

The Crown — 3. Sezon Bölüm 1
Kelimeler ve anlamları
674 kelime
Seviye
sabırlı
Sahnedebeklerken veya sorunlarla uğraşırken sakin kalan
Please be patient
Lütfen sabırlı olun
hasta
tıbbi bakım alan kişi
The doctor sees the patient
Doktor hastayı muayene ediyor
neredeyse
Sahnedetam olarak değil ama çok yakın
I almost missed the bus
Neredeyse otobüsü kaçırıyordum
affetmek
Sahnedebirinin hatası nedeniyle ona kızmayı bırakmak
Please forgive me
Lütfen beni affet
affetmek
birinin yaptığı bir şey için ona kızmayı bırakmak
You should forgive him for his mistake
Onun hatası için onu affetmelisin
atfetmek
Sahnedebir durumu veya olayı bir nedene veya kişiye dayandırmak
He ascribed his success to hard work
Başarısını çok çalışmaya atfetti
ayartma
Sahnedebir şeyi yapma konusundaki güçlü istek
I resisted the temptation to eat the cake
Pastayı yeme isteğine karşı koydum
hoş
Sahnedegüzel veya keyif verici
We had a lovely day at the park
Parkta çok hoş bir gün geçirdik
güzel
çok hoş veya çekici olan
She looks lovely in that dress
O elbise içinde çok güzel görünüyor
sevimli
nazik ve hoş bir insan
She is a lovely person
O çok sevimli bir insan
hoş
çok hoş veya güzel olan
She looks lovely in that dress
O bu elbise içinde çok hoş görünüyor
merhametle
Sahnedenazik ve şefkatli bir şekilde
He treated the animal mercifully
Hayvana merhametle davrandı
tahammül etmek
Sahnedehoş olmayan bir durumu kabul edebilmek
I can stand the noise
Gürültüye tahammül edebiliyorum
dik durmak
Sahnedevücudun dik olacak şekilde ayaklarının üzerinde bulunmak
She stood straight to show respect
Saygı göstermek için dik durdu
durumda olmak
belirli bir konumda veya durumda bulunmak
How do things stand now
Şu an durumlar nasıl
destek
bir şeyi tutmak için kullanılan yapı
The camera is on a stand
Kamera bir desteğin üzerinde
derlemek
Sahnedebir şeyi dikkatlice seçip düzenlemek
She curated a collection of rare books
Nadir kitaplardan oluşan bir koleksiyonu derledi
düzenlemek
bir koleksiyon veya sergi için öğeleri seçip yerleştirmek
She curated the art exhibition
Sanat sergisini o düzenledi
sözlü
Sahnedekonuşma yoluyla ifade edilen
Spoken English is different from written English
Sözlü İngilizce, yazılı İngilizceden farklıdır
konuşulan
ağız yoluyla sesler çıkarılarak ifade edilen
English is a spoken language
İngilizce konuşulan bir dildir
konuşmuş
bir konu hakkında söz söylemiş olan
He has spoken about this issue
O bu konu hakkında konuşmuş
de değil
Sahnedeolumsuz bir ifadenin başkası için de geçerli olduğunu belirtir
I don't like it. Neither do I
Sevmiyorum. Ben de sevmiyorum
hiçbiri
Sahnedeiki kişiden veya şeyden hiçbiri
Neither of the students is here
Öğrencilerin hiçbiri burada
hiçbiri
iki seçenekten hiçbirini değil
Neither book is good
İki kitap da iyi değil
ikisi de değil
iki durumdan hiçbiri
The box is neither big nor small
Kutu ne büyük ne de küçük
ölmek
Sahnedeyaşamın kalıcı olarak sona ermesi
Everyone will die one day
Herkes bir gün ölecek
zar
oyunlarda kullanılan üzerinde sayılar olan küçük küp
Roll the die
Zarı at
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am dying for a coffee
Bir kahve için can atıyorum
ölmek üzere
ölüme çok yakın olmak
The plant is going to die soon
Bitki yakında ölmek üzere
çok istemek
bir şeyi yapmayı çok arzulamak
I am dying to see the show
Gösteriyi görmeyi çok istiyorum
tecrübesiz kişi
belirli bir aktiviteyi daha önce hiç yapmamış kimse
He is still a die here
O burada hala tecrübesiz biri
ölmek
yaşamın sona ermesi
The old tree died yesterday
Yaşlı ağaç dün öldü
bozulmak
çalışmayı veya işlemeyi bırakmak
My laptop died suddenly
Dizüstü bilgisayarım aniden bozuldu
ölmek
canlılığın sona ermesi
All living things will eventually die
Tüm canlılar sonunda ölecek
potansiyel
Sahnedebir şeyin gerçekleşme veya gelişme olasılığı
This student has a lot of potential
Bu öğrencinin büyük bir potansiyeli var
potansiyel
bir şeyin daha iyi hale gelme veya bir şeyi başarma olasılığı
He has great potential as a leader
Lider olarak büyük bir potansiyeli var
keyif
Sahnedemutluluk veya tatmin duygusu
Reading books gives me great pleasure
Kitap okumak bana büyük bir keyif verir
hemen
Sahnedebekletmeden, şu anda
Come here immediately
Hemen buraya gel
ortaya çıkarmak
Sahnedebir şeyi görünür veya bilinir hale getirmek
The report will expose the truth
Haber bülteni gerçeği ortaya çıkaracak
açıkta bırakmak
bir şeyi örtüsüz veya korumasız bırakmak
Do not expose your skin to the sun
Cildini güneşte açıkta bırakma
ortaya çıkarmak
gizli olan bir şeyi görünür hale getirmek
The report will expose the truth
Rapor gerçeği ortaya çıkaracak
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya gerçek dışı
This statement is false
Bu ifade yanlıştır
sahte
gerçek olmayan
She used a false passport
Sahte bir pasaport kullandı
tercih
Sahnedediğerlerinden daha çok beğenilen şey
What is your preference?
Tercihiniz nedir?
belge
Sahnedebilgi içeren resmi kağıt
Please sign this document
Lütfen bu belgeyi imzalayın
belgelemek
bilgileri yazılı olarak kaydetmek
He documented the whole process
Tüm süreci belgeledi
belge
bilgi içeren kağıt veya dijital dosya
Please sign this document
Lütfen bu belgeyi imzalayın
teyakkuz
Sahnedetehlikeyi fark etmek için gösterilen dikkat
Constant vigilance is needed
Sürekli teyakkuz gereklidir
dua
Sahnedetanrıya söylenen sözler
She said a short prayer
Kısa bir dua etti
dua
tanrıya yapılan sözlü veya sessiz yalvarış
My prayer was answered
Duam kabul edildi
personel
Sahnedebir kurumda çalışan insanların tümü
The staff is very helpful
Personel çok yardımsever
asa
yürümeye yardımcı olması için kullanılan uzun tahta
He used a wooden staff for walking
Yürümek için tahta bir asa kullandı
personel
bir kurumda çalışan kişiler
The hotel staff was very helpful
Otel personeli çok yardımseverdi
ani
Sahnedebeklenmedik bir şekilde hızla gerçekleşen
There was a sudden change
Ani bir değişiklik oldu
bir gün
Sahnedegelecekte belli olmayan bir zaman
I will visit Japan one day
Bir gün Japonya'yı ziyaret edeceğim
bir gün
tek bir günü kapsayan
I will stay there for one day
Orada bir gün kalacağım
bir gün
gelecekteki belirsiz bir zamanda
One day I will visit Japan
Bir gün Japonya'yı ziyaret edeceğim
bir günlük
sadece bir gün süren
This was a one day trip
Bu bir günlük bir geziydi
bir günlük
sadece bir gün süren
This is a one day trip
Bu bir günlük bir gezi
uygulanabilir
Sahnedebaşarılı bir şekilde gerçekleştirilebilir olan
The team found a workable solution to the problem
Ekip sorun için uygulanabilir bir çözüm buldu
dikkatini çevirmek
Sahnedebir şeye odaklanmaya başlamak
Now let us turn to the next topic
Şimdi dikkatimizi bir sonraki konuya çevirelim
yardım istemek
birinden destek veya tavsiye istemek
You can always turn to your family
Her zaman ailenden yardım isteyebilirsin
sayfaya geçmek
kitapta belirli bir sayfaya ilerlemek
Students turn to page fifty
Öğrenciler ellinci sayfaya geçiyor
öngörmek
Sahnedebir şey gerçekleşmeden önce onu tahmin etmek
I didn't foresee this problem
Bu sorunu öngörmemiştim
onaylamak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu belirtmek
Please confirm your email address
Lütfen e-posta adresinizi onaylayın
kiliseye kabul etmek
birini resmi olarak kilise üyesi yapmak
The bishop confirmed the new members
Piskopos yeni üyeleri kiliseye kabul etti
el yazması
Sahnedeözellikle eski veya henüz yayınlanmamış elle yazılmış eser
The author sent the manuscript to the publisher
Yazar el yazmasını yayıncıya gönderdi
geçmiş
Sahnedezaten yaşanmış olan zaman
We should learn from the past
Geçmişten ders almalıyız
geçe
saatin tam vaktinden sonraki zaman
It is ten past five
Saat beşi on geçiyor
hamur işi
fırında pişmiş bir tür hamur işi veya tuzlu yemek
He bought a fresh past
Taze bir hamur işi satın aldı
sunmak
birine incelemesi veya onaylaması için vermek
Please pass this document to the manager
Lütfen bu belgeyi yöneticiye sunun
katılmamak
Sahnedebirinin fikrine karşı olmak
I disagree with you
Sana katılmıyorum
yaramamak
birinin kendini hasta veya kötü hissetmesine yol açmak
The hot weather seems to disagree with me
Sıcak hava bana yaramıyor
dokunmak
birinin midesini rahatsız etmek
Dairy products sometimes disagree with me
Süt ürünleri bazen bana dokunuyor
aynı fikirde olmamak
birisiyle aynı görüşe sahip olmamak
I disagree with your idea
Fikrine katılmıyorum
yönetmek
Sahnedebir şeyi yönetmekten sorumlu olmak
She directs the movie
Filmi yönetiyor
doğrudan
arada hiçbir şey olmadan
This is a direct flight
Bu doğrudan bir uçuş
açık sözlü
nazik olmaya çalışmadan tam olarak düşündüğünü söyleyen
She is very direct with her feedback
Geri bildirimlerinde çok açık sözlüdür
yöneltmek
bir şeyi belirli bir yöne çevirmek
He directed the light at the wall
O ışığı duvara yöneltti
fırsat
Sahnedeuygun bir zaman veya durum
This is a great opportunity
Bu harika bir fırsat
fırsat
bir şeyi yapabilme imkanı sağlayan iyi durum
This job is a great opportunity
Bu iş harika bir fırsat
durdurmak
Sahnedebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
birine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
uğramak
bir yere kısa süreliğine gitmek
I will stop by your house later
Daha sonra evine uğrayacağım
atmak
Sahnedeistenmeyen bir şeyi elden çıkarmak
Don't throw away these papers
Bu kağıtları atma
boşa harcamak
bir şeyi gereksiz yere elden çıkarmak
Don't throw away this chance
Bu fırsatı boşa harcama
atmak
bir şeyi bir yerden atarak uzaklaştırmak
I will throw away the trash
Çöpü atacağım
zehir
Sahnedehastalık veya ölüme neden olabilen madde
This plant contains a strong poison
Bu bitki güçlü bir zehir içerir
zehirleme
birine zehirli bir madde verme eylemi
Poisoning the water is a crime
Suyu zehirlemek bir suçtur
zehirlenme
zararlı maddelerin neden olduğu rahatsızlık
He suffered from food poisoning
Gıda zehirlenmesi yaşadı
zehirlenme
zehirli bir madde almaktan kaynaklanan hastalık
Food poisoning is very painful
Gıda zehirlenmesi çok acı vericidir
kanatlı
Sahnedekanadı olan veya kanatları bulunan
The winged insect flew away
Kanatlı böcek uçup gitti
hafif yaralamak
bir nesnenin veya merminin birine çarparak onu hafifçe yaralaması
The bullet winged his arm
Mermi kolunu hafifçe yaraladı
toplanmak
Sahnedebir grup halinde bir yere gelmek
We will gather here tonight
Bu gece burada toplanacağız
toparlamak
kontrol altına almak
She gathered her thoughts
Düşüncelerini topladı
anlamak
bilgiden sonuç çıkarmak
I gather that you are tired
Yorgun olduğunuzu anlıyorum
toplamak
insanları veya nesneleri bir araya getirmek
Please gather your things before we leave
Gitmeden önce lütfen eşyalarını topla
ders
Sahnedebir konuyu veya beceriyi öğreten ders
She watched a tutorial to learn Photoshop
Photoshop öğrenmek için bir ders izledi
en tepesi
Sahnedebir şeyin en yüksek yeri veya konumu
The cat is on top of the roof
Kedi çatının en tepesinde
ek olarak
bir şeye ek olarak
On top of the rain, it started to snow
Yağmura ek olarak kar yağmaya başladı
devrim
Sahnedebir hükümetin veya sosyal düzenin zorla devrilmesi
The revolution changed the government
Devrim hükümeti değiştirdi
söylenti
Sahnededoğru olmayabilecek bir hikaye
I heard a rumor about him
Onun hakkında bir söylenti duydum
söylenti
Sahnededoğruluğu kanıtlanmamış yayılan bilgi
I heard a rumor about the new project
Yeni proje hakkında bir söylenti duydum
gerçekten
Sahnedebir ifadeyi vurgulamak için kullanılır
It is very cold indeed
Gerçekten çok soğuk
değişken
Sahnededeğişme olasılığı olan veya kolayca değişebilen
The weather in London is very changeable
Londra'daki hava çok değişkendir
lütfen
Sahnedenazik bir ricada bulunmak için kullanılır
Please help me
Lütfen bana yardım et
memnun etmek
birini mutlu etmek
I want to please my parents
Ailemi memnun etmek istiyorum
istediğini yapmak
birinin kendi keyfine göre hareket etmesi
You can do as you please
İstediğini yapabilirsin
oy vermek
Sahnedebir seçimde veya toplantıda tercihini belirtmek
I will vote tomorrow
Yarın oy vereceğim
oy
Sahnedebir seçimde veya kararda belirtilen resmi tercih
He cast his vote for the candidate
Aday için oyunu kullandı
soylu
Sahnedesoylu bir aileden gelen
She was a highborn lady
O soylu bir hanımefendiydi
dâhilik
Sahnedeüstün zihinsel yetenek
Her musical genius is obvious
Onun müzikal dâhiliği ortada
dahi
olağanüstü zeka veya yeteneğe sahip kişi
Albert Einstein was a true genius
Albert Einstein gerçek bir dahiydi
sıradan
Sahnededikkat çekici veya özel olmayan
The hotel was quite unremarkable
Otel oldukça sıradandı
en iyi
Sahnedeçok iyi veya mükemmel olan
He is the greatest player
O en iyi oyuncudur
en büyük
boyut veya miktar olarak en fazla olan
This is the greatest mountain
Bu en büyük dağ
en yüksek
derece veya seviye olarak en üstte olan
She achieved the greatest success
O en yüksek başarıyı elde etti
yüksek sesli
Sahnedekolayca duyulan bir ses çıkaran
The music is too loud
Müzik çok yüksek sesli
yüksek sesli
çok ses çıkaran
The music is too loud
Müzik çok yüksek sesli
yüksek sesle
güçlü ve kolay duyulabilir bir şekilde
Please speak loud
Lütfen yüksek sesle konuş
gürültülü
çok ses çıkaran
The party was very loud
Parti çok gürültülüydü
sanayi
Sahnedesanayi veya fabrikalarla ilgili
This is an industrial zone
Burası bir sanayi bölgesidir
hayatta kalmak
Sahnedeyaşamaya devam etmek
His goal is to vive
Onun amacı hayatta kalmak
her zamanki
Sahnedenormal olan veya düzenli olarak gerçekleşen
I'll have my usual coffee
Her zamanki kahvemi alacağım
yaygın
çoğu zaman gerçekleşen durum
It is usual to see rain
Burada yağmur görmek yaygındır
normal
standart ve alışılmış olan
It was just a normal day
Sadece normal bir gündü
her zamanki
kişinin genellikle tercih ettiği şey
I will order my usual
Her zamankinden sipariş edeceğim
kodlamak
Sahnedebilgiyi farklı bir biçime dönüştürmek
Computers encode data as binary
Bilgisayarlar veriyi ikili sistem olarak kodlar
kızarmak
Sahnedeutançtan dolayı yüzün kızarması
He blushes when he is shy
Utandığında kızarır
allık
yanaklar için pembe veya kırmızı toz veya krem
She uses blush
Allık kullanıyor
allık
soluk pembe renk
Her dress is a lovely blush
Elbisesi hoş bir allık renginde
sessiz
Sahnedeses çıkarmayan
The room was completely silent
Oda tamamen sessizdi
aşırı
Sahnedeçok güçlü veya yoğun olan
He is a rabid supporter of the team
O, takımın aşırı bir destekçisidir
kuduz
kuduz hastalığına yakalanmış
The rabid dog attacked the man
Kuduz köpek adama saldırdı
büyük
Sahnedeboyut veya miktar olarak çok olan
She has a large family
Onun büyük bir ailesi var
büyük
boyut olarak geniş
I want a large coffee
Büyük bir kahve istiyorum
binlik
bin Amerikan dolarını ifade eden argo terim
He won five large in the game
Oyunda beş bin dolar kazandı
bozulmamış
Sahnedekırılmamış veya hasar görmemiş
The glass remained intact
Bardak sağlam kaldı
bilinmesi gereken
Sahnedeişini yapmak veya güvende kalmak için şart olan bilgi
This safety procedure is a need to know
Bu güvenlik prosedürü bilinmesi gereken bir bilgidir
bilinmesi gereken
bilinmesi zorunlu olan bilgi
This information is need to know
Bu bilgi bilinmesi gereken bir şey
kısıtlı erişim
sadece yetkili kişilerin erişebildiği özel bilgi
Access is on a need to know basis
Erişim sadece yetkili kişilerle sınırlıdır
bilmesi gerekenler
erişimin sadece yetkili kişilerle sınırlandırılması kuralı
Access is restricted to a need to know
Erişim sadece bilmesi gerekenler ile sınırlıdır
bilmesi gereken
sadece bilgiye erişim zorunluluğu olan kişilere verilmesi
Access is limited to a need to know basis
Erişim bilmesi gerekenler esasına göre sınırlandırılmıştır
bilmesi gereken
sadece yetkili kişilerin ulaşabileceği gizli bilgi
This information is need to know only
Bu bilgi sadece bilmesi gerekenler içindir
versiyon
Sahnedebir şeyin belirli bir biçimi
This is the new version of the book
Bu, kitabın yeni versiyonu
kağıt hilecisi
Sahnedekart oyunlarında hile yapan kişi
He is a known cardsharp who steals money
O para çalan tanınmış bir kağıt hilecisidir
teori
Sahnedebir durumu açıklamak için kurulan sistemli fikirler bütünü
The theory of relativity is complex
Görelilik teorisi karmaşıktır
varsayım
bir olayla ilgili öne sürülen fikir veya tahmin
I have a theory about why she left
Neden gittiğine dair bir varsayımım var
teori
bir şeyin nasıl çalıştığını açıklayan fikirler
This theory explains how the engine works
Bu teori motorun nasıl çalıştığını açıklıyor
kapıdan kapıya
Sahnedebir yolculuğun başlangıcından bitişine kadar
The taxi service is door to door
Taksi hizmeti kapıdan kapıya
kapı kapı
bir bölgedeki her evi tek tek dolaşma
The salesperson went door to door
Satış elemanı kapı kapı dolaştı
kapıdan kapıya
insanların evlerini tek tek ziyaret ederek satış yapma yöntemi
He does door-to-door sales
O kapıdan kapıya satış yapıyor
kapı kapı
mahalledeki evleri sırasıyla ziyaret etme
He is selling magazines door to door
O dergileri kapı kapı dolaşarak satıyor
kapı kapı
bir bölgedeki her eve tek tek gitmek
The salesman is selling products door-to-door
Satıcı kapı kapı dolaşıp ürün satıyor
işçi partisi
Sahnedeişçilerin haklarını savunan bir siyasi parti
She supports the Labour Party
O İşçi Partisini destekliyor
emek
bir işi yapmak için sarf edilen fiziksel veya zihinsel çaba
It took a lot of labour to build the house
Evi inşa etmek çok emek gerektirdi
doğum
bebeğin dünyaya gelme süreci
She went into labour this morning
Bu sabah doğumu başladı
gelmek
Sahnedebir yere ulaşma
The train is coming
Tren geliyor
gelecek
yakın zamanda olacak olan
The coming weeks will be busy
Gelecek haftalar yoğun geçecek
gelen
bir yerden bir yere doğru hareket eden
My friend is coming to my house
Arkadaşım evime geliyor
ortaya çıkmak
Sahnedebilinir hale gelmek veya açığa çıkmak
New evidence has come to light
Yeni kanıtlar ortaya çıktı
ortaya çıkmak
bilinmeyen veya gizli bir durumun herkes tarafından öğrenilmesi
The truth will eventually come to light
Gerçekler sonunda ortaya çıkacak
yaygın olarak
Sahnedegeniş bir alanda veya kapsamda
This book is widely read
Bu kitap yaygın olarak okunur
hayal etmek
Sahnedezihninde bir görüntü oluşturmak
Just imagine a world without war
Sadece savaşsız bir dünya hayal et
hayal etmek
Sahnedezihninde bir görüntü oluşturmak
Imagine you are on a beach
Sahilde olduğunu hayal et
hayal etmek
zihinde bir resim veya görüntü oluşturmak
Imagine a beautiful beach
Güzel bir plaj hayal et
bizzat
Sahnedebaşkası yerine doğrudan kendisi tarafından yapılan
She signed the document personally
Belgeyi bizzat imzaladı
şahsen
kişinin kendi bakış açısına göre
Personally I think it is a good idea
Şahsen bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
kazanan
Sahnedebir oyunu veya yarışmayı kazanan kişi
The winner gets a prize
Kazanan bir ödül alır
galip
bir yarışma veya rekabeti kazanan kişi
He was the winner
Galip oydu
kazanan
çok iyi veya başarılı olan kişi veya şey
This new idea is a real winner
Bu yeni fikir tam bir kazanan
saçmalık
Sahnedemantıksız veya gerçek olmayan sözler veya fikirler
Stop talking nonsense
Saçmalamayı bırak
en azından
Sahnedeen azı ile
At least three people came
En az üç kişi geldi
en az
miktar veya derece olarak en küçük
This is the least expensive room
Bu en az pahalı oda
en azından
olumsuz bir duruma rağmen olumlu bir şeyi vurgulamak için kullanılır
It was cold but at least we had a heater
Hava soğuktu ama en azından bir ısıtıcımız vardı
en ufak
en küçük derece veya miktarda
I am not in the least bit worried
En ufak bir endişe duymuyorum
yarış
Sahnedehız yarışması
He loves watching car racing
Araba yarışlarını izlemeyi sever
hızla gitmek
çok süratli hareket etmek
The car was racing down the street
Araba caddede hızla gidiyordu
indirim
Sahnedenormalden daha düşük fiyat
I got a discount on these shoes
Bu ayakkabılarda indirim aldım
göz ardı etmek
bir şeyi değersiz veya önemli olmayan bir şey olarak görmek
You cannot discount his opinion
Onun fikrini göz ardı edemezsin
duymak
Sahnedebirinin veya bir şeyin varlığından haberdar olmak
I have never heard of this artist
Bu sanatçıyı hiç duymadım
temkinli
Sahnederisk almayan veya büyük değişiklikler yapmayan
He is very conservative with his money
Parası konusunda çok temkinlidir
boyadı
Sahnedebir yüzeyi boya ile kaplamak
He painted the wall blue
Duvarı maviye boyadı
boyalı
boya ile kaplanmış
The wall is painted blue
Duvar maviye boyanmış
resmetti
boya kullanarak sanatsal bir resim yapmak
She painted a beautiful landscape
Güzel bir manzara resmetti
istatistikçi
Sahnedeistatistik bilimi ile uğraşan veya bu alanda çalışan kişi
The statistician analyzed the survey data
İstatistikçi anket verilerini analiz etti