

The Crown — 2. Sezon Bölüm 3
Kelimeler ve anlamları
629 kelime
Seviye
başlangıç
Sahnedebir şeyin ilk kısmı
The beginning of the movie was great
Filmin başlangıcı harikaydı
başlangıç
bir şeyin ilk kısmı
The beginning of the movie was slow
Filmin başlangıcı yavaştı
görevler
Sahnedeyapılması gereken şeyler
I have many duties at work
İşte birçok görevim var
işbu belgeyle
Sahnederesmî bir şekilde veya bu belge aracılığıyla
I hereby declare my resignation
İşbu belgeyle istifamı beyan ediyorum
çıkış
Sahnedebir yerden veya yoldan ayrılmaya yarayan yol
Where is the emergency exit?
Acil çıkış nerede?
çıkmak
bir yerden dışarı çıkmak
Please exit the building
Lütfen binadan çıkın
duyuru
Sahnedebir topluluğa yapılan resmi açıklama
The school made an important announcement
Okul önemli bir duyuru yaptı
duyuru
halka veya bir gruba yapılan resmi bildirim
The school made an announcement
Okul bir duyuru yaptı
fotoğrafçı
Sahnedefotoğraf çeken kişi
He is a professional photographer
O profesyonel bir fotoğrafçı
fotoğrafçı
Sahnedefotoğraf çeken kişi
The photographer took a nice photo
Fotoğrafçı güzel bir fotoğraf çekti
fotoğrafçı
fotoğraf çeken kişi
She is a professional photographer
O, profesyonel bir fotoğrafçıdır
sahiplenilmiş
Sahnedebir şeyi kendi mülkiyetine geçirme durumu
The land was taken by the king
Toprak kral tarafından sahiplenilmiş
almak
bir şeyi yemek veya içmek
I have taken my medicine
İlacımı aldım
hazırlıksız yakalanmış
beklenmedik bir durumla şaşırtılma
She was taken by surprise by the news
Haber karşısında hazırlıksız yakalandı
teslim alınmış
bir şeyi teslim alıp kabul etme
The delivery was taken at the door
Teslimat kapıda alındı
ele geçirmek
bir şeyin kontrolünü sağlamak
He has taken the lead in the race
Yarışta liderliği o ele geçirdi
çekmek
fotoğraf makinesiyle görüntü almak
I have taken a photo of the trees
Ağaçların fotoğrafını çektim
götürmek
bir kişiye veya yere gitmek
She has taken her son to the park
Oğlunu parka götürdü
almak
bir şeyi bir yerden başka bir yere taşımak
Who has taken my pen from the desk
Masadaki kalemimi kim aldı
ikinci görüş
Sahnedeaynı konu hakkında başka bir uzmanın değerlendirmesi
I want to get a second opinion from another doctor
Başka bir doktordan ikinci bir görüş almak istiyorum
hoş
Sahnedegüzel veya keyif verici
We had a lovely day at the park
Parkta çok hoş bir gün geçirdik
güzel
çok hoş veya çekici olan
She looks lovely in that dress
O elbise içinde çok güzel görünüyor
sevimli
nazik ve hoş bir insan
She is a lovely person
O çok sevimli bir insan
hoş
çok hoş veya güzel olan
She looks lovely in that dress
O bu elbise içinde çok hoş görünüyor
uyarmak
Sahnedebirini olası bir tehlike hakkında bilgilendirmek
I warned him about the rain
Onu yağmur hakkında uyardım
emin
Sahnedeşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
elbette
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
tamam
bir öneriyi veya fikri onaylamak için kullanılan ifade
We can meet later. Sure.
Daha sonra buluşabiliriz. Tamam.
karanlık
Sahnedeyeterince ışık almayan
The room is gloomy
Oda karanlık
hüzünlü
mutsuz veya umutsuz hissetme
He was feeling gloomy after the bad news
Kötü haberden sonra kendini hüzünlü hissediyordu
karamsar
üzgün veya umutsuz bir ruh hali
He was in a gloomy mood today
Bugün karamsar bir ruh halindeydi
bilgi
Sahnededeneyimle kazanılan bilgi veya farkındalık
She has a lot of knowledge about history
Tarih hakkında çok bilgisi var
kıllı
Sahnedevücudu tüylerle kaplı olan
The animal had a hirsute coat
Hayvanın kıllı bir kürkü vardı
yine de
Sahnedebuna rağmen
It was delicious though
Yine de lezzetliydi
rağmen
bir durumun tersine rağmen
Though it was raining we went out
Yağmur yağmasına rağmen dışarı çıktık
her ne kadar
karşıt bir durumu ifade etmek için kullanılır
Though he was tired he kept working
Her ne kadar yorgun olsa da çalışmaya devam etti
yine de
bir cümlede karşıt bir fikir belirtmek için kullanılır
It is a bit expensive though
Yine de biraz pahalı
endişe
Sahnedebir şey olacağından duyulan kaygı veya korku
He approached the door with great trepidation
Kapıya büyük bir endişeyle yaklaştı
belki
Sahnedeihtimalle veya olabilir anlamında
Perhaps it will rain today
Belki bugün yağmur yağar
ilişki yaşamak
Sahnederomantik bir ilişki içinde olmak
They are romantically involved
Romantik bir ilişki yaşıyorlar
kapsamak
bir parçası veya özelliği olarak bulundurmak
The job involves a lot of travel
İş çok fazla seyahat gerektiriyor
dahil etmek
bir şeye katılmasını sağlamak
We want to involve everyone in the project
Herkesi projeye dahil etmek istiyoruz
olumlu
Sahnedeevet anlamında veya onaylayan
He gave an affirmative answer
Olumlu bir cevap verdi
erken
Sahnedebeklenenden daha önce gerçekleşen
I arrived early today
Bugün erken geldim
erken
bir zaman diliminin başlangıcına yakın
I woke up early today
Bugün erkenden uyandım
erken
şimdiki zamandan önceki bir vakitte
We arrived early
Erken geldik
ikram etmek
Sahnedebirine bir şeyi alma şansı vermek
He offered me some water
Bana biraz su ikram etti
teklif
bir şeyin yapılması veya verilmesi yönündeki öneri
He accepted the job offer
İş teklifini kabul etti
tanımak
Sahnededaha önce görülen birini veya bir şeyi hatırlayıp kim olduğunu anlamak
I didn't recognize him at first
Onu ilk başta tanıyamadım
kabul etmek
bir şeyin doğru veya önemli olduğunu kabul etmek
They finally recognized the need for change
Sonunda değişim gerekliliğini kabul ettiler
gün
Sahnede24 saatlik süre
I work every day
Her gün çalışıyorum
dönem
özellikle geçmişteki belirli bir zaman dilimi
In my grandfather's day, there were no computers
Büyükbabamın döneminde bilgisayarlar yoktu
özel gün
belirli bir şeyi kutlamak için ayrılmış gün
We celebrate a special day
Biz özel bir gün kutlarız
bir gün
gelecekteki bir zaman
I want to travel the world one day
Bir gün dünyayı gezmek istiyorum
sabah
Sahnedegünün güneş doğuşundan öğlene kadar olan kısmı
I wake up early in the morning
Sabahları erken uyanırım
günaydın
iyi sabahlar anlamında kullanılan kısa selamlama
Morning, how are you?
Günaydın, nasılsın?
sabah
günün öğleden önceki erken kısmı
I drink coffee in the morning
Sabahları kahve içerim
sabah
günün erken saatleri
I drink coffee in the morning
Sabahları kahve içerim
uygun
Sahnedebelirli bir durum için doğru olan
He is not fit for the job
Bu iş için uygun değil
formda
Sahnedegüçlü ve fiziksel olarak sağlıklı
She exercises to stay fit
Formda kalmak için egzersiz yapıyor
nöbet
aniden gelen güçlü bir duygu veya davranış
He had a fit of anger
Bir öfke nöbeti geçirdi
uymak
bir şeyin bir yere girecek doğru boyutta veya şekilde olması
The key fits the lock perfectly
Anahtar kilide tam uyuyor
eşler
Sahnedeevli kadınlar
They are supportive wives
Onlar destekleyici eşlerdir
dua
Sahnedetanrıya söylenen sözler
She said a short prayer
Kısa bir dua etti
dua
tanrıya yapılan sözlü veya sessiz yalvarış
My prayer was answered
Duam kabul edildi
yabancı
Sahnedebaşka bir ülkeden gelen kişi
The foreigner asked for directions
Yabancı yol tarifi istedi
yabancı
başka bir ülkeden gelen kişi
He is a foreigner
O bir yabancı
Foreigner
1976 yılında kurulan bir İngiliz-Amerikan rock grubu
Foreigner is a famous rock band
Foreigner ünlü bir rock grubudur
taviz
Sahnedebir anlaşmaya varmak için vazgeçilen şey
The government made a concession
Hükümet bir taviz verdi
büfe
yiyecek veya eşya satılan küçük tezgah
We bought popcorn at the concession
Büfeden patlamış mısır aldık
avans
golfta bir vuruşun deliğe sokulmadan tamamlanmış sayılması
The golfer accepted the concession on the short putt
Golfçü kısa vuruştaki avansı kabul etti
aradı
Sahnedebir şeyi bulmaya veya elde etmeye çalışmak
He sought the truth
Gerçeği aradı
aradı
bir şeyi bulmak veya elde etmek için çabalamak
He sought a new job.
Yeni bir iş aradı.
sağlık
Sahnedehastalık veya yaralanma olmayan durum
Eating vegetables is good for your health
Sebze yemek sağlığınız için iyidir
sağlık
sağlıklı veya hasta olma durumu
Exercise is good for your health
Egzersiz sağlığınız için iyidir
sağlık durumu
bir kişinin vücudunun veya zihninin hali
Her health is improving
Sağlık durumu iyileşiyor
neyse ki
Sahnedeiyi bir şans eseri
Luckily, I found my keys
Neyse ki anahtarlarımı buldum
neyse ki
iyi bir şansın sonucu olarak
Luckily I found my keys
Neyse ki anahtarlarımı buldum
şans eseri
iyi bir tesadüf neticesinde
Luckily I arrived on time
Şans eseri vaktinde vardım
görüntü
Sahnedekaydedilmiş video materyali
We have footage of the accident
Kazanın görüntüleri elimizde
alan ölçüsü
ayak kare cinsinden ölçülmüş alan büyüklüğü
The house has a large footage
Evin geniş bir alan ölçüsü var
uğruna
Sahnedebir amaç veya fayda için
I did it for her sake
Bunu onun uğruna yaptım
sake
pirinçten yapılan Japon alkollü içeceği
I ordered a glass of sake
Bir bardak sake sipariş ettim
uğruna
bir şeyin yapılması için olan amaç veya neden
I did it for the sake of peace
Barış uğruna bunu yaptım
avukat
Sahnedehukuki danışmanlık veren ve mahkemede müvekkillerini temsil eden kişi
I consulted my solicitor about the contract
Sözleşme hakkında avukatımla görüştüm
nazik
Sahnededost canlısı ve cömert
She is a kind person
O nazik bir insandır
biraz
küçük bir ölçüde
I am kind of tired
Biraz yorgunum
tür
benzer özelliklere sahip grup
What kind of music do you like
Ne tür müzik seversiniz
nazik
başkalarına karşı iyi ve yardımsever olan
She is a kind person
O nazik bir insan
platform
Sahnededüz ve yüksek bir alan veya yapı
The speaker stood on the platform
Konuşmacı platformun üzerinde durdu
program
bir siyasi grubun resmi inanç ve hedefleri
The party announced its new platform.
Parti yeni programını açıkladı.
yetiştirmek
Sahnedebitki veya saç gibi şeylerin gelişmesini sağlamak
They grow tomatoes in the garden
Bahçede domates yetiştiriyorlar
büyümek
yaşça büyümek
Children grow quickly
Çocuklar hızlı büyür
artmak
bir şeyin miktarının veya sayısının çoğalması
The demand for goods continues to grow
Ürünlere olan talep artmaya devam ediyor
endişelenmek
bir durum karşısında kaygı duymaya başlamak
I began to grow worried about the weather
Hava durumu hakkında endişelenmeye başladım
büyümek
bir duruma gelmek veya gelişmeye başlamak
The plant started to grow
Bitki büyümeye başladı
eski
Sahnededaha önce olan veya var olan
He is a former president
O eski bir başkandır
dikkat dağıtıcı
Sahnededikkati başka yöne çeken şey
The noise was a distraction
Gürültü dikkat dağıtıcıydı
dikkat dağıtıcı
odaklanmanızı engelleyen herhangi bir şey
Loud music is a major distraction
Yüksek sesli müzik büyük bir dikkat dağıtıcı
kanal
Sahnedetekneler için yapılmış yapay nehir
The boat is moving through the canal
Tekne kanalda ilerliyor
kanal
vücuttaki tüp benzeri yapı
The ear canal transmits sound to the eardrum
Kulak kanalı sesi kulak zarına iletir
diş kanalı
dişin içindeki boş kısım
The dentist cleaned the infected tooth canal
Diş hekimi enfekte olmuş diş kanalını temizledi
kanal
dişin iç kısmında bulunan boşluk
The dentist treated the root canal
Diş hekimi kök kanalını tedavi etti
hissetmek
Sahnedebir şeyin farkına varmak
I sense that something is wrong
Bir şeylerin yanlış olduğunu hissediyorum
anlam
belirli bir mana veya yorum
This word has another sense
Bu kelimenin başka bir anlamı var
his
bir duygu veya farkındalık
I have a sense of relief
Bir rahatlama hissi içindeyim
mantık
açık veya makul olma özelliği
What you said makes sense
Söylediklerin mantıklı geliyor
kanatlar
Sahnedekuşların veya böceklerin uçmak için kullandıkları organlar
Birds have wings
Kuşların kanatları vardır
tavuk kanadı
genellikle atıştırmalık olarak yenen tavuk parçası
I love eating spicy chicken wings
Acılı tavuk kanadı yemeyi seviyorum
sahne kenarı
tiyatro sahnesinin yan tarafındaki alan
The actor waited in the wings
Oyuncu sahne kenarında bekledi
yalvarmak
Sahnedebirinden bir şeyi ısrarla ve ciddi bir şekilde istemek
I implore you to tell me the truth
Sana yalvarıyorum lütfen bana doğruyu söyle
trajik
Sahnedebüyük üzüntüye yol açan
It was a tragic accident
Trajik bir kazaydı
trajik
çok üzücü ve genellikle ölüm veya acı içeren
The accident was a tragic event
Kaza trajik bir olaydı
Ortadoğu
SahnedeBatı Asya ve Kuzey Afrika'yı kapsayan coğrafi bölge
Many historical events happened in the Middle East
Ortadoğu'da birçok tarihi olay yaşandı
iyilik
Sahnedeyardımsever veya nazik bir davranış
Can you do me a favor
Bana bir iyilik yapabilir misin
iyilik
Sahnedebirinden rica edilen yardım
Could you do me a favor
Bana bir iyilik yapabilir misin
desteklemek
bir şeyi onaylamak veya ona razı olmak
Most people favor the new law
Çoğu insan yeni yasayı destekliyor
kayırmak
birine avantaj sağlamak veya ona daha nazik davranmak
The teacher favors some students
Öğretmen bazı öğrencileri kayırıyor
buluşmak
Sahnedebir yerde bir araya gelmek
Let's meet at the park
Parkta buluşalım
Buluşmak
SahnedeBirisiyle veya bir şeyle bir araya gelmek
Let us meet at the park tomorrow
Yarın parkta buluşalım
müsabaka
insanların spor dallarında yarıştığı etkinlik
The swimming meet was exciting
Yüzme müsabakası heyecan vericiydi
karşılamak
bir ihtiyacı veya gerekliliği gidermek
This solution meets all requirements
Bu çözüm tüm gereksinimleri karşılıyor
müsabaka
sporcuların yarıştığı organizasyon
The swim meet is tomorrow
Yüzme müsabakası yarın
toplantı
insanların bir araya gelmek için planladığı görüşme
We have a meet at noon
Öğlen bir toplantımız var
bir şekilde
Sahnedenasıl olduğu bilinmeyen bir şekilde
I will finish it somehow
Onu bir şekilde bitireceğim
aşağılanma
Sahnedeçok küçük düşme veya utanç hissi
He felt a sense of humiliation
Bir aşağılanma hissi duydu
araçta
Sahnedebir taşıtın içinde veya üzerinde
All passengers are on board
Tüm yolcular araçta
dahili
bir cihazın içine yerleştirilmiş veya ona entegre edilmiş
The computer has on-board memory
Bilgisayarın dahili belleği var
hemfikir
bir fikri veya kararı desteklemek
I am on board with your suggestion
Önerinle hemfikirim
grup üyesi
bir topluluğun parçası olarak dahil edilmiş
Everyone on board must work together
Gruptaki herkes birlikte çalışmalı
gemide
bir gemi uçak veya araç içinde bulunan
All passengers are on board
Tüm yolcular gemide
dahil
bir işe katılmayı veya yardım etmeyi kabul etmek
We are glad to have you on board
Aramıza katıldığın için mutluyuz
patent
Sahnedebir buluşun yapılması veya satılması için verilen resmi hak
He has a patent for his invention
Buluşu için bir patenti var
için
Sahnedebir amaçla
I study hard in order to pass the exam
Sınavı geçmek için çok çalışıyorum
amacıyla
bir şeyi yapmayı mümkün kılmak
I study hard in order to pass the exam
Sınavı geçmek için çok çalışıyorum
karar vermek
Sahnedebir konu hakkında seçim yapmak
I need to decide what to eat
Ne yiyeceğime karar vermem lazım
ortaya çıkmak
Sahnedebir durumun sonunda aslında nasıl olduğunun anlaşılması
It turned out to be true
Doğru olduğu ortaya çıktı
dönüşmek
gelişim göstererek bir şeye dönüşmek
He turned out to be a good student
İyi bir öğrenci oldu
ortaya çıkmak
gerçek durumun sonradan anlaşılması
It turned out that he was lying
Yalan söylediği ortaya çıktı
söndürmek
ışığı kapatmak
Turn out the lights
Işıkları söndür
boşaltmak
bir kabın veya cebin içindekileri dışarı çıkarmak
He turned out his pockets to find the coin
Bozuk parayı bulmak için ceplerini boşalttı
geri çevirmek
birini kabul etmeyi veya ona yardım etmeyi reddetmek
They turned out the man who asked for help
Yardım isteyen adamı geri çevirdiler
katılmak
bir topluluğa veya etkinliğe hazır bulunmak
Many people turned out for the concert
Konsere pek çok insan katıldı
sonuçlanmak
belirli bir şekilde gelişmek veya bitmek
The cake turned out delicious
Kek harika sonuçlandı
üretmek
büyük miktarlarda mal ortaya koymak
The factory turns out many toys
Fabrika çok sayıda oyuncak üretiyor
dışarı salmak
hayvanları açık bir alana bırakmak
The farmer turned out the cows
Çiftçi inekleri dışarı saldı
ortaya çıkmak
bir gerçeğin sonradan fark edilmesi
It turned out that the key was in the drawer
Anahtarın çekmecede olduğu ortaya çıktı
sonuçlanmak
bir durumun belirli bir şekilde bitmesi
The meeting turned out well
Toplantı iyi sonuçlandı
söndürmek
bir ışık kaynağını kapatmak
Please turn out the light before sleeping
Uyumadan önce lütfen ışığı söndür
toplanmak
bir olay için insanların bir araya gelmesi
Many people turned out for the protest
Protesto için birçok insan toplandı
gerçekleşmek
olayların belirli bir seyir izlemesi
The situation turned out quite complicated
Durum oldukça karmaşık bir şekilde gerçekleşti
anlaşılmak
bir şeyin aslında öyle olduğunun fark edilmesi
It turned out he was right all along
Onun başından beri haklı olduğu anlaşıldı
çıkmak
bir kişinin sonradan farklı bir karakterde görülmesi
The stranger turned out to be an old friend
Yabancı eski bir arkadaş çıktı
neticelenmek
bir durumun belli bir şekilde bitişe ulaşması
Their long search turned out in failure
Uzun aramaları başarısızlıkla neticelendi
ustaca
Sahnedezekice ve yetenekli bir şekilde
She solved the problem adroitly
Sorunu ustaca çözdü
avantaj
Sahnedebir durumu daha iyi hale getiren fayda
This is a big advantage
Bu büyük bir avantaj
zapt etmek
Sahnedebirinin serbestçe hareket etmesini önlemek
She tried to hold back her tears
Gözyaşlarını tutmaya çalıştı
engellemek
birinin ilerlemesini durdurmak
Fear held him back
Korku onu engelledi
saklamak
bir şeyi göstermekten veya vermekten kaçınmak
Don't hold back the truth
Gerçeği saklama
engellemek
birinin bir şey yapmasını önlemek
His fear held him back
Korkusu onu engelledi
alıkoymak
birini bir şey yapmaktan durdurmak
The police held back the crowd
Polis kalabalığı durdurdu
geciktirmek
bir şeyin olması gerekenden daha yavaş veya daha geç gerçekleşmesini sağlamak
Lack of money held back the project
Paranın eksikliği projeyi geciktirdi
gerçek
Sahnedegerçek olan veya doğru olan
The actual cost was higher
Gerçek maliyet daha yüksekti
gerçek
gerçekten var olan
The actual cost was lower
Gerçek maliyet daha düşüktü
sorgulamak
Sahnedebir şeyin doğruluğunu veya dürüstlüğünü sorgulamak
He tried to impugn the witness's testimony
Tanığın ifadesini sorgulamaya çalıştı
seni
Sahnedesen kelimesinin eski dilde kullanılan biçimi
I love thee
Seni seviyorum
kurucu
Sahnedebir kuruluşu veya organizasyonu başlatan kimse
He is the founder of the company
O, şirketin kurucusudur
batmak
başarısız olmak veya çökmek
The project began to founder
Proje çökmeye başladı
şu anda
Sahnedetam şu an veya bulunulan an
I am studying right now
Şu anda ders çalışıyorum
tamam mı
karşıdaki kişinin anlayıp anlamadığını kontrol etme
You understand right now
Anladın tamam mı
şu an
içinde bulunulan zaman dilimi
Right now is the best time
Şu an en iyi zaman
şu anda
içinde bulunulan an
I am busy right now
Şu anda meşgulüm
şu an
içinde bulunulan tam bu an
I am busy right now
Şu an meşgulüm
hemen
tam bu anda
I need to go right now
Hemen gitmem gerekiyor
şu anda
tam olarak bu zamanda
I am studying right now
Şu anda ders çalışıyorum
hali hazırda
içinde bulunduğumuz an itibarıyla
He is working right now
O şu anda çalışıyor
hemen şimdi
tam bu anda
Please come here right now
Lütfen hemen şimdi buraya gel
tebrik
Sahnedebirinin başarısını kutlamak için söylenen sözler
Congratulations on your graduation
Mezuniyetin için tebrikler
umursamak
Sahnedebir şeyi önemsemek veya değer vermek
I do not give a fig what they say
Onların ne dediğini önemsemiyorum
koridor
Sahnedebir bina içindeki uzun geçit
Walk down the corridor
Koridorda yürü
koridor
belirli bir amaç için kullanılan uzun ve dar arazi şeridi
They created a green corridor for animals
Hayvanlar için yeşil bir koridor oluşturdular
ön sayfa
Sahnedebir kitap veya belgenin ilk sayfası
Read the front page of the book
Kitabın ön sayfasını oku
ön sayfadaki
gazetenin ilk sayfasında yer alan
It was a front-page story
Bu bir ön sayfa haberiydi
kapak
bir yayının dış ön kısmı
The magazine has a new front page
Derginin yeni bir kapağı var
ilk sayfa
bir gazetenin veya derginin başlangıç sayfası
Read the article on the first page
İlk sayfadaki makaleyi oku
ön sayfa
gazetelerde en önemli haberlerin yer aldığı kısım
This story is on the front page
Bu haber ön sayfada
geçmiş
Sahnedezaten yaşanmış olan zaman
We should learn from the past
Geçmişten ders almalıyız
geçe
saatin tam vaktinden sonraki zaman
It is ten past five
Saat beşi on geçiyor
hamur işi
fırında pişmiş bir tür hamur işi veya tuzlu yemek
He bought a fresh past
Taze bir hamur işi satın aldı
sunmak
birine incelemesi veya onaylaması için vermek
Please pass this document to the manager
Lütfen bu belgeyi yöneticiye sunun
şiir
Sahnederitmik ve yaratıcı bir dille yazılmış edebi eserler
I love reading poetry
Şiir okumayı severim
şiir
genellikle uyaklı ve ritmik dizelerden oluşan edebi eser
She enjoys reading poetry
O şiir okumaktan hoşlanır
göndermek
Sahnedebirini veya bir şeyi bir yere gitmeye yöneltmek
I will send him to school
Onu okula göndereceğim
göndermek
Sahnedebir mesajı veya nesneyi başkasına ulaştırmak
I will send an email to him
Ona bir e-posta göndereceğim
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I send to do this
Bunu yapmaya niyetleniyorum
göndermek
bir şeyi veya birini bir yere ulaştırmak amacıyla yola çıkarmak
Please send the letter to my house
Lütfen mektubu evime gönder
başlamak
Sahnedebir şeye başlamak
Let's begin the lesson
Hadi derse başlayalım
ay
Sahnedeotuz gün civarındaki zaman dilimi
There are twelve months in a year
Bir yılda on iki ay vardır
ay
Sahnedeyılın on iki bölümünden biri
February is the second month of the year
Şubat yılın ikinci ayıdır
aylık
bir ay süren veya kapsayan
It was a six-month project
Bu altı aylık bir projeydi
ay
yılın on iki bölümünden her biri
There are twelve months in a year
Bir yılda on iki ay vardır
geri dönmek
Sahnedebir yere veya bir konuya yeniden dönmek
I want to go back to my home
Evime geri dönmek istiyorum
geri dönmek
bir yere tekrar gitmek
I will go back to my house
Evime geri döneceğim
anlaşmazlık
Sahnedeilişkilerde meydana gelen kopukluk
There is a serious rift between them
Aralarında ciddi bir anlaşmazlık var
yarık
uzun ve dar açıklık
The earthquake left a deep rift in the ground
Deprem zeminde derin bir yarık bıraktı
avlanma
Sahnedeyemek için hayvanları arayıp öldürmek
He loves hunting in the woods
Ormanda avlanmayı sever
arama
bir şeyi bulmaya çalışmak
I am hunting for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
avlanma
yiyecek veya spor için hayvanları kovalayıp öldürme
They enjoy hunting in the forest
Ormanda avlanmaktan keyif alıyorlar
görünmek
Sahnedebelli bir izlenim vermek
He appears to be tired
Yorgun görünüyor
belirmek
görünür hale gelmek veya görülmek
A ghost appeared in the room
Odada bir hayalet belirdi
rol almak
bir oyunda filmde veya gösteride yer almak
She will appear in the new movie
O yeni filmde rol alacak
belirmek
görüş alanına girmek veya görünür olmak
The stars appear at night
Yıldızlar gece belirir
romantik bir şekilde
Sahnedeaşk veya romantizm içeren bir biçimde
They are involved romantically
Onlar romantik bir ilişki yaşıyor
romantikçe
aşk veya sevgi ile ilgili bir biçimde
They danced romantically
Romantikçe dans ettiler
aşkla
sevgi veya ilişki içerisinde
They are involved romantically
Onlar aşkla bir aradalar
hayal kırıklığına uğramış
Sahnedeumulan bir şeyin gerçekleşmemesinden dolayı üzüntü duyan
He was disappointed with his exam results
Sınav sonuçlarından dolayı hayal kırıklığına uğradı
hayal kırıklığına uğramış
beklediği gibi olmadığı için üzgün
I was disappointed with the result
Sonuçtan dolayı hayal kırıklığına uğradım
alev alev
Sahnedeyanmakta olan
The building was ablaze
Bina alev alev yanıyordu
coşkulu
güçlü duygu veya enerji dolu
His face was ablaze with excitement
Yüzü heyecandan parlıyordu
eşlik etmek
Sahnedebiriyle bir yere beraber gitmek
I will accompany you to the airport
Havaalanına sana eşlik edeceğim
eşlik etmek
bir yere giderken birinin yanında bulunmak
Please accompany me to the store
Lütfen dükkana giderken bana eşlik et
eşlik etmek
birisiyle birlikte bir yere gitmek
I will accompany you to the airport
Sana havaalanına kadar eşlik edeceğim