık değil
geçmişte olan ama şimdi olmayan
I no longer live here
Artık burada yaşamıyorum
daha uzun süre
zaman bakımından daha fazla
I cannot wait any longer
Daha uzun süre bekleyemem
daha uzun süre
daha büyük bir zaman dilimi için
I cannot wait any longer
Artık daha uzun süre bekleyemem
uzunca bir süre
çok miktarda zaman boyunca
They stayed for a long time
Uzunca bir süre kaldılar
daha fazla süre
arttırılmış zaman miktarı
I will study for a longer time
Daha fazla süre ders çalışacağım
daha çok zaman
ihtiyaç duyulan ek vakit
Give me more time to think
Düşünmek için bana daha çok zaman ver
daha uzun
boyutsal olarak daha büyük olan
This bridge is longer
Bu köprü daha uzun
daha uzatılmış
genişletilmiş veya uzatılmış
The movie was longer than the book
Film kitaptan daha uzundu
daha fazla vakit
ilave zaman dilimi
We need more time to work
Çalışmak için daha fazla vakte ihtiyacımız var
eskisine göre daha uzun
önceki zamandan daha fazla
It took longer than expected
Beklenenden daha uzun sürdü
daha uzun mesafe
uzaklık olarak daha fazla olan
The route is longer today
Bugün rota daha uzun mesafe
hatırlamak
Sahnedebir şeyi yapmayı unutmamak
Remember to lock the door
Kapıyı kilitlemeyi hatırla
hatırlamak
Sahnedegeçmişteki bir anıyı zihne geri getirmek
I remember my childhood
Çocukluğumu hatırlıyorum
daha yaşlı
Sahnedebaşkasına kıyasla yaşı daha büyük olan
My elder brother helped me
Daha yaşlı olan erkek kardeşim bana yardım etti
yaşlı
otorite sahibi yaşlı kişi
The village elder spoke
Köy büyüğü konuştu
yaşlı kimse
genellikle toplumda saygı gören ileri yaştaki kişi
The village elder told us a story
Köyün yaşlısı bize bir hikaye anlattı
paniklemek
Sahnedeaniden güçlü bir korku hissetmek
Don't panic
Panikleme
panikletmek
birine aniden şiddetli korku hissettirmek
The loud noise began to panic the animals
Yüksek ses hayvanları panikletmeye başladı
memur
Sahnededevlet adına çalışan görevli
My father is a civil servant
Babam bir memur
memur
devlet kurumlarında çalışan kişi
She is a dedicated civil servant
O kendini işine adamış bir memurdur
mitoloji
Sahnedebir kültüre ait geleneksel hikayeler
I love Greek mythology
Yunan mitolojisini severim
izin vermek
Sahnedebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
işten çıkarmak
Sahnedebirinin işine son vermek
The manager had to let him go
Müdür onu işten çıkarmak zorunda kaldı
bildirmek
birine bir şeyi haber vermek
Let me know your answer
Cevabını bana bildir
hayal kırıklığına uğratmak
beklentileri karşılayamamak
I will not let you down
Seni hayal kırıklığına uğratmayacağım
geç
Sahnedezamanında olmayan
I am late for work
İşe geç kaldım
son
Sahnedeyakın zamanda gerçekleşen veya yapılan
These are late reports
Bunlar son raporlar
merhum
artık hayatta olmayan
His late father was a doctor
Merhum babası doktordu
için
Sahnedebir sebepten dolayı
Since it is raining we stayed home
Yağmur yağdığı için evde kaldık
-den beri
geçmişteki bir noktadan günümüze kadar
I have lived here since 2010
2010'dan beri burada yaşıyorum
den beri
geçmişteki bir zamandan şimdiye kadar
I have been here since morning
Sabahtan beri buradayım
uzun
Sahnedeortalamadan daha uzun boylu olan
He is very tall
O çok uzun
uzun
boyu ortalamadan fazla olan
He is a very tall man
O çok uzun bir adam
zorlu
yapılması veya başarılması güç
Finishing this project is a tall order
Bu projeyi bitirmek zorlu bir iş
birbirini
Sahnedebir grup içindeki kişilerin karşılıklı etkileşimini ifade eder
They help one another
Birbirlerine yardım ederler
çalışmak
Sahnedebir iş veya aktivite yapmak
I am working now
Şu an çalışıyorum
uygulanabilir
gerçek durumlarda etkili bir şekilde kullanılabilen
We need a working solution
Uygulanabilir bir çözüme ihtiyacımız var
çalışmak
bir makinenin veya sistemin görevini yapması
The system is working well
Sistem iyi çalışıyor
şimdi
Sahnedeiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
bak
dikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
bölmek
Sahnedebirinin yaptığı işi durdurmak
Do not disturb me while I am working
Çalışırken beni bölme
rahatsız etmek
birini üzmek veya endişelendirmek
I don't want to disturb you
Seni rahatsız etmek istemiyorum
yerinden oynatmak
bir şeyin yerini veya durumunu değiştirmek
Do not disturb the papers on the desk
Masadaki kağıtları yerinden oynatma
sus
Sahnedekonuşmayı bırakmak veya birini susturmak
Please shut up
Lütfen sus
susturmak
birinin konuşmayı bırakmasını sağlamak
Just shut up and listen
Sadece sus ve dinle
susmak
konuşmayı kesmek veya birine sessiz kalmasını söylemek
Please shut up while I am working
Çalışırken lütfen sus
susmak
konuşmayı bırakmak
Please shut up and listen
Lütfen sus ve beni dinle
dikkatlice
Sahnededetaylara dikkat ederek
Read the instructions carefully
Talimatları dikkatlice okuyun
dikkatlice
hata veya zarar vermekten kaçınacak şekilde
Please drive carefully
Lütfen dikkatlice sürün
Soru sormak
Sahnedebirinden bilgi almak amacıyla bir şey sormak
She wanted to question him about the project
Proje hakkında ona soru sormak istedi
sorgulamak
bir şey hakkında şüphe belirtmek
I question his honesty
Onun dürüstlüğünü sorguluyorum
Söz konusu
Üzerinde tartışılan konu
This is the issue in question
Söz konusu olan mesele budur
günlük
Sahnedegünlük olayların yazıldığı defter
I write in my diary every night
Her gece günlüğüme yazarım
ajanda
Sahnedeplanlanmış olayları ve randevuları yazdığınız bir kitap
I wrote the meeting in my diary
Toplantıyı ajandama yazdım
dayanılmaz bir şekilde
Sahnedetahammül edilemeyecek kadar kötü bir biçimde
The weather was intolerably hot
Hava dayanılmaz şekilde sıcaktı
karar vermek
Sahnedebir konu hakkında seçim yapmak
I need to decide what to eat
Ne yiyeceğime karar vermem lazım
elektrik
Sahnedeışık ve makineler için kullanılan bir enerji türü
The electricity went out during the storm
Fırtına sırasında elektrik kesildi
elektrik
ışık ve ısı üretmek için kullanılan enerji
We use electricity at home
Evde elektrik kullanırız
laf sokmak
Sahnedebirine iğneleyici veya kırıcı bir şey söylemek
She took a dig at him during the meeting
Toplantı sırasında ona laf soktu
mahvetmek
Sahnedebir şeyi bozmak veya kötüleştirmek
Do not mess up this task
Bu görevi mahvetme
dağıtmak
bir yeri düzensiz hale getirmek
You messed up my room
Odamı dağıttın
batırmak
bir işi kötü bir şekilde yapmak
I messed up the test
Sınavı batırdım
karıştırmak
bir durumu içinden çıkılmaz hale getirmek veya düzensizliğe yol açmak
Do not mess up my plans
Planlarımı karıştırma
saygı duymak
Sahnedebir kişi veya şey hakkında olumlu düşüncelere sahip olmak
I respect my teacher
Öğretmenime saygı duyarım
yön
bir şeyin belirli bir parçası veya detayı
He is right in this respect
O bu yönden haklı
saygı
başkalarına karşı gösterilen nazik davranış ve özen
We show respect for our elders
Yaşlılarımıza saygı gösteririz
saygı
başkalarına karşı nazik davranış ve özen
We should show respect to our elders
Büyüklerimize saygı göstermeliyiz
sabitlenmemiş
Sahnedesağlam bir şekilde tutturulmamış veya yerleştirilmemiş olan
The boat was floating unanchored in the bay
Tekne koyda sabitlenmemiş bir şekilde yüzüyordu
sarsılmaz
Sahnedezorluklar karşısında değişmeyen veya zayıflamayan
His belief remained unshaken
Onun inancı sarsılmaz kaldı
atama töreni
Sahnederesmi bir görevin birine verildiği tören
The queen attended the investiture of the new bishop
Kraliçe yeni piskoposun atama törenine katıldı
yurt dışı
Sahnedeyabancı bir ülkede veya yabancı bir ülkeye
I want to study abroad
Yurt dışında okumak istiyorum
süreç
Sahnedebir sonuca ulaşmak için izlenen adımlar dizisi
It is a long process
Bu uzun bir süreç
işlemek
bir şeyi sistematik olarak ele almak
The computer processes the data
Bilgisayar verileri işler
işlemek
bir bilgiyi zihinde değerlendirmek
I need some time to process the information
Bu bilgiyi işlemek için biraz zamana ihtiyacım var
topluluk önünde
Sahnedebirçok insanın görüp duyabileceği bir ortam
She spoke in public about the problem
O sorun hakkında topluluk önünde konuştu
halka açık
herkesin kullanımına açık olan
This park is public
Bu park halka açık
halk
sıradan insanlardan oluşan grup
The public loves the new law
Halk yeni yasayı sevdi
halka açık
herkesin kullanımına sunulmuş olan
This is a public park
Bu halka açık bir park
satıcı
Sahnedeürün veya hizmetleri satan kişi
The salesman showed me the new car
Satıcı bana yeni arabayı gösterdi
satıcı
eşya veya hizmet satan kişi
The salesman was very helpful
Satıcı çok yardımcıydı
muhteşem konumlu
Sahnedeçok iyi veya çekici bir yerde bulunan
The hotel is magnificently-situated near the beach
Otel plajın yanında muhteşem bir konumda bulunuyor